Sedat Ergin: “İki belge üzerinden 89 kişiyi suçlamak”

Sedat Ergin, “İki belge üzerinden 89 kişiyi suçlamak” başlıklı bugünkü yazısında Gölcük’ten çıkan iki yeni belgeye dikkat çekiyor.

Bunlardan bir tanesi, Gölcük’ten çıkan 1 no.lu CD’nin içinde bulunan “SN. KOM ARZ NOTLAR.doc” isimli bir Word belgesi (belgeye buradan ulaşabilirsiniz). Üstverisine göre bu belge ilk ve son kez 3 Mart 2003 tarihinde Suha TANYERI isimli kullanıcı tarafından kaydedilmiş.

Bu Word belgesi Baransu’nun bavulundan çıkan 11 no.lu CD’nin içinde yoktu. Ancak, bu yeni Word belgesi dışında 1 no.lu CD’nin içinde bulunan ve suç unsuru içeren tüm belgeler 11 no.lu CD’nin içinde de bulunuyor: Balyoz Guvenlik Harekat Planı, tüm fişleme belgeleri, kapatılacak dernekler, el konulacak ilaç depoları ve hastaneler, vs.

(Ayrıca, 1 no.lu CD’nin içinde, tıpkı 11 no.lu CD’de olduğu gibi, suç unsuru içermeyen ve diğer orijinal CDlerden –3,4, ve 15 no.lu CDlerden– kopyalanmış dokümanlar da var.)

Bu Word dokümanı, 11 no.lu CD’deki bir eksiği tamamlıyor. Zira 11 no.lu CD’deki ne bir Balyoz belgesinde Suga, Oraj, Çarsaf, Sakal planları geçiyordu, ne de bu planlarda Balyoz harekat planının adı. Bu belge sayesinde tüm bu planlar aynı Word sayfası içinde beliriyor.

Bu belgedeki bir aksaklığa, Çetin Doğan, tutuklamadan önce hazırladığı basın açıklamasında değinmişti.

“SOK. HAREKETLERİ, F. ÇARŞAMBA, TARİKAT VE CEMAATLER. YÖN.; ALB. HELVACIOĞLU, KORUCULAR VE TİMLER”

O dönem Helvacıoğlu, Albay değil, Tuğgeneral rütbesinde. Üstelik, Helvacıoğlu o dönem Ankara’da Jandarma Genel Komutanlığı Istihbarat Başkanı. Yani, sözde Balyoz planının hazırlandığı 1nci Ordu Komutanlığı’nın görev bölgesinde değil.

Bu belge, Sedat Ergin’in işaret ettiği gibi, 89 sanığın klasörüne yeni delil olarak eklenmiş.

İkinci belge ise, 15. Kolordu Komutanlığı’nca hazırlanan, 25 Aralık 2002 tarihli ve Turgay Tekmen imzalı bir sayfalık belge (belgeye buradan ulaşabilirsiniz).

Emniyet görevlileri bu belgeyi Sedat Ergin’in işaret ettiği gibi 89 kişinin klasörüne eklemişler. Ancak bu belgeyi Balyoz davasında yeni bir delil olarak değerlendirmek mümkün değil.

(1) Belgede “Balyoz planı” ile ilgili herhangi bir ibare yok.

(2) Bu belgenin altında imzası olan kişi Balyoz davasında sanık değil;

(i) Bu kişinin adı bavuldan çıkan 11 no.lu ile Gölcük’ten çıkan 1 no.lu CD’de bulunan ve 15.Kolordu Komutanlığı’nda Görevlendirmede Yetkili Personel (EK-A.doc) listesinde adı geçmiyor.

(ii) Bu kişinin adı yine bu CD’lerde bulunan ve 15. Kolordu Komutanlığı’nda Görevlendirilecek Personel listesinde de (EK-B(15 NCI KOR).doc) geçmiyor.

(iii) Bu kişi 5-7 Mart 2003’deki seminere de katılmamış.

Bu belgede geçen kimi ifadelerin Balyoz Harekat Planı.doc isimli Word belgesinde birebir geçmesi, sahte belge üreten çetenin ellerindeki bu cins belgelerden ve seminer ses kayıtlarındaki ifadelerden kes/yapıştır yöntemiyle dijital Balyoz planını olusturduklarını gösteriyor.

Bu iki belge, iligli-ilgilisiz bir dolu sanığın klasörüne yeni delil olarak girmiş. Örneğin, bu blogu düzenli takip edenlerin ismen tanıdığı ve şu anda hapiste olan Emin Küçükkılıç ve Mümtaz Can’ın dosyasında bu iki belge dişında “yeni delil” mevcut değil.

Abone Ol

Subscribe to our RSS feed and social profiles to receive updates.

48 Yorum “Sedat Ergin: “İki belge üzerinden 89 kişiyi suçlamak””

  1. fenerant Says:

    2.nci belgeyi inceledim ama suç unsuru emarensin e …si bile yok. Ne varmış bu belgede .

    Cevapla

    • fenerant Says:

      1.nci belge ise ıslak imza bile yok.

      Cevapla

    • Can Acar Says:

      Anladığım kadarıyla savcılar Balyoz dokumanında benzer/aynı ifadeler olduğunu, bu nedenle bu belgenin Balyoz planının uygulamaya konmaya başladığının işareti olduğunu iddia ediyorlar. Bu durumda en başta bu belgenin yazarını soruşturup bu dokümanı neden yazdığını sormak gerekir tabii. Onun yerine bu dokümanı bir sürü insanın tutuklanması için “ek delil” olarak sunmayı tercih ediyorlar anlaşılan.

      Benim merak ettiğim bir konu, süreçten anladığım kadarıyla, Gölcük araştırmasını Ergenekon savcısı yapıyor, ve ilgili olduğu düşünülen belgeler Balyoz (ve diğer) soruşturmalar ile paylaşılıyor. Eğer süreç böyle değil ise lütfen düzeltin.

      Eğer süreç böyle geliştiyse, tek başına bir suç teşkil etmeyen bu belgeyi Balyoz davası ile ilişkilendirmek Ergenekon savcılarının aklına nasıl geldi? İçerisindeki örtüşen ifadeleri tanıyacak kadar Balyoz belgelerine hakim mi bu savcılar? Kendi yüzbinlerce dokümanları yetmiyor mu, bir de Balyoz dokümanlarını ezberlemişler? Tamam, her ne kadar belge aslında delil olarak anlamlı olmasa da, bu benzerliği yakalamakla iyi etmişler. Ancak konuya bu kadar hakim olmaları da ilginç geldi. Sanki tüm davaların belgeleri arka planda ortak bir değerlendirmeye tabi tutuluyor, ilgili davaya yönlendiriliyor. Bilmiyorum bu birleştirilmemiş davalar için normal bir uygulama mı?

      Saygılarımla …

      Cevapla

  2. ihtimal Says:

    Bu arada baransuya bavulla belge, kaset ve cd leri getiren subayin kim oldugu ortaya cikti mi ve mahkemeye ifade verdi mi?

    Cevapla

  3. acracia Says:

    “Bu iki belge, iligli-ilgilisiz bir dolu sanığın klasörüne yeni delil olarak girmiş. Örneğin, bu blogu düzenli takip edenlerin ismen tanıdığı ve şu anda hapiste olan Emin Küçükkılıç ve Mümtaz Can’ın dosyasında bu iki belge dişında “yeni delil” mevcut değil.”

    Fenerant (veya hukuk bilgisi olan bir baskasi da olabilir):

    Daha once yeni delil olmadan tekrar tutuklama karari cikartilamazdi hukuken demisti. Bu durumda, mesela Emin Kucukkilic ve Mumtaz Can’in dosyasinda oldugu gibi, sadece bu iki belge uzerinden mi tutuklanmis oluyor? Yeni delil bu iki belge mi oluyor sadece?

    Cevapla

    • fmerakli Says:

      Acracia,

      Balyoz saniklari ile ilgili Baransu belgelerine dayali tutuklama kararlari, yapilan itirazlar sonrasinda kaldirilmisti. Bu durumda CMK’nin ilgili maddeleri davanin dogal seyri baglaminda gozonune alindiginda, delil durumunda degisiklik gerekcesini yeni bir tutuklama karari vermek icin Baransu belgelerinden fazlasina ihtiyac oldugu acik.

      Fenerant, yeni delil olmadan tekrar tutuklama karari cikartilamaz demisti ama aslinda bu da tam dogru degil. Bu davadan bagimsiz olarak soyluyorum, eger saniklarin tutuksuz yargilanirken delilleri karartma yonunde bir eylem icerisinde olduklarina yonelik bulgular saptanirsa savcilik tutuklama talebinde bulunabilir ve eger ikna olursa mahkeme de tutuklama karari verebilir. Yani illa ki Fenerant’in soyledigi gibi yeni delil ortaya cikmasi gerekmez. Goruldugu kadari ile butun Balyoz saniklari icin degil ama KKK personeli olan saniklar icin, ki bu onemli bir ayrinti, yeni delil olarak Golcuk’ten cikan bu iki belge soz konusu. Ilgili CMK maddesini uygulayarak mahkeme heyeti tutuklama kararinin asagidaki gerekcelerle alindigini ifade ediyor, yani olaya sadece bu iki belge uzerinden bakmak buyuk resmin bir bolumunu gozden kacirmak gibi bir sonuc dogurabilir. Gerekcelerin sonunda braketler icindeki ifadeler mahkeme heyetinin degil, benim yorumlarimdir:

      – dosyadaki delil durumu ve dosyada kuvvetli suç şüphesini gösteren olguların bulunması [burada ozunde Golcuk belgelerine atif var, zira delil durumunda degisiklik yapan sey o belgeler]
      – delillerin tam olarak toplanılmamış olması
      – sanıkların konumları itibariyle delillere etki yapma ihtimalinin olması [bu da Golcuk’tekine benzer henuz bulunmamis delillerin karartilabilecegi suphesini iceriyor, ancak emekli subaylar icin ne derece saglam bir arguuman oldugu tartismali]
      – tanıkların henüz dinlenilmemiş oluşu
      – atılı suçun CMK’nın 100. maddesinde belirtilen katalog suçlardan olması [bir de CMK acisindan bakarsak, isnat edilen suc katalog suclardan oldugu icin en bastaki kuvvetli suc suphesinin varligi tutuklama karari icin hukuken yeterli, mahkeme diger nedenlere ihtiyac duymadan da tutuklama karari verebilirdi]
      – ve belirtilen bu sebeplerle adli kontrol hükümlerinin uygulanmasının yetersiz kalacağı

      Benim acimdan hala muamma olan konu, Albay Tekmen imzali belgenin Dogan ve Rodrik’in Golcuk’ten yeni cikan belgeleri iceren listesinde yer almamasi. Dogan ve Rodrik bu konuya yukarida bir aciklama getirmemisler. Fenerant bu belgenin arama el koyma tutanaklarinda da yer almadigini ifade etmisti; kontrol etme firsatim olmadi, ama eger dogru ise bu da merak uyandiran bir husus.

      Savci kanimca Balyoz’un uygulamaya koyulduguna iliskin kanitlarini derinlestirme yoluna gidecektir. Ornegin Tekmen’in imzaladigi belgenin ilgi kisminda 1 Ordu Komutanliginin 17 Aralik tarihli bir yazisina atif yapiliyor. Muhtemelen o yaziyi da inceleyecek ve 1. Ordu’nun ic yazismalarinda Balyoz planinin izlerini surecektir. Bu da davanin seyrini iddia makami lehine degistirici nitelikte olabilir diye dusunuyorum.

      Dogan ve Rodrik, yukaridaki yazilarinda albay imzali bu belgenin delil olarak kabul edilemeyecegi ile ilgili olarak temelde iki noktaya parmak basmislar. Birincisi belgede Balyoz plani ile ilgili bir ibare olmamasi. Bu bence son derece zayif bir arguman, delil klasorlerinde yer alan belgelerin cok buyuk bir kisminda zaten Balyoz ibaresi gecmiyor; bu argumanla mahkeme heyetini ikna etmenin mumkun oldugunu ben acikcasi pek dusunmuyorum. Ortaya koyduklari ikinci arguman ise belgeyi hazirlayan Albay’in Balyoz davasinda sanik olmamasi. Bu altini cizdikleri uc husus nedeni ile nispeten daha elle tutulur bir arguman gibi gorunse de, bu belge nedeni ile savcilik eger belgede imzasi olan albay hakkinda sorusturma acar ve onu da Balyoz davasinda sanik durumuna getirir ise isler Dogan ve Rodrik’in bu argumani acisindan biraz karisabilir. Bir de bir olasiligin altini cizmek lazim. Albay Tekmen, Balyoz Harekat Plani belgesini hic gormeden ve Balyoz planindan tamamiyle bihaber iken de Balyoz belgesi ile tipatip ayni cumleleri kullanarak bu belgeyi hazirlamis olabilir. Zira bu cumleleri belgenin ilgi kisminda gecen 1 Ordu Komutanligi’nin yazisindan alarak kullanmis olabilir. Bu nedenle belgenin Balyoz Harekat Plani ile iliskisinin arkasindaki detaylari daha da netlestirmek icin 1. Ordu Komutanligi’n ait 17 Aralik tarihli yazi kilit bir rol oynayacak gibi gorunuyor…

      Cevapla

      • Can Acar Says:

        Peki bu belgeyi dosyaya delil olarak koyan savcılar neden bu araştırmayı yapmadılar? Turgay Tekmen sanık değil. Tanık olarak ifadesine başvurulmuş mu? Balyoz harekat planını görüp görmediği sorulmuş mu? 17 Aralık tarihli yazı neden ordudan istenip o da delil olarak dosyaya konulmamış? Neden işini yarım yapan savcıların ve/veya polislerin cezasını bu kadar insan çekiyor?

        Benzerliklerin bulunduğu Balyoz harekat planı.doc dosyasındaki zamanlama çelişkileri defalarca tartışıldı. Hem bu zamanlama çelişkilerini hem de Turgay Tekmen’in belgesini birden açıklaybilen tek çözüm Balyoz Harekat Planı belgesinin bütün bu belgeler kullanılarak çok sonraki bir tarihte oluşturulmuş olması. Bu çelişkileri açıklamadan nasıl savcılar desteye yeni belgeler ekleyerek ellerini güçlendiriiyorlar anlamadım.

        Bu arada, delillerin bunca zaman toplanamamış olması tutuklama için bahane olamaz. Yeni delil bulmak için aktif arama var mı? Nereden delil çıkacağı belli mi? Ne yapacaklar? Tüm askeri üsleri köstebek yuvasına çevirip, tüm kozmik odalara mı girecekler? Kaç yıl sürecek bu iş? Yoksa birisi ihbar mektubu gönderir diye oturup bekleyecekler mi? Bunun cadı avından farkı var mı? Yakında askerlerin suda yüzüp yüzmediğine bakarlar suçlu olup olmadıklarını anlamak için. Yüzerse darbecidir, yakılsın, yüzmez de boğulursa demek masummuş, yazık.

        Ortada bir tiyatro oynanıyor, biz de oturup seyrediyor, mısırımızı yerken fuzuli yorumlarda bulunuyoruz. Hukukun gerçekten işlemekte olduğunu düşünen kimse var mı? fmerakli? merttalay? (ihtimal, siz cevap vermeseniz de olur).

        Cevapla

        • ihtimal Says:

          Sana gore hep tiyatro zaten, baska ne iddia edeceksiniz ki?

          Cevapla

        • fmerakli Says:

          Can Bey,

          Ilk paragrafinizda dikkat cektiginiz noktalar hakkinda eksik bilgi sahibiyiz diye dusunuyorum, tek istisna bugun itibari ile Turgay Tekmen’in sanik olmadigi. Savcilik o yaziyi Genelkurmay’dan istemis, o yazi ile ilgili sorusturma sureci devam ediyor olabilir.

          Ikinci paragrafinizda dikkat cektiginiz Balyoz Harekat Plani’ndaki celiskilerin aciklanmasi yargi surecinde saniklarin savunmalarini yaparken gerceklesecek bir durum. Su anda dava o asamaya gelmis degil, sadece iddianame okundu ve son durusmaya tutuklama kararlari damgasini vurdugu icin iddianamenin okunmasinin bitip bitmedigi konusunda tam bir bilgiye de sahip degilim.

          Mahkeme heyeti su asamada savciligin kendisine sundugu delillere ve o delillere iliskin bilirkisi raporlarina vs. bakarak karar verdi, mahkeme heyetini Dogan ve Rodrik’in blogunu niye okumuyorsunuz, oradaki tutarsizliklari niye dikkate almiyorsunuz diye suclamak bana hukuken cok anlamli gelmiyor, bunu son alinan tutuklama kararlarini benim de desteklemedigimi dikkate alarak okuyunuz lutfen. Nihayetinde mahkeme heyeti bu blogta ortaya konan tutarsizliklari, sanik avukatlari savunma asamasinda mahkeme salonunda dile getirdiginde dikkate almakla yukumludurler, bir internet blogunda yazildigi zaman degil. Yargi sureci o asamaya geldiginde tutarsizliklari dikkate alip saniklar lehine kararlar alabilirler ya da bu tutarsizliklar ile ilgili ek inceleme, bilirkisi tayini vs. gibi surecleri isletebilirler. Tabii Dogan pasanin son basin aciklamasinda ifade ettigi gibi eger saniklar savunma haklarini kullanmazlar ise bu tutarsizliklari dikkate almadan mahkeme heyetinin davayi karara baglamasi gibi bir durum yasanacak, dedigim gibi mahkeme heyetinin bir internet sayfasina girip orada yazan hususlari karar alirken dikkate almalarini beklemek hukuken mumkun degil.

          Delillerin toplanamamis olmasi tutuklama icin bahane olamaz demissiniz, ancak tutuklama kararinda tek gerekce bu degil. Bu nedenle “delillerin bunca zaman toplanamamış olması tutuklama için bahane olamaz” seklindeki ifadeniz bana cok anlmali gelmedi, cunku tutuklama sadece be nedene dayali olarak yapilmis degil.

          Yazinizi benden de cevap beklediginizi zikrederek son derece hakli bir soru ile bitirmissiniz: “Hukukun gerçekten işlemekte olduğunu düşünen kimse var mı?”

          Benim acimdan bu yeni bir soru degil, Danistay gayrimuslim vatandaslarimizi ne idugu belirsiz “yerli yabanci” statusunde yanimlayarak mulkiyet haklarini gaspettiginde de ben bu soruyu sormustum. Adli yargida 30 kusur yil cezaya carptirilan iyi cocuklar askeri mahkemede ilk celsede tahliye edilince de ben bu soruyu sormustum. Anayasa mahkemesi bir hukuk katliami olan 367 kararini aldiginda da ben bu soruyu sormustum. Hrant Dink 301’den mahkum oldugunda da ben bu soruyu sormustum. Pinar Selek agir cezada surekli beraat ederken beraat kararlarinin yargitay’da surekli bozulmasi uzerine de ben bu soruyu sormustum. 12 yasindaki Ugur Kaymaz’i yasindan cok sayida mermi ile babasini evin onunden yolcu ederken katleden polisler nefs-i mudafaadan beraat ettiklerinde de ben bu soruyu sormustum. Emekli Koramiral Kiyat’in ifade ettigi gibi faili mechuller bir devlet politikasi olarak uygulanirken de ben bu soruyu sormustum. Yargitay 11. Ceza Dairesi Cihaner kararinda kendi gorev ve yetki alanina girmeyen bir davaya mudahil olup Yargitay’in ictihatlarinin disina cikarak fotokopi belgeler uzerinden birlestirme ve tahliye kararlari verirken de ben bu soruyu sormustum. 27 Nisan muhtirasi yayinlandiginda da ben bu soruyu sormustum. Hukumeti protesto eden gostericilere polis orantisiz guc kullanilarak mudahale ettiginde de ben bu soruyu sormustum. Danistay katsayi kararini aldiginda da ben bu soruyu sormustum. Darbeciler, cocuklarin kemik yaslarini buyutup asarlarken de bu soruyu sormustum. 28 Subat’ta Genelkurmay karargahinda generaller hakimlere brifing verip yargi bagimsizligini ayaklar altina alirlerken de ben bu soruyu sormustum.

          Burada kesiyorum, bu liste daha da uzar gider… Velhasil kelam Turkiye’de hukukun gercekten isleyip islemedigi sorusu Balyoz davasi ile iliskili bir soru degildir, Balyoz davasina bakarak cevaplanacak bir soru ise hic degildir.

          Yanlis anlasilmasin, “Diger davalarda da hukuksuzluklar oldu, Balyoz’da da biraz olsun canim, ne olacak!” falan demiyorum, soylemeye calistigim sey Can Bey’in sorusunun cevabi Turkiye hukuk sistemindeki endemik sorunlarla iliskili. Balyoz’da hakim suna bakmis, savci bunu demis, avukatlar sunu demis tartismasi ile Can Bey’in sorusunun cevabi verilemez. Diger yandan tutuklama kararlari tartismaya acik olsa bile, nihayetinde yuruyen ve aslinda henuz cok basinda olan bir davadir Balyoz davasi, daha saniklarin savunmasi asamasina bile ancak gecilecek. Su asamada verilmis tutuklama kararlarini saniklar aleyhine mahkumiyet karari verilmis gibi yorumlamak bence cok da saglikli degil; bu noktadan yola cikarak yukarida saydigim hukuk cinayetleri bu ulkede islenmis ve islenmekte iken Balyoz davasina bakip “hukukun islemekte oldugunu dusunen var mi” diye sormak, ne yalan soyleyeyim benim icin cok bir sey ifade etmiyor. Dedigim gibi, ben ve benim gibi dusunen pek cok kimse zaten yillardir Turkiye’de hukukun saglikli islemedigini soyler durur.

          Yani Can Bey, Garp cephesinde yeni bir sey yok!

          Cevapla

          • Can Acar Says:

            fmerakli,

            Merakınızı gidereyim. İddianamenin okunması bitti. Savcılık tutuklama istedi, mahkeme de avukatların tüm isteklerine rağmen onlara söz hakkı vermeden tutuklama kararını verdi. Dava ile ilgili çelişkiler ise daha önce mahkemeye sunulmuştu diye biliyorum. Hatta savcılar hakkında suç duyurusu da var. Mahkemenin bu çelişkilerden haberdar olması için blog okumasına gerek yok.

            Aynı yazıda hem mahkemenin normal işleyişini beklememiz gerektiğini uzun uzun anlatıp, sonra bir o kadar da uzun mahkemelerin problemlerini sayıp döküyorsunuz. Arada da bütün bu yazdıklarınızın “o zaman olmuş şimdi de olmasında sakınca yok” anlamına gelmediğini söylüyorsunuz. Aynı yazıda kendisiyle üç kere çelişmek kolay olmasa gerek.

            “Oturun bekleyin böyle gelmiş böyle gider birşey değiştiremezsiniz” demek için bu kadar döktürmeye gerek yok. Bir süredir yazdıklarınızdan neyi savunduğunuzu sizin de bilmediğiniz ve daireler çizip durduğunuz izlenimi ediniyorum. İsterseniz hangi problemi çözmeye çalıştığınıza bir karar verin. Boşa enerji harcamamış olursunuz.

            Cevapla

            • fmerakli Says:

              Can Bey,

              Eger benim yazdiklarimi 1. onyargili olmadan; 2. baglaminin disina cikartmadan okursaniz yazdiklarimda bir celiski olmadigini gorur ve yazdiklarimla neyi savundugumu anlamaniz kolaylasir.

              Davayla ilgili celiskiler mahkemeye sunuldugu yonunde bir bilgiye sahip oldugunuzu soylemissiniz, bu bilginin kaynagini paylasirsaniz memnun olurum. Iddianamenin okunmasi suresince mahkeme heyeti usule iliskin talepleri, eger olduysa, kabul edip karar baglamistir. Yanlis hatirlamiyorsam redd-i hakim talepleri vardi, onlar reddedilmisti. Savcilik tarafindan iddianamade ortaya konulan delillerin degerlendirilmesi asamasi, iddianamenin okunmasi tamamlandiktan sonra baslayan bir surec ve Balyoz davasinda bu surec 14 Mart’taki durusmalar ile baslayacak. Bir de savcilar hakkinda suc duyurusu var demissiniz ki bunun tartistigimiz mesele ile uzaktan yakindan alakasi yok. Savcilar hakkindaki suc duyurusu baska bir davanin, o da ancak acilirsa, bir konusudur ki bu davaya bir etkisi ancak o suc duyurusundan bir sonuc cikarsa olabilir. Mahkemenin bu blogta ortaya konan celiskilerden haberinin olmasi icin buradaki yazilari okumasina gerek yok demissiniz, ama bu celiskiler savunma surecinde mahkeme heyetinin dikkatine mahkeme salonunda sunulmadigi surece hakimlerin yapabilecegi bir sey yok; bu ak ve kara kadar net bir durum…

              Ikinci paragrafinizda da bir onceki yorumumda saptamis oldugunuzu iddia ettiginiz uc celiskiden bahsediyorsunuz. Dedigim gibi biraz onyargi, biraz da sozlerimin baglam disina cikartilmasi gibi bir durum soz konusu.

              Benim soyledigim sey cok acik, Balyoz davasinin gorulmekte oldugu hukuk sistemi ile ilgili tespitler yapiyorum. Balyoz davasindan once de bizim hukuk sistemimiz sorunlu idi diyorum. Agir aksak isleyen, bir suru yapisal ve normatif sorunlari olan ve bu sorunlar nedeni ile adalet tesis etmekte sikintilari olan, ideal hukuk sistemlerinde oldugu gibi vatandasi devlete karsi koruyacagina, devleti vatandasa karsi koruyan bu sistem bugunun meselesi degildir diyorum. Bu sikintilari tekil bir dava cercevesinde ele almak anlamsiz, cozmek imkansizdir diyorum. Sizi tenzih ederim ama bir onceki yorumumda orneklerini verdigim hukuk cinayetlerinden bugune kadar sikayet etmeyip, hatta bir kismini desteklemis olan cevreler bugun Balyoz/Ergenekon davalari baglaminda “hukukun islemekte oldugunu dusunen var mi” diye sorduklarinda “gunaydin, bugun mu akliniza geldi!” diyesim geliyor… Nihayetinde Balyoz davasi, ideal bir hukuk sistemi icerisinde gorulecek bir ornek dava degil, AIHM’de acik ara en cok ceza almis, cezaevinde kalanlarin yarisindan fazlasinin hukumlu degil tutuklu oldugu bir ulkenin hukuk sisteminde gorulecek bu dava – altini cizdigim sey bu. Ki aslinda sistem kotu de olsa kendi icerisinde tutarli bir sekilde isliyor. Sistemdeki sikintilari protesto etmek icin siklikla basvurulan bir yontem cezaevinde aclik grevi olagelmistir. Dun tutuklanan bir albay da karari protesto etmek icin sembolik aclik grevine baslama karari almis – tutarliliktan kastim bu….

              Ama “oturun bekleyin, boyle gelmis boyle gider hicbirseyi degistiremezsiniz” gibi bir anlam yazdiklarimdan cikar mi, belki cikar ama en azindan ben kendi adima oturup beklemiyorum. Darbecilerin yaptiginin aksine temel hak ve ozgurlukleri kisitlayarak degil cagdas yorumlari ile tanimlayan sivil bir anayasanin hayata gecmesi icin uyesi oldugum kimi sivil toplum orgutlerinde calismalar yapiyorum ve bu konularda yazip ciziyorum. Darbecilerin elinden cikmis bir anayasanin ruhunu yansitan basta ceza, secim ve siyasi partiler yasalari olmak uzere demokratik hukuk sisteminin catisini kuran yasalarin cagdas standartlara uygun hale gelmesi icin ugrasiyorum. Belki dediginiz gibi enerjimi bosa harciyorumdur, bilemiyorum; onu zaman gosterecek. Amma velakin bu sistem degismedigi surece tekil davalar uzerinden “bu ulkede hukuk yok mu kardesim” nidalari atmanin bir anlami oldugunu dusunmuyorum, bu nidalari atmak icin dava secenlerden da hayli rahatsiz oluyorum. Mesela bugun Balyoz davasi icin “hukukun gercekten islemekte oldugunu dusunen var mi” diye soranlarin bir kisminin, yine sizi tenzih ederek, Balyoz saniklari beraat etse hukuk sistemindeki sikintilari hic dert etmeyeceklerini de biliyorum, tipki bugune kadar hic dert etmedikleri gibi…

              Cevapla

              • trekking Says:

                Burada bir saptama yapayım. “Darbecilerin yaptığını aksine temelhak ve özgürlükleri kısıtlayarak değil” demişsiniz. 1961 Anayasa sı da bir darbe Anayasası dır. Ancak hak ve özgürlükler bakımından bugün den çok gelişmiştir. darbe öncesi halk hareketlerinin taleplerine cevap vermiştir. Hakim Teminatı gibi, Sendikal haklar gibi.
                Bunun içindir ki bazıları 27 Mayıs ‘ı bir darbe olarak görmez devrim der. 12 eylül 1980 ise 71 de budanan 61 Anayasa sını toptan rafa kaldırmıştır. Referandumla Sivil lerin yaptığı Anayasa yı da gördük. Eskisinden ileri dediler, yetmez ama evet dediler. Elimiz bağlı bir boks maçına çıkmışız sanki.

                Bütün sivil toplum kuruluşları ile meclis dışı muhalefet, meclis içi muhalefet ile uzlaşarak çıkarılsa idi ya.

                “Örneklerini verdigim hukuk cinayetlerinden bugune kadar sikayet etmeyip, hatta bir kismini desteklemis olan cevreler bugun Balyoz/Ergenekon davalari baglaminda “hukukun islemekte oldugunu dusunen var mi” diye sorduklarinda “gunaydin, bugun mu akliniza geldi!” diyesim geliyor…” yorumunuza gelince.Türkiye de bir adım bile yol alamayışımızın nedeni de bu zaten. Hani deniz yıldızlarını denize atan bir çocuğa adam “Ne yapıyorsun. Binlerce var. Hepsi ni kurtaramaz sın ki dediğinde, çocuğun elindeki deniz yıldızı’nı denize atıp “ama bu kurtuldu” demesi gibi bir yerden başlamalıyız. Milad almalıyız. Yoksa bu işin sonu yok. Dün mağdurlar vardı. Bugün yaratılıyor. Bu gidişle yarın da olucak.Sizi eleştirmiş olmak için yazmıyorum. Genelde bakış açımız bu çünkü.

                Cevapla

                • fmerakli Says:

                  Trekking,

                  Goruslerinize saygi duyuyorum, 27 Mayis’i devrim, 27 Mayis anayasasi’ni ozgurlukcu bir anayasa olarak gorenleri de anlayisla karsilasiyorum, ama benim gozumde 27 Mayis anayasasi ozgurlukcu bir anayasa falan degildir. Yukarida bahsettiginiz bir takim ozgurlukler anayasa metni icerisine girmis olsa dahi bu ozgurlukleri teminat altina alan kurumsal yapi bilerek kurulmadigi ve insiyatif ordu kontrolundeki devlet aygitina birakildigi icin anayasa’da bahsi gecen ozgurlukleri gercek anlamda hayata gecirmek hicbir zaman mumkun olmamistir. Ayrica 27 Mayis anayasasi ile birlikte basta yuksek yargida olmak uzere tek parti dusuncesine muhalik olan binlerce savci ve hakim tasfiye edilmistir. Boylelikle adalet tesis etmekle yukumlu degil rejim bekcisi bir yargi sistemi olusturulmustur. 12 Eylul anayasasi da bu cizgiden kopusu degil bu cizginin derinlesmesini saglamistir, ama yum darbeciler gibi 12 Eylulculer de kendi anayasalaini yazmis ve topluma dayatmislardir.

                  Yazinizin son paragrafinda verdiginiz deniz yildizi ornegini de cok yerinde buldugumu soyleyemeyecegim. Bugune kadar hukuk sistemindeki onca sikintiyi gormemis, dillendirmemis, onlardan sikayetci olmamis cevrelerin simdi Balyoz/Ergenekon davalari acilinca “hukuk islemiyor” diye bagrismalarini ben samimi bulmuyorum, bu davalarin da sizin orneginizle onlar icin denize atilan ilk deniz yildizi olacagina asla inanmiyorum. Yakin tarihimiz gosteriyor ki Balyoz/Ergenekon davalari bu cevrelrin istedigi istikamette ilerlese, beraatler falan gelse bunlar hukuk sistemindeki bu sikintilari butunuyle unutur, yine denizyildizlarinin uzerine basarak yurumeye devam ederler. Cunku bu cevrelerin sistemle ilgili bir sikintilari yok, sadece o sistem icinde hukuk bugun olnara dokundugu icin seslerini yukseltiyorlar.

                  Cevapla

                  • Bulent Murtezaoglu Says:

                    Yukarida bahsettiginiz bir takim ozgurlukler anayasa metni icerisine girmis olsa dahi bu ozgurlukleri teminat altina alan kurumsal yapi bilerek kurulmadigi ve insiyatif ordu kontrolundeki devlet aygitina birakildigi icin anayasa’da bahsi gecen ozgurlukleri gercek anlamda hayata gecirmek hicbir zaman mumkun olmamistir.

                    Benim anladigim kadariyla bu dediginiz tam dogru degil. Bir kere o devir icin ‘ordu kontrolu’ cok anlamli degil cunku ordu yekpare bir sekilde pozisyon alamiyor. Icinde farkli kanatlar var. Bu bahsedilen kurumsal yapilarin kurulmamalarini, ‘bol’ gelen anayasanin da sikilastirilmasini isteyen kanat 12 Mart’ta kismen, pesinden 12 Eylul’de tamamen hakim oluyor. Yargida ‘tek parti’ ile ima ettiginiz zihniyet aslinda yenilen tarafta denebilir belki.

                    Bunu tam arastirmis degilim ama Batur’un hatiratini okudum, orada bir takim askerlerin bazi toplatilarda yarginin iceri tikmak veya ezmek istedikleri kanadi (ki cesitli legal illegal sol oluyor bu) delil yetersizligi veya anayasanin o turlu baskiya musade etmemesi yuzunden ezememekten sikayet ettiklerini goruyoruz. Bu konuda ‘sag’ ile ittiak halindeler. Simdi bunlar farkli anlatiliyor, zaten ‘seilmis’ olarak DP’den de ANAP’a atlaniyor, AP/Demirel tarihte yokmus gibi davraniliyor. (Batur dogru kaynaktir demiyorum, zaten o da baska sey pesinde o donemde ama ic toplantilarda konusulanlari (ki Evren de katilmis) tahrif ederek naklettigini dusunmuyorum.)

                    Cevapla

                    • acracia Says:

                      Bulent Bey,

                      Evet, goze gorunenden daha karmasik bir donem o.

                      Su eki yapayim, hep basin/yayin konusuyoruz:

                      Ayrica digerlerinden daha farkli olarak mesela TRT ile ilgili de (radyo yayini) daha ozerk ve iktidar etkisi altinda kalmamasi icin bazi tesislere de gidilmisti diye biliyorum, yanlis hatirlamiyorsam.

                      Bu yine kuvvetler ayrimi acisindan gorulebilecek bir unsur.

                    • Bulent Murtezaoglu Says:

                      Evet o TRT’ye pasalar da, hukumet de ates puskuruyorlarmis (o kitaptan) hatirladigim kadariyla. Devlet kurumu devlet alyhinde yayin yapamaz, yonetim kurulunda komunistler var filan diye. Herkese tavsiyem mumkun mertebe o donemin kaynaklarina bakmalari. Bugun bazi seyler anlatilirken destek olsun ve insanlar ikna olsun diye tarihle ilgili bir suru dogru olmayan sey uyduruluyor ve amac o olmasa da o uydurulanlar tarih niyetine insanlarin beynine dogruymus gibi yerlesiyor. Eski kaynaklar da herhalde bu sekilde carpiktir ama onlar daha eski zamanlari carpitiyorlardir diye dusunuyorum. Tarihsel olsun bugun olsun gercek algisi ve nakliyle ilgili cok buyuk problemlerimiz var gibi duruyor. Bunlardan kendimizi nasil koruruz, bu islere soyunmuslarin nasil maymunu olmayiz tam bilemiyorum.

                    • acracia Says:

                      Katiliyorum. Benim de surekli baglam deme sebebim bu zaten. Bugunun bakis acisini gecmise tasiyip tarihsellestirmek cok tehlikeli. O zaman da soylenen sey de gecmisle ilgili degil, bugunle ilgili bir isik tutuyor sadece. Gecmis, tarih hep manipule ediliyor.

                      Sivil – asker kutbundan ziyade bunun bir sistem sorunu olduguna da katliyorum.

                  • trekking Says:

                    Burda tüm suçu kurumlara yüklemeyelim. Maalesef halkımız hiç bir zaman tam özgür bir birey olamamıştır. 12 Eylül darbesi, zaten bu hakların çoğu kullanılmıyordu, bu elbise bol geliyordu diyerek baskıcı, devleti mutlak güç olarak gören bir anayasa hazırlamıştır.

                    Benim orada vurgulamak istediğim gelen talepler anayasa hazırlanırken karşılanmıştır. Uygulama ayrı iş.Maalesef bugün durum daha vahim. Sonuçta darbeci yada faşist idarelerde pek bir şey farketmiyor.

                    Denizyıldızı meselesine gelince, Güç odaklarına bakarak, bunların pozisyonlarına bakarak geleceği kuramayız. 21. yüzyıla enerjisinibu kadar boşa harcamış olarak giremeyiz. Gidemeyiz de zaten. Bir yerlerden başlamak zorundayız.

                    Cevapla

              • Bulent Murtezaoglu Says:

                Agir aksak isleyen, bir suru yapisal ve normatif sorunlari olan ve bu sorunlar nedeni ile adalet tesis etmekte sikintilari olan, ideal hukuk sistemlerinde oldugu gibi vatandasi devlete karsi koruyacagina, devleti vatandasa karsi koruyan bu sistem bugunun meselesi degildir diyorum.

                Bu nasil bir ideal ki memlekette hemen hemen hic kimse buna inanmiyor? Dahasi, anlattiginiz zaman bir suru ‘ileri dunyanin hicbir yeri’ ‘butun demokrasilerde oldugu gibi’ filan havasinda bir suru sey yayan bir okumus takiminin etkisindeki ahali size de pek inanmiyor? (Ben denedim, oradan biliyorum.) Bu dediginiz eger hakikaten millete anlatilacaksa boyle ex cathedra (Acracia beye goz kirpiyorum, kalani kusura bakmasin) iddialarla olacak gibi gozukmuyor. Benim sahsi egilimimin de o yonde olmasi onemli degil, ben idealdir diyemem zaten. Onemli olan soz konusu olan millet bunun ‘ideal’ olduguna inanmiyor, ustune arkasinda buyuk destek olan parti de onun gorunur muhalifleri de inanmiyorlar.

                Bu sikintilari tekil bir dava cercevesinde ele almak anlamsiz, cozmek imkansizdir diyorum.

                Nicin anlamsiz olsun? Hele bu dava tam firsat. Bunu PKK veya militan sol orgutlerin davalari baglaminda bu kadar dahi konusmak mumkun olmazdi. Hem cekinirdi insanlar hem cekinmeyenin fena yapildigini gorurduk belki. Bu davada devlet (TSK dahil) ve medyanin marjinal olmayan kismi topyekun bir tarafta olmadigi icin belli bir konusma alani acilmis gibi. Istifade etmeye calisiyoruz.

                Darbecilerin yaptiginin aksine temel hak ve ozgurlukleri kisitlayarak degil cagdas yorumlari ile tanimlayan sivil bir anayasanin hayata gecmesi icin uyesi oldugum kimi sivil toplum orgutlerinde calismalar yapiyorum ve bu konularda yazip ciziyorum.

                Kusura bakmayin ama ifade ile ilgili konularda sizden cok nahos seyler duydum. Insanlari bogan, serbest ortamlari maliyetli hale getiren bir suru kanunu ustelik insanlari– size itimad ederlerse — baska turlusunu tahayyul edemeyecek sekle sokacak tarzda savundugunuzu da gordum. O bahsettiginiz guruplar nasil calisiyorlarsa artik belli ki bunlar konusulmuyor. Islerin ‘darbe anayasasi’ ‘sivil anayasa’ kontrasti cercevesinde ortaya konmasi ‘sivil’in markalastirilip ‘mubarek’ ile esdeger hale getirilmesi de hayirli gozukmuyor. Benim baktigim yerden, askere yaklasip onlara bir seyler yaptirmaya kalkan insanlarla, AKP’ye yaklasip onlara bir seyler yaptirmaya kalkan insanlar cok farkli degiller. Neticede iki durumdada takip edilmeye calisilan fikriyatla alakasi olmayan bir guc odagi var. (Biri silahli, birinin %40 civari kayitsiz sartsiz destegi var. Referandum surecinden evvel AKP ‘Erdogan ne derse evet derim’ diyenlerin oranlarini oyle tespit etmis diye gordum). Bu sizin calismalarinizi degersiz yapmaz ama galiba biliyoruz ki bu konularda girilen hal genelde husranla sonuclaniyor cunku yaslanilan odak sonunda bildigini okuyor, sunulan destek de o odaga muhalefet edecekken kendilerini destekci konuma ceken insanlari ortaya cikan ceberrutlukta pay sahibi yapiyor.

                Benim bu konulara tahsil vs. acisindan disaridan bakan, yonetici sinifla (aile dahil) alakasi da olmayan (arzu ederseniz son iki devlette de Sunni reaya kokenli diyelim) biri olarak gordugum bu. Bunlar yapilmasin da neler yapilsin bilemiyorum tabii ama halk tabani olan bir guc odagi ile ilgili genel bir problem var ki bunu referandum isinde de gorduk. Basbakan ne kadar ‘sig sag’ denebilecek soylem varsa kullandi (Aleviligi dusman gibi gostermek, dedeler ‘can’daslar dahil) ve buna sert tepki gostermesi beklenen kesimler muhalefete muhalefet ettiler. Korkunc bir manzaraydi o ve manzarayi korkunc yapan paketin fenaligi degil memleketin en okumus kesiminin bariz ilkesizligi idi.

                Cevapla

                • fmerakli Says:

                  Bulent bey,

                  Siyaset dogru bildiklerinizi mesru yollardan hayata gecirebilme sureci ve arayisidir. Ideal hukuk siteminin millete nasil en etkin ve anlasilir kilacak sekilde anlatilacagi bu blogin kapsamini asan ancak onemli bir tartisma konusudur. Bunun nasil yapilacagi cetrefilli bir istir ama kafanizdakileri milete anlatmaya odaklanip, milletin sesine kulak vermemek de ciddi handikaplar yaratir deyip, bu fasli geciyorum.

                  Ifade ile ilgili benden duydugunuz nahos seyler nelerdir bilmiyorum, ama yanilmiyorsam tahkir ve tezyif ile ilgili bir tartismamiz olmustu ona gonderme yapiyorsunuz. Tahklir ve tezyif ile ilgili sikinti yasa maddelerinin bizatihi kendilerinden degil yargilamadaki farkli uygulamalardan kaynaklaniyor. Eger zamaniniz olursa BAskin Oran’in Radikal 2’deki arsivinden bu konu ile ilgili kendi tecrubeleri baglaminda yazdiklarini okuyabilirsiniz, o yazilarda uygulamadaki sikintilar ile ne kastettigimi goreceksiniz.

                  Sivil vs askeri anayasa tartismasi baglaminda sizin baktiginiz yerden askere ya da AKP’ye yaklasmak arasinda bir fark gormediginizi soylemissiniz. Kesinlikle katilmiyorum, anayasa yapma surecinde askerin varligi halk iradesinin teslim alinmasi anlamina gelir, silahli bir grup olarak ordu kurumu ile mesru zeminde siyaset yapan bir grubu anayasa yapma sureci baglamindaki rolleri noktasinda karsilastirmak bence abesle istigaldir. Dogru AKP bir guc odagidir ama bir siyasi aktor olarak diger tum partiler de oyledir. Bazilarinin daha cok, bazilarinin daha az halk destegi vardir ve bu partilerin hepsi bir guc odagidir, ama askerin aksine guclerini silahtan almazlar. Ayrica AKP’nin takip edilen fikriyatla hic alakasi yok, o yuzden sonuc husran olur seklindeki argumaninizi da cok saglam bulmuyorum. Bence mesele o kadar ak – kara degil, arada cok farkli gri tonlari var siyasette sonuc ekseriyetle o alanlarda aliniyor. Mesela AKP gibi muhafazakar demokrat bir partinin normal kosullarda zinanin suc olmasini desteklemesi lazim degil mi? Oysa, zina suc olmaktan cikmasi AKP doneminde yapilan bir degisiklik ile mumkun oldu – gri alanlar derken kastettigim bu. Yine kadinlara pozitif ayrimcilik AKP doneminde anayasal guvence altina alindi, tore cinayetlerine ceza indirimi AKP doneminde kaldirildi vesaire, kagit uzerinde AKP’den beklenmeyecek degisiklikler gerek STK’larin calismalari, gerek diger siyasi partilerin ve AB uyelik surecinin etkisi ile hayata gecirilebildi. Ha asker, ha AKP, nasilsa onlar da silahina guvenen askerler gibi kendi dudugunu otturecek, ugrasmaya degmez yaklasimini ben kendi adima dogru bulmuyorum.

                  Bir de acik konusmak gerekirse bir siyasi partinin halk tabani olan bir guc odagi olmasini ben bir sorun olarak gormuyorum, hele de kimi parti baskanlarinin Ergenekon’a uye olmaktan bahsettigi bir donemde…

                  Cevapla

                  • trekking Says:

                    “hele de kimi parti baskanlarinin Ergenekon’a uye olmaktan bahsettigi bir donemde…”

                    Bu İroniden bu anlamı çıkardıysanız pes doğrusu. Son Nokta.

                    17 Şubat 2011

                    Ahmet HAKAN’ın yazısından.

                    İşte bakın:

                    Kemal Bey’in “Üç yıldır Ergenekon örgütüne üye olunuyor. Nerede şu Ergenekon örgütü? Ben de gidip üye olacağım” diyerek yaptığı ironi, Taraf gazetesinde nasıl manşet olmuş:

                    “Avukatlık kesmez üyelik isterim.”

                    O cümlelerden bu başlık çıkar mı?

                    Eğer çıkarsa, düşmanca bir zorlama yapılmış olmaz mı?

                    Takdir kamuoyunun…

                    Cevapla

                  • Bulent Murtezaoglu Says:

                    Ideal hukuk siteminin millete nasil en etkin ve anlasilir kilacak sekilde anlatilacagi bu blogin kapsamini asan ancak onemli bir tartisma konusudur.

                    Anlatamamisim tam. Ben sizin ‘ideal’i biliyor oldugunuz veya bunun biliniyor oldugu imasina da ses etmistim. Yani ‘su sistem soyle dusunuluyor, tarzi su’ seklinde anlatmak yerine ‘ideal’ olugunu soylemeyi de dogru bulmuyorum.

                    Tahklir ve tezyif ile ilgili sikinti yasa maddelerinin bizatihi kendilerinden degil yargilamadaki farkli uygulamalardan kaynaklaniyor.

                    Hayir. Temelde ‘bana hakaret edildi, devlet bir sey yapsin’ davranisi ve beklentisinin dogrulugu tartisilir.

                    Eger zamaniniz olursa BAskin Oran’in Radikal 2′deki arsivinden bu konu ile ilgili kendi tecrubeleri baglaminda yazdiklarini okuyabilirsiniz, o yazilarda uygulamadaki sikintilar ile ne kastettigimi goreceksiniz.

                    Baskin Oran kendisine laf edeni susturamamaktan veya cezalandiramamaktan sikayet ediyordu ve bu sikayetini baskalarinin susturuluyor olmasi uzerine temellendiriyordu. Yuksek akademik burokrat gorusu bu, kendisine bir sey diyeni mahkemeye cekecek ve kendi uzantisi olarak gordugu devlet gucu o insani cezalandiracak. Benim gordugum alt metin oydu orada. Aydinlatici degil cunku bu insanlarin zaten boyle tavirlari oldugunu, devleti boyle gorduklerini, bizzat icinde oluklari guc yapilarinin kendilerini degil de o yapilarin marifetlerinden begenmediklari taraflari (o da ‘evrensel’ ‘dunyanin hicbir yeri’ filan gibi dayanaklarlarla) sikayet ettiklerini zaten biliyorum. Turkiye’de merkez sagdan baska gidecek yer bulamayanlarin bana benzeyenleri zaten o sinifa ister — ‘Kemalist’ kilikta olsun ister ‘yetmez ama evet’ kiliginda olsun — bu tavirlardan dolayi cok soguk bakarlar.

                    Ayrica AKP’nin takip edilen fikriyatla hic alakasi yok, o yuzden sonuc husran olur seklindeki argumaninizi da cok saglam bulmuyorum.

                    Gecmiste boyle oldu bence. Bu ekonomik konularda da boyle biraz, saksak yapiliyor bu insanlara ama denenle yapilanin arasi acik. (Ifade ve nete tasallutta zaten oyle, bariz ortada. Sansur burokrasisi kurdu AKP ve cit cikmadi.)

                    Mesela AKP gibi muhafazakar demokrat bir partinin normal kosullarda zinanin suc olmasini desteklemesi lazim degil mi? Oysa, zina suc olmaktan cikmasi AKP doneminde yapilan bir degisiklik ile mumkun oldu – gri alanlar derken kastettigim bu.

                    Dogru gelmedi bana bu. Zina AKP’den evvel AYM itctihadi ile statusu degisen bir seyken AKP yeniden suc haline getirmeye kalkti, AB mudahil olmasa (ve belki o donemde TSK’ya bahane vermekten korkmasalar) suc haline de gelecekti.

                    Ha asker, ha AKP, nasilsa onlar da silahina guvenen askerler gibi kendi dudugunu otturecek, ugrasmaya degmez yaklasimini ben kendi adima dogru bulmuyorum.

                    Ben boyle bir sey demedim ki? AKP ile ugrasilmiyor, AKP’ye yaslaniliyor gibi gozukuyor diyorum.

                    Cevapla

              • Can Acar Says:

                fmerakli,

                Yazdıklarımın önyargılı olduğunu düşünmüyorum. Kendi bildiğiniz hedeflerin/bağlamın yazdıklarınıza tam olarak yansımaması nedeniyle söylediklerinizden farklı anlam çıkartıyor olabilirim.

                Hakim ve savcılara bu sahtekarlıkla ilgili bilgilerin ulaştırıldığı bilgisine Çetin Doğan’ın tutuklanmadan yaptığı basın açıklamasından erişebilirsiniz. Bu blogda da bağlantı verilmiş olan (ve sizin de hakkında yorum yaptığınız) bu açıklamada birden fazla yerde hakim ve savcıların bu tutarsızlıklardan çeşitli şekillerde haberdar edildikleri yazılıyor. Sanırım sanık avukatlarının da benzer yönde açıklamaları vardı.

                Sivil bir anayasaya hazırlamakla uğraşan olan birisi olarak, geçmişte kimin ne dediğinden veya yaptığından bağımsız olarak, yapılan bütün haksızlıklara ve hukuksuzluklara tepkili olmanızı beklerdim. Ancak burada yazdıklarınız nedense konuyu saptırmaya, hükmeti veya mahkemeyi farklı bahanelerle savunmaya yönelik oluyor. Lütfen geriye dönüp yukarıda yazdığınız ikinci paragrafı okuyun ve bunun mahkeme ve savcılar adına bahaneler arama olup olmadığını söyleyin.

                Benim yazdıklarınızdan (belki de önyargılı olarak) çıkarımım, “AKP sivil anayasa yapma sözü verdi, dereyi geçene kadar idare edelim” mantığında olduğunuz. Fazla olay çıkmasın, istikrar bozulmasın, AKP bize kızmasın, önerilerimizi anayasa değişikliğinde değerlendirsin. Kusura bakmayın ama anayasa böyle yapılmaz. Dediğim gibi, bu benim çıkarımım. Başkası yazdıklarınızı farklı şekilde okuyabilir.

                Bu arada, samimiyetsizlikten bahsetmişken, AKP’nin yardıgaki problemleri çözme konusunda samimiyetsiz olduğunu düşünüyorum. Hukuktaki gerçek problemleri çözmek davaların hızlı sonuçlanmasını sağlamak için birşey yapmadı. Devreye soktuğu UYAP sistemi bir hızlanma yaratmadı (hala dava dosyaları çuvallarla gönderiliyor, Cihaner davasında olduğu gibi bir “ortada sıçan” oyununa dönüşebiliyor). UYAP sadece tüm dava dosyalarının bir kopyasını merkeze alarak kimbilir kimlerin görüşüne açtı, ve aslında adalet bakanlığına hakim ve savcıları istediği davaya yönlendirme olanağı sağladı (hangi davanın hangi hakime gideceğini sistem otomatik belirliyor, tabii yerseniz). AKP elindeki kontrolü sistemi bloke etmek veya yavaşlatmak için kullanarak yargıyı daha da işlemez hale getirdi, buradan doğan tepkiyi de yargıyı tamamen kendisine bağlamak için kullandı.

                Merak ediyorum, yapmakta olduğunuz sivil anayasada yargı bağımsız mı? Örneğin adalet bakanlığı HSYK’da temsil ediliyor mu? Anayasa mahkemesini kim atıyor? Bu gibi kritik konuları bu hükümete kabul ettirebileceğinizi düşünüyor musunuz, yoksa yine “yetmez ama olduğu kadar” mı olacak?

                Cevapla

                • fenerant Says:

                  Sivil bir anayasaya hazırlamakla uğraşan olan birisi olarak, geçmişte kimin ne dediğinden veya yaptığından bağımsız olarak, yapılan bütün haksızlıklara ve hukuksuzluklara tepkili olmanızı beklerdim.

                  Can; yukarıda yazdığınız ifadede; sivil bir anayasa hazırlamakla uğraşan kişi den bahsediyorsunuz? Bu kişi kim? Merak ettim

                  Cevapla

                  • Can Acar Says:

                    Cevap yazdığım yazısı iyice yukarıda kalmış, ancak fmerakli’ya yazmıştım.

                    Darbecilerin yaptiginin aksine temel hak ve ozgurlukleri kisitlayarak degil cagdas yorumlari ile tanimlayan sivil bir anayasanin hayata gecmesi icin uyesi oldugum kimi sivil toplum orgutlerinde calismalar yapiyorum ve bu konularda yazip ciziyorum.

                    demişti kendisi.

                    Cevapla

      • acracia Says:

        Fmerakli:

        Vakit ayirip aciklayip yazmissiniz; ellerinize saglik, cok tesekkur ederim. Gereksiz seylerle vakit kaybedip tam vakit ayiramadigim icin, sozlerinizin ikinci kismina dair olan kisma gereken ozeni ancak sonra gosterebilecegim korkarim, belki biraz daha netlesir o zaman. Ancak ilk agizda birkac soru isareti var kafamda:

        Balyoz plani ile ilgili isim konusu cok saibeli; ben boyle bir yaziya referans verilmesini de uygulamaya koymak gibi algilamakta gucluk cekiyorum.

        17 Aralik 2002 belgesi:

        Zira eger ilk belgedeki 17 Aralik 2002 kategorili “ilgi” basligindan bahsediyorsak, zaten bildigim kadariyla bir dava acildiginda hukuken ancak o zaman gecerli kanunlar uzerinden yargilama olmuyor mu? Oysa bu tarz fislemeleri Ecevit zamaninda zaten mesru bir sekilde uygulamaya koymamislar miydi? Bu durumda bu Balyoz’un uygulamaya konmasindan ziyade, (begenir begenmezsiniz, boyle fislemeyi savunmuyorum asla) zaten o donemin konjonkturu icinde ne care ki “normal” sayilabilecek bir uygulamanin parcasi olmuyor mu? Onu Balyoz’la iliskilendirmek icin bu baglamdan cok baska seyler dusunmek gerekmiyor mu?

        Simdi, eksik olmayin ilk kisma da cevap yazmissiniz; biraz daha netlesir gibi ama zihnim yine tam net degil. Size daha fazla aciklama yapip vakit harcayin deme hakkim yok, ama yine vakti olan ve bilgili herhangi birisi (veya vaktiniz varsa siz) bu konuda beni aydinlatabilirse, mutesekkir olacagim.

        Ben sunlari tam anlayamiyorum:

        1) Delil karartma tehlikesi deyince, bunun somut olarak ne demek oldugunu ben tam anlayamiyorum. Kanunlarin da soyut seylere (icime bir suphe dustu seklinde) dayanamayacagini dusunerek, tam manasini cikarmakta gucluk cekiyorum.

        Cunku:

        a) Bir tehlike oldugunu varsaymak icin, yani delilleri karartabilmeleri icin delillerin ellerinde olmasi gerekmez mi? Oysa “delil”lerin kopyasi bile (hani sanik avukatlarina verilmeyen ama Zaman’da basilan meshur CD resimleri; adli emanete gomulmus “delil”lerdeki tutarsizliklara isaret eden karsit bulgular/deliller; adli emanetten 700 sayfanin eksik cikmasi) zar zor verilmisken, asil deliller ellerinde degil, nasil karartabilirler?

        b) Bunun icin herhangi somut bir bulguya dayali suphe olmasi gerekmez mi? Yani burada saniklardan cok savcilar ve hakimler uzerinde saibe varken (delil gizlemek) saniklar ne yapmislar ki delil karartma suphesi olabilsin?

        Bu sorular bu dava icin. Diger kimbilir kac masum insanin benzer sekilde bambaska davalarda iceride olabilecegini dusundukce icim kabardi.

        2) Kacma tehlikesi:

        Bunun da somut olarak yukaridaki gibi bulgulanmis olmasi gerekmiyor mu?

        Bunun icin biraz bakinirken internette Altan Oymen’in yazisina denk geldim. Cok takip ettigim bir yazar olmadigini hemen soyleyeyim. Ama orada bu sorulara biraz yer verilmis. Simdi asagida ekleyecegim. Belki bir bilen orayi da bizim icin aydinlatir. Zira bu ornekler uzerinden bakinca, sanki bir tek bu yeni deliller uzerinden Emin Kucukkilic ve Mumtaz Can iceri girmis goruntusu cikiyor. Gerisini bilemiyorum. Ama bu noktalari anlayabilirsek cok iyi olacak.

        Vakit ayirip yazdiginiz icin tekrar tesekkurler.

        Cevapla

        • acracia Says:

          pardon: ikinci belge olacakti. Ilk belgede gecmiyor 17 Aralik 2002.

          Cevapla

        • acracia Says:

          Bu 17 Aralik 2002 ilgi baslikli kisma doneyim:

          Bu konu internet andicinda da ortaya konmustu. O zaman bu ilgili kisimda basligin dusundurttugu prosedurun ta Ecevit zamanindan beri suregelen bir uygulama oldugu, bunun mesru ve yasal dayanagi oldugu yazilip cizilmisti. Hatta AKP bunu apar topar degistirmemis miydi? Simdi bakindim ama cok vaktim yok, teyit edemedim.

          Yani bu baglamda, boyle bir ek belgenin savcilarin elinde pek bir hukmu yok gibi gorunuyor. O konjokturde yapilan bir uygulama oldugundan baska, Balyoz’la hic bir alakasi bence gorunmuyor. Hos alaka kurmak icin savcilarin zaten imzasiz mektup, imzasiz emailleri suc duyurusu kabul etmelerinden baska, cok fazla dayanak olmadan iddianame hazirladiklarina da bakilirsa, pek de ellerinde guclu bir sey oldugunu dusunemiyorum. Ama tabii saibeler altinda bir dava, onu da ilintilendirmeye calisirlarsa sasirmam. Bu konuda bilgisi olan varsa, dinlemeye hazirim.

          Cevapla

          • acracia Says:

            Sunu da tekrar ekleyeyim ki herhangi bir fislemeyi onayladigim anlami cikmasin:

            “Bu durumda bu Balyoz’un uygulamaya konmasindan ziyade, (begenir begenmezsiniz, boyle fislemeyi savunmuyorum asla) zaten o donemin konjonkturu icinde ne care ki “normal” sayilabilecek bir uygulamanin parcasi olmuyor mu?”

            Cevapla

        • fmerakli Says:

          Rica ederim Acracia, su asamada Emin Bey ve Mumtaz Can dahil KKK mensuplari icin yeni delil teskil eden bu iki belge ve bu iki belgeden bagimsiz olarak Golcuk’te Balyoz ile belgeler bulunmus olmasi var gibi gorunuyor. Yine yanlis anlasilmasin bunu eldeki bilgiler ile bir tespit olarak soyluyorum, tutuklama kararlarinin hakli oldugu yonunde bir kanaat ortaya koymuyorum.

          Bir de ilk belge ile ilgili alisveris listesi gibi demissiniz, belgenin sahih olup olmadigini degerlendirecek bir konumda kendimi gormuyorum ama hakikaten acayip bir belge. Sirf latife olsun diye soyluyorum ama bana en sahih Balyoz belgelerinden biri oymus gibi gorundu, zira o belgeyi Suha Tanyeri yazmis gorunuyor. O belgedeki yazim seklini Tanyeri ile ayni jenerasyondan olan babamin word’de yazdiklari ile kiyaslayinca, “bu belge kesinlikle bilgisayarla hayli ileri yaslarda tanismis birinin klavyesinden cikmistir kesin!” diye dusundum…. 🙂

          Cevapla

          • acracia Says:

            Kafamda bir suru soru ucusuyor; bu bir gercek. Ancak o gunun konjonkturu acisindan bakinca sizin soylediginiz bana yine de akla yatkin gelmedi. O gunlerde uygulama altinda oldugunu internet andici sayesinde ogrendigimiz bir dizi uygulama mevcut.

            Suha Tanyeri yazdi diye bir bulgu olmasi, ancak diger belgelerin ustverisinde gercekten Suha Tanyeri tarafindan kaydedildigi takdirde bir baglanti olur. Sizin soylediginiz cok mantikli gelmiyor. Ben ikna olmus degilim. Gerci siz de degilsiniz. Sadece fakli varsayimlarla bakiyoruz yine.

            Cevapla

          • acracia Says:

            Fmerakli:

            Simdi farkettim: ilk belge? Ben ikinci belgedeki 17 Aralik’taymisim hala. Kacirdiklarimi okumaya calisirken onu kacirmisim.

            Ikinci belgedeki 17 Aralik 2002 tarihli “ilgi” kismindan bahsediyordum. Oradaki fislemenin heyhat o donem baglaminda “normal” sayilan aktivitenin bir parcasi oldugunu, andic zamaninda gundeme geldigi kadariyla ele aliyordum.

            Ama birinci belge? Hukuk bilmem ama metinlerle epey hasir nesir olmus birisi olarak evet benim durdugum yerden alisveris belgesi gibi duruyor. Bunu da, onu ben de yazar print out cikaririm diye dusunerek soyluyorum. Ne idugu belirsiz, imzasiz bir belge goruntusunde su anda. Bunu iceriginden bagimsiz soyluyorum, sirf bicimine bakarak. Bu yuzden soyle gordum:

            Bir liste var. Alisveris listesi de olabilirdi. Kusura bakmayin, o tarz bir metnin “delil/belge” olabilmesi icin cok daha fazlasi lazim degil mi? Ilk once dedigim gibi Suha Tanyeri daha once de yazmistir, simdi de yazmis, Suha Tanyeri ilk 11. CD’de de yazan kisidir, oyleyse Balyoz’la ilgilidir, simdi bunu da O yazmis, oyleyse bu da Balyoz’la ilgilidir diyebilmek icin aradaki bir cok basamagin ispatlanmasi gerekiyor; belgenin boyle bir liste olmasi disinda soyluyorum bunu.

            Cevapla

      • fenerant Says:

        Fenerant, yeni delil olmadan tekrar tutuklama karari cikartilamaz demisti ama aslinda bu da tam dogru degil. Bu davadan bagimsiz olarak soyluyorum, eger saniklarin tutuksuz yargilanirken delilleri karartma yonunde bir eylem icerisinde olduklarina yonelik bulgular saptanirsa savcilik tutuklama talebinde bulunabilir ve eger ikna olursa mahkeme de tutuklama karari verebilir. Yani illa ki Fenerant’in soyledigi gibi yeni delil ortaya cikmasi gerekmez.

        diye yazmışsınız.

        fmeraklı; sanıkların delilleri karartması ile ilgili eylemleri var ise tutuklanmaları kadar doğal bir sonuç olamaz. Delilller ile suçu karartmayı karaştırmayın derim. Ben delillerden bahsettim. Suç delillerinin karartılması ile ilgili bir ifade yazmadım. Her ikisi de ayrı ayrı tutuklanma nedenidir. Açıklayayım dedim.

        Cevapla

    • ihtimal Says:

      Heee… Sadece, hemde sadece, o iki belge!!! Ama biliyoruz sana yetmez… Carsaf carsaf imzali dokuman lazim, senin inanman icin!

      Cevapla

  4. Can Acar Says:

    O iki belgenin birisi elektrik faturası, diğeri de Albay Tekmen’in sevgilisine yazdığı aşk mektubu olsa konuyla yine bu kadar ilgili olurlardı.

    Cevapla

  5. acracia Says:

    Yukariyi daha kalabalik yapmamak icin suraya ekliyorum yukaridaki delil karartma/kacma tehlikesi vs icin Ceza Kanunu ile ilgili bakinirken buldugum Altan Oymen yazisini. Rica ederim yazari ile ilgili yorum yapacaksaniz yer kaplamayin, yazardan ayri ben soylediklerinin icerigi dogru mu, yani delil karartma vs ile ilgili tutuklama kararlarinin neye dayanilarak verilebilecegi, ben onun teyidini almaya calisiyorum:

    “Her şey şunu gösteriyor: Ülkemizde belirli tutuklama kararları, birer ‘yargısız infaz’ aracı haline gelmiştir. Oysa bu konudaki ‘ilke’yi tüm ilgililer bilir. Ceza Muhakemesi Kanunu da ‘açık ve net’ olarak yazar. Ama, ne yazık ki, her seferinde yeniden hatırlanması, hatırlatılması gerekiyor: ‘Tutuklama’, sadece bir ‘tedbir’dir.
    O karar ancak, ‘kuvvetli bir suç şüphesinin varlığını göste-ren olguların bulunması halinde’ ve buna ek olarak ‘bir tutuklama nedeninin’ de var olması halinde verilebilir. (CMK-M.100)
    O karar, ‘işin önemi’yle, ‘verilmesi beklenen ceza’yla veya ‘güvenlik tedbiri’yle ‘ölçülü olmaması halinde’ verilemez. (CMK-M.100)
    Kanun aynı maddede, o tutuklama nedenlerinin ‘varsayılabilmesi’ için gerekli şartları da sıralamıştır.
    Birinci nedenin şartı, şüpheli veya sanığın ‘kaçma’sı ‘şüphesinin uyanması’dır. Ama hâkim, o şüphenin uyandığını ‘şüphe uyandı’ diye iki sözcükle ifade edip gerekçelendiremez. O şüpheyi ‘uyandıracak somut olguların’ var olduğunu da somut olarak saptaması gerekir.
    İkinci neden, şüphelinin veya sanığın ‘delilleri karartabileceği’ şüphesidir.
    Ama tek başına o ‘şüphe’ de hâkime tutuklama kararı alma yetkisini vermez. Hâkim bunun için ‘şüphelinin veya sanığın davranışları’nı göz önünde tutacaktır. O kararı, o davranışlar, ‘Delilleri yok etme, gizleme ve değiştirme’ veya ‘tanık, mağdur veya başkaları üzerinde baskı yapılması girişiminde bulunma’ hususlarında ‘kuvvetli şüphe oluşturuyorsa’ verebilecektir.
    Yani o şüphe ‘zayıf’ kalıyorsa, tutuklama kararını gene vere-meyecektir.
    CMK’nın 100’üncü maddesi-ne bir de ‘katalog fıkrası’ diye anılan bir fıkra eklenmiştir ki, bununla, haklarında belirli ağır cezalı suç iddiaları bulunulan şüphelinin veya sanığın, ‘delilleri kararatma’sı şüphesinin, dolayısıyla tutuklama nedeninin ‘varsayılabileceği’ belirtilmiştir.
    Ama tabii, bu, hâkimin takdirine bırakılmış bir haldir. Hâkim isterse o varsayımı yapabilir. Ama kanunun tutuklamanın esasıyla ilgili genel sınırları içinde kalmayı tercih ederse, kaçma şüphesiyle ‘ilgili’ somut olguları ve ‘delilleri karartma’yla ilgili ‘kuvvetli şüphe sebepleri’ni, o ‘katalog’tan bağımsız olarak bizzat saptamalıdır.
    ***
    Ceza Muhakemesi Kanunu’nun tutuklamayla ilgili maddesinin esasları bunlar.
    Bizdeki belirli soruşturmalardaki ve davalardaki uygulamanın özeti ise şu:
    Kaçması veya delil karartması şüphesiyle ilgili ‘somut olgular’ veya ‘kuvvetli şüphe nedenleri’ bulunması bir yana.. Kaçma veya delil karartma ihtimallerinin bulunmadığını kendi davranışlarıyla defalarca kanıtlamış olan (tutuklanıp salıverildikten sonra, tüm sorgulara ve duruşmalara katılan ve her arandıklarında yerlerinde bulunan) sanıklar, bazı savcıların özet gerekçeli taleplerine uyula-rak tutuklanabiliyorlar. Aylarca (bazıları yıllarca) tutuklu olarak kalabiliyorlar.
    Aylarca, yıllarca tutuklu kalanların haklarındaki suç iddialarının inandırıcı kanıtlarının hâlâ ortaya çıkmadığı, duruşmaların seyrinden anlaşılıyor.
    Özetle: Hukukun çağdaş evrensel ilkelerinin de, bizim Ceza Muhakemesi Kanunumuzun da, sadece belirli şartlar alınabilecek bir ‘tedbir’ olarak düzenlediği ‘tutukluluk’, belirli soruşturmalarda ‘fiili’ bir ‘değişim’ geçirip bir ‘ceza’ uygulaması haline dönüşmüş.”

    Yazi 16.2.2011’de Radikal’de cikmis.

    http://www radikal com tr/Default.aspx?aType=RadikalYazar&ArticleID=1040140&Yazar=ALTAN%20%D6YMEN&Date=17.02.2011&CategoryID=98

    (Link’i chronic anonymous rumuzlu okuyucunun dedigi gibi ilk kisimda noktalar yerine bosluk birakarak veriyorum. O zaman cikiyor sanirim. Chronic Anonymous: bu tuyo icin cok tesekkur ederim)

    Cevapla

  6. Hüseyin Dursdun Says:

    Geçmiş tarih değerlendirildiğinde AKP düşüncesi, Atatürk devrimlerine karşısındadır ve Atatürk düşmanlığını içermektedir. Ancak günümüzde AKP, kendi siyasi düşüncesini sürdürebilmek ve yürütebilmek ve diğer siyasi kesimlerden taraftar toplayabilmek Atatürk’ü siyasi amacıyla desteklemektedir.
    Dış güçlerden, iç güçlerden, dinsel güçlerden güçlenen AKP, ayakta durabilmek ve gücünü devam ettirebilmesi için Ergenekon davalarını icat etmiştir.
    Bunlara dinci diyorlarsa, bunlar kendilerini Müslüman olarak kabul ediyorlarsa ben ONLARIN DİNİNDEN DEĞİLİM; ALLAHIM, PEYGAMBERİM ÇETİN DOĞANDIR.
    Hüseyin Dursun

    Cevapla

  7. trekking Says:

    Birde Gölcükte ki arama için ihbar mektubunun kopyasını, Savcılık tutanak belgesi nin kopyasını,
    Arama yapılmasına dair tutanağın kopyasını 15 gündür savunma avukatlarına vermemişler. Bu dava da, diğer davalar da olduğu gibi başından beri ters giden pek çok şey var. Sanki savunma nın, savunma yapmaması isteniyor. Yukarıda ki 2 belge den de bir şey çıkmaz. Zaten ilki yine imzasız, yani belge değil kağıt parçasıdır. İkinci belge de 2002 ye göre suç unsuru olabilecek mercimek tanesi kadar bile suç yok.

    Cevapla

  8. doğruya doğru Says:

    Gençler;
    Meseleye “TOPAL OSMAN DİVAN-I HARP KARARLARI” zaviyesinden baksanız iyi olacak.. Kısaca anlatayım..
    Topal Osman Giresunlu Milis Komutanı .. Bir ara Garp ephesinde görev yapmış.. Casusları, asker kaçaklarını sorgusuz sualsiz asıyor.. İsmet Paşa M.Kemal Paşaya şikayetci olmuş; yargısız infaz yapıyor diye.. M. Kemal Paşa da Topal Osman’a “Divan-ı Harp kuracaksın; yargılayacaksın; usul böyle” diye haber salmış.. Topal Osman çaresiz kendisi Başkan, bir yüzbaşı ile bir teğmen de üye üç kişilik divanı kurmuş.. Asker kaçağını almışlar mahkemeye; kaçtın-kaçmadım, silahı da götürmüşsün-götürmedim, derenin içinde yakalamışlar seni kaçarken-yok kaçmıyordum, dereye su dökmeye gittim falan 3-5 dakika duruşma devam etmiş.. Sonunda Harp Divanı Başkanı Topal Osman “yaz” demiş teğmene: “Asker kaçağı Mehmet oğlu Ahmet’in ASKERİ CEZA KANUNU’nun SUÇUNA UYAN MADDESİNE GÖRE İDAMINA KARAR VERİLDİ”..
    Kıssadan hisseyi de siz çıkarın artık; ben yeteri kadar yaşlandım ve çoook Topal Osman Divanı gördüm geçtiğimiz 50 yıl içinde.. Artık hiç bir şeye şaşıramıyorum…

    Cevapla

    • Hüseyin Dursdun Says:

      Yalan örnek verme! Önce Tarih öğren. Cahillik edebiyatı yapma. Saptırma yaparak kafaları karıştırmas!
      Önce “Topal Osman” kimdir? Atatürk’e olan bağımlılığını ve yaptığı eylemleri öğren. Artılarını ve eksilerini öğren. Bir de topal Osman’ın, Hilafet isteyen Trabzon milletvekili Ali Şükrü’yü nasıl öldürdüğünü (rivayetleri de) ve Mustafa Kermal Paşanın neden zor duruma düştüğü konusunu öğren. Bilgilen. Örneğini ona göre ver!
      O günkü Hilafeti İsteyen Ali Şükrü ile şu andaki AKP zihniyeti aynı…
      Kaldı ki Topal Osman’ın Ali Şükrü Bey’i gerçekten öldürmüş olup olmadığı bugün dahi tartışmalıdır!
      Bakınız bilgisayar kullanıyorsunuz. Boş kalınca Türkiye Cumhuriyeti ilk kuruluş dönemi tarihini okuyunuz.
      Eğer Türkiye Cumhuriyeti ilk kuruluş dönemi tarihini sırayla okursanız, siz hem gerçek Müslüman olursunuz ve “AKP’nin ne olduğunu çok iyi öğrenirsiniz.

      Cevapla

      • doğruya doğru Says:

        Huseyin Dursdun;
        Okuduğun yazıyı anlayamamışsın; istersen bir kere daha oku..
        Burada konu Topal Osman değil.. Topal Osman bir sembol.. Konu “yargısız infaz”..

        Cevapla

  9. ccgursel Says:

    Fmerakli,

    “eger saniklarin tutuksuz yargilanirken delilleri karartma yonunde bir eylem icerisinde olduklarina yonelik bulgular saptanirsa savcilik tutuklama talebinde bulunabilir ve eger ikna olursa mahkeme de tutuklama karari verebilir” demissiniz. CMK’nin o maddesi de aynen bunu soyluyor.

    Simdi bana soyler misiniz bu saniklardan herhangi birinin “delilleri karartma yonunde bir eylem icerisinde olduguna yonelik” hangi bulgu saptanmis? Saniklarin hangi eylemleri delilleri karartmaya yonelik (Acaba Emin KKilic ile Mumtaz Can’in blogdaki yorumlarini mi delil karartmaya soktular ne dersiniz)? Sizin de soylediginiz gibi CMK acik acik boyle bir bulgu saptanirsa tutuklama karari verilebilir diyor, ihtimaller uzerinde tutuklama karari verilebilir demiyor. Acik bir kanun ihlali gibi geldi bana.

    Bir de hangi delili karartacaklar ben anlamadim, deliller zaten mahkemede degil mi? Yani sunu mu soyluyorlar, “nasil olsa yarin yine bi yerden bir sey cikma ihtimali var siz bizim bile daha bilmedigimiz delilleri karartabilirsiniz”. Bu mantikla yargilamanin sonuna kadar (herhalde 10 yili gecer) bu insanlarin tutuklu kalmalari lazim, cunku delil toplanmasi bitmez ki, her an dosyaya yeni delil girebilir.

    Tipik bir cezalandirma amacli tutuklama, Allah sevenlerine sabir versin (Annesi vefat eden generalimize de bassagligi diliyorum). Benim gozumde bu insanlar yasadigimiz donemin siyasi tutuklularidir.

    Cevapla

    • fmerakli Says:

      CCgursel,

      Eger benden alintiladiginiz cumleyi ortadan kesmemis olsa idiniz bu yorumu yazma ihtiyaci hic duymayacaktiniz, cumlenin tum hali su:

      ” Bu davadan bagimsiz olarak soyluyorum, eger saniklarin tutuksuz yargilanirken delilleri karartma yonunde bir eylem icerisinde olduklarina yonelik bulgular saptanirsa savcilik tutuklama talebinde bulunabilir ve eger ikna olursa mahkeme de tutuklama karari verebilir”

      Yukaridaki cumleden yer alan sizin beni alintilarken makasladiginiz “bu davadan bagimsiz olarak soyluyorum” kismi, soyledigim seyin zaten bu dava ile ilgili olmadigini acikca ifade ediyor. Balyoz’la ilgili degil ama hukuken baska davalarda yasanabilecek bir duruma dikkat cekiyorum.

      O yuzden sordugunuz sorulara cevap vermem mumkun degil…

      Yalniz Bugun gazetesinin bugunku nushasinda imha edilen Balyoz belgeleri ile ilgili bir haber var, haber kesin dogrudur demiyorum ama o haberin altindan neler cikacak biraz beklemek lazim diye de dusunuyorum…

      Cevapla

      • ccgursel Says:

        Fmerakli,

        Bu davadan bagimsiz diye baslayip sonrasinda bu davayla ilgili seyler yazarsaniz cumlenizin basina yazdiginizin hicbir kiymeti harbiyesi kalmaz. Zaten devaminda da soyle yazmissiniz:

        “- sanıkların konumları itibariyle delillere etki yapma ihtimalinin olması [bu da Golcuk’tekine benzer henuz bulunmamis delillerin karartilabilecegi suphesini iceriyor, ancak emekli subaylar icin ne derece saglam bir arguuman oldugu tartismali]” parantez ici de sizin yorumunuz. Goruldugu gibi gayet bu davayla ve tam da bu konuyla ilgili devam etmissiniz.

        Ayrica, benim yaptigim alinti bu davada degil her davada uygulanmasi gereken kural. Soncuta CMK’nin delil karartma nedeniyle tutuklamayla ilgili maddesi. Yani konu genel olarak tum davalarla ozel olarak da bu davayla ilgili.

        O zaman bana niye cevap veremediginizi anlamiyorum. Sana soyleyecek bir cevap bulamiyorum demenizi anlardim (ki bu da tutuklamalara karsi oldugunuzla tutarli olur).

        Tartismayi Bugun gazetesindeki habere cekme cabanizi anliyorum, o haberi ben de okudum maalesef orda da darbe suclamasiyla ilintilendirilebilecek bir sey gormedim. O tarihlerdeki askerin gorusunun bu oldugunu herkes biliyordu zaten yeni ne varmis onu anlamadim.

        Belli ki Bugun gazetesi de tutuklamalari mesru bir zemine cikartmak icin delil karartma iddiasini hakli cikartmaya cabaliyor. Demek ki onlarin da kafasina yatmamis bu olay. Ne diyelim, ellerinden geleni ardina koymasinlar.

        Cevapla

        • fmerakli Says:

          ccgursel,

          makasladiginiz cumle ile benim prantez icinde verdigim cumle arasinda ben bir suru baska sey soyluyorum, ayrica parantez icerisinde verdigim asagidaki cumleyi de yanlis yorumlamissiniz:

          [bu da Golcuk’tekine benzer henuz bulunmamis delillerin karartilabilecegi suphesini iceriyor, ancak emekli subaylar icin ne derece saglam bir arguuman oldugu tartismali]

          Ben burada hakimlerin karari verirken ne dusunmus olabileceklerine iliskin bir yorum getiriyorum ki acracia ile tartismanin baglami o idi. Siz ise bu cumleyi sanki ben boyle dusunuyormusum gibi yorumlamissiniz, yok oyle bir sey…

          Bugun gazetesindeki haberi ben acracia’ya ilk yazdigim yorumdan sonra, sizin cevabinizdan once okudum. Tartismayi oraya cekmek gibi bir kastim yok, sadece konu ile ilgili yeni bir gelisme olarak ve haberin dogrulugundan emin olmadigimi da ifade ederek o habere atifta bulundum.

          Cevapla

  10. trekking Says:

    Can Ataklı’nın 17.02.2011 nolu yazısından
    “Tutuklamalar sırasında ayrıntı gibi görünen ama bir skandalı andıran hukuk eksikliğini aktarmak istiyorum.
    CMK’nın 217. maddesine göre “tutuklama için geçerli olacak delillerin yasalara uygun olarak toplanmış olması” gerekiyor. Bunun için de arama tutanakları, ihbar tutanakları, arama izin talebi ve kararları ile delillerle ilgili bilirkişi tutanaklarının da mahkeme heyetine sunulmuş olması şarttır.

    Generaller için tutuklama kararının 15. maddesinde bu esaslara uyulmadığını ortaya çıkıyor. Çünkü bu madde ile mahkeme arama tutanaklarının, ihbar tutanaklarının, bilirkişi raporlarının kendisine gönderilmesini istiyor.

    Kısacası bu tutanaklar olmadığı halde mahkeme delilleri yasal olarak kabul etmiş ve 163 kişinin tutuklanmasına karar vermiş. Peki bu sonuca acaba nasıl varmış?

    Sanıyorum ayrıntı gibi görünen bu hukuksal yanlış itirazlarda en etkili faktör olacaktır.”
    Dün akşam Çetin Doğan’ın avukatı Celal Ülgen de aynı şeyleri söylemişti.Hayret ya gerçekten hayret. sonra da bilgi kirliliği yapıyorlar diyorlar.

    Cevapla

    • fenerant Says:

      Bu dava “Hukuk Dışı Eylemlerin Hukukçular tarafından yapıldığı” emsal dava olarak tarihe geçecektir.

      Cevapla

Bir Yanıt Bırakın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: