Commedia dell’arte

27 Nisan 2011

GENEL


19 Şubat 2011: Aşağıdaki ihbar mektubu geliyor.

20 Şubat 2011: İhbar mektubundaki adreste yapılan aramada bir flash bellek bulunuyor.

28 Şubat 2011: İki emniyet görevlisi tespit tutanağını tamamlıyor.

***

26 Nisan 2011: “Balyoz’un yeni belgeleri Eskişehir’de bulundu!” haberi ortaya çıkıyor, tespit tutanağı savunmaya veriliyor.

Bu flash bellek’ten çıkan (ve bu başlığa esin kaynağı olan) belgelere ve emniyet tespit tutanağına daha sonra değineceğiz; şimdilik ihbar mektubunu dikkatinize sunuyoruz:

Demek ki, “tutuklanmaktan korkan ve büyük ihtimalle elinde bulunan balyoz belgelerini yok edecek” olan Büyük, ilk Balyoz tutuklamalarının başladığı 26 Şubat 2010 tarihinden beri (bir senedir) korkmasına rağmen belgeleri içeren bir flash belleği evinde saklıyormuş! Üstelik, belgeleri, güya başına birşey gelir de, üstleri kendisine sahip çıkmazsa diye evinde saklıyormuş. Bugün gelinen noktada böyle bir gerekçenin hiç bir geçerliliği kalmadığı ortada. Bu nitelikte “deliller”i evinde bulunduran birinin imha etmemiş olması hiç mantıklı değil.

Sahte belge çetesinin sunduğu senaryoların artık bir inandırıcılığı kalmadı.

Abone Ol

Subscribe to our RSS feed and social profiles to receive updates.

60 Yorum “Commedia dell’arte”

  1. Can Acar Says:

    Yaşasın! Üzerinde yorum yapılabilecek somut bir bilgi/belge.

    Emniyet tutanağında ihbarı gönderen IP adresi ile ilgili bir bilgi var mı? Bu adres Türk Telekom ADSL dinamik adresi (Gayrettepe). Telekom’un bu IP adresini o tarih ve saatte kimin kullandığını bilmemesi ve emniyetin bu bilgiye ve abonenin adresine ulaşamaması mümkün değil. Savcılar isterlerse bunu hala öğrenebilirler.

    Tabii ki o adres bir İnternet cafe olabilir. Bir evin veya işyerinin kablosuz ağ bağlantısına izinli veya izinsiz bağlanılmış olabilir. Hatta truva atı yüklenmiş bir bilgisayar üzerinden bağlantı sağlanmış bile olabilir. Yine de araştırılması gerekir.

    Eskişehir’deki adrese ihbarın üzerinden 24 saat geçmeden baskın yapabilen savcı ve emniyetin İstanbul’daki bir adrese birkaç saat içerisinde bir ekip göndermesi ve ihbar nereden gönderilmiş araştırması gerekmez miydi? Araştırmaya gerek duymadılarsa zaten cevabı biliyor olabilirler mi? Yoksa konu Balyoz olunca tüm ihbarlar kayıtsız şartsız doğru mu sayılıyor?

    Bu arada, ihbar kendi içerisinde tutarsız. 2003-2006 arası Eskişehirde toplanan bilgiler 2003 başındaki seminerde tartışılmış, hatta “değiştirilerek” plana dahil edilmiş. Zaman makinesi çalışmaya devam ediyor anlaşılan.

    Son bir ek …

    demokrat: yalan/hile/sahtekarlık üzerine güzel birşey kuramazsınız dediğim için size yalancı dediğimi düşünmüşsünüz. Ben ise sizi “güzel birşey kurmaya çalışan” sınıfında düşünmüştüm. Sahte delillere ve medya yalanlarına göz yumarak onların üzerine inşa edilen birşey güzel ve hayırlı olamaz.

    fmerakli: Defalarca konuştuk. Bir sayısal delilin gerçekliğini kanıtlamak için üretildiği bilgisayarı incelemek şart, ancak sahte olduğunu kanıtlamak için böyle bir şart yok. Bu delillerin içerisindeki hatalar ve tutarsızlıklar onların sahte olduğunu defalarca kanıtladı.

    Yeni somut bir bilgi gelene kadar ben kabuğuma döneyim.

    Saygılarımla …

    Cevapla

    • Olasılıksız Says:

      2003-2006 tutarsızlığına diğer konuda ben de dikkat çekmiştim. Ama bu ihbar mektubunda daha dikkat çeken bir tarafı var bence… Emniyete adeta neler bulacakları ve neleri arayacakları dikte ettirilmiş. İhbar mektubu fazlasıyla detay içeriyor. Sanki Albay Hakan Büyük’ün evinde yaşayıp flash diskini dilediğince kurcalayabilen biri tarafından ihbar yapılmış.
      Flash diskden çıkan dosyalardan birinin adı: “DOSYALARIM-BİLVANİS ÇİFTLİĞİ-ESKİŞEHİR”
      İhbar içeriğiyle uyuşması ilginç değil mi?

      Biraz tuhaf geldi bana…

      Bu arada Bilvanis meselesi ilgimi çekti. Bu çiftlik 2003’de kurulmuş. 🙂 Yani Balyoz’dan sonra.. Nakşibendi tarikatına ait bir merkez… Radikal dinci bir sitede şöyle yazıyor:

      “Bilvanis köyü 2003’te kurulmuş olup köyde eski menzil şeyhi Sultan Seyyid Muhammed Raşid Erol hazretletinin (k.s.) büyük oğlu Şah-ı Bilvanis (k.s.) diye bilinen Seyyid Fevzeddin Erol hazretleri (k.s.) ve ailesi bulunmaktadır. Seyyid Fevzeddin (k.s.) hazretleri babasının menzil köyünde hizmet ettiği gibi İslam dini için hizmet etmektedir, tasavvufî terbiyeyi babasından ve dedesi Ğavs-ı Bilvânisî Seyyid Abdulhakim el-Hüseynî (k.s.) hazretlerinden küçük yaşlarından itibaren en güzel şekilde öğrenmiştir.

      Diğer bir deyişle Bilvanis köyü Nakşibendiyye tarikatının halidiyye koluna bağlı bir dergahtır. Bu dergah ta peygamber efendimiz hazreti Muhammed Mustafa (s.a.v.)’den ondan hazreti Ebu Bekir es-Sıddîk (r.a.) ve günümüze kadar gelmiş yüce bir silsile’nin uğruna hizmet ettiği ilahî kelimetullah’ı yaymaya uğraşılmaktadır.”

      Bildiğimiz tarikat yani…

      Cevapla

    • demokrat Says:

      Can Bey,

      ”demokrat: yalan/hile/sahtekarlık üzerine güzel birşey kuramazsınız dediğim için size yalancı dediğimi düşünmüşsünüz. Ben ise sizi “güzel birşey kurmaya çalışan” sınıfında düşünmüştüm”…

      Teşekkür ederim,zaten o konuştuğumuz konu da farklıydı sanırım, ‘balyoz’ konusundaki fikirlerimi defaten yazmıştım,benim düşüncelerimde bir değişiklik yok.

      Bu arada konuyla pek ilgili olmasa da savunduğum idealler adına güzel bir yazıyı da buraya koymak istedim,merak duyan okusun diye…

      http://www.milliyet.com.tr/parkta-gitar-calan-cocuklari-karakola-cekmek-ucube-ya-da-cilgin-proje-/hasan-cemal/siyaset/yazardetay/28.04.2011/1383248/default.htm

      Saygılar.

      Cevapla

  2. fmerakli Says:

    Sayin Dogan ve Rodrik,

    Bilindigi uzere Balyoz davasi saniklarindan biri olan Dursun Cicek ayni zamanda AKP ve Gulen cemaatini hedef alan bir eylem plani ile ilgili olarak da yargilaniyor ki o belgenin altindaki islak imzanin Cicek albayin eli urunu oldugunu ortaya koyan Jandarma Kriminal’inki dahil bilimum kriminal inceleme raporu var.

    Yine bilindigi uzere bu belgeyle ilgili olarak askeri mahkemede gorulen davada Genekurmay Askeri Savciligi tarafindan Dursun Cicek’e isnat edilen suc mealen “2007 yili YAS’inda amirallige terfi alamadigi icin kizginlikla ve bazi cevrelerin kiskirtmasiyla TSK’yi zor durumda birakacak sahte belge hazirlamak ve basina dagitmak”. Yani Cicek albay belgeyi sadece hazirlamakla degil ayni zamanda Taraf gazetesine sizdirmakla da suclaniyor.

    Dursun Cicek’e isnat edilen bu suca iliskin babanizin da avukati olan Celal Ulgen’in verdigi “muvekklimi feda ediyorlar” seklindeki tepkiyi de hatirlayalim. Ulgen bu iddianame ile Genelkurmay’in amaci ne olabilir sorusuna su yaniti vermisti:

    “Valla bilemiyorum. Bundan TSK’yı korumak gibi bir anlam eğer çıkartmak istiyor da, Dursun Çiçek’i feda etmeyi düşünüyorsa burada biraz daha akıllı olmak gerektiğini düşünüyorum. Çünkü böylesine akıl dışı akla ziyan iddialarla kimse TSK’yı koruyamaz. TSK’yı koruma görevini dikkat ederseniz bütün savunmalarımda ben yapıyorum. Ama akılcı, mantıklı bir biçimde yapıyorum. Bu şekilde olmaz.”

    Uzun lafin kisasi, Dursun Cicek’e askeri mahkemede gorulen davada isnat edilen suclara baktigimizda Dogan ve Rodrik’in “güya başına birşey gelir de, üstleri kendisine sahip çıkmazsa diye evinde saklıyormuş” seklindeki ifadesinin bir sacmaligi degil, bilakis hic de yabana atilmamasi gereken bir olasiligi ortaya koydugunu dusunuyorum. Cicek’in avukatinin bile muvekkilinin feda edildigini soylemek durumunda kaldigi bir ortamda emekli bir albayin ustlerinin kendisine sahip cikmayacagi yonunde bir endiseye sahip olmasi ve boyle bir olasilikta isine yarayacagini dusundugu belgeleri saklamasi cok da anlasilir bir durunm…

    Cevapla

    • Olasılıksız Says:

      Sayın fmerakli;

      İçinde kendi başını da yakabilecek dosyalar bulunan tırnak kadar bir flash belleği KENDİ evinde saklamak, üstelik de her an aranabileceği ve tutuklanabileceği şüphesi içindeki bir kişi için “NASIL ANLAŞILABİLİR BİR DURUM?”

      Kendini emniyete almayı düşünebilecek zekada bir insanı küçümsemek olmuyor mu bu? Bu kadar gürültüden sonra siz olsanız bu belgeleri evde mi saklarsınız?

      Girin bir internet kafeye, açık bir gmail hesabı, yükleyin dosyaları oraya.. Siz söylemedikten sonra sittin sene kimse bulamaz.

      Cevapla

      • fmerakli Says:

        Cok da anlasilir bir durum, aciklayayim…

        Dogan ve Rodrik, albayin “guya basina bir sey gelir de ustleri kendisine sahip cikmazsa diye” belgeleri evinde sakladigini ifade etmis.

        Yani belgelerin sizin iddia ettiginiz gibi sadece “kendisini yakacak” belgeler degil, kendisi yanarken onu feda edebilecek ustlerine karsi kullanilacak belgeler olma ihtimali mevcut ki Dursun Cicek’in askeri mahkeme tarafindan kabul edilen iddianamesi, ustlerin sahip cikmadigini gosteren guncel bir ornek.

        Yani eger basiniza bir is gelir ve ustleriniz size sahip cikmaz diye bir endiseniz var ise bu belgeleri basiniza bir is geldiginde (evinizin aranmasi ya da gozaltina alinmaniz gibi) elinizin altinda tutmak istemeniz son derece dogal ve anlasilir bir durum. Zaten bu belgeleri bu endise ile elde tutuyorsaniz gidip gmail’e gommenizin bir anlami da yok. Cunku bu belgeleri emniyet/savcilik gormesin diye degil, bilakis basiniza bir sey geldiginde ve size sahip cikilmadiginda emniyete/savciliga vermek icin tuttugunuz gibi bir anlam barindiriyor “ustlerin sahip cikmayacagi” yonundeki endise… Dursun Cicek ornegi de bu endisenin dusuk bir olaslik degil, son derece cari ve mesru bir endise oldugunu ortaya koyuyor. Eger genelkurmay karargahinda calisan bir kurmay albayin avukati askeri mahkemede gorulen dava icin “muvekkilimi feda ediyorlar” diyor ise, benzer bilgi/belgelere sahip ya da benzer islere bulasmis emekli bir albayin bu yonde bir endise tasimasi dogal ve anlasilir bir durumdur, ben bunu soyluyorum.

        Eger albayin basina bir sey geldiginde ustlerince sahip cikilmayacagi yonunde hakli ve mesru bir endisi var ise, kendisine sahip cikmayacaklarindan endise ettigi ustleri hakkindaki bilgi/belgeleri basina bir sey geldiginde kolay bulunacak bir yerde tutmayi tercih etmesi benim acimdan anlasilir bir durum.

        Cevapla

        • Kemal Says:

          Sevgili Fmeraklı,

          Şöyle diyelim, varsayalım bir suça karıştınız. Olayda arkadaşlarınızın kullandığı silah sizde kaldı. Biliyorsunuz ki arkadaşlarınızın arkası sağlam. Siz de sigorta olsun diye üzerinde onlarında parmak izleri olan silahı saklamaya karar verdiniz. Gün gelirde yalnız bırakılırsanız eniyete/savcılığa vermek için. Silahı ne yapardınız?

          a)Evin kapısının eşiğine koyardım
          b)Yastığımın altına saklardım
          c)Sokaktan da rahat görülebilsin diye pencereye asardım
          d)Bir yere gömerdim.

          Sınav başladı. Süreniz 45 dakika. Kolay gelsin.

          Sevgiler

          Not: Vallahi siz zorluyorsunuz, kendimi tutamıyorum. 🙂

          Cevapla

          • Kemal Says:

            Şİfre vereyim mi? 🙂

            Cevapla

          • fmerakli Says:

            Olasiliksiz’a verdigim cevabi okuyunuz. Silahi topraga gommekle, belgeleri gmail’e gommek arasinda ben fark gormuyorum. Eger o belgeleri basiniza bir is geldiginde, mesela birisi sizi ihbar ettiginde ya da sizinle alakasiz bir aramada size suc isnat edilebilecek belgeler bulunmasi uzerine gozaltina alindinizda vs. sizi satacak ustlerinize karsi kullanmak gibi bir amaciniz var ise siz zaten o belgeleri is o raddeye geldiginde emniyet ve savciliga vermek icin elinizde tutuyorsunuz anlamina gelebilir.

            Sizin dikkat cektiginiz nokta da bir olasiliktir, tipki benimki gibi. Benim gundeme getirdigim olasiligi bir gerceklik gibi sunmam ne kadar absurd ise, karsi olasilik icin sizin ayni seyi yapmaniz da o kadar absurd.

            Gercegin ne oldugunu bilmiyoruz; siz ve blog yazarlari bir olasliktan bahsediyorsunuz, ben baska bir olasiliktan bahsediyorum; bir baska yorumcu cikip bir baska olsiliktan da bahsedecek belki…

            Ama yorumlarinizda Ilhan beyin nitelemesi ile ciglikler hep diz boyu oldugu icin sizinle bir sey tartismak da manasiz hale geliyor… Eger tartismayi sizin seviyenize dusurmek gibi bir amacim olsa yukaridaki aciklamayi hic yazmaz, “kendinizi tutsaniz iyi olur, bakin altiniza kaciriyorsunuz” derdim, ama bu uslup ve seviye ile yazmaya devam edecekseniz daha onceden ifade ettigim gibi yorumlariniza cevap vermeyecegim.

            Cevapla

            • Kemal Says:

              Sevgili Fmeraklı,

              Tamam. Ateşkes yapalım (mı?) 🙂

              Sizin vermiş olduğunuz yanıttan ben anlıyorum ki “gmaile gömme ve toprağa gömme” arasında fark yok. Yani nasıl gmaile gömme – evde bulundurmakla aynı şekilde olası bir davranışsa benim çoktan seçmeli sorumda da toprağa gömmek ve evde bulundurmak da aynı şekilde olası davranışlardır.

              Yani birileri öyle yapar, birileri böyle yapar diyorsunuz. Tabii mümkün. İnsanlar çeşit çeşit.

              Sevgiler.

              Cevapla

              • fmerakli Says:

                Iste tam da bunu diyorum, olayin detaylarini ve arkaplanini bilmedigimiz icin ancak olasiliklardan bahsedebiliriz diyorum.

                Cevapla

    • Kemal Says:

      Ben söz konusu askeri davayı duyduğumda, madem öyle gel böyle dediler diye düşünmüştüm. Tamamen spekülatif bir iddia bu. Ama aynı kanıtlarla bir birinin tam tersi (Cemaatle mücadele veya TSK’yı yıpratma) iki suç durumu söz konusu olabileceğini göstererek “Yetti gayri! Ha bir nefsinize hakim olun” mesajı vermek gibi gelmişti. Bilemiyorum tabii…

      Bu arada o davada ki hukuksuzluklar, başka Dursun Çiçekleri dinlemler, Erzincan’da otelde kalan başka birisini kullanarak (kimse beni o Dursun Çiçek’in başkaası olduğunu aylarca Emniyet İstihbarat bilmiyorduya ikna edemez…) davayı bulandırmalar veya ailececçıktıkları bir yolculuk sırasında Erzincan hududundaki sinyalleri gündeme getirmeler. Hatta 2007 yılında başlayan Cihaner soruşturmasını 2009 yılındaki belgenin emri olarak göstermeler…

      Danimarka krallığı kokuşmuş. Basın, iktidar, fmeraklı hep seyirci. Buyrun işte eseriniz. Gurur duyun.

      Cevapla

  3. acracia Says:

    Dursun Cicek ile ilgili burada daha once de soylenmis bazi iddialar vardi. Can Bey daha once de bir link vermisti; ben o zamandan beri zaman zaman bakiyordum. O davadaki tuhaflik da ayri geliyor cunku; ayrica artik bu blogda ortaya konanlardan sonra otantik mi degil mi diye kili kirk yardigim da dogru. O blogda islak imza hakkindaki kriminal raporlarin yanisira islak imzadaki murekkep yasini hesap etmek icin Isvicre’de bir uzmanla yazismislar, onu anlatiyorlardi, ama mahkeme yavas hareket ettigi icin artik o firsati kacirmaslar–imzanin yasini murekkep yasindan cikaramayacaklar. Merak edenler icin:

    http://dursuncicek.wordpress.com/category/deliller/imza-incelemeleri/

    Cevapla

    • fmerakli Says:

      Acracia kusura bakma ama ben de Jandarma Kriminal’in imzayi incelerken ve Genelkurmay Askeri Savciligi’nin iddianameyi hazirlarken kili kirk yardigi konusunda en ufak bir endisem yok. Ayrica askeri kriminal uzmanlari tarafindan dahi imzanin Dursun Cicek’in eli urunu oldugu saptanmisken belgeye geri dondurulemez sekilde zarar verecek bir teknik uygulayarak murekkebin yasinin saptanmasinin cok bir onemi oldugunu da zannetmiyorum.

      Cicek albayin askeri mahkede yuruyen davasinda tuhafliklar oldugu dogru ki en buyuk tuhaflik iddianameden albayin feda edildigi seklinde bir goruntunun ortaya cikmasi ki bu, aktardigim gibi sadece benim fikrim degil; Dogan pasanin da avukatligini yapan Cicek’in avukati Celal Ulgen de ayni fikirde. Bu algiya neden olan iddianamedeki bolum gayet net, tartisilacak bir durum yok kanaatindeyim:

      “Sabit olan eylemiyle şüphelinin, Türk Silahlı Kuvvetler Personeli’nin, komuta kademesine olan güven hissini yok etmeyi amaçladığı kanaatine varılmıştır.. “İrticayla Mücadele Eylem Planı” başlıklı yazıyı hazırlayarak, Dursun Çiçek’in görevi kötüye kullanmak suçunu işlediği anlaşıldığından, eylemine uyan Askeri Ceza Kanunu’nun (ASCK)144. maddesi delaletiyle TCK’nın 257/1’nci ve 53’ncü maddeleri uyarınca cezalandırılmalıdır… Hükmedilecek hapis cezasının süresine göre veya takdiren, şüpheli ASCK’nın 30’uncu maddesi uyarısınca Türk Silahlı Kuvvetleri’nden çıkarılmalıdır.”

      Ama iddianamedeki tek tuhaflik bununla da sinirli degil. Zira iddianamede karargahta gorevli subaylarin ifadelerine de yer veriliyor ve ornegin supheli sifati ile askeri savciliga ifade veren Genelkurmay Harekat Dairesi Baskani Korgeneral Mehmet Eroz belgenin ortaya cikmasindan sonra internet baglantilari kesilerek bilgisayarlarin harddisklerinin guvenli bir sekilde silinmesi seklindeki emri kendisinin verdigini, ama bunda “delilleri yok etmek” gibi bir amac tasimadigini soyluyor. Ifade veren bir baska isim ise Bilgi Destek Dairesi’nde gorevli Yuzbasi Okursoy. O da ifadesinde belge ayiklama ve imha islemleri sirasinda Dursun Cicek’in de hazir bulundugunu soylemis.

      Yani hukumeti ve bir cemaati hedef alan bir eylem plani basinda yayinlaniyor; sonrasinda plani hazirladigi iddia edilen ordu mensubunun gorevli oldugu birimde otuz kusur bilgisayar bu personelin de katilimi ile temizleniyor, o arada donemin genelkurmay baskani son derece celalli bir sekilde “bu belge kagit parcasidir” diyor, sonrasinda da belgenin islak imzali orjinali bir ordu mensubu tarafindan savciliga ulastiriliyor, askeri ve sivil kriminal raporlari imzanin albaya ait oldugu saptamasini yapiyor, ve neticede bu personelin terfi alamadigi icin kizginlikla sahte belge hazirlayip basina sizdirdigi seklinde bir suc isnat edilerek hapis cezasi ve ihrac istemi ile hakkinda askeri mahkemede dava aciliyor. “Madem bu belgeyi tek basina hazirladi, kimsenin haberi yoktu, onca insan neden seferber olup calistigi birimdeki bilgisayarlari guvenli bir sekilde temizlediler?” sorusu akla geliyor oyle degil mi?

      Cok tuhaf gercekten…

      Cevapla

      • Kemal Says:

        Sevgili Fmeraklı,

        Bir şeyi TSK, sizden -sanırım- daha iyi biliyor. O da devletin içerisinde yuvalanmış, bir çetenin saldırısı altında olduğunu.

        Eğer pardigmanızı değiştirirseniz size de tuhaf gelmeyecektir ve anlayacaksınızdır. Tabii niyetiniz varsa…

        Sevgiler.

        Cevapla

        • fmerakli Says:

          Hazir tereddut etmekle beraber sulh onerinizi kabul etmisken ve uslup konusunda daha dikkatli olavaginiz umidi ile sizin olayi nasil aciklaginizi ogrenmeyi cok isterim. Asagida acracia da ortaya cikan goruntiden pek bir sey anlamadigini ifade etmis, onunla tamamen farkli ‘paradigmalara’ balyoz davasina bakiyor oldugumuz halde keza ben de ayni durumdayim, ama anlasilan siz goruntu size tuhaf gelmiyor, siz olayi anlamissiniz.

          TSK’nin devletin icerisinde yuvalanmis bir cetenin saldirisi altinda oldugu, askeri savcinin iddianamesinde de Dursun Cicek’in TSK’yi yipratmak icin sahte bir belgeyi yazdigi ve basina sizdirdigi ifade edildigi goz onune alindiginda Dursun Cicek’in de devlet icerisinde yuvalanmis orduya saldiran cetenin bir uyesi oldugunu mu anlamamiz gerekiyor?

          Tum samimiyetimle soruyorum, olaya sizin ‘paradigmanizla’ bakinca neden bir onceki yorumda son paragrafta ozetledigim, bana ve acracia’ya tuhaf gelen durum size tuhaf gelmiyor ve o goruntuyu nasil anlamlandiriyorsunuz? Dursun albayin avukati bile ‘muvekkilim feda ediliyor’ demisken o belge etrafinda askeri mahkemede yasanan surece iliskin makul bir aciklamaniz var ise gercekten okumak isterim…

          Cevapla

          • Kemal Says:

            Aslında cevap verdim sanıyordum sorunuza…

            https://cdogangercekler.wordpress.com/2011/04/27/commedia-dellarte/#comment-6416

            Dediğim gibi spekulasyon yapıyorum. Ama düşünün. Tamamen kurgu olduğunu BİLDİĞİNİZ bir fotokopi üzerinden yıpratılmaya çalışıyorsunuz. Fotokopi iddiaları önce savruşturuluyor (ya da öyle sanılıyor). Ergenekon zaten ordudan çok başkalarını hedef alıyor. Ortada Balyozdu Kafesti falandı filandı yok. Derken dört ay sonra ıslak imzası çıkıyor (Bu arada ıslak imzanın bir CNC ile atılmış olma ihtimalini göz ardı etmeyin derim. Bırakın hangi kurum ne derse desin. Ne bilirkişiler, adli tıplar gördü bu memleket..)

            Size tavsiyem önce

            Dursun Çiçek Gerçekler’de bugün eklenmiş olan 16 Soruda Davayı okuyun. (http://dursuncicek.wordpress.com/ )

            Ataman Yıldırım’ı okuyun…
            http://www.atamanyildirim.com/

            Çetin Doğan Gerçekler’i okuyun
            http://www.cdogangercekler.wordpress.com 🙂

            Allahım kafesi okuyun, onu okuyun bunu okuyun…

            Demem o ki, Dursun Çiçek’e askeri savcılık iddianamesine yönelik yorumum şu:

            Önce genel çerçeveyi çizeyim.

            Ak Parti – Cemaat – TSK bir üçgen. Cemaatten rahatsız olan Ak Partililerin başında Tayyip Erdoğan geliyor. Cemaat ise Ak Parti’yi öcüyle korkutup duruyor.

            Basın, söz konusu metni her ne kadar Cemaati ve Ak Partiyi bitirme planı olarak sunsalarda açık ki Ak Parti oraya kenar süsü olarak ilştirilmiş. Metnin tamamında ise Cemaat düşmanlarının adı açık seçik yazılmış! (Ömer Öngüt -bu arada merak ediyorum acaba Hanefi Avcı’nın bahsettiği Sakarya’daki emniyet müdürünün ayağı kaydırılması meselesiyle ilişkisi olabilir mi diye, Evrenesoğlu, ya da , internette Moon-CIA-MOSSAD – Cemaat ilişkisine dair yazıların asıldığı sitelere, hatta Tek Türkiye – Kollama ve Kurtlar Vadisi isimlerine internette birlikte bakarsanız -sonuçta bunu yazan arkadaşlar (kim olursa olsun) bir yerlerden öğrenmiş de yazmış bu metni, bakalım nerelerden besleniyor mantığı kuracak olursanız- göreceğiniz üzere çok muhtemel ki bu metnin yazarları arasında iyi bir zaman okuru varmış! 🙂 http://www.zaman.com.tr/haber.do?haberno=717358&keyfield=54656B2054C3BC726B69796520204B6F6C6C616D6120204B7572746C617220566164697369 )

            Ne diyordum. Kimse davul bende olsun ama tokmak başkasında olsun istemez. Ak Parti Cemaat’e dirsek gösterecek olsa “Bak öcü TSK köşede duruyor, ben olmasam seni ham yapar” diye ortaya çıkıyor. Öte yandan cemaatin kendi hesapları uğruna Ak Parti’nin başı belaya giriyor (Bkz. Nedim Şener, Ahmet Şık, Hanefi Avcı, Sabri Uzun, Emin Arslani v.b.)

            Büyük resim bana diyor ki, öyle ya da böyle TSK’nın kolu büküldü. Burnu sürtüldü. Ama sonuçta bu ordu hepimizin ordusu. Şurada işimiz yok gücümüz yok oturup bu konuda eğer mesai harcıyorsak bir şekilde bizlerde yer etmiş bu kurum. Neyse seçimlerden sonra durum değerlendirilmesi yapılır ve eğer normalleşme sağlanırsa söz konusu çeteyi sadece biz değil tüm Türkiye tartışmaya başlar diye düşünüyorum.

            Dursun Çiçek meselesine gelecek olursak, benim kanımca TSK bir metinden eğer benim burnumu sürtmeyi düşünüyorsan yanılırsın. Ben bu kanıtı alır gerekirse bir subayımı yakarak cemaatçi olarak ifşa ederim dedi. İstediğin buysa al subayım senin olsun, benim burnumu bu düzmece metinle sürtemezsin…derken DAN diye Balyoz indi, kafes, Casus, Oydu, Buydu, Poyrazköydü falandı filandı. Ordu da subay kalmadı!

            Öte yandan, Cemaat devlette her kuruma SIZDI 🙂 ve kanser gibi yayılıyor. TSK tek dirençli kurum gibi görünüyor. Benim gördüğüm kadarıyla bu iddianamelerde alevi subaylar daha bir hedefte gibi… (Yanlışım varsa düzelten olursa sevinirim). Yani cemaat sadece Ak Parti’ye karşı kullanmıyor davaları, aynı şekilde kendisine en uzak duram kesimlerin yükselmesine engel olmak için de kullanıyor davaları. Yoksa bu tutuklu yargılama ısrarı neden sizce?

            Bilemiyorum kendi paradigmalarımı anlatabildim mi. Doğru ya da yanlış. Ben böyle okuyorum durumu. Karşıma çıkan verilerde şimdilik çelişmiyor görünüyor.

            Bu arada ben de Balyoz Davası sanıkları için suç duyurusunda bulunmak istiyorum:

            Yuh.

            Cevapla

            • fmerakli Says:

              En son soyleyecegimi ilk basta soyleyeyim spekulasyon oldugunu belirterek verdiginiz cevaptan ben acikcasi ikna olmadim.

              Oncelikle Dursun Cicek’in blogundaki yaziya dikkat cekmissiniz, o yaziyi okumustum, siz de dikkatlice okursaniz o yazida askeri mahkemede hazirlanan iddianame ile ilgili olarak tek bir kelime bile gecmedigini goreceksiniz. Uzerinde durdugumuz konu Cicek’in askeri mahkemede suren yargilamasi oldugu icin, soz ettiginiz belgenin pek bir onemi yok benim acimdan.

              Askeri mahkemede acilan davayi ordunun Dursun Cicek’i cemaate kurban vermesi olarak okuyorsunuz ve bunun altinda yatan mesaji ve sonrasini soyle yorumlamissiniz:

              “Ben bu kanıtı alır gerekirse bir subayımı yakarak cemaatçi olarak ifşa ederim dedi. İstediğin buysa al subayım senin olsun, benim burnumu bu düzmece metinle sürtemezsin derken DAN diye Balyoz indi, kafes, Casus, Oydu, Buydu, Poyrazköydü falandı filandı. Ordu da subay kalmadı!”

              Oncelikle Dursun Cicek’in iddianame ile cemaatci olarak ifsa edilmesi planlansa idi TSK’ya yakin medya mensuplari araciligi ile kamuoyunda boyle bir alginin yaratilmasina calisilirdi. Ben boyle bir surecin yasandigina sahit olmadim, hazirlanan iddianame sonrasi Dursun albayin cemaatci oldugunu ifsa eden bir surec bence yasanmadi. Ikinci olarak, Dursun Cicek cemaatci olarak ifse edildikten sonra oydu buydu, falandi filandi diyerek bir takim baska davalari saymissiniz, ama soylediginiz seyin kronolojik tutarliligi yok, zira Balyoz sorusturmasi, tutuklamalar vs. Subat 2010’da yani Temmuz 2010’da askeri mahkemede iddianamenin kabul edilmesinden once basladi, keza Poyrazkoy iddianamesi Balyoz sorusturmasindan da once Ocak 2010’da kabul edildi. Benzer sekilde Kafes iddianamesi de Mart 2010’da yani askeri mahkemenin hazirladigi iddianameden once kabul edildi. Yani verdiginiz neden-sonuc iliskisi tarihsel baglamda olgusal gerceklik ile ortusmuyor. Bu nedenle sizin paradigmanizi ikna edici bulmadigimi soylemek durumundayim.

              Cevapla

              • Kemal Says:

                İsterseniz şuradan başlayalım…

                “…Uzerinde durdugumuz konu Cicek’in askeri mahkemede suren yargilamasi oldugu icin, soz ettiginiz belgenin pek bir onemi yok benim acimdan…”

                Demişsiniz.

                http://www.dha.com.tr/haberdetay.asp?tarih=21.04.2011&Newsid=128694&Categoryid=2

                http://www.analitikbakis.com/NewsDetail.aspx?id=21346

                Hangi süren dava?

                Cevapla

              • Kemal Says:

                (Sanırım çok yazdım diye yorumlarım çıkmıyor)

                Bir daha deneyeyim.

                “..Oncelikle Dursun Cicek’in iddianame ile cemaatci olarak ifsa edilmesi planlansa idi TSK’ya yakin medya mensuplari araciligi ile kamuoyunda boyle bir alginin yaratilmasina calisilirdi. Ben boyle bir surecin yasandigina sahit olmadim, hazirlanan iddianame sonrasi Dursun albayin cemaatci oldugunu ifsa eden bir surec bence yasanmadi..”

                Demişsiniz. Şöyle diyelim kurumlar da çeşit çeşit.

                Kronoloji meselesinde haklısınız ama temel kurgu değişmiyor ki…

                Bu arada yazdıklarımdan cemaate teslim edelim kurtulalım anlamı çıkıyor ki bu benim ilk aklıma gelen olasılık değil. Daha önce dediğim gibi ilk aklıma gelen kamuoyuna yönelik bir mesajdı. Yani bu nasıl bir belge ki tam tersi açıdan da dava açılabiliyordu diye kamuyounda sorgulama başlatmak hedeflenmiş olabilir diye düşünmüştüm. Ama spekulasyon bu dediklerim. Başka olasılıklar da düşünülebilir. Netice de dava gitti kavga bitti…

                Cevapla

          • Kemal Says:

            Aslında cevap verdim sanıyordum sorunuza yukarıda…

            Dediğim gibi spekulasyon yapıyorum. Ama düşünün. Tamamen kurgu olduğunu BİLDİĞİNİZ bir fotokopi üzerinden yıpratılmaya çalışıyorsunuz. Fotokopi iddiaları önce savruşturuluyor (ya da öyle sanılıyor). Ergenekon zaten ordudan çok başkalarını hedef alıyor. Ortada Balyozdu Kafesti falandı filandı yok. Derken dört ay sonra ıslak imzası çıkıyor (Bu arada ıslak imzanın bir CNC ile atılmış olma ihtimalini göz ardı etmeyin derim. Bırakın hangi kurum ne derse desin. Ne bilirkişiler, adli tıplar gördü bu memleket..)

            Size tavsiyem önce

            Dursun Çiçek Gerçekler’de bugün eklenmiş olan 16 Soruda Davayı okuyun.

            Ataman Yıldırım’ı okuyun…
            http://www.atamanyildirim.com/

            Çetin Doğan Gerçekler’i okuyun 🙂

            Allahım kafesi okuyun, onu okuyun bunu okuyun…

            Demem o ki, Dursun Çiçek’e askeri savcılık iddianamesine yönelik yorumum şu:

            Önce genel çerçeveyi çizeyim.

            Ak Parti – Cemaat – TSK bir üçgen. Cemaatten rahatsız olan Ak Partililerin başında Tayyip Erdoğan geliyor. Cemaat ise Ak Parti’yi öcüyle korkutup duruyor.

            Basın, söz konusu metni her ne kadar Cemaati ve Ak Partiyi bitirme planı olarak sunsalarda açık ki Ak Parti oraya kenar süsü olarak ilştirilmiş. Metnin tamamında ise Cemaat düşmanlarının adı açık seçik yazılmış! (Ömer Öngüt -bu arada merak ediyorum acaba Hanefi Avcı’nın bahsettiği Sakarya’daki emniyet müdürünün ayağı kaydırılması meselesiyle ilişkisi olabilir mi diye, Evrenesoğlu, ya da , internette Moon-CIA-MOSSAD – Cemaat ilişkisine dair yazıların asıldığı sitelere, hatta Tek Türkiye – Kollama ve Kurtlar Vadisi isimlerine internette birlikte bakarsanız -sonuçta bunu yazan arkadaşlar (kim olursa olsun) bir yerlerden öğrenmiş de yazmış bu metni, bakalım nerelerden besleniyor, hepimiz bir yerden beslenniyoruz yazı yazarken değil mi? mantığı kuracak olursanız- göreceğiniz üzere çok muhtemel ki bu metnin yazarları arasında iyi bir zaman okuru varmış! 🙂 http://www.zaman.com.tr/haber.do?haberno=717358&keyfield=54656B2054C3BC726B69796520204B6F6C6C616D6120204B7572746C617220566164697369 )

            Ne diyordum. Kimse davul bende olsun ama tokmak başkasında olsun istemez. Ak Parti Cemaat’e dirsek gösterecek olsa “Bak öcü TSK köşede duruyor, ben olmasam seni ham yapar” diye ortaya çıkıyor. Öte yandan cemaatin kendi hesapları uğruna Ak Parti’nin başı belaya giriyor (Bkz. Nedim Şener, Ahmet Şık, Hanefi Avcı, Sabri Uzun, Emin Arslani v.b.)

            Büyük resim bana diyor ki, öyle ya da böyle TSK’nın kolu büküldü. Burnu sürtüldü. Ama sonuçta bu ordu hepimizin ordusu. Şurada işimiz yok gücümüz yok oturup bu konuda eğer mesai harcıyorsak bir şekilde bizlerde yer etmiş bu kurum. Neyse seçimlerden sonra durum değerlendirilmesi yapılır ve eğer normalleşme sağlanırsa söz konusu çeteyi sadece biz değil tüm Türkiye tartışmaya başlar diye düşünüyorum.

            Dursun Çiçek meselesine gelecek olursak, benim kanımca TSK bir metinden eğer benim burnumu sürtmeyi düşünüyorsan yanılırsın. Ben bu kanıtı alır gerekirse bir subayımı yakarak cemaatçi olarak ifşa ederim dedi. İstediğin buysa al subayım senin olsun, benim burnumu bu düzmece metinle sürtemezsin…derken DAN diye Balyoz indi, kafes, Casus, Oydu, Buydu, Poyrazköydü falandı filandı. Ordu da subay kalmadı!

            Öte yandan, Cemaat devlette her kuruma SIZDI 🙂 ve kanser gibi yayılıyor. TSK tek dirençli kurum gibi görünüyor. Benim gördüğüm kadarıyla bu iddianamelerde alevi subaylar daha bir hedefte gibi… (Yanlışım varsa düzelten olursa sevinirim). Yani cemaat sadece Ak Parti’ye karşı kullanmıyor davaları, aynı şekilde kendisine en uzak duram kesimlerin yükselmesine engel olmak için de kullanıyor davaları. Yoksa bu tutuklu yargılama ısrarı neden sizce?

            Bilemiyorum kendi paradigmalarımı anlatabildim mi. Doğru ya da yanlış. Ben böyle okuyorum durumu. Karşıma çıkan verilerde şimdilik çelişmiyor görünüyor.

            Bu arada ben de Balyoz Davası sanıkları hakkında suç duyurusunda bulunmak istiyorum:

            Yuh diyorum.

            Cevapla

      • acracia Says:

        Yo, rica ederim; niye kusura bakayim, Fmerakli? Cok dogru; hersey tuhaf gorunuyor. Ben de dikkat ettiyseniz, kendim artik hic bir seye itimat edemedigim icin gidip onlar ne demis diye baktigimi soyledim. Oradaki link’i actiysaniz o kriminal raporlar orada var zaten. Bunda kusura neden bakayim ki?

        Keske murekkep yasini hesaplatabilselermis. Ancak Dursun Cicek hakkinda kamuda olusturulan goruntu itibariyle o durum cok tuhaf gorunuyor zaten. Ben cok bir sey anladigimi soyleyemem.

        Cevapla

  4. VV Says:

    Bence yukardaki tartışmaların büyük kısmı yine bu başlığın dışına çıkmış durumda.
    Konu ne? Bir ihbar mektubu.
    Mektupda ne diyor;
    – Albay Hakan Büyüktür, 2003-2006 yılları arasında Eskişehir’de görev yapmış
    – Görevi esnasında elde ettiği bilgi ve belgeleri Balyoz Darbe Palnın’da kullanılması için amirleriyle paylaşmış
    – Eskişehir’de çeşitli yasadışı istihbarat faaliyetlerinde bulunmuş, fişlemeler yapmış.
    – Bu yaptığı çalışmalar 1. Ordu sorumluluk sahasında gibi gösterilerek Balyoz Darbe Planında tartışılmış.

    Ayrıca ihbar mektubunda Bilvanis çiftliğinden bahsedilmekte ve buranın 2003 yılında kurulduğuna dair internette bilgiler var. (http://www.islamgul.com/bilvanis-koyu/12621-bilvanis-ne-icerir.html)

    Elimizdeki efsanevi iddaname ne diyor;
    – Balyoz Darbe Planı gerçektir ve 5-7 Mart tarihleri arasındaki 1. Ordu Plan Seminerinde üstü kapalı olarak görüşülmüştür.

    Albay Hakan Büyüktür Eskişehir’de ki görevine ne zaman başlamıştır da, Eskeşehir’de ki TSK personelini darbeye destek verenler ve vermeyenler olarak sınıflandırmış ve diğer yaptığı istihbarat faliyetleri 2003 başında Balyoz Darbe Planlarında kullanılmıştır, ayrıca bu bilgilerin içinde 2003’de kurulmuş bir çiftliğe ilişkin istihbari faaliyetler yer almaktadır.

    Tabi söz konusu ihbarda Eskişehir’i 1. Orduda Yapılan seminere bağlamak için kullanılan bahanede oldukça ilginç ve komiktir. Ya 1. Ordu bünyesinde adam gibi istihbarat subayı yok o yüzden Eskişehirde görevli Albay Hakan Büyüktür’ün çalışmaları, 1. Ordu görev sahasında olmuş gibi kullanılmak durumunda kalınmış, yada 1. Ordu görev sahasında Bilvanis çiftliği gibi tarikat merkezi olmuş yerler hiç yok. Açıkcası ben her ikisininde var olduğunu düşünüyorum.

    Ayrıca, ihbar mektubunda Albay Hakan Büyüktür’ün 2003-2006 yılları arasında Eskişehir’de görev yaptığı belirtiliyor ki bu bile yanlış çıkabilir, çok daha vahim örneklerini bu davada daha önce gördük. Ama diğer taraftan TSK’da tayin dönemi yanlış hatırlamıyorsam Haziran sonu gibidir. Yani normal şartlarda 2003-2006 yılları arasında Eskişehirde görev yapmış olan birisi çok büyük olasılıkla Haziran-Temmuz 2003 gibi görevine başlamış ve Ağustos 2006’da resmen emekli olamuştur. Dolayısıyla zaten çıkan belgeler incelendiğinde bu gibi tarih tutarsızlıkları görülür ancak bu mektupdan gördüğüm kadarıyla bu tezgahın arkasındaki kadro o kadar küçük beyinli ki daha tarih tutarsızlıkları olmayan bir ihbar mektubu bile yazamamaktalar.

    Her ne kadar hiç şaşırmasamda bence oldukça acı olan ise görevi bir ihbarı değerlendirirken, benim gibi bu forumu takip eden birçoklarının çok kısa bir sürede fark ettikleri bu tutarsızlıkları da incelemek olan emniyet, savcılık ve arama izni veren nahkemenin bu görevlerini hakkıyla yerine getirmiyor olmalarıdır.

    Forumda yorum yazarak bu davaya ve yapılanlara haklı gerekçeler üretme çabasındaki arkadaşların (her ne kadar hiç ümidim olmasada) daldan dala atlayarak, konuyu dağıtıp, çarpıtıp, çingene çorbasına çevirmek yerine bu ihbar mektubuna ilişkin yukarda değindiğim noktalara yada daha önce defalarca dile getirilmiş olan, dijital dökümanların kim tarafından hazırlandığının isbat edilememiş olması, içindeki tarih çelişkilerinin açıklanamamış olması yada savcıların sanıklar lehine olan delillere iddanamede yer vermek yerine adli emanete kaldırmış olmaları gibi konulara net ve somut, şüphe götürmez açıklamalar getirmelerini bekliyoruz.

    Cevapla

    • fmerakli Says:

      VV,

      Yorumunuzda gundeme getirdiginiz soru isaretlerini anliyorum ama bu son gelismede spot isiklarinin altina alinmasi gerekenler ele gecirilen belgeler bence, ihbar mektubunun icerigi ya da o icerikteki bir takim tutarsizliklar mahkeme acisindan bir onem tasimayacak. Zira ihbar mektubu degil ele gecirilen belgeler delil niteligi tasiyacaklar.

      Bir de olaya emniyet acisindan baktiginizda Cumhuriyet tarihinin belki en onemli davalarindan olan Balyz davasina iliskin boyle bir ihbar aldiginizda gidip ihbarda adi gecen kimse Eskisehir’de ne zaman goreve baslamistir falan gibi detaylarla ugrasmaz, oncelikle ihbari degerlendirirsiniz ve arama karari alirsiniz, aksi gorevi ihmal anlamina gelir.

      Anlasilan emniyet de bu sekilde davranmis ve aramada bir takim belgeler ele gecirilmis ve bu belgeler su anda ek delil olarak mahkemeye sunuldugu icin ihbar mektubunda yazili olan ifadelerin celiskisi vs. yargi acisindan bir onem tasimiyor, zira yukarida ifade ettigim gibi balyoz davasina ek delil olarak eklenenle aramada ele gecirilen belgeler; ihbar mektubundaki iddialar degil.

      Mahkeme heyeti ihbar mektubunda dile getirilen tarikatla ilgili detayi vs. degil, ornegin “Oraj Ihtimalat Plani Tedbirler” konulu ve icinde su tur ifadeler bulunan belgeyi ve diger benzer belgeleri ek delil olarak degerlendirecek:

      “1. Oraj Hava Harekat Ihtimalat Plani kapsaminda aklinmasi gereken onlemlere iliskin gorus ve onerilerin bildirilmesi istenmistir.

      2. Planin basarisizliginin hukuki sonuclari incelendiginde;

      a. Sorusturmanin Hava Kuvvetleri Askeri Savciliginca yurutulecegi,
      b. Hava Kuvvetleri Komutani’nin konunun kendisini dogrudan ilgilendirmesi nedeni ile tahkikati yakindan izleyecegi,
      c. Savcilikca gerekli tedbirlerin alinarak suc unsuru sayilabilecek delillerin yok edilebilecegi, ancak idari olarak konuya mudahil olunamayacagi ve birsey yapilamayacagi,
      c. Bu nedenle de plan icerisinde yer alan sahislarin emekli edilebilecegi; ancak ceza almayacaklari degerlendirilmektedir.”

      Sozun ozu, mahkemenin de icerisinde bu tur ifadeler olan belgeleri dikkate alinacagi dusunuldugunde ihbar mektubunun icerigi kanimca son derece onemsiz kaliyor.

      Cevapla

      • Slobodan Hacirahmanovic Magamedov Says:

        Ihbar mektubu falan yok ortada. Cemaatci polisin Vatan caddesine yakin bir internet cafe’den yine emniyetin ihbar mail adresine gonderdigi, icinde yalan yanlis dezenformasyon olan ve sakirtlerin, o butun dunyaya Turkce ogreten, Beninli’ye, Uruguayli’ya, Kalimantanli’ya, Timbuktulu’ya Istiklal Marsimizi evelallah ezberletebilen o böyyük Fethullahci okullarda aldiklari Turkce egitminin kalitesini (!?) gosteren bir “ucube” var karsimizda.

        Sen de burda cikmis “mahkeme belgelerin icerigine bakar, nasil geldigi onemli degil” makamindan yumurtluyorsun. Git kardesim isine, sana ne veriyorlarsa iki mislini oderim ben. Ne iciriyorlarsa onu da soyle bi ara, biz de kullanalim hanimla tartisip kafayi bozdugumuzda.

        Merakli arkadas ile medenice tartismaya calisan muhteremler de bence daha faydali seylerle gecirmeliler vakitlerini.

        Cevapla

        • fmerakli Says:

          Isin cemaat kismini bilmiyorum, ama kanaat beyani cok da bir sey ifade etmiyor. Soylediklerinizi ispatlayabiliyorsaniz zaten ne benimle ne de bu blogla vakit kaybetmeyin, o cemaatci polisler hakkinda suc duyurusunda bulunun ve adaletin tesisine bir katkiniz olsun.

          Ben isin cemaat kisminda haberdar degilim, ama en azindan mektup soylediginiz gibi Vatan caddesinden yollanmamis. Az once dikkatimi cekti, eger Dogan ve Rodrik’in yukarida yayinladigi ihbar mektubunun kopyasi uzerindeki IP adresi dogru ise ttnet uzerinden yollanan ihbar mektubu Eminonu’nde Tesviyeci Sokak’in Murat Efendi Sokak ile kesistigi yere yakin bir yerden yollanmis. Merak edenler icin: http://www.ipsorgu.com/?ip=85.96.244.116#sorgu

          Tabii bilisimci arkadaslar bu tur IP sorgulamalarindan elde edilen adreslerin dogru olup olmadigi konusunda daha cok bilgi sahibidirler, ama Eminonu’ne yolu dusenler varsa merak edip bakarlar. Ama dediginiz gibi IP adresinin bir internet cafedeki bir bilgisayara ait olmasi buyuk olasilik…

          Bu arada odeme konusundaki bonkor teklifiniz icin tesekkurler, ama 0x2=0 seklindeki carpim islemi nedeni ile cebinizden bir para cikmayacak.

          Cevapla

          • VV Says:

            fmeraklı “Söylediklerinizi ispatlayabiliyorsanız” diyerek ne kadarda doğru bir yere değinmişsiniz. Keşke bu tutumunuzu bu davayla ilgili herzaman sürdürebilseniz.

            Sizi ve sizin gibi düşünenlerin hepsini geçiyorum, çünkü çok daha önemli bir soru var. Bu davaya bakan savcılar söylediklerini yani iddanamede dilegetirdiklerini ispatlayabiliyorlar mı? Örneğin çetin doğanın 1. Ordu bünyesinde ki üst rütbeli subaylarla darbe konusunda anlaştıktan sonra Bursa ve İstanbul Bölge Jandama Komutanlarıylada anlaştığını ispatlayabiliyorlarmı. Bildiğim kadarıyla bunu ispatlayabilecek bir belge, yasal yada, yasal olmayan herhangi bir teknik takip bulgusu yok. Yine bu iddanemeyi yazan ve bunca insanın tutuklanmasını talep eden savcılar ellerindeki dijital belgeleri bu sanıkların hazırladığını ispatlayabiliyorlar mı? Yine bildiğim kadarıyla ellerinde üst veri analizlerine dayanan incelemeler dışında hiçbir bulgu yok ve 163 sanık hakkında da tutuklama/yakalama talebinde bulunan savcı, bu üst verilerin nasıl manipule edilebildiğini duruşma esnasında göstermeye kalkan Avukat Hüseyin Ersöz hakkında da suç duyurusunda bulundu.

            Evet idda ettiklerini ispatlayabilmek hukukun en temel öğesidir. Ama malesef savcısından hakimine bu davaya bakan yargı mensupları bunu önemsiz bir detay olarak bile görmüyorlar.

            Hatalı yaklaştığınız bir konu ise bu davanın Türkiye tarihinin en önemli davalarından olduğu için gelen ihbar mektubunu sorgulamadan arama kararı çıkartılmasıdır. Usul usuldür, davadan davaya değişmez, dolayısıyla ihbar üzerine arama kararı talep edecek savcınında bu kararı verecek mahkemenin de ihbarın gerçekliğini değerlendirmesi gerekir. Usullere uygunlukta hukukun temel kurallarından birdir. Sanıkların telefon rehberlerine sehven kayıtların eklendiği, dökümanların hazırlayan isimleri içinde sehven polis memurlarının ismini geçtiği, savcıların sanıklar lehine olacak delilleri sakladığı ve iddanamesine mahkemeyi yanıltıcı ifadeler koymaktan çekinmediği bir ortamda tamda yapılması gereken sizin görevi ihmal olark değerlendirdiğiniz şeydir. Hadi aramayı geçelim, arama yapıld ve birşeyler “bir şekilde” bulundu. Yine yukarda belirttiğim ortamda ve sizin de dediğiniz gibi Türkiye’nin en önemli davalarından birinde görevli yargı mensuplarının amacı gerçekleri ortaya çıkarmak ve adalet dağıtmaksa arama sonucunda elde edilenleri ek delil olarak nitelendirmeye kalkmadan önce kesinlikle ve kesinlikle kim tarafından hazırlandığının şüphe götürmez bir şekilde ispatını yapmaları/talep etmeleri bir zorunluluktur. Bu yapılmış mıdır? Cevap malesef yine koca bir “hayır”.

            Belki siz şu anki düşünceleriniz ve tutumunuzdan dolayı kendinize çok uzak görüyorsunuz ama gelinen noktada herkez evinde yada işinde bilgisayarında, cd’lerinde flash diskelerinde neler olduğundan ve bu ortamlara gelen giden tüm dijitam dökümanlardan yüzde yüz emin olmak durumundadır. Peki bu mümkünmüdür, örneğin üzerinde parmak iziniz bulunan bir flashdiski bir süreliğine kaybetseniz ve sonra bulsanız, bundan da kısa bir süre sonra eviniz basılsa aramda bu flash diske elkonulsa ve içinden ogüne kadar hiç görmediğiniz belgeler bulunsa, belgelerin üst verisinde fmeraklı kullanıcısı tarafından hazırlanmış olduğu görünse ve çeşitli bombalı eylem planları olsa bu belgeler, herhalde siz bu şartlar altında kendinizi savunmayıp, beni terör suçundan hapse tıkın müebbetle yargılayın diyeceksiniz. Belki bununlda yetinmeyip onurumu, keriyerimi hiçe sayarak bunu gazetelerde televizyonlarda haber yapın diyede yırtınacaksınız.

            Balyoz davasında ve son aramayla ilgili olarak yukarda verdiğim örnekten farklı noktaları arayıp bunlar üzerine demogoji yapmaya kalkmayacağınızı umuyorum. Bir kerede benzerlikleri görerek anlatmak istediğimizi anlamaya çalışın lütfen.

            Sonuç olarak ilk cümlemde de söylediğim gibi önemli bir konuya deyinmişsiniz, söylediklerimizi ispatlayabiliyorsak bir anlam ifade eder yani “iddanın ispatı idda makamına aittir” aksi taktirde hukuki bir anlamı yoktur ve dedikodudan öteye geçemez. Ama bu durum genel geçer bir kuraldır, bu dava çok önemli diye böyle temel bir kuralı gözardı edemezsiniz. Ettiğiniz zaman yaptığınız yargılama olmaz, yargısız infaza kılıf dikmek olur sadece.

            Cevapla

            • fmerakli Says:

              VV

              Su soruyu sormussunuz,

              “Bu davaya bakan savcılar söylediklerini yani iddanamede dilegetirdiklerini ispatlayabiliyorlar mı?”

              Mahkeme zaten bunu ispatlayabilsinler diye yapiliyor, iddianamede bir suru iddia var ve mahkeme heyetini ispatlayabildikleri veya ispatlayamadiklari iddialar olmasi, hatta hicbir iddialarini ispatlayamayip beraat kararinin cikmasi da ihtimal dahilinde.

              Eskisehir’deki arama ile ilgili olarak da usulen emniyet ve savciligin ihbarin gercekligini arastirdiktan sonra arama yapmalari gerekirdi demissiniz. Bu mantigi ben cok anlamadim, zaten aramayi ihbar gercek mi degil mi diye degerlendirmek icin yapiyorlar. Aramada da bir takim belgeler ele gecirildigi gozonune alindiginda ihbarin gercekligini sorgulamak bana cok mantikli bir ismis gibi gelmiyor.

              Cevapla

              • aristokrat Says:

                Sayın fmerakli,

                Uzun suredir yazdiklarinizi takip ediyorum. Yazdiklariniza genelde katildigimi da soylemeliyim. Ancak burada ihbari kimin yaptigini neden onemli bulmadiginizi pek anlayamadim.

                Diyelim ki demokrat rumuzlu yorumcu emekli olmus, ozel sektorde calisiyor. Ben de onun ofis arkadasiyim. Aramizda bir husumet var. Benim bekledigim bir pozisyona asker kokenli oldugu icin onu almislar. Masasinda biraktigi bir flash diske birkac dosya ekleyip sonra da ev adresini yazarak bir internet kafeden ihbar gonderirsem kendini nasil savunur?

                Birisi durakta otobus beklerken yaniniza yaklasip paltonuzun cebine bir flash disk biraksa, ardindan da Balyoz’un politik danismani oldugunuzu ve kendinizi koruma amaciyla Internet ortaminda Balyoz davasini savundugunuzu iddia eden bir ihbar mektubu gonderse. Ertesi gun polis evinizde esinizin paltonun cebinde bulup masanin uzerine biraktigi flash diski bularak sizi gozaltina alsa ne yapardiniz? Sizi kimin ihbar ettigini bilmek istemez misiniz? Kimin ihbar yaptigi gercekten onemsiz midir?

                Ihbarin yapildigi IP adresi GenelKurmay’a ait olsa yine ayni kuvvetle gonderenin arastirilmasi onemli degil der miydiniz?

                Tesekkurler

                Cevapla

                • fmerakli Says:

                  Aristokrat,

                  Sanirim yanlis anlasilmisim, duzelteyim. Ben ihbarin kimin yaptigi onemsizdir demiyorum, aksine sizin dikkat cektiginiz uzere bu son derece onemli bir unsur. Yukarida bazi yorumcu arkadaslar, balyoz belgelerindeki tutarsizliklari tartismanin verdigi aliskanliktan olsa gerek ihbar mektubunda yer alan kimi ifadelerde tutarsizliklar oldugunu soylemisler ve tartismanin yonu o tarafa dogru seyreder gibi olmustu. Ben de cevaben dedim ki ihbar mektubundaki tutarsizliklarin davanin seyri acisindan bir onemi yok, zira mahkeme heyeti ek delil olarak ihbar mektubunun icerigine degil o ihbar uzerine ele gecirilen belgelerin icerigine bakarak karar verirken. Bu ifademden, ya da diger yazdiklarimdan, ihbarcinin kim oldugu onemsiz gibi bir anlam, ben istemeden de olsa cikmis ise duzeltmek boynumun borcu…

                  Bu vesile ile benimle yine hemfikir olacaginizi dusundugum bir baska konuyu da gundeme getireyim, zira bu Eskisehir belgeleri ortaya ciktigindan beri aklima takilmakta.

                  Elde olan bilgilere gore ihbar mektubu 19 Subat’ta yollanmis, ertesi gun de Eskisehir’de arama yapilmis ve belgeler ele gecirilmis. Yaklasik bir hafta sonra tespit tutanagi duzenlenmis ve belgeler mahkemeye ek delil olarak daha yeni ulasti.

                  Belgelerin akibetini biliyoruz, ama emekli Albay’in akibeti simdilik bir muamma. Soylediginiz gibi ihbar mektubunu kimin yolladigi onemlidir, ama bence evinde belgelerin ele gecirildigi soylenen emekli Albay Hakan Buyuk’un kim oldugu ve kendisi hakkindaki yasal surecin nasil bir seyir izledigi de bence cok onemli bir konu ve son derece garip bir sekilde bunlarla ilgili cok az bilgiye sahibiz.

                  ALbay yakalandi mi o bile cok belli degil. Aramanin yaklasik iki ay once gerceklestigi dikkate alindiginda albayin hala gozaltinda olmasi hukuken mumkun degil. Tutuklanmasi talebi ile mahkemeye sevk edildigi yonunde bir bilgi de yok – yani tutuklandi mi, mahkeme karari ile serbest mi birakildi onu da bilmiyoruz. Savcilik tarafindan ifadesi alindktan sonra saliverildi belki, ama bu da balyoz sorusturmasinin genel cizgisine aykiri bir durum.

                  Benim aklima albayin pismanlik yasasindan faydalanmak icin basvurmus olabilecegi ya da tanik koruma programina alinmis olabilecegi gibi secenekler geliyor. Bunlari da bilgiye dayali olarak degil, bilakis ortada albay hakkinda dogru durust bilgi olmamasi nedeni ile dusunuyorum.

                  Neyse bekleyip gorecegiz…

                  Cevapla

                  • aristokrat Says:

                    Sayin fmerakli,

                    Aciklamaniz icin tesekkur ederim. Bu durumda ben de ihbarcinin kim oldugunu arastirmayarak bir ihmal yapildigini dusunuyorum. Sanirim siz de buna katilirsiniz. Aklima takilan diger bir konu daha var. Emniyet veya savcilar diger yorumcu arkadaslarin dikkat cektigi gariplikleri farketmemis mi acaba? Ihbarin icerisindeki tutarsizliklara ragmen bir gun icerisinde mahkeme karari cikartip, farkli bir sehirdeki savci ve emniyet ile koordine olup baskini gerceklestirmeleri ilginc geldi. Adaletin hizli ve verimli calismasi tabii ki hepimizin istegi, ancak burada bir gariplik var diye dusunuyorum. Yoksa icinde Balyoz gecen her ihbar icin ev mi basiyorlar?

                    Ote yandan Albay Buyuk’un akibeti benim de merakimi uyandirdi. Dediginiz gibi tanik olmak istemis olabilir. Ifade verecek gercek bir tanik davanin seyrini degistirirdi dogrusu. Bu haliyle sanal delillerden tatmin edici bir sonuc cikmasi zor gozukuyor. Eskisehirdekiler dahil hepsinde tutarsizliklar cikti.

                    Bence de en iyisi bekleyip gormek.

                    Cevapla

                    • fmerakli Says:

                      Aristokrat, VV ve ata

                      zaman darligindan tek bir yorumda cevap verecegim.

                      Aristokrat,

                      Ihbarcinin kim oldugu arastirilmadi ise bu bir ihmaldir, size katiliyorum. Ancak ben emniyetin bu yonde arama karari alindiktan sonra bile olsa bir arastirma yapmis oldugu ancak bununla ilgili ayrintilarin gazetelere yansimamis oldugunu dusunuyorum, ama bu sadece bir kanaat..

                      BU arada Albay Buyuk’un bugun ifadesi alinmak uzere savciliga getirildigi gazetelere yansidi, bugune degin ifadesi alinmamis ise bu da ayri bir gariplik tabii.

                      VV,

                      Ihbarin on degerlendirilmesinin daha saglikli bir sekilde yapilmis olmasi gerektigine iliskin inancinizi dile getirmissiniz. Buna kategorik olarak karsi cikmak anlamsiz olur amma velakin Balyoz davasi ile ilgili olarak arama kararinin hizli bir sekilde cikmis olmasi beni cok da sasirtmadi. Yorumunuzun devaminda balyoz davasinin savcilik, emniyet ve mahkemenin bir tezgahi oldugu ya da bu kurumlarin balyoz’i tezgahlayanlar ile birlikte hareket ettikleri seklindeki kabule dayali spekulatif bir bolum var. Ben bu noktada sizinle hemfikir degilim ve o kabule dayanarak dile getirdiginiz goruslere cevap veryemyi gereksiz buluyorum.

                      Bir de mahkeme surecinin saniklarin savunmasi icin oldugunu ifade etmissiniz. Eger savciligin rolu iddianameyi hazirlayinca bitiyor, celseler saniklarin savunmasi icin yapiliyor ise, durusmanin ilk celselerinde iddianame okunduktan sonra savcilarin durusmalara katilmalarina da bir gerek yok o zaman. Savcilar capraz sorgular, tanik sorgulari vs ile mahkeme heyetini iddianamede ortaya koyduklarinin gecerliligine ikna etmeye calisirlar, iddianame yazdik isimiz bitti, gerisini saniklar ile mahkeme arasinda halletsin demek benim kolay anlayabilecegim bir sey degil.

                      ata,

                      ben ihbar varsa heryer basilabilir demiyorum, ihbarin balyoz davasi ile ilgili olmasi arama kararinin hizli bir sekilde alinmasinda etkili olmustur diyorum.

                  • VV Says:

                    fmeraklı
                    Sanırım haberiniz vardır Albay Hakan Büyük tutuklandı, yani sanırım pişmanlık yasasından faydalanma adı altında Balyoz tezgahına yalancı şahitlik yapacak birisi halen bulunamadı.

                    Aşağıdaki cevabınızda ihbarın değerlendirilmesine ilişkin halen davanın önemini öne sürmeye çalıştığınızı görüyorum ve anlıyorum ki size bazı şeyleri anlatmak mümükün değil. Çünkü kurallar, usuller davadan davaya değişmez, en azından değişmemelidir.

                    Spekülatif olarak değerlendirdiğiniz kısıma ilişkin şunu söylemeliyim ki benim “Balyoz Davası’nın savcilik, emniyet ve mahkemenin bir tezgahi oldugu ya da bu kurumlarin Balyoz’u tezgahlayanlar ile birlikte hareket ettikleri” seklinde bir cümlem yok sadece “aramada ne bulacağınızı biliyorsanız ihbarın gerçekliğini değerlendirme gereksinimi duyulmayabileceğini” dile getirip, olayın bu gözlede değerlendirilebileceğini söyledim. Ve bir başka örnek verip her ihbar sonucunda çıkacak her dijital dökümanın üst veri kontrolünden sonra delil olarak değerlendirilip değerlendirilemeyeceğini irdeledim.

                    Siz neden gerçekten anlatmak istediklerime cevap vermek yerine çarpıtıp kenarından dolanıyorsunuz?

                    Cevapla

              • VV Says:

                fmeraklı
                Ben hala ihbarın gerçekliğinin adam gibi değerlendirilmesi gerekliliğini savunuyorum ve aslında arama izni talebinde bulunanların ihbar sonucunda ne bulacağını bile bildiklerini düşünüyorum. Bu ihbar mektubunun tam tesi nitelikte yani emniyet, Balyoz Belgeleri’nin tamamının sahte olduğunu ispatlayacak, bu tezgahın arkasında kimlerin olduğunu gözler önüne serecek yazışmalara ve hatta şu an delil diye önümüze konan dijital dökümanların tarih ve kullanıcı bilgileri değiştirilmemiş hallerine ulaşılabilecek bir adres içeren, yine kimliği belirsiz bir ihbar maili alsa sizce aynı şekilde mi davranır. Örneği birazdaha çarpıcı yapalım ve ihbar mektubu bu davanın başladığı günden beri “ispatlanmamış” iddaları gerçek, sanıklarıda suçlu kabul ederek, tahliyelerine karar veren hakim için “çetelerin hakimi de varmış”, yada “bizim adımız listelerde yok çünkü bizi bir köşede infaz edeceklerdi” gibi ifadeler kullanabilen hükümet yetkililerinin (kendilerinin dokunulmazlığı olduğundan) çok yakınlarını işaret etse yine savcılar hemen talepde bulunur mahkemede hemen karar verir ve ihbarın ertesi günü söz konusu adreste arama yapılırmıydı.

                Yukarda değindiğimden çok daha önemli başka bir konuda arama sonucunda elde edilenlerin gerçekliğinin araştırılıp ek delil olarak kullanılması mevzusu var ki aslında bu dava iddanamesinin temelini oluşturan tüm deliller için bu konuda ciddi sakatlıklar bulunmakta. Siz bu konuyu “Mahkeme zaten bunu ispatlayabilsinler diye yapiliyor” diyerek geçiştirmişsiniz. Birincisi mahkeme savcılar iddalarını ispatlayabilsinler diye yapılmaz. Mahkeme savcıların buldukları ispatlara dayandırarak hazırladıkları iddanameye karşı sanıklar savunmalarını yapsınlar diye yapılır. Ama sanırım sizin içi bu önemsiz bir detay. İkinci olarak arama sonucu elde edilenlerin delil olarak kabul edilip edilemeyeceği yani gerçekliğinin kontrolüde çok önemlidir. Aramada elde edilen dökmanlar ek delil olarak kabul edilmiş durumda. Peki gerçek olduğuna dair üst veri analizi dışında ne yapılmış, örneğin blogdaki 29/04/2011 tarihli başlıkta belirtilen belgenin en son Cem Gürdeniz tarafından kaydedildiğine ilişkin üst veri analizi dışında ne gibi bir bilgi var. Sizin dediğiniz gibi Türkiye’nin en önemli davasında hatta bu davanın açolması sürecinde bile dellil olarak kabul edilen dökümanların gerçekliğine dair çok hassas bir inceleme yapılması gerekmez mi. Yukarda yazdığım senaryoya geri dönersek söz konusu ihbarda hadi diyelim paldır küldür arama yaptıar, yada daha olası kılmak için şöyle diyelimi, Eskişehir’de yapılan arama sonucunda şu anda ellerindeki dijital dökümanlara değilde benim yazdığım senaryoya uygun dijital dökümanlar elde edildi, bunlarda hemen ek delil olarak kabul edilip sanıklar tahliye edilirmiydi, yoksa gerçekliğine dair incik cıncık bir incelemeyemi gidilirdi, tabi bir üçüncü olasılık olarak da bu aramadan ve elde edilenlerden hiç bahsetmeden tüm bulguların adli emanete kaldrılma seçeneği var.

                Sonuç olarak gittiğinizde ne bulacağınızı zaten bildiğiniz durumlar haricinde ihbarın gerçekliğinin incelenmesi önemlidir. Dolayısıyla ihbarın içerdiği tutarsızlıklara rağmen ertesi günü bir arama yapılıyor olması anlamlıdır, önemlidir ve üzerinde durmaya değerdir. Ama diğer yandan Türkiye’nin en önemli davasında 194 sanığı itham edip bunların 163 tanesinin özgürlüklerini elinden alırken iddalarınızı dayandırdığınız delillerin gerçekliğinin adam gibi sorgulanması öncelikle savcının sonrada mahkemenin görevidir. Bizlerin en büyük isyanıda bu konudadır. Savcılar tarafından elde edilmiş ve gerçeklikleri konusunda şüphe olmayan sanıklar lehine deliller saklanırken, sanıklar aleyhine olan ve kolaylıkla üretilebilecek her türlü dijital dökümana savcıların, hakimlerin ve hatta sizlerin dört elle sarılıyor olması niyetinizin gerçek suçluları bulmak değil bir şekilde teslim aldığınız bu insanları mümkün olduğunca uzun süre ceza evinde tutmak ve hatta tezgahın eksik parçalarınıda birşekilde kılıfına uydurmanın yollarını bularak mahkul etmek olduğunu düşündürtüyor malesef.

                Cevapla

                • ihtimal Says:

                  Ahhh su kendinizi mazlum, bicare, zavalli ve adeletsizlik altinda ezilen bir grup gibi gostermeniz yok mu ?? ‘Bin yil surecek zulum saltanatinin bireylerine neler oluyor’ diye uzulecegim tutuyor bazen!!! Beyefendi uyan, sahip oldugumuz hukuk sistemi bize ‘suanda ergenekonda ve balyozda yargilananlarin’ mirasidir 🙂 Ne bicim bir mirasyedi olmayi planliyordun sen?

                  Cevapla

                  • VV Says:

                    Ben bugüne kadar görüşlerimiz taban tabana zıtda olsa adalet karşısında haksızlığa uğradığını gördüğüm hiç kimse için iyi olmuş demedim. Bu tavır sizin ve sizin gibi düşünen çarpık zihinler tarafından seriglenebilir ancak. Zaten nasıl sağlıksız bir zihin yapısına sahip olduğunuzda yazdığınız yorumda ki uslubunuzdan gayet net anlaşılmaktadır. Kaldı ki mazlum edebiyetı yapmak sizlerin uzmanlık alanıdır. Ben yapılan yargılamanın ve tutuklulukların birçok saktlıklar içeren dijital dökümanlara dayandırılıyor olmasından bahsediyorum. Öyle ki bu çarpıklıklar başta olayın içeriğini bilmeden basında yapılan yanlı haberlerden dolayı bu davalara destek veren birçok insanın bile bu gün kafasında ciddi soru işaretleri yaratmaktadır.

                    Tabi bunları size anlatmak boş çünkü yukarda da değindiğim gibi siz “zamanında bize böyle yapmışlardı, şimdi elimizde fırsat var ve bizde bunun intikamını alıyoruz” derken “ülkemiz demokratikleşiyor, “ileri demokrasi” geliyor” gibi laflarda sarfedebilen hastalıklı bir zihine sahipsiniz.

                    Birde merak ettiğim bir şey var ihtimal, “sen” tüm bu yapılanlar sonucunda nasıl bir mirasa konmak hevesindesin ki ağzından salyalar aka aka yapılan haksızlığa alkış tutuyorsun. Bana sakın demokrasi geyiği yapmaya kalkma bu laflara karnımız fazlasıyla tok, sizin zihniyetinizden çıkacak “ileri demokrasinin” “benim gibi düşünüyorsan aferim, karşıt görüşlüysen birde görüşlerini savunmaya, düşüncelerini insanlara anlatmaya kalkıyorsan “Halkı kin ve düşmanlığa sevk etmek”ten ötürü yürü Silivri’ye” zihniyetinde olacağını bu güne kadar defalarca gördük.

                    Cevapla

                    • ihtimal Says:

                      Aslinda ayni hukuk sisteminden muzdaribiz, VV. Bende bu nasil bir hukuk sistemidir ki, cetin dogan 28 subat darbesindeki katkilari alenen bilindigi halde, kendisi de bu katkilarini ballandira ballandira TV ropartajlarinda anlattigi halde nasil olurda yargilanmadigindan sikayet ediyorum!!!!

      • ata Says:

        “Bir de olaya emniyet acisindan baktiginizda Cumhuriyet tarihinin belki en onemli davalarindan olan Balyz davasina iliskin boyle bir ihbar aldiginizda gidip ihbarda adi gecen kimse Eskisehir’de ne zaman goreve baslamistir falan gibi detaylarla ugrasmaz, oncelikle ihbari degerlendirirsiniz ve arama karari alirsiniz, aksi gorevi ihmal anlamina gelir.”

        Yukarıdaki cümle, hukuku kendi kafasına göre yorumlayan, hem de bunu hiç bir bilgiye dayanmadan yapma konusunda kör cesareti taşıyan birine ait olabilir.Böyle bir zihin yapısından demokratlık, akılcılık, sağlam bir muhakeme gücü filan beklenemez.

        Arkadaşın “detay” dediği ayrıntı, yılların hukuk birikimini, ceza hukuk sistemini yerle bir edecek bir ayrıntı sadece !!! Arkadaşa göre kural şu, “ihbar varsa” her yer basılabilir,her eve girilebilir,herkes yakalanabilir,herkes aranabilir,el koyma yapılabilir…gerçi bir kıstas koymuş arkadaş, “ihbar önemli bir dava hakkındaysa” peh peh !!

        Kendisini ikaz edeyim, hukuk görüşünde eksiklik olmasın; ihbar hakkında henüz dava yoksa,ne olacak ? Kitabının yeni baskısında bu konudaki boşluğu doldurur artık… ciddi şeyler okumak, katılmak isteği ile bakıyorum bloga, böyle saçmalıkları suratlara vurmaktan fırsat kalmıyor.

        Cevapla

  5. fmerakli Says:

    Ajanslara Eskisehir’de bulunan belgeler ile ilgili ilginc haberler dusuyor. Asagidaki satirlar Radikal gazetesinin “Balyoz’da kasti hata” baslikli haberinden:

    “Balyoz Darbe Planı’ soruşturması kapsamında hava istihbaratçı emekli Albay Hakan Büyük’ün Eskişehir’deki evinde yapılan aramalarda ele geçirildiği belirtilen ek belgelerin detayları ortaya çıktı. Bir ihbar mektubuyla bulunduğu belirtilen belgelerin planın başarısız olması halinde neler yapılabileceği ve olası soruşturma durumunda alınacak önlemleri içerdiği belirtilirken, bir belgede de planların ortaya çıkmasının engellenmesi için ‘askeri yazışmalarda kasıtlı hata’ yapılmasının önerildiği belirtiliyor.”

    “Ek belgelerde emekli Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Özden Örnek’e ait olduğu öne sürülen ‘Koruyucu Güvenlik Önlemleri’ konulu Kasım 2002 tarihli birifing yer aldı. Belgede etkisinin ‘bin yıl’ sürmesi beklenen faaliyetlerin istenilen düzeyde gelişmediği ifade ediliyor.

    Başka bir belgedeyse karşılıklı yapılan yazışmalarda bilerek hata yapılmasının kararlaştırıldığı belirtiliyor. Belgede, “Bu kapsamda belirlenen hata-kod tablosu kullanılacaktır. Hata-kod tablosu sayesinde güvenliğin kontrolüne ilaveten kapalı mesaj iletimi de sağlanacaktır” deniliyor. ”

    Ben uzun zamandir belgelerde yer alan hatalarin izinin askeriye icerisinde olabilecegi yonunde goruslerimi ifade ediyordum, ozellikle Golcuk belgeleri ortaya ciktiktan sonra. Eger belgede bahsedilen hata-kod tablosu kullanimi bir guvenlik tedbiri olarak gercekten planlandi ise hem tutarsizliklarin bir kisminin kaynagina iliskin yeni bir olasilik ortaya cikmis olacak (bir kismi ifadesinin altini ciziyorum, ilac firmasi ornegindeki gibi tutarsizliklari kastettmiyorum mesela), hem de “neden imzali belge yok” sorusu da onemli olcude cevaplanmis olacak. Eger belgeler, ele gecirildikleri taktirde sahte olduklarini soylemeye imkan verecek hatalar yapilarak hazirlandi ise bu belgelerin altina hazirlayanin kim oldugunu kriminal incelemede ortaya cikaracak olan imzalarin atilmamasi yonunde bir karar da alinmis olsa gerek…

    Cevapla

    • Kemal Says:

      Detaylı haber aşağıda.

      Balyoz davasını sulandırmaya çalışanların ‘Yazışmalar hatalı, askeri düzene uymuyor’ türünden iddiaları fos çıktı.

      Emekli Albay Büyük’te ele geçirilen Balyoz belgeleri, yazışmalarda kasıtlı hata yapıldığını ortaya koydu. Balyozcuların yakalanmamak için kullandıkları kodlu hata sistemini deşifre eden belgelerde planların deşifre edilmesi halinde yapılacaklar sıralanıyor.

      Gölcük Donanma Komutanlığı’nda ortaya çıkarılan zulanın ardından Emekli Albay Hakan Büyük’ün Eskişehir’deki evinde yapılan aramalarda bulunan yeni belgeler, Balyoz soruşturmasını sulandırma amaçlı ortaya atılan iddiaları çürüttü.

      “Balyoz soruşturmasında ele geçirilen belgelerin askeri yazışma kurallarına uymuyor” iddiası da fos çıktı. Yine Eskişehir’de ele geçirilen bir belgede “Planların güvenliğinin sağlanması için gerektiğinde belgelerde yer alan isim, yer, tarih, rütbe ve diğer ek bilgilerin kasıtlı olarak değiştirilebileceği” ifadeleri yer aldı. Balyoz seminerinin 5-7 Mart 2003 tarihinden sonra güncellenmediği iddia edilse de emekli Albay Büyük’ün Eskişehir’deki evinde bulunan bir belgenin 18 Kasım 2003 tarihinde oluşturulduğu belirlendi.

      YAZIŞMALARDA KODLU HATA YAPIN

      Eskişehir’de yapılan aramalarda bulunan belgelerden birinde karşılıklı yapılan yazışmalarda bilerek hata yapılmasının kararlaştırıldığı görüldü. Yapılan yazışmalarda karşılıklı güvenlik kontrolü sağlanması maksadıyla yapılan özel kod uygulaması gerektiğinde belgelerde bulunan isim, yer, tarih, rütbe ve diğer ek bilgilerin kasıtlı olarak değiştirilebileceği anlatılıyor. ‘

      Suga Eylem Planı Kapsamında Yapılan Çalışmalar-2″ adlı pdf dosyasında “Doküman güvenliği kapsamında; yapılan yazışmalarda karşılıklı güvenlik kontrolü sağlanması maksadıyla özel kod uygulaması yapılacaktır. Bu kapsamda belirlenen hata-kod tablosu kullanılacaktır. Hata-kod tablosu sayesinde güvenliğin kontrolüne ilaveten kapalı mesaj iletimi de sağlanacaktır” ifadelerine yer verildi.

      KASITLI ŞİFRE ANAHTARI

      Yapılacak hataların ve anlamlarının belirlendiği bir şifre anahtarı da hazırlanan planda şu ifadelerin kullanıldığı görüldü: “Doküman güvenliği kapsamındaki özel kod uygulamasında yazışmalar üzerinde yapılacak yansıda belirtilen hatalar ve anlamları tablosu kullanılacaktır. Örnek olarak doküman üzerinde Ek bölümünde yapılan bir hatanın dokümanın Ekindeki ‘Bilgilerden teyit edilemeyenler olduğunu göstermekte muhtemelen 3. şahıslardan alınan duyumlarla elde edildiğini göstermektedir’ veya imza bloğundaki personelin adı, soyadı veya rütbesindeki bir hata o personelin amirlerine ilişkin problem/baskı olduğunu ve icra edeceği faaliyetlerde hareket kabiliyetinin kısıtlandığını göstermektedir.”

      ÖZEL KURYE YOKSA…

      Balyoz soruşturması sırasında ‘Yazışmalar askeri kurallara uygun değil, hatalı’ iddialarını çürüten belgede, “Ayrıca hazırlanan yazılarda sızma ihtimaline karşı tarih ve konu numarası ile adres kısımlarında hatalar yapılacaktır” denildi. Belgede, ayrıca kodlu hata uygulamasının ‘özellikle ve öncelikle’ görevlendirilmiş kurye kullanılmadığında ‘muhakkak’ yapılması gerekliliğine dikkat çekiliyor.

      AKÇAY’IN TAHLİYE GEREKÇESİ ÇÜRÜDÜ

      Eskişehir’de ele geçen belgeler Balyoz davası sanıklarının tahliyesi yönünde görüş bildiren mahkeme başkanının gerekçesini de çürüttü. Tahliye edilmemeleri yönünde görüş bildiren diğer üyelerin kararına üç kez şerh koyan İstanbul 11. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı Şeref Akçay, gerekçesinde ısrarla sanıkların seminerden sonra eylemlerine devam etmediklerini ve yeni deliller bulunmadığını vurgulamıştı.

      Balyoz davasında sanıkların tutukluluk halinin devamı yönündeki karara yapılan itirazı İstanbul 11. Ağır Ceza Mahkemesi oy çokluğu ile reddetmişti. Balyoz soruşturması savcısı Mehmet Ergül’ün talimatıyla yapılan operasyonda ele geçirilen belgelerin Suga ve Oraj planlarının devamı niteliğinde olduğu belirtildi. Belgelerin daha önceden ele geçirilenlerden farklı olduğu ifade edildi.

      Balyoz davasının seyrini değiştirecek yeni belgeler Hakan Büyük’ün ikamet ettiği bu apartmanın ikinci katında bulundu.

      Eskişehir’de ele geçen yeni Balyoz belgelerinin ‘Mart 2003’ten sonra güncellenmediği halde bu tarihten sonraki gelişmeler planda yer alıyor’ iddialarını çürüttüğü öne sürüldü.

      Emekli Albay Hakan Büyük’ün Eskişehir’deki çiftliğinde ele geçirilen belgelerin, Balyoz davası sanıklarının iddialarını çürütürken, iddianameyi güçlendiren yeni deliller sağladığı kaydedildi. Balyoz soruşturmasına yöneltilen eleştirilerin başında, belgelerin güncellenmediği ve planın 5-7 Mart 2003 tarihinden sonra devam etmediği şeklindeydi. Yapılan aramalarda ele geçirilen “Devir Teslim” isimli belge içersinde yer alan “İhtimalat planı” belgesinin tarihinin, bu iddiaları çürüttüğü kaydedildi.

      Son güncelleme 18 Kasım 2003

      “T.C. Hava Kuvvetleri Komutanlığı 6. Ana Jet Üs Komutanlığı Bandırma/ Balıkesir” başlığını taşıyan ve Hava Pilot Tümgeneral B.B’ya hitaben yazılan belge, 2003 yılı Kasım ayına ait. Yani devam etmediği söylenen plandan 8 ay sonrasında ait. Hava Pilot Kurmay Albay G. K. adına imzaya açılan ve ekinde eylem planı yer alan belgede “Oraj Hava Harekat İhtimalat Planı’na ilişkin bilgilerin bulunduğu dosyalar Hv. PLt. Tuğg. B.K’tan teslim alınmıştır. Yapılacak faaliyetler ektedir. Arz ederim” yazıyor. Eskişehir’de ele geçirildikten sonra belge üzerinde yapılan teknik incelemelerde, belgenin G.K tarafından 18 Kasım 2003 tarihinde oluşturulduğu ve aynı tarihte son kez kaydedildiğinin belirlendiği iddia edildi.

      Deliller askeri savcılıkta yok edilecek

      “Oraj İhtimalat Planı Tedbirleri” isimli 2003 yılı Mart ayında hazırlanan ve “T.C. Hava Kuvvetleri Komutanlığı Askeri Savcılığı Ankara” başlıklı belgede yine planın başarısız olması durumunda uygulanacak planlara yer verildi. Hava Hakim Albay B. G.’ye hitaben yazılan belgede Oraj planının başarısız olması durumu da değerlendirilmiş. Belgede, savcılıkça gerekli tedbirlerin alınarak suç unsuru sayılabilecek delillerin yok edilebileceği, ancak idari olarak konuya müdahil olunamayacağı ve bir şey yapılamayacağı, haklarında işlem yapılan personelin emekliye sevk edileceği anlatılıyor.

      Oraj çökerse yeni plan yapılacak

      DAVA dosyasına giren yeni delillere göre, eski Hava Kuvvetleri Komutanı emekli Orgeneral İbrahim Fırtına’nın 23 Ocak 2003 tarihinde verdiği sözlü emrin ardından “İhtimalat (ihtimal) Planı Hazırlama grubu” oluşturuldu. Oluşturulan grubun bilgisi, Şubat ayında Tümgeneral B.B tarafından Fırtına’ya iletildi.

      İddiaya göre Tümgeneral B.B, İbrahim Fırtına’dan gelen sözlü emir doğrultusunda Oraj Planı’nın uygulanamaması veya başarısız olması durumunda alınacak tedbirler ile ilgili planlar hazırladı. Bunlar arasında “yeniden yapılanma, yeni plan hazırlama, muhtemel soruşturmaları boşa çıkarmak için soruşturma komisyonlarında yer alma ve kamufle olma, engelleyenlerin yanında gözükme, planın gizliliğinin korunması durumunda ise planı tekrar hayata geçirme ve plana muhalif olanları tasfiye etme” gibi stratejilerin olduğu görüldü.

      Ayrıca çürük davası tutuklusu askeri Hakim Albay Ahmet Zeki Üçok’un 2. Taktik Hava Kuvvetleri Komutanlığı Askeri Mahkemesi ve Askeri Savcılığında gerekli önlemlerin alındığını ve olası bir soruşturmanın her aşamasının kontrol altına alınabileceğini belirten bir yazı gönderdiği kaydedildi. İhtimalat planlarında, hükümetin müdahaleden haberinin olması durumunda hükümete yakın gözüken personelin kullanılabileceği anlatıldı.

      Güncelleme Doğan emekli olduktan sonra

      Tutuklu sanık Çetin Doğan’ın avukatı Celal Ülgen, müvekkilinin Ağustos 2003’te emekli olduğunu söyleyerek “Güncelleme yapılmışsa, Çetin Doğan 2003 Ağustos’unda emekli oldu. Darbe yapacak komutan emekli olmaz. Ayrıca tümü kurgulanmış, bütünü üretilmiş bir delil silsilesi içerisinde Eskişehir’de bulunanlar bunun bir parçası” dedi.

      Kaynak : http://www.internethaber.com/balyoz-yazismalarinda-kodlu-hata-343548h-p2.htm#ixzz1KpNEnP79

      Cevapla

      • Kemal Says:

        Ne diyor Kod-Hat da?

        “….imza bloğundaki personelin adı, soyadı veya rütbesindeki bir hata o personelin amirlerine ilişkin problem/baskı olduğunu ve icra edeceği faaliyetlerde hareket kabiliyetinin kısıtlandığını göstermektedir…”

        İhbar tarihi ne zaman 19 Şubat.

        Bakalım Bu ihbarı yazan şakacı teneke nesil elemanı o dönem neden beslenmiş?

        1- Çetin Doğan Gerçekler… 16 Şubat.

        Hatırlayalım ne olmuş? Gölcükte bir belge bulumuş daha önce CD 11’de olmayan. Ne önemi var belgenin? İlk defa Balyoz – Suga vs. aynı metinde geçiyor. Böylece bir eksiklik giderilmiş olmuş. Ama bir kusurcuğu varmış. Neymiş o kusur? Okuyalım bakalım…

        https://cdogangercekler.wordpress.com/2011/02/16/sedat-ergin-iki-belge-zerinden-89-kisiyi-sulamak/

        “…O dönem Helvacıoğlu, Albay değil, Tuğgeneral rütbesinde. Üstelik, Helvacıoğlu o dönem Ankara’da Jandarma Genel Komutanlığı Istihbarat Başkanı. Yani, sözde Balyoz planının hazırlandığı 1nci Ordu Komutanlığı’nın görev bölgesinde değil…”

        Bu kusurcuk nasıl gideriliyor? 3 gün sonraki ihbar mektubu tesadüf mü? Bu ihbar mektubnu yazan bu blogun okuyucusu mu? Eeee sıktı artık. kimse yazsında bilelim. Uğraştırmasın bizi…

        🙂

        Cevapla

        • fmerakli Says:

          Ortaya attiginiz iddia kulaga ilginc gelse de benim acimdan inandirici bir iddia degil. Eger Dogan ve Rodrik belgelerde ismi gecen personelin rutbe ve gorev yerindeki tutarsizliklari ilk defa 16 Subat’ta sizin aktardiginiz blog girisinde dile getirmis olsalardi uzerinde durup dusunmek gerekebilirdi.

          Ama benzer tutarsizliklari

          4 Subat’da (Aynı anda hem İtalya’da görevde hem de Türkiye’de Suga toplantısında olan subay);

          3 Subat’ta (Hayfa-İsrail’de tatbikat yaparken Aksaz’da Suga toplantısına katılan subaylar);

          2 Subat’ta (Gölcük’ten çıkan yeni Suga belgelerini “kendini bilmez” subaylar hazırlamış);

          26 Ocak’ta (2003’de ilişiği kesilecek personel 2005’de donanmaya katılacak gemide çalışıyor / Yine “geleceğe dönüş” belgeler, bu defa Gölcük’ten); ve hatta ve hatta

          Kasim 2010’da, yani Golcuk belgeleri ortaya cikmadan once o gune kadar ortaya koyduklari tarih tutarsizliklarini ozetledikleri ve icerisinde benzer tutarsizliklari dile getirdikleri pdf dosyasini yayinladiklarini (Balyoz’un “back to the future” belgeleri)goz onune alinca ortaya attiginiz iddianin benim acimdan bir inandiriciligi kalmiyor…

          Cevapla

          • Kemal Says:

            Tabii bir de Gölcükteki belgenin Balyoz – Suga – Oraj vs. kelimelerini cümle içerisinde kullanıyor olduğunu göz ardı edersek…

            Bu arada size sadece bazı medya organlarının ve savcıların iddiaları inandırıcı geldiğinin farkındayım. Ayrıca belirtmenize gerek yok. 🙂

            Sevgiiler.

            Cevapla

            • Kemal Says:

              Bu arada bizim kod-hatayı hazırlayan arkadaş “…isim, yer, tarih, rütbe ve diğer ek bilgilerin…” DİĞER EK BİLGİLER diyerek parantezi geniş açmış geleceği de garantiye almış. 🙂

              Cevapla

            • fmerakli Says:

              Dikkat ederseniz ben yukaridaki yorumda bazi medya organlarina ya da savcilarin iddialarina atifta bulunmadim; Dogan ve Rodrik’in bu blogta yayinladiklarii yazilara atifta bulundum. Yani ortaya attiginiz iddianin mesnetsiz ve desteksiz oldugunu gostermek icin ‘yandas basina’ ya da iddianamelere degil bu blogun yazarlarina basvurdum.

              Yani sizin ayrica belirtmenize gerek yok dediginiz seyi akla getirebilecek tek bir kelime bile yok yorumda, ama sizi de boyle kabul edecegiz ne yapalim.

              Daha once bir yorumunuzda ifade ettiginiz gibi insanlar cesit cesit. 🙂

              Cevapla

          • Kemal Says:

            Bu arada Gölcük deyip geçmeyin. Geçen de biri iddia ediyordu. Arka cebinizde bulunan belgeler bavulla gelene benzemez diye.

            Cevapla

          • Kemal Says:

            Ha bir de Gölcük de yeni delil çıktı diye gözatılar yapılmıştı. Söz konusu belgenin kusurcuğu da meğer Kod-Hata kaynaklıymış. Demek ki acaip otantik. Eee, yeni kanıt. Herkes kodese.

            Bu mantık inandırıcı geliyor mu? Ne de olsa Savcı-Bir Kısım Medya-Emniyet kurmuş oldu böylece.

            Sevgiler.:)

            Cevapla

    • trekking Says:

      “hem de “neden imzali belge yok” sorusu da onemli olcude cevaplanmis olacak. Eger belgeler, ele gecirildikleri taktirde sahte olduklarini soylemeye imkan verecek hatalar yapilarak hazirlandi ise bu belgelerin altina hazirlayanin kim oldugunu kriminal incelemede ortaya cikaracak olan imzalarin atilmamasi yonunde bir karar da alinmis olsa gerek…”

      Yol gösterdiğiniz iyi oldu. Yakında “karar” da bulurlar merak etmeyin. Sizi mi kıracağız canım.

      Cevapla

      • Kemal Says:

        “…Yakında “karar” da bulurlar merak etmeyin. Sizi mi kıracağız canım…” 🙂

        Cevapla

        • fenerant Says:

          İstanbul veya Bursa J Bölge Komutanlıklarında görev yapmış kişilerden birisi hakkında ihbar yapılır ve o “karar” da o kişinin evindeki flash disk de çıkar.
          Cemaat’e akıl vermek Abd ve CİA den bize düşmez ama.

          Cevapla

    • VV Says:

      Tutarsızlıkların bir kısmına açıklama getirmenizde işe yarayacağını savunduğunuz dijital dökümanın gerçekliği hakkındaki şüphelerimi bir kenera bıraksak da, söz konusu tutarsızlıklardan bir tanesine bile açıklama getirilememsi diğer açıklamaları anlamsız kılar. Çünkü iddaya göre 11 No’lu CD 2003 yılında yapılan seminer öncesinde ve tek oturumda hazırlanmıştır. Yani tüm tutarsızlıklar şüpheye yer bırakmaksızın açıklanamadığı sürece bu CD içindeki dökümanların gerçekliğinden söz edemezsiniz, yani aslında delil niteliği yoktur. 2003 yılında hazırlandığı idda edilen bir CD içinde önceden bilinmesi mümükün olmayan ve 2003 sonrasına ait bilgiler içeren dökümanların tek izahı ise zaman makinesidir. Bu izahı sizin güzel hatırınız için dikkate alırsak sizde bizim hatırımız için darbe planı yapmakta çokda önemli bir rolu olmayacak bilgiler için zaman makinesi kullanma imkanı olan insanların şimdi yargılandıkları davadan kurtulmak için bu icatlarından faydalnmıyor olmalarına dair yüce zekanızın ürünü senaryonuzu bizimle paylaşırsınız umarım.

      Cevapla

      • Kemal Says:

        Belki zaman makinesi trial version’dur ve belli bir sayıda kullanıldıktan sonra lisans ücreti ödenmiyorsa kullanılamıyordur. Neden olmasın?

        Cevapla

  6. Kemal Says:

    Bu da taze cevap…

    “Balyoz Planı” iddialarıyla ilgili olarak eski Hava Kuvvetleri Komutanı emekli Orgeneral Halil İbrahim Fırtına, eski Deniz Kuvvetleri Komutanı emekli Oramiral Özden Örnek ve eski 1. Ordu Komutanı emekli Orgeneral Çetin Doğan’ın da aralarında bulunduğu 162’si tutuklu 196 sanıklı davanın 24. duruşması başladı.

    İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesince Silivri Ceza İnfaz Kurumları Yerleşkesi’nde oluşturulan salonda yapılan duruşmaya, Halil İbrahim Fırtına, Özden Örnek ve Çetin Doğan’ın da aralarında bulunduğu tutuklu 153 sanık ile tutuksuz yargılanan 22 kişi katıldı.

    Mahkeme heyetine başkanlık eden Ali Alçık, sanıkların tek tek isimlerini okuyarak gerçekleştirdiği yoklamanın ardından, önceki duruşmada sanık Halil İbrahim Fırtına ve avukatlarının savunmasının tamamlandığını, bugün çapraz sorguya geçileceğini bildirdi.

    Çapraz sorguya geçmeden önce sanık ve yakınlarının duruşma salonundaki hal ve hareketlerine ilişkin bir uyarıda bulunmak istediğini belirten Mahkeme Başkanı Alçık, burada Türk milleti adına yargılama yaptıklarını, duruşmalarda bazı sanıkların oturdukları yerden savunma yaptıkları, bazılarının kendi aralarında yorum yaptıkları, seyircilerinde alkışladıklarını söyledi.

    Bunun mahkemeye saygısızlık olduğunu ifade eden Alçık, mahkemenin, buna karşı sanıkları duruşma salonuna almama ve seyircileri de salondan çıkarma yetkisinin olduğunu hatırlatmak istediğini kaydetti.

    ESKİŞEHİR’DE BULUNAN BELGELER

    Daha sonra çapraz sorgusuna geçilen emekli Orgeneral Halil İbrahim Fırtına’ya soru yöneltmek için söz isteyen tutuklu sanık Albay Cengiz Köylü, polis raporunda, Eskişehir’deki bir evdeki aramada bulunan flash disklerdeki belgelerin 2003 yılına ait olduğunun anlatıldığını söyledi.

    Ancak bulunan belgeler arasındaki 926 sayılı TSK Askeri Personel Personel Kanunu’nun 49. maddesinde 2005’te yasallaşan bir düzenlemenin bulunduğunu vurgulayan Köylü, dolayısıyla ele geçtiği iddia edilen yeni belgelerin sahte olduğunu öne sürdü.

    Köylü’nün bu açıklamaları sırasında sanıkların kendi aralarında konuşmaları üzerine Mahkeme Başkanı Alçık, sanıklara mahkemeye karşı saygısızlık yaptıklarını söyleyerek uyarıda bulundu.

    Bunun üzerine söz alan tutuklu sanık Cem Gürdeniz, bu yapılanların sanıklara yönelik bir saygısızlık olduğunu belirterek, “Her 6 ayda bir yeni belgelerle, dijital verilerle burada tutulmamız saygısızlıktır. Saygı karşılıklıdır. Her bulunan belgeyi bize delil olarak sunmayın” dedi.

    Sanık Halil İbrahim Fırtına da söz alarak, savunmaları sırasında her bastığı yerden yeni belge çıkması durumunda buna şaşırmaması gerektiğini anlattığını kaydederek, “Gölcük’teki bu belgeleri de bu kapsamda değerlendiriyorum. Bunu bekliyordum. Daha savunmam bitmeden orada eksiklik olduğunu düşündüler ki tamamlama zorunluluğu hissettiler” şeklinde konuştu.

    Tutuklu sanık Köylü tekrar söz alarak, “Cuma günü çılgın delillerim var. Talepler bölümünde arz edeceğim” dedi.

    Emekli Oramiral Özden Örnek de yeni çıkan belgelerde kendisiyle ilgili ağır suçlamaların bulunduğunu, bunu yazanın İstanbul Terörle Mücadele Şube Müdürlüğündeki bir polis olduğunu, en azından bir savcının bu hukuki sürece katkıda bulunması gerektiğini ifade etti.

    “Balyoz Planı” davasının tutuklu sanıklarından eski Hava Kuvvetleri Komutanı emekli Orgeneral Halil İbrahim Fırtına, Eskişehir’de ele geçirilen belgeler konusunda “Şaşırmıyorum artık. Bizi hedef almışlar, kellemizi almak istiyorlar. Biz bu millete hizmet ettik, ister inanın ister inanmayın. Çıldıracağım artık” dedi.

    İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki duruşmada çapraz sorgusu yapılan Fırtına, kimseden emir almadığını, kendi emrindeki komutanlardan hiçbirine görev vermediğini, akademi öğrencisine değil de komutana emir verilmesi gerektiğini söyledi.

    Fırtına, hastanede tedavisi devam eden ve hakkında yakalama kararı çıkarılan sanıklardan Ergin Saygun’a geçmiş olsun dileğinde de bulundu.

    Üye hakim Ali Efendi Peksak da, dosyadaki 18 numaralı klasörde “Ergenekon” sanıklarından Fikret Emek’ten ele geçirilen 5 numaralı disk ile Muzaffer Tekin’den elde edilen 16 numaralı CD’de, Fırtına’nın da katıldığı belirtilen bir toplantıdan söz edildiğini, Fırtına’nın burada “Kasırga” kod adını kullandığının yer aldığını söyledi.

    Peksak, toplantıda Fırtına’nın “Hükümet yol almaktadır. Değiştirme şartlarını bulmamız lazım. Halkın ümidi bu hükümette olmamalı. Yerel seçimleri hafife almamalıyız” şeklinde beyanda bulunduğunun iddia edildiğini de kaydetti.

    Sanık Fırtına ise, “Bu isimleri hiç tanımıyorum. Yüz yüze gelmedik. İsmen ve cismen tanımıyorum. Niye bana böyle bir şeyi söylüyorlar, onu da bilmiyorum. Eğer bunlar darbe günlükleriyle ilgiliyse de, o konuda savcıya uzunca bir ifade vermiştim” dedi.

    ESKİŞEHİR’DEKİ BELGELER

    Hakim Murat Üründü de, Eskişehir’deki aramada Oraj ve Suga planlarıyla ilgili belgelerin çıktığını belirterek, Fırtına ve eski Deniz Kuvvetleri Komutanı emekli Oramiral Özden Örnek’e bu belgeleri inceleyip inceleyemediklerini sordu.

    Fırtına’nın belgelere sadece baktığını dile getirmesi üzerine, 15 adet belge olduğunu belirten Üründü, “Önceki açıklamalarınız geçerli mi?” diye sordu.

    Açıklamalarının geçerli olduğunu ifade eden Fırtına, “Önüme çıkanların ne olacağını görüyorum” dedi.

    Bu arada sanıkların oturdukları yerden konuşmaya devam etmesi üzerine Fırtına, “İzin verirseniz tamamlamak istiyorum” diyerek sanıkları uyardı.

    Fırtına, Hakan Büyük’ü tanımadığını anlatarak, kendisinin 2003 Ağustos ayında emekli olduğunu, Büyük’ün de aynı dönemde geldiğini belirterek Büyük ile karşılaşmadığını, görünce de tanıyıp tanıyamayacağını bilemediğini söyledi.

    Üründü’nün, dava konusu belgelerin Büyük’ün evinde de ele geçirildiğini ifade etmesi üzerine Fırtına, “Ben şaşırmıyorum artık. Bunlar bana yöneltilmiş acayip bir şey. Bizi hedef almışlar, kellemizi almak istiyorlar. Biz bu millete hizmet ettik. Gerçek bu. İster inanın ister inanmayın. Çıldıracağım artık” şeklinde konuştu.

    Özden Örnek ise yaklaşık 9 saat savunma yaptığını, 11 numaralı CD’nin sahte olduğuna ilişkin 83 tespit sunduğunu dile getirerek, “Her çıkan yeni belge CD 11’e gönderme yaparsa bu sahtedir. Nereden çıkarsa çıksın. Önemli değil. İçeriği 11 numaralı CD’ye gönderme yapıyor” dedi.

    Eskişehir’de ele geçirilen belgeleri dün akşam incelediğini belirten Örnek, hakim Üründü’nün “11 numaralı CD’nin dışında da belge var” sözleri üzerine, “Bunların hiçbiri gerçek değil. Büyük’ün ismini ilk defa okudum” diye konuştu.

    AVUKATLARIN TALEPLERİ

    Sanıklardan Mehmet Yoleri’nin avukatı Eyüp Sabri Gürsoy da, dosyaya gelen Eskişehir’deki aramalara ilişkin belgelere değinerek, kanaatlerini açıklayan polisler ile gazeteci Mehmet Baransu hakkında mahkemenin suç duyurusunda bulunmasını istedi.

    Sanık avukatlarından Kemal Yener Saraçoğlu da, dosyadaki dijital kayıtların ihbar maillerine dayalı olarak bulunduğunu, ancak ihbarı yapanların kaynağının belirlenmediğini söyledi. Saraçoğlu, Eskişehir’deki aramaya ilişkin ihbarı yapan kişinin belirlenmesiyle ilgili bir çalışma yapılıp yapılmadığının savcılıktan sorulmasını talep etti.

    Eski 1. Ordu Komutanı emekli Orgeneral Çetin Doğan’ın avukatı Hüseyin Ersöz de, bugüne kadar ihbar e-postalarının kimler tarafından gönderildiğinin tespit edilmediğini, Eskişehir’dekini gönderenin de tespitinin yapılmadığını ileri sürdü.

    Bu aramayla ilgili arama ve el koyma kararının da olmadığını ifade eden Ersöz, mahkemenin bu verilerle ilgili hukuka uygunluk denetimi yapmadan soru yönelttiğini söyledi.

    Ersöz, “Bu soruşturmayı kim yürütüyor? Kolluk mu, yoksa iddia makamı mı?” diyerek, bu hukuka aykırı halleri bir kenara bırakarak suç üretmek amacıyla yazılan tutanakta kanaatlerine yer veren polislerin de, sanıkların tahliye edilmesi yönünde görüş bildiren İstanbul 11. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı Şeref Akçay’a cevap verdiklerini savundu.

    “Bakın, ‘icra hareketlerine geçilmiştir’ diyorlar. Ne cürettir” diyen Ersöz, mahkemenin acil olarak öncelikle bu dokümanların hukuka aykırı olup olmadıklarına ilişkin bir karar vermesi gerektiğini ifade etti.

    Duruşma, Nejat Bek’in savunmasının alınmasıyla devam ediyor.

    Cevapla

  7. Aziz Says:

    Hangisi daha mantıklı?
    -Başıma bir iş gelebilir bu flash belleği saklamalıyım !
    -Başıma bir iş gelebilir bu flash belleği yok etmeliyim !
    -Başıma bir iş gelebilir… benim evime de sahte kanıt koyabilirler !

    Cevapla

    • Kemal Says:

      Nerede?

      Demokratik bir hukuk devletinde mi yoksa ileri demokraside mi?

      Cevapla

      • Aziz Says:

        “2005 YILINDA KABUL EDİLEN KANUNUN 2003 YILINDA HAZIRLANAN BELGEDE NE İŞİ VAR”
        Eskişehir belgelerinden (!)

        Cevapla

  8. trekking Says:

    Bence bu ihbar Mektubu’nun en önemli cümlesi

    “Hakan Büyük, İstanbul merkezli planlanan ve ardından ülke yönetimine el konulacak darbe sonrası”

    Adam ihbar etmekle kalmıyor, davanın eleştirilen, eksik yerlerini kapatmak niyetinde aynı zamanda.

    Sadece ihbar yok. Cengiz Köylü ile yasadışı faaliyetlerde bulunduğunu defalarca ifade etmiş. Kime? Herhalde İhbarı yapana. Peki bu adam tanık sıfatıyla çağrılmış mi?İfadesi var mı dosya da?Bu konuda savcılık ne yapmıştır. İhbarcı hangi bilgilere sahiptir. soruşturulmuş mudur.

    Böyle ucu açık iddianame olur mu?

    Savunma nasıl ve neye göre savunma yapacak?

    Cevapla

  9. demokrat Says:

    ”…balyozdan tutuklanmasının ardından…”

    ”Bundan dolayı büyük bir ihtimalle elinde bulunan -balyoz belgelerini- yok edecektir.”

    ”Balyoz belgeleri” sokak dilinde diyebileceğimiz bir tabirdir ve ne iddianamede ne başka yazışmalarda hatta bu blogda eli kalem tutan insanlarca bu basitlikte kullanılmamaktadır.Yazının başında ‘Balyoz Darbe Planı’ diye başlaması ve ardından bunu ‘balyoza’ indirgemesi bir tuhaflık göstegesidir.Bir askerin bu tuhaflıkları sergileyeceğini zannetmiyorum.Bırakın bu basitliği ‘Balyoz Darbe Planı’ tabirini kullanması bile tuhaftır. Mektubun çeşitli bölümlerinde imla kuralları açısından da yanlışlıklar görülmektedir ,sonlara doğru adresler bile büyük harfle yazılırken özel isimler küçük harfle yazılmıştır, de ekleri genelde ayrı yazılmamış,arada bir ayrı yazılsa da imla hataları yapılmıştır.
    Aynı minval üzere sonradan farkettiğim ”ergenekoncu Hava Albay…” tabiri de keza böyle değerlendirilebilir.Sivil bir yazar olduğu kanaatini taşıyorum,hatta ‘kıraathane’ muhabbeti tarzını iyi tutturduğunu söyleyebilirim.
    Murat Belge’nin Kenan Evren için bir tabiri vardı kitaplarının birinde ve çok gülmüştüm,ordan aklıma geldi,”..Anadolu’nun herhangi bir kasaba yada köyünde rastlayabileceğiniz üslup ve tarzda..” meal birşeydi.

    Cevapla

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: