Balyoz Davası 70. Celse Duruşma Tutanağı – 10 Ocak 2012

03 Şubat 2012

Duruşmalar, GENEL

10 Ocak 2012 tarihli 70. celse’nin duruşma tutanağına buradan ulaşabilirsiniz.

Bu celsede Cem Hatunoğlu, Ender Göngör, Erdem Caner Bener, Erhan Şensoy, Fahri Can Yıldırım, Hakan Mehmet Köktürk, Hüseyin Çınar, İbrahim Özdem Koçer ve İsmail Taylan savunmasını yapıyor.

Avukat Fahir Kayacan:

“Bir kısmı yurtdışında onları ispat etmişler ta savcılık aşamasından hatta veya olmaya yani kendisinin yani o veriyi o saatte, o günde oluşturamayacağına ilişkin maddi bulguları ortaya koymuşlar. İşte bir tanesi hatta o saatte şeydeymiş deniz altında dalgıç gibi, dalgıç gibi değil dalgıç olarak işte bir filimde, belgeselde ama buradalar hala. İşte bu nedenle sanıklar kendilerinin suçsuz olduğunu sanki ispat etmeye kendilerini yükümlü, psikolojik olarak etkilenmişler, etkileniyorlar. Benim değerlendirmem böyle, öyle bir zorunluluk hissediyorlar.”

 ***

Avukat İhsan Nuri Tezel:

“Müvekkilim hakkındaki iddianamede kendisine isnat edilen eylem ne idi? Bu 2 dijital kaydı bilgisayarında saklamak. Yani bu 2 dijital kaydın hazırlanmasında müvekkilimin herhangi bir katkısı olduğuna ilişkin herhangi bir iddia yok zaten. Belki müvekkilimin iddianamede bahsedilen suga harekat planı kapsamında görevlendirilen veya müzahir olarak kabul edilen 1900 kişilik yaklaşık personel içerisinde ismi var mı? Bu listelerde adı var mı? Yok.

Peki, bu 2 dijital kayıt içerisinde müvekkilimin adı geçiyor mu? Yok.

Peki, her ne kadar Ender Güngör kullanıcı isimli bir bilgisayarın bulunmadığı Deniz Kuvvetleri ve Deniz Hava Komutanlığının yazıları ile sabit olsa da, Ender Güngör isimli bir bilgisayarın bulunduğu ve bunun da müvekkilime ait olduğunu, olduğuna ilişkin ön kabul ile harekat ettiğinizde müvekkilimin bu 2 dijital kaydı, bu bilgisayara kaydettiğine ilişkin en ufak bir kanıt var mı? Yok.

Görüldüğü üzere bu 2 dijital kaydın müvekkilim tarafından hazırlandığı veya son kez kaydedildiği, son şekli verildiğine ilişkin hiçbir iddianın olmadığı gibi bu 2 dijital kaydı müvekkilim tarafından Ender Güngör isimli bilgisayara kaydedildiğine ilişkin en ufak bir kanıt da yoktur. Ancak müvekkilim buna rağmen 765 Sayılı Türk Ceza Kanunun 147. maddesi gibi ağır bir suç ile bu delil durumu ile suçlanmaktadır. Ve 7 aydır da bu delil durumuna rağmen tutukludur. (…)

Sayın Mahkemenizi vicdana gelmenizi ve vicdan ve delilleri ile birlikte değerlendirerek vicdanınızda müvekkilimi tahliye etmenizi talep ediyorum efendim.”

 ***

Erdem Caner Bener

“Dünyada gerçekleştirilen en muazzam dijital veri sahtekarlığının bir mağduru olarak burada bulunmaktayım. Savunmamda olmayan bir şeyin olmadığını ispat etmeye çalışacağım.”

Gölcük’ten çıkan ve Bener’in 2003’de hazırladığı iddia edilen belgede bir subayın görev yeri olarak CC MAR Naples yazılmış. Daha önce yazdığımız gibi, o tarihte bu isimde bir kuruluş henüz yok.

Erdem Caner Bener:

“Aralık 2002’de Navsouth’da göreve devam eden Albay Ahmet Durhan Mercan’ın CC Mar Naples’e intibak ataması Ocak 2005’de gerçekleştirilmiştir. Gelecekten haber alma yeteneğim olmadığından Roma’da bulunduğum dönemde 2 yıl sonra teşkil edilecek CC Mar Naples’i bilmem imkansızdır.”

Gölcük’ten çıkan Word belgesine göre 3 Ocak 2003’de Aksaz’da toplantı yapmakla suçlanan Erhan Şensoy:

“Ben toplantı tarihi olarak belirtilen 3 Ocak 2003 tarihini de kapsayacak şekilde 29 Aralık 2002-4 Ocak 2003 tarihleri arasında Türkiye, Amerika Birleşik Devletleri, İsrail arasında yapılan bir tatbikata 2. Komutan olarak görev yaptığım, TCG Gelibolu firkateyni ile iştirak etmek üzere İsrail Hayfa limanında ve denizdeydim.(…) Bunlar soruşturma dosyasında mevcut, fakat şimdi yazılı savunmamın ekinde de gemi jurnalinin aslının fotokopisi, mühürlü ve imzalı olarak Mahkemeye arz edilmiştir.”

(Bu konuyla ilgili blog girişimize ve ilgili belgelere buradan ulaşabilirsiniz).

“Tutanak sayfasında alternatif eğitim sahaları adlı eki belirtmek için bulunan yazı formatı 2008 yılında Türk Silahlı Kuvvetleri yazışma usullerinde yapılan bir değişiklik ile belirlenmiş bir formattır. Yani 2003 yılında yapılan bir toplantıda 2008 yılından itibaren kullanılmaya başlanan yazı formatı kullanılması gibi yine mantık dışı bir durum mevcuttur. (…)

Denizde olduğum bir tarihte, bir toplantıya katılmışım ve tutanağını yazmışım şeklinde mesnetsiz, uydurma, imzasız ve aksi ispatlanmış, hilafi hakikat deliller nedeni ile kuvvetli suç şüphesi değerlendirilmesi yapılarak haksız ve suçsuz yere bırakın yanından geçmeyi, rüyamda bile göremediğim şeylerden ötürü 5 aydır tutuklu bulunmaktayım.”

 ***

Fahri Can Yıldırım:

“Öncelikle baştan aşağı düzmece olan, nerede ise akıl seviyem ile dalga geçecek kadar hatalar içeren bu sahte dijital verileri hiçbir şekilde kabul etmiyorum. Soruşturma Savcısı sen sözde suga harekat planının önemlendirilmiş ve önceliklendirilmiş personel listesindesin diyor. Ben ise bu sahte dijital veriyi kabul etmediğimi, bilmediğimi söylüyorum. 29 Ocak 2003’ten itibaren 11 Mart 2003 tarihine kadar TCG Gelibolu Komutanı olarak Nato emrinde Akdeniz’de görev yaptığımı, akabinde de Amerika’dan yeni transfer edilecek TCG Göksu gemisine komutan olarak atanıp 1 Temmuz 2003 tarihine kadar Amerika’da bulunduğumu yani Türkiye’de olmadığımı devletin resmi belgeleri ile ibraz ederek ispatlıyorum. (…)

Gölcük’teki sahte dijital veriler arasında bulunan toplantı tutanağı.doc adlı sahte veride, 3 Ocak 2003 tarihinde Aksaz Üs Komutanlığında egemenliği anlaşmalar ile Yunanistan’a devredilmemiş ada, adacık, kayalıklara yönelik bir toplantı icra ettiğimiz iddia ediliyor. Ben ise o tarihte bırakın Aksaz’ı Türkiye’de olmadığımı, uluslararası bir tatbikat olan Reliant Mermaid 5 kapsamında Hayfa İsrail Limanından gemi komutanı olarak TCG Gelibolu ile birlikte geri intikalde bulunduğumu ve Aksaz üssüne gemim ile birlikte 4 Ocak 2003 tarihinde geri intikal ettiğimi ispat ve ibraz ediyorum. Buna karşın Savcılık herhalde benim hem Türkiye’de bu toplantıya katılabildiğimi hem de yüzlerce deniz mili uzakta gemime kumanda edebildiğimi düşünüyor ki iddianamede bu hususa yer veriyor. Böyle bir iddia ile aylardır tutuklu kalmamız hiçbir vicdanı yaralamıyor mu? (…)

Bu sahte dijital veriler ile yapılan iftiralar canımı acıtmıyor da, Soruşturma Savcısı tarafından hangi amaç ile iddianameye konduğunu anlayamadığım, Emniyete gelen bir mail ihbarında yer alan güya PKK mensubu olduğum ve onlara para aktardığıma ilişkin iftira canımı acıtıyor, kanıma dokunuyor. Bu iftira mailinin gerçekliğini araştırmak o kadar zor mu?

(…) bize bu oyunları oynayanları, masum insanların özgürlüklerini çalan, kul hakkı yiyen bu hainleri ve bu hainlerin yaptıklarına ya makam sevdası için ya da korkuları yüzünden göz yumanları da affetmiyorum.”

***

Adı hem Amiralliğe terfi edecekler listesinde ve öncelikli ve özellikli görevlendirilecek personel listesinde, hem de tard (sözlük anlamı: kovma, uzaklaştırma, görevine son verme) listesinde geçen Hüseyin Çınar:

“Bir insanın hem amiral listesine hem de biraz önce bahsettiğim şekilde aynı anda TSK’dan ilişiği kesilecek, görev yeri değiştirilecek personel listesine yazılması mantıklı mıdır? (…)

Normal şartlarda benim terfi yılım 2015’dir. Bu belgenin 2002 yılında hazırlandığı iddia edildiğine göre 2007 yılında alacağım ilave terfi ve bu kanun değişikliği nasıl olur da önceden tahmin edilip 2013 yılında tuğamiralliğe terfi edeceğim yazılmış olabilir?”

 ***

İbrahim Özdem Koçer:

“Aralık 2002 tarihli ve meta data bilgilerine göre Özdem Koçer adlı bilgisayarda 18 Aralık 2002 tarihinde oluşturulduğu iddia edilen sayısal verinin konusuna bakar isek 2003 yılı genel atama çalışmaları. (…) İlgi satırına, esas sahtekarlığın belgeleneceği ilgi satırına dikkatinizi çekmek istiyorum. 5. Muhrip Filotillası Komodorluğunun konuya ilişkin yazısı ilgi yapılırken 5. Muhrip Filotillası Komodorluğunun 5 Aralık 2002 gün ve personel 1230-41802 sayılı ve 2003 yılı genel atama çalışma ifadesi kullanılmıştır. Deniz Kuvvetleri çapında ilgi satırında 2003 yılı genel atama çalışmaları şeklinde gelen evrakın konusunun belirtilmesi 4 Mart 2008 tarihinde yürürlüğe giren yeni Türk Silahlı Kuvvetleri Karargah Hizmetleri Yönergesi sonrası başlanmıştır.

Ayrıca esas sahtekarlık belki de tahmin edilemeyecek hususu şimdi dile getiriyorum. O tarihlerde yürürlükte olan yönergede personel yazışmaları için 4 bin ile başlayan rakamlar kullanılmaktaydı. 2008 yılında yeniden yayınlanan yönergede bu bin ile başlayan numaralarla değiştirilmiştir. Şimdi lütfen ilgi satırına bir sefer daha göz atalım. Buradaki konu 1230 konu numarası. Mart 2008’de yürürlüğe giren yönerge ile bu konu atama ve görevlendirme maksadıyla kullanılıyor. Ancak 2002 yılındaki görevlendirme buradaki konu satırında yer alan personel 4030. Gene atama ve görevlendirme konuları için kullanılan numara. Soruyorum. Takdir edersiniz ki 2002 yılında, 2008 yılında kullanılmaya başlayacak bir konu numarasının tahmini ancak insanüstü bir güce, Allah’a mahsus ve bu sayısal verinin de sahteliğini defaten kanıtlar.”

Kanıtlar, kanıtlamasına ama, bunlar “Mahkeme”nin ilgi alanına girmiyor.

Abone Ol

Subscribe to our RSS feed and social profiles to receive updates.

One Comment “Balyoz Davası 70. Celse Duruşma Tutanağı – 10 Ocak 2012”

  1. Kemal Says:

    “…O tarihlerde yürürlükte olan yönergede personel yazışmaları için 4 bin ile başlayan rakamlar kullanılmaktaydı. 2008 yılında yeniden yayınlanan yönergede bu bin ile başlayan numaralarla değiştirilmiştir. Şimdi lütfen ilgi satırına bir sefer daha göz atalım. Buradaki konu 1230 konu numarası…”

    Hangi birini yazayım…

    Bir yılı geçti bu blogu takip etmeye başladığım süre.

    İlk başlarda çeşitli soru işaretleri vardı kafamda. Bu nedenle olsa gerek ilk altı ay çok daha aktif bir şekilde katılıyordum tartışmalara. Artık soru işareti kalmadı.

    Sanırım bu pek çok kişi için de geçerli. Soru işareti kalmayınca ne yazayım ki?

    Herşey açık açık oynanıyor.

    Bir ara fmeraklı vardı. O ne yapıyor acaba? Bir kere onun için “görevli” demiştim de Demokrat da kızmıştı. Saye(ler)inde blogun ziyaret sayısı yükseliyor diye düşünüyordum. Sanırım haklıydım. Google’da bu sitenin pek çok farklı taramalar bağlamında en yukarlarda çıkıyor olmalarına katkıları büyük oldu. Bir de bir insan mantığın sınırlarını ne kadar zorlayabildiğini görmeme…

    Çok şey öğrendim aslında bu süreçde. Bir cemaatin hangi propagandalara maruz bırakıldığına, nasıl bir çarpık tarih kurgusuyla yol alamya çalıştığına dair. Ülkenin aklı başında olanlarının da bu alanları nasıl boş bıraktığını farkettim. Eli yüzü düzgün, ikna edici, tutarlı bir şekilde yakın tarihimizin yazılmadığını, irdelenmediğini, yorumlanmadığını farkettim. Bu kadar yetişmiş insanın olduğu bir ülkeye reva mı bu? diye düşündüm.

    Bu blog en azından bir konuda bir açığı dolduruyor. En azından Balyoz davasında olan bitenleri tarihe not düşüyor. Bir gün gelir de birileri merak ederse pek çok şeyi derli toplu bir şekilde sunuyor. Sadece davanın mağdurlarının değil, gerçeği arayan herkesin çok şey borçlu olduğu bir blog bu blog. Keşke başka konularda da böyle kaynaklar olsa…

    Blog yazarlarına ve yorumcularına kendi adıma çok teşekkür ederim.

    Umarım davanın mağdurları daha da fazla eziyet çekmeden kurtulmayı başarırlar.

    Sevgiler.

    Cevapla

Bir Yanıt Bırakın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: