Ahmet Altan ve Yasemin Çongar Balyoz belgelerinin gerçekliğine nasıl kani oldu?

Şimdi biraz geriye gidelim. Balyoz darbe belgelerini ilk yayımlayan ve sansasyonel şekilde  günlerce manşetten düşürmeyen Taraf gazetesinin — “Fatih camiini bombalayacaklardı!” “Ordu kendi uçağını düşürecekti!” — bu belgeleri nasıl doğruladığını gözden geçirelim.

Bilindiği gibi, Balyoz CD’leri Mehmet Baransu’ya kimliği belirsiz bir şahıs tarafından verildi. Geçmişiyle ilgili söylediklerinin yalan olabileceğini Baransu’nun dahi kabul ettiği bu şahıs, “buyrun size 1. Ordu’dan elde ettiğim ve şimdiye kadar yastık altında sakladığım, savcılara vermek yerine Taraf gazetesine hediye edeceğim 2003 yapımı orijinal mi orijinal darbe planları” diyerek bu CD’leri teslim etti.

CD’lerin ikisinden (sonrasında 11 ve 17 nolu CD’ler olarak meşhur olacak CD’lerden) çıkan planlar gerçekten korkunçtu.  Ama gerçek miydi?  Yılların deneyimli gazetecileri Ahmet Altan ve Yasemin Çongar’ın bu planları gerçekliğinden emin olmadan yayımlamaları düşünülemezdi tabi.

Ahmet Altan’ın kani olması anlaşılan çok zor olmadı. Diyor ki Altan,

“Bana yazıişlerindeki arkadaşlarımız CD’lerin üstündeki bilgileri gösterdiler, orada, o belgeleri kimin, ne zaman, nerede yazdığı açıkça görülüyor….  O CD’lerin üstündeki kayıtlar bütün belgelerin Birinci Ordu’da hazırlandığını kanıtlıyor”

Bu kadar basit. CD’nin üstünde “Or.K.na” yazıyorsa, dönemin 1. Ordu Komutanı için hazırlandığı, ona arz edildiği tüm çıplaklığıyla ortada.  CD’lerin içindeki kullanıcı isimleri 1. Ordu subaylarına işaret ediyorsa, keza.  Başka soru sormaya ne gerek var?

Yasemin Çongar ise besbelli bu konularda daha maharetli. Çongar, CD’lerin üstündeki yazıları ve içindeki kayıtları görmekle kalmıyor, bu planlarda askerlerin dijital parmak izlerini dahi teşhis edebiliyordu:

“Zira elimizdeki belgelerin “gerçeği” yansıttığından emin olmamız için yeterince bulguya ve bilgiye sahiptik.

İstanbul’daki camilerin bombalanmasından bir Türk jetinin düşürülmesine kadar, amacı AKP hükümetini devirecek ortamı yaratmak olan bir dizi suç ve şer planının üzerinde askeriyenin parmak izleri vardı.

Dijital parmak izleriydi bunlar.

Bu izler sayesinde, darbe harekâtının, cami bombalama emrinin, uçak düşürme senaryosunun, hatta darbeden sonra kurulacak hükümetin programının, hangi subaylar tarafından yazıldığını, hangi subaylar tarafından kaydedildiğini elektronik olarak teyit etmiştik.”

Çongar ve Altan’ın bu aşamada belgelerdeki ad ve tarihlerin kötü niyetli kişiler tarafından yerleştirilmesinin mümkün olup, olmadığı, bu işlemi yapmanın ne kadar kolay olduğu konusunda bilgisayardan azıcık anlayan birine danışıp, danışmadıklarını bilmiyoruz.  Ama ağır suçlamalar yönelttikleri subaylardan yayını yapmadan görüş alma ihtiyaci duymadıklarını biliyoruz. Besbelli onlar için artık hiç şüphe kalmamıştı.  Günlerce gazetede darbe planları manşet yapılmalıydı.

Taraf belgeleri yayımladıktan ve Balyoz soruşturması açıldıktan aylar sonra bir Ingiliz gazeteci Çongar’a şu soruyu soruyor: “Peki, bu belgelerin kimisinin sahte olabileceğini hiç düşünmediniz mi?”  Çongar’ın cevabı:

“Evet, elbette bu beni düşündürdü.  Yazdığım her konuda düşünürüm.  Ama ben adli bilişimci değilim.  Emniyet görevlisi değilim. Ben gazeteciyim ve şüphe getirmeyecek şekilde –bir derece şüphenin ötesinde – emin olmam gerekir ki bana verilenler spesifiktir ve başka olgularla desteklenmektedir.  Başbakanın Balyoz’un ortaya çıkmasından sonra söyledikleri, eski Genel Kurmay Başkanlarının söyledikleri, hatta bu darbe planında rol alan kimilerinin söyledikleri bu belgeleri ve durumları bir şekilde doğruladı.”

İlginçtir ki, Çongar’in burada söyledikleri doğru olsa bile – ki değil, zira ne Hilmi Özkok ne de sanıklardan tek bir tanesi Balyoz planını doğruladı – belgeleri yayımlamasını haklı çıkarmak için kullandığı argümanların hiçbiri o kararın alındığı tarihte bilebileceği şeyler değil.

Aynı soru yakın zamanda New Yorker dergisi tarafından Çongar’a tekrar soruluyor. Çongar bu sefer değişik bir cevap veriyor.  Çongar’a göre “Bu belgeler gerçek dışı olamayacak kadar detaylı” idi (“too detailed not to be real”).  New Yorker’ın muhabirinin bu cevap karşısında ne dediğini bilmiyoruz.

Altan, Çongar ve Baransu, gerçekliğine kuşkuyla yaklaşmaları gereken belgeleri günlerce çarşaf çarşaf – üstelik suçladıkları kişilerin görüşlerini aktarmadan – yayımlamakla kalmıyor.  Darbe planları kendilerine dahi yeteri kadar inandırıcı gelmemiş olmalı ki, gazetede defalarca bu belgelerin altında Çetin Doğan’ın, İbrahim Fırtına’nın imzaları olduğunu yazıyorlar.  Okuyucularına hep “altında Çetin Doğan’ın imzası olan Balyoz Planı” şeklinde sunuyorlar.

O ilk günlerde bu belgeler bir tek Taraf gazetesinde var. Dolayısıyla, Çetin Doğan ve diğer suçlananlar haricinde kimsenin “bu doğru değil, bunlar imzasız, dijital belgeler” diyecek hali yoktu.  Inanılmaz ama gerçek: bu gazeteciler sahte planları olduğu gibi yayımlamakla kalmadılar, belgelere gerçeklik katmak için içeriğini de yanlış aktardılar. Bir defa değil, iki defa değil, defalarca.

Balyoz belgelerinin yayımlanmasından kısa bir süre sonra Milliyet gazetesinden Devrim Sevimay Dani’ye bir söyleşi önerdi.  Ayrıca Dani ile Mehmet Baransu’ya şöyle bir teklifte bulundu: “Üç soru siz soracaksınız, üç soru Mehmet Baransu. Yanıtlarıyla beraber söyleşinin içinde bir kutu olacak.”

Dani bunu kabul etti, ardından Mehmet Baransu da kabul ettiğini Sevimay’a bildirdi.  Dani sorularını hazırladı ve Sevimay’a yolladı.  Ancak Baransu’nun soruları gecikti de gecikti.  Baransu, önce seyahatte olduğundan sorularını yetiştiremediğini söyledi.  Bir süre daha bekledik.

En sonunda Baransu, gazeteden Yasemin Çongar ve Ahmet Altan ile görüştüğünü, bu işi uzun uzun konuştuklarını, ve söyleşiye soru yollayarak katılmaktan vazgeçtiğini bildirdi.  Dolayısıyla, bizim sorduğumuz sorulara da cevap vermeyi istemedikleri ortaya çıkmış oldu.

Bu kadarı da ilginç, ama belki hikayenin en inanılmaz kısmı Altan-Baransu-Çongar üçlüsünün sorularımıza cevap vermemek için zamaninda verdikleri gerekçe.  Bu gerekçe aynen şöyle:

“Davanın bir tarafı olmak istemiyoruz.”

Pardon?

Türkiye’de yaygın bir kanıya göre medyada yalan yayın yapanların yargılanması ve adli mekanizmalarla cezalandırılması gerekiyor.  Biz olaya daha özgürlükçü bir açıdan bakıyoruz.  Ender durumlar dışında gazeteciler için suç duyurusunda bulunmanın doğru olmadığını, bu yöntemin uzun vadede basın özgürlüğüne zarar vereceğini düşünüyoruz.  Ahmet Altan ve Yasemin Çongar gibi gazeteciler için en büyük cezanın okuyucuları ve toplum nezdinde saygınlıklarını yitirmeleri olduğuna inanıyoruz.

Abone Ol

Subscribe to our RSS feed and social profiles to receive updates.

5 Yorum “Ahmet Altan ve Yasemin Çongar Balyoz belgelerinin gerçekliğine nasıl kani oldu?”

  1. Solmaz Türk Says:

    Çongar,Altan,Baransu,nasıl özel yetkili mahkemeler varsa onlarda aynı öyle, gazeteci değiller özel yetkililer daha doğrusu özel görevliler.Bunlara gazeteci denmesi gerçek gazetecilere hakaret olur.

    Cevapla

  2. fenerant Says:

    Pınar ve Dani; “Ender durumlar dışında gazeteciler için suç duyurusunda bulunmanın doğru olmadığını, bu yöntemin uzun vadede basın özgürlüğüne zarar vereceğini düşünüyoruz. ” diye yazmışsınız.
    Bu kişiler gazeteci ise katılırım.
    Ama yalan yanlışlar ile suçsuz insanları karalamak ve kamuoyu oluşturmaya çalışmak ise bu tetikçiler için lütfen gereğini yapın.

    Cevapla

  3. Solmaz Türk Says:

    Savcılar Baransu’yu ifadeye çağırıp sahte belgeleri kimden aldığını sormalıdır.Bu resmen TSK ya kurulan bir tuzaktır.Türk subaylarına atılan bu iftiraların ,bu alçaklığınbir karşılığı olmalıdır.

    Cevapla

  4. İsmo Says:

    Çok merak ediyorum Çongar,Altan, Baransu veya başka gazeteciler gerçekten bu Balyoz CD’lerine %100 inanıyormu? Eğer inanıyorlarsa ortada çok vahim bir durum var demektir, sadece gazetecilik açısından değil insanlık açısından da vahim bir durum bu. Eğer en ufak bit şüpheleri var ise durum vahimin de vahimi demektir.

    Cevapla

  5. trekking Says:

    Fiili müdahale ile ele geçirilemeyen bir kitleyi ya da devleti propaganda, casusluk, sabotaj ya da terör yoluyla manevi etkiye maruz bırakmak suretiyle kendi müdahalenize uygun hale getirmek ya da fiili savaş esnasında savaşı daha kolay kazanmak için yapılan her türlü manevi yıkıcı çalışma ya 5.kol faaliyetleri denir.

    Bu kelime ilk kez General Franco tarafından 1936-1939 İspanya İç Savaşı sırasında söylenmiştir. Generalin orduları Madrid’e dört koldan saldırdıkları sırada beşinci kol görevindeki Madrid içerisinde bulunan Generalin istihbarat yetkilileri şehirde bir ayaklanma çıkarmış ve Madrid’in düşmesine yardımcı olmuşlardır.

    Beşinci kol çalışmalarını en mükemmel şekilde kullanan ilk devlet Nazi Almanya’sıdır. Bu devlet Gestapo aracılığıyla bir çok devletin içine sızmış ve halkı kendi görüşlerine göre yönlendirmiştir. Bu sebepten dolayı Nazi Almanyası II. Dünya Savaşı sırasında Polonya,Norveç,Hollanda,Danimarka,Avusturya gibi devletleri istila ederken bu çalışmayı temel koşul olarak görmüştür.

    Beşinci kol insan psikolojisini ve sosyolojiyi çok iyi bilir. Beşinci kol mukavemeti yüksek bir toplumda çalışamayacağını bildiği için öncelikle bu kesime saldırır.

    Medya, beşinci kol için çok iyi bir araçtır. Bunu bilen beşinci kol medyayı kullanarak ülkeye genel ahlakı bozucu ve kültür seviyesini düşüren filmler sokar. Ulusal medyayı kullanarak yine aynı amaca yönelik programları televizyonlarda yayınlatır. Hatta izlenirliği artırmak için halk içinde itibar görmüş sanatçıları bu işe alet eder.

    Beşinci kol faaliyetlerinden en tehlikeli olanı, radikal güçleri organize ederek bunların ülkelerin laik ve demokratik düzenlerini yıkıcı yönde çalışmalarını sağlamak, ortaçağ dogmalarıyla genç insanların beyinlerini yıkayarak onları özgür düşünme yeteneğinden uzaklaştırıp kirli amaçları doğrultusunda ve terörist faaliyetlerde köle gibi kullanarak emperyalist işbirlikçilerine hizmet etmektir.

    HAKAN ER- Stratejist Tarihten Notlar blog unda 2010 yılında yazmış.

    Yaşadıklarımıza bakınca nasıl da oturuyor herşey yerli yerine. Şaşılacak derece de hemde.

    Ben de Sevgili Olasılıksız’ın bir önceki başlıkta belirttiği gibi kişiler üzerinden gitmeyi sevmem.Olaylara bakmayı tercih ederim.

    Wikileaks belgelerinde, 1.Ergenekon iddianamesi daha açıklanmadan 8 gün önce bir kripto gönderiliyor Washington’a. Adalet Bakanı Sadullah Ergin,”İddianame,bunun bir suç örgütü olduğunu HALK’a gösterecek” diyor. Yaklaşık 2.500 sayfa olacağını da söylüyor Ergin(7 temmuz 2008 tarihli kripto)( 15 Temmuz 2008 de açıklanıyor iddianame, 2.455!!! sayfa)

    Ben de bu davalar ortaya çıktığından beri aynı şeyi düşünüyorum.Sadece Balyoz da değil.Ergenekon, Askeri Casusluk,Şantaj ve Fuhuş, Poyrazköy,KCK,Komutanlara suikast,Islak imza ve hatta ve hatta Şike davası. Bu davalar,iddianameler Mahkemelere hitaben yazılmıyor.HALK’a hitaben yazılıyor.Halk da “Algı” yaratmak için yazılıyor. Bu davalarda gelinen noktalar bu gerçeği,hiç bir şüpheye yer bırakmayacak şekilde ortaya çıkarmıştır.

    Gazeteci de, Savcılar da işleri gereği şüpheci olacaklardır.Önlerine konan, Bavul içerisinde ya da her ne içinde getirilirse getirilsin her kağıt parçasına,bilgisayar diskine,CD’sine,bilgisayar çıktısına Allah’tan indirilmiş ayet muamalesi yapmadan araştıracaklardır. Süzeceklerdir.

    Ortada bir Suç var ise, bu suç’a suçlu yaratmaya çalışmadan gerçeklerin ve sadece gerçeklerin ortaya çıkarılması için hem adalete hem de Halk’a yardımcı olmaları gerekir. Ama 5.kol faaliyetinde bulunanlar için ise iş değişir.

    Yasemin Çongar bugünlerin geleceğini bildiği için “Bu belgeler gerçek dışı olamayacak kadar detaylı” idi (“too detailed not to be real”) diyor.Kendini kurtarmak için.Kendisini elbette kurtamayacak ama savunmasını bu temele oturtacak belli.

    “Evet, elbette bu beni düşündürdü. Yazdığım her konuda düşünürüm. Ama ben adli bilişimci değilim. Emniyet görevlisi değilim. Ben gazeteciyim ve şüphe getirmeyecek şekilde –bir derece şüphenin ötesinde – emin olmam gerekir ki bana verilenler spesifiktir ve başka olgularla desteklenmektedir.”

    “Davanın bir tarafı olmak istemiyoruz” diyorsanız neden en başta bu belgeleri Savcılığa göndermediniz.Baransu, yayınlandıktan sonra Savcılık isteyince, istemeye istemeye bavul içerisinde götürdüğünü söylüyor belgeleri. Hulki Cevizoğlu’nun programında.

    Cevapla

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: