Balyoz CD’sinin dijital olarak da sahteliği kanıtlandı

Uzunca süre Balyoz belgelerinin kayıtlı olduğu 11 ve 17 numaralı CDlerin imajlarını savunmaya vermeyi (defalarca) reddeden “Mahkeme,” nihayet Kasım ayında imajları savunmaya vermişti.

Bu imajlar uzerinde Amerika’da Adli Bilişim uzmanlarının yaptığı teknik inceleme bugün tamamlandı. Rapor, Balyoz CD’lerinin sahte olduğunu kesin bir şekilde saptadı.

Raporun sonuç kısımı şöyle:

“Arsenal 11 ve 17 numaralı CD’lerde bulunan en az 76 dokümanın tarih ve zamanlarında sahtecilik yapıldığı sonucuna varmıştır. Arsenal, aynı zamanda, 11 ve 17 numaralı CD’lerin oluşturma tarih ve zamanlarında sahtecilik olduğu sonucuna da varmıştır. Son kayıtlarının yapılmasının akabinde 2003’de CD’ye kaydedilmiş gibi görünen dokümanların, Office 2007’den önce mevcut olmayan XML şemalarına ve Calibri yazı karakterlerine referanslar taşıması mümkün değildir. 11 ve 17 numaralı CDlerin oluşturulma tarihi, en erken 2006 ortası olabilir. Arsenal, şu ana kadar saptadığı delillerde yapılan oynamalar nedeniyle, 11  ve 17 numaralı CD’lerki tüm dokümanların orijinalliği hakkında ciddi bir endişe taşımaktadır.”

Raporun tamamına buradan ulaşabilirsiniz (Raporun ekleri: Exhibit A, Exhibit B, Exhibit C, Exhibit D, Exhibit E, Exhibit F, Exhibit G, Exhibit H, Exhibit I, Exhibit J, Exhibit K, Exhibit LExhibit M, Exhibit N, Exhibit O, Exhibit P, Exhibit Q, Exhibit R, Exhibit S, Exhibit T, Exhibit U, Exhibit V).

Hatırlatalım; sahte belge çetesi sahte Balyoz belgeleri ile 1nci Orduya ait orijinal belgeleri harmanlayarak 11 numaralı CD’nin içine kaydetmişti.

Bu raporda son kayıtlarının en erken 2006’da yapıldığı tespit edilen dokümanların tamamı Balyoz planları ile ilgili: BALYOZ HAREKAT PLANI.doc, MİLLİ MUTABAKAT HÜKÜMETİ PROGRAMI.doc, ÇARŞAF EYLEM PLANI HAREKAT EMRİ.doc , SAKAL EYLEM PLANI HAREKAT EMRİ.doc (cami bombalama planları)…

Baransu’nun bavulundan çıkan ve tüm Balyoz belgelerini içeren 11 ve 17 nolu CD’nin gerçekte 2003’de oluşturulmuş olamayacağını belgelerin içeriğinden dolayı biliyorduk.  Tek oturumda oluşturulmuş (oluşuturulduktan sonra içine ekleme-çıkarma yapılmayan) 11 nolu CD’nin içinden 2009’a kadar uzanan bilgiler çıkmıştı. Oysa hem belgelerin hem de CD’nin üstverisi son kayıt tarihi olarak 2003’u gösteriyordu.

Ayrıca, biri Amerika’dan diğer Türkiye’den iki uzman, bu CD’nin üzerindeki “Or.K.na” yazısının ve de 17 nolu CDnin üzerindeki “K.Özel” yazısının Baransu’nun bavulundan çıkan ve Süha Tanyeri’ne ait olan not defterinden yazı karakterilerinin seçilerek makina ile yazıldığını saptamıştı.

Yani, Balyoz davasına adını vere Balyoz Güvenlik Harekat Planı isimli Word dokümanını da barındıran bu CD’nin hem içinin hem dışının sahte olduğu zaten kanıtlanmıştı. Bu son rapor, dokümanların içeriğinden bağımsız olarak, sadece adli bilişim teknikleriyle Balyoz belgelerinin sahte olduğunu teyit ediyor.

“Mahkeme” bu delillerle 366 sanığın yargılandığı Balyoz davasında 250’sini cezaevinde tutmaya devam ediyor.

Abone Ol

Subscribe to our RSS feed and social profiles to receive updates.

79 Yorum “Balyoz CD’sinin dijital olarak da sahteliği kanıtlandı”

  1. Orçun ÖZELKÖK (@cuytherock) Says:

    Adalete hizmet etmeyen bir “mahkeme”…

    Cevapla

    • İsmo Says:

      Adalete değil ama başka şeylere hizmet, hatta biat eden bir mahkeme desek daha doğru olur gibime geliyor.

      Cevapla

      • İsmo Says:

        Hatta “mahkeme” bile demesek “intikam” desek daha doğru olur gibime geliyor.

        Cevapla

  2. Olasılıksız Says:

    Bu rapor için hani şu dizide meşhur olan laf söylenebilir ancak;

    – Oww, çok sert! Hatta, Ivana Sert.

    Burada yazanların aksini iddia edebilecek başka bir bilirkişi bulunabileceğini sanmıyorum. Ancak üzüldüğüm bir husus var: Tubitak gibi saygın bir kurum bir bilirkişi raporu nedeniyle ancak bu kadar şamar oğlanına dönebilirdi. Hazırladıkları raporun her satırı başkasının elinde kaldı.

    Cevapla

    • İsmo Says:

      “Tübitak gibi saygın bir kurum” !!!! Kusura bakma ama patagonyadaki bilimsel bir kurum bile Tübitak’tan daha saygındır. Sadece bu olayla ilgili söylemiyorum, kurumun başında bulunan veya herhangi bir bölümün başında bulunan kişi televizyonlara çıkıp “Evren büyük patlama ile Allah tarafından yaratılmıştır.” cümlesini kurarsa (Saba Tümer’in programında) kusura bakmayın ama bu kurumun adı bilimsel değil olsa olsa dinsel yani “TÜDİTAK” olur. Doğal olarak hazırlanan raporlar da bilimsel değil dinsel (yani imamın dediğine göre) çıkar.

      Cevapla

      • Olasılıksız Says:

        🙂
        Haklısınız ama ben kişilerden değil, kurumlardan bahsediyorum.
        Çocukluğum BilimveTeknik dergisiyle geçti. Kişiler gelip geçicidir. Yarın onlar gider, başkaları gelir.

        Bu arada, Evrim Teorisi vs. konusunda kırdıkları potların da bu kişilerin bilimsellikle yakından uzaktan ilgisi olmadığını, hatta bilim adamı sıfatını taşımayı da hak etmediklerini ortaya koyuyor.

        Yine de, kurumsal olarak Tubitak’ın gün gelip hak ettiği konuma yeniden kavuşacağına inanıyorum. 🙂

        Cevapla

        • İsmo Says:

          Aynen katılıyorum, Bilim ve Teknik dergisi 80’lerde, evrene, evrim teorisine, teknolojiye, fiziğe meraklı kişiler için gerçekten o dönem için çok önemli yazılar, anlatımlar, görseller çıktı. Ve yine o dönemde TÜBİTAK o döneme ve imkanlara göre çok önemli araştırmalar yürüttü (atomun parçalanması, hatta küçük bir nükleer enerji santralı gibi, yer ve fizik kanunları gibi).

          Ama bakıyorum bugün ünvanının başında Prof. veya Doç. yahut Dr. olan kurumun elemanı bir CD hakkında, ünvanının başında Prof. veya Doç. yahut Dr. olmayan sıradan bir bilgisayar kullanıcısının dahi vereceği görüşün TÜBİTAK tarafından verilen rapordan daha iyi olabileceğini gördükten sonra benim için TÜBİTAK’ın bilimselliği bitti.

          Yalnış da anlaşılmasın bunu yazarken askerleri çok sevdiğimden değil, askerin mutlaka siyasetten çıkması gerekir ama her kurumun içinde yalnışlar vardır ama benim gördüğüm devlet ve sivil kurumlar arasında kuralların işletildiği ve prosedürlere bağlandığı düzgünce denetlendiği tek kurumun ORDU olduğudur.

          Cevapla

  3. trssby Says:

    fmeraklı,

    Bir akademisyen olarak size ve ayrıca bütün bilenlere soruyorum.

    Mahkeme, Balyoz belgelerinin kayıtlı olduğu 11 ve 17 numaralı CDlerin imajlarını savunmaya dava açıldıktan yaklaşık 2 yıl sonra vererek, savunma tarafının savunma yapmalarını engellemiş, adaletin gecikmesine neden olduğundan suç işlemiş olmuyor mu? Imajların savunma tarafına bu kadar geç verilmesinin gerekçesini açıklamak durumundadır. Eğer böyle bir gerekçe açıklayamazlar ise tarafsız olması gereken yargıçlar savcı tarafı olmuş olmuyorlar mı? Adalet derin bir yara almış olmuyor mu?

    Yargıçlar, sahte olan delilerin ispatlanmasından sonra, sanıkların tutuksuz yargılanmalarını sağlamaları gerekmez mi? En azından yapmış oldukları büyük maddi hatadan dönmüş ve bir nebze adaleti yerine getirmiş olmazlar mı?

    Sanıkların tutuklu olarak yargılanmalarına devam kararı verdiklerinde suç işlemeye devam etmiş olmazlar mı?

    Cevapla

    • fmerakli Says:

      Sevgili trssby,

      Is yogunlugumdan dolayi ancak cevap yazabiliyorum, aklim erdigince sorulariniza cevap vermeye calisacagim.

      Saniklarin ve sanik avukatlarinin mahkeme heyetinin adaletin gecikmesine neden olduklari yonunde bir inanclari var ise redd-i hakim talebinde bulunmak, mahkeme uyeleri hakkinda suc duyurusunda bulunmak, ya da AIHM’den hak talebinde bulunmak gibi secenekleri var. Aylar once Orhan Kemal Cengiz ile blog sahipleri arasinda davadaki benzer usulden dogan hak ihlalleri baglaminda AIHM’ye basvuru konusunda bir tartisma yasanmisti. Ben bloga eskisi kadar yorum yollamasam da davaya olan ilgim azalmis degil ve bildigim kadari ile Cetin Dogan’in bu yonde AIHM’ye bir basvurusu yok.

      BU arada yargiclarin sahte olan delillerin ispatlanmasindan sonra saniklarin tutuksuz yargilanmalarini saglamalari gerekmez mi diye sormussunuz. Teknik olarak Amerika’daki adli bilisim uzmanlarinin hazirladiklari raporun mahkeme acisindan herhangi bir hukmu yok. Saniklar ya da sanik yakinlari tarafindan bir bedel karsiliginda hazirlanmis bir rapordur, mahkemeye bu rapordaki bulgular cercevesinde bir bilirkisi tayin etmesi talebinde bulunulacaktir ve dogal olarak ben mahkemenin bu talebe olumlu karsilik vermesini isterim.

      Tutuksuz yargilanma meselesine geri donersek, ben bu rapordan ve bu davadan bagimsiz olarak ulkemizdeki tutukluluk uygulamalarini elestiriyorum zaten. Bu dava ozelinde ise saniklarin tutuksuz yargilanmasi gerektigini soyluyorum, muvazzaf subaylarin tamami ya da bazilarinin konumlari geregi delillere etki etmelerine yonelik bir endise var ise bu da dava suresince aciga alinmalari ile asilabilir. Amma velakin mahkemenin tutuklu yargiamaya devam etmeleri halinde suc islemis olacagini soylemek de mumkun degil. Biz ne kadar elestirirsek elestirelim belli suc isnatlarinda mahkemelerimiz tutukluluk kararlarini cabuk ve kararli bir sekilde veriyor, vermeye devam ediyorlar. Ama ote yandan bilfiil darbe yapmis 12 Eylul davasi sanilari tutuksuz yargilanirken, darbe tesebbusu ile suclananlarin tutuklu yargilanmalari basli baslina bir adaletsizlik yaratiyor diye dusunuyorum…

      Cevapla

      • Olasılıksız Says:

        Sayın fmeraklı,

        Davaya ilginiz belirttiğiniz kadar fala kalmamış herhalde…

        Bildiğim kadarıyla defalarca reddi hakim talebinde bulunuldu. AİHM’ye başvuran çok sayıda sanık var ve mahkeme tüm bilirkişi taleplerini “dosyaya katkı sağlamayacağı” gerekçesiyle reddetti.

        Teknik olarak ister ABD’deki, ister başka bir ülkedeki bilirkişi raporunu savunma dosyaya beyan edebilir. Mahkeme bu raporları görmezden gelemez. Eğer para verildiği şüphesi duyuyorsa bu raporların kendi belirlediği bilirkişilerce muteberliğinin tespitini isteyebilir. Kaldı ki, şu son rapor böyle bir incelemeye dahi yer bırakmıyor… çünkü çok somut! Tereddüte yer bırakmıyor.

        Ha! Bu arada duymamış olabilirsiniz… Mahkeme savcıdan karar hakkında mütalaasını da istedi. 🙂 Yani başka bilirkişi, tanık, delil vs falan bulma gibi bir derdi yok. Savunmaları tamamlayıp karara çıkacak.

        Çoğu kişinin aksine ben bunda bir hayır olabilir diye düşünüyorum. Herhalde mahkeme de bu işin bir komediye döndüğüne ikna oldu da bir an önce sonuçlandırmaya çalışıyor diye umut ediyorum.

        Cevapla

        • fmerakli Says:

          Olasiliksiz,

          Ben bir onceki yorumumda mahkeme bu raporlari gormezden gelebilir ya gelmelidir demedim ki zaten, aksine soyle dedim:

          ” mahkemeye bu rapordaki bulgular cercevesinde bir bilirkisi tayin etmesi talebinde bulunulacaktir ve dogal olarak ben mahkemenin bu talebe olumlu karsilik vermesini isterim.”

          Eger bu talebe olumlu yanit vermezse bu da dunyanin sonu degil. Savunma hakkinin kisitlanmasi ve delillerin saglikli degerlendirilmemesi baglaminda gerek Yargitay’da gerekse AIHM’de bu konu gundeme gelir.

          Cevapla

          • ccgursel Says:

            Fmerakli iyi diyosun da, insanlar 18 aydir tutuklu. Dosya Yargitay’a gittiginde muhtemelen 36 aydir, AIHM’e gittiginde muhtemelen 72 aydir tutuklu olacaklar. Yani 6 sene. Umarim kimse senin hayatindan 6 sene calmaz. Umarim oyle bir sey basina gelmez de bu insanlarin neye feryat ettiklerini anlamak durumunda kalmazsin.

            Oyle objektif yorum yapiyorum ayagina yapilan haksizliklarin ustunu ortemezsiniz.

            Cevapla

            • martin Says:

              fmerakli ve surekasi ne diyecegini sasirmis, belki kendilerinin de bir uyesi oldugu yetmez ama evetciler yuzunden ic hukuk yollari tukenmeden ileri demokrasinin bir geregi olarak aihm ye gidilemeyecegini bilmiyor mu? orhan kemal cengiz bilmiyor mu? bal gibi biliyor da isine gelmiyor. maksat uzum yemek degil. ve bu yol acilmasin diye mahkemenin bu yondeki talepleri sumen alti ettigini de mi bilmiyorlar. ya bilmiyorlar ya da , ya da diyip de agzimi bozmayayim ben…

              Cevapla

              • fmerakli Says:

                Bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olmak diye buna deniyor iste.

                Uc Balyoz davasi sanigi (Cem Gurdeniz, Cem Aziz Cakmak ve Ali Semih Cetin) Mart 2011 tarihinde, yani tam bir yil once AIHM’ye basvuruda bulundular ve basvurulari isleme konuldu desem ne dersiniz. Google’da Balyoz ve AIHM anahtar kelimeleri ile bir arama yapin bakalim, neler goreceksiniz. Basvurunun akibeti hakkinda basina takip ettigim kadari ile bir sey yansimadi, bu blogta da bir ses cikmadi. Hala degerlendiriliyor olsa gerek…

                Ya da Ergenekon sanigi Tuncay Ozkan… Kendisi AIHM’ye basvurmakla kalmadi, basvurusu sonuclandirildi bile. Ne zaman oldu bu, daha dava devam ederken. Biraz AIHM nasil isliyor, basvurular nasil, ne kosullarda yapiliyor okuyun, ondan sonra bir lafiniz varsa iskembe-i kubraya degil bilgiye dayali olarak soylersiniz…

                Cevapla

                • Kurmanbek Allahverdiyev Says:

                  Burda tam olarak hakli degilsiniz merakli. Yapilan bir basvuru oldugu dogru da basvurunun icerigi nedir acaba, bunu da arastirdiniz mi? Saniklarin dava sonuclanmadan davanin icerigine yonelik basvuru haklari yok benim bildigim kadariyla. Bu ancak ic hukuk yollari tükenince olabiliyor. Diger taraftan davanin usulüne yönelik basvuru haklari var ve onu kullandilar bildigim kadariyla.

                  Yani söyle de diyebiliriz. Basvuruyu “kardesim biz böyle bir suc islemedik, mahkeme yanlis yapmaktadir” seklinde degil “kardesim bizim tutuklulugumuz yanlistir” seklinde yaptilar. En azindan Tuncay Özkan’in basvurusu bu. AIHM’nin ona verdigi yanit ise sudur:”Sizin üzerinize atili suc hukumet devirmek, darbe yapmak, vs. gibi acayip ciddi suclamalardir. Bu suclamalarin ciddiyetine bakarak tutuklu yargilama yapilmasi dogrudur” demistir. Yani mahkeme “Sizin sucunuz sabittir, deliller bunu göstermektedir, o yüzden icerde olmaniz normal” DEMEMISTIR. MAHKEME DELILLERIN DURUMUNU, VS. INCELEMEMISTIR. Bu iki durum arasinda önemli fark var.

                  Orhan Kemal Cengiz bir hukukcu olmasina ragmen bu noktayi kasten atliyor. Klasik manipülasyon pesinde.

                  Burda yorumcu arkadaslardan bilgisi olan varsa benim bu yazdiklarimin dogrulunu tekrar kontrol edebilir belki..

                  Cevapla

                • Martin Luther King Says:

                  Bilgi sahibi olmadan nakaratı ironik olmuş. Beni dahil edip kendinizi dahil etmemeniz beklenen hareket zaten.

                  “Saniklarin ve sanik avukatlarinin mahkeme heyetinin adaletin gecikmesine neden olduklari yonunde bir inanclari var ise redd-i hakim talebinde bulunmak, mahkeme uyeleri hakkinda suc duyurusunda bulunmak, ya da AIHM’den hak talebinde bulunmak gibi secenekleri var.”

                  diyen sizsiniz.

                  Daha önce AİHM’ye başvurulduğunu bahsettiğiniz şekilde çok kolayca tespit edebileceğiniz halde bunu bilerek/bilmeyerek “madem haklılar niye başvurmuyorlar peki?” diye dile getiren de sizsiniz.
                  Bu nedenle bilgi sahibi olmadan AİHM konusunda fikir bildiren de sizsiniz.

                  Evet anlaşılan iç hukuk yolları tükenmeden de başvuru yapılıyor ama bu elinizi zayıflatıyor. İç hukuk yolları tam tükenmeden başvurmak AİHM için de süreci uzatıcı bir durum ve bu davayla ilgili yapılan başvurulardan da anlaşılıyor.

                  Zaten amaç AİHM sürecini objektif olarak sorgulamak olsa AİHM’nin iş yükü ağırlığı nedeniyle davaları Türkiye’ye devretmeye hazırlandığını konuşurduk, maksat eğer üzüm yemek olsaydı.

                  AİHM kartını belki de bu sebeple hangi maksatla oynadığı belli olan genç siviller bağlantılı Orhan Kemal Cengiz tartışmaya referans olmazdı.

                  Cevapla

            • fmerakli Says:

              Siz de iyi diyorsunuz da ben de 18 aydir bu insanlar tutuksuz yargilansin diyorum, ayni seyi soyluyoruz yani… Ben mi tutuyorum saniklari iceride?

              Savcilik mutalaasini sundu ve kuvvetle muhtemel saniklarin bilirkisi taleplerinin reddine karar verilecek. Tipki sizin gibi ben de bunun hatali oldugunu soyluyorum, ama bu dunyanin sonu degil, daha Yargitay’i, AIHM’si var diyorum…

              Ayrica mutalaanin tamamini da okumak lazim, savciligin sanik itirazlarina ne tur bir aciklama getirdigini ben de cok merak ediyorum.

              Cevapla

              • Bahar Says:

                Sanık itirazlarına hiç yer verilmemiş. İddianame büyük ölçüde copy paste edilmiş ve savunmalardan genel ifadeler alınmış. 920 sayfa nasıl yazılır yoksa 2 haftada!

                Cevapla

              • gercekleracidir Says:

                fmeraklı ,

                hala ama “bu boyle su soyle” diye ama ben tutuksuz yargılansınlar demistim aihmi var yargıtayı var diyorsun.haksız yere hapiste , bırak hapsi nezarette bile tutulmak ne demek bilir misin? Dinsizdir kibirlidir begenmezsin belki ama bu ulkeye hizmet etmek icin orduya katılarak subay olmus, yani tasin altına elini koymus, yani meslek bulamadıgindan degil,bilerek isteyerek askerligi secmis insanları yok yere yatırmak ne demek kardesim? 12 eylulse 12 eylul gidersin argumanlarınla delillerinle yargılarsın,28 subat mı hay hay gidersin, bulursun herkes belli.bu insanlar napmıs peki? delil yok hersey uydurma, e yatsınlar diyorsun.yukarda bi sakirt yazmis zaten “ohh yatsınlar duzmece oldugunu biliyorum ama lazım boyle yatmaları iyidir” diyor.Sizin gibiler de bu adamların degirmenine su tasiyor. Yazık be, yazık. İslamcılardan demokrasi bekliyorsunuz hala.Arabistan yarımadası,kuzey afrikadan bir tane gelismis borusu oten musluman demokrat bir ulke soyleyin. bir tane bilimadamı yazın suraya adı newton,galile,kopernik,einstein,stephen hawking seviyesinde anılan, bilinen? gidip de 1000 yıl oncesinden ornek vermeyin. Hristiyanların yarısı kadar nufusu olan muslumanların bir tane unlu fizikcisi,matematikcisi,kimyacısı,kuramcısı vs bilimadamı yok. Neden acaba, git bunu uzun uzun dusun.

                Cevapla

                • fmerakli Says:

                  bir suru yargida bulunmussunuz, itirazim yok ama gercekleri iskaliyorsunuz.

                  Oncelikle ben niye saniklari dinsizdir diye begenmeyeyim? Insanlarin dinsiz ya da dindar olup olmamalari ne bilgim ne de ilgim dahilinde. Ayrica bir agnostik olarak, insanlari dinsiz diye begenmemek gibi bir sacmaliga bulasmam…

                  Bir de ben saniklar icin “e yatsinlar” diyormusum, yahu bunu nerede soylemisim bir gostersenize… Tutuklulukla ilgili benim soyledigim sey aylardir, yillardir ayni ve buradaki pek cok yorumcu gibi sadece bu dava (ya da asker sanikli Ergenekon vs. gibi davalar) icin degil, hukuk sistemimizin kanayan bir yarasi olarak gordugum tutukluluk uygulamalarini elestiriyorum. Balyoz saniklarinin da tutuksuz yargilanmasi dusuncesinde oldugumu bu blogta hic degilse en az elli defa yazmisimdir.

                  Bu arada Islamiyet ve Hristiyanlik arasinda yaptigin karsilastirma da hayli absurd. Ne yani cagdas medeniyetler seviyesini yakalamak, icimizden bir Einstein, Hawking falan cikarmak icin topluca Hristiyanliga mi donulsun?

                  Ayrica illa ornek istiyorsan onu da vereyim: Gazi Yasargil, TUrkcesini bilmiyorum ama microneurosurgery’nin kurucusu olur kendileri…

                  Bir de yeni nesil bilimkadinlarimizdan astrofizikci Feryal Ozel var ki kendisi Einstein’in, John Nash’in vs dahil oldugu 20 kisilik “Big Ideas” listesinde bir gurur abidesi olarak yer almaktadir:

                  http://www.thirteen.org/bigideas/thinkers.html

                  Uzun lafin kisasi, bana o anlamsiz soruyu soracagina, “ben neden Yasargil’den, Ozel’den ve benzeri sayisiz Turkiyeli ya da Musluman biliminsanindan bihaber yasiyorum” diye uzun uzun dusun…

                  Cevapla

                  • haber Says:

                    AİHM, Tuncay Özkan hakkında ara karar vermiş olmasın?
                    Reddi hakim talebinde daha önce defalarca bulunulmuş olmasın?

                    ya da sen birkaç vicdan sahibi yazıları okur da fikir sahibi olur diye işkembeden sallıyor olmayasın?

                    Kimsin sen Bülent Arınç mısın nesin; ben de tasvip etmiyorum deyip, haksızlıklara kılıf uydurmayı o iyi becerir. Takıyyenin post-moderni de böyle oluyor demek ki:))

                    Cevapla

                    • fmerakli Says:

                      Tesekkur ederim beni dogruladigin icin. Martin isimli yorumcu, dava surerken AIHM’ye gidilmesinin ileri demokrasinin geregi olarak mumkun olmadigini, benim bunu bildigim halde mealen suyu bulandirmaya calistigimi yazmisti.

                      Demek ki dava surerken AIHM’ye basvurmak mumkunmus ve AIHM bu basvuruyu ele alabilirmis, senin yorumun da hem benim yazdigimi hem de kimin iskembe-i kubradan salladigini dogruluyor zaten…

                      sagolasin…

                      🙂

                    • acracia Says:

                      uzun aradan sonra yine merhaba. ben fmerakli’nin ipiyle hicbir kuyuya inmem, kusura bakmasin. analiz desem, istedigi sekilde egilmis bukulmus bilgilerle dolu, hicbiriniz kusura bakmayin. ongoru, ileri gorus desem, kendisi ramazan akyurek hakkinda ustu ortulen birsey olmadigini soylemisti. isine de geri donmez demisti. benim paramla bes para etmez bir tartisma.

                      bunu niye soyledim? tahammulum kalmadi da ondan.

                    • fmerakli Says:

                      Acracia, niye kusura bakayim, ben de senin soylenmemis seyleri soylenmis gibi yazmana alistim. Diger yorumcular da kusuruna bakmaz sanirim, onlar da alismislardir..

                      Ben Ramazan Akyurek hakkinda ustu ortulen bir sey oldugunu soylemedim, isine geri donmez de demedim. Hafizan mi zayifladi, kotu niyetli misin bilmiyorum, ama Akyurek ile ilgili sunlari yazmistim:

                      “Bir de bir noktanin altini cizmek lazim, Akyurek hakkinda verilen goreve idare karari Idare Mahkemesi tarafindan verildi ve Akyurek’in hakkinda acilmis olan ve gorevi ihmal karari verilen idari sorusturma dosyasi ile ilgili bir karardi. Yukarida dosya numarasini verdigim sorusturma dosyasinda ismi olanlardan birisi yine Ramazan Akyurek ve bu dosya bir idari sorusturma dosyasi degil, aksine bir adli sorusturma dosyasidir. O yuzden, en azindan benim acimdan, genelde emniyet mensuplari, ozelde de Ramazan Akyurek’le ilgili olarak Acracia’nin iddia ettigi gibi bir saibe olduguna inandiracak olan gelisme, bu adli sorusturma dosyasinin ustunun ortulmesi olur.”

                      Yukaridaki yazidan “Akyurek hakkinda ustu ortulen bir sey olmadigi” anlamini cikarmak icin bayagi oksijen tuketmek gerekiyor.

                      Yeri gelmisken soyleyeyim; Akyurek’in AKP hukumeti tarafindan terfi ettirilerek EGM Teftis Dairesi Baskanligi’na getirilmesi bir skandaldir. Dink cinayeti ile ilgili haklarinda sorusturma acilan baska devlet gorevlileri de terfi ve taltif edilmislerdir. Valilikte Dink’i tehdit eden MIT gorevlisi Izmir Bolge Muduru yapilmistir, Vali Guler bugun milletvekilidir, Emniyet muduru Cerrah valilikle taltif edilmistir.

                      Yasama (etkin bir meclis arastirma sureci isletmeyerek), yurutme (ozellikle kamu gorevlileri ile ilgili tutum ve takdirleri ile ) ve yargi topluca Dink davasindan sinifta kalmislardir.

                      Ramazan Akyurek sanki babamin oglu, ben de ona destek veren yorum yazacagim, La havle!

                      Benim yukarida bir kismini alintiladigim yorumumda da onemsedigim noktanin isim degil surecin nasil isledigi oldugunu gormek oldugu kolayca anlasiliyor aslinda…

                  • demokrat Says:

                    😀

                    Cevapla

                  • gercekleracidir Says:

                    dmeraklı, ya bana aklınca laf sokuyosun ama beceriksizsin. ben diyorum ki buraya cevap yazanlardan biri ,” ohh biliyorum suclu olmadılarını duzmece de olsa yatsınlar iyi oldu ” diyor diyorum. senin de argumanın su yanlissam duzelt ” karsiyim tutukluluga ama bunun aihmi yargıtayı var” . zaten ama diyorsan bitmistir.

                    ben sana hristiyanlar matah demiyorum onu da anlamaya iq’un yetmemis. islamcılar matah degildir diyorum. 2 yargı arasında baya fark var. Bir kere gercek bilimadamı sofu,muhafazakar, dindar olamaz. algısı kısıtlanır, dogmalara bogulur, goremez,arastiramaz. gececeksin onları. Sen bana turk bilimadamı ornek veriyorsun, yani bana laf sokacagini zannederken benim demek istedigim yere geliyorsun.Ben sana turk bilimadamı yok mu dedim ey aklıevvel? Bu insanlar nerden cikmis? bu begenmedigin cumhuriyetten , basortululer okuyamiyor dediginiz cumhuriyetten cikmislar. Bu insanların kimlik din hanesinde islam yaziyor belki ama bu insalar sofu mu? sacini ort yoksa cehennemde yanarsına mi inaniyor sence sn. yasargil , yoksa ufku acik modern birisi mi? Saidi nursiyi takip eden ,f.gulenin 2 dudaginin arasına bakan, “basbakanıma laf ettirmem muslumandır, en dogrusunu o bilir”, “kızların basi ortulecek, maddeyi arastirma fizikci olma allaha sirk mi kosuyorsun densiz,oruc tutuyorum ulan karsımda yeme,dindar adamdan zarar gelmez,allah a inanmayan herkes ahlaksızdır” diyen insanlardan bilimadamı cıkmaz . Feryal ozel de turban falan takmiyor bildigim kadariyla , akıl yoksunu seni.Sen ne demek istedigimi gayet iyi anladın da lafı carpitmaktan baska yetenegin yok.

                    Sen simdi onu bunu bırak bana git googleden arastır o zaman , cezayir, tunus,libya,sudan,etyopya,suudi arabistan,irak,afganistan, arap emirlikleri ,suriye vs bu musluman ulkelerden hangi bilimadamları var, hangi konuda cigir acmislar? irani saymadım nukleer arastirma ornegi verirsin, sayılmaz , cin ve rusya sayesinde o isleri yaptilar, ve israil dusmanligiyla. hadi neyse senin hatrina iran’i sayalım, silah amacli olsa bile.

                    Verdigin cevapların karsiligi benim sordugum sorular degil, sordugum sorulara net cevap ver vereceksen kıvırma, bana turk bilimadamı ornegi verme , akp zihniyetinde bilimadamı ornegi ver, musluman kardesler orgutunden ver mesela?

                    Cevapla

        • İsmo Says:

          Mahkeme sanık savunmalarına üç maymunu oynuyor, karar sanıklar için değil hakimler için hayırlı olacak. Mahkumiyet kararı verecekler ve en yakın sürede de yargıtay üyesi seçilecekler.

          Cevapla

    • trssby Says:

      fmeraklı,

      Savunma tarafı mahkemeyi, yaklaşık 1 yıl boyunca imajları vermeleri için bir türlü ikna edemez iken, ne değişmiş, nasıl oluyor da hangi gerekçe ile mahkeme ikna olmuş, lüftedip imajları savunma tarafına vermiştır. Size bu enteresan gelmiyor mu ?

      Mahkeme savunma tarafına imajları vermiş ise, savunma tarafının hazırlamış olduğu konu ile ilgili raporlara kayıtsız kalma hakkı varmıdır? Bana kalırsa yoktur. Savunma tarafı bu imajların turşusunu yapmak için herhalde mahkemeden almamıştır. Mahkemede bu imajların turşusunu kurmaları için savunma tarafına vermemiştir. Mahkeme, mutlaka sunulan raporlara doğru veya yanlış bir karar ve cevap vermesi gerekmektedir.

      Cevapla

    • İsmo Says:

      Gerekçesi belli değil mi “…delillerin henüz toplanmamış olması, sanıkların delilleri karartma ihtimalleri… tutukluluğun devamına..”. Karar da aynen böyle çıkacak net bir suç yok “… toplanan deliller, alınan bilirkişi raporları (emniyet ve TÜDİTAK (TÜBİTAK’ın yeni adı)) anlaşıldığından … maddellerindeki suçu işlediklerine dair yeterli kanıtlar dolayısı ile … cezalandırılmalarına….”.

      Cevapla

    • Halil Ata AŞÇI Says:

      Sevgili trssby,

      Sahte Cd yi yaratan sahtekarlara yardım ve yataklık yapanlara sorduğun sorulara cevap

      geldi mi ?

      Cevapla

  4. Kurmanbek Allahverdiyev Says:

    Malumun ilani olmus bu. Mahkeme bunlari dinler mi, dinlemez kanimca..

    Cevapla

    • Solmaz Türk Says:

      Hangi mahkeme ,orada bir mahkeme mi var ?

      Cevapla

      • tercüman Says:

        Ahmet Şık ve Nedim Şener’i bırakan neydi? Et Balık Kurumu mu?

        Cevapla

        • Solmaz Türk Says:

          Ahmet Şık Ruşen Çakır’a”bence son duruşma sadece beni ve Nedim’i tahliye etmek için yapıldı,ve bundan dolayı çok utanç duydum”demiş .

          Cevapla

        • Kurmanbek Allahverdiyev Says:

          Ahmet SIK ve Nedim Sener’i serbest birakan, mahkeme görünümlü sirki kontrol eden AKP veyahut Cemaatdir. Silivri’ye mahkeme demek mümkün degil.

          Cevapla

  5. hayri irdal Says:

    bu delil (belgede kullanılan yazı tipinin iddia edilen tarihte mevcut olmaması) şimdiye kadar okuduğum en kuvvetli kanıt. bunun her yerde duyurulması lazım.

    böyle araştırmaların şimdiye kadar neden düşünülmediğine şaşıyorum, ben davalıların yerinde olsam ilk önce böyle teknik konuları araştırırdım. örneğin hard disklerin ve cd’lerin seri numaralarından üretim tarihlerini araştırırdım. teknik kanıtlar politik söylemlerden çok daha etkili olurdu diye düşünüyorum.

    Cevapla

    • cdogangercekler Says:

      Arastirmaniz icin elinizde CDlerin adli imajlari olmasi gerekir. Mahkeme bu incelemenin yapilmasina imkan verecek imajlarin verilmesini defalarca reddetti ve gerekce olarak TUBITAK ve Emniyet gerekli arastirmayi yapmistir dedi. Temmuz 2010’da kabul edilen iddianamenin ana delili 11 numarali CDnin imajinin savunmaya verilmesi Kasim 2011’i buldu.

      Cevapla

      • zafer Says:

        Bence bu bilirkişi raporunu da mahkeme dikkate almaz. Zaten bu komployu hazırlayanlar çıkıp “evet, biz yaptık bunu,işte bunlar da belgeleri hazırladığımız bilgisayarlar” deseler bile mahkeme heyeti yine dikkate almayacaktır.Ayrıca 367 sanıklı,bir komplonun mağdurlarının aileleri,çevresi,arkadaşları çok zayıf tepkiler gösteriyor.Bu kadar çok insanın sesinin daha fazla çıkması gerekir diye düşünüyorum. Pınar Doğan ve Dani Rodrik bu web sitesini kurmasa daha pek çok şeyden hiçbirimizin haberi olmayacaktı.Burada yorum yapan kişi sayısı bile 8-10 kişiyi geçmez. Twitter da bakıyorum, orada da 3-5 kişinin sesi çıkıyor başka yok.Bence tüm bu davanın mağdurları bu konuda medyayı,sivil toplum kuruluşları,muhalefet partilerini bilgi bombardımanına tutup seslerini duyurmalıdırlar. Yandaş olmamasına rağmen hala Balyoz davası konusunda bilgi eksikliği ve biraz da önyargı nedeniyle söz konusu dokümanların gerçek olduğuna inanan önemli miktarda gazeteci olduğunu biliyorum. Bugün eğer Ahmet Şık ve Nedim Şener dışarıdaysa meslektaşlarının mükemmel dayanışması sayesindedir. Ailelerden bir kısmı Vardiya Bizde Platformu’nu kurmuşlar ancak onlar da sınırlı sayıda olduklarından seslerini çok fazla duyuramıyorlar.Elimizde bu belgelerin sahteliğini kanıtlayan bu kadar çok somut veri varken daha aktif olmalıyız diye düşünüyorum.

        Cevapla

  6. redshort Says:

    zaten herkes biliyordu sahte olduğunu mahkeme bunu önemsemeyecektir

    Cevapla

  7. İsmo Says:

    Bu Balyozcular varya bu Balyozcular, teknolojiye çok meraklılar. Ya 2002 yılında Microsoft’un içinde görev yapan Balyozcu casuslar 2006 yılında çıkacak program parçacıklarını alıp belgelere eklediler ki yakalanırlarsa 2006 yılında gözüksün istediler veya CD’leri bizim henüz bilmediğimiz (hatta dünyanın) bir teknikle 2006 yılında da okunabilsin diye yeni çıkan programlara adapte ettiler.

    Yalnız ufak bir kusurları var geleceğin teknolojisini kullanmalarına rağmen şifreleri ya çocuklarının doğum günü yapıyorlar veya kolay kırılan 5-6 karakterden seçiyorlar ne diim o kadar kusur kadı imamında pardon ya kızında da var.

    Cevapla

    • Olasılıksız Says:

      Nazlı Ilıcak bunun açıklamasını bulmuş bile… 🙂

      Bugünkü yazısında yine “Güncelleme” bahanesine sığınmış. Birbirinden ilgisiz bir kaç konuyu ve seminerden yapılan bazı alıntıları bir araya getirerek “evet, CD’ler de sahtecilik olabilir ama bak başka şüpheler var” demeye getiriyor.

      En azından bir ilerleme var! Digital dökümanların sahte olabileceği lafları zor da olsa ağızlardan çıkar oldu. 🙂

      http://www.sabah.com.tr/Yazarlar/ilicak/2012/03/24/balyoz-sahtecilik-ya-da-guncelleme

      Cevapla

  8. Ogretmen Says:

    Aslı AYDINTAŞBAŞ medyada Balyoz’un sıkı takipçilerinden, görüşlerinin bir de burada olmasında yarar gördüm:

    Balyoz’da sessiz sedasız finale doğru

    Balyoz davası dolu dizgin finale yaklaşıyor. Gazeteler ilgilenmese de, aylardır duruşmalar sürüyor ve işin ilginç yanı, zamanında Taraf gazetesine bavulla gelen belgelerin bir bölümünün sahte olduğuna neredeyse tereddüt kalmadı.
    Zaten iddia makamı bile artık bu belgeler değil daha ziyade seminerdeki konuşmalara odaklanıyor.
    Bana yine de medyanın zamanında haftalarca manşetleri işgal eden Balyoz’a ilgisizliği garip geliyor. Çünkü bu davanın aslında askeri sevip sevmemekle ilgisi yok; Türkiye’de hukukun nasıl işlediğiyle ilgisi var. Türkiye’de askerin günahı çok; ama hukuk, günah değil deliller üzerinden gitmek zorunda.

    Delillerde çatlak
    Hatırlayalım, neredeyse 365 kişinin yargılandığı dava, 2003 yılında 1. Ordu’da yapılan bir seminerin aslında bir darbe planı olup olmadığını araştırıyor. 2003 yılında gerçekten bu seminer yapılmış ve Çetin Doğan’ın seminerde yaptığı irtica konusundaki ‘astığım astık’ konuşma, bugünün şartlarında kabul edilemez bir üslup taşıyor.
    Ama o seminerin bir ‘darbe planı’ hazırlığı olduğuna kanıt olarak gösterilen kritik delillerin bir bölümünün, 2003 değil sonradan üretildiğine dair şüpheler artık ayyuka çıkmış durumda. Bavuldaki deliller arasında 2003’de daha kurulmamış hastane, verilmemiş vergi cezası, çıkmamış araba modeli ya da olmayan Word programı yazı puntosu derken onlarca ‘zamanlama’ hatası var. (Benim favorim, 2006’da verilen 16 BEB 33 plakalı Range Rover Freelander’a 2003’de el konması.) Zaten en son ABD’li Arsenal Consulting isimli bir danışmanlık şirketi de teknik olarak Taraf’a giden bavuldaki 11, 16 ve 17’nci CD’lerin 2003 değil 2006’dan sonra hazırlanmış olduğunu tespit etmiş durumda.

    Var mı fikri takip?
    ‘Peki ne vardı bu tartışmalı CD’lerde?’ derseniz, öncelikle ‘Balyoz’ isminin kendisi bile bu CD’lerden geliyor. (Seminerin ismi ‘Balyoz Harekat Planı’ değil.) Onun dışında medyada büyük bir tantanayla yazılıp çizilen cami bombalama planları, krokiler, Ege’de uçak düşürme, tutuklanacak gazeteciler listesi, darbeye destek verecek gazeteciler listesi, milli mutabakat programı gibi 76 Word belgesinin ‘en erken 2006 ortasında’ hazırlandığı tespit edildi.
    Hayır, belki fikri takip yapmak isteyen arkadaşlar vardır diye yazıyorum…

    Cevapla

    • tercüman Says:

      Ses kayıtları da sahte miymiş? Mesela Engin Alan’ın konuşması?

      Cevapla

      • Kurmanbek Allahverdiyev Says:

        Bizi bilgilendirin tercüman. Engin Alan ne demis?

        Cevapla

      • martin Says:

        ne o? ses kayitlarina mi sarildiniz simdi? ses kaydi bir isgal/ayaklanma senaryosuna karsi sizi o gun geldiginde cemaatci/cumhuriyetci/dindar/ateist ayirmadan dusmandan koruyacak ordunun normal bir plan tatbikatidir, sizi o gun potansiyel dusmandan korumak icin yapilan. anlamanizi beklemiyorum elbet.

        Cevapla

        • tercüman Says:

          Bu senin yorumlaman, herkes böyle yorumlayacak diye birşey yok.
          Kaldı ki Engin Alan’ın ses kaydı, bunun bal gibi de bir darbe planı olduğunun ispatı, tabii görmek, anlamak isteyenler için, işine gelmeyenler başka türlü yorumlar…

          Cevapla

          • Kurmanbek Allahverdiyev Says:

            Engin Alan’in ses kaydi nedir sayin tercüman? Bunun bir linki, yazisi vs var mi? Bir de hukuki gecerliligi nedir bu ses kaydinin? Bu konularda bizi bilgilendirin.. Yoksa bos yorumlar yazmis oluyorsunuz böyle.. Yakismaz size.

            Cevapla

            • tercüman Says:

              Youtube linkini vermiştim ama forumcular onaylamadı, işlerine gelmedi herhalde,
              Youtube’a Engin Alan ses kaydı yaz, ilk çıkan videoyu seyret, bakalım sen nasıl yorumlayacaksın o kaydı…

              Cevapla

              • Kurmanbek Allahverdiyev Says:

                Dediginiz web sitesinde Engin Alan ses kaydi olarak aratinca ilk olarak Rasim Ozan Kütahyali’nin da icinde bulundugu rezil bir televizyon programinin videosu cikiyor. Onun haricindeki videolar daha cok Engin Alan’a methiyeler duzen videolar.

                Dediginiz gibi bir ses kaydi var da bu Alan’a mi ait belli degil. Ikincisi ses kaydinda ben icerik olarak bir ariza goremedim. Siyasetcileri olduklari yerden alacagiz/toplayacagiz sorunu kokunden cozmus oluruz gibi bir bolum var. Siz burdan huylandiniz heralde ama kayit belli yerlerinden kesilmis. Konusmanin butununde ne demis o önemli. Ucuncusu ve hepsinden onemlisi dinlemenin hukuki gecerliligi nedir? Bu bant polisin yaptigi diger kanunsuz dinlemeler gibiyse bunun gibi 100.000 kayit var piyasada.

                Söyle söyliyim, “I am not impressed”.

                Cevapla

    • Temuçin Tüzecan Says:

      Amerika’daki ‘bilirkisi’ ne kadar bilir, ne kadar guvenilir o ayri bir konu. Turkiye’de yasalar ulke disindan bilirkisiye zaten izin vermiyor ama buna ragmen hazirlatilan raporun (parayi veren dudugu calar) dava sona yaklasirken bu tartisma ciksin diye aciklandigi belli. Bunu gecelim.
      Gizli servislerin ve ozellikle CIA’in kullandigi ‘plausible deniability’ yani ‘aciklanabilir, akla yakin reddedilebilirlik’ kavraminin hic konusulmamasini anlayamiyorum. Bir gizli operasyonu o sekilde planlar ve icine oyle unsurlar eklersiniz ki, eger o gizli operasyon coker ise, operasyonun varligini ya da onunla iliskinizi reddetmenizi saglayacak ‘yeterli suphe’ yaratilmis olur.
      Su anda Balyoz ile ilgili fazlasiyla yeterli suphe yaratildi.
      Eger savcilar ve polis ‘generalleri birkac yil rahatsiz edelim, sonra da davamiz coksun ve biz de rezil olalim’ gibi bir niyetle hareket etmemisler ise, bu kadar buyuk bir tuzak kurmalari mumkun gorunmuyor bana. Olsa olsa tuzaga, basarili bir tuzaga dusmuslerdir. Ne de olsa saniklar (Rodrik Ailesi buna taniktir) Amerika guvenlik orgutleri ve NATO tarafindan egitilen, NATO gorevlerine giden, bu egitim ve gorevlerdeki basarilariyla kurmay olup yukselen generaller; neyin ne oldugunu ve en onemlisi darbe amacli gizli harekat plani nasil yapilir, bu donemdeki buyuk riskleri hepimizden iyi biliyorlar. 12 Eylul ve 28 Subat doneminden deneyimleri var.
      Bu pilav daha cok su kaldirir.

      Cevapla

      • Olasılıksız Says:

        Nasıl yani?
        Amerikadaki bilirkişi bilmezse Türkiye’deki bilirkişiye bilip bilmediğini sorarsın, olur biter.

        Acaba yanlış mı anladım, yoksa embesil miyim diye bir kaygıya kapıldım. 🙂
        Aslında yargılananların savcıları tuzağa düşürdüğünü mü söylediniz?

        [IMG]http://www.freesmileys.org/smileys/smiley-laughing024.gif[/IMG]

        Cevapla

      • Solmaz Türk Says:

        Sadece Amerika’daki şirket değil,Yıldız teknik Üniversitesi de CD ler sahte dedi.Tüm komplo teorileri çoktan çöktü ama şakirtler hala direniyor.Orada hala adil bir yargılama olduğunu zanneden varsa boş yere umutlanıyor,orada mahkeme filan yok !

        Cevapla

      • Can Acar Says:

        Temuçin Tüzecan,

        Daha baştan bilirkişiyi karalayarak, parayla gerçek dışı rapor yazdırıldığını iddia ederek söze başladığınıza göre amacınız doğruları bulmak değil doğru olmasını istediğinız sonucu savunmak. Keyfiniz bilir. Bu blogda yazılanları incelerseniz, Balyoz planı ve eklerini barındıran üç diskteki dokümanların içeriğinde çok sayıda çelişki ve tutarsızlığın herhangi bir bilirkişi raporuna ihtiyaç duymadan bu disklerin tarihini 2009’a kadar çektiğini göreceksiniz. Bunları doğrulayan başka bilirkişi raporları da var, hatta disk üzerindeki el yazısının Süha Tanyeri’nin defterindeki karakterlerle birebir aynı olduğunu ve makineyle disk üzerine kopyalandığını gösteren (Türk) bilirkişi raporları da var. Amerikalı raporun tek farkı ortaya koydukları teknik bulgular, yani dosyaların içeriği değil yapısı da 2006 yılından önce oluşturulamayacağını gösteriyor. Bulguları uydurma değil. Herkes bahsi geçen dokümanlara bakıp kontrol edebilir.

        İddianame ise bu CD’lerin 2003 yılında Çetin Doğan adına oluşturulduğunu söylüyor. Savcıların mütalaası da (görebildiğim kadarıyla) bu çelişkilere bir açıklama getiremeyip yoksaymayı tercih ediyor. Bu haliyle sahtekarlıklara getirilen güncelleme dahil hiçbir açıklamanın iddianameyi “aklaması” aslında mümkün değil. Kafayı kuma gömüp iddialara gözleri kapatmak tek çıkar yol.

        Böyle önemli bir davada sağlam tanıklar, ıslak imzalı belgeler, itiraflar olmadan, ortada elle tutulur, gözle görülür bir darbe teşebbüsü bile yokken sadece elektronik delillerle dayanarak iddianame hazırlayıp yüzlerce insanı tutuklamak başlı başına bir hukuk cinayetidir. Bu delilleri çürütmek için plausible deniability’e falan da gerek yoktur.

        Aklın, mantığın bir parça çalıştığı hukukun doğru dürüst işlediği bir toplumda böyle bir davanın açılması daha en baştan mümkün değildir. Destekleyen başka delil yoksa elektronik deliller en ufak şüphede doğrudan çöpe gider.

        Yine de bu “plausible deniability” olasılığını konuşmak istediğiniz için (daha önce de olasılık bu isimle olmasa da tartışıldı) bu konuda biraz daha zihin cimnastiği yapmak istedim:

        Varsayalım ki Balyoz harekat planı darbe yapmak isteyen askerler tarafından bir darbe planı olarak hazırlanmış olsun.

        Bu askerler gerektiğinde kendilerini kurtarmak için planın içerisine çelişkiler, tutarsızlıklar yerleştirsin. Bu durumda aşağıdaki sorulara cevap vermek gerek.

        Soru: Plan ne zaman hazırlandı?

        2003 makul gözüküyor. Ne de olsa şu anda tutuklu subaylar o zaman yaptıkları görevlerden dolayı tutuklular. Ancak bu durum içerikteki tutarsızlıkları açıklamıyor. Bu durumda plan ya daha sonra (2009) da yapıldı, ya da en son 2009 senesinde olmak üzere bir veya birden fazla defa güncellendi.

        Soru: Planlar neden büyük ölçüde 2003 senesinde yazılmış görüntüsü veriyor?

        CD üzerindeki tarihten, taklit edilmiş el yazısından, planlarda adı geçen askerlerin rütbe ve görev yerlerinden fişleme belgelerinin içeriklerine kadar pek çok belge 2003’e ait. 2009’da darbe planı yapan askerler işlerine yaramayacak bu bilgileri sadece “gerektiğinde şüphe yaratmak” için mi toparlayıp plana koydular? Peki o zaman “güncel” plan nerede? Güncel olmayan bilgiler atılınca geriye kalanla darbe yapmak komik oluyor ne yazık ki.

        Soru: Plan 2003’te yapıldı sonra güncellendi diyelim. Komple bir güncelleme olmadığına, pek çok bilgi hala eski kaldığına göre, neden güncellemeye devam etmişler? 2003, bilemeziniz 2004 senesinde darbe yapamayınca neden planların hepsini imha etmediler?

        ABD/NATO tarafından eğitilmiş gizli plan yapmayı bilen kişiler olarak kredi verdiğiniz askerlerin, hele de ilk tutuklamalar başladıktan sonra, hala belgeleri ellerinde veya Gölcükte yer karoları altında barındıracak kadar beceriksiz olduklarına gerçekten inanıyor musunuz? “Plausible deniability” hatalı giden bir operasyonda zararı azaltmanın ana yöntemi değildir. Hatta B planı bile değildir olsa olsa E veya F planıdır. Planı imha edebilecekken “güncelleyip” saklamazsınız.

        Soru: 2009’da neden hala 20 tane CD basıyor bu arkadaşlar? Tamam, 2003 görünümü vermek kafa karıştırmak için iyi fikir, ama kutu kutu CD ile dolaşmak yerine tek bir DVD, hatta USB disk falan kullanmak daha az riskli değil mi? Hatta adam gibi şifreleseniz olay bitti (yeterki oğlunuzun ismini ve doğum tarihini kullanmayın şifre olarak). Yüksek eğitimli bu askerler neden teknoloji kullanamıyor? Plausible deniability yapmak için başka çelişki/tutarsızlık mı kalmadı? İlle de 2003 görünümü vermek şart mı?

        Soru: Güncellemeleri kafa karıştırmak için tarihi 2003’e alınmış bilgisayarlarla yaptılar ve CD’lere bastılar diyelim. Peki neden CD üzerine yazmak için Süha Tanyerinin elyazısını taklit ettiler? Her güncellemede CD basarken bir de imza makinası kullanmak “gizli” operasyonun riskini iyice arttırmıyor mu?

        Soru: Şaşırtmak için bu kadar zahmete giren askerler neden gerçek isimlerini kullansınlar? Başka askerlerin “kimliğini” takma isim olarak kullanıyor olamazlar mı? Bu bir yılı aşkın süredir tutuklu bulunan Balyoz sanıklarının hangilerinin darbeci, hangilerinin masum olduğunu nasıl bilebilirsiniz? Masum bir insanı yıllarca içeride tutarsanız sonra hakkını nasıl ödersiniz?

        Bir de alternatif senaryoyu düşünün.

        Yasal ancak içeriği tartışmalı olabilecek 2003 tarihli bir seminer kaydını ve dokümanlarını ele geçirmiş bir grup (bu grubun kim olduğu hiç önemli değil). Genelde TSK’yı veya özelde hedef aldıkları bir grup subayı bertaraf etmek için 2009 yılında, bir “darbe planı” hazırlasalar, planı mümkün olduğu kadar 2003’te seminere paralel olarak yapılmış olarak göstermek isteseler, ancak arada ufak tefek hatalar yapsalar, bu senaryo dahilinde oluşturulmuş dokümanlar elimizdeki verileri yukarıda tartıştığımız “plausible deniability” senaryosundan çok daha iyi açıklıyor. Occam’s Razor prensibini unutmayın. Tüm verilere uyan en basit açıklama en doğru olanıdır.

        Normal bir hukuk devletinde iddianame bile olamayacak bu sahte delillerin yoğun bir medya desteği, dezenformasyon ve karalama kampanyası ile devreye girmesi. Özellikle anayasa ve yüksek yargı yapısı değiştikten sonra savcıların korunması, hukuksuzluklara işaret eden yargıçların yerlerinin değiştirilmesi, bu tezgahın bir grup darbeci askerden çok ülkede yönetimi “cebren ve hileyle” ele geçirmiş bir grubun rakiplerini temizleme çabası olduğunu göstermektedir.


        [Hiç oynadınız mı bilmiyorum. Gizli Hedef diye bir oyun vardır (ing. Risk) bu oyunda herkes rakip oyuncuları yanıltırken kendi pozisyonunu güçlendirmeye, kimseye farkettirmeden kendi hedefine yaklaşırken diğer oyuncuların hedeflerini anlayarak onları engellemeye çalışır. Oyun genellikle hedefine yeterince yakın olduğunu düşünen bir oyuncunun saldırıya geçmesi ile son bulur. Eğer oyuncu sıra kendisindeyken hedefine ulaşabilirse oyunu kazanır. Eğer ulaşamazsa kaybeder. Hem hedefini açık etmiştir hem de gücünü tüketmiştir. Diğer oyuncular onu hemen haritadan silerler.]

        Burada polislerin, savcıların veya dahil oldukları grubun “rezil olma” kaygısı yoktur. Hedeflerine ulaşmak için büyük bir fırsat yakalayan bir grubun hamlesi vardır. Hamleyi sonuna kadar götüremezlerse bertaraf olacaklarının bilincindedirler. Bu aşamada her türlü yalan, baskı, şantaj, hile ve sahtekarlığa başvurmaktan başka bir çare kalmamıştır. Toplumun buna daha ne kadar kayıtsız kalacağı ise ülkenin geleceğini belirleyecektir.

        Saygılarımla …

        Cevapla

      • tercüman Says:

        Temuçin Tüzecan çok güzel söylemiş…

        Cevapla

  9. Yavuz Hakan Says:

    Doğru, hukuksuzluk var. Ama şöyle de bir laf var: dinsizin hakkından imansız gelir.

    Bu memleketin müslüman halkının ensesinde yıllardır boza pişirenler, haklı-haksız dinlemeden herkesi cezalandıranlar, kendini memleketin sahibi sananlar, memleketin kaynaklarını sonuna kadar sömürenler bunun sonsuza kadar devam edeceğini mi sanıyordu? Babası hukuksuzluğa uğradığında ülkesiyle ilgilenmeye başlayanlara geçmiş olsun. Belki üniversiteye giremediği için ağlaşan türbanlı kızların derdini de paylaşsaydınız şimdi sizin yanınızda olabilirdim. Ama inanın hiç içimde gelmiyor.

    Ben bu hukuksuzluktan gayet mutluyum, içimin yağları eriyor. Gün döner hesap döner mi? Hukuksuzluk bu sefer de bize mi yönelir yeniden? Yok, olmayacak, hele şu pislikler bir temizlensin, ondan sonra normalleşecek herşey.

    Cevapla

    • Olasılıksız Says:

      Of…off… 🙂

      Oy vermeyen %50’yi asalım gitsin diyorsunuz yani… 🙂 🙂 Nasıl olsa sizin gözünüzde hepsi suçlular.

      Cevapla

      • Solmaz Türk Says:

        Açık açık yazıyorlar artık bu davanın bir intikam operasyonu olduğunu.Bu memlekette müslüman halkın ensesinde yıllardır boza pişiriliyormuş diye yorum yapan kişi bu ülkede müslüman olduğu için öldürülen bir tek isim verebilir mi?Ben kendisine müslüman diyen kişiler tarafından din adına öldürülünen bir çok isim verebilirim.Cumhuriyetin öğretmeni yedek subay Kubilay,Turan Dursun,Bahriye Üçok,Sivas’ta şeriat çığlıkları atılarak yakılan otuzüç aydınımız.Bırakın bu mağdur edebiyatını artık Bu ülkede sürekli mağdur edilenler sol görüşlü insanlardır.Alçaklığın sınırı yok, bir de yapılan hukuksuzluktan memnunum ,içimin yağları eriyor demez mi utanmadan ?

        Cevapla

      • ihtimal Says:

        Yavuz hakan gibi dusunenlerin %50 oldugunu dusunuyorsan buyuk bir yanilgi icindesin dostum! Ak parti, MHP secmenlerinin hemen hemen hepsi, BDP , saadet ve buyuk birlikcilerin hepsi, chp secmeninin neredeyse yarisi (haydisenin adina emniyetli tarafta olalim %35 i) bu sekilde dusunuyor! Sonuc olarak hala slogan atar gibi yazmaktan yazgermeyi ogrenemis gerekiyor!

        Cevapla

        • Olasılıksız Says:

          %50’den vazgeçtim…. hadi %35 den de vazgeçelim. 🙂

          Diyelim ki %5 olsun! Sonuç değişir mi?

          Ayrıca yanılmıyorsam son anketlerden birinde vatandaşın bu davalara inanırlığı %30-40 civarındaydı. Yani büyük bir kesim bu davaların kurmaca olduğunu, adil yargılama yapılmadığını düşünüyor. Ama bunu pek umursamıyor.

          Yavuz Hakan gibi düşünenler suçluları değil, zihniyeti yargılama peşinde. Hukuksuzlukları gördükçe bir insanın içinin yağının erimesi ne demek? Hangi islamda, tarikatta, öğretide bu anlayış var? Bunu söyleyen bir adamın başörtüsü talebi ne kadar samimi olabilir ki?

          Cevapla

          • Solmaz Türk Says:

            Sürekli din-iman-türban mağduriyeti edebiyatı yapanlar; bu memlekette oruç tuttuğu için öldürülen kimse var mı,ama tutmadığı için öldürülenler oldu.Milleti dininden soğuttunuz yobazlıklarınız yüzünden.Sivas’ta insanları yakarken atılan sevinç çığlıklarını unutmak mümkün mü ?Bir de utanmadan yapılan hukuksuzluklara alkış tutuyorsunuz.Çok şükür ki saf,temiz, inançlı müslümanlar var bu ülkede ve yapılan alçaklıkları görüyor.Güce,paraya tapandan,emperyalistlerle işbirliği yaparak kendi ordusuna tuzak kurandan müslüman olmaz.Irak’da ,Afganistan’da milyonlar katledilirken ,yüzbinlerce kadına tecavüz edilirken niye sesiniz çıkmaz da subaylarınız sahte olduğu ispatlanan belgelerle yargılanırken sevinçten içinizin yağı erir ?Sizi gidi sahte müslümanlar ,sahte demokratlar sizi !..

            Cevapla

        • Kurmanbek Allahverdiyev Says:

          Ihtimal, bu istatistikleri nereden aldiniz acaba? Bizimle paylasabileceginiz bir websitesi, arastirma vs var mi?

          Kamuoyu anketleri ve buna benzer arastirmalarin en zor asamalarindan birisi hazirlik, daha dogrusu dogru sorunun tesbiti asamasidir. Misal, siz eger soruyu “derin devletin temizlenmesini istiyor musunuz?” veya “devlet icindeki kanunsuz orgutlenmelerin ortaya cikmasini talep eder misiniz” diye sorarsaniz degil %50, %110 bile evet diyebilir. Elbette hakli olarak.

          Ha yok siz olayi daha spesifik hale getirip sorarsaniz ummadiginiz tas bas yarabilir. Misal, bundan birkac hafta önce AKP’nin kendi kamuoyu arastirma sirketine yaptirdigi ve Ilker Basbug’un yargilandigi davayla ilgili halktan gelen reaksiyon. Orda cok acik bir sekilde gösteriyor ki AKP tabaninin yarisindan fazlasi (sanirim %60 civari idi) Ilker Basbug’un terörist olarak yargilanmasini onaylamiyor. Daha da fazlasi bu yargilamaya inanmiyor.

          Bu baglamda büyük laf etmeden önce iki defa düsünmek gerekir. Allah taksiratinizi affetsin.

          Cevapla

    • Kurmanbek Allahverdiyev Says:

      Yazdiklarinizdan anladigim kadariyla siz kendinizi bu memleketin sahibi saniyorsunuz. Bence sizin bu yazinizi bir yere kaydebiliriz. Sizin bu zihin yapinizin getirecegi sakat gelecekte, bugünlerin intikamini almak icin düzmece davalar üretecek baska birilerini desteklemek isteyenlere hazir argüman olarak verilmek üzere saklayabiliriz.

      Allah günahlarinizi affetsin degerli kardesim.

      Cevapla

      • ihtimal Says:

        Bu memleketin sahibi ben degilim ama psikopata baglamis bir generalin yaptigi sacmaliklara da eyvallah edecek degilim! Butun istedigim Cetin Dogan gibilerin bunu net olarak anlamis olmasi!

        Cevapla

        • Kurmanbek Allahverdiyev Says:

          Cetin Dogan’in mental durumu hakkinda bilgi sahibi degilim. Bu baglamda psikopati belirtileri gösteriyor mudur, göstermiyor mudur bilmiyorum. Cetin Dogan’in bende biraktigi izlenim sert mizacli birisi olabilecegidir (zaten butun generallerimiz böyle oluyor nedense) bir de gözünden rahatiz sanirsam, günes isigindan korunmaya calisiyor. Sizin elinizde Cetin Dogan’in psikopati belirtileri gösterdigine dair bulgular varsa bunu bizle paylasin lütfen. Allah razi olsun.

          Sacmalik derken de neyi kastettiniz acaba? Bunu acar misiniz biraz?

          Cevapla

        • Olasılıksız Says:

          Meşhur bir söz vardır… Paranoyak olmanız takip edilmediğiniz anlamına gelmez!

          Çetin Doğan hakkında ne düşünürseniz düşünün… hatta isterseniz zihnen darbecidir diyebilirsiniz. Ama bu, Çetin Doğan’ı sahte delillerle suçlu göstermeye yetmez.

          Cevapla

    • tercüman Says:

      Bu şahışlar kendilerine devletin verdiği yetki, kimlik, silah, güç ile biz istediğimizi yaparız, kralı bize karışamaz diye yıllarca babalarının çiftliği gibi at koşturdu bu memlekette ve ne yazık ki durumun hep böyle süreceğini zannettiler, şimdi durum tersine dönüp de yaptıklarının cezasını çekmeye gelince utanmadan ağlıyorlar, işte ben buna vah yazık derim…

      Cevapla

  10. tercüman Says:

    Kim ne derse desin önemli olan mahkemenin vereceği karardır, zaten savcı da mütaalasını verdi…

    Cevapla

    • ccgursel Says:

      Sacma !!! Onemli olan mahkemenin verecegi karar degil gercekte ne oldugu. Senin bu kafana gore simdiki basbakanimiz da bir zamanlar bir mahkemenin verdigi bir kararla 5 ay hapis yatti, ona da sen siir okudun diye teroristsin demislerdi.

      O mahkemenin verdigi karar yanlis bu mahkemeninki dogru olacak o zaman oyle mi yani?

      Sacma !!!!

      Cevapla

      • tercüman Says:

        Biraz daha açayım demek istediğimi; siz, biz, başkaları ne derse desin önemli değildir, çünkü önemli olan mahkemenin vereceği karardır, bu karar yalan da olsa, sahte de olsa, bilmem ne de olsa geçerli olacaktır, önemli olan budur, demek istediğim de budur.
        İstersen Amerikan Başkanı bu mahkeme sahtedir, yalandır, vereceği karar geçerli değildir desin, hiçbir önemi yoktur. Tek önemli olan mahkemenin vereceği karardır.
        Kararı her türlü tartışırız o ayrı mesele.
        Umarım anlatabilmişimdir…

        Cevapla

        • Kurmanbek Allahverdiyev Says:

          Cok sakat bir anlayis bu sayin tercüman. Menderes’i asan Yassiada tiyatrosu da tek gecerli ve önemli olandi diyorsunuz. Hukuk ve Adalet önemli hem de cok önemli kavramlar ama bunlari bu kadar yüceltip put gibi tapmamak lazim. Selamlar.

          Cevapla

          • tercüman Says:

            Hukuk ve adalet tabii ki çok önemli kavramlardır, ancak benim demek istediğim şudur, biz ne dersek diyelim mahkemenin vereceği kararı etkilemeyecektir, o yüzden önemi yoktur.
            Bizim istediğimize göre mi karar verecek mahkeme yani…

            Cevapla

            • Kurmanbek Allahverdiyev Says:

              Elbette vermeyecek. Benim burdan mahkemenin verecegi karari etkileme sansim yok. Diger taraftan bu blogdaki bilgilerin de cok acik bir sekilde gösterdigi sekilde yapilan suclamanin dayanagi yok. CD, dijital belge, vs. kanit olarak ortaya sunulan herseyin sahteligi veya gecersizligi ispat edildi. Artik bunu görebilmek icin anormal bir zekaya sahip olmaya da gerek yok.

              Bu baglamda bu mahkeme bu sahteligi kanitlanmis deliller isiginda bu insanlari suclu bulur ise elbette nihai karar verilmis olacak (temyiz, yargitay, AIHM asamalari var ama o ayri bir konu) ama bu davayi takip eden ve bu blogda ortaya konulanlari okuyan ve biraz vicdan sahibi olan insanlar bu kararin sakat oldugunu görecekler. Kendi vicdanlarinda da onaylamaycaklardir.

              Cevapla

              • tercüman Says:

                Ben shate olduğunu düşünmüyorum, ama sahteyse, bunların düzenleyenlerin de en ağır şekilde cezalandırılmasını isterim tabii ki…

                Cevapla

    • Olasılıksız Says:

      Savcılık mütaalasının 250 sayfa kadarlık kısmını okudum ve sanki bu savcılar hiç mahkemedeki sanıkları duymamış, görmemiş hissine kapıldım. Aklıma 3 maymun resmi geldi.

      Hele Tübitak’a sorulan bilirkişi raporları hakkındaki bilirkişi raporu tam bir facia!!! Lafı nasıl eğip bükeceklerini bilememiş, sanıklar lehine hususları üstü kapalı ve belirsiz ifadelerle geçiştirmiş, alenen bariz ve sıradan bir bilgisayar kullanıcısının bile yanıtlayabileceği sorulara allem edip yanıltıcı cevaplar vermiş… Savcılar da ne hikmetse tüm lehte raporların taraflı olduğu, diğer raporların muteber olduğu gibi bir kanaatle hareket etmişler.

      Şu ana kadar okuduğum mütaalada sanıkların davalardaki karşı tezlerine verilebilmiş doğru dürüst tek bir yanıt veya delil yok! Daha da feci olanı sahte olduğu 1500 kere gösterilen planlar ile 12 Eylül planları arasında benzerlik kurarak sonuca gitmeleri…

      Mahkeme bu davada çok zor bir görev yapıyor. Gerçek adaleti mi gözetecek, yoksa zihin yargılaması mı yapacak dava bitince göreceğiz.

      Cevapla

  11. Can Acar Says:

    Yarı doğruların kralı ve çarpıtma ustası fmerakli tekrar sahnede.

    Yukarıda acracia’ya hitaben “Hafizan mi zayifladi, kotu niyetli misin bilmiyorum, ama Akyurek ile ilgili sunlari yazmistim” diyerek daha önce yazdığı bir yorumu alıntılamış. Ancak yaptığı yorumu stratejik bir noktada kesmiş. Yorumun son kısmı bu şekilde (vurgular bana ait):

    “… bu adli sorusturma dosyasinin ustunun ortulmesi olur. Ben bu olasiligi disliyor degilim, ama su ana degin boyle bir izlenim edinmedim; Fethiye hanim’la da en son bir kac ay once gorustum; onun da bu sorusturmayi cok onemsedigini biliyorum. Yakinda Istanbul’a gidecegim, kendisiyle tekrar gorusme imkani bulursam sorusturmanin ne asamada oldugunu ogrenir sizlerle de paylasirim.” [22 Mayıs 2011 23:11]

    Alıntıladığı kısım hakkında “Benim yukarida bir kismini alintiladigim yorumumda da onemsedigim noktanin isim degil surecin nasil isledigi oldugunu gormek oldugu kolayca anlasiliyor aslinda…” yazan fmerakli alıntılamadığı kısımlarda ne demek istediğini de kendince gizlemiş.

    Aslında ne demek istediği ise 23 Mayıs 2011 09:32’de yaptığı yorumda açıkça anlaşılıyor:

    Anladim, ben de diyorum ki Akyurek hakkinda donemin Istanbul Valisi ve Emniyet Muduru de dahil 30 kusur kisi hakkinda acilmis, savcilikca yurutulen bir adli sorusturma var. Eger bu adli sorusturmada Akyurek’in ya da ihmali oldugu iddia edilen diger kamu gorevlilerinin uzerine dogru durust gidilmedigi konusunda bir bilginiz/belgeniz var ise lutfen paylasin, ben de o sorusturma ile ilgili dusuncelerimi tekrar bir elekten gecireyim. Benim tek soyledigim, ben bugune degin ne basindan, ne de Dink davasini Turkiye’de benden daha yakindan takip eden arkadaslarimdan o sorusturmaya iliskin ustuunn ortuldugu kanisini uyandiracak bir bilgiye ulasmadim… Ama dedigim gibi siz bu yonde bir bilgiye sahipseniz, bizimle paylasmanizi rica ediyorum…

    [acracia: 1, fmerakli: 0]

    Akyürek ve arkadaşlarının korunduğunu, davanın üzerinin örtüldüğünü görmekte zorlanan ve kanıt isteyen fmerakli, her türlü kanıta rağmen Balyoz davasındaki sahtekarlıkları görmekte de aynı şekilde zorlanıyor.

    Balyoz davasında her türlü aksi yönde kanıta karşılık hala “mahkeme” sürecinin “adil” bir şekilde sonuçlanacağına inanan, davalarda “tutuklu yargılama” dışında bir “problem” göremeyen, sahtekarlık iddialarının mahkeme tarafından gündeme alınmamasının “delillerin incelenmesi” safhasına kadar normal olduğunu ve beklememiz gerektiğini defalarca telkin eden sevgili fmerakli delillerin değerlendirilmesi aşamasını atlayıp savcılardan mütalaa isteyen “mahkeme” kararı hakkında ne diyecek merak ediyorum. “Adalet bulamıyorlarsa AIHM’e gitsinler” demek “ekmek bulamıyorlarsa pasta yesinler” demek kadar gerçeklerden kopuk ve çarpık bir zihniyetin kendini rahatlatma çabasıdır.

    Bu arada, sevgili fmerakli’nın Türk(iyeli) ve Müslüman bilim adam ve kadını olarak örnek gösterdiği saygıdeğer araştırmacıların tüm akademik eğitimlerini yurt dışında almış, tüm araştırmalarını orada yapmış kişiler olduğunun farkında mı? Bu insanların başarısı kimin eseri? Doğrukları Türk ve/veya Müslüman coğrafya ve/veya kültür mü yoksa büyüyüp serpildikleri batı mı? Ülkenin kaynakları ile yetişen ve kafası zehir gibi çalışan on binlerce gencin neden yurtdışına gitmeden “verimli” birer araştırmacı olamadığını, geri dönenlerin hızlarının ve önlerinin nasıl kesildiğini, hatta bir kısmının ergenekon tertibinin içerisinde hayatlarının söndürüldüğünü de göz ardı ederek yurtdışında yetişmiş araştırmacıların başarısından pay çıkartmaya çalışmak sadece bilinçaltındaki ezikliğinin bir göstergesi olabilir.

    Her seferinde haksız çıkıp hala “acaba ben mi yanlış yapıyorum” diyememek kibirli, benmerkezci, bağımsız düşünemeyen, sorgulamayan, bahane üreten bilimsellikten uzak bir zihin yapısını işaret eder. Kimileri ona “altın nesil” de diyor…

    Cevapla

    • Martin Luther King Says:

      Bahsi geçmişken; altın nesil dün mecliste sunum yapmış:

      Bilkent, Galatasaray ve Marmara üniversitelerinden hukuk fakültesi öğrencileri, Said-i Nursi’nin fotoğrafını kapak yaptıkları taslak metni dün Meclis’e verip, komisyonda sunum yaptılar. Sunumda, “Allah’ı bırakıp da birbirimize Rab edinmeyelim. Artık doğruluk sapıklıktan apaçık ayrılmıştır” ayetlerine gönderme yapıldı.ANAYASA Uzlaşma Komisyonu, İstanbul İlim ve Kültür Vakfı’nda faaliyet gösteren Genç Hukukçular Topluluğu’ndan Said-i Nursi’nin görüşleri çerçevesinde hazırlanan Anayasa taslağını dinledi. Nurcu hukuk öğrencileri, ayetlerden alıntılarla hazırladıkları taslakta, “sanal ahlaksızlık” tanımıyla internetin sınırlanması ve zinaya ceza verilmesini istediler. Bilkent, Galatasaray ve Marmara üniversitelerinden hukuk fakültesi öğrencileri, Said-i Nursi’nin fotoğrafını kapak yaptıkları taslak metni dün Meclis’e verdiler ve komisyonda bir sunum yaptılar.

      Milli içki olmasın

      Galatasaray Üniversitesi öğrencisi Said Mürsel’in yaptığı sunumda, “Allah’ı bırakıp da birbirimize rab edinmeyelim. Artık doğruluk sapıklıktan apaçık ayrılmıştır” ayetlerine gönderme yapıldı. “Bediüzzaman Said-i Nursi’nin Görüşleri Çerçevesinde Talep ve Temenniler” başlıklı taslaktan bazı alıntılar şöyle:
      “Cumhuriyet, insanın insana ilah olmasını engelleyecek bir mahiyette olmalıdır. Özgürlüklerin sınırsızlığı anarşizmdir. Zinanın serbest olması, reel ve sanal ahlaksızlığın yaygınlaşmasına müsaade edilmesi, özgürlük değil gençlerin yani milletin geleceğinin esaret altına alınmasıdır. Kendi ülkesindeki misyonerlik faaliyetlerinden kuşku duyup engellemeye çalışan bir devletin diğer ülkelerde camiler açıp hocalar görevlendirmesi tutarsız bir davranıştır. Başörtüsü gerek öğrenciler gerekse kamu personeli için serbest olmalıdır. Laiklik dinin vicdanlara hapsolması değildir. Devlet okullarında seçmeli ders olarak yerel dillerin var olması demokratik ve rasyoneldir. Başörtülü bir kimsenin milletvekili olmasının uygulamadaki engelleri kaldırılmalıdır. Profesyonel yaşama denk gelen iki ibadet vaktine engel olunması vahşi kapitalizmdir. Ortaöğrenim kurumlarında cuma namazına gitmek isteyen öğrenciye engel olunmamalıdır. Milli kumar, milli içki, aşırı silahlanma ve atıl yatırımlar olmamalıdır. Milletvekilleri TBMM yeminlerini kutsal kitapları üzerine yapabilmelidir.”

      http://www.hurriyet.com.tr/gundem/20261281.asp

      Cevapla

  12. baha Says:

    asıl kaynak nerde?
    ben de çok güzel pdf dosyası uydurup istediğim kanıta “bu bir yalan işte ıspatı” diyebilirim.
    çocuğu mu kandırıyorsun

    Cevapla

    • Can Acar Says:

      baha,

      Bu ve benzeri raporların en önemli özelliği bilimsel gerçeklere dayalı olmalarıdır. Konuya teknik olarak hakim olanlar bir raporun verdigi bilgilerin doğru, yanıiş veya eksik olup olmadığını kolayca anlayabilirler.

      Örneğin CD’lerin 2003’te yazılmış ve daha sonra değiştirilmemiş olduğunu iddia eden bir TUBITAK raporu var. Raporun kapi gibi “aslı” da var. Ancak bu raporu çürütmek çok kolay: Dosyaları tarihi geriye alınmış bir bilgisayarda olusturun ve CD’ye yazın. TUBITAK’ raporunun temelini oluşturan “testlerin” tümünden geçecektir. Bu eksik ve daha da kötüsü yanıltıcı bir rapordur.

      Öte yandan, yukarıda bahsedilen, “begenmediginiz” bilirkisi raporunu alın. Konuyu bilen teknik kişilere danışın, raporun aslını görmeye gerek yok, rapordaki teknik analizin bilimsel, varilan sonuçlarin tutarli ve mantıklı oldugunu size söyleyeceklerdir. Bu raporu mahkemeden edinebileceğiniz disk imajlarını kullanarak kontrol ettirebilirsiniz de.

      Kısacası, uydurma bir rapor ile bilimsel bir raporun arasındaki fark kolayca anlaşılır, hiç merak etmeyin.

      Saygılarımla …

      Cevapla

  13. Umit Erdal Says:

    Herhangi bir dosyanın üstverisini değiştirmek için yapmanız gereken şey tek adım:

    Bilgisayarınızın tarihini değiştirmek.

    Cevapla

Bir Yanıt Bırakın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: