Ali Bayramoğlu’nun bugünkü yazısı

15 Nisan 2011

GENEL

Ali Bayramoğlu’na bugünkü yazısı ile ilgili olarak gönderdiğimiz mesaj asağıda.

***

Sayın Bayramoğlu,

Bugünkü yazınıza

“Çetin Doğan’ın damadı ve kızı, 2003’de 1. Ordu’da yapılan, bugün Balyoz davasına konu olan plan seminerindeki konuşma dökümlerini internet sitelerine koymuşlar. Bu dökümleri okuyanların iddianame okumasına gerek kalmıyor, zira sadece bunlar bile darbe girişimi nedeniyle sorumluların yargılanmasına yetip artacak belgeler…”

diye başlamışsınız.

Siz yine de iddianameyi okuyun lütfen. Çünkü, okursanız göreceksiniz ki,

(1) Balyoz davasındaki 195 sanıktan 147’sinin  atıfta bulunduğunuz seminerle uzaktan yakından alakası yok.  Bu insanlar isimleri 11 no.lu CD’de geçtiği için yargılanıyorlar. Bu CD’deki Balyoz belgelerin imzalı çıktıları yok.

(2) Bahsettiğiniz seminere katılan 162 kişi var (bunlardan 15 tanesi Ankara’dan görevlendirilen gözlemciler). Bu seminerde ne Balyoz’un B’si geçiyor, ne de CD’deki Balyoz planıyla bağlı görünen diğer planlar. Seminere katılanlardan (savcıların hangi kriterle seçtiği belli olmayan) 48’i bu davada sanık.

(3) Bütün suç unsuru içeren dokümanlar (Balyoz planı ve adınızın geçtiği belge dahil) 11 no.lu CD’de kayıtlı. Bu CD tek oturumda oluşturulmuş (yani belgeler içine bir kez kaydedildikten sonra CD’ye  hiçbir ekleme çıkarma yapılmamış). CD’nin üstverisine bakarsanız 5 Mart 2003’de, yani seminerin ilk günü kaydedilmiş. Sözde o dönem görevli kişiler tarafından. Oysa bu CD’de 2009’a kadar uzanan ileriki yıllara ait bilgiler var (iddianamede bunu okuyamazsınız çünkü savcılar bunları gösteren yazışmaları adli emanate saklamışlar).

İddianameyi okumama ihtimalinize karşı, hazırladığımız “15 soruda Balyoz” isimli bilgi notunu size gönderiyorum. Rica ediyorum, okuyun.

İyi günler,

Pınar Doğan

Abone Ol

Subscribe to our RSS feed and social profiles to receive updates.

111 Yorum “Ali Bayramoğlu’nun bugünkü yazısı”

  1. Halil Ata AŞÇI Says:

    Sahtekarlığa işaret eden CD üst verisi, döküman çıktısı , olmayan imzalar ,adli emanette sanık avukatlarından saklanan belgeler ve rakamlar …

    Ali Bayramoğlu’nu kontrol altında tutmak lazım. Kolay,kolay kendine geleceğini sanmıyorum.

    Cevapla

  2. Taylan Says:

    Günümüzün aydın geçinen liberallerinin en tipik özelliklerinden birisidir, maddi delillere dayanmadan birilerini suçlu ilan etmek. Ali Bayramoğlu’na, Ekrem Dumanlı’ya, Hasan Cemal’e daha önce Doğan ve Rodrik defalarca çağrı yaptılar karşılıklı konuşmak için. Ancak, gerçeklerle yüzleşmek kendilerine ağır geldiği için suskun kalmayı tercih ettiler. Etsinler de… Tarih onların ‘Jakoben Liberallik’lerini (DR) bir köşeye not ediyor ne de olsa…

    Bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olanlardır bu tip insanlar. Mizansen bir şekilde arada “hukuksuzluklar var” deyip kenara çekilirler ve hukukun katledilmesine göz yumarlar… Mesela Ali Bayramoğlu… Kendisini tanımayan, sokaktaki bir insan Bayramoğlu’nun dış görünüşüne, diksiyonuna falan bakınca aklı başında, saygı duyulacak bir insan olduğunu düşünür. Öyledir de… Ama bu özelliklerini kendisi kasten sınırlandırmıştır. Yoksa Ali Bayramoğlu’nun bu hukuksuzlukları görmemesinin imkanı yoktur. Kendi edindiği statik durumunu korumak için sesini çıkarmamaktadır. Tıpkı diğerleri gibi…

    Ama ben şuna inanıyorum. Bu ülkede hukuk kazanacaktır, demokrasi kazanacaktır. İşte o zaman, hukuksuzluklara çanak tutanlar utanacaklardır…

    Cevapla

  3. ihtimal Says:

    15 nisan Bugun Gazetesi de cikan bir yazi!

    http://bugun.com.tr/haber-detay/150934-dinleme-cihazlari-kayip-haberi.aspx

    Ergenekon sanığı Şener Eruygur’un Jandarma Genel Komutanlığı yaptığı dönemde örtülü ödenekten aldırdığı 5 dinleme cihazı ile 2 intemetizleme cihazı bulunamıyor. Başbakanlık müfettişleri bu kritik cihazların peşinde.
    .
    .
    4 milyon lira ve 2.4 milyon dolar sır

    14 milyon 330 bin liranın izini süren müfettişler, paranın büyük bölümünün nerede kullanıldığını tespit edemedi. Müfettişler, izah edilemeyen veya karşılığında harcama olmayan 3 milyon 954 bin lira belirledi. Bu paranın 1 milyon 190 bin lirasının Başçavuş Recep Cömert’in hesabına aktanldıktan sonra kaybolduğu, geri kalanının 10 farklı tabela şirkete aktarıldığı bilgisine ulaşıldı. Bu paralann hangi amaçla kullanıldığı anlaşılamadı. Alım yapılmış gibi gösterilen bazı şirketlerin kayıtlarında ise satışa dair kayıt çıkmadı.

    Ergenekon sanığı Ergun Poyrazın Ak-para’nın Temel İçgüdüsü’, ‘Kanla Abdest Alanlar’ kitaplarının örtülü ödenek parasıyla alındığı da raporda yer aldı. En dikkat çekici unsur ise Atatürkçü Düşünce Derneği, Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği ve Vatansever Kuvvetler Güçbirliği’ne para aktarılmış olması. Başbakanlık müfettişleri, ayrıca harcamalara ilişkin belgelerin imha edildiğini belirledi. Mevzuata göre bunların saklanması gerekiyordu.

    Cevapla

    • Olasılıksız Says:

      Başbakan Recep Tayyip Erdoğan hakkında söylenen “İsviçre’de heapları var” iddiası gibi ortada delil olmadan, bulgu olmadan yapılmış kasıtlı bir haber…

      Adı üstünde.. örtülü ödenek. Tamamen yasal yöntemler için kullanılsaydı zaten örtülü olmaz, açık olurdu. Sonuçta bu para yine devlet tarafından gizli işlerde kullanılması için veriliyor. Bunun da bir mevzuatı, düzeni var. Buradan ne elde edilmeye çalışıldığı belli değil. Çiller, örtülü ödenekten dolandırıcıya kaptırdığı paranın hesabını verdi mi? Herşey ayan beyan ortada olmasına rağmen…

      Cevapla

      • ihtimal Says:

        Tabi bu gizlilik Basbakandan bile saklanmissa, ve utelik ona karsi yapilmissa ayri bir onem ihtiva etmiyor mu ?

        Cevapla

        • Olasılıksız Says:

          Arkadaşım, örtülü ödeneği Şener Eruygur kendi gidip hazinenin kasasından silah zoruyla mı aldı? Sonuçta bu para devlet mekanizmaları içerisinde ödenmiş bir para… Büyük olasılıkla da doğrudan Başbakan’ın kendi talimatıyla ödenmiş bir para… Nereye harcandığını bilmiyorsa başbakanın kendi zaafıdır. Mit’inden polisine kadar tüm devlet imkanları elinin altındadır.

          Bunlar saçma sapan şeyler. Asla ispatlanamayacak, suç unsuru oluşturulamayacak ve iddia olarak kalacak haberler. Sonuçta birileri üzerinde şaibe oluşturulacak, herkesin aklında sadece bunlar kalacak…

          İşte ben şimdi söylüyorum… Wikileaks’de bahsi geçen Recep Tayyip Erdoğan’ın İsviçre hesaplarının hesabı neden sorulmuyor? Arada bir fark var mı? Ne belli o paraların başka amaçlar için kullanılmadığı?

          Denizfeneri’nin kayıp 30 Milyar dolar parasının hesabı neden sorulmuyor? Refah partisinin kayıp Trilyonu neden hala kayıp? Bu parayı kim ödeyecek.. cezasını kim çekecek?

          Cevapla

          • ihtimal Says:

            Tamamda beyler, daha sonra bu elinde istihbaratlar araciligiyla Tayyip Amca “bizim bu olaylardan (balyoz, ayisigi, yakamoz ve daha ne idugu belirsiz onlarca plan) haberimiz vardi” dediginde, elinde belge var mi diye sormayi, bunlar yargilandiginda da adeleti yerden yere vurmayi ihmal etmiyorsunuz!!!

            Cevapla

            • Olasılıksız Says:

              Başbakan bunlardan kulak misafiri olarak haberdar olduysa hiç ağzını açıp konuşmaması lazım. Ayıptır.

              Elinde kuvvetli suç şüphesi oluşturan deliller vardıysa, bunları yetkili birimlere, savcılıklara vermeliydi. Böyle yapmaması görevi ihmal suçudur. Kendisi devletin başındaki kişidir.

              Ayrıca sizin neyi savunduğunuzu da anlayamadım. Bu blogda Balyoz davası tartışılıyor. Bu konu başlığı ise Ali Bayramoğlu’nun taraflı yazısı üzerine… Siz Şener Eruygur’un harcamalarından bahsediyorsunuz. Suistimal varsa bile bu başka bir suç olur. Ama bu konu ile doğrudan ilgisi nedir?

              Yazdığınızı eleştirince de alakasız gerekçelerle itiraz ediyorsunuz:

              “Tamamda beyler, daha sonra bu elinde istihbaratlar araciligiyla Tayyip Amca “bizim bu olaylardan (balyoz, ayisigi, yakamoz ve daha ne idugu belirsiz onlarca plan) haberimiz vardi” dediginde, elinde belge var mi diye sormayi, bunlar yargilandiginda da adeleti yerden yere vurmayi ihmal etmiyorsunuz!!!”

              Bu ne demek? Adaleti her zaman yerden yere vururuz. Aha işte vuruyorum da… Diyorum ki kayıp trilyon davasının kararları neden icra edilmiyor? DENİZFENERİ davası neden bir adım bile ilerlemiyor?

              Cevapla

    • Can Acar Says:

      ihtimal,

      Sana “Şener Amca’ya sor” demek isterdim. Ne yazık ki Şener Eruygur’u da Ergenekon tanrılarına kurban ettiler: http://bit.ly/fy9qXM

      Aklıma gelmişken, “internet dinleme cihazı” diye bir şey yok. Kablolu veya kablosuz ağları dinlemek için farklı yöntemler var, ve bunların pek çoğunu bir PC ve uygun (açık kaynak, ücretsiz) yazılımlarla herkes uygulayabilir.

      Kablosuz ağların şifresini otomatik olarak kıran “gelişmiş” cihazlar mevcut. Şifrelerin kolay kırılamaması için kablosuz yönlendiricinizde WPA2 şifrelemesi ve uzun, karışık bir parola (büyük küçük harf, rakam ve özel karakterler karışık, en az 16 karakter) kullanmak önemli. Tabii parolayı bir yere yazarsanız veya herkese verirseniz etkisi azalacaktır. Eğer birisi size “internet dinleme cihazı” satmak istiyorsa büyük ihtımalle sizi kazıklamaya çalışıyordur. Almadan önce bilen birine danışın derim.

      Cep telefonu (GSM) dinleme cihazlarının da son yıllarda iyice ucuzladığını duydum. Makul bir bütçeyle ve biraz teknik beceriyle “evde” yapmak bile mümkün bildiğim kadarıyla.

      Yine de birisini dinlemek istiyorsanız bilgisayar ağına cihaz yerleştirmek veya telefon sinyallerini yakalamaya çalışmak yerine bilgisayarına veya cep telefonuna casus yazılım yüklemek çoğu zaman daha kolay ve ucuz bir yöntem olabilir. Bu nedenle, özellikle hediye bilgisayar ve cep telefonlarına süpheyle yaklaşmak iyi fikir.

      Kolay gelsin …

      Cevapla

      • merttalay Says:

        Haha sadece Ataturk yazabiliyormus:)).Valla hic gulesim yoktu. Can Bey, siz de bu habere inaniyorsunuz oyle mi?

        Cevapla

      • fmerakli Says:

        Cepten yaziyorum, son derece kisa kesecegim: 🙂

        Cevapla

      • ihtimal Says:

        Hay Allahim, Cancim, sen cok yasa verdigin link sayesinde! Spastik ettin beni gulmekten hemde gecenin bir yarisi 🙂

        Cevapla

      • demokrat Says:

        Can Bey,

        Bu blog sanıyorum ‘balyoz davası’ konulu.Siz ve sizin gibi düşünen yazarların yanlı ve heyecanlı yazıları asıl davaya zarar veriyor kanaatini taşımaktayım.Bugüne kadar ki tüm davalarda yer bulan herkesi ayırım yapmadan savunmak ve sizleri çekmek istedikleri tuzaklara düşmek zorunda mısınız?

        ” Ne yazık ki Şener Eruygur’u da Ergenekon tanrılarına kurban ettiler: http://bit.ly/fy9qXM” Sanki Şener Eruygur’un sırf kişisel hırsları yüzünden ADD’ye verdiği zararı bilmiyorsunuz? ADD’nin parçalanmasında ve sahip olduğu değerlerdeki erozyonda ne kadar payı olduğunu bilmiyorsunuz?Günlükleri sanki hiç okumadınız?Bu şahsın ne kadar darbe heveslisi olduğunu hem de birinci ağızlardan duymadınız?Eminim herşeyin farkındasınız.Yanlış anlaşılmasın burada herşeyi özgürce tartışıyoruz,öyle de olmasını temenni ediyorum ama tutarlılık ve inandırıcılık konusunda biraz daha dikkatli olmak ve bugüne kadar ki kazanımları da heba etmemek gerek değil mi?Bir diğer sayfada da cansiperane Veli Küçük savunması yapanlar vardı.Bütün bu değerlendirmelerin bu davanın diğer davalarla birlikteymiş gibi algılanmasına ve toptan bir infaza dönüşmesinde ne kadar katkı sağlayacağına bir bakın lütfen.

        Verdiğiniz link ve güvenilirliğini çoktan yitirmiş dezeformasyon amaçlı faşizan site hiç te iyi olmadı.En azından bu blogtaki iddiaların güvenilirliği açısından…

        Cevapla

        • Can Acar Says:

          demokrat,

          Yanlı yorum yaptığım doğru. Her zaman haksızlıkların karşısında yorum yaptım, ezilenin, zarar görenin, mağdur olanın yanında oldum. İkiyüzlülükleri sergilemeye çalıştım. Kendi içimde tutarlıyım.

          Eğer bu yorumlar beni “darbecileri” savunmak gibi bir noktaya getirdiyse bunun nedeni “darbecileri” mağdur duruma düşüren hukuk dışı ve haksız uygulamalardır.

          Eğer bu yorumlar beni “bir tarafın aleti” yapıyorsa, siz de otomatik olarak “karşı tarafın aleti” olmuyor musunuz? Alet olma korkusundan doğru bildiklerimizi yazamayacak mıyız? Ben hiç olmazsa yanıldığım noktalar somut olarak ortaya koyulduğunda özür dilemeyi, fikrlerimi ve görüşlerimi ona göre düzeltmeyi biliyorum.

          Gerçekten insan haklarından demokrasiden ve özgürlükten bahsediyorsanız herkes için aynı hukukun işlemesini sağlamanız gerekir. Eruygur milyon dolarları yoketmekle suçlanıyormuş. Bu durumda Deniz Feneri ve Kayıp Trilyon sanıkları ile aynı “haklara” sahip olması gerekmez mi? Yetmiş yaşında bir insanı tutuklu yargılayıp, hapishanede düşüp sakatlanınca da kesin bir “gatakulli” var demek her şeyden önce insanlığa sığar mı?

          Diğer yazdıklarınıza cevap vermeye çalışayım:

          “Sanki Şener Eruygur’un sırf kişisel hırsları yüzünden ADD’ye verdiği zararı bilmiyorsunuz? ADD’nin parçalanmasında ve sahip olduğu değerlerdeki erozyonda ne kadar payı olduğunu bilmiyorsunuz?”

          Doğrusu bilmiyorum. ADD’yi kendi içerisine kapanık bir STK olarak bilirim. Pek de ilgim olmadı. Eruygur kişisel hırsları yüzünden derneğe zarar verdiyse bunun derneğin kendi içerisinde çözmesi gereken bir problem olduğunu düşünüyorum. ADD’yi “duyduğum” tek dönem Eruygur döneminde çeşitli toplumsal eylemlere giriştiği, aktif ve görünür olduğu zaman oldu. Derneğin diğer dönemlerine haksızlık etmek istemem, başka çok değerli işler yapıyor olabilirler ancak yaptıkları görünür olmaktan çok uzaktı. Şimdi de çok uzak.

          Etkili ve aktif STK’ların demokrasinin temel direği olduğunu bildiğinizi düşünüyorum. Yine de hatırlatma ihtiyacı duydum.

          “Günlükleri sanki hiç okumadınız?”

          Hayır hiç okumadım. Eğer bağlantı verirseniz okunacaklar listeme ekleyebilirim. Medyada çıkan haberlerden kulak dolgunluğum var diyebilirim, ama detay hatırlamıyorum. Ama bu bilgilerin ortaya koyduğum argüman için geçerli olduğunu da zannetmiyorum.

          “Bu şahsın ne kadar darbe heveslisi olduğunu hem de birinci ağızlardan duymadınız?”

          Doğrusu duymadım, ama şaşırmadım da. Darbe heveslisi olabilir (sürpriz! Asker içerisinde darbe isteyenler varmış!) bunun için çaba harcamış bile olabilir. Bunun için yargılanması da gerekir. Ancak benim gördüğüm ordu içerisinde “darbe” isteyen, amacına ulaşamayan, emekli olunca STK’lar üzerinden karşı olduğu düşüncelere savaşmayı seçen birisi. Bana, en azından emekli olduktan sonra, demokratik yollarla çalışmayı tercih etmiş gibi gözüküyor. Yoksa meydanlara çıkmak yerine dağa da çıkabilirdi.

          “Eminim herşeyin farkındasınız.”

          Eminim pek çok şeyin farkında değilim. Yukarıda da belirttiğim gibi, benim argümanlarım darbeciler için de geçerli cemaatçiler için de. Liberaller için de geçerli ırkçılar için de. Darbeci oldukları ya da olmadıkları için savunmuyorum kimseyi. Özgür, demokratik bir hukuk devletinde yaşamak istediğim için kime yapılırsa yapılsın haksızlıklara, hukuksuzluklara ve sahtekarlıklara karşı duruyorum.

          “Yanlış anlaşılmasın burada herşeyi özgürce tartışıyoruz,öyle de olmasını temenni ediyorum ama tutarlılık ve inandırıcılık konusunda biraz daha dikkatli olmak ve bugüne kadar ki kazanımları da heba etmemek gerek değil mi?”

          Anlamadım, ben Eruyguru savundum diye sahte deliller gerçeğe mi dönüşecek? Kalan Balyoz sanıklarını da mı tutuklayacaklar? Diğer Ergenekon sanıklarını da mı hücreye atacaklar? Hangi kazanımlarından bahsediyorsunuz?

          Bütün bu söyledikleriniz, dönüp dolaşıp, peşinen suçlu ilan ettiğiniz kişilerin başına ne gelse gelsin savunulamaz anlayışına geliyor. Bunu kabul etmem mümkün değil.

          Saygılarımla …

          Not: Zaman bulamadığım için cevap veremediğim HSYK ile ilgili yazışmamızda, HSYK’nın demokrat seçim yapabilir hale geldiğinden bahsetmiştiniz. Bu durumda üyelerin “demokratik bir biçimde” Adalet Bakanlığı listesinin tamamını seçmesine de umarım güzel bir açıklama getirirsiniz.

          Cevapla

          • demokrat Says:

            Can bey,

            Benim aklım bir insanın ‘Özden Örnek’ günlüklerini ve ‘Mustafa Balbay’ günlüklerini okumadan konuştuğumuz konular hakkında yorum yapmasını açıkçası almıyor.Bunları okumadan tarafsız yorum yapılabilineceğine de inanmıyorum.Bütün ülke çalkalandı nasıl okumadım diyebiliyorsunuz ya da şöyle diyeyim bu günlükleri okumadan nasıl bu kadar kesin yorumlarda bulunabiliyorsunuz? Okumuş olduğunuzu düşündüğüm için dedim ki ’eminim herşeyin farkındasınız’.

            Ben kimsenin aleti filan değilim,olmaya da niyetim yok ,benim için doğrular ve yanlışlar vardır.Taraf olmadan,at gözlüğü takmadan ve herşeyden önemlisi karşı tarafı aptal yerine koymadan doğru bildiklerimi söylemekten çekinmem.Bu günlükleri ilk yayımlayan insana yapılanları gördükçe içim sızlar mesela.Adamı hiç utanmadan mahkemeye çıkarıp daha sonra bizzat yazar tarafından bilirkişi raporu istenince(reddedilip) apartopar davanın beraatle sonuçlanması bana çok şey anlatır.Ya da savcı Ferhat bey’e yapılanlar.Sizin hiç vicdanınız rahatsız olmuşmuydu mesela savcı görevden atılınca?

            Bir olayda doğru bir tanedir ve o olay için karar verirken yan unsurlardan arınır ,bağımsız olarak düşünürüm.Yoksa tarafsız olunamayacağına inanırım.

            ”Anlamadım, ben Eruyguru savundum diye sahte deliller gerçeğe mi dönüşecek? Kalan Balyoz sanıklarını da mı tutuklayacaklar? Diğer Ergenekon sanıklarını da mı hücreye atacaklar? Hangi kazanımlarından bahsediyorsunuz?”

            Ülkede topyekün bir yargılama yapıldığını görüyorsunuz umarım.Eğer değişik kesimlerden blogları okuyacak olursanız halkın büyük bir kesiminin çok fazla detaya girmeden toptancı kolaylığına tutunarak suçlamalar yaptıklarını göreceksiniz.Bense geçirdiğimiz son 10 yıllık süreçte suçlular ve suçsuzlar var diyorum.Topyekün herkesi sütten çıkmış ak kaşık olarak savunma ve gösterme gayreti ise burada acı çeken insanlara,suçsuz insanlara haksızlık en azından.Onların inandırıcılığında kan kaybına sebebiyet verir zannımca.Bu davanın ne günlüklerle ,ne ergenekonla,ne şemdinliyle ne başka bir davayla bilinen ve ispatlanan organik bir bağı yok.

            Lütfen öyle kalsın,bilmem anlatabildim mi?

            Saygılar.

            Cevapla

            • demokrat Says:

              HSYK konusunda da; bildiğim kadarıyla 15 yılı devirmiş hukukçuların oylarıyla seçildiler sanıyorum,yoksa öyle olmadı mı?Neden bunları seçtiniz diyecek kadar da yetkin görmüyorum kendimi.

              ADD Başkanlık seçimleri ise biraz incelenirse 9 günlük bir üyenin nasıl bir süreçle başkan seçildiği,seçim sürecinde neler yaşandığı ,özellikle son gün mevcut yönetimin alaşağı edilerek ,sandalyeler,masalar havada uçuşurken,tehditler altında yeni yönetimin seçildiği görülebilir.

              Cevapla

              • acracia Says:

                Demokrat:

                Sizce nicelik nitelikden onemli midir? Evet, bir meslekte birikim, yillar onemlidir ancak ben yeni HSYK’nin cok daha demokrat ve acik oldugu izleniminde degilim. Kimsenin de olmasi beklenemez, icraatlerine bakmaniz lazim cunku. Daha o kadar suredir gorevde degiller. Teker teker gecmislerine bakarsaniz uyelerin, bir fikir edinmek, sahsi cizgileri adina mumkun. Baktiniz mi? Can Acar bakmisti diye hatirliyorum cunku.

                Elbette bir de su var: haklarinda suc duyurusu olan, Balyoz davasindaki icraatlerinde en hafif deyimiyle saibeler bulunan Balyoz savcilarindan, Ergenekon savcilarindan Yargitay’a atama yaptilar. Ben butun atadiklari sorunludur demiyorum, ancak bir kac tanesi hakkinda yorumda bulunayim: bir tanesi Hanefi Avci’nin Devrimci Karargah orgutuyle baglantili olarak tutuklanmasi ve acilan davayi yuruten sahis; Balyoz davasindaki usulsuzlukler keza bu blogda defalarca dillendirildi, buradan koye yol olur; yine bir baskasi ilk Ergenekon iddianamesi uzerinde calisan sahis… daha da var. Siz ilk iddianameyi gordunuz mu? Incelediyseniz, Veli Kucuk gibi, Kerincsiz gibi yargilanmasi gerektiginde mutabik olacagimiz sahislar hakkinda bile iddianamenin size cimbizlanmis tel konusmalari, vs uzerinden yazilarak, “bu ne?” dedirtecek derecede uzuntu verici oldugunu gormussunuzdur. Tuncay Guney gibi bir sahsa ne kadar bel baglandigini da gormussunuzdur. AKP’nin secimler dolayisiyla simsekleri uzerine cekmek istemeyecegi bir donemde Ali Fuat Yilmazer’in gorevden alinmasinin hemen akabinde Zekeriya Oz’u de gorevden aldiklarini ve bu zamanlamanin, isin ucu ancak demokrat gorunumlu gazetecilere dokununca gorevden aldiklarini da biliyorsunuz. Yorum yapmiyorum; olgulari siraladim sadece.

                Bir kac kere soz ettiniz; soyleyeyim: demokrasi pusulanizin ibresi Hasan Cemal gibi sahislari gosteriyorsa ben almayayim. Ben Hasan Cemal gibi hep belirli bir tribune oynayan (durdugu nokta o zaman baglaminda neresi olursa olsun, bu hep boyle oldu; baskalarinin dedigi gibi donek de demem ben kendisine, herkesin gecmisin hesabini verdigi surece, kendisiyle yuzlestigi surece fikir degistirmeye hakki vardir; buna laf etmek kimsenin haddi degildir, ama durulan nokta her ne ise, hep o noktanin etrafina konusmak nukseden bir olgu ise, bana gore de hic saygin degildir–bu su anda daha demokratik bir cizgide duruyor goruntusu verse de, herkese esit mesafede duramamanin verdigi bir muhafazakarlik gosterir–icerik degil, durus acisindan muhafazakar, yani degisime kapali ve herkese esit uzaklikta duramayan bir durus) birisi yerine, Yildirim Turker, Ahmet Insel gibi daha tutarli, herkese esit mesafede durmaya gayret etmis ve hala da eden sahislari ben yuzbin kere tercih ederim. Bunu da kendi durdugum cizgiyi dile getirmek icin soyluyorum. Neden mi bundan soz ediyorum? Zira Ozden Ornek gunluklerinden bahsedecegim simdi.

                Bu konuda Can Bey’e nasil okumazsiniz diyerek mahalle baskisivari bir yorumda bulunmanizi hos karsilamiyorum. Sizin okumamis oldugunuz bir cok belgeyi de kendisi okumustur bu davayla ilgili. Bir seyi okumayi tavsiye etmek baska, bu konuda yorum yapamazsiniz bunlari okumadikca demek baska.

                Bunu da bir kenara birakalim. Ozden Ornek gunlukleri hakkinda cok tuhaf bir goruntu var evet. Oncelikle, bu gunlukler otantik mi hala belli degil. Bunu da fmerakli’nin dedigi gibi eksi sozluk girdisiyle degil, burada yazan ve bence burada yazdiklari itibariyle verdigi goruntu acisindan hemen herkesten daha da bagimsiz dusunen bilisimci Bulent Murtezaoglu’nun, Alper Gormus’un kosesinde nasil otantik oldugunu acikladigi seklinin mumkun olamayacagini soylemesi uzerine yaptigim bir yorumdur bu. Hatta Bulent Bey, kendisi de bilisimci olan Can Bey sacini basini yolardi herhalde demisti. Bu sebeple buna serh koyuyorum.

                Ancak gunlukler gercek ya da degil, bunu bilemiyorum su anda demekle birlikte, Nokta dergisine olanlar, sizin sozunu ettiginiz dinamikler asla ve asla savunulacak seyler degil. Burada benim serh koydugum nokta, gunlukler otantik oldugu icin mi, birileri askerlere dil uzatmaya curet ettigi icin mi butun bunlar oldu noktasidir. Bildiginiz gibi bu ikinci şık hic de azimsanamayacak bir şıktır, ornekleri coktur. Bu sebeple ben bu olayi biraz daha nuansli bakip degerlendirmekte, ortamdaki bilgi kirliligi bulutu dagilinca bir daha bakmakta fayda gormekteyim. Serh koyma sebebim budur.

                OdaTV’ye gelince… benim cok takip ettigim bir site degildir. Insanlara “darbeci”, “fetocu” vs yaftasi yapistirilarak kutuplara itilmesi, bence sahislarin konusma sahasini kisitlayan bir eylemdir, hatta yaptirimdir. Nitekim Can Bey’in “ben darbecileri savunacak duruma geldiysem” babinda bir aciklama yapmak zorunda birakilmasi, sahsiniz tarafindan, ne demokratiktir, ne de bugune kadar medyada bu tarz yaftalar yuzunden Balyoz’daki usulsuzlukleri, Gulen hareketi’ni elestirmekten kacinan sahislarin maruz birakildigi kutuplastirilmaktan farklidir.

                OdaTV elestirinize ise, icerik olarak, katiliyorum. Benim izledigim bir yayin organi da degildir; yalniz gunluk taramalarimi yaparken goz atarim. Ancak: muhalif durus sergileme konusunda basin mensuplari bir koseye kistirilmisken, her ne kadar fikirlerine katilmasaniz da, kendilerinin muhalif bir durus sergileyerek belki baska sartlar altinda kendilerini takip etmeyecek sahislarin da kendilerine mecbur birakildigini dusunmek, siz de takdir edersiniz ki, yanlis olmayacaktir.

                Bir olayda dogru, her zaman tek olmayabilir. Goruntu cok daha karmasik bana gore ve genel resme bakarken bir suru faktoru de goz onune almakta faide vardir. Bu benim nacizane sahsi kanaatim elbette.

                Cevapla

                • acracia Says:

                  Not: “ancak bir kac tanesi hakkinda yorumda bulunayim” demisim. “Yorumda bulunayim” degil, “yazayim” olacakti. Duzeltirim.

                  Cevapla

                • demokrat Says:

                  Sayın acracia,

                  Değerli görüşleriniz ve aydınlatıcı tavrınız için teşekkür ederim.

                  Seçilmiş HSYK konusunda fazla yorum yapamayacağım,çünkü gerçekten ilgilenmedim bu konuyla,ayrıca fazla da dillendirilecek bir konu olduğunu sanmıyorum.Sadece ‘seçim’le işbaşına gelmeleri bana daha demokratik gibi görünüyor.Ama şunu da belirtmek gerekir ki DKÖ davası konusunda olagelen işleyişi A.Bayramoğlu bile eleştirdi.

                  ”Bu konuda Can Bey’e nasil okumazsiniz diyerek mahalle baskisivari bir yorumda ..”

                  Asla aklımdan böyle birşey geçmedi,geçmeyecekte…Sorun algı ve üslup meselesi vesselam.Ne haddime?
                  Sadece bana göre yanlış olduğunu anlatmaya çalıştım.

                  Hasan Cemal konusundaki görüşlerinize katılamıyorum maalesef ,benim üslubunu beğendiğim ve cesaretine saygı duyduğum bir yazardır,her ne kadar yanlışları olsa da(kimin yok ki?)dürüstlüğünden en ufak şüphem yok.Asla da dediğiniz anlamda muhafazakar değildir,zaten muhafazakar olmadığını da,bahsettiğiniz üzre sosyalizmden liberal-sol düşünceye geçişinde ve cumhuriyetten ayrılışında göstermiştir.Muhafazakar olsa çizgisini devam ettirirdi görüşündeyim.

                  Saygılar..

                  Cevapla

                  • acracia Says:

                    Cevabiniz icin tesekkur ederim. Sadece Hasan Cemal konusuna deginecegim cok kisaca: Fikir degistirme konusunun muhafazakarlik sayilamayacagina kesinlikle katiliyorum. Bu benim normalde hem anlayabilecegim hem de saygi duyabilecegim bir sey. Ancak bu durus degistirmenin kendisinde fazladan hassasiyet olusturmus olabilecegini, belki de bu sebeple de su anda bazi konulara esit mesafede yaklasamadigini dusunuyorum. Bu da anlayabildigim ama saygi duyamadigim bir sey. Durustlugune ise bir soz etmedim zaten.

                    Bence durus degistirip daha demokratik bir gorus benimsemisse birisi, o demokratikligi antimilitarizme indirgememeli–oyledir demiyorum ama verdigi goruntu biraz da bu maalesef, bu, o durusun tam ozumsenemedigini ve bu sebeple de herseye esit mesafede yaklasilamadigi icin, bazi gruplara daha mesafe koyma kaygisiyla daha acik fikirli degil, daha muhafazakar yaklasildigini gosterir.

                    Bu sebeple Ahmet Insel gibi birisinin durusu benim icin cok daha caziptir. Sikintisiz bir sekilde herkesi dinler. Hak verir, vermez, ama dinler. Dolayisiyla benim sol anlayisima kendisi cok daha yakin; Hasan Cemal degil. Ancak tabii ki bu benim sahsi gorusum. Sizinkine tamamen saygiliyim; ayni fikirde olmak zorunda da degiliz elbette.

                    Saygilarimla.

                    Cevapla

                    • demokrat Says:

                      selam tekrar,

                      ”Ancak bu durus degistirmenin kendisinde fazladan hassasiyet olusturmus olabilecegini, belki de bu sebeple de su anda bazi konulara esit mesafede yaklasamadigini dusunuyorum.”

                      Ben de herkesin hataları var derken tam da bunu ifade etmeye çalışmıştım,ama sizin kadar güzel anlatamamıştım…İlave olarak
                      diyorum ki TSK üzerine yazdığı zaman özellikle içinde olmamanın ve tanımamanın sıkıntılarını yaşıyor ve yazılarına da yansıtıyor maalesef.

                      Saygılar…

                    • acracia Says:

                      Aciklayici yanitiniz icin tesekkur ederim. Bu arada size bir ozur borcluyum, Demokrat:

                      Aslinda Hasan Cemal, vs hakkinda yazarken, aklim biraz da yukaridaki Ali Bayramoglu blog girdisiyle baglantili olarak Turkiye’de halk entellektueli denilen, okuyucu kitlelerinin goruslerini etkileyen, sekillendirip pesinden surukleyebilmeye muktedir sahislarin profilleriydi. Maksadim olayi Hasan Cemal – Yildirim Turker/Ahmet Insel cekismesi babinda degil, bu degisik duruslarin kafami kurcaladigi sekliyle bir yere oturtmakti. Yoksa sizin degerlerinize saygisizlik etmek istemedim, oyle de anlasildiysa ozur dilerim.

                      Cok uzatmayacagim: dusuncelerim bu degisik duruslar, liberal/sol denen etiketleri tasiyanlarin kendileri nelerden besleniyorlar, onlarin gorusleri Balyoz gibi davalara kitlesel bakislari nasil etkiliyor idi. Bir de tabii hicbir sey homojen degildir, bu sahislarin duruslari da cok zengin bir renk kusagi sunuyor aslinda.

                      Ancak yine de ben bugunku gelinen bu bilgi kirliligi noktasinda, liberal denen bu kesimin de sorumlulugu oldugunu dusunuyorum. Bunda sucu TSK’nin gecmis icraatleri ve mudahalelerinde bulmakla beraber, bu liberal dedigimiz sahislar daha bagimsiz, daha sorgulayici olabilselerdi, belki bugun bu noktada ancak Ahmet Şık tutuklaninca sokaga dusmek yerine, bazi baska usulsuzlukleri cok daha erken fark etmek mumkun olabilirdi… Bu ayni zamanda bir ozelestiri.

                      Bu konuda dusuncelerim tam olgunlasmis degil, ancak size bir aciklama yapmak ihtiyaci duydum.

                      Selam ve saygilar.

                  • acracia Says:

                    HSYK’ya bir ek: unutmadan soyleyeyim, tek partili donemde de secim yapiliyordu. Hatirlatayim dedim.

                    Cevapla

                • fmerakli Says:

                  Esime tatil boyunce bilgisayar, internet yok diye soz vermistim, ama hazir esim ufakligi alip alisverise cikmisken iki kelam cevap yazmaya firsat dogdu. Sozumu tutmamis oluyorum, ama bu da benim kusurum olsun; demokrat’in dedigi gibi kimin yok ki?

                  Amacim basit; Acracia’nin digerlerine yuzbinkere tercih ederim dedigi isimlerin yazilarinda kucuk bir yolculuk yapalim istedim. Once Yildirim Turker’i hatirlayalim. Yalniz yanlis anlasilmasin, acracia’yi elestiriyor degilim bu iki ismi andigi icin, benim de cok saygi duydugum yazarlardir. Amacim dedigim gibi basit; sadece biraz hafiza tazelemek. Radikal’de gecen sene ordu icindeki intiharlara ve supheli olumlere iliskin “Bir ihtimal daha var” baslikli bir kose yazisi yazmisti Turker. O yazidan kisa bir bolum:

                  “Emekli Deniz Albay Birol Atakan: Mayıs 2007 ’de İstanbul-Ankara yolunda şüpheli bir trafik kazasında öldü. Atakan ’ın Ergenekon ’la ilgili önemli bilgilere sahip olduğu iddiası yayılmış durumda. Aksini düşünmek de zor zaten. Eski Deniz Kuvvetleri Komutanı Yener Karahanoğlu ’nun emir subayı olan Atakan, daha önce de Özden Örnek’le Deniz Kuvvetleri Komutanlığı’nda birlikte çalışmıştı. Atakan infaz mı edildi sorusu akla geliyor elbet. Özden Örnek’e ait olduğu iddia edilen darbe günlüklerinin İnternet’e sızmasında ihmali ve kastı olabileceği iddia ediliyordu. Bilenlere göre, Atakan, Karahanoğlu ve Örnek arasında köprü isimdi. Epeyi karışık ilişkiler yumağından sökülüp alındı.”

                  Yildirim Turker Balbay’a karsi ise pek bir tavizsiz ve sert. Asagidaki satirlar Turker’in Mart 2009 tarihli “Gazetecinin Devleti” baslikli yazisindan. Goreceginiz gibi, kaderin bir cilvesi mi demek lazim, Turker’in oklarinin hedefinde sadece Mustafa Balbay yok, ayni zamanda bu blogta gercekleri aranan/ortaya konan Cetin Dogan Pasa da var ki bu yazinin Balyoz diye bir sey henuz ortada yok iken yazildigini da not etmek lazim (ben yaziyi nispeten kisalttim, tamami radikal’in arsivinden okunabilir):

                  “Türkiye, Sınır Tanımayan Gazeteciler’in (RSF) Dünya Basın Özgürlüğü Sıralaması’ nda 173 ülke içerisinde 102. sırada yer alıyor… Geçen yıl 435 gazeteci, yazar, yayıncı, insan hakları savunucusu, siyasetçi ve çocuk düşünceleri nedeniyle mahkemeye çıkarıldı.
                  2007 yılında bu sayı 254 idi.
                  Ama ne gam. Şimdi şanlı Cumhuriyetimizin ufuklarında bir basın mücahidi kahraman olarak ışıması istenen Mustafa Balbay’a sahip çıkmalı mı tartışmasındayız.
                  Balbay da kimilerince ağabeysi İlhan Selçuk gibi, gadre uğramış bir (haydi tamını Selçuk’a bırakalım) çeyrek meslek duayeni.
                  Öyle düşünmeyen kimilerince bile kendi demokratlıklarını sınayabilecekleri bir etik taşı.
                  Nitekim ülkenin kimi önde gelen gazetecilerinin gidip karargahta Balbay’ın kitaplarını imzalayarak verdikleri destek göz yaşartıcı bir kurnazlık örneğiydi.
                  Balbay’ın günlüklerinin ortaya çıkmasıyla doğal olarak söz konusu gazeteciler ‘kontrpiye’de kaldı.
                  Yine de içten bir dille kimi durumlardaki safdilliğini itiraf ederek Balbay’a elveda diyen Ahmet Hakan’ı dışta tutarsak bu kampanyaya katılan kimsenin nedamet getirdiğine tanık olmadık.
                  Ama İlhan Selçuk konusunda basınımızın büyükleri bir karara varmış, yüce kamuoyuna bunu açıkça bildirmişlerdi.
                  Bir duayene reva mıydı? 80 yaşından sonra onu pamuklar içinde korumak gerekmez miydi?
                  Mustafa Balbay, günlükleriyle Selçuk’un kimi çevrelerdeki dokunulmazlığını kazanma şansını kaybetti. Ne de olsa, ağabeysi kadar engin darbe tecrübesine sahip değildi. Besbelli muhayyel zafer konusunda hiçbir kuşku barındırmıyor, ileride devrim günlüğü olarak okunabilecek örgütlenme notlarından vazgeçemiyordu.
                  Okuduğumuz notlar karşısında Balbay’ı hâlâ fikir özgürlüğü ve demokrasinin simgesi olarak görebilmek elbet mümkün değil.
                  Ama onu hâlâ cezalandırılan bir fikir adamı olarak görme ve göstermeye çalışanlar var elbet.
                  En gülüncü de yazacağı bir kitap için büyük fedakârlıkları göğüsleyerek askerle görüşmeler yapan acar gazeteci senaryosu.
                  Balbay’ın aydınlanmayı reddedenleri bile iyi kötü aydınlatan günlüklerinden çıkan otoportresi, gözüdönmüş darbe teorisyeni rolüne soyunmuş bir işgüzar vatandaştır. Gazetecilikle en ufak bir ilişkisinin kurulamayacağı bir mesafesizlik içinde çete çalışması sürdüren bu vatandaşın gazetesine yazmakta olduğu fikirleri dolayısıyla cezalandırıldığına inanmakta ısrar edenlere söyleyecek bir şey yok. Onlar da kalemlerinin pusulası her daim kışlayı gösterenler, ne de olsa.

                  Balbay’ın dönemin 1. Ordu Komutanı Çetin Doğan’la duyduğu gururu, paşasına olan güvenini paylaşanlar. Balbay, okurun eline erken geçen kitabında şöyle diyor: “Paşa Aktüeldeki yazıyı okuduktan sonra demiş ki – Ameliyattan önce tabancam
                  yan tarafımdaydı. Şimdi çapraz tutuştayım O hazır. Onunla ilgili gidişte bir sorun yok. Amelittan hemen önce İzmirde orduk komutanlarıyla konuşmak, toplanmak üzere hazırlık yaptı. Orada yapacağı konuşmayı hazırladı. Bunu bilgi olsun diye, Genkura da gönderdi. Yaşar Paşa bir üste iletmedi. Konuşması ağırdı. Türkiye böyle gitmez, hükümet bu işi götüremiyor. türündeydi..kesin konuşmayı yapacaktı Aytaç Paşa yap demiş..”

                  Balbay’ın müttefiki paşayı öfkesinden hatırlarız.

                  12 Mart’ın işkence üssü Ziverbey Köşkü’nün mimarı Orgeneral Faik Türün, ileri yaşında eceliyle öldüğünde cenaze töreninde 1. Ordu Komutanı Çetin Doğan öfkeyle seslenmiyor muydu? Faik Türün’ün iyi bir vatan evlâdı olduğunu belirtmekle kalmıyor, hazır yeri gelmişken kimi münafıklara da ağızlarının payını veriyordu: “Ziverbey Köşkü’nün yolunu bilmiyorum. Benden önceki ordu komutanları da Ziverbey Köşkü’nün yolunu bilmez. Çok eminim ki Orgeneral Türün de Ziverbey Köşkü’nün yolunu ve kendisini bilmez. Bazı insanlar, demokratlığın yolunun üniformaya küfür etmekten geçtiğini sanıyor. Bu iş böyle değil, biz halk çocuklarıyız. Faik Türün gibi bir insanın halkına silah çekmesi olabilir mi?” sözleriyle doğru dürüst sorulamamış bir sorunun cevabını kendiliğinden veriyordu. Oysa yanılıyordu.
                  Hasan Pulur’la yapmış olduğu söyleşide Türün, o köşkü gayet iyi bildiğini ikrar etmişti.
                  12 Mart’ın rahmetli işkenceciler sultanı Türün’ün bile sabıkasını silmeye, anısını aklamaya yönelik çabalar göstermekten vazgeçmeyen Doğan’ın Balbay’la el ele iktidara geçtiğini bir düşünsenize. Çıkardıkları gürültüye, soyundukları rollere rağmen sağlıkları pek bozuk çıkan Eruygur, Ersöz ve Tolon’la birlikte. Ne müthiş bir demokrasi, ne benzersiz bir fikir özgürlüğü alanı kazandıracaklardı kim bilir memleketimize.
                  Kısacası, Balbay’ın özgürlüğü için imzalarıyla seferber olan, mesleki bir dayanışma resmine sığışmaya çalışanların, Korkut Eken’i, Mehmet Ali Ağca’yı, Haluk Kırcı’yı ve benzer kahramanları mahpus kapılarında ‘Türkiye seninle gurur duyuyor’ nidalarıyla kutsayanlardan hiçbir farkı yoktur…”

                  Altina hic dusunmeden imzami atacagim yukaridaki yaziyi Turker degil, bu blogta ben yazmis olsaydim, halim niceydi. Acracia icerigine ne derdi bilmiyorum ama usluptan bana kirik not verirdi herhal diye dusunuyorum…

                  Bir de Ahmet Insel’e bakalim, o neler yazmis… 25 Ocak 2011 tarihli “CHP mesaji aldi mi?” baslikli yazisinda, CHP’yi Yalcin Kucuk’un Ergenekon saniklarini CHP’den aday yapma seklindeki onerisini hayata gecirdigi icin elestirirken bakin neler soylemis:

                  “… Yalçın Küçük’ün yaptığı bu öneri aslında CHP’nin askercil kanadının da gönlünde bir zamandan beri yatıyor. Silivri cezaevinin önünde, “Mustafa Kemal’in askerleriyiz” diye bağıran küçük grup için, Balbay’ın, Özkan’ın milletvekili adayı gösterilmeleri, çoğumuzun adil olmadığı konusunda hemfikir olduğumuz aşırı uzun tutukluluk sürelerine son vermek için bulunmuş bir taktik çözüm değil. Yeni CHP’nin en ön saflarında bu kişilerin yer almasını, Meclis’te CHP’nin Ergenekon mücahitleri grubu kurmasını arzuluyorlar…

                  Ama Balbay’ın İzmir’de liste başı olduğu bir CHP’nin yaratacağı ‘o güçlü toplumsal cazibeyi’ kendi dokularında en iyi duyan kişilerden biri olan Süheyl Batum, belli ki bu fikre çok sıcak bakıyor. İzmir’de Uğur Mumcu anma toplantısında, ‘AKP hükümetinin bilerek ve isteyerek Atatürkçü aydınları içeri tıkmak suretiyle kendi iktidarını hiçbir engel olmadan kurmak istediğini’, bu nedenle ‘oradaki Atatürkçü aydınları partiye alarak veya başka bir yöntemle’ iktidara baskı kurma amacında olduklarını ilan ediyordu. Bu yetmediği gibi, elli bin kişiyle Silivri’ye gidilseydi, mahkemenin böyle bir karar almaya cesaret edemeyeceğini, bunu gelecekte gerçekleştireceklerinden emin olduğunu da iddia ediyordu.
                  Geçen günlerde Ergenekon davasını izlemek için bulunduğu Silivri’de mahkeme kapısı önünde, ADD, ÇYDD, Yeni Parti ve Cumhuriyet Okurları ile omuz omuza, Yalçın Küçük’ün önerisini benimsediğini yeniden ima etti. “Biz aynı ilkeleri paylaşanlar olarak” diye başladığı konuşmasında, ‘biz’in kim olduğu hemen anlaşılıyordu ama ‘aynı ilkeler’in ne olduğu izaha muhtaçtı…

                  …Kılıçdaroğlu’nun aslına dönme niyeti olup olmadığını bilmiyoruz. Ayrıca Kılıçdaroğlu gerçekten aslına dönmeye kalksa, “Mustafa Kemal’in askerleri”nin bundan o kadar memnun olacağı da şüpheli. Ama tastamam aslı gibi olan Süheyl Batum’un temsil ettiği CHP’nin, AKP’ye verilebilecek en değerli hediye olduğunu görebiliyoruz. Hatta DP’nin tek dişi kalmış ama insan sarrafı kurt politikacılarının neden Batum’u boşuna beklettiklerini de kendisi konuştukça daha iyi tahmin edebiliyoruz. İnsan bu Süheyl Batum’lu, belki Balbay ve Özkan’lı bir CHP’nin, AKP iktidarının pekiştirilmesini arzulayan menfur ellerin kurduğu bir kapan olup olmadığını bile düşünmeye başlıyor. [Eger varsa] CHP içinde bu tuzağı boşa çıkaracak asgari siyasal akıl sahibi insanlar… CHP’nin Ergenekon avukatlığından Ergenekon partisi mertebesine terfi etmesine izin verecekler mi?”

                  Ahmet Insel, Ornek gunluklerine de atif yaptigi Radikal arsivinden erisilebilecek 2009 tarihli “Ergenekon davasi uzerinden zihniyet polisligi yapmak” baslikli makalesinde su satirlara yer vermis:

                  “İş aslında Ergenekon çete yapılanmasının silah depolarından birinin Ümraniye’de bulunmasından önce ortaya dökülmüş ve taraflar bugüne kadar pek değiştirmeden sürdürecekleri tavırları almışlardı. Nokta dergisinin
                  2007 Nisan ayında bir kısmını yayımladığı Özden Örnek günlükleri başarısız kalmış bir darbe girişimini gözler önüne seriyordu. O zaman bu günlükleri yayımlayan Nokta dergisine karşı alınan tavırlarla, bugün Ergenekon davası konusunda alınan tavırlar arasında büyük bir benzerlik var. Derginin birkaç hafta içinde yayın hayatına son vermek zorunda kalmasını, Kemalist, çağdaş, laik, ulusalcı, sosyal demokrat çevreler sevinerek izlemişlerdi… Ergenekon davası konusunda şüpheci bir tavır sergileyenlerle, Özden Örnek günlüklerinin içeriğine değil, bunu dergiye ulaştıran kaynağa önem verenlerin çoğunun aynı kişiler olması bir rastlantı değil…”

                  Insel, 2009’da yazdigi bu yazinin devaminda bugun Ergenekon davasi kapsaminda yasanan sikintilarin da bam teline basiyor:

                  “… Kuvvet komutanlarının oturup, ‘darbe yapalım mı?’ diye toplanması ağır bir suçtur. Gazetecilerin, öğretim üyelerinin, sendikacıların, oda başkanlarının görev başındaki subaylarla yönetime nasıl el konabileceğinin değerlendirildiği toplantılar yapmaları da. Balbay günlükleri ve ikinci Ergenekon iddianamesinde yer alan diğer belgeler, bu konuda yeterince suç kanıtı ortaya koyuyor.

                  Buna karşılık, silahlı herhangi bir kalkışma hazırlığı içinde olmadan, sadece zihni yakınlık nedeniyle bu darbeci çevrelerin örgütlediği yasal eylemlere katılmak, demokraside suç olamaz. Aradaki ince detay, kanıtlanmış suç ile niyet okumasının arasındaki farkta yatar.”

                  Sanirim Insel’in bu satirlarini, sayin demokrat’in Can bey’e cevaben yaptigi son derece hakli tespitle baglamak lazim. Balyoz, Ergenekon gibi davalari toptanci bir yaklasimla ele almak mayin tarlasina merkeple dalmak gibi bir sey bence. Bu tur davalarda butun saniklarin arkasinda duranlar, aslinda en buyuk zarari kimi komutanlarin ve apoletli sivillerin planladigi darbelerden haberi bile olmadan bu davalarda sanik durumunda olanlara veriyorlar bence de.

                  Turker ve Insel’den girdik, Ahmet Sik ile bitirelim. CNNTurk’te Nisan 2010’da yayimlanan, Mavioglu ile birlikte yazdiklari kitap ile ilgili katildiklari bir programda “herkes birgun Ergenekon’u tadacaktir” diyen, Balbay’i savunmak adina olmadiginin altini cizerek “darbeciler disarida Balbay iceride” elestirisini getiren Ahmet Sik bakin o sureci soyle tanimliyordu (merak edenler videoya CNNTurk video arsivinden erisilebilirler):

                  “Simdi burada 200’den fazla sanik var, ilk bes iddianameyi kapsayan. Sonra da yeni iddianamelerle bunun sayisi artti. Gercekten suca bulasmis cok sayida insan var. Ortada bir suc oldugu, bir kere kesinlikle en az dort tane darbe girisiminde bulunuldugu, planlar yapildigi kesin. ”

                  Biliyorum biraz uzunca bir yorum oldu, Turker ve Insel’in yazilarinda kucuk bir zaman yolculugu yapalim derken, laf lafi acimis… Yanlis anlasilmasin amacim Acracia’nin gunluklere koydugu serhi hedef almak degildi, sadece Acracia’nin diger isimlere kiyasla bin kere tercih ettigi, guvendigi isimler bu gunlukler hakkinda neler yazmis diye bir hatirlayalim istedim.

                  Neyse, ben tatilime geri donuyorum, ancak demorat’a ozel bir paragraf acmam lazim. Toptanci yaklasimi elestirip, toptanci bir yorum yazmis olacagim ama, yeri burasi olmasa da size bir tesekkur borcum var. Ileri demokrasi rumuzlu yeni blog yorumcusuna verdiginiz cevapta yine teveccuhunuze mazhar olmusum, benden sitayisle bahsetmissiniz bir kez daha, cok tesekkur ederim…

                  Cevapla

                  • acracia Says:

                    Fmerakli:

                    Ilahi. Neyse, tesekkur ederim; bu yazilari okumustum. Ancak cok enteresan bir sey yapmissiniz; beni biraz eglendirdiniz desem darilmazsiniz herhalde.

                    Durus olarak saygi duydugum kisiler coktur. Ancak sizin yaptiginizin ne anlama geldigini, benim okuyusumla soyleyeyim. Cok basit:

                    acracia birilerine saygi duydugunu ve onlarin durusunu cok begendigini soyledi >

                    acracia Ozden Ornek gunlukleri meselesine
                    mesafeli yaklasip serh koyuyor >

                    Bu saygi duydugu kisilerin bu gunluklerle ilgili ne soyledigine bakalim…ki:>

                    cikarilabilecek bazi olasi sonuclar:

                    1) acracia’nin temkinli durusunu curuttuk: kendisinin bu kadar saygin buldugu isimler bile gunluklerin otantik oldugunu dusunuyorsa, bizim de boyle dusunmemiz gerekir

                    2) acracia birisinin durusunu begendi diye O’na bagimsiz dusunemiyor muamelesi yapip, O’nun goruslerini “guru”lariyla vuralim.

                    3) acracia bu sahislara saygi duydugunu soyledi ya, onlarin her sozu acracia’yi baglamali. (tabii bu durus=butun fikirler oluyor yaptiginiz sekliyle, halbuki ben herkese esit yaklasmak oldugunu soylemisim saygi duydugum seyin.)

                    Bunlara yorumum:
                    Bir akademisyen olarak bir gurum olmadigini sanirim size yeterince hissettirememisim. Bu isimler Turkiye’de senelerdir takip ettigim sahislar; herkese esit mesafede (ve Yildirim Turker’in durumundaki gibi kendi durdugu yerden gorunen her tur haksizliga karsi esit sertlikle) durarak kendi prensiplerinden odun vermemis isimler. Cok saygi duyuyorum evet.

                    Onlara saygi duymamin bir baska sebebi de, hic akillarinin yatmadigi konularda da sonradan aksine isaretler gorduklerinde bunu ego malzemesi yapmayip dinlemeye acik olmalari.

                    Bu, sizin soylediginiz gibi “Yanlis anlasilmasin amacim Acracia’nin gunluklere koydugu serhi hedef almak degildi, sadece Acracia’nin diger isimlere kiyasla bin kere tercih ettigi, guvendigi isimler bu gunlukler hakkinda neler yazmis diye bir hatirlayalim istedim.” basit degil.

                    Ben bu tarz sahislari ve yazdiklari konulari okuyup kanaatlerimi olustururken cok kabaca birkac seyi goz onune alirim:

                    Aktarilan gorus veya bilgi:

                    1) Carpitilmis mi, tek bir aci gozetilerek mi yazilmis?

                    2) Okuyucuya, yazinin yazildigi donemde icinde bulunulan konjonkturde kisitli bilgi, sorgulama, vs akisindan dolayi, icinde bulundugu konjonkturun olasi bir bakis acisini mi yansitiyor?

                    (Bazen icinde bulundugu konjonkturde ancak belirli bir gorus uretmesi mumkundur insanlarin, bilgi kirliliginden dolayi. Bunu goz onune almak onemli)

                    3) Yazarin herkese esit mesafede durmaya ozen gosteren bir durusu var mi?

                    Fmerakli: dolayisiyla, benim gurum yok. Birisi bir sey soyledi diye hemen atlamam. Dusunurum. Ozden Ornek gunlukleri ile ilgili yukarida halen sordugum sorular oldugunu goreceksiniz. Otantik olduklari icin mi, yoksa askere dil uzatilmaya curet edildigi icin mi sonrasindaki surec islemistir diye soruyorum. Mesru bir soru.

                    Size bir kac yorumum:

                    1) YT ve AI boyle yaklastilar, bakin bu gunlukler otantik dediler diye hemen bu goruslerin savunulmasi gerekmiyor.
                    Ben konjonktur itibariyle bazi seyleri su anda bilemeyecegimizi dusunuyorum. Bu gunlukler otantik de olabilir ve darbe icin dusunceler, vs gelistirilmis olabilir. Ama su herseyin bilgi kirliligi icerisinde degerlendirildigi su ortamda, hicbir serh koymayan bence inanmak istedigi icin serh koymuyor da olabilir.

                    2) Demissiniz ki:
                    “Yanlis anlasilmasin amacim Acracia’nin gunluklere koydugu serhi hedef almak degildi, sadece Acracia’nin diger isimlere kiyasla bin kere tercih ettigi, guvendigi isimler bu gunlukler hakkinda neler yazmis diye bir hatirlayalim istedim.”

                    Yoo, tam da yaptiginiz o serhi hedef almak. Yukarida da gosterdigim gibi. Bunu niye boyle dile getiriyorsunuz ki? Hem de oldukca akillica bir sekilde yapmissiniz. Acikca soylemekte bence mahzuru yok. Serhi hedef almanin da bir mahzuru yok.

                    3) Oldukca akillica bir sekilde yapmissiniz demekle birlikte, biraz ilginc de olmus, ne yalan soyleyeyim. Benim koru korune takip ettigim dusunce liderlerim yok. Cok saygi duydugum sahislar var, duruslari itibariyle. Her fikirlerine katilmam.
                    Duruslarina saygi duyarim, evet. Ancak gunun sonunda benim icin degerlendirilmeye alinacak bir yorum dahadir onlarin soyledikleri. Fazlasi degil. Fikirlerimi bagimsizca kendim olustururum. Bilmem anlatabildim mi?

                    Yine de bu yazilari tekrar hatirlattiginiz icin tesekkurler. Ikisinin de kalemini tekrar okumak bir zevk.
                    Iyi tatiller, iyi dinlenmeler.

                    Cevapla

                    • acracia Says:

                      bunu buraya ekleyeyim:

                      “Fmerakli: yukarida Demokrat’a neden entellektuel/kose yazari profillerinden bu sekilde bahsettigimi de acikladim. Buraya da not dusuyorum ki, hem bu blogun yukaridaki girdisiyle hem de Demokrat rumuzlu okuyucunun Hasan Cemal atiflariyla beni dusundurttugu noktalar sonucunda bu degisik entellektuel duruslarinin kafami kurcalayis sebeplerini aciklayabileyim. Bir seyi okumadan hakkinda yazanlar (yukaridaki blog girdisindeki gibi), okumak istemeyenler, duymak istemeyenler, vs o kadar cok ki… Bu bilgi kirliligi ortaminda bu duruslarin kaleme aldirttigi yazilarin da dogrudan ve dolayli etkileri oldugunu dusunuyorum.”

                      Dolayisiyla, yukarida Demokrat rumuzlu okuyucuya da dedigim gibi amacim olayi Hasan Cemal – Ahmet Insel/Yildirim Turker cekismesine cevirmek degil, kendisine bu yorumu yazarken aslinda aklimda takili bulunan bu degisik duruslarin, su anki dinamige yaptigi ama dogrudan ama dolayli katkilar ve bunun onunun nasil bir durusla alinabilecek oldugu idi. Gerisini yukarida bulabilirsiniz zaten.

                    • fmerakli Says:

                      Acracia ve Can beyler,

                      Esimle papaz olup tatili zehir etmek istemiyorum, zaman kazanmak acisindan topluca cevap veriyorum.

                      Acracia, asiri alinganlik yapmissiniz, zira eger Balbay gunluklerine koydugunuz serhi hedef alsa idim kaynak olarak Turker ve Insel’i degil, bizatihi Balbay’in kendisini verirdim, ki asagida ne demek istedigimi Balbay’dan alintiliyarak kisaca izah edecegim. Benim bir onceki yorumumda hedefim sizin saygi duydugunuzu ifade ettiginiz isimlerin gunlukler hakkindaki goruslerini hatirlatmakti, zira siz degil ama sizin yazdiginiz yorumu okuyanlar, Turker ve Insel’in gunlukler hakkinda sizinle ayni kanaatte oldugu sonucuna varabilirlerdi ki bu yanlis bir algilama olurdu; ben bunun onune gecmek istedim.

                      Balbay gunlukleri ile ilgili olarak sizin ve anladigim kadari ile Can beyin koydugu serhe herhangi bir anlam veremiyorum – bakin simdi tam da beni itham ettiginiz seyi yapiyor ve Balbay gunlugune koydugunuz serhi hedef aliyorum. Balbay bugune degin ne yazili ne de sozlu olarak bilgisayarinda silinmis dosyalarin kurtarilmasi ile elde edilen gunluklerin kendisine ait olmadigini iddia etmedi, neye itiraz ettigini birazdan asagida aciklayacagim.

                      Siz Balbay gunluklerinin orjinal olup olmadigini sorguluyorsunuz, ki bu Balbay’in bile bugune degin tevessul (belki de cesaret) etmedigi bir sey. Bakin Cumhuriyet’te yayinlanan “Gerilimli Yillar” baslikli yazi disinde Balbay neler yazmis:

                      “Evet, ben kimi notlar tuttum. Bunlar ham halde, ileride sadece benim gözden geçireceğim şeyler olduğu için içeriği hakkında da özenli olmadığım notlardı. O nedenle benim için ve muhatapları için hukuken bağlayıcı olduğunu düşünmüyorum.

                      NEDEN SİLDİM?

                      İleride bu dönemi bir araştırma olarak, bir kitap olarak yazabilirim düşüncesiyle aldığım bu notları neden sildim?

                      1- İleride 2000’li yılları yazacak olursam, güncel olarak yazdığım haberlerin bana yeterince ışık tutabileceğini düşündüm.

                      2- Olaylar öylesi bir hale geldi ki, bu notları bulundurmak artık anlamsız diye düşündüm. Gazetemizin bilgisayar sistemi yenilenirken arkadaşlar “önceki dosyaların tümü siliniyor, saklayacaklarınız varsa ayıralım” dediklerinde bir an düşündüm, “yok” dedim. Bu notların tümünü artık yok hükmünde saydım. Bu anlamda başka notlarım da yok.

                      3- 2007’den itibaren kendim için yeni kitap ve araştırma konuları seçtim. Son iki yılda yazdığım kitaplar (Heyecan Yaşlanmaz, 78’liler) bunun göstergesidir.”

                      Balbay, bilgisayarinda aldigi notlari silince, kendisi “yok” farzetmis, savcilardan ve dogal olarak bizlerden de onlari yok saymamizi talep ediyor. Siz bu talebi yerinde gorebilirsiniz, ama ben almayayim. Bir baska gerekce de 2007’den sonra baska konularda kitap yazmaya yonelmesi imis. Yildirim Turker kadar sert olmasa da ben bunu soyle anliyorum: darbe planlari akamete ugrayinca baska mecralara direksiyon kirmis… Dedigim gibi, Balbay aldigi notlarin hicbirine “bunlar benim notlarim degil” demedi, demiyor; sadece iki seye itiraz ediyor: 1. notlara iliskin iddianamede savcilar tarafindan yapilan degerlendirmeler; 2. notlarinin bir kisminin kullanilmamis olmasi ki, dava ve isnat edilen suclar ile ilgisi olmayan notlarin kullanilmamis olmasi gayet dogal.

                      Sevgili Acracia ve Can Bey, kusura bakmayin ama Balbay’in bile sahte demedegi notlarina sahte demek, “suc isnat edilen kisimlar emniyette ‘sehven’ eklenmis olamaz mi?” gibi surrealizmin sinirlarinda dolasan sorular sorup notlarin orjinalligini sorgulamak benim acimdan dunyanin duz oldugun iddia etmekle esdeger. Balbay, en azindan “ben bu notlari bilgisarimdan silmistim, benim icin o anda yok oldular” diyor, ama ben sizin ne demek istediginizi acikcasi pek anlayamiyorum.

                      Benim acimdan Ornek gunluklerinin de sarih oldugu konusunda bir soru isareti yok. Oncelikle Ornek gunluklerinin Balbay’in aldigi notlardan farkli olarak gercekten bir ‘gunluk’ oldugu konusunda bir soru isareti yok. Baslangic tarihi Ornek’in Deniz Lisesi’ne basladigi yil, yani 1957 olan gunluklerin Gormus sadece iki yillik kismini ve o iki yillik kismin da sadece darbe planlari ile iliskili olan kisimlarini yayinlamisti, ki bu Gormus’un beraat nedenlerinden biri idi. Sonrasinda, gunlugun Ornek’in genclik yillarina ait bolumlerinden kesitler de Chronicle dergisinde yayinlandi.

                      Bu blogta hakim olan, bazi yorumcular tarafindan acikca, blog yazarlari tarafindan altan alta dile getirilen sahte belgelerin cemaat isi oldugu yonundeki arguman Ornek gunluklerine uygulanir ya da uygulaniyor ise birilerinin beni suna ikna etmesi gerekiyor: 1941 dogumlu Fethullah Gulen kendisinden sadece iki yas buyuk olan Ornek’i, ikisinin de biyiklarinin terlememis oldugu yillardan beri takip etmektedir ve Gulen, deniz lisesine basladigi yil ileride Ornek’in amiral ya da DK Komutani olacagini kestirerek, Ornek hakkinda gerceklerle ortusen bu denli ayrintili bilgilerin yer aldigi ama araya yalanlarin sikistirildigi sahte bir gunlugu uretmistir, ki 15 yaslarinda iken Gulen’in bir cemaatinin olmadigi gerceginin de bu ikna surecinde dikkate alinmasi gerekiyor.

                      Tabii bu isin nispeten onemsiz kismi, Gormus hakkinda actigi davada sanik avukatlarinin bilirkisi taleplerinin Ornek’in avukati tarafindan reddedilmis olmasi, davayi kaybetmis olmasina ragmen, ulkemizdekki yargi surecinin teamullerine aykiri olarak karari temyiz etmemis olmasi aslinda cok sey soyluyor. Ama bence Ornek’in gunluklere itiraz ederken basin aciklamasinda kullandigi su arguman bile aslinda ne kadar tuhaf bir zeminde bulundugunu gosteriyor: “… şüphelilerin talebi ile başbakanlık ve genelkurmay başkanlığına dahi sözde günlükler ile ilgili arşivlerinde kayıt bulunup bulunmadığı yazı ile sorulmuş ve ilgili kurumlarca sözde günlükler ile ilgili kayıtlarında hiçbir bilgi bulunmadığı cevaben mahkemeye bildirilmiştir”

                      Yani genelkurmay ve basbakanlik yok diyorsa, bu gunlukler yok demekmis. Sanki gunluk, uzerinde tarih/sayi numarasi olmasi gereken resmi bir belgeymis ya da oyle olmaliyimis gibi, basbakanlik ve ordunun arsivlerinde belgenin bulunmayisini sahteligin kaniti olarak ortaya koymak bence hayli caresiz bir girisim.

                      Tum bunlara ek olarak, bir baska Ergenekon sanigi Hursit Tolon’un Ornek gunluklerine iliskin yaptigi “benimli ilgili kisimlarda bir yanlislik olmadigi icin tekzip etme yoluna gitmedim” seklindeki aciklamasi da bir sey soylemiyor Ornek gunluklerinin sahte oldugunu iddia edenlere.

                      Isin ilginc kismi, Ozden Ornek cikip “bu gunlukler sahte degil bana ait” dese bile gunluklerin sahte oldugunun, emniyette araya sehven suc unsurlari karistirildiginin hala iddia edilecek olmasi. “Bunu da nereden cikardin?” diye soranlara Mustafa Balbay ornegi ile cevap veririm. Balbay notlarin kendisine ait oldugunu reddetmez, “onlar benim icin bilgisayardan silince yok olmuslardi” gibi bir aciklama getirirken, o notlarin orjinal olduguna hala serh koyulabiliyor ise Ornek cikip gunlugu sahiplendiginde de serh koymaya devam etmek isteyenler cikacaktir muhtemelen…

                    • acracia Says:

                      Bu baska yere gitmis. Buraya tasiyorum, cok karisti burasi:

                      Sevgili Fmerakli:

                      Iyi guzel hos da, ben nerede Balbay gunluklerinden soz ettim, soyler misiniz? Ben surekli Ozden Ornek gunlukleri diyorum; bana yanit yazarken belki biraz daha dikkatli okuyup bana soylemedigim seyleri “soyletmezseniz” memnun olurum. Zira yine ayni seyi yapiyorsunuz.

                      Klavyemden Balbay kelimesi cikmadi, zira o konuda o kadar da fazla okuyup takip etmedim; bilmiyorum. Yani uzun sozun kisasi, bana surekli Balbay deyip duruyorsunuz da, lutfen soylediklerime istinaden yanit verin, yazmadiklarima degil.

                      Alinganlik demis, iltifat etmissiniz; zira alinganlik var olmayan bir seyi varmiscasina gormek ve uzerine almaktir. Dogru mu? Ancak katilmiyorum bir sey olmadan uzerime bir sey aldigima, zira soyledikleriniz bu tarz bir okumaya acik hatta oyle bir okumayi davet ediyor; yukarida kucuk bir soylem analiziyle gosterdigimi saniyordum. Cok acik degil mi?

                      Eger bunu gercekten kast etmediyseniz, soylediklerinizden boyle bir anlam ciktiysa, ki cikiyor, bugune kadar bu durumda hep birbirimizden ozur diledik. Siz de dilerdiniz ve biterdi.

                      Oysa ki dedigim gibi, eger soylediklerinizi kast ettiyseniz de sorun olmazdi, acik olsaydiniz. Bugune kadar elestirilmek beni asla rahatsiz etmedi, etmez de; daha da dusundurucu sorular sorduracagi icin en deger verdigim seylerden biridir.

                      Bu yuzden kediye kedi diyelim; mahzurunu ben goremiyorum. Ancak ricam, ben kediden bahsediyorsam lutfen sirf kedigil diye isin icine sanki ben katmisim gibi bir de ne bileyim pumayi katmayin lutfen. Dedigim gibi ben Ozden Ornek konusunda yorum yaptim sadece.

                      Esinize hurmetler.

                  • demokrat Says:

                    Fmeraklı,

                    ben sadece düşüncelerimi söylüyorum,teşekküre gerek yok,düşündüğünü çekinmeden, patavatsızca söyleyen bir yapıya sahibim ,bu nedenle de çok zor durumda kaldığım zamanlar oldu.

                    Yukarda söz birşekilde İlhan Selçuk’tan açılmışken ben de bir paylaşımda bulunmak isterim ki insanlar daha iyi tanısın,kişiye özel bir mektup;

                    “Alıcı: Cumhuriyet Gazetesi Basyazari ILHAN SELCUK
                    Gonderen: Hale Ozgur Kiyici
                    Katledilen TAYLAN OZGUR un ablasi

                    Size neler oldu diye bir soru sormayi dusunmuyorum. Zira siz 1991 yilindan itibaren baska biri oldunuz. Yoksa gercek yapiniz bu idi, de ben mi sizi
                    yanlis algiladim. 40 yil oncesinden baslayarak
                    size verilen onemi, bu kadar mi yok sayarak o yaziyi yazdiniz.
                    “Ben iskencecilerimi affettim” Bu kadar kisisel yani Ilhan Selcuk’a yapilan!
                    Ben affetmedim Ilhan agabey! (abi)Niye affetmedigimi size anlatayim, belki yureginiz birazcik olsun acir. Yoksa bu kelimeyi de mi, yok sayiyorsunuz.
                    Ilhan Selcuk’a yapilan iskence hepimize yapilan iskencedir. Yoksa yanlis mi ogrendik!
                    Iskenceciyi affetmenin sonu, katilleri de affetmeye kadar gitmez mi? Nerede biter? Kanli Pazar’da oldurulen Turgut agabeyden (Aytac) baslayarak, 12 Mart donemine
                    kadar ve sonrasinda oldurulen, katledilen, asilan, Havan topuyla param-parca edilen, Ziverbey iskence hanesinde zulme ugrayan gencecik insanlar icin kac yazi yazdiniz?
                    Bu yazilar arsivinizdedir umarim. Arsivinizi bir gozden gecirdiginizde hatirlamak istememenizi anlarim. Siz ruhunuzu simdi mi yok ettiniz, yoksa zaten yoktu mu demeliyiz.
                    Evlat acisinin ne oldugunu bilemezsiniz, zira evladiniz yok yada yok mu demeliyiz? Sizi okuyarak, izinizden gidenleri sizi ornek alanlari ne sayiyorsunuz? Sizi gecmise goturup
                    biraz hatirlatmak adina Ziverbey’e, Ist. Em. Md. 1.Subeye, Ank. Em.Md. 1. Subeye, Selimiye alt hucrelerine, Harbiye askeri muzeye, Mit’ in Ankara’ da bulunan Gazi ciftliginde
                    ki iskence hanesine goturebilmeyi, cok isterdim.
                    En yakinim anneme yapilani anlatayim mi? Biliyorsunuz annem Devrimci Kadinlar Birliginin Baskani idi. 12 Mart fasistlerinin 100 numarayla anonsunu yaparak aradigi bir kisi idi.
                    Canim annemin tek itirazi numarasiydi. Radyo anonsunda 100 numara: Necla Ozgur anonsunu duydugu zaman … bu fasistler bunu kasitli olarak yapiyor.
                    Derken Cerkezlere has bir cumle ile cevap veriyordu. M.Lutfi, Suat Dervis, Leokodya (Dr. Sefik Husnu beyin esi), Neriman Hikmet, Inga ( Danimarkali bir ogretim uyesi
                    Suat ablanin arkadasi) ve ben 1971- 19 Haziran’da gozaltina alindik.
                    Oglum Sinan Taylan’a 8 aylik hamile idim. Annem ise 24 Temmuz 1972’de gozaltina alindi. Ancak ele gecirebilmislerdi. Annemle beraber Sivas T.I.P kurucusu Guher Ablayi (Ozturk),
                    Kardesim Tarhan, Edip Sakarya ve bir yigin insani da gozaltina almislardi. Ist. Emniyet muduru Sukru Balci, 1.sube muduru ise Mahmut Dikler idi. Emniyet Sirkeci’de bulunan
                    Sansaryan handan Gayrettepe’ye tasinmisti. Iskencenin teferruati Istanbul’da burada yapiliyordu. Sukru Balci’nin hedefi Mihri Belli idi. Kardesim Tarhan ve Edip’e elektrik verip,
                    1969’da kahpece vurulan diger oglunu yitiren anneme seyrettiriyorlardi.
                    Mihri Beli’nin nerede oldugunu soyletmek icin yapilan iskencenin arazlarini Edip daha sonraki yasaminda bedelini nasil odedigini biliyorsunuz Ilhan agbi.
                    Bu yapilan iskencelerden sonuc alinamayinca; Sukru Balci … simdi anani ciril-ciplak soyup … Elektrik verecegiz. Sana 1 saat musaade. Dusun ve Mihri Beli’nin yerini soyle.
                    Iste kardesim Tarhan bu nedenle gozlugunun camiyla emniyette intihara kalkisti.
                    Annecigim yasami boyunca Sukru Balci’ yi bir elime verseler dedi…
                    Eline geciremedi ama, ABD’de ki kanserle kivranan yuzunu TV de izlerken ne dedi biliyor musun?
                    Allah bilir isini, muhallebi yerken kirar disini Annem inancli bir kadindi. Evlat acisinin, evladi gibi sevdigi gencecik cocuklarinin hep yasini tuttu. Onlarin Necla annesi idi. Annem
                    yasami boyunca gencecik yaslarinda yasamdan koparilip kahpece oldurulen evlatlarinin katillerini affedenleri de affetmedi.
                    Simdi size soruyorum bu affetme yetkisini mesrulastirmayi mi amacliyorsunuz. Siz ne gordunuz ki bu hakki kendinizde buluyorsunuz. Bence biraz haddimizi bilip bu af etmeleri
                    12 Eylul magdurlarina birakalim. Bizler ne gorduk ki…
                    12 Eylul dozer gibi gecti gencecik insanlarin ustunden. Ne acilar yasandi, binlerce anne evlat acisi ile yanip-kavruldu. Biraz acimiza saygi lutfen…
                    Bahcelievler’ de 7 gencin telleri bogazlarina gecirip bogan canileri mi af edecegiz. 16 Mart’ da universitenin bahcesinde katledilen evlatlari bombalayanlari mi af edecegiz.
                    Hakan Senyuva, Hakan Yurdakuler, ve binlercesini hunharca oldurenleri mi af edecegiz. Bu cinayetleri Tore cinayetleri ile karistirmayin ayibin otesine geciyorsunuz.
                    Bakkallarin veresiye defterinin degerinde bile bulmadiginiz bu acilarimizi anlamanizi beklemek niye… Sizin de goreviniz belli oldu. Turkiye’yi zor gunler bekliyor. Biliyorsunuz Hitler’de
                    secimle gelmisti. CHP-MHP koaliyasyonu bu ulkeyi Fasizme goturecektir. Mustafa Kemal’in bile bas edemedigi bu ittihatci ekibin ekmegine yag-visne receli surmek icin cok mu zordasiniz?. .
                    Zora dusurdukleri konuyu bizimle paylasin, ustesinden geliriz. Tahminimde yanilmiyorsam zor durumdasiniz. Handan abla sizi bu zor durumlardan kurtarmayi hep basarirdi.
                    Ama ne yazik ki bu yasama evlada dedi.
                    Nasil unutulur; Maras, Corum katliamlari. Hamile kadinlarin, coluk-cocugun katledilmesi. Bir Fransiz atasozu vardir, eminim biliyorsunuzdur . Hafiza; siddete ugrayanlara verilen, bir tanri kralligidir
                    Cevik Bir denilen kisinin Cumhuriyet koridorlarinda gordugum zaman, sizin yaniniza ust kata aglayarak cikmistim. Gazete hala konakta idi. Gazetenin genel yayin Yonetmeni de o gunun tanigidir.
                    (Ibrahim Yildiz) Ziverbey’in Albayi Cevik Bir Danismaniniz olmustu.
                    Siz bu af etme muhabbetini yeni soyluyor degilsiniz. Gazetenin icinde bazi yalakalar hala sizi asansorun kapisinda karsilayip ..Ah agbi yaziniz ne guzeldi. Elinize saglik diyorlar mi bilmiyorum.
                    Size birileri gercegi soylemeli. Yazilariniz artik okunmuyor.
                    Zira yeni bir sey yazmiyorsunuz. Gecmis yazilariniza bir bakarsaniz goreceksiniz ki o yazilardan eser yok. Podyumlardan- sahnelerden patron karariyla transfer olmus gazeteci lerin yorumlari gibi…
                    Formasyon aynen bu…
                    Size Ugur Mumcu’nun kaleme aldigi Ey halkim unutma bizi yazisini tekrar okumanizi, ama her yazi yazmadan okumanizi oneririm. Simdi yapmam gereken bir gorevim oldugu kanisindayim. (c)lhan Selcuk
                    kosesine cekilip oturmali ! seferberligi. Ramada otel de anilarinizi anlatacak birilerini bulabilirsiniz. Veya yaninizda goturebilirsiniz.
                    Bir daha bizim acilarimizi hafife alarak bir benzetme yapmayin. Ilhan Selcuk’a yapilan iskenceyi kisisel olarak alip, hafifletmeyin! Buna hakkiniz mi var mi saniyorsunuz?”

                    Bir de yakın tarihli bir yazısından alıntı yapayım,
                    —–
                    Ülke altüst…

                    Herkes birbirine soruyor:

                    – Ne olacak?..

                    Bu gidişle bir şeyler olacak…

                    Ama ben (…) şimdiden haber vereyim…

                    Bir şeyler olduğunda sonuç düşündükleri gibi çıkmazsa,

                    oturup mazlum rolünde ağlamasınlar … ”

                    Evet, bu gidişle bir şeyler olacak…
                    —–
                    Ben utanıyorum ey insanlık,ya siz…

                    Saygılar.

                    Cevapla

                  • acracia Says:

                    Fmerakli: yukarida Demokrat’a neden entellektuel/kose yazari profillerinden bu sekilde bahsettigimi de acikladim. Buraya da not dusuyorum ki, hem bu blogun yukaridaki girdisiyle hem de Demokrat rumuzlu okuyucunun Hasan Cemal atiflariyla beni dusundurttugu noktalar sonucunda bu degisik entellektuel duruslarinin kafami kurcalayis sebeplerini aciklayabileyim. Bir seyi okumadan hakkinda yazanlar (yukaridaki blog girdisindeki gibi), okumak istemeyenler, duymak istemeyenler, vs o kadar cok ki… Bu bilgi kirliligi ortaminda bu duruslarin kaleme aldirttigi yazilarin da dogrudan ve dolayli etkileri oldugunu dusunuyorum.

                    Cevapla

                  • acracia Says:

                    Sevgili Fmerakli:

                    Iyi guzel hos da, ben nerede Balbay gunluklerinden soz ettim, soyler misiniz? Ben surekli Ozden Ornek gunlukleri diyorum; bana yanit yazarken belki biraz daha dikkatli okuyup bana soylemedigim seyleri “soyletmezseniz” memnun olurum. Zira yine ayni seyi yapiyorsunuz.

                    Klavyemden Balbay kelimesi cikmadi, zira o konuda o kadar da fazla okuyup takip etmedim; bilmiyorum. Yani uzun sozun kisasi, bana surekli Balbay deyip duruyorsunuz da, lutfen soylediklerime istinaden yanit verin, yazmadiklarima degil.

                    Alinganlik demis, iltifat etmissiniz; zira alinganlik var olmayan bir seyi varmiscasina gormek ve uzerine almaktir. Dogru mu? Ancak katilmiyorum bir sey olmadan uzerime bir sey aldigima, zira soyledikleriniz bu tarz bir okumaya acik hatta oyle bir okumayi davet ediyor; yukarida kucuk bir soylem analiziyle gosterdigimi saniyordum. Cok acik degil mi?

                    Eger bunu gercekten kast etmediyseniz, soylediklerinizden boyle bir anlam ciktiysa, ki cikiyor, bugune kadar bu durumda hep birbirimizden ozur diledik. Siz de dilerdiniz ve biterdi.

                    Oysa ki dedigim gibi, eger soylediklerinizi kast ettiyseniz de sorun olmazdi, acik olsaydiniz. Bugune kadar elestirilmek beni asla rahatsiz etmedi, etmez de; daha da dusundurucu sorular sorduracagi icin en deger verdigim seylerden biridir.

                    Bu yuzden kediye kedi diyelim; mahzurunu ben goremiyorum. Ancak ricam, ben kediden bahsediyorsam lutfen sirf kedigil diye isin icine sanki ben katmisim gibi bir de ne bileyim pumayi katmayin lutfen. Dedigim gibi ben Ozden Ornek konusunda yorum yaptim sadece.

                    Esinize hurmetler.

                    Cevapla

              • Kemal Says:

                Sevgili Demokrat,

                Kaygınızı ve bakış açınızı anlıyorum.

                İlk Ergenekon dalgalarında Veli Küçük v.b. bilimum kişiler göz altına alındığında açıkçası ben kendi adıma, demokrasi adına, Türkiye adına sevinmiştim. Sonunda birileri devlet adına yapıldğı iddia edilen suçlardan devleti boşamaya karar verdi diye düşünmüştüm. Ardından gelen dalgalar ise zamanla soru işaretlerini arttırmaya başladı.

                Türkan Saylan benim için dönüm noktasıydı. Cumhuriyet mitinglerinin ilk ikisi (Tandoğan ve Çağlayan) süreci yakından takip edenlerin farkedeceği üzere aslında birbirlerinden oldukça farklı zemine oturan mitinglerdi. Türkan Saylan Tandoğan’a katılmayan ama Çağlayan’a katılan bir görüşün parçasıydı. Onun Ergenekon’la ilişkilendirilmesi bu nedenle bende uyarıcı etki yaptı. O günden sonra süreci artık desteklemiyor, tam tersine sorguluyordum. Bugün Türkiye’nin yarısına yakını Ergenekon davasının arkasında durmuyorsa herkesinin bir dönüm noktası olmasından kaynaklanıyor. Kimisinde Türkan Saylan kimisinde ise Ahmet Şık…

                Balyoz Planını ilk duyduğumda açıkçası bana fazla inandırıcı gelmemişdi. Fatih Camii bombalamak, bunun üzerinden müdahale imkanı bulmayı öngörmek bence hiç gerçekçi değildi. 50 sene önce yapılsa neyse de (Mukavemet Teşkilatı gibi), 2000’li yıllarda? Ama kafam hiç net değildi. Olmaz olmaz. Bilemiyordum. Yani gerçeği yansıtıyor olsaydı da açıkçası çok da şaşırmazdım. Bu blog olmasa halen de aynı noktada olurdum. Bana en kısa yoldan ulaşan bilgiler ufak-tefek istisnalar haricinde sürekli Fatih Cami’nin bombalanacağı, jetlerin düşeceği, v.b. minvaldeydi.

                Haberlerin kamuoyunu oluşturma sırasında nasıl kullanıldığını fark etmemek mümkün değil. Önce kamuoyunda yargılatıp mahkum ediliyor insanlar. Sonrası dert değil. Algı yerleşsin de, davanın sonucunda ne olursa olsun dünyasında yaşıyoruz.

                İtiraf edeceğim, Veli Küçük için yazılanları dün okuduğumda, belki de ilk defa Acaba? diye düşündüm. Acaba benim şimdiye kadar önüme düşen haber kırıntılarıyla ben kafamda yanlış yere mi mahkum ettim bu kişiyi diye düşündüm. Hrant Dink cinayetinin hemen ertesinde Danıştay saldırısını yapan Alparslan Aslan’la fotoğrafları piyasaya sürülmüş ve sürekli kullanılmıştı bu fotoğraflar. 100’lerce haber, köşe yazısı, televizyon programı…Belki Hrant Dink cinayetini gündemden düşmek için belki başka bir amaçla ama gündem artık bu fotoğraflardı. 1.5 sene geçti. Saygı Öztürk söz konusu fotograftaki kişinin Alparslan Aslan olmadığını açıkladı, sanırım 2008 Mayıs’ında. 1.5 sene sonra…

                Devlet bilmiyor muydu? Bu fotografları piyasaya sürenler bilmiyor muydu? Hem Alparslan Arslan hem Veli Küçük aksini söylüyordu aslında. Ama Ergenekon’un en önemli silahlı eylemi olduğu iddia edilen Danıştay katliamını Veli Küçük’e bağlayan en önemli kanıtlardan birisi olarak bu fotoğraf gündemden düşmedi. Osman Yıldırım’ın el bombalarını aldığını iddia ettiği evi adli keşif sırasında bulamaması, o gün o evde olduğunu söylediği kişilerin telefon sinyallerinin Ataşehir’de söz konusu gün hiç alınmamış olması, Muzaffer Tekin’in avukatı olduğu iddia edilen Alparslan Arslan’ın aslında Muzaffer Tekin o şirketten ayrıldıktan sonra o şirketin avukatlığını yaptığı, aralarında telefon görüşmelerinin olmaması v.b. bir sürü “kanıt” yıllar içerisinde hep açığa düştü…

                Ben Veli Küçük hakkında 15 yıldır çok farklı ve ciddiyetlerine güvendiğim kaynaklardan oldukça olumsuz bir yargı sahibi olmuştum. Ama ben dün “Acaba?” diye sordum. Acaba benim bildiğimi sandıklarım tamamen bir kurgu mu? Hatta acaba ben haksızlık mı yapıyorum diye düşündüm. Açıkçası ben bildiklerimi en kısa zamanda tekrar gözden geçireceğim.

                Özetle kimseye kızmayın. Bunca yalanın gerçek olarak sunulduğu bir ortamda artık neye inanacağımıza şaşırmışsak bunda çok da şaşıracak bir durum yok.

                Öte yandan blogun bir davanın blogu olduğu ve o şekilde kalması konusundaki uyarınıza tamamen katılıyorum. İnsanlık aya adım adım gitmiş.

                Son olarak bir önemi olmasa da, HSYK seçimlerinde yargıç ve savcılar için oy kullanırken bahsettiğiniz gibi 15 yıl sınırı yoktu…

                Cevapla

                • demokrat Says:

                  Kemal Bey, değerli yorumlarınıza teşekkür ederim,birisi hariç hepsine katılıyorum.

                  ”Özetle kimseye kızmayın.”Estağfirullah ne haddime biraz yukarıda da söylediğim gibi,üslup hatası sadece,özür dilerim öyle anlaşıldıysa…

                  ”Bunca yalanın gerçek olarak sunulduğu bir ortamda artık neye inanacağımıza şaşırmışsak bunda çok da şaşıracak bir durum yok.” Valla en güzel siz anlatmışsınız durumu.Zaten ben de onun için dedim ki bu dava diğerlerinden ayrı tutulmalı,topyekün infazlara kurban edilmemeli…

                  Saygılar.

                  Cevapla

              • Can Acar Says:

                demokrat,

                Her seçim demokratik değildir. Verdiğin ADD örneği de bunu gösteriyor. ADD örneğini neden verdiğini ise anlamadım. “Bir olayda doğru bir tanedir ve o olay için karar verirken yan unsurlardan arınır ,bağımsız olarak düşünürüm.” dedikten sonra HSYK ile ADD’yi yan yana getirmen ilginç olmuş.

                Bir seçimin demokratik olabilmesi için adayların kendilerini tanıtacak eşit fırsatları olması, oy verenlerin de adayları tanıyacak, karşılaştıracak ve bağımsız karar verebilecek fırsatları olmalı, ayrıca kararları ne olursa olsun yaptıkları seçimden dolayı herhangi bir yaptırım oluşmayacağına güvenebilmeleri gerekir. Aksi durumda seçim sadece yapılanlara meşru bir görüntü kazandırma çabasından öteye geçemez.

                Bu koşulları sağlamak kolay değildir. Demokrasiyi içerisine sindirmiş bir yapı varsa Adalet bakanlığı olsa da olmasa da, Anayasada yazsa da yazmasa da seçim adil ve demokratik olarak gerçekleşebilir.

                HSYK’nın jet hızıyla yapılan seçiminde adayları tanıyacak zaman yoktu, aynı zamanda propaganda yasağı vardı. Oy verenlerin Adalet bakanlığına maaş, terfi, sicil gibi konularda bağımlı olmaları da onları Adalet Bakanlığı’nın etkilerine açık hale getiriyordu. Sonuçta beklenen oldu, Adalet Bakanlığı’nın (olmayan) listesinin tamamı seçildi. Hayırlı ve uğurlu oldu. Ayrıntıları pek çok kaynaktan bulabilirsiniz. Yeni ve demokratik HSYK’nın faliyeterini ise ilgiyle izlemeye devam ediyoruz.

                Saygılarımla …

                Cevapla

                • demokrat Says:

                  Can bey,

                  ”dedikten sonra HSYK ile ADD’yi yan yana getirmen ilginç olmuş.”

                  Bunu da nerden çıkardınız anlamadım,birbirinden tamamen bağımsız konular.Ben size günlükleri okumadan ve ADD’lerde yaşananları görmeden Şener Eruygur hakkında yorum yapmamanızı tavsiye ettim sadece.

                  “Bu şahsın ne kadar darbe heveslisi olduğunu hem de birinci ağızlardan duymadınız?”

                  Günlükleri okusaydınız bunları benim değil diğer Kuvvet Komutanlarının söylediğini görürdünüz.
                  sonra da bana şunu söylemezdiniz;

                  ”Örnek’in ya da Balbay’ın günlüklerini okumanın yaptığım yorumları nasıl etkileyeceğini anlayamadım doğrusu. Öncelikle, günlüklerin her ikisinin de gerçekliği tartışmalıyken sizin içeriklerine bu kadar yürekten bağlanmanız beni şaşırtıyor doğrusu”

                  Günlüklerin doğru olduğu kanıtlandı beyefendi,orayı geçtik,diğerini de Balbay kabul etti ancak gazetecilik vs.görevi ile bağdaştırdı ,ben de gülmekten kahroldum bu arada.Başka bir yerde de demiştim, bu beyefendi benim otuz yılda görmediğim sayıdan fazla Amiral/General ziyareti yapıyor(4 yıl içinde)sonra da diyor ki gazetecilik yapıyorum. ‘Genç subaylar rahatsız’ başlığını atabiliyor,sonra gelip hiç utanmadan ben solcuyum,sosyal demokratım vs vs.Ben genç subaydım o zaman beyefendi…Bana ,görüştüğüm insanlara,personelime kimse gelip sormadı rahatsızmısın diye.Demokrasi böyle birşey, bizim gibi düşünmeyene katlanacağız!

                  ”Eğer geçmişle, derin devletle, darbelerle hesaplaşıyoruz, onları yargılıyoruz diye yola çıkarsanız, yaptığınız yargılamanın adil, kanıtların çok çok sağlam olması için özen gösterirsiniz. Yargılama sürecini hızlı ve şeffaf bir şekilde, her adımın, her kararın hesabını verebilecek şekilde yürütürsünüz. Eğer bunu yapmayıp süreci bir cadı avına dönüştürürseniz yargıladığınız darbe sürecinden ve darbe dönemi mahkemelerinden hiç farkınız kalmaz.”

                  Katılmamak mümkün mü?Yalnız ben olayın özellikle basın/medya tarafından karmaşık hale getirildiğini düşünüyorum.

                  Saygılar.

                  Cevapla

                  • Can Acar Says:

                    “Günlüklerin doğru olduğu kanıtlandı beyefendi,orayı geçtik,diğerini de Balbay kabul etti”

                    Benim bildiğim kadarıyla darbe günlükleri konuda bir ispat yok. Eğer varsa bir referans verebilir misiniz? Balbay’ın çeşitli görüşmeleri kabul etmiş olması ise günlüklerin tamamını kabul ettiği anlamına mı geliyor? Bildiğim kadarıyla günlük tutmadığını belirtmiş, ve bilgisayarına el koyulması sırasında prosedüre uygun davranılmamış. Notlardan toparlanan “günlüklerin” Çelebi’nin telefonuna giren kayıtlar gibi “şehven” yerleştirilmediğinden nasıl emin oldunuz?

                    Gerçekten merak ettiğim için, ve siz de bu kadar emin konuştuğunuz için soruyorum. Lütfen bu ispatıları benimle paylaşır mısınız?

                    Saygılarımla …

                    Cevapla

                    • Can Acar Says:

                      Ben demokrat’tan yanıt beklerken fmerakli eşiyle papaz olma pahasına atlamış. Yine yanlış anlamış. Benim sorduğum soru şerh değildi. Sadece “geçelim bunları beyefendi” lafının içinin ne kadar dolu olduğunu merak etmiştim. Henüz içini dolduran olmadı.

                      Daha önce de defalarca söyledim, tekrar edeyim. Günlüklerde yazanlar doğru olsa da Balbay’ın iki yıllı aşkın tutuklu, neredeyse iki aydır ise hücrede yargılanmayı beklemesini haklı çıkartamaz. Ergenekon soruşturmasındaki hukuksuzluklara ve yaratılan mağduriyetlere Sadece Şık veya Şener için değil Balbay, Eruygur ve diğer tüm sanıklar için karşı çıkıyorum. Darbecileri desteklediğim için değil, adalet istediğim için.

                      Yine de fmerakli’nin çabası beni eğlendirdi. Yukarısı çok sıkışık olduğu için yorumlarımı buraya yazıyorum.

                      Saygıdeğer akademisyen fmerakli yine çok güzel alıntı yapmış. Keşke bir önceki cümleden başlasaydı alıntı yapmaya. “Her şeyden önce darbe günlüğü tanımını reddediyorum. Bu notlar sorguda bana gösterilmedi. O nedenle aynen kabul etmek ya da tümünü reddetmek gibi bir yöntemi benimsemedim.” diyen Balbay daha sonra fmerakli’nini alıntıladığı “Evet, ben kimi notlar tuttum. Bunlar ham halde, ileride sadece benim gözden geçireceğim şeyler olduğu için içeriği hakkında da özenli olmadığım notlardı. O nedenle benim için ve muhatapları için hukuken bağlayıcı olduğunu düşünmüyorum.” cümlelerle yazısına devam ediyor. Uygun yerden kesince anlam nasıl kayıyor öyle değil mi?

                      Ayrıca silinen günlüklerle ilgili ilginç bir durum var ortada.

                      Balbay’ın Gazetemizin bilgisayar sistemi yenilenirken arkadaşlar “önceki dosyaların tümü siliniyor, saklayacaklarınız varsa ayıralım” dediklerinde bir an düşündüm, “yok” dedim. gibi bir ifadesi var.

                      Eğer bilgisayar sistemi yenilenirken “önceki dosyaların tümü siliniyor” denildiyse, ya disk formatlanıyordur, ya da dosyalar yeni bir bilgisayara taşınıyordur. Bu durumda basit bir “silinen dosyaları kurtarma” işleminin bı “silinen” dosyaları yerine getirmiş olması ilginç geldi. Bir kullanıcının bilgisayarındaki dosyaları yer açmak için silmesiyle yeni bilgisayara geçmesi veya diskin formatlanması arasında veri kurtarma açısından çok büyük fark var.

                      Bunun üzerine biraz araştırma yaptım. İddianamede diskin markası ve seri numarası verilmiş: Western Digital, WMAM9EF31256.

                      Bu seri numarasından diskin garanti bilgilerine Western Digital web sayfasından ulaşmak mümkün:

                      Seri no: WMAM9EF31256
                      Model: WD800BB-00JHC0
                      Garanti durumu: Out of Limited Warranty
                      Bitiş Tarihi: 11/17/2009

                      Yani diskin garantisi Aralık 2009’da bitmiş. Bu disklerin 3 yıl garantisi var, bu durumda disk Aralık 2006’da üretilmiş. Bu disk 2007 başından önce kullanılmış olamaz. Bu durumda, Balbay’ın bahsettiği sistem güncellemesi 2007 yılında ona yeni bilgisayar alınması, ve disk sıfırdan kurulurken Balbay’ın eski dosyaların hiçbirini istememiş olması anlamına gelir. Bu durumda da bilgisayardan eski dosyaların çıkmış olma ihtimali (sonradan kopyalanmadıysa) çok çok zayıftır.

                      İlginç sorular:

                      * Balbay’a yeni bilgisayar verilince eski bilgisayarının diski (ve tüm dosyaları) nereye gitti? Satılmış veya verilmiş, bağışlanmış olabilir mi? Yeni sistemi kuran bilgisayarcı eskilerini alıp gitmiş olabilir mi?

                      * Cumhuriyet gazetesinin 2007 yılında bir veri koruma politikasına bağlı eski bilgisayarları kullanımdan kaldırma (diskleri silme veya yok etme)) prosedürü var mıydı?

                      * Bu diskten Temmuz 2006’da kaydedilmiş deniz.DOC dosyası nasıl çıktı?

                      Biraz da komplo teorisi: Balbay’ın eski bilgisayarının diskinden tüm notlarına erişen bir “çete” notları ayıklar düzenler, Balbay’ın yüzbinlerce notu arasından hepsini hatırlamasına imkan olmayacağını bilerek biraz da ayar verir. Bunu yapmak için iki yıl süresi vardır. Balbay’ın yeni bilgisayarına inceleme için el konulurken bilgisayarın imajının alınması “şehven” unutulur. Bilgisayar incelenmeden önce birtakım dosyalar bilgisayara “şehven” kopyalanır. Hatayı yapan görevli bu hatasının farkına varınca hemen dosyaları siler ki kafa karıştırmasın.

                      Bu sorular “surrealizmin sinirlarinda dolasiyor” mu? Eğer iki yıl önce sorsanız evet diyebilirdim. Şimdi olabilir geliyor. Sürreal bir dönemde yaşadığımızın kanıtı sanırım.

                      Bu sorulara Cumhuriyet gazetesinin ve Balbay’ın avukatlarının da dikkatine sunmakta fayda var. Yukarıdaki soruların bir kısmını cevaplandırabilirler diye ümit ediyorum.

                      Umarım sayın demokrat Örnek ve Balbay’ın günlükleri için fmerakli’nin çabasında daha sağlam bir ispat sunabilir.

                      Kolay gelsin …

                    • Can Acar Says:

                      Bir de şu kapanış ‘tag’ lerini tutturabilsem çok süper olacak.

                    • fmerakli Says:

                      Acracia,

                      Yorumunuzda “gunlukler” kelimesini kullanmistiniz, ben bir an icin bu ifade ile Balbay ve Ornek gunluklerini kastettiginzi sanmistim, ama cevabinizdan sonra eski yorumunuzu okudum, soylediginiz gibi aslinda sadece Ornek gunluklerini kastediyormussunuz. Ozur dilerim, bir ozur de daha onceki alinganlik meselesi icin dileyeyim, soyledigim gibi benim amacim Turker ve Insel’in gunlukler hakkindaki yazilarini hatirlamakti, eger sizin soylediginiz gibi bir algi istemeden de olsa yarattiysam kusura bakmayin.

                      Can bey, fikr-i takibe devam ediyor, beni eglendiriyor. Balbay’in benim dedigi, reddetmedigi notlarin sahte oldugunu ispatlamak icin
                      gosterdigi caba takdire sayan. Harddisklerin tarihi, belgelerin ne zaman silindigi vs. gibi detaylar Balbay’in notlarin kendisine ait oldugunu kabul ettigi gercegini degistirmiyor. Balbay zaten bugune kadar asla “o notlar bana ait degil” diye bir itirazda bulunmadi, yukarida ifade ettigim gibi itirazi savcilarin yaptigi degerlendirme bolumlerine ve bu degerlendirme bolumlerinde savcilarin tarih olmayan notlari, notlardaki bilgilerden yola cikarak tarihlendirmelerine itiraz etti. Bir seyi degistireceginden degil ama asagida Balbay’in davanin 17. celsesinde notlar ile ilgili soyledikleri yer aliyor. Goreceginiz gibi BAlbay mahkeme heyetinin onunde BILE o notlari yalanlamiyor:

                      “Bu anlamda bu notlar sayın başkan bir gazetecinin mesleki yatak odasıdır. Mesleki anlamda bir gazeteci bir kişiyle görüştü bu başbakan olabilir, Genelkurmay başkanı olabilir,Cumhurbaşkanı olabilir o görüşmede kendince notlar tuttu diyelim ki, ya bu görüşlerden de bir
                      şey olmaz yada çok önemli görüşler ama hepsini söylemedi. Ne biliyim gazeteci kendince bu notları tutar. Ve ondan sonra da o notlardan gerekirse ileride bir şekilde yararlanır. Ama bu notların hiçbir zaman, hiçbir zaman hem gazeteci açısından hem de herhangi bir yerde ola ki ele geçirilirse bir belge değeri yoktur, çünkü o notları gazeteci kendisi için tutmuştur.Kendisi anımsayacağı şekilde tutmuştur ve ona göre özeni ona göredir, kurduğu cümleler ona göredir, kendi aklında kaldığı şekliyledir. Ve bu notlarda da tümünde bütün bölümlerde tek tek inceledim o hem iddianame eklerindeki hem iddianameyi koyanlarda, konulanlarda. Sayın başkan bu notlar emniyetten sizin önünüze getirilinceye kadar aşama o aşamada dahi emniyetten sizin önünüze, emniyette olup bitenleri ayrıca irdelemek gerekiyor. Ama emniyetten sizin önünüze gelinceye kadar üç safha geçirmiş. Bir ham hali, iki kendilerince iki o ham halin işlenmiş hali, üç o işlenmiş halin iddianameye konulmuş hali. Bu iddianamenin eklerinde 204 nolu ekte ve tek tek yer almakta ve öyle bir şey ki ilk orijinal dedikleri notlarda tarih bile yok ama ekinde kendi bu o dönem
                      şu olaylar olduğuna göre şu dönemde yapılmış görüşmedir diye yorum eklemişler, değerlendirmeler yapmışlar”

                      Gordugunuz gibi mahkeme huzurunda Balbay notlar sahte demiyor, notlar iddianameye konarken savciligin yaptigi tarih saptamaya ya da notlarda bahsi gecen kisi ve kurumlara yonelik degerlendirme notlarina itiraz ediyor. Ornegin notlarda Genkur ifadesi gecmis, bunun o donemin Genelkurmay BAskani olan OZkok oldugu seklinde degerlendirme notlari dusulmus, ya da bir sura toplantisindan bahsedilmis, savcilik acik kaynaklardn o toplantinin hangi tarihte yapildigi bilgisini degerlendirme kismina eklemis; Balbay’in itirazi buna ve bu nedenle notlarin hukuki belge olamayacagini ileri suruyor. Ona mahkeme karar verecek, ama notlarin gercekligi baglaminda Balbay itiraz etmedigine gore Yildirm Turker’i bir daha anmak lazim:

                      “Balbay’ın aydınlanmayı reddedenleri bile iyi kötü aydınlatan günlüklerinden çıkan otoportresi, gözüdönmüş darbe teorisyeni rolüne soyunmuş bir işgüzar vatandaştır. Gazetecilikle en ufak bir ilişkisinin kurulamayacağı bir mesafesizlik içinde çete çalışması sürdüren bu vatandaşın gazetesine yazmakta olduğu fikirleri dolayısıyla cezalandırıldığına inanmakta ısrar edenlere söyleyecek bir şey yok. Onlar da kalemlerinin pusulası her daim kışlayı gösterenler, ne de olsa”

                      Balbay’in itiraz etmedigi notlari icin demokrat’tan benim sundugumdan daha kuvvetli delil gostermesini istemis Can bey. Demokrat size kolay gelsin, ama Can Bey en cok da size kolay gelsin…

                      🙂

                    • Kemal Says:

                      Merhabalar,

                      Ben bir şey merak ettim. Balbay’ın notlarından darbe planı yaptığı sonucuna nereden vardınız?

                      Notlarda bir eylemlilik hali söz konusu. Bu eylemin darbe değil de hükümetle ilişkilerin soğuk tutularak, kamuoyuna da bunun bu şekilde olduğunun yanıstılmasına dair olduğunu gösteren onlarca örnek var. Darbe olsa iyi olur diye söylenen bir kaç subay var, hükümete küfreden, politikalarını eleştiren v.b. bazı generaller var.

                      Peki darbe planı?

                      Bu konuda daha detaylı düşüncelerimi

                      https://cdogangercekler.wordpress.com/2011/04/14/1-ordu-plan-semineri-ve-a-b-d-ordusunun-bir-talimatnamesi/#comment-6093

                      yazmıştım. Tekrar etmeyeceğim.

                      Ama günlüklerin otantik olup olmaması tartışmaıs bir kenara, o günlüklerde rejim tehlikesi eğer belli bir noktaya gelirse demokrasiyi askıya almanın daha iyi olacağını düşünen birileri var…da bildiğim kadarıyla bu suç değil. Daha da ötesi, o birileriyle yapılan söyleşilerde tutulan notların tutulması suç değil.

                      Sevgili Fmeraklı’nın alıntıladığı Gerilimli Yıllar dizisinde Balbay 30’u üzeri haber kaynağının sadece bir ksımının askerler olduğunu, muhalefette olsun iktidarda olsun bürokrat olsun olmasın pek çok siville de görüştüğünü ama bu notların yansıtılmaması nedeniyle sanki hayatını askeriye de geçiriyor izlenimi yaratıldığından şikayetçi. Diyelim ki o notlarda MHP’li birisiyle yaptığı görüşmelerde söylenilenler, ya da Ak Partili ya da İşçi Partili, söylenilenlerden yola çıkarak Balbay’ı suçlamak ne kadar anlamlı?

                      Öte yandan bir şeyi de hatılatmadan geçemeyeceğim. Notların yayınlanmasında kullanılan arabaşlıklar oldukça yönlendiriciyd. İlk aklıma gelen “Ceketi çıkarmışsınız, anlaşılan önemli bir işe soyunmuşsunuz” babında söylediği sözlerden darbe planı yapıldığı yolunda bir anlam çıkartılıyordu. Halbuki tarihe bakıldığında söz konusu önemli işin hilafetin kaldırılmasının yıldönümünde Denktaş’ın da katıldığı ve hükümete ser mesajlar verildiği bir toplantının hazırlığı olduğunu görüyoruz.

                      Özetle muğlak ifadeler ara başlıklarla ele alınarak kamuoyu yönlendirilmekteydi. Bunun örneklerini daha sonra çok daha sık görmeye başladık. Demem o ki, Balbay günlüklerinden Balbay’ın darbe planının bir parçası olduğunu, ya da en azından böyle bir darbe planından haberdar olduğunu şüphe kalmayacak bir şekilde (bkz. şüphe sanık lehine kullanılır) gösteren ifadeler neler? Bunu cidden soruyorum.

                      Ben mi bir şeyler kaçırıyorum, yoksa gene askerlerin siyasete karışmasından, siyasi konularda yorum yapmasından, hükümet üyelerine küfür etmesinden ve askeri müdahalelerin çözüm olacağını savlamalarına yönelik ifadelerinden DARBE PLANI’na delil çıkarıyoruz…

                      Sevgiler.

                      Not: Konuyu Balyozdan dağıtmayalım diyoruz ama o kadar söz söylendi ki artık bu olayı da netleştirelim diyorum)

              • demokrat Says:

                ‘oylarıyla’ değilde ‘arasından’ olacaktı…düzeltirim.

                Cevapla

            • Can Acar Says:

              demokrat,

              Örnek’in ya da Balbay’ın günlüklerini okumanın yaptığım yorumları nasıl etkileyeceğini anlayamadım doğrusu. Öncelikle, günlüklerin her ikisinin de gerçekliği tartışmalıyken sizin içeriklerine bu kadar yürekten bağlanmanız beni şaşırtıyor doğrusu. Yine de sizin hatırınız için tamamen gerçek olduklarını varsayalım. Birilerinin çözümü darbe yapmakta aradığını öğrenmek için mi okuyacağım bu günlükleri? Yeni bir bilgi olmaz benim için. Diyelim ki okudum. Sonra ne olacak? İyiki darbe olmamış diye halime şükredip darbecileri yargısız infaz edenlere katılacağımı ya da yapılan hukuksuzlukları onaylayacağımı düşünmüyorsunuz herhalde.

              Bakın, önceki yorumumda da yazdım. Her kim olursa olsun, ister darbeci, ister şeriatçı olsun hiç kimsenin yargısız infaz edilmesini, adil olmayan bir şekilde sahte veya şüpheli delillerle yargılanmasını kabul edemem. Bu konuda tarafsız olamam. Bu yargılananların yaptıklarını onayladığım anlamına gelmez, ama insan olarak adil yargılanma haklarını sonuna kadar savunurum.

              Ergenekon sürecine gelince, yüzlerce sanık ve onbinlerce sayfa iddianame ile sapla samanı biribirinden ayırmanın mümkün olmadığını görecek kadar aklım başımda. Benim için Ergenekon “örgütün kasası” Kuddusi Okkır’dan sonra çöktü kusura bakmayın. Hiçbir günlük yapılan haksızlıkların ve oluşturulan mağduriyetlerin bahanesi olamaz. Eğer geçmişle, derin devletle, darbelerle hesaplaşıyoruz, onları yargılıyoruz diye yola çıkarsanız, yaptığınız yargılamanın adil, kanıtların çok çok sağlam olması için özen gösterirsiniz. Yargılama sürecini hızlı ve şeffaf bir şekilde, her adımın, her kararın hesabını verebilecek şekilde yürütürsünüz. Eğer bunu yapmayıp süreci bir cadı avına dönüştürürseniz yargıladığınız darbe sürecinden ve darbe dönemi mahkemelerinden hiç farkınız kalmaz.

              Saygılarımla …

              Cevapla

              • Kemal Says:

                Sevgili Can Acar,

                “…Eğer geçmişle, derin devletle, darbelerle hesaplaşıyoruz, onları yargılıyoruz diye yola çıkarsanız, yaptığınız yargılamanın adil, kanıtların çok çok sağlam olması için özen gösterirsiniz. Yargılama sürecini hızlı ve şeffaf bir şekilde, her adımın, her kararın hesabını verebilecek şekilde yürütürsünüz. ..”

                yazmışsın ki son derece haklısın. Ancak buna inananların sayısı arttığı ölçüde ülkeye demokrasi yerleşecektir.

                Sevgiler.

                Cevapla

        • trekking Says:

          Bu bloğu takip etmeye başladığımdan beri, kişisel polemiklere girmemeye çalışıyorum. Buna hakkımız olmadığını düşünüyorum zaten.

          Her konuda da yorum yazmıyorum. Zira aynı konuyu benden çok daha iyi ifade eden bir çok yorumcu arkadaş var.

          Yalnız rahatsız olduğum ve yanlış anlaşıldığını gördüğüm bir konuda araya girmek durumundayım.

          Sayın demokrat demiş ki, “Bir diğer sayfada da cansiperane Veli Küçük savunması yapanlar vardı.”

          Konu ettiğiniz sanırım “5-7 mart 1.ordu seminer ses kaydı” altındaki yazılar.

          Savunan da herhalde ben ve sayın Halil Ata oluyor herhalde.Zira başka bir yorumcu yok.

          Konunun balyoz davası ile ilgisi yok aslında. Veli Küçük’te balyoz davası sanığı değil.

          Peki nereden çıktı Veli Küçük. Sayın Fmeraklı’nın Sayın Halil Ata ile tartışmasından.

          Benim ne veli Küçüğü ne de balyoz davasındaki sanıkları savunmak gibi bir niyetim asla olmadı. Ben de bloğu takip eden pek çok yorumcu gibi gerçeklerin peşindeyim.

          Ve Veli Küçüğün Nisan-2010 da Ergenokon tutanakları arasındaki savunmasını paylaştım sadece. Bu cansiperane savunmak mı demek oluyor. Gerçekten anlayamadım.

          Veli Küçüğü tanımam. Askerde değilim. Avukatı da değilim. Gazetelere yansığı kadarıyla fikirleriyle taban tabana zıtım. Kürt diye bir kavim olmadığını söyleyen, benim Misak-i Millim bu değil, içinde Halep, Kerkuk, Musul, dedeağaç var diyen (gazetelerde okuduğum kadarıyla) Veli Küçük le aynı safta olamam.

          Bunu belirtmek istedim.

          Cevapla

          • demokrat Says:

            Sayın trekking,

            tam olarak sizi kastetmesemde verdiğiniz yanıt için teşekkür ederim.

            Saygılar.

            Cevapla

          • Halil Ata AŞÇI Says:

            Trekking,

            Veli küçük ile ilgili Fmeraklı ile tartışma olmadı. Fmeraklı içi doldurulamayan 1 milyon dolar ve Nuri Ergin konusunda 2 düzmece habere sahip çıkmıştı. Kendisine Temel Eğitim 4’ü verdim.

            Cevapla

  4. Can Acar Says:

    merttalay,

    Doğru olmadığını nereden biliyorsunuz? Nöroloji uzmanlığınız mı var? Adli tıp veya doktor raporlarına mı eriştiniz? Nedir? Lütfen açıklayın da öğrenelim, aydınlanalım.

    Nedense üslubunuz aklıma kendisiyle tartışan Peker Açıkalın kalp krizi geçirirken ambulansa trafiği açmayan polis memurunu getirdi. O da büyük ihtimalle “artiz numara yapıyor” diye geçirmiştir içinden.

    İnsan hayatına değer vermeyip sonra da ortalıkta liberal, demokrat, müslüman, özgürlükçü, vs. diye dolaşıyorsunuz. Her şey olabilirsiniz ama öncelikle insan olun.

    Cevapla

    • Halil Ata AŞÇI Says:

      Yeni bir deyim yarattılar. Çakma insan …

      Cevapla

      • merttalay Says:

        Can Bey kimsenin insanligini sorgulamak size dusmedi, haddinizi bilin. Ilk once de kendi davranisinizi sorgulayin: Her yerde manset olmus bir habere link veriliyor, bunun uzerine dalga gecer gibi “Şener Amca’ya sor” diyerek sacmasapan bir haberin linkini veriyorsunuz. Eruygur’un dusup yaralanmasinin basbakanlik mufettislerinin raporuyla veya ergenekon davasi ile ne ilgisi var? Insanlarin duygularini somurmeyin.

        Cevapla

        • Can Acar Says:

          merttalay,

          Benim yaptığım yorum ne kadar “basbakanlik mufettislerinin raporuyla veya ergenekon davasi” ile ne kadar ilgiliyse sizin yazdığınız cevap da o kadar ilgiliydi. Eruygur veya bir başkası sokakta düşüp yaralansa bile onun bu durumuyla dalga geçmeye hakkınız yok. Ben kimsenin insanlığını sorgulamıyorum. Tespitte bulunuyorum.

          “Şener amca” ise ihtimal’in “Tayyip amca” sına göndermeydi eğer bunu bile farketmeyecek kadar hırslandıysanız söyleyebileceğim fazla birşey yok.

          Kolay gelsin …

          Cevapla

  5. İleri demokrat Says:

    Benim soyle bir tezim var. Dogru olmayabilir. Gerilere gidip nereden bu izlenimi edindigimi bulmam gerekiyor. Ama savim su:

    “Ihtimal, FMerakli ve MertTalay rumuzlariyla yorum yapan kisilerin toplam sayisi <=2".

    Yaniliyor da olabilirim. Ama suphelendigim noktalari karistirip bulursam sizinle paylasirim.

    Cevapla

    • demokrat Says:

      ‘İleri’m de çıkmış artık yalnız değilim ,zaten ‘ileri demokrasi’ ülkesine de bu yakışırdı.

      Ben aynı kanaatte değilim yalnız, bu blogda siyaset konusunda en yetkin insanın fmeraklı olduğunu düşünüyorum.Gerek bilgi birikim,gerek hazırcevaplık,gerek geçmişe dönük hafıza yenileme ,gerek zeka ve gerekse genel kültürde alınmalar olmasın ama sayın fmeraklı’nın hepimizden çok daha bilgili olduğu hemen farkediliyor,üslup bakımından da dediğiniz kişilerden zaten çok farklı.

      Aynı değiller yani, bence…

      Cevapla

      • Halil Ata AŞÇI Says:

        Fmeraklı’ya ayıp olmuş,

        Düzmece bilgilere olan akıl almaz düşkünlüğünü es geçmişsin…

        Cevapla

        • fmerakli Says:

          Az once bir yorum yazdim, size de zahmet veriyoruz; o yorumdaki duzmece bilgilere iliskin de bir temel egitim hazirlamaniz gerekece. Lisedeki milli guvenlik dersindeki ve askerdeki acemi egitimindeki eksikleri H.Ata tarafindan verilen temel egitimlerle gidermek buyuk firsat, kacirmayin derim.

          Demokrat, yukaridaki nazik yorumunuz icin tekrar tesekkurler ama siz de bu temel egitim isini bir dusunun derim; biliyorum onyillarca orduda calistiniz, ama egitimin yeri ve yasi olmazmis; sonra H.Ata yaptim demeyesiniz. 🙂

          Cevapla

          • demokrat Says:

            Efendim durur muyum,ben yazıldım bile ,haftaya başlıyoruz kısmetse,

            öğrenilecek,öğrennn!
            yorum yapılacak,yappp!
            ileri demokrasiye geçilecek,geççç!

            Sağlıcakla…

            Cevapla

            • fmerakli Says:

              Cok memnun oldum, uc bes haftaya kalmaz, yorumlarinizi H.Atasiz bitirmeye baslarsiniz; dogrusu soyle olacakti:

              Saglicakla kalinacak, kalll!

              🙂

              Cevapla

              • demokrat Says:

                🙂

                Cevapla

              • Halil Ata AŞÇI Says:

                Temel eğitim 5 : Paslaşmaya dikkat edeceksin.

                Körler sağırları birbirini ağırlayabilir. Düzmece bilgiyi boyayıp gerçek bilgi diye paslaşmadığın sürece…
                Yoksa verdiğin pas kendi kalende gol olur.

                Cevapla

                • demokrat Says:

                  sayın H.Ata,

                  şaka yapıyoruz,eğer alınganlık yapıyorsanız söyleyin yapmayalım,içtenlikle söylüyorum bunu…

                  ha bir de tabii pas yaparken oyuncuların kalitesi de önemli, bir Alex var birde ‘kazma’ tabirli defans oyuncusu.Yani verilen pasın yerini bulması ve geri dönüşümünün de ‘üretim’ yaratması şart 🙂

                  iyi akşamlar..

                  Cevapla

                  • Halil Ata AŞÇI Says:

                    Temel eğitim 5 (devam) : Demokrat tamamlamış. Teşekkürler… “Kazma gibi yapılan paslaşmaya dikkat edeceksin.”

                    Cevapla

                    • demokrat Says:

                      Valla ben tam tersini kastetmiştim,sizin oradan öyle görünüyor demek ki…

                    • Halil Ata AŞÇI Says:

                      Dostum,

                      Temel eğitim 5 de söylemiştim.Dinlemiyorsunuz..

                      (…) Yoksa verdiğin pas kendi kalende gol olur.(…)

              • demokrat Says:

                Sayın fmeraklı,

                yukarda ‘kolay gelsin’ temennisinde bulunmuşsunuz,ilinti yapacak yer bulamadım.Aslında çokta fazla uğraşmayacağım artık,sıkıldım çünkü.Bu arada sabrınıza da,çalışma azminize de hayran olmamak elde değil.

                Bir şarkısı var Metallica’nın, bir yerinde şöyle diyor;

                …justice ıs lost
                justice ıs raped
                justice ıs gone
                pulling your strings
                justice ıs done
                seeking no truth
                winning ıs all
                find it so grim
                so true
                so real …

                Burada ‘justice’ ile aslında ilk aklımıza gelen anlamı değil de ‘düzeni’ kastediyor, bilmem yanılıyor muyum?

                İlk anlamındakini ise biraz rahat bırakmakta fayda var değil mi?Bırakalım işlerini yapsınlar,biran önce bitirsinler, herkes rahatlasın.

                Saygılar.

                Cevapla

  6. Can Acar Says:

    [ Yazım/dizim/anlam hatalarını düzeltmek ve yukarıdaki yer sıkışıklığından sıyrılmak için bu yorumu tekrar gönderiyorum. ]

    Ben demokrat’tan yanıt beklerken fmerakli eşiyle papaz olma pahasına atlamış. Yine yanlış anlamış. Benim sorduğum sorunun amacı “Balbay’ın günlüğüne şerh koymak” değildi. Sadece “geçelim bunları beyefendi” lafının içinin ne kadar dolu olduğunu merak etmiştim. Henüz içini dolduran olmadı.

    Daha önce de defalarca söyledim, tekrar edeyim. Günlüklerde yazanlar doğru olsa da Balbay’ın iki yılı aşkın tutuklu, neredeyse iki aydır ise hücrede tutularak yargılanmayı beklemesini haklı çıkartamaz. Ergenekon soruşturmasındaki hukuksuzluklara ve yaratılan mağduriyetlere sadece Şık ve Şener için değil Balbay, Eruygur ve diğer tüm sanıklar için karşı çıkıyorum. Darbecileri desteklediğim için değil, adalet istediğim için.

    Yine de fmerakli’nin çabası beni eğlendirdi. Yukarısı çok sıkışık olduğu için yorumlarımı buraya yazıyorum.

    Saygıdeğer akademisyen fmerakli yine çok güzel alıntı yapmış. Keşke bir önceki cümleden başlasaydı alıntı yapmaya: “Her şeyden önce darbe günlüğü tanımını reddediyorum. Bu notlar sorguda bana gösterilmedi. O nedenle aynen kabul etmek ya da tümünü reddetmek gibi bir yöntemi benimsemedim.” diyen Balbay daha sonra fmerakli’nini alıntıladığı “Evet, ben kimi notlar tuttum. Bunlar ham halde, ileride sadece benim gözden geçireceğim şeyler olduğu için içeriği hakkında da özenli olmadığım notlardı. O nedenle benim için ve muhatapları için hukuken bağlayıcı olduğunu düşünmüyorum.” diyerek yazısına devam ediyor. Uygun yerden kesince anlam nasıl da kayıyor öyle değil mi?

    Ayrıca silinen günlüklerle ilgili ilginç bir durum var ortada.

    Balbay’ın Gazetemizin bilgisayar sistemi yenilenirken arkadaşlar “önceki dosyaların tümü siliniyor, saklayacaklarınız varsa ayıralım” dediklerinde bir an düşündüm, “yok” dedim. şeklinde bir ifadesi var.

    Eğer bilgisayar sistemi yenilenirken “önceki dosyaların tümü siliniyor” denildiyse, ya disk formatlanıyordur, ya da yeni bir bilgisayar kuruluyordur. Bu durumda bir “silinen dosyaları kurtarma” işleminin bu “silinen” dosyaları yerine getirmiş olması ilginç geldi. Bir kullanıcının bilgisayarındaki dosyaları yer açmak için silmesiyle yeni bir bilgisayara geçmesi veya diski formatlaması arasında veri kurtarma açısından çok büyük fark var.

    Bunun üzerine biraz araştırma yaptım. İddianamede diskin markası ve seri numarası verilmiş: Western Digital, WMAM9EF31256.

    Bu seri numarasından diskin garanti bilgilerine Western Digital web sayfasından ulaşmak mümkün:

    Seri no: WMAM9EF31256
    Model: WD800BB-00JHC0
    Garanti durumu: Out of Limited Warranty
    Bitiş Tarihi: 11/17/2009

    Yani diskin garantisi Aralık 2009’da bitmiş. Bu disklerin 3 yıl garantisi var, bu durumda disk Aralık 2006’da üretilmiş. Bu disk 2007 başından önce kullanılmış olamaz. Bu durumda, Balbay’ın bahsettiği sistem güncellemesi 2007 yılında ona yeni bilgisayar alınması, ve disk sıfırdan kurulurken Balbay’ın eski dosyaların hiçbirini istememiş olması anlamına gelir. Bu durumda bilgisayardan eski dosyaların çıkma ihtimali yoktur. Bu dosyaların sonradan kopyalanmış olması gerekir.

    İlginç sorular:

    * Balbay’a yeni bilgisayar verilince eski bilgisayarının diski (ve tüm dosyaları) nereye gitti? Satılmış veya bağışlanmış olabilir mi? Yeni sistemi kuran bilgisayarcı eskilerini alıp gitmiş olabilir mi?

    * Bu diskten Temmuz 2006’da yaratılmış ve kaydedilmiş deniz.DOC dosyası nasıl çıktı? [ http://www.t24.com.tr/haberdetay/56019.aspx ]

    * Cumhuriyet gazetesinin 2007 yılında bir veri koruma politikasına bağlı eski bilgisayarları kullanımdan kaldırma (diskleri silme veya yok etme) prosedürü var mıydı? (hiç zannetmiyorum)

    Bir de komplo teorisi:

    Balbay’ın eski bilgisayarının diskinden tüm notlarına erişen bir “çete” notları inceler, ayıklar, Balbay’ın yüzbinlerce notu arasından hepsini hatırlamasına imkan olmayacağını bilerek biraz da ayar verir. Bunu yapmak için iki yıl süreleri vardır. Balbay tutuklandığında yeni bilgisayarına el konulurken bilgisayarın imajının alınması “şehven” unutulur. İncelenmeden önce ise birtakım dosyalar bilgisayara “şehven” kopyalanır. Hatayı farkeden görevli hemen dosyaları siler ki kafa karıştırmasın.

    Bu sorular fmerakli’nin iddia ettiği gibi “surrealizmin sinirlarinda dolasiyor” mu? Eğer iki yıl önce sorsanız evet diyebilirdim. Şimdi ise mümkün olabilir geliyor. Sürreal bir dönemde yaşadığımızın kanıtı sanırım.

    Bu sorulara Cumhuriyet gazetesinin ve Balbay’ın avukatlarının da dikkatine sunmakta fayda var. Yukarıdaki soruların bir kısmını cevaplandırabilirler diye ümit ediyorum.

    Umarım sayın “demokrat” yorumcumuz Örnek ve Balbay’ın günlükleri için fmerakli’nin çabasında daha sağlam ispatlar sunabilir.

    Kolay gelsin …

    Cevapla

    • Can Acar Says:

      Ah, Balbay zaten bu durumu mahkemede de anlatmış. Balbay’ın duruşma tutanağından. Tutanağı işaret ettiği için fmerakli’ya teşekkürler. Tabii ki yaptığı alıntılar özenle seçilmiş, ancak tutanağın tamamı oldukça farklı bir resim çiziyor. fmerakli bunu hep yapıyor.

      Ben zaman zaman güncellemeler yapıyorum, ilgilendiklerimi, ilgileneceklerimi yada kendim için yararlıolduğuna inandıklarımı tutuyorum, kalanını iptalediyorum. bütün bunlarıda iptal ettim, artık Türkiye‘nin o dönemini ben dedim ki, haber olacak kadar oldu. 2006-2007 ye giriyoruz, Türkiye bambaşka bir gündeme kilitlendi, artık kendime göre de yeni haber yeni, hem kitap, hem haber alanları saptamıştım. Ondan öncekini iptal edebilirsiniz dedim. Ve tümüde iptal edildi. Yani sildim bile değil yani. Bilgisayara yeni bir program konuldu. Çünkü eski bilgisayar tümü ile gitti. Siyah beyazdı ekran. Renkli ekrana geçtik. Ekran şeyi bilgisayar ekranına geçtik, işte hard diski, her şeyi değiştirdiler. Ve bu anlamda ben şu ceketinizi yani şu cüppeyi çıkartıp bir yere koyduğunuzu, başka bir şey giydiğinizi düşünün, cüppenizin içindeki bir şey ceketinizde çıkıyor.

      Balbay’ın bilgisayar teknolojisini anlatışına bayıldım. Öte yandan verdiği cüppe örneği bilgisayar üzerindeki bilgilere müdahale edildiğini çok güzel açıklıyor. Bu Çelebi’nin telefonuna “şehven” yapılan işlemle aynı. Tabii ki kimse “nasıl oldu bu iş” diye soruşturmuyor.

      Bu şekilde elde edilen elektronik deliller geçersizdir. Bu kadar basit.

      Merak ediyorum fmerakli’nin bu blogda yazdığı tüm yorumları alsak, cümleleri değiştirmeden seçip ekleyerek, darbe yanlısı bir paragrafı onun cumleleri ile oluşturabilir miyiz dersiniz? Bana olur gibi geliyor. Sonra da sorarız:

      “Bu cümleyi sen mi yazdın?”

      “Evet”

      “Peki bu cümle?”

      “Ben yazdım”

      “Peki ya bu?”

      “Benim cümlem”

      “Burada ne demek istedin?”

      “Ama o ifadeleri iki ay arayla yazmıştım …”

      “Sus! Otur! Darbeci seni!”

      İyi eğlenceler …

      Cevapla

  7. demokrat Says:

    Sayın Acar,

    Aslında fmeraklı bana göre tatmin edici yanıtlarıyla olaya müdahale etmiş,fazladan ilave yapmayı gereksiz buluyorum,çünkü ne yazılırsa yazılsın aksini kanıtlamak üzere sıkı bir çalışma içine giriyorsunuz.

    O tarihte gündemde olan gazetelerden;

    ”…Alper Görmüş: Beraat ettiğime sevinemiyorum

    Gazeteci Alper Görmüş, bu davada en büyük amacının günlüklerin Deniz Kuvvetleri Komutanlığı’nda Özden Örnek’in bilgisayarından çıktığını ispat etmek olduğunu söyledi. EMNİYETİN BUNU İSPAT EDEN RAPORU bulunduğunu ancak hakim tarafından duruşmada bunun istenmediğini vurgulayan Görmüş, “Suçlanan bir insanın en temel hakkı olan ispat hakkı sonsuza kadar engellenmiş oldu.” dedi. Örnek’in avukatının, CD ile ilgili raporun emniyetten istenmesine ve bilirkişiye gönderilmesine karşı çıkmasının haberin doğru olduğunu ispatladığına dikkat çeken Görmüş, şunları söyledi: “Demek ki gerçekten 2004’te iki tane darbe atlatmışız. Beraat ettiğim için sevinemiyorum.”

    Bu size birşey anlatmıyor mu? Bu arada rapor 2. iddianamenin ekleri arasındadır…

    ‘http://www.taraf.com.tr/haber/gunlukler-resmen-gunluk.htm’

    ‘http://www.porttakal.com/haber-medyasiz-darbe-olmaz-265876.htm’

    Tabii bu arada malum medya ,malum emniyet ve malum kişiler bazında itirazınızı da saklı tutuyorum.

    (Tırnak içinde yazarak beni gerçekten demokrat olmamakla itham eder gibi yapmanızın benim duruşumda ve vicdanımda hiç bir etki yapmayacağını da belirtmek isterim.)

    Saygılar.

    Cevapla

    • Kemal Says:

      (Yukarısı sıkışmış olduğundan oraya yazdığım yazıyı buraya da asıyorum)

      Merhabalar,

      Ben bir şey merak ettim. Balbay’ın notlarından darbe planı yaptığı sonucuna nereden vardınız?

      Notlarda bir eylemlilik hali söz konusu. Bu eylemin darbe değil de hükümetle ilişkilerin soğuk tutularak, kamuoyuna da bunun bu şekilde olduğunun yanıstılmasına dair olduğunu gösteren onlarca örnek var. Darbe olsa iyi olur diye söylenen bir kaç subay var, hükümete küfreden, politikalarını eleştiren v.b. bazı generaller var.

      Peki darbe planı?

      Bu konuda daha detaylı düşüncelerimi

      https://cdogangercekler.wordpress.com/2011/04/14/1-ordu-plan-semineri-ve-a-b-d-ordusunun-bir-talimatnamesi/#comment-6093

      yazmıştım. Tekrar etmeyeceğim.

      Ama günlüklerin otantik olup olmaması tartışmaıs bir kenara, o günlüklerde rejim tehlikesi eğer belli bir noktaya gelirse demokrasiyi askıya almanın daha iyi olacağını düşünen birileri var…da bildiğim kadarıyla bu suç değil. Daha da ötesi, o birileriyle yapılan söyleşilerde tutulan notların tutulması suç değil.

      Sevgili Fmeraklı’nın alıntıladığı Gerilimli Yıllar dizisinde Balbay 30′u üzeri haber kaynağının sadece bir ksımının askerler olduğunu, muhalefette olsun iktidarda olsun bürokrat olsun olmasın pek çok siville de görüştüğünü ama bu notların yansıtılmaması nedeniyle sanki hayatını askeriye de geçiriyor izlenimi yaratıldığından şikayetçi. Diyelim ki o notlarda MHP’li birisiyle yaptığı görüşmelerde söylenilenler, ya da Ak Partili ya da İşçi Partili, söylenilenlerden yola çıkarak Balbay’ı suçlamak ne kadar anlamlı?

      Öte yandan bir şeyi de hatılatmadan geçemeyeceğim. Notların yayınlanmasında kullanılan arabaşlıklar oldukça yönlendiriciyd. İlk aklıma gelen “Ceketi çıkarmışsınız, anlaşılan önemli bir işe soyunmuşsunuz” babında söylediği sözlerden darbe planı yapıldığı yolunda bir anlam çıkartılıyordu. Halbuki tarihe bakıldığında söz konusu önemli işin hilafetin kaldırılmasının yıldönümünde Denktaş’ın da katıldığı ve hükümete ser mesajlar verildiği bir toplantının hazırlığı olduğunu görüyoruz.

      Özetle muğlak ifadeler ara başlıklarla ele alınarak kamuoyu yönlendirilmekteydi. Bunun örneklerini daha sonra çok daha sık görmeye başladık. Demem o ki, Balbay günlüklerinden Balbay’ın darbe planının bir parçası olduğunu, ya da en azından böyle bir darbe planından haberdar olduğunu şüphe kalmayacak bir şekilde (bkz. şüphe sanık lehine kullanılır) gösteren ifadeler neler? Bunu cidden soruyorum.

      Ben mi bir şeyler kaçırıyorum, yoksa gene askerlerin siyasete karışmasından, siyasi konularda yorum yapmasından, hükümet üyelerine küfür etmesinden ve askeri müdahalelerin çözüm olacağını savlamalarına yönelik ifadelerinden DARBE PLANI’na delil çıkarıyoruz…

      Sevgiler.

      Not: Konuyu Balyozdan dağıtmayalım diyoruz ama o kadar söz söylendi ki artık bu olayı da netleştirelim diyorum)

      Yorum tarafından Kemal — 18 Nisan 2011 @ 13:58

      Cevapla

      • fmerakli Says:

        Kemal Bey,

        Gercekten de siz bir seyler kaciriyorsunuz, o yuzden sordugunuz sorunun pek bir anlami yok.

        Balbay’in notlari bir darbe plani midir diye soruyorsunuz, hayir degildir. Zaten oyle oldugunu soyleyen de yok ki buna savcilar ya da Ergenekon iddianamesi de dahil.

        Balbay’in notlarinda bir darbe plani olan 12 Eylul’un Bayrak Harekat Plani gibi bir sey aradiniz herhalde, o notlarda oyle bir sey yok. Ama o notlarda kimi pasalarin darbe icin organize bir sekilde hareket ettiklerinin acik kanitlari var:

        “Yav biz bu işi 28 Şubatta bitirecektik. Bunu o gün üç kişi planladık,
        Bir,Fevzi Ben.Her şeyi hazırladık. Bakanlar kurulunu dahi. Müsteşarları bulmak
        zordu onları da tamamladık.Karadayı bizi uyuttu. Az sonra dedi, hemen dedi.
        Hükümet devrilsin ondan sonra dedi..

        Artık gelip 10-15 yıl gitmeden işleri hallettmek gerekiyor. Üstelik o ara AB de
        yoktu. Kopenhag olmamıştı. Şimdi her şey çok daha zor ”

        Bakanlar kurulu, mustesar listesi ile gelip nereye kurulacaklardi sizce Kemal Bey? Sizin de ifade ettiginiz gibi notlarda kimi komutanlarin sivillerle birlikte hukumeti bertaraf etmeyi amaclayan bir askeri mudahale icin organize olduklari gorunuyor, ama siz hala benim cok da anlayamadigim bir nedenle “bu notlarda darbe plani yok, o zaman darbe yok, saniklar masum” mealinde bir arguman ortaya koyuyorsunuz. Bu da sanki darbe saniklarinin aleyhlerindeki tek delil sanki Balbay’in (ya da Ornek’in) notlari/gunlukleri imis gibi bir goruntu ciziyor.

        Eger ikna olmak icin darbe planina ihtiyac duyuyorsaniz, iddianamenin eklerine goz atmanizi tavsiye edecegim. Orada dort basi mahmur dort tane darbe plani duruyor: Sarikiz, Ayisigi, Yakamoz, ve Eldiven; ki donemin Genelkurmay Baskani OZkok savciliga verdigi ifadesinde bu dort planin ilk ikisinden gorevde oldugu donemde haberdar oldugunu ifade etmisti:

        “Ayışığı ve yakamoz duyumunu aldığım dönemde Şener Eruygur’a Genelkurmay’da makamında olduğu bir sırada bu yönde plan ve çalışma olup olmadığını sordum. ‘Yok’ dedi. Buna rağmen sık sık rektörlerin, gazetecilerin jandarma genel komutanlığı’na çağrılarak görüşülmesinin yanlış anlaşılacağını söyleyerek kendisini uyardım”

        Gozden kacirdiginiz bir baska nokta ise yorumunuzu bitirirken sordugunuz su soruda kendini ele veriyor:

        “Ben mi bir şeyler kaçırıyorum, yoksa gene askerlerin siyasete karışmasından, siyasi konularda yorum yapmasından, hükümet üyelerine küfür etmesinden ve askeri müdahalelerin çözüm olacağını savlamalarına yönelik ifadelerinden DARBE PLANI’na delil çıkarıyoruz…”

        Balbay ve BAlbay’in notlarinda ismi gecenler de dahil Ergenekon saniklari TCK’nin besinci bolumunde duzenlenen Anayasal Duzene ve BU Duzenin Isleyisine Karsi Islenen Suclar kapsaminda yargilaniyorlar. O bolumde yer alan maddelere bakarsaniz (ornegin md 312: Cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs eden kimseye ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verilir.), goreceksiniz ki bu maddelerden yargilanmak darbe planinin bizatihi kendisine sikistirilamaz, ayrica “tesebbus” sucun olusmasi icin yeterli kosulu olusturmaktadir. Iddianamede yer alan 4 (yazi ile dort) darbe planinin tesebbus olusturup olusturmadigina da mahkeme heyeti karar verecek. Diger yandan, bu suclar kapsaminda sanik olmak icin darbe plani hazirlamaniz gerekmiyor. Bir darbe planini diyelim 10 subay hazirlamis, yirmi subay da okumus olsun. Bu isimlerin koordinesinde orduda darbe planinin hazirlanmasina katkida bulunmayan, plani gormeyen kisiler, hatta Ergenekon davasinda oldugu gibi siviller de pekala sanik konumuna gelebilirler, yeter ki savciligin bu kisiler hakkinda topladiklari delilleri kullanarak hazirladigi iddianame mahkeme tarafindan kabul edilsin. SOzun ozu, mesele Balbay’in notlarindan darbe planina delil cikarmak meselesi degil; dort farkli darbe plani zaten delil olarak dosyada duruyor. Balbay’in notlari onemi, o notlarin bir “darbe plani” olmasindan degil, o dort planin hazirlandigi surecte yasananlarin detaylandirilmasi acisindan onem tasiyor; sanirim gozden kacirdiginiz temel nokta bu…

        Cevapla

        • Kemal Says:

          Sevgili Fmeraklı,

          Sanırım senin de gözden kaçırdığın Balbay’ın 2 yıldır tutuklu olması. Neden tutuklu Cebir ve Şiddet kullanarak TC hükümetini ortadan kaldırmak.

          Yukarıdaki yazınızda 28 Şubat döneminin aktörlerinden birisinin söylediği sözler haricinde

          Farkındaysanız Türker’in şu sözlerini bloga siz taşıdınız:

          “…Balbay’ın aydınlanmayı reddedenleri bile iyi kötü aydınlatan günlüklerinden çıkan otoportresi, gözüdönmüş darbe teorisyeni rolüne soyunmuş bir işgüzar vatandaştır…”

          Hadi bir neyse yetmedi ikinci kez yazdınız üstelik başına bir de cümle eklediniz

          “…Ona mahkeme karar verecek, ama notlarin gercekligi baglaminda Balbay itiraz etmedigine gore Yildirm Turker’i bir daha anmak lazim: “Balbay’ın aydınlanmayı reddedenleri bile iyi kötü aydınlatan günlüklerinden çıkan otoportresi, gözüdönmüş darbe teorisyeni rolüne soyunmuş bir işgüzar vatandaştır…”

          Ben bunun üzerine sorumu yönelttim. Ben ergenekonu değil Balbay’ın darbeciliğin sorguladım. Anlaşılan siz yanlış anladınız.

          O halde daha net sorayım. Balbay eldeki hangi delillerden yola çıkarak 2 yıldan fazladır içeride tutuluyor? Sizin kişisel görüşünüzü soruyorum. Sizin bildiğiniz net somut bir delil var mı yoksa tamamen “Kesin vardır bir ilişkisi, bu kadar girip çıkmış yanlarına” mı diye düşünüyorsunuz.

          Bir de gözünüzden kaçmış bir sorum daha vardı size ( https://cdogangercekler.wordpress.com/2011/04/14/1-ordu-plan-semineri-ve-a-b-d-ordusunun-bir-talimatnamesi/#comments ) . Özetle Plan Seminer’inde Milli Mutabakat Hükümeti teklifi ve Ultimatom v.b. gibi ifadeler darbe Planı mıdır?

          Sevgiler.

          Cevapla

          • Kemal Says:

            Düzeltme…

            “…Yukarıdaki yazınızda 28 Şubat döneminin aktörlerinden birisinin söylediği sözler haricinde …”

            devamı gelmemiş, sanırım anlaşılmıştır, hatırladığım kadarıyla Mehmet İlhan’ın söylediği bu sözler haricinde öne sürdüğünüz bir şey yok. Farkındaysanız bir gazeteci darbesever birisini sözlerini not etmiş. Bu mudur Balbay’ın cebir yoluyla TC hükümetini uzaklaştırmaya teşebbüs ettiğinin delili? Şaka gibi…

            Cevapla

          • Kemal Says:

            Düzeltme iki…

            Yanıt vermenizi istedğim soru(lar)söz konusu başlık altında 18 Nisan 06.21’deki yazı.

            Sevgiler.

            Cevapla

    • Can Acar Says:

      demokrat,

      Önceki yorumumda rumuzunuzu tırnak içerisine almamın nedeni cümle içerisinde geçerken “demokrat yorumcumuz” olarak anlaşılmasını engellemekti. Yorumumun yukarılarda bir yerlerdeki bulabileceğiniz ilk halinde “demokrat Örnek” olarak geçen ifadeyi düzeltmek istemiştim. Tırnak kullanmadan “demokrat rumuzlu yorumcumuz” gibi bir ifade kullansam daha uygun olurdu. Demokratlığınıza yönelik bir itham söz konusu değildi. Yanlış anlaşıldıysa özür dilerim.

      Şimdi konuya gelelim.

      Öncelikle, argümanlarımın günlüklerin gerçek olup olmaması ile doğrudan ilgili olmadığını yorumlarımın hemen hepsinde vurguladım. fmerakli’nin önceki yorumuma cevaben yazdığı “Balbay’in bile sahte demedegi notlarina sahte demek, “suc isnat edilen kisimlar emniyette ‘sehven’ eklenmis olamaz mi?” gibi surrealizmin sinirlarinda dolasan sorular sorup notlarin orjinalligini sorgulamak benim acimdan dunyanin duz oldugun iddia etmekle esdeger.” ifadesi bir meydan okuma oldu. Aynı yazıda Balbay’dan alıntıladığı Gazetemizin bilgisayar sistemi yenilenirken arkadaşlar “önceki dosyaların tümü siliniyor, saklayacaklarınız varsa ayıralım” dediklerinde bir an düşündüm, “yok” dedim. cümlesi bu elektronik delillerde bir gariplik olduğundan şüphelenmeme yol açtı. Bunu bildiğim yoldan araştırdım. Vardığım sonuçları da yukarıda yazdım.

      Ben bilişimciyim. Tutanaklar arasında “acaba bu nokta davada konu edildi mi?” diye arama yapmak yerine Western Digital’in sayfasından diskin seri numarasına bakmak benim için çok çok daha kolay. Bu bilgiden çıkardıklarımı açık bir şekilde yazmak bilgiye ulaşmaktan daha fazla zamanımı aldı. Bu nedenle “ne yazılırsa yazılsın aksini kanıtlamak üzere sıkı bir çalışma içine giriyorsunuz” ifadesi yersiz bir suçlama olmuş. Kanıtların sıkı çalışma gerektiren ve gerektirmeyen olarak sınıflandırıldığını da ilk kez sizden duyuyorum.

      Her şeye rağmen Balbay’ın kendi savunmasında da kullandığı “bu dosyalar bilgisayara sonradan kopyalanmış” anlamına gelen (ancak bence duruşmada yeterince vurgulanmayan) bu duruma bağımsız bir araştırma ile varabilmiş olmak bence hem önemli hem de bir o kadar da üzücü bir durum. Yargılama sürecindeki problemlere ve hukuk ihlallerine hüzünlü bir örnek.

      Örnek demişken, Özden Örnek’in günlükleri için verdiğiniz bağlantılar tahmin edebileceğiniz gibi beni tatmin etmedi. Tek nedeni de “malum aktörler” değl. Bir DVD’nin (Görmüş savcıya verdiği orijinal DVD’den bahsediyor) hangi bilgisayardan çıktığını kanıtlamak çoğu zaman teknik olarak mümkün olmuyor. Ayrıca Balyoz davasını takip ederken bilirkişi raporlarına olan güvenimi yitirdiğim için de umarım beni hoşgörürsünüz. Eğer bir gün bu rapor ortaya çıkarsa bilişimci olarak inceleyip ona göre kararımı veririm.

      Peki fmerakli’nin “sürreal” yorumuna cevap vermek için bu gayrete değer miydi? Kesinlikle hayır. Bu süreçte kendi eşimle papaz olduğum için asla değmezdi. Bu nedenle de bir süre yorum yazmamaya karar verdim. Bu sayede Blog da biraz rahatlar, konu dışı yönlere çekilmekten kurtulur umarım.

      Yine de bu konudaki bütün argümanlarınızın ve “Günlüklerin doğru olduğu kanıtlandı beyefendi,orayı geçtik,diğerini de Balbay kabul etti ancak gazetecilik vs.görevi ile bağdaştırdı ,ben de gülmekten kahroldum bu arada.” ifadesinin neye dayandığını görmek açısından ilginç bir çalışma oldu. Katı görüşler çoğu zaman çok zayıf temellere dayanıyor ne yazık ki.

      Saygılarımla …

      “The trouble with fighting for human freedom is that one spends most of one’s time defending scoundrels. For it is against scoundrels that oppressive laws are first aimed, and oppression must be stopped at the beginning if it is to be stopped at all.” — H. L. Mencken

      Cevapla

      • Kemal Says:

        Sevgili Can,

        Yapmış olduğun “sıkı çalışmayı” ben de “etileyici” olarak nitelemek isterim.

        Sevgiler.

        Kemal

        Cevapla

      • fmerakli Says:

        Can bey,

        Yukaridaki iki yorumunuza birlikte cevap verecegim.

        Oncelikle durusma tutanaklarindan Balbay’in ifadesinden baska bolumleri de alintilayarak beni gercegi saptirmakla/gizlemekle itham etmissiniz ki alaksi yok. Sizin verdiginiz alintida Balbay’in “notlar bana ait degil, emniyet, savcilik bana olmayan ifadeleri bana atfetmis” gibi bir kanaate sevkedecek bir aciklamasi var mi? Yok, Balbay notlarin bilgisayarindan silinmesi ile ilgili sureci kendi penceresinden anlatmaya calisiyor mahkeme heyetine ki Cumhuriyet’teki yazi dizisine baslarken “Notlari Neden Sildim?” arabasligi altinda da benzer ifadeleri var.

        Bir de “argümanlarımın günlüklerin gerçek olup olmaması ile doğrudan ilgili olmadığını” vurguladiginini ifade etmissiniz, ama nedense Balbay’in bile sahte demedigi notlarin sahte oldugunu ispatlamak icin garip bir telasa dustunuz. Hatta o kadar ki, Balbay’in gunluklerinin “Çelebi’nin telefonuna “şehven” yapılan işlemle aynı” muameleye maruz kaldigini bile ileri surebildiniz.

        Balbay bugune kadar ne yazi dizisinde, ne mahkeme tutanaklarinda, ne avukati araciligi ile yaptigi basin aciklamalarinda ne de Silivri’den cesitli gazetecilere yazdigi mektuplarda notlarina emniyet ya da savcilik tarafindan ekleme yapildigini, kendisine ait olmayan notlarin sanki kendisine aitmis gibi iddianameye konuldugunu ifade etmedi, tek bir defa bile. Hal boyle iken, Balbay’in notlarina sahte demek, benim icin gercekten de dunya duzdur demekle esdeger. Ben bunu size meydan okuma olarak soylememistim, eger Balbay “o notlar bana ait degil, onlar sahte” dese ve siz de bu yonde yorumlar yapsaniz, benim cikip “su ve bu nedenler ile BAlbay’in notlari sahtedir” demem bir meydan okuma olarak algilanabilirdi. Eger burada bir meydan okuma var ise, biraz ironik olacak ama Balbay’in sahte demedigi notlara siz sahte diyerek, bana da degil, ozunde Balbay’a meydan okuyorsunuz, sizin sikca kullandiginiz ifade ile sonlandirirsak; size kolay gelsin demekten baska bir secenek yok…

        Bu arada

        Cevapla

        • fmerakli Says:

          Duzeltme: sondan bir onceki cumlede sahtedir yerine gercektir olacakti:

          … benim cikip su ve bu nedenler ile Balbay’in notlari gercektir demem…

          Cevapla

        • merttalay Says:

          Can Bey bilisimci fakat bazi seyleri inanc haline getirdigi icin cok bariz noktalari kaciriyor sanirim.

          Ornegin demis ki “Yani diskin garantisi Aralık 2009′da bitmiş. Bu disklerin 3 yıl garantisi var, bu durumda disk Aralık 2006′da üretilmiş.”

          Can Bey, urunlerin garantisi uretildigi tarihten mi baslar yoksa satildiktan sonra mi? 3 yil garantili diye sunulan bir urunu satin almaya gittigimde “Afedersiniz ama bunun 2 yil garantisi kalmis, cunku gecen uretileli 1 yil olmus zaten” mi diyecekler?

          Cevapla

          • Can Acar Says:

            Fabrika garantisinden bahsediyorum merttalay.

            Western Digital sayfasında garanti bilgilerini seri numarası ararsanız “The warranty date is calculated from the manufacture date” bilgisini görürsünüz. Bu garanti bilgisayar üreticisinin (bu durumda Casper) verdiği garantiden bağımsız olarak hesaplanır.

            Kolay gelsin…

            Cevapla

      • demokrat Says:

        Can Bey;

        alıntı yapmayı sevmiyorum demiştim ama yapacağım mecburen;
        ”Yine de bu konudaki bütün argümanlarınızın ve “Günlüklerin doğru olduğu kanıtlandı beyefendi,orayı geçtik,diğerini de Balbay kabul etti ancak gazetecilik vs.görevi ile bağdaştırdı ,ben de gülmekten kahroldum bu arada.” ifadesinin neye dayandığını görmek açısından ilginç bir çalışma oldu. Katı görüşler çoğu zaman çok zayıf temellere dayanıyor ne yazık ki.”

        Maalesef ben sizin kadar rahatça ‘zayıf temeller’ diyemiyorum.

        Bana lütfen solcu,sosyalist,sosyal demokrat (artık ne şekilde kendilerini değerlendiriyorlarsa) bir gazetenin tam da ortalığın kızıştığı bir dönemde ”GENÇ SUBAYLAR RAHATSIZ” başlığını atarken ne düşündüğünü açıklayabilir misiniz?
        Nedir bu manşet, haber midir,yorum mudur,yargı mıdır,gerçek midir,yalan mıdır? Ne amaçla yazılmıştır?Kaç tane genç subayla konuşulmuştur?Genç subaylar neden rahatsızdır?Maaşları mı yetmemektedir,görevlerinden mi memnun değildirler?
        İktidardan mı memnuniyetsizlik duymaktadırlar?Genç subaylar yeniçeri midir ki canları sıkıldıkça rahatsızlıklarını beyan etsinler?Genç subayların böyle bir beyana hakları var mıdır?Balbay tüm yüksek rütbeli subayları dolaşırken ne ara fırsat bulupta genç subaylarla görüşmüştür?Genç subaylar neden bu gazete ve bu g.y.yönetmenini tercih etmiştir?Size yüz tane daha soru çıkarabilirim bu bağlamda…

        Evet bu manşet ne anlatıyor size?

        Bu manşete her iki taraftan bakarak çıkarım yaptığınızda orta yerde ne görüyorsunuz Allah aşkına? Sayın yazar genç subayların cinsel,psikolojik yada maddi sorunlarından bahsetmiyor sanırım.Ben şöyle okumuştum ;Ey iktidar sahipleri,titreyin ve kendinize gelin, bakın TSK’nın tepesi atmaya başladı,hem bu kez tepeden inme de değil,gençlerde işin içinde.Ben işte onların seslerine tercüman oluyorum.”Siz de çıkarımlarınızı yazarsanız mutlu olacağım.Basın ahlakının bence en dip noktası budur,daha da çukurlaşamazlar.Efendim bana maddi deliller,bilgisayarlar,haddiskler filan demeyin, suç burada açıkta zaten,size görünmüyor olabilir ama benim durduğum yerden çok net görünüyor,şifresiz ve yalın hem de.Dedim ya onyıllar okuduğum gazeteyi büyük bir vicdani rahatlıkla sildim.Bir bu, birde yukarda bahsettiğim İ.Selçuk yazısı.Bir gazeteci suça nasıl yardım ve yataklık yapabilir sizce,bir gazeteci nasıl kışkırtıcılık yapabilir ,bir gazeteci bir kurumu daha nasıl töhmet altında bırakabilir…Bu taraftan baktık, birde iktidar tarfından bakın olaya ve okuyun mesajı lütfen.Evet ne çıkarımda bulunması gerekir iktidar tarafının sizce?

        Denebilirki suç mu? Değildir herhalde, diğerleri de ‘orduyu göreve’ çağırmıştı zaten.O da suç değildi,ne olacak ki görevinizi yapın diyorlar,memleketi dış düşmanlara karşı koruyun,talim yapın,gemi gezdirin,uçak uçurun,asker yetiştirin vs vs.Ne var ki bunda hem suç değil,hem maddi delil de yok değil mi ama?

        ”Eğer nefret ettiğimiz insanların da ifade özgürlüğü olması gerektiğine inanmıyorsak ifade özgürlüğüne hiç inanmıyoruz demektir. – Noam Chomsky”

        Bu kadar olgunluğa eriştik diyebiliyorsak eğer ,ben de bütün bu yaşadıklarımızı ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirebilir ve herkesten özür dileyebilirim.Tabi son yirmi yılımı balta girmemiş yağmur ormanlarında ,ülkeden bi haber geçirdiysem…

        Saygılar.

        Cevapla

        • Can Acar Says:

          fmerakli ve demokrat,

          Hukuk, sizin de bildiğiniz gibi kanaat okumalarla yürümez. Bir soruşturmayı kurallarına uygun sağlam delillerle oluşturmayanların bu tip itirazlara da hazırlıklı olmaları gerekir. Bu tepkilerin sorumlusu baştan hedef koyarak dava hazırlayan ve yürütenlerdir, bu problemleri açığa çıkartanlar değil.

          Yok biz vicdanımızda mahküm ettik gerisi önemli değil diyorsanız, o da sizin adalet anlayışınızın darbe dönemi adalet anlayışının ötesine geçemediğini gösterir.

          Yalan, hile ve sahtekarlık üzerine güzel birşey inşa edemezsiniz.

          Aile ilişkilerim iyice gerildi son günlerde. Bir süre bu blogda yazacağım son yorumum olacak.

          Esenlikle kalın …

          Cevapla

          • fmerakli Says:

            Uzuldum aile iliskilerinizin bozulmasina, ben de zaman zaman sikintilar yasiyorum, tatilde bile iki kelam etmeden duramiyorum gordugunuz gibi, ama bizde daha ipler o kadar gerilmedi.

            Soyle bir dusununce belki bir sure ara vermek size de iyi gelebilir;

            belki “Mustafa Balbay’in bile sahte demedegi notlara acaba ben neden sahte diyorum, onlarin sahte oldugunu kanitlamaya calisiyorum?” gibisinden sorgulamalar yapma imkaniniz olur boylece.

            belki Balbay’i vicdanen mahkum edenlerin, bunu sebepsiz yapmadiklarini, en buyuk sebebin de demokrat’in dikkat cektigi “genc subaylar rahatsiz” mansetine ek olarak Balbay’in da gercekligini kabul ettigi notlar oldugunu gorme firsatiniz olur.

            belki bir insani vicdanen mahkum etmenin, gerisini onemsememk anlamina gelmedigini, aksine bunun yargi surecini daha da onemli kildigini gormeniz kolaylasir.

            belki yazarinin sahte demedigi notlari okumamis oldugunu soyleyen bir yorumcunun, o notlarin sahte oldugunu ispata calismasinin garipligi uzerinde daha salim bir kafayla dusunursunuz,

            ve belki o notlarin gercek oldugunu Balbay’a dayanarak ifade edenleri yalan, hile ve sahtekarlikla suclamanin ne denli yersiz ve desteksiz oldugunu gormeniz de kolaylasir.

            Saglicakla kalin, esinize de hurmetler…

            Cevapla

        • fmerakli Says:

          Metallica’dan girip Chomsky’den ciktiniz sevgili demokrat, yukaridaki yorumunuzun ustune hece eklemek haddim degil, sadece Balbay’in o alcak manseti uzerine yazdiklarinizi okurken, gozumun onune gozaltina alinirken Balbay’in kameralara sari basin kartini gosterdigi o enstantane geldi. Kimbilir daha neler gorecegiz, duyacagiz, okuyacagiz….

          Cevapla

          • demokrat Says:

            Fmeraklı,

            yalan,hile ve sahtekarlık üzerine hiçbirşey inşa edemezsiniz!
            hem artık o manşetin atıldığı bilgisayarlar vs de değişti.

            Sorulara yanıt;efendim başka bahara…

            (Bu arada asla yanyana gelemeyeceğimiz görüşlerin kıyısında sadece ve sadece adil/dürüst olma kaygısı ile salt demokrasiyi savunurken başımıza gelenlere bakar mısınız?Yalancı da olduk,sahtekar da.Daha iyi anlıyorum şu anda bazı aydınların öfkesini.Geç şu tarafa orda dur,ya da burda dur diyorlar ,ama durmayacağım,dürüstlük ne gerektiriyorsa o.)

            Saygılar.

            Cevapla

            • fmerakli Says:

              Sevgili demokrat,

              Su ana degin bu blogta yedigim hakaretleri ucuca eklesem yurdu demir aglarla bir kez daha donatmaya yetecek bir uzunluga erisir, ama dediginiz gibi durustluk ne gerektiriyorsa o…

              Kafa kagidim sizinkinden yenicedir, ama bu blogta sizden nispeten eski sayilirim. Zamaninda da Can bey benzer hakaretler ile mesajlarini suslediginde ona cok saygi duydugum bir hocamin verdigi bir tavsiyeden bahsetmistim, size tavsiye vermek haddim degil ama yeri geldigi icin paylasmak istedim. Hocam mealen soyle derdi: “yazdiklariniz, soyledikleriniz icin hakarete ugradiginiza soylenene degil, soyleyene bakin. Ben bazen yazdigim bir seye belli cevrelerden hakaret gelmezse, donup tekrar okuyorum acaba yanlis mi yazdim diye…”

              Saygilar bizden…

              Cevapla

              • Halil Ata AŞÇI Says:

                Temel Eğitim 6 : Düzmece belgelere yandaşlık etmeyi dürüstlük diye yutturmaya kalmayacaksın…

                Cevapla

              • demokrat Says:

                Sayın Fmeraklı,

                Bir sürü yerde fikrimi söyledim.

                Bunlar arasında insanlara çelişkili gibi görünenler olabilir tabii.Durup düşündüğüm çok oldu acaba haksızlık mı yapıyorum diye.Yafta korkusu üstün geldi bazen,bazen de anlaşılamamak kaygısı.Ama sonunda karar verdim ki ;bu onların bakış açısı ve görüş ufku ile ilgilidir,benimle değil.Göz göre göre taraf olarak yanlışı savunmak bana göre değil.Moda biliyorsunuz insanları omurgasızlıkla itham etmek.Gençliğimizde benzer hataları çok yaptık ‘duruş’ kaygısı adına.İnanmadığımız değerleri çok savunmak zorunda kaldık sırf ‘dönek’ ya da ‘satılmış’ damgası yememek için.Oysa yaşam hiç öyle göründüğü gibi net çizgilerle çizilmemiş.Herkesin her söylediği doğru değil,aynı zamanda yanlışta değil.’X’ yazar bana göre ‘y’ konusunda doğru tespitte bulunmuştur,’z’ konusunda yanılmıştır.Ne yapacağız peki?Bir insan kötülükte yapmış olabilir iyilikte.Toplumun büyük bölümü spor takımı tutar gibi bakıyor olgulara.

                -Bak Ahmet böyle demiş,doğrudur canım Ahmet söylediğine göre,daha iyi mi bileceğiz.
                -Ama, ama…
                -Sus evladım sen ne bilirsin ki?
                -Ama akıl,izan…
                -Sus bakayım senin yerine ben düşündüm olmaz öyle o.
                ——–
                -Efendim H.Gülerce yazısında demiş ki..
                -Sus,seni f.tipi seni!
                -Ama bir yerde doğr…
                -Kes!
                -İsmet Bey,geçen gün…
                -Bak şimdi de çakma liberal oldu!
                -Ama dönemsel olarak,yargı bağlamınd…
                -Yapma!
                -Ben bugün Nedim’in yazısında bişey görd..
                -Seni ergenekoncu seni.
                -Geçen gün Birgün’de bir ila….
                -Güle güle canım!
                ——–

                Ne kadar kolay karar veriyorlar değil mi?

                Saygılar.

                Cevapla

          • Kemal Says:

            Sevgili Fmeraklı,

            “…adece Balbay’in o alcak manseti uzerine yazdiklarinizi okurken,..”

            Keşke terbiyesizleşmeden yazmaya devam edebilseniz. Aslında Demokrat için yazmıştım. Söz konusu haberi okursanız daha isabetli olur. Manşet bir kere Genç Subaylar Tedirgin. İkincisi bu “alçak” sözünü kullanmadan önce bir akdemisyene yakışır şekilde haberi okusaydınız ve yorum yapsaydınız. Çünkü söz konusu manşet Balbay’ın değil Hilmi Özkök’ün sözü.

            Neyse Haberin alt başlıkları şu şekilde;

            “Genelkurmay Başkanı Orgeneral Özkök, Başbakan Erdoğan’ı uyardı: Bazı AKP milletvekilleri, orduyu yıpratmak isteyenleri cesaretlendiriyor. Huzursuzuz, rahatsızız

            ‘Genç subaylar tedirgin’

            Özkök’ten Erdoğan’a:
            * Tam demokrasinin yerleşmesi için çaba harcıyoruz ama, hükümetin bazı uygulamaları buna hizmet eder nitelikte değil.
            * 19 Mayıs’a ilişkin açıklamalar rahatsızlık yaratıyor.
            * Kılınç’ın değerlendirmeleri TSK’nin de paylaştığı görüşlerdir.
            * Her apartmana ibadet yeri hem dine zarar verir hem demokrasiye. Onların nasıl kullanılacağını siz de kestiremezsiniz.
            * Gül, ikinci tezkerenin altından kalkamayacağını söyleseydi, üzerimize düşeni yapardık.
            * Türk Silahlı Kuvvetleri, Avrupa Birliği’ne karşı değil. ”

            Yazınızı “Kimbilir daha neler göreceğiz, duyacağız ve okuyacağız” diye bitirmişsiniz ya, ben de sizin yukarıdaki yorumunuzda “Alçak” kelimesi üzerine bunları düşünüyordum. Umarım ksatettiğiniz kendi yazılarınız değildir çünkü seviyeyi daha da düşürmeniz hem kendinize olan saygınızı yaralayacaktır hem de biz okurların size olan saygısını.

            Sevgiler.

            Cevapla

        • acracia Says:

          Demokrat:

          Genc Subaylarla ilgili yazdiklariniza katiliyorum. Evet, dediginiz gibi bu hos bir tabir degil, benim asla kabul edebilecegim bir bakis acisini da yansitmiyor. Ancak dikkat edin: bu sizin soylediginiz dusunce sucuna girer; insan haklari konusunda calismis birisi olarak soyleyeyim. Benim su anda yazdiklarina inanamadigim bir suru insan ortalikta cirit atiyor, yalan haber yaziyor, meslek etiklerini yerle bir ederek azgin bir istahla karakter lincine gidiyor. En basitinden Vakit gibi bir gazetenin (evet adi degisti biliyorum), surekli hedef gostererek yaptigi yayinlari goruyorum. Simdi iki yanlis bir dogru yapar mi? Yapmaz.

          Bu konuyu (Balbay’in gunlukleri) cok bilmedigim, takip etmedigim icin icerik hakkinda baska bir sey soyleme hakkini kendimde su asamada gormuyorum. Ancak bu sizin verdiginiz ornek, ancak Balbay’in sizin (ve benim) katilmadigimiz bir bakis acisinda oldugunu gosterir. Ancak bu, O’nun darbe planlayarak bir orgut isi icine girdiginin ispati degildir. Gerisini bilemem. Can Bey’e de bu buldugu bilgiler icin mutesekkirim.

          Fmerakli, sizin de bilginiz, isaret ettiginiz konular sayesinde yeni sorgulama alanlari acildi. Ancak maalesef siz bir alinti yaptiginizda, ben artik gidip kendim kontrol etme ihtiyaci duyuyorum. Herhalde aceleden, zaman darligindan olsa gelse gerek, cok dikkatli okumadan yazip alintilari koyuyorsunuz bazen. Ya da atladiginiz kisimlar anlami degistirici olabiliyor. Can Bey’in dile getirdigi gibi bazi yerleri de ancak sizin argumaniniza hizmet ettigi sekliyle cimbizladiginiz izlenimi dogabiliyor bu yuzden. Ki yazik da oluyor, cunku argumanlarinizi hep okumaya ozen gostermisimdir…

          Ornek olarak: Ben size bu konuda Pinar Dogan ve Dani Rodrik hakkinda Golcuk dokumanlari ilk ciktiginda kendilerinin TSK’nin neredeyse ajanlari olduklarini ima ettiginizde bunu dile getirmeye calismistim; sirf ben degil, Bulent Murtezaoglu, Can Acar hepimiz sorgulamistik. Hatta Bulent Bey soyle demisti:

          “Cok guzel de o tirnak icinde verdiginiz ifade hangi baglamda kullanilmis? Orada bu tur bilgiler mi var, yoksa hakikaten acik kaynaklara mi gidilmis?”

          Tartismanin tamami:

          https://cdogangercekler.wordpress.com/2011/01/26/yine-gelecege-donus-belgeler-bu-defa-golcuk%e2%80%99ten/#comment-2042

          https://cdogangercekler.wordpress.com/2011/01/26/yine-gelecege-donus-belgeler-bu-defa-golcuk%e2%80%99ten/#comment-2045

          https://cdogangercekler.wordpress.com/2011/01/26/yine-gelecege-donus-belgeler-bu-defa-golcuk%e2%80%99ten/#comment-2047

          Ben bu sebeple Demokrat rumuzlu okuyucunun dedigi gibi Can Bey’in herseyin aksini ispat cabasi icinde oldugunu degil; tam da olmasi gerektigi gibi bir cok seyi sorguladigi icin kendisinden cok sey ogrendigimizi soylemek isterim. Adalet konusunda kendisine katiliyorum. Zihniyet yargilamak aliskanlik olmamali.

          Ayrica eger bu tarz bir sorgulama icine gitmeyip bazi bilirkisi raporlarina bel baglasalardi, bu blog olmazdi ve biz de buradan ogrendiklerimizin hicbirini ogrenemezdik.

          Cevapla

          • acracia Says:

            “Ayrica eger bu tarz bir sorgulama icine gitmeyip bazi bilirkisi raporlarina bel baglasalardi, bu blog olmazdi ve biz de buradan ogrendiklerimizin hicbirini ogrenemezdik.”

            demisim.

            “Ayrica blog yazarlari eger bu tarz bir sorgulama icine gitmeyip bazi bilirkisi raporlarina bel baglasalardi, bu blog olmazdi ve biz de buradan ogrendiklerimizin hicbirini ogrenemezdik.” olacakti. Duzeltirim.

            Cevapla

          • demokrat Says:

            Sayın acracia,

            Katılıyorum söylediklerinize yalnız ben hiç şu iddiada bulunmadım ”O’nun darbe planlayarak bir orgut isi icine girdiginin ispatı değildir”

            Orada bir yanlış anlaşılma olmuş,buna mahkeme karar verecek,ben nasıl karar veririm? Ancak bana göre sadece bir düşünce suçu değil,ortada bir tahrik var çünkü.Bu gibi durumlarda düşünceden ziyade ‘amaç’ sorgulanmalı bence.Yoksa her yazılanı fikir özgürlüğü kapsamında değerlendirebiliriz. X şahıs ‘john’ bence çok günahkar yaşamayı hiç haketmiyor yazar,Y şahısta aldığı görevlendirmeyle fikri icraata geçirirse bu olay bir düşünce özgürlüğü kapsamında mı değerlendirilecektir? Hukukçulara sormak gerek derim ben.Kendimi yetkeli görmüyor,yalnızca düşüncemi ifade ediyorum.

            Unutmadan söyleyeyim diğer hedefçi/yanlı gazete/medya köşelerini de görmüyoruz anlamı çıkarmayın hemen lütfen, konu açılmıştı o yüzden yoğunlaştık.

            Saygılar.

            Cevapla

            • acracia Says:

              Demokrat: yanitiniz icin tesekkur ederim. Hemen duzeltme yapayim, yanlis anlama olmasin:

              1) O verdiginiz ornek, gunluklerin ispat edilmesi uzerine donen tartismada sizin Balbay’in bakis acisini gostermek adina kendi argumanizi desteklemek icin verdiginiz bir ornek. Ben de o ornek uzerine konustum.

              2) Hedefci gazete koselerini gormediginiz gibi bir anlam ciktiysa ozur dilerim. Benim kastim “siz bunlari gormuyorsunuz ama!” tarzi parmak sallayici bir tavir koymak degildi. Benim kafam boyle islemez. Ancak,
              bu tarz tahrikci ve belirli bir mercekten bilincli yapilmis yayinlarin her bakis acisina mensup zumrede ne kadar yaygin oldugunu gostermek idi amacim.

              3) Amac sorgulamasi hukuki ve insan haklari alaninda mayinli arazidir. Zira cok muglak olup, begenen begenmeyene cok kolay bir amac atfeder: Turkluge hakaret, ecdadimiza hakaret, vs. Bunlarin ayrilacagi nokta onlarca yildir siyaset felsefecileri ve hukukcular tarafindan tartisilsa da, sagduyu sizin dediginizi gosterse de, inanin o cizgi cok ince ve cogu zaman da yoruma acik.

              Gerisini bilemem. Gunlukler hakkindaki tartismayi ilgiyle takip etmekteyim. Son bir not: Ben o kadar kolay sonuca atlamam, bazen hata yapabilirim, ama musterih olunuz, tabir-i caizse, ben o kadar kolay itham etmem insanlari. Bu sebeple aciklamaniz icin tesekkur etmekle birlikte, obur medyayi gormuyorsunuz anlami cikarmanizi da istemem yazdiklarimdan.

              Saygi bizden.

              Cevapla

            • Kemal Says:

              Sevgili Demokrat ve Acracia,

              İnanılmaz bir şekilde hiç bir bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olmuş, Balnay’ı yargılamış ve asmışsınız. En iyisi ben bu haberin tamamını asayımda onun üzerinden görüşlerinizi iletin. İki dakika boş bırakınca Alçaktan girilmiş, tahrikten çıkılmış.

              Öncelikle veri: Yıllar içerisinde söz konusu haberin içeriği doğrulanmış durumda. Nitekim o dönem de bile yalanlama üç gün sonra gelmişti ama günü kurtarıcı bir yalanlamaydı. Yani HABER DOĞRU. Peki bu haber neydi? Okuyun da öyle eleşirecekseniz, yargılayacaksanız yargılayın bari…

              “Genelkurmay Başkanı Orgeneral Özkök, Başbakan Erdoğan’ı uyardı: Bazı AKP milletvekilleri, orduyu yıpratmak isteyenleri cesaretlendiriyor. Huzursuzuz, rahatsızız
              ‘Genç subaylar tedirgin’

              Özkök’ten Erdoğan’a:
              * Tam demokrasinin yerleşmesi için çaba harcıyoruz ama, hükümetin bazı uygulamaları buna hizmet eder nitelikte değil.
              * 19 Mayıs’a ilişkin açıklamalar rahatsızlık yaratıyor.
              * Kılınç’ın değerlendirmeleri TSK’nin de paylaştığı görüşlerdir.
              * Her apartmana ibadet yeri hem dine zarar verir hem demokrasiye. Onların nasıl kullanılacağını siz de kestiremezsiniz.
              * Gül, ikinci tezkerenin altından kalkamayacağını söyleseydi, üzerimize düşeni yapardık.
              * Türk Silahlı Kuvvetleri, Avrupa Birliği’ne karşı değil.

              MUSTAFA BALBAY

              ANKARA – Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hilmi Özkök , uzun bir aradan sonra görüştüğü Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ‘a, TSK’nin AKP hükümetinin kimi uygulamalarından duyduğu rahatsızlıkları kapsamlı bir şekilde iletti. Özkök, duyulan rahatsızlığı, ”Özellikle genç subaylarımız arasında bir tedirginlik var. 19 Mayıs’a ilişkin açıklamalar, AB yasalarının içine konan kimi maddeler rahatsızlık yaratıyor” sözleriyle dile getirdi. Orduyu ”AB karşıtı gibi gösterip yıpratma çalışmaları” olduğunu, bazı AKP’lilerin de bunları ”cesaretlendirdiğini” vurgulayan Özkök, MGK Genel Sekreteri Orgeneral Tuncer Kılınç ‘ın değerlendirmelerini ”TSK’nin de paylaştığı” görüşler olarak nitelendirdi.

              Özkök’ü dinleyen Erdoğan’ın da, ”Bütün bunları değerlendireceğiz. Hatalar doğruları yaratacak” karşılığını verdiği belirtildi. Erdoğan, Özkök’ten AB sürecinde orduya ilişkin düzenlemeler konusunda destek istedi.

              Orgeneral Özkök ile Erdoğan’ın geçen salı günü Başbakanlık’ta 1.5 saat süren görüşmesinde, dış güvenlik konularının yanı sıra TSK’nin rahatsızlıkları ayrıntılı olarak hükümete iletildi. Edinilen bilgiye göre, görüşmenin ilk bölümünde Özkök, Türk Silahlı Kuvvetleri’ne yönelik kimi ”yakıştırmalara” ilişkin görüşlerini açıkladı. Özkök bu bölümde şu noktaların altını çizdi:

              * TSK’nin içinde görüş ayrılıkları varmış gibi bir hava yayılmaya çalışılıyor. Bu gerçek değil.

              * Bu havayı yaymak isteyen çevreleri tanıyoruz. Bunların bir bölümü ezeli olarak TSK’yi hedef olarak seçen kesimler.

              * Ancak kimi AKP’lilerin bu kesimlere cesaret veren tavırlar içinde olduğunu görüyoruz.

              Özkök, TSK’nin her konuyu tartıştığını, sonuçta tek bir yaklaşım ürettiğini vurguladıktan sonra hükümetin son dönemdeki icraatına ilişkin değerlendirmelerini aktardı. Özkök, satır başlarıyla şu noktaların altını çizdi:

              * Türkiye’de tam demokrasinin yerleşmesi için elimizden gelen çabayı harcıyoruz. Ancak hükümetin kimi uygulamalarının demokrasinin yerleşmesine hizmet eder nitelikte olmadığını görüyoruz.

              * Örneğin, 19 Mayıs’ın kutlanmasına ilişkin yaklaşım kabul edilemez. AB yasalarının içine konan kimi maddeler de tam demokrasinin yerleşmesine değil, yara almasına neden olabilir.
              ‘Dinimize zarar verir’

              * Biz kesinlikle AB’ye karşı değiliz. Türkiye’nin çağdaş dünyada yerini almasını sonuna kadar savunuyoruz. AKP hükümeti de AB süreci için gerekli yasalar hazırladığını duyuruyor. Bu yasalar arasında yer alan her apartmana bir ibadet yeri uygulaması hem demokrasimize hem dinimize zarar verir. Bunların denetimi mümkün olmadığı gibi kimler tarafından kullanılacağını siz de kestiremezsiniz.

              * MGK Genel Sekreteri Orgeneral Tuncer Kılınç’ın AB yasalarına ilişkin 3 maddelik değerlendirmesi bizim de paylaştığımız görüşlerdir. Seçimlerde denetim dışı gelecek heyetler konusunda kuşkularımız var. Terörle mücadeleyi nasıl başardık biliyorsunuz. Şimdi yeniden aynı tehditle karşı karşıya gelmek istemiyoruz. Kürtçe yayında da çok dikkatli olmak gerekiyor. Buna ilave olarak az önce sözünü ettiğim her apartmana ibadet yeri de AB sürecinin konusu değil.

              * Bu tür uygulamalarınız bizim tabanımızdaki kaygıyı arttırıyor. Komuta kademesine sürekli tedirginlikler iletiliyor. Özellikle genç subaylarımız durumu endişeyle izliyor. Sonuç olarak kaygı sadece genç kesimde değil genelimizdedir. Bir huzursuzluk, tedirginlik, kaygı yaşanmaktadır.

              Erdoğan’ın Özkök’ün görüşlerini dinledikten sonra, ”Bunları dikkate alacağız. Değerlendireceğiz. Paket büyük ölçüde son şeklini aldı. Fazla bir değişiklik yapamayız. Şuna inanıyorum ki; hatalar doğruları yaratacaktır. Zamanla her şey düzelecek” karşılığını verdiği öğrenildi. Erdoğan daha sonra Özkök’e, ”AB sürecinde orduyla ilgili düzenlemeler de yapılacak. Bunlara destek vermenizi bekliyorum” dedi. Özkök de şu yanıtı verdi: ”Bu konuda kurumumuzun genel değerlendirmesini dikkate alırım.” Özkök, görüşmenin devamında, fezlekenin AB sürecini engellemesinin söz konusu olamayacağını ancak kurumun hassasiyetlerinin özünde Türkiye’nin hassasiyetleri olduğunu vurguladı. Türkiye’de ABD askeri bulundurulmasına, üs ve limanlarınkullanılmasına ilişkin tezkerenin de gündeme geldiği görüşmede Özkök, ”Eğer Gül, ikinci tezkerenin altından kalkamayacağını söyleseydi, biz üzerimize düşeni yapardık” görüşünü iletti. Özkök ayrıca 30 Nisan’da yapılan Milli Güvenlik Kurulu toplantısı konusunda AKP’ye yakın yayın organlarının değerlendirmelerini de konu etti. Erdoğan’a sitem eden Özkök, ”Onların gerçek olmadığını siz de biliyorsunuz. Kınayabilirdiniz. Bu tür yayınlarla TSK yıpranmaz, aksine güçlenir. Sorumluluğunun arttığını hisseder. O yayınlarla ben de güç durumda kaldım” dedi.

              NOT: Bir gezeteci doğrulanmış bir haberi veriyor diye Amerikada Akademik çalışmalarına devam eden bir liberten tarafından ALÇAK olarak nitelendiriliyorsa daha ne diyeyim. Tuz kokmuş. Üstelik de IQ 140! Vay vay vay…

              Cevapla

              • demokrat Says:

                ”İki dakika boş bırakınca Alçaktan girilmiş, tahrikten çıkılmış.” Öncelikle savunmak bana düşmez ama sayın ‘acracia’nın yazısından nasıl böyle bir sonuç çıkarmayı başarabildiniz anlamadım. Demek ki ben ‘okumayı’ bilmiyorum.

                Bu arada maşallah ne kadar da alçak gönüllüymüşsünüz!
                Sayenizde meydanı boş bırakmadınız,haberden haber’imiz oldu.Evet Sayın Başbakan ve Sayın Özkök başbaşa bir toplantı yapmışlar ve bir gazeteci de bu konuyu(sanki oradaymış ya da kayıt atına almış gibi) haberleştirmiş.Hatta Özellikle sayın Özkök’e ithafen madde madde söyledikleriyle beraber.Ama yazılış şekline bakarsanız ne kaynak var ne de kanıt.”Belirtildi, kaydedildi,öngörüldü” Bir gazeteci klasiği.Sizde bunlarla ders veriyorsunuz öyle mi?Bravo…

                ””Cumhuriyet gazetesinin Cuma günü manşetten verdiği, Genelkurmay Başkanı’nın Başbakan Erdoğan’a (Genç subaylar bazı uygulamalarınazdan rahatsız) dediği iddiası, dün VATAN dışındaki büyük gazeteler tarafından da birinci sayfadan yayınlandı. VATAN ise doğrulatamadığı, ancak son zamanlarda sık sık yapıldığı gibi Ankara kulislerinde şahin kadrolar tarafından bazı kulaklara fısıldanan bu konuyu ülkenin gündemine taşımayı uygun bulmadı.” VATAN

                Vatan’ın açıklaması şu parafragla bitiyordu:

                “Nitekim, gerçekler Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hilmi Özkök’ün yarın gazetelerin Ankara temsilcileriyle yapacağı toplantıda ortaya çıkacak.”

                ”Onun gazetecilik namusunu iyi bilenlerdenim, kaynaklarının ‘güvenilir ve yüksek mevkilerde’ olduğundan en ufak bir şüphem yok. Ama öte yandan haberde yer alan bu ‘Genç subaylar tedirgin’ ifadesi de benim mantığımı fena halde zorluyordu. Asker-sivil ilişkilerinin bu ülkede nasıl yürüdüğünü az çok bilenlerdenim. Ben, hiçbir Genelkurmay Başkanı’nın bir başbakana gidip ‘Genç subaylar tedirgin’ diyeceğine inanmam. O Başbakan İsmet Paşa bile olsa, bir Genelkurmay Başkanı hiçbir şart altında bu sözü sarf etmez, edemez. İşte bu yüzden biz Radikal’de bu haberin yalanlanmasını ya da doğrulanmasını bekledik. Her ikisi de olmayınca, kendi kaynaklarımızdan kontrol edemediğimiz bir haberi yayımlamayı da doğru bulmadık” İsmet Berkan radikal.

                Org. Özkök’ün 26 Mayıs 2003’te düzenlediği basın toplantısında ;

                “Önce hepinizin soracağı soruları yanıtlayayım: Bunlardan birincisi genç subaylar tedirgin meselesi. Bu en güncel konumuz biliyorsunuz. Bu konuda bir gazetemizde bir haber yer aldı ve süratle gündemi işgal etti. Bunun tabii bir haber kaynağına istinat ettiği aşikâr. Bu haber kaynağı besbelli ki kerameti kendinden menkul bir kaynak. İki kişi arasında baş başa yapılmış bir konuşmayı her nasılsa sanki dinlemiş gibi bu habere almış ve değerli gazetecimize ulaştırmış olması gerekiyor. Bu yazıyı hazırlayan yazarımızın önem ve konumunu da dikkate aldığımız zaman, bu kaynağın üstelik önemli bir kaynak olduğunu da değerlendiriyorum. Ancak hemen vurgulamalıyım ki maalesef yanlış olmaktan öteye yalan ve maksatlı bir haber.”

                Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök, haberin gayesini çok iyi bildiği için, haberi yalanlamakla kalmamış şu çarpıcı cümleyi sarf etmişti: “Çok ağır olacak; ama lanetliyorum.”

                Bu konu da tartışılacak şey çok var aslında ama tartışılmayacak tek şey var; basın ahlakı…Buna dair sağcı, solcu,liberal ,demokrat,sosyalist vs binlerce eleştiri bulabilirim.Ama sanmıyorum ki kabul edesiniz, meydanı boş bırakmamak adına…

                ”…doğrulanmış bir haberi…” derken?

                Cevapla

                • Kemal Says:

                  Sevgili Demokrat,

                  Haklısınız “meydanı boş bırakmak” mealinde yazılı sözlerden ben de rahatsız oldum ama takdir edersiniz ki gönderdikten sonra silemiyorum…

                  Bu tepkiyi vermiş olduğum satırlar sizin şu sözleriniz üzerine yazıldı…

                  “…Bana lütfen solcu,sosyalist,sosyal demokrat (artık ne şekilde kendilerini değerlendiriyorlarsa) bir gazetenin tam da ortalığın kızıştığı bir dönemde ”GENÇ SUBAYLAR RAHATSIZ” başlığını atarken ne düşündüğünü açıklayabilir misiniz? Nedir bu manşet, haber midir,yorum mudur,yargı mıdır,gerçek midir,yalan mıdır? Ne amaçla yazılmıştır?Kaç tane genç subayla konuşulmuştur?Genç subaylar neden rahatsızdır?Maaşları mı yetmemektedir,görevlerinden mi memnun değildirler? İktidardan mı memnuniyetsizlik duymaktadırlar?Genç subaylar yeniçeri midir ki canları sıkıldıkça rahatsızlıklarını beyan etsinler?Genç subayların böyle bir beyana hakları var mıdır?Balbay tüm yüksek rütbeli subayları dolaşırken ne ara fırsat bulupta genç subaylarla görüşmüştür?Genç subaylar neden bu gazete ve bu g.y.yönetmenini tercih etmiştir?Size yüz tane daha soru çıkarabilirim bu bağlamda…”

                  Yani haberden de görüleceği üzere Balbay Genç Subaylara anket yapmadı Hilmi Özkök’ün kullandığı cümlelerden atıf yaptı. Bunun üzerine tarafımdan “bilgi sahibi olmadan fikir sahibi” olunması nitelenmesi yapıldı.

                  Doğrulanmış derken ise eldeki verilerden bir tanesi Balbay’ın notlarında Şenkal Atasagun’un ağzından söz konusu haberin bir hafta ertesinde “Eğer kaynak mektuplarsa kendilerine de bu tip bilgilerin geldiğinin” dile getirilmesi. Yani MİT başkanı kendilerine böyle bir bilgi akışı olduğunu doğrulamış durumda. Benim bildiğim kadarıyla da bu notları ne Şenkal Atasagun ne de Balbay yalanlamadı…

                  İkinci veri ise Balbay’ın yakın geçmişte yayınladığı Gerilimli Yıllar. Balbay’ın konu üzerine yazdıklarını merak ediyorsanız http://www.cumhuriyet.com.tr/?im=yhs&kid=24&hn=64734 http://www.cumhuriyet.com.tr/?im=yhs&kid=24&hn=64984 adreslerinde var.

                  Eğer Balbay’ın yazı dizisinin tamamını okursanız bir yerde Hilmi Özkök’le emekli olmalarının ardından bir 45 dakika başbaşa görüştüklerini bahsettiğini göreceksiniz. Bu konu gündeme geliyor mu bilemiyorum (hatırlayamadım) ama Balbay bugün bile halen haberinin arkasındaysa herhalde bu bir şeyi gösteriyor olsa gerek…

                  Üçüncü veri yalanlama süreceinde söylenen sözler. Öncelikle haberin geneline dair bir yalanlama yok. Öte yandan “..Bu yazıyı hazırlayan yazarımızın önem ve konumunu da dikkate aldığımız zaman, bu kaynağın üstelik önemli bir kaynak olduğunu da değerlendiriyorum…” diyerek yukarıdan bir sızdırmanın farkındayım diyor Özkök. Nitekim Özkök (sizin alıntınızda muğlak kalmış ama…) Balbay’ı değil sızdıranı lanetliyor…

                  Son olarak gene Balbay Notlarında alt kademeden birilerinin haberin gerçekliğine dair ifadeleri olduğunu da hatırlar gibiyim eğer isterseniz bakıp alıntıyı somutlaştırayım…

                  Bir de merak ettim;

                  “…Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök, haberin gayesini çok iyi bildiği için, haberi yalanlamakla kalmamış şu çarpıcı cümleyi sarf etmişti: “Çok ağır olacak; ama lanetliyorum…” cümlesini kimden aldığınızı.

                  Öncelikle lanetlenilen kişi söz konusu basın toplantasında “Bu tür dedikoduları üretenler” yani Mustafa Balbay değil (muğlak kaldığı için netleştirelim istedim). Birinci el kaynak yani basın toplantısına katılan Mustafa Balbay böyle diyor ;(bkz. http://www.cumhuriyet.com.tr/?im=yhs&kid=24&hn=64984 ). Öte yandan sizin cümleniz üzerine internetten bu cümlenin kaynağını sorguladım. Karşıma Yalçın Küçük’ün sözlerini kullanan Zaman gazetesi (14 Şubat 2009), bu haberden yola çıkan ve 7 Mart tarihinde yazan Hasan Karakaya ve ardından onu tekrarlayan Ali Bayramoğlu (18 Mart 2009).

                  Özetle, Ali Bayramoğludan başladık onda bitirdik….

                  Cevapla

                  • demokrat Says:

                    Kemal bey,

                    ”Özetle, Ali Bayramoğludan başladık onda bitirdik….”

                    Biraz kinayeli oldu sanki,önemli değil,bu arada herşeyi konuşup asıl konuyu konuşmadık tabii.

                    ”Bu dökümleri okuyanların iddianame okumasına gerek kalmıyor, zira sadece bunlar bile darbe girişimi nedeniyle sorumluların yargılanmasına yetip artacak belgeler…” demiş beyefendi.

                    Yazısında doğrular var,özellikle diğer davanın anlamsızlığı bağlamında.Ama şu söylediği görüşe katılmak mümkün değil, ben bu konudaki görüşlerimi başka bir başlık altında uzun uzun anlatmıştım.

                    Saygılar.

                    Cevapla

              • acracia Says:

                Kemal Bey:

                Elestiriniz uzerine yazima geri donup baktim ve tekrar okudum. Net ifade edememis olmaliyim: Ben kimseyi asip kesmedim, ancak “Genc Subaylar Rahatsiz” baslikli bir makale yazilmissa sayet, bu benim tasvip ettigim, katildigim, ayni fikirde olabilecegim bir durus degil. Yazinin icerigine bakmadim, bu konuda elestirinizi teslim ediyorum, ancak o tarz bir baslik benim durusuma aykiri bir durusu isaret ediyor. Ben mesela atiyorum, genc ayakkabicilar rahatsiz diye bir makale gormuyorsam, ama genc subaylardan bahsedildigini goruyorsam, haliyle hos karsilamiyorum. Ama icerigine bakmam gerekirdi, belki baslik yanilticidir. Bilmiyorum.

                Ancak baslik dusundugum, ya da bende uyandirdigi mana itibariyle genc subaylari siyasete davet eden bir yazi iceriyorsa, ben bunu da ifade ozgurlugu icerisinde karsilamakla beraber, bunu tahrik olarak yorumlamanin cok kolay olabilecegini dusunuyorum. *Ancak* tek basina bunun, birisini hapse atma sebebi olamayacagini; aksi takdirde dusunce sucu sayilacagini; tahrik ve amac gibi sebeplerle hukuki surec isletilecekse, bunun da cok sakincali oldugunu zira dusunce sucunu yargilama cizgisinin cok ince oldugunu; eger bu tarz bir tahrik sucu aranacaksa, kamusal alanda bir cok donen dolasan irkci, nefret soylemi yayan, tahrik eden, hedef gosteren, tehditkar yazilar oldugunu ve Balbay’i bir istisna olarak gostermenin dogru olmayacagini dile getirmeye calistim.

                Mustafa Balbay cok takip ettigim bir gazeteci degil. Su anda iki yildir iceride olmasina, tecrit hucre hapsinde olmasina ise prensip olarak kesinlikle karsiyim. Birisinin yargilanabilmesi icin, silahli orgut uyeligi gibi cok ama cok somut delillerin olmasi gerekir kanaatindeyim.

                Umarim bu, benim baktigim yerden goruneni daha aciklayici olmustur.

                Cevapla

                • acracia Says:

                  “Ancak baslik dusundugum, ya da bende uyandirdigi mana itibariyle genc subaylari siyasete davet eden bir yazi iceriyorsa, ben bunu da ifade ozgurlugu icerisinde karsilamakla beraber, bunu tahrik olarak yorumlamanin cok kolay olabilecegini dusunuyorum. ”

                  “iceriyorsa” degil, “iceriyorduysa” olacakti. Duzeltirim.

                  Cevapla

                  • acracia Says:

                    “Ama icerigine bakmam gerekirdi, belki baslik yanilticidir. Bilmiyorum.”

                    bu cumle de soyle olacakti:

                    “”Ama icerigine bakmam gerekirdi, belki baslik yaniltici olabilir diye. Ki basligi da duzeltmissiniz. Bilmiyorum”

                    duzeltirim.

                    Cevapla

                • Kemal Says:

                  Sevgili Acracia,

                  Aslında yazıyı Sevgili Demokrat’a yazmıştım ama sizin bir yazınızda “Demokrat: Genc Subaylarla ilgili yazdiklariniza katiliyorum. ” demiş olmanız nedeniyle size haksızlık etmek istemedim. 🙂

                  Kimseyi eleştirmek istemem. Sonuçta burada bilgilenmeye çalışıyoruz. Biraz sert yazmışsam bunun tek nedeni Balbay’a (ya da manşete) alçakça denmesi. Büyük haksızlık.

                  Haber yukarıda. Haberin kaynağını saklamak Balbay’a has bir şey değil. Gazeteci kendi kariyerini ortaya koyar ve haber yapar. Eğer güvenilir bir gazeteciyse insanlar sağlam bilgi kaynağı olduğunu bilir. Nitekim Hilmi Özkök bile Balbay’ın bilgi kaynağının yüksek kademeden olduğunu teslim ediyor. Balbay’ın şahsiyeti ve kariyeri katledilmeye çalışılıyor. Ve kirli bir yöntem kullanılıyor. Özü bu yazdıklarımın.

                  Sevgiler.

                  Kemal

                  Cevapla

                  • acracia Says:

                    Kemal Bey:

                    Elestiri sorun degil; ben bundan gocunmam. Ben icerigi okuyunca da cok ikna olmus sayilmam. Benim elestirinizin hakkini asil teslim ettigim nokta makalenin icerigini kendim okumadan yorum yapmis olmakti.

                    Hem sizin hem de size cevaben Demokrat rumuzlu okuyucunun yazdiklarinizi okudum. Sunu dile getirmek isterim: bu haberi yapmak var, yapmak var. Sonucta yapilan bir seyi iletmek, haber yapmak dahi olsa, hangi bakis acisiyla yapildigi hakkinda ipucu verebilir. Bu tarz bir haberi vermek demenin ne anlama gelecegini, aslinda aba altindan sopa gosteriyor konumuna dusmek olacagini biliyor olmali kendisi. Ben bu tarz bir durusu paylasmiyorum. Kendi adima kabul de edebilecegim bir sey degil. Ancak bunun, tek basina birisini orgut uyesi yapmayacagini da biliyorum.

                    Burada zaten asil yanlis olan, ordunun aba altindan sopa gosterebilirligi idi, sistem olarak. Vesayetin bitmesi bu sebeple onemli. Ha, simdiki sivil yapi cok mu demokratik? Yok, bence hic de degil. Hele ki son bagimsiz adaylara yapilanlara baktiktan sonra…

                    Buna karsilik, her ne kadar sevmeseniz de, gorusleri yuzunden birisini iceri atamazsiniz. Ya da atmamaniz gerekir. Hele ki tecrit edip, henuz mahkeme karara baglanmamisken iceride iki yil asla yatirmamak gerekir–insan haklari adina. Fikirlerini begenmesek de Ergenekon mensubu olabilmesi icin, cok somut eylemler icerisinde oldugunun ispati gerekir–bunun icin de gazetede yazi yazmaktan fazlasi gerekir.

                    Ben de bir yazi alintisi yapayim, Ahmet Insel’den, ne demek istedigimi gayet guzel ifade etmis:

                    Ergenekon davasında ilk iddianame yayımlandığında hem çok sevinmiştik hem biraz endişelenmiştik. Sevinmiştik çünkü nihayet devlet içinde ve çeperinde yuvalanmış suç oluşumlarına, asker-sivil ayrımı gözetmeden müdahale ediliyordu. Bir yıl önce ‘darbe günlükleri’ni yayımlayan Nokta dergisini kapattıran gücün bir kolu, şimdi yargıya hesap verme durumundaydı. Türkiye’nin kanlı, baskılı, tehditli, kriminal yakın tarihinin sorumlularının cezalandırılması kapısı açılmıştı.
                    İddianameler yayımlandığı zaman sevincimize kaygı ilave oldu. Son derece uzun, içinde ilgili ilgisiz bilgi ve delillerin yer aldığı bu iddianame, isnat edilen suçun somut delillerini göstermekle yetinmiyordu. Bunun çok ötesine giderek, bir siyasal zihniyetin temsilcisi bazı kişileri teşhir etmeyi, itibarsızlaştırmayı hedefliyordu. Ama gene de atılan adım demokratikleşme açısından son derece önemliydi.

                    ‘Muhalif olma’ suçu
                    Bunun ardından dalga dalga yeni tutuklamalar geldi. İddiaların kapsama alanı hep genişledi. Demokratik bir toplumda ceza yargısı alanına girmesi gereken suçlarla ‘muhalif olma’ suçları birbirine karışmaya başladı.
                    İlk büyük kırılma noktası, 2009’da Türkân Saylan ve ÇYDD yöneticilerine de ‘Ergenekon terör örgütüne üye olma’ suçlamasının yöneltilmesi oldu. Saylan, hayır işi gibi gözüken çalışmalarda darbecilerle aynı arka plana sahip olduğu suçlamasına maruz kaldı. ‘Burs verme adı altında çağdaş çocuk yaratma projesi’ suçu ihdas edildi. ÇYDD’nin asıl misyonunun toplumu laik olmayanların olası egemenliğinden korumak ve laik hegemonyayı genişletmek olduğu ifade edildi. Artık açık biçimde siyasal muhalifini hedef alan bir sindirme davası, ilk Ergenekon davasının yanında devreye girmişti.
                    Bu sindirme operasyonu Hanefi Avcı’nın tutuklanmasıyla yeni bir mecraya girdi. Bu kez polis içindeki bazı çevrelerin yönlendirdiği izlenimi veren bir susturma operasyonu başladı. İtibarsızlaşma efekti olarak eski Kurtuluş çevresi kullanıldı.
                    Nedim Şener ve Ahmet Şık’ın tutuklanmaları bunun bir sonraki adımıdır. Polis içindeki yapılanmaya yönelik eleştirileri susturmak için Ergenekon’a karşı mücadele yürütme bahanesi bir zırh olarak artık açıkça kullanılıyor. Ergenekon davası işte tam bu noktada makas değiştiriyor.
                    Bu vesileyle yeni bir suç tanımının da ortaya çıkmaya başladığını görüyoruz: ‘Darbeye psikolojik ortam hazırlamak’ suçu. Totaliter yapılara özgü suçlamaları çağrıştıran bir suç bu. Darbeye katılma özel kastının savcılık tarafından ispat edilmesine dayanmıyor. Darbe fikrine sempati duyulduğu yönünde oluşan bir kanaati veya açık bir sempati ifadesini terör örgütüne üyelikten yargılanmak için yeterli görüyor.

                    Kapsamda aşırı genişleme
                    Bugün terör örgütü üyeliği veya çete üyeliği iddialarının kapsamının aşırı biçimde genişletilmesinin vahim sonuçlarını görüyoruz. Bu şekilde kapsamı son derece genişleyen Ergenekon davaları, ivedilikle cezalandırılması asıl gereken, darbe planları yapmış, silahlı şiddeti örgütlemiş, cinayet işlemiş veya bunu azmettirmiş, silah depolamış, yasadışı eylemlerde bulunmuş kişilerin de gölgede kalmasına yol açıyor. Mağduru oynamalarına izin veriyor. Ergenekon davaları başka bir hesaba kurban ediliyor endişesi, eski sevincimizin yerini almış durumda.
                    Bütün bunların sonuçta hesabı siyasal iktidardan sorulur. Savcı, hâkim, polis kamuoyunun muhatabı değildir. Yargının ve polisin yaptıklarının siyasal sorumluları İçişleri ve Adalet bakanlarıdır. Bütün demokratik rejimlerde bu asli bir ilkedir. Sadece bakanlar değil, sorumluluk ortaklığı çerçevesinde hükümetin başı da siyasal olarak sorumludur.
                    “Yargı bağımsız” deyip boyun bükerek hükümet olunmaz. Polisin hazırlık fezlekesinin esas olduğu, savcıların daha çok kayıt memuru gibi çalıştıkları izlenimi güçlendiği ölçüde, İçişleri Bakanı’na dönüp, “Polis de mi bağımsız” diye sormak, bugün kaçınılmazdır.
                    Başbakan “Faturayı bize çıkartamazsınız” diye huzursuzlanıyorsa eninde sonunda bu faturanın kendi önüne konacağını gayet iyi biliyor demektir.”

                    http://www radikal com tr/Default.aspx?aType=RadikalYazar&ArticleID=1042218&Yazar=AHMET%20%DDNSEL&Date=08.03.2011&CategoryID=97

                    Son olarak, ben de bu yuzden Ergenekon ile iliskilendirilmek icin fikirlerden cok daha fazlasi gerekir demeye calisiyorum. Her ne kadar o fikirler, ifade edilis bicimleri benim asla kendi adima kabul edebilecegim fikirler olmasa da, adalet adina, hukuk adina bu boyle.

                    Cevapla

                    • demokrat Says:

                      sayın acracia,

                      çok güzel ifade etmişsiniz,bu ifadenin ve Ahmet İnsel’in yazısının üzerine fazlaca yazacak birşey kalmamış.Bence bu konuyu fazla uzatıp asıl başlığa dönmek gerek sayın Kemal beyin’de dediği gibi.

                      Saygılar.

                    • Kemal Says:

                      Merhaba Acracia,

                      Teşekkürler yazı için. Durumu ben de Ahmet İnsel’le aynı şekilde değerleniriyorum.

                      Aynı şekilde senin en son yazdıklarına da imza atarım:

                      “…Son olarak, ben de bu yuzden Ergenekon ile iliskilendirilmek icin fikirlerden cok daha fazlasi gerekir demeye calisiyorum. Her ne kadar o fikirler, ifade edilis bicimleri benim asla kendi adima kabul edebilecegim fikirler olmasa da, adalet adina, hukuk adina bu boyle…)

                      Sevgiler.

                      Kemal

              • Kemal Says:

                Sevgili Demokrat,

                Haklısınız “meydanı boş bırakmak” mealinde yazılı sözlerden ben de rahatsız oldum ama takdir edersiniz ki gönderdikten sonra silemiyorum…

                Bu tepkiyi vermiş olduğum satırlar sizin şu sözleriniz üzerine yazıldı…

                “…Bana lütfen solcu,sosyalist,sosyal demokrat (artık ne şekilde kendilerini değerlendiriyorlarsa) bir gazetenin tam da ortalığın kızıştığı bir dönemde ”GENÇ SUBAYLAR RAHATSIZ” başlığını atarken ne düşündüğünü açıklayabilir misiniz? Nedir bu manşet, haber midir,yorum mudur,yargı mıdır,gerçek midir,yalan mıdır? Ne amaçla yazılmıştır?Kaç tane genç subayla konuşulmuştur?Genç subaylar neden rahatsızdır?Maaşları mı yetmemektedir,görevlerinden mi memnun değildirler? İktidardan mı memnuniyetsizlik duymaktadırlar?Genç subaylar yeniçeri midir ki canları sıkıldıkça rahatsızlıklarını beyan etsinler?Genç subayların böyle bir beyana hakları var mıdır?Balbay tüm yüksek rütbeli subayları dolaşırken ne ara fırsat bulupta genç subaylarla görüşmüştür?Genç subaylar neden bu gazete ve bu g.y.yönetmenini tercih etmiştir?Size yüz tane daha soru çıkarabilirim bu bağlamda…”

                Yani haberden de görüleceği üzere Balbay Genç Subaylara anket yapmadı Hilmi Özkök’ün kullandığı cümlelerden atıf yaptı. Bunun üzerine tarafımdan “bilgi sahibi olmadan fikir sahibi” olunması nitelenmesi yapıldı.

                Doğrulanmış derken ise eldeki verilerden bir tanesi Balbay’ın notlarında Şenkal Atasagun’un ağzından söz konusu haberin bir hafta ertesinde “Eğer kaynak mektuplarsa kendilerine de bu tip bilgilerin geldiğinin” dile getirilmesi. Yani MİT başkanı kendilerine böyle bir bilgi akışı olduğunu doğrulamış durumda. Benim bildiğim kadarıyla da bu notları ne Şenkal Atasagun ne de Balbay yalanlamadı…

                İkinci veri ise Balbay’ın yakın geçmişte yayınladığı Gerilimli Yıllar. Balbay’ın konu üzerine yazdıklarını merak ediyorsanız http://www.cumhuriyet.com.tr/?im=yhs&kid=24&hn=64734 http://www.cumhuriyet.com.tr/?im=yhs&kid=24&hn=64984 adreslerinde var.

                Eğer Balbay’ın yazı dizisinin tamamını okursanız bir yerde Hilmi Özkök’le emekli olmalarının ardından bir 45 dakika başbaşa görüştüklerini bahsettiğini göreceksiniz. Bu konu gündeme geliyor mu bilemiyorum (hatırlayamadım) ama Balbay bugün bile halen haberinin arkasındaysa herhalde bu bir şeyi gösteriyor olsa gerek…

                Üçüncü veri yalanlama süreceinde söylenen sözler. Öncelikle haberin geneline dair bir yalanlama yok. Öte yandan “..Bu yazıyı hazırlayan yazarımızın önem ve konumunu da dikkate aldığımız zaman, bu kaynağın üstelik önemli bir kaynak olduğunu da değerlendiriyorum…” diyerek yukarıdan bir sızdırmanın farkındayım diyor Özkök. Nitekim Özkök (sizin alıntınızda muğlak kalmış ama…) Balbay’ı değil sızdıranı lanetliyor…

                Son olarak gene Balbay Notlarında alt kademeden birilerinin haberin gerçekliğine dair ifadeleri olduğunu da hatırlar gibiyim eğer isterseniz bakıp alıntıyı somutlaştırayım…

                Bir de merak ettim;

                “…Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök, haberin gayesini çok iyi bildiği için, haberi yalanlamakla kalmamış şu çarpıcı cümleyi sarf etmişti: “Çok ağır olacak; ama lanetliyorum…” cümlesini kimden aldığınızı.

                Öncelikle lanetlenilen kişi söz konusu basın toplantasında “Bu tür dedikoduları üretenler” yani Mustafa Balbay değil (muğlak kaldığı için netleştirelim istedim). Birinci el kaynak yani basın toplantısına katılan Mustafa Balbay böyle diyor ;(bkz. http://www.cumhuriyet.com.tr/?im=yhs&kid=24&hn=64984 ). Öte yandan sizin cümleniz üzerine internetten bu cümlenin kaynağını sorguladım. Karşıma Yalçın Küçük’ün sözlerini kullanan Zaman gazetesi (14 Şubat 2009), bu haberden yola çıkan ve 7 Mart tarihinde yazan Hasan Karakaya ve ardından onu tekrarlayan Ali Bayramoğlu (18 Mart 2009).

                Özetle, Ali Bayramoğludan başladık onda bitirdik….

                Cevapla

                • demokrat Says:

                  Kemal bey,merhaba tekrar

                  Her ne kadar yukarda asıl konuya dönelim desem de bu güzel tartışma/bilgilenme ortamı insanı yazmaya itiyor.

                  Hemen söyleyeyim,ben her görüşten insanları okumaya gayret ediyorum zamanım yettiğince.Önyargılarım yoktur.

                  Evet başlık ‘tedirgin’ olacak ama benim açımdan bu çok fazla birşey ifade etmiyor,maksat belli olunca iki kelime de birbirine yakın duruyor.

                  Sayın Özkök’ün de ifade ettiği gibi burada bir kullanılma var ve eminim Balbay’da bu süreçte kullanıldığını kabul ediyordur.Mesela şu günlerde bu manşeti atmazdı(korktuğu için demiyorum ‘doğru’su bu olduğu için.)Bana göre her gazeteci hata yapabilir,atlayabilir,yanlış yönlendirilebilir,aldatılabilir ama zaman ve gündem olarak bakıldığında O tarihte böyle bir manşet atmaya hakkı yoktu, en hafifinden TSK’yı yıprattı,gerisini de katılan yorumcularımız yeteri kadar ifade etti zaten.

                  Saygılar.

                  Cevapla

        • Kemal Says:

          Sevgili Demokrat,

          Öncelikle manşetin aslı GENÇ SUBAYLAR TEDİRGİN. Yani RAHATSIZ değil. Aralarında nuans var ama inanılmaz bir şekilde RAHATSIZ olarak kamuya maloldu.

          İkincisi aslında manşetin kaynağı Hilmi Özkök. Hilmi Özkök ve Tayyip Erdoğan görüşme yapıyor. Bu görüşmede Hilmi Özkök bunu dile getiriyor. Bir şekilde bu bilgi Balbay’a aktarılıyor ve Balbay o görüşmede bu söylendi diye manşet atıyor. Yani ordudda bir anket yapıp sonuç yayınlanıyor gibi değil hikaye. İki kişinin görüşmesinden çarpıcı bir manşetin dışarı sızması…

          Öte yandan Balbay diyor ki, herkesin yok böyle bir durum dediği ortamda ben gerçekleri manşete çektim, gerginliği kamuoyuyla paylaştım. Yani gazetecilik yaptım. Saklayıp beklemedim diyor ki kanımca oldukça haklı bir argüman…

          Sevgiler.

          Cevapla

  8. trekking Says:

    “Son derece uzun, içinde ilgili ilgisiz bilgi ve delillerin yer aldığı bu iddianame” Acracia nin Ahmet İnsel’den alıntıladığı bölüm.

    Gerçekten de iddianame de pasta,çörek,turşu tarifleri, okey’e dördüncü muhabbetleri, denizde kulağına su kaçınca tek ayak üstünde suyu çıkarma egzersizleri gibi veya güler kömürcü, tuğrul türkeş arasında geçen belden aşağı telefon tapeleri gibi konular mevcut.

    ” ‘Darbeye psikolojik ortam hazırlamak’ suçu. Totaliter yapılara özgü suçlamaları çağrıştıran bir suç bu. Darbeye katılma özel kastının savcılık tarafından ispat edilmesine dayanmıyor.”

    Bu sözün bittiği yer. fmeraklı ‘nın da buna benzer bir yorumu yukarıda olmuştu. Arı hareketinin İstanbulda düzenlediği toplantıda Yıldıray Oğur “Ergenokon öyle bir örgüt ki, örgüte üye olduğunu bilmeyenler var” tesbiti bu konuda söylenebilecek son sözdü herhalde.Burdan yola çıkarak bu blogda yazan pek çok yorumcu da örgüt üyesi olduğunu bilmeyen örgüt üyesi olabilir pekela.

    Bakın şimdi Ergenekon iddianame sine göz gezdirdiğinizde, örgütün net bir tanımının yapılmadığını görüyorsunuz. 85,109,153,346. sayfalarında hep değişik tanımların ve örgüt yapılanmasının olduğunu görüyorsunuz. Fazla uzatmamak adına bu syfaları alıntılamıyorum. Merak eden bakar.

    Bir de yukarıda biryerlerde fmeraklı Hurşit tolon’dan bahsederken şöyle yazmış.
    “Tolon’un Ornek gunluklerine iliskin yaptigi “benimli ilgili kisimlarda bir yanlislik olmadigi icin tekzip etme yoluna gitmedim” seklindeki aciklamasi da bir sey soylemiyor Ornek gunluklerinin sahte oldugunu iddia edenlere.”

    Buradan böyle bir çıkarsama nasıl yaptınız doğrusu ilginç. Tekzip etmemesi yazılan kısımlarla ilgilidir. Bu günlüğün doğru olduğunu ispat etmeye yaramaz ki?

    Fmeraklı yine yukarıda bi yerler de Hurşit Tolon ile ilgili olarak, Özden Örnek günlüklerinde kendisi ile ilgili ifadeleri tekzip etmeye gerek görmediğinden bahisle, bu günlükler uydurma diyenlere duyurulur

    Cevapla

  9. fmerakli Says:

    Kemal Bey,

    Yukaridaki yaklasik 5-6 yorumda bana yonelik soru ve elestirilerinizi yanitlayacagim.

    Oncelikle blogtaki eski tarohli yorumlarima bakarsaniz Balbay’in tutuklu yargilaniyor olmasina yonelik elestirilerimi sayisiz defa dile getirdigimi goreceksiniz, ama bu demek degildir ki Balbal’insutten cikmis ak kasik olduguna inaniyorum, Yildirim Turker’in alintiladigim yazisinda yer alan ve sonrasinda bir baska yorumda tekrar dikkat cektigim Balbay’in nasil bir vatandas oldugu yonuindeki tespitine ben de katiliyorum.

    Bir de yorumlarinizi okudugumda ya da ben ya da bir baska yorumcu sanki Balbay’a isnat edilen suclarin delili olarak Balbay’in notlarinda yer alan 28 Subat donemi aktorlerinden birisinin ifadelerini gostermisiz gibi, “Balbay’in cebren hukumeti devirmeye tesebbus etmesinin delili bu mu? Saka gibi” mealinde sorularinizi gordugumde Ergenekon davasi ikinci iddianamesini okumamis oldugunuz seklinde bir algiya kapiliyor, ve tam da burada kimi yorumculari itham ettiginiz seyden, yani bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olmaktan muzdarip oldugunuzu dusunmeye basliyorum.

    Ben 1970 sayfalik iddianamenin tamamini okudum, haftalarimi aldi, ama meraktan ziyade mesleki bir sorumluluk kaygisi ile sadece ikinci iddianameyi degil,balyoz/ergenekon davalarinda su ana kadar aciklanan tum iddianameleri okudum. Eger siz de okumus olsa idiniz Balbay’a isnat edilen suclar arasinda “Devletin güvenliği, iç veya dış siyasal yararları bakımından niteliği itibarıyla gizli kalması gereken” bilgiler iceren tam 436 (yaziyla dort yuz otuz alti) belgenin, “Yetkili makamların kanunu ve düzenleyici işlemlere göre açıklanması yasakladığı ve niteliği bakımından gizli kalması gereken” 16 belgenin, yine bizli nitelikte olan Milli Guvenlik Kurulu toplanti tutanaklarinin vs. ele gecirildigini gorurdunuz. YIne iddianamenin Mustafa BAlbay’a ayrilan 865-1014 arasi sayfalarini okusa idiniz Balbay’a isnat edilen suclarin notlarinda yer alan 28 Subat donemi aktorlerinin ifadelerine indirgenemeyecegini gorecektiniz. HAl boyle iken benim acimdan boyle absurd bir indirgemede bulunmak ya iddianameyi okumamis olmaktan kaynakli bir naiflik ya da iddianame okundu ise iyi niyetli addedilemeyecek bir girisimdir…

    Bir de “Genc Subaylar Tedirgin” mansetini alcak olarak nitelemem de sizi rahatsiz etmis. Etmeseydi sasardim…

    Benzer bir karargah orjinli dezenformasyon eylemi olan “Alcaklari Taniyalim” yazisi ne kadar asagilik bir yazi idiyse, bu mansete konu olan yazi da hem icerigi hem de verdigi mesaj acisindan ayni derecede asagiliktir, ki bunun nedenlerini yukarida detaylica, hakkini vererek sevgili demokrat aciklamis, benim ustune ekleyecek bir hecem dahi yok…

    O aciklamaya ragmen sizin hala haber dogru demissiniz, demeseydiniz sasardim…

    Ama en cok sastigim sey, bunu derken guya haberin dogruluguna kanit olarak Balbay’in notlarinda yer alan Senkal Atasagun gorusmesine atifda bulunmaniz. Notlardaki gorusmede haberin kaynagina iliskin hicbir bilgi yok, Atasagun Balbay’a haberin kaynagini soruyor, Balbay’in buna ne cevap verdigi belli degil, notlarda bu bilgi yok. Ama Atasagun’un bahsettigi mektuplar o donem Cetin Dogan’in komutani oldugu 1. Ordu’da geliyor ve Atasagun o mektuplar ile ilgili su ifadeyi kullaniyor, ya da sizin deyiminizle Atasagun sunu dogruluyor: `1. Ordu`dan gelen mektuplara bakılırsa ordu ihtilale hazır`

    Ozkok tarafindan sadece yalanlanmayan ustune bir de lanetlenen haberin iceriginin MIT’e gelen mektuplar degil, Erdogan ve Ozkok arasinda gecen ikili bir gorusmeye iliskin olmasi nedeni ile fiilen ve mantiken mumkun olmasa da iddia ettiginiz gibi o gorusmenin Balbay ve Atasagun tarafindan yalanlanmamis olmasi haberin dogrulugunun kaniti ise o gorusmede Atasagun’un Cetin Dogan’in ihtilal hazirliginda olduguna iliskin ifadesini de dogru kabul etmeniz ve o dogrultuda tavir almaniz gerekir. O notlarda yer alan bilgilere bu sekilde tutarli yaklastiginizi gosterecek bir tavir aldiginizi da gormedik, alsaydiniz sasardim…

    Cevapla

  10. Kemal Says:

    Sevgili Fmeraklı,

    Bakın sizi daha fazla hırpalamak istemiyorum çünkü varlığınız ve muhalif sorularınız sayesinde blog okuyucuları konuları daha etraflıca tartışmak zorunda kalıyor ve ben kendi adıma varlığınızdan gerçekten çok yararlanıyorum. Ama şu yukarıda vermiş olduğunuz cevap meraklı bir akademisyen adayından çok inatçı ve sabit fikirli birisine yakışıyor. Akademisyen adayı diye hitap ettim (yanlışsam düzeltin) çünkü henüz önyargı ve bilgi arasındaki farkı ve “rigor” denen kavramı tam olarak sindirmemiş olduğunuzu görüyorum.

    NEREDEN BAŞLADIK, NEREYE GELDİK?

    (sizden alıntı)

    “…belki Balbay’i vicdanen mahkum edenlerin, bunu sebepsiz yapmadiklarini, EN BÜYÜK SEBEBİN de demokrat’in dikkat cektigi “genc subaylar rahatsiz” mansetine ek olarak Balbay’in da gercekligini kabul ettigi notlar oldugunu gorme firsatiniz olur…”

    (Büyük harfler tarafımdan yapıldı)

    EN BÜYÜK SEBEP neymiş? Notlar ve Genç Subaylar “Rahatsız” manşeti…

    Ardından “Nereden biliyorlarmış, Genç Subaylar arasında anket mi yapmışlar” mealinde ifadelerin geçtiği ve yanlış bilgi üzerinden şekillenmiş olduğu açık bir yorumun ardından

    (gene sizden alıntı)

    “…yukaridaki yorumunuzun ustune hece eklemek haddim degil, sadece Balbay’in o alcak manseti uzerine yazdiklarinizi okurken, gozumun onune gozaltina alinirken Balbay’in kameralara sari basin kartini gosterdigi o enstantane geldi…”

    diye yazdınız.

    İki olasılık vardı. Ya siz haber hakkında doğru bilgi sahibiydiniz ve yukarıda dile getirdiğim yorumun yanlış bilgi üzerinde şekillendiğinin farkındaydınız ama “Hece Eklemek” haddiniz değil diyerek bundan imtina ettiniz. Ama bu davranış akademik ahlakla bağdaşmayacak bir davranış olurdu. Her ne kadar ben sizin ahlakınız hakkında sadece yazdıklarınızdan bilgi sahibi olsam da bu olasılığı göz ardı ederek ikinci olasılığın geçerli olduğunu varsaydım. Yani sizin de bilgi sahibi olmadığınız bir konuda “hakaret” içerecek derecede kuvvetli fikirlerinizin olduğuna inanmayı tercih ettim. (Yanlış bir varsayım yapmışsam düzeltin)

    Gelinen noktada görülen Genelkurmay Başkanı ve Başbakan ikili bir görüşme yapıyor ve bu görüşmenin içeriği (Hilmi Özkök tarafından nitelendiği şekliyle) “önemli bir kaynak” tarafından Balbay’a iletiliyor.

    Bu bilgi haber niteliği olan bir bilgi mi? Sanırım aksini iddia etmeyeceksiniz.

    İçeriğinde yanlış mı var? Yalan mı var? Bana deyin ki şu satırda söylenilen yalan ve saptırma ve alçakca. Şu kadar yazmışsınız ama özetle söylediğiniz “Neden Hilmi Özkök’ün Başbakana aktardığı sıkıntıları Balbay haber yapıyor?”. Takdir edersiniz ki adamın işi bu. Haberci…

    Haberin içerisinde Hilmi Özkök tarafından Başbakana iletildiği söylenen sıkıntıların büyük kısmı Hilmi Özkök tarafından yalanlanmıyor zaten. “Genç” kısmında bütün gürültü kopuyor. Milliyet’in konu üzerinde yazmış olduğu haberden alıntı yapalım,

    “…Alt kademelerden üst düzey komutanlara yansıtılan bu tepkilerin değerlendirilmesi sonucu Özkök’ün zaman zaman Milli Güvenlik Kurulu’nda (MGK) kimi zaman da ikili görüşmelerinde Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ve hükümete uyarı mesajları verdiği kaydediliyor.Alt kademeden doğrudan tepki alan üst düzey komutanların, kamuoyuna yansıtılan Genelkurmay-Hükümet ilişkilerindeki üslubun yetersiz olduğu yönünde değerlendirmeler yaptıkları belirtiliyor..”

    Üç aşağı beş yukarı aynı ifadeler. Alçakça bir haber daha mı bu da?

    NEYİ TARTIŞIYORUZ?

    Dananın kuyruğu nerede kopuyor? Genç Subaylar meselesinde. Bu haber ne iddia ediyor?

    Genelkurmay Karargahına, ordunun daha alt kademeleri tarafından kaygıları iletiliyor (Haberden alıntı “…Komuta kademesine sürekli tedirginlikler iletiliyor. Özellikle genç subaylarımız durumu endişeyle izliyor…”)

    NEYİ İDDİA EDİYORSUNUZ?

    “Genç Subayların tedirginliği yoktu, olsa bile bunları karargâha iletmiyordu” diye mi iddia ediyorsunuz?

    Öncelikle ilk kısmına bakalım (olası) iddianızın, yani Genç subayların tedirginliği yoktu kısmına…

    Bunu Hilmi Özkök dahi reddetmiyor. (Basın toplantısından) “…Şayet TSK’de tedirginlik varsa bu bir kesimde değil, TSK’nin bütünündedir. TSK olarak çeşitli konularda derin kaygı ve duyarlılıklarımız gayet tabii ki vardır. Hepimiz bazı konularda hassasız. TSK bir bütündür. Genç Subaylar tanımına dayalı olarak yapılan yorumları reddediyorum. Üzüntüyle karşılıyorum. Bizde gövde-baş ayrı değildir. Kaygılarımız ortaktır… Bütün bunlar hiçbir rahatsızlığımız yokmuş anlamına gelmez…”

    Haberin içeriğinden alıntı yapalım:”…Bu tür uygulamalarınız bizim tabanımızdaki kaygıyı arttırıyor. Komuta kademesine sürekli tedirginlikler iletiliyor. Özellikle genç subaylarımız durumu endişeyle izliyor. Sonuç olarak kaygı sadece genç kesimde değil genelimizdedir. Bir huzursuzluk, tedirginlik, kaygı yaşanmaktadır…”

    Basın toplantısıyla – haber metninde aynı şey söylenmemiş mi? Bu nasıl yalanlama?

    SIKINTI NEREDE?

    Haber Genelkurmay Karargahı ile daha alt kademe arasında bir görüş ayrılığı olduğuna dikkat çekiyor. Sıkıntı burada. Böyle bir görüş ayrılığı yok muydu? İddianız bu mu?

    Bir kere yazmıştım. Mehmet Ali Kışlalı Galatasaray üzerine yazdığı yazılarda dahi kenar süsü olarak bu görüş ayrılığını sürekli yazıyordu. Bir grup hükümete daha sert tepki verilmesi ve rahatsız oldukları uygulamaların en üst düzeyden gündeme getirilmesini istiyor, öte yandan Genelkurmay Karargahında hakim olan görüş hükümete zaman tanınması yönünde.

    Marslılar bile artık bu görüş ayrılığının var olduğunu biliyor. O halde? Var olan bir durumun altının çizilmesi, neden alçakça oluyor? Devekuşu muyuz ki kafamızı kuma görelim. Gazete dediğiniz haber verir. Doğru haber verir. Siz nasıl gazeteleri tercih edersiniz bilemiyorum…

    Buradan gelelim (olası) iddianızın ikinci kısmına. Yani Genç Subaylar arasında bir endişe var ama bu karargaha iletilmiyordu. Şenkal Atasagun’a dair alıntım sanırım zaten bir yerlere iletiliyor olduğunu gösteriyor.

    NEREYE GELDİK?

    Genç Subaylar ve Notların EN ÖNEMLİ SEBEP olmasından çıktığımız yolculuğun geldiği nokta “Gizli Belge Bulundurma” …

    Balbay eğer gizli belge bulundurmak suçundan 2 yıldır hapis yatıyorsa acaba Baransu ya da Tayyar’a dar gelmeyecek cezaevini kimler yapabilecek? Bir gazetecide hem de Ankara temsilcisinde gizli belge çıkmış. Vay canına!

    BAŞKA SORUNUZ?

    Nereden Nereye geldiğimizi özetlemek gerekirse, bilmediğiniz bir haber üzerinden, ön yargıyla, kulaktan dolma (tam da bir akademisyen adayına yakışacak şekilde!!) bir yargıda bulundunuz.

    Haddim olmayarak size bir önerim olacak. Birileri böyle bir durumda sizin dikkatinizi çektiğinde göstermeniz gereken tavır, öncelikle bu hatanızın kabullenilmesi olur. Sizin yukarıda yazdıklarınızda ben buna dair en ufak bir işaret görmüyorum. Bu nedenle zaten inatçı ve sabit fikirlilere yakışan bir yanıt olmuş diye başladım yazıma…

    Kalkıp bana Şenkal Atasagun’un ifadelerini dile getirmeniz ise “rigor” konusunda yetersiz olduğunuzu düşünmeme neden oldu. Öncelikle bu sayfada kendi yazdıklarımdan iki alıntı yapayım:
    “…Darbe olsa iyi olur diye söylenen bir kaç subay var, hükümete küfreden, politikalarını eleştiren v.b. bazı generaller var. Peki darbe planı?..”
    “..Ben mi bir şeyler kaçırıyorum, yoksa gene askerlerin siyasete karışmasından, siyasi konularda yorum yapmasından, hükümet üyelerine küfür etmesinden ve askeri müdahalelerin çözüm olacağını savlamalarına yönelik ifadelerinden DARBE PLANI’na delil çıkarıyoruz…”
    Şimdi yukarıda vermiş olduğum GERİLİMLİ YILLAR dizisindeki atıfta Mustafa Balbay ne diyor ona bakalım:

    “2009 yılındayız ve soruyorum:

    Bugün neyi konuşuyoruz?

    Şunu:

    Türkiye 2003-2004’te çok ciddi darbe tehlikeleri atlatmış. Darbenin kıyısından dönmüşüz.

    Doğrudan “darbe” tehlikesi değil ama, çok ciddi bir iç sıkıntı olduğunu, o günlerde, sıcaklığın yaşandığı günlerde kim yazmış?

    Cumhuriyet gazetesinin Ankara Temsilcisi Mustafa Balbay. Her şey bir yana, bu hakkımın teslim edilmesini isterim…”

    Şimdiden sizin yukarıdaki ifadelerinizden alıntı yapalım:

    “..Ama Atasagun’un bahsettigi mektuplar o donem Cetin Dogan’in komutani oldugu 1. Ordu’da geliyor ve Atasagun o mektuplar ile ilgili su ifadeyi kullaniyor, ya da sizin deyiminizle Atasagun sunu dogruluyor: `1. Ordu`dan gelen mektuplara bakılırsa ordu ihtilale hazır..”

    “…Atasagun’un Cetin Dogan’in ihtilal hazirliginda olduguna iliskin ifadesini de dogru kabul etmeniz ve o dogrultuda tavir almaniz gerekir. O notlarda yer alan bilgilere bu sekilde tutarli yaklastiginizi gosterecek bir tavir aldiginizi da gormedik, alsaydiniz sasardim…”

    Takdir edersiniz ki ben Mustafa Balbay’ın haberinin içeriğinin doğruluğuna bir kanıt olarak Atasagun’u verdim. Kanıt mıdır? Aksini iddia etmiyorsunuz anlaşılan.

    Siz ise tartışmanın odağını kaydırıp başka bir konuyu tartışmaya açıyorsunuz. “Ordu ihtilale hazır” cümlesi Darbe Planı yapıldığına kanıttır diye iddia ediyorsunuz (sanırım?). Yukarıda alıntı yaptığım yazılarım ve (onlarcasında) ben de (Mustafa Balbay da) aklı başında yüzlerce insan da zaten ordu içerinde birilerinin darbe heveslisi olduğunu reddetmiyoruz.

    Peki ben neden böyle bir yargıya sahibim? Ön yargılarımdan kaynaklanmıyor ki bu yargım. Elbette bilgiye dayanıyor ve sizin atıfta bulunduğunuz cümlede bu yargımın şekillenmesine yol açan bilgilerden bir tanesi. Yani orduda darbe heveslisi birileri var. Bunun yanı sıra darbe heveslisi olmasa da hükümete daha sert tepki göstermesini talep edenler de var. Bunları birbirinden ayırmak gerekli…

    Öte yandan benim ve pek çok yorumcunun onlarca kez yazdığı üzere darbe niyetine sahip olunması SUÇ DEĞİL, darbeye teşebbüs edilmesi SUÇ. Teşebbüs nedir? Plan yaparsın, cunta oluşturursun, görev dağılımı yaparsın, v.b. bir süreçtir teşebbüs. O halde sorarsın MİT’e bana belgeleri, bilgileri, kanıtları gönderin diye. O da gönderir. İddianame’ye eklersin ve böyle bir blog oluşturulmasına gerek kalmaz. Çünkü o zaman elimizde üzerinde tartışılacak bir çete tarafından oluşturulduğuna inanmakta olduğum ve sonradan yaratıldığı açık bir 11.CD’den daha sağlam bilgi-belge v.b. şey olurdu.

    Var mı sizin elinizde böyle bir şey? Olsa herhalde şimdiye kadar hem bizimle hem de yargıyla paylaşırdınız.

    Benim yaptığım alıntı MİT’e haber aktarıldığının ve bir rahatsızlığın var olduğunun kanıtı. Ama sizin yaptığınız alıntı Darbe Planı yapıldığının kanıtı değil. Sadece niyetli kişiler olduğunun kanıtı. Reddeden mi var? “Rigorous” olmak böyle bir şey…

    Son olarak 1970 sayfalık iddianamenin tamamını okudum demişsiniz. Okuduklarınızı anlama konusunda ben de yavaş yavaş şekillenen görüş üzerinden diyebilirim ki, o kadar okumanın ardından siz ancak bunları yazabilirdiniz.

    Yazmasaydınız şaşardım.

    Sevgiler.

    NOT: https://cdogangercekler.wordpress.com/2011/04/14/1-ordu-plan-semineri-ve-a-b-d-ordusunun-bir-talimatnamesi/#comment-6093 başlığında size yöneltmiş olduğum sorular halen boynu bükük bir şekilde yanıt bekliyorlar.

    NOT 2: Şu yukarıdaki yazıyı tek tek yazarken o kadar komik hissettim ki. Birazcık daha çabalasanız ve 140’lık IQnuzu kullansanız beni de diğer yorumcuları da bu kadar çok yormayacaksınız. Sizden ricam nesnelliğinizi kaybetmeden, hata yapmışsanız bunda ısrar etmeyerek iyi niyetinizi gösteren, çıkarsamalar yaparken çok hızlı genellemeler yapmadan, bilgiye dayanarak ve mümkün olduğunca üçüncü şahıslara hakaret içermeyen yorumlar yapmanız.

    Cevapla

    • fmerakli Says:

      Kemal,

      Isteseniz de beni hirpalayamazsiniz, siz ve sizin zihniyetinizde olanlar “Genc Subaylar Tedirgin” mansetlerini atarak ya da o mansetleri savunarak tek bir seyi hirpaliyorunuz: ulkeyi… O mansette verilen mesajin ne denli alcak bir mesaj oldugu, askerin hizasina gelmezsen genc subaylari zaptedemem, ihtilal olur seklindeki parmak sallandigini, daha once ifade ettigim gibi bir baska “Alcaklari Taniyalim” benzeri karargah uretimi oldugu benim acimdan son derece net.

      Sen bunu bence degil ya gazetecilik addedebilirsin, bence degil ya yurtseverlik sayabilirsin, o senin bilecegin is. Ama bu blogta sizin gibi meydani bos birakmamaya hevesli baskalarinin da yaptigi gibi benim akademik yeterliligimi sinamaya kalkmissiniz. Daha once benzer girisimlerde bulunanlar hakkinda aldigim tavrin aynisini alacagim tabii ki de: ne dusundugunuz umurumda bile degil… Bu blog, ne benim ne de tartismalara katki saglayan diger akademisyen kokenli yorumcularin akademik yeterliliginin sinanacagi bir platform. Burada yazan akademisyenlerin akademik yeterlilikleri profesyonel sureclerde sinaniyor zaten, hem de kusura bakmayin ama en azindan kendi acimdan soylersem Balbay’in mansetini savunmak gibi bir garabetlere tevessul etmeyecek saygin akademisyenler tarafindan sinaniyor… Beni akademisyen adayi olarak nitelemeniz sadece size bir tatmin duygusu verir, tadini cikariniz, ama Balbay mansetini savunan biri tarafindan takdir edilmemis olmak benim uzerinde durup onsemseyecegim bir husus degil…

      Cevapla

  11. demokrat Says:

    Kemal Bey,

    Size çok uzun bir yanıt hazırlamıştım ; hem ”…yanlış bilgi üzerinden şekillenmiş olduğu açık bir yorumun ardından…” yorumunuz üzre hem de ”..Var olan bir durumun altının çizilmesi..”

    Vazgeçtim…

    Şu kadar söyleyeyim,dışardan, benim ‘YAŞADIĞIM’ gerçekler hakkındaki ‘sözde haber’ üzerinden – bilgiye(?) dayanarak – yorumlar yapıyorsunuz.

    *** Ben eski bir asker olarak bu manşete manipülatif,tamamen ısmarlama,ortamı germeye yönelik bir ajitasyon,askeri siyaset batağına çekmeye çalışan ve gücünü kullanmaya çağıran bir hainlik,darbe kışkırtıcılığı diyorum,

    *** Siz bir ‘aydın’ olarak masum bir haber diyorsunuz…

    Fazla söze gerek yok,bırakalım okuyucular ve tarih yargılasın.

    Cevapla

Bir Yanıt Bırakın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: