Savcıların sakladığı ya da yok ettiği raporlar

Sedat Ergin dünkü yazısında soruyor:

“SAVCILARIN, yürütmekte oldukları bir soruşturmada ellerine şüphelilerle ilgili lehte deliller geçtiği takdirde bunları masasında bekletmek ya da gecikmeli olarak işlem yapmak gibi bir lüksü var mıdır?”

Ve iki örnek veriyor:

(1) Askeri Savcılığın 25 Ocak 2011’de Beşiktaş Adliyesi’ndeki Özel Yetkili Savcılığa gönderdiği  Gölcük’te çıkan belgeler ile ilgili olan bilirkişi raporunun savcıların “masasında beklemesi.” Bu rapor Gölcük’ten çıkan dijital belgelerdeki sahteciliklere işaret ediyor (örnek: 2003 belgesinde 2005’de donanmaya katılacak gemide personelin listelenmesi).

(2) Kafes Eylem Planı davasında yargılanan Feyyaz Öğütcü ve  Kadir Sağdıç  hakkında sunulan en önemli delil, bir belge üzerindeki “Uygundur. Kadir paşa koordine etsin” notu. Savcılar bu notun Öğütcü’ye ait olduğunu iddia ediyorlar.  Oysa bunun doğru olmadığını saptayan 26 Şubat 2010 tarihli Emniyet Kriminal raporu var. Bu rapor Terörle Mücadele Şubesi’nce saklanıyor dava açılana kadar savcılığa gönderilmiyor! Rapor savcılığa ulaştıktan sonra savcılık raporu Kafes davasının dosyasına koymuyor, rapor (herhalde sehven) Balyoz dosyasına giriyor. Öğütcü Balyoz davasında da sanık olduğu için, 33000 sayfa ek klasör arasında bu raporu buluyor! Raporu görmek için buraya tıklayın (Klasör no.158, dizin no. 125-126).

Ergin yazısında Balyoz soruştrumasında adli emanate saklanan yazışmalardan da kısaca bahsetmiş.

Bunlar bizim bildiğimiz bekletilen ya da saklanan raporlar, yazışmalar… Bir de Balyoz soruşturmasında tamamen yok edilen (ve soruşturma konusu belgelerin 1nci Ordu bilgisayarlarında izinin olmadığını saptayan) bilirkişi raporunu hatırlatalım.

Bu davalar hukuki davalar değil. Sahte kanıtlar üzerine inşa edildikleri gibi, hukuk filan da işlemiyor. Savcılar rapor ve yazışmaları saklayarak ya da yok ederek resmen suç işliyorlar. Haklarında suç duyurusu yapılan savcılar ise Yargıtay’a üye seçiliyor.

Sahte CD üzerine inşa edilen Balyoz davası sanıklarından 162’si hapiste.

Abone Ol

Subscribe to our RSS feed and social profiles to receive updates.

18 Yorum “Savcıların sakladığı ya da yok ettiği raporlar”

  1. ihtimal Says:

    Pinar ve Dani ciftinin, hararetli bir sekilde turk yargi sistemini karalama, degersizlestirme, zayif gosterme ve nihayetinde cokertme calismasindan bir baska manzarayi daha onceki gigerlerine ek olarak izliyoruz! Acaba amaclari, hukukun varligi veya yoklugunun bir onem arzettmedigi bir Turkiye olusturmak mi?

    Cevapla

    • Muhtemel Says:

      Bunu ciddi ciddi dusunuyorum:

      Bence IHTIMAL, avukat dernegi baskani olarak tvye cikan CIHAT ya da CAHIT olabilir adli avukat ve tvde biyik altindan gulerek konusan tum STV, TRT konusanları, liselerde gosteriliyor sanirim MANTIK dersini zorla ve canli yayinda almalari saglanmali ve eger F alirlarsa bir daha tvlerde, forumlarda yorum yapmalarina izin verilmemeli.

      Elimizde “BALYOZ DARBE PLANI” denilen iddianame ve dava var. Asagida deneyeyim bakalim yazabilecek miyim? Belki ben de kalirim mantiktan.

      1. “Iddiaların kaynagi olan CDlerdeki hersey gercek ve 2003 yilina ait uzerlerinde daha sonra hic oynanmamis” “Iddianamedeki suclar gercek” ==> “Yargilananlar ceza alsin”

      2. “Iddialarin kaynagi olan CDlerdeki hersey gercek fakat seminerden ve 2003’ten sonra hazirlanmislar” “Iddianamedeki suclar birileri icin gercek olabilir ama kesinlikle su anda yargilanan kisiler icin olduklari iddia edilemez” ==> “Ya savciliklar elde olan CDleri aslida CDyi kimin hazirladigini bulacak ve onun icin bir iddianame hazirlayip oradan devam edecek ve su anda tutuklu olanlarin tamamini serbest birakacak”

      3. “CDler sahte” “Iddianamedeki suclamalar haksiz” ==> “Yargilananlar ceza alamaz ama onlari suclamaya kalkan ve ifadeleri zorlayanlarin, delilleri karartanlarin, sahtelerini uretenlerin bulunup cezalandirilmasi gerekir”

      1’i inceleyelim: Eger IHTIMAL hala Pinar ve Daninin burada yazdigi bulgulara mantikli bir cevap veremiyorsan bunun anlami “CDler sahtedir” ==> SIZIN DEMENIZE GORE HUKUKUN VARLIGINDA SERBEST KALMALI ve SAVCILIK BU DUZENI KURANLARIN PESINE GITMELIDIR.

      2’yi inceleyelim: Bu cok net bir durum. Ben cdlerdeki belgeleri okudugumda sahte olduklarini cok rahat gorebiliyorum ama mahkeme hala goremedi veya gosterilemedi. Ancak CDler gercek olsa bile 2003’ten sonrasina aitse su anki yargilananlar niye oradalar. Eger 2003’ten sonra birileri bir takim CDler hazirlayabiliyorlarsa hepsini de hazirlamis olabilirler. Yargi supheyle karar veremez. Kesin deliller gerekir. Ayni Huseyin Celik’in dedigi gibi gecmiste kurumlar yanlis yaptilar diye hemen pesin hukumlu olmamalisiniz.”INSANLARIN AKLIYLA DALGA GECIP SIZ BILMEZSINIZ BAKIN KOZMIK ODALARDA HER SENE GUNCELLEME YAPILIR DIYEN BARANSU” gibi tipler var. Bu gercekse su anda yargilananlar serbest kalirlar.

      3’u inceleyelim: Bunun sonucu zaten acik ve aslinda Pinar ve Dani bunu defalarca gosterdiler. Karsilarina hic kimse cikip bunun aciklamasi su diyemedi. Daha iddianame yok iken bol ufurup cevap veren ZAMAN gibi gazeteler, daha sonra TARAFta yazanlar, Cengiz Candar, Hasan Cemal, Baransu ve bircogu Pinar/Dani iddianameyi aldiktan sonra kisitli imkanlariyla bulduklarina cevap veremediler. Kimbilir onlarin bulamadigi ancak savciligin sakladigi veya savciliga bilerek gonderilmeyen veya yanlis savciliklara gonderilen neler daha vardir.

      HUKUKta varilan yarginin MANTIKtan ne kadar uzak olabilecegini bilmiyorum, bence oldukca yakin olmali. Ama MANTIK olmayan bir Turkiyede HAKkin olmayacagi da kesindir.

      Anlamsiz sorular sorarak bu isi sulandirma gayreti IHTIMALin bu blogda hep var. Ama IHTIMALin bahsettigi Turkiyeyi olusturma gayreti birisinde olsa olsa IHTIMAL gibi mantiksiz yorumlar yapanlarda olabilir, bazi kurumlarin aciklamalarindan hemen tatmin olanlarda olabilir.

      Cevapla

    • Hakim Şeref AKÇAY (Adı gibi Şerefli) Says:

      İhtimal;
      Sen ya okuduğunu anlamayacak kadar “geri zekalı” bir adamsın; ya da bu siteyi takip edenlerin tahammüllerinin sınırını ölçmek için geri zekalı gibi davranıyorsun..
      Yazdığım muhalefet şerhlerini okusan ve orada yazdıklarımı anlasan (ve şerefli bir adamsan) bu şekilde ipe-sapa gelmez şeyler yazıp asabımızı bozmazsın.

      NOT: Yukarıda kullanılan sıfatların “hakaret” amacı yoktur; sadece bir “durum tespiti”nden ibarettir…Yanlış anlama yine..

      Cevapla

  2. acracia Says:

    Turk yargi sistemini kimse karalamaya calismiyor; sadece sorunlara isik tutularak neler oldugu ifsa ediliyor. Ama elbette ki, Ihtimal gibi yalanci ve ahlaksiz oldugu yaptigi yorumlarla sabit (bkz.
    https://cdogangercekler.wordpress.com/2011/02/16/yalan-habercilikte-yeni-bir-rekora-dogru/#comment-3836 )
    bir yorumcudan ancak kendi isine geldigi gibi yorumlar yapmasi beklenir zaten. Devam edelim.

    Dani Rodrik ve Pinar Dogan ciftinin burada ancak ifsa ettikleri gercekleri Ihtimal gibi yalanci ve ahlaksizlar duymak istemezler tabii. Ben bu ifsa edilenlere bir sey eklemeyeyim, ama mesela Ihtimal’in bayildigi bu yargi sistemine dair Jiyan.org’dan bir yazi paylasayim, sorunun genel resmine dair, burada dursun:

    http://jiyan.org/2011/04/08/imam%E2%80%99in-duzeni-zafer-yoruk/

    “İmam’ın Düzeni

    Max Weber’e göre, Devlet’in en önemli özelliği, egemen olduğu bölge dahilinde şiddet kullanma hakkının tekelini elinde bulunmasıdır. Bu nedenle, tarih boyunca radikal siyasetin başlıca göstergesi “silahlı mücadele” olmuştur: Ortaçağ Roma’sında Spartakistler’den günümüz Libya’sındaki isyancılara kadar radikal siyasi gruplar, silahlı ayaklanma yoluyla devletin şiddet kullanma tekelini sorgulanır hale getirmişlerdir. Silahlı mücadele, devlet otoritesine başkaldırının temel niteliği olmuştur.

    Radikal siyasi grupların devlet gücünü ele geçirme yönünde uyguladıkları ikinci bir strateji ise devlet mekanizmasına, özellikle de polis teşkilatı ve ordu gibi devletin silahlı kurumlarına sızmaktır. Gazeteci Ahmet Şık’ın İmamın Ordusu adlı kitabına göre Fethullah Gülen Cemaati, işte bu ikinci stratejiyi Türkiye’de başarıyla hayata geçirmektedir.

    Yazar, geçen ay Ergenekon üyeliği suçlamasıyla tutuklanıp hapsedildi ve henüz tamamlanmamış olan kitabının yayımlanması da yasaklandı. Dahası, kitabın nüshalarını, elektronik kopyaları dâhil olmak üzere, bulundurmak suç unsuru olarak ilan edildi. Savcılık ve polis, “yasaklı taslakların” elektronik izlerini silmek üzere Radikal gazetesi binasına baskın düzenleyecek kadar ileri gitmiş bulunuyor.
    Şık’ın, Ergenekon çetesi dâhil olmak üzere, derin devlet ile olan ihtilaflarıyla ün yapan bir gazeteci oluşu ve kitaba yönelik polis faaliyetleri, bu tutuklamanın ardındaki gerçek nedenin, savcılık beyanlarının aksine, İmamın Ordusu kitabının Gülen Cemaati’nin Türkiye Devleti içerisindeki yükselişi karşısında oluşturduğu potansiyel tehdit olduğu yolundaki kuşkuları güçlendirir nitelikte.
    Bilgi /İktidar: “Derin Devletin” İmamı

    Ancak resmî yasaklama, çok geçmeden yaygın bir sivil itaatsizlik eylemiyle delindi: “yasaklanmış taslaklar” internette dolaşıma sokuldu ve on binlerce okur Şık’ın “yasadışı” tezlerinden haberdar oldu.

    İmamın Ordusu, Fethullah Gülen’in sıradan bir kasaba vaizliğinden Türkiyeli Müslümanların önemli bir kısmının ruhani lideri olma ve dünya ölçeğinde dikkate değer bir mürit kitlesine ulaşmasına giden yolu anlatıyor. Kitap, Gülen cemaatinin eğitim alanında küresel çapta gerçekleştirdiği yatırımları, finans sektöründen medyaya varan ekonomik teşebbüslerini irdeliyor ve Gülen Cemaati ile hükümette bulunan Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) arasındaki ilişkiyi vurguluyor.
    Bu kadarı, daha önce yayımlanmış düzinelerce Gülen biyografisinde zaten mevcut. Aşağıda ele alacağım üç özelliğin ise “İmamın” ve “ordusunun” eşi görülmemiş “yasal” gazabına yol açacak ölçüde, Şık’ın kitabını benzerlerinden ayırdığı söylenebilir.
    İlk olarak Şık, Gülen Cemaatini, rejim tarafından baskın milliyetçi ideolojiyle uyum içinde oluşturulmuş ve desteklenmiş “derin devletin” bir müttefiki olarak yansıtıyor. “Yasak metin”, 1963’te Erzurum Komünizmle Mücadele Derneği’nin Gülen tarafından kuruluşundan 12 Eylül 1980 cuntası tarafından Gülen felsefesinin benimsenmesine kadar devlet iktidarıyla siyasal ilişkilerin tarihini araştırıyor.
    Gülen Cemaati ve genel olarak Siyasal İslamcı hareket, kendilerini Türkiye’nin otoriter “oligarşisi” tarafından zulme uğratılan mazlum liberal muhalifler olarak sunmaya özen göstermektedir. Şık’ın biyografisi işte tam da bu maskeyi düşürerek, cemaatin bahsi geçen “oligarşi” ile derin ortaklığını ifşa ediyor.

    İkincisi, Şık’a göre Gülen Cemaati’nin polis içindeki sızma harekatı öyle boyutlara ulaşmış ki, Türk Devletinin bu önemli silahlı aygıtı fiilen Cemaat tarafından yönetilmektedir. Gülen, Emniyet Teşkilatı üzerindeki gücünü iki temel kaynaktan almaktadır: birincisi, on yıllardır polis içinde yürütülen kadrolaşma faaliyeti; ikincisi de, Emniyet İstihbarat Dairesi’ni kontrol ediyor oluşu. Şık’ın analizi, Gülen’in ellerinde toplanan istihbarat bilgileriyle, eski Genelkurmay Başkanı General Yaşar Büyükanıt ve eski ana muhalefet lideri Deniz Baykal da dahil olmak üzere önemli devlet figürlerine şantaj yoluyla iktidarını oluşturduğuna işaret ediyor.
    Son olarak, “yasak metin”in bir başka özelliği, 2007’deki Hrant Dink suikasti de dahil olmak üzere birçok “faili meçhul” cinayette görülen polis ihmali ile Gülen Cemaati arasındaki bağlantıyı belgeliyor olması. Hrant Dink suikastı bağlamında, cinayetin planlandığı Trabzon ilinin de cinayetin işlendiği İstanbul emniyetinin de İstihbarat Daire yöneticilerinin Cemaat üyesi olduğu vurgulanıyor.
    Bu da, kamuoyu ve yargı nezdinde Ergenekon çetesiyle bağlantılı bir cinayet olarak bilinen Dink suikastinin Cemaat tarafından öncesinde bilindiği halde Cemaatin bu konuda sessiz kaldığı anlamına gelmektedir. Aynı kıdemli memurlara Ergenekon soruşturmasında operasyonel görevler verilmiş olması ise esi durumun vehametini daha da arttırmaktadır.

    İmam’ın Güçleri

    Şık’ın Ergenekon üyeliği ile suçlanarak hapsedilmesi ikna edici durmuyor; daha çok Türk devleti ve toplumu içerisinde “İmam’ın Düzeni”nin yükselişine olan muhalefete gözdağı verme girişimi izlenimi veriyor. Dahası “Şık Davası”, tutuklamanın bir çeşit yargısız cezalandırmaya dönştüğü yönünde devam eden eleştirileri de haklı çıkarmakta.
    Öte yandan, İmamın Ordusu tarafından yürütülen muhalifleri sindirme çabalarının kısmen geri teptiğine de tanık oluyoruz. Geçen hafta, “Şık Davası”na karşı protestoların ortasında, davayı Ergenekon soruşturmasıyla ilişkilendiren savcı Zekeriya Öz’ün özel yetkileri, “terfi” kılıfı altında geri alılndı.

    Buna rağmen, Ahmet Şık hala hapiste ve “Şık Davası” Türkiye’de siyasi iktidarın niteliğine ve yakın geleceğine ilişkin ciddi sorular oluşturmaya devam ediyor. Hükümet, Türkiye’nin bir askeri vesayet rejiminden demokrasiye geçmekte olduğunu iddia etse de, görünen o ki “Generallerin Düzeni’nden” “İmamın Düzeni’ne” doğru bir geçiş yaşanmakta. Bu yeni düzen, devletin silahlı aygıtlarından birinin “İmamın Ordusu’na” dönüşünden ibaret değil: Aynı zamanda Türkiye’nin hukuk sistemi “İmamın Yargısı’na”, siyasal sistemi ise “İmamın Hükümeti’ne” ve “İmamın Meclisi’ne” dönüşmekte ki bu dönüşüm Dördüncü Kuvvet “İmamın Medyası” tarafından zaten yıllardır vaazedilmekte.”

    Evet. Budur sistemin bir diger yelpaze ucu.

    Cevapla

    • acracia Says:

      Bu arada, bu paylastigim yazi elbette ki butun yargiyi ve yargi mensuplarini kapsamiyor. Ancak sorunlar oldugu asikar. Bu veya baska yargiyla ilgili sorunlara elbette ki isaret edilecek; bunlar asla karalamak degil, elestiri ve ifade ozgurlugu kapsaminda olacaktir. Bunlari gormemek icin gormeyi istememek, beyni yikanmis olmak, akli yetmemek ya da Ihtimal olmak gerekmektedir.

      Cevapla

      • ihtimal Says:

        Hosgeldin Acracia,
        28 subat donemi ile balyoz darbe planinin birbirinden bagimsiz olaylar gibi gostermenden dolayi seni suclamami henuz hazmedemedigini gormus bulunuyorum. Ama anlamadigin veya anlamak istemedigin nokta su ki, Cetin Dogan bile ses kaset kayitlarindan Emasyayi 28 subat doneminde siyasilere kabul ettirmek icin cok ugrastiklarini acik acik anlatmaktadir. Yani balyoz darbe plani 28 subatta konulan Emasya kurallari sayasinde yururluluge sokulacakti, dolayisyla anlaman gereken nokta henuz adindan bile haberdar olmadigimiz suanda bile hazirlik asamasinda olabilecek bir suru plana 28 subatin ilham kaynakligi yapmasidir!!!

        Cevapla

        • acracia Says:

          Ah sevgili Ihtimal ah, ozlemisim vallahi. Yok. Oyle degil. Ama tabii sizin yine ahlaksizlik yaparak carpitmaniza sasirmamak gerek. Ben de sasirmiyorum zaten.

          Cevapla

    • Olasılıksız Says:

      Sayın acracia,

      Güzel bir analiz yapmışsınız… tebrik ederim.

      Ancak Zekeriya Öz’ün yetkisinin alınmasının sadece kozmetik bir düzenleme olduğu kanısındayım. Çok fazla medya önüne çıkan, sürekli eleştirilere maruz kalan savcının, davaya yönelik toplumsal inanılırlık %30’lara düşünce seçim öncesinde böyle “bir parmak bal çalma” manevrasının süreci etkilemeyeceği düşüncesindeyim.

      Mevcut suç üretme düzeni, emniyetin “savcılık görevini” üstlenmesi gibi unsurlar ortadan kalkmadıkça, görevlendirilmiş savcıların titiz çalışmalar ortaya koyduğu, sadece emniyet projelendirilmesiyle hareket etmediği açıkca anlaşılmadıkça değişen bir şey olmaz sanıyorum.

      Gerçi, Balyoz, Ergenekon, Poyrazköy, Kafes vs. davaları istenilen hedefe ulaştığı için bu davaların artık peşinin kovalanmasına da pek gerek kalmadı. Hem askerin itibarsızlaştırılması, hem yüksek yargının ele geçirilmesi, hem de derin devletin “bakın işte yargılıyoruz” oyunuyla arka planda yerini sağlamlaştırması hedeflerine ulaşıldı. Şu derin devlet kimdir? Bu davalardan bir şey çıkartabilen oldu mu?

      Cevapla

    • fmerakli Says:

      Acracia merhabalar,

      Oncelikle Dogan ve Rodrik’in yukarida dikkat cektigi ve daha onceden gundeme getirdikleri adli emanete konulmus belgeler etrafindaki soru isaretlerinin kalkmasi lazim; bu konuda ya savciligin, ya mahkemenin (boyle bir gelenek var mi bilmiyorum gerci) konuyu aydinliga kavusturmasi gerekiyor; eger ihnal ya da gorevi kotuye kullanma soz konusu ise sorumlular hakkinda yasal islemlerin yapilmasi gerekiyor.

      Aktardiginiz yazi ile ilgili de iki kelam etmek isterim. Son gunlerdeki yogunlugum nedeni ile kitap taslagini okuma firsatim henuz olmadi; ama bir kopyasini internetten indirdim; yapilacaklar listesinde siraya aldim. Ahmet Sik’tan bagimsiz olarak ifade etmek isterim ki derin devleti hedef alan davalarda gazeteciler hakkinda sorusturma acilmasi, sanik sandalyesine oturmalari, hukum giymeleri sasirilacak ya da kategorik olarak itiraz edilecek bir sey degil benim icin. Ornegin Italya’da on yildan uzun suren Gladyo davasinda birisi genel yayin yonetmeni olmak uzere otuzun uzerinde gazeteci mahkum oldu. Bizim Ergenekon surecinde de gazeteciler suclaniyor. Eger bir gun 28 Subat sureci de dava konusu olursa, sanik sandalyesine oturan gazetecilerin sayisi da artar, zira 28 Subat medya araciligi ile yurutulen bir askeri mudahalaedir ozunde.

      Yine Ahmet Sik’tan bagimsiz olarak soyluyorum, derin devletin kolu kanadi bir nebze kirilmis ama hala ayakta olan uzantilarinin Ergenekon davasini sulandirmak icin kitap yazmalari/yazdirmalari mumkundur, zira gucleri yerindeyken bir cok proje kitaba imza atmis olduklarini, bunun uygulanan bir yontem oldugunu Ergenekon davasi surecinde ogrendik. Ornegin Aydin’li bir ciftci olan Ergun Poyraz, askere gidip dondukten sonra hayvanciliga devam ederken kitaplar yazmaya basliyor ki hem de ne kitaplar. Siz de biliyorsunuz, dava surecinde Poyraz’in Jandarma istihbarat elemani oldugu ortya cikti ve kitaplari icin saglanan istihbaratin ve kara propaganda unsurlarinin kendisine bu gorevi nedeni ile ulastirildigi savcinin iddialarindan birisi… Hatta bilmem hatirlarsiniz, Gulen hakkinda acilan davada Poyraz’in kitaplari savcilarca delil olarak kullanilmis; hatta Poyraz mahkemede ifade dahi vermisti.

      Sik olayina donersek, kitabi okumadigim icin onunla ilgili yorum yapmayacagim, ama bu meselede de asimetrik enformasyona sahibiz diye dusunuyorum, o yuzden kendimi cok baglayici bir konuma hapsetmek istemiyorum. Ornegin beni rahatsiz eden hususlardan biri, Odatv aramasinda Sik’in kitap taslaginin ele gecirildigi basina yansidiginda, Ahmet Sik “kitabin bir kopyasi bende, digerini de hukuki goruslerini almak icin avukatima yollamistim. Odatv’ye nereden gittigini bilmiyorum” mealinde bir aciklama yapmisti, ki bu aciklama daha gozaltina alinmadan once gelmisti. Sonrasinda kitabin bir kopyasi Radikal’den Ertugrul Mavipglu’nda bir kopyasi Engin Aydin’da cikmisti; taslak uzerindeki kimi yorumlarin da Sabri Uzun tarafindan eklendigi iddialari var. Ahmet Sik’in kitabini guvendigi meslektaslarina okutmasi kadar normal bir sey yok, ama kitabin bir kopyasinin sadece avukatinda oldugunu soylemis olmasinin en azindan benim icin bir takim soru isaretlerini tetikledigini soylemeliyim. Ama dedigim henuz bir kaniya varmis degilim, varmamak icin de ozen gosteriyorum, zira su anda sahip oldugum bilgi kirintilari ile varacagim kaninin o denli guvenilir olmayacaginin farkindayim.

      Hem meramimi biraz daha detaylandiran; hem de sizin eklediginiz makaleye bir nebze cevap niteligi tasidigini dusundugum Etyen Mahcupyan’in bugunku yazisini asagiya ekliyorum

      ———————

      Demokratlar planin bir parcasi mi?
      Etyen Mahcupyan

      Ergenekon ağının hedefi AKP iktidarını indirecek ve askerî vesayeti yeniden ihya edecek bir darbeyi gerçekleştirmekti.

      Cumhuriyet rejiminin ‘doğal’ mantığını temsil ettiği sürece, söz konusu hedefin ortadan kalkmayacağını tahmin etmek zor değil. Ne var ki lider kadronun tutuklu olduğu ve darbe planının cinayetlere kadar uzanan stratejisinin deşifre edildiği bir ortamda, önceliklerin değişmesini de beklemek lazımdı. Nitekim ‘Ulusal Medya 2010’ planı post Ergenekon durumu, kayıpların telafi edildiği bir manipülasyon dönemi olarak tasarımlıyor. Amaç Ergenekon davasının itibarsızlaştırılması. Bunu sağlayacak ‘bulgu’ ise savcıların kasıtlı ve kötü niyetle davranmaları, böylece hukuksal sürecin gayrimeşru ilan edilebilmesi. Mahkemenin buna izin vermemesi, davayı sulandıracak adımlardan uzak durması gerektiği konusunda kamuoyunda geniş bir görüş birliği mevcut. ‘Sulandırma’ sadece mahkemenin veya savcılığın ne yaptığıyla değil, bizzat kendisine ‘demokrat’ diyen aktivizm türünün tutumuyla da bağlantılı. Şık’ın kitabı etrafında yaratılan tartışma ve itiraz gösterileri, söz konusu ‘demokratların’ bilerek veya bilmeyerek post Ergenekon planın parçası haline geldikleri kuşkusunu yaratıyor. Demokrat zemindeki bir itirazın temel kriteri herhalde meşruiyet ve tutarlılık olmalıdır. Sonuçta ilkelere dayanan bir karşı çıkışın, aynı ilkelerden hareket etmesi beklenir.

      Ancak ‘demokratların’ son dönemdeki performansı bu yönde olmadı. Sırayla gidelim: Şık ve Şener’in gözaltına alınma nedenleri, yazdıkları kitabın Ergenekon adlı suç ağının amaçları doğrultusunda ve onlardan alınan bilgi ve belgeler üzerinden yazılmasıydı. ‘Demokratlar’ ise ‘amaca yönelik ilişki içinde olma’ meselesini görmezden geldiler ve kitap yazmanın suç olmaması gerektiğinden hareketle iki yazarın suçsuz olduğunu savundular. Kitap yazma ile suç arasındaki alanı irdelemekten kaçındılar. Olaya nesnel yaklaşmaktansa savcılığa niyet atfetmeyi tercih ettiler. Bazı ‘demokratlar’ post Ergenekon süreci salt bu ‘niyet’ üzerinden ‘analiz’ bile edebildi. Bu çarpıtmanın bir adım sonrası daha da vahimdi. Kitap yazmak nihayette bir düşünce özgürlüğü meselesi. Herkes kitap yazabilir ve yazdığı kitabın aynı özgürlük hakkına sahip olması gerekir. Yani kitabın yazılması ile yazarının mesleği arasında özgürlük açısından bir ilinti kurulamaz. Oysa ‘demokratlar’ Şık ve Şener olayında kitaptan değil, meslekten hareket ettiler. Bir anda olay ‘basın özgürlüğüne’ dönüştü ve malum 28 Şubat’çı gazetecilerin öncülüğünde yürüyüşler tertiplendi. Acaba niye? Bu kayma iyi niyetli, kendiliğinden ortaya çıkan bir durum muydu? Bana öyle gelmiyor: Düşünce özgürlüğü üzerinden itiraz, rejimi muhatap alıyor ve laik cemaatçiliğin ötesine geçerek ilkesel bir zemine oturuyor. Oysa basın özgürlüğü üzerinden itiraz, AKP’yi hedef alarak cemaatçi bir siyasi zeminde anlam kazanıyor. Görünen o ki ‘demokratların’ içgüdüsel eğilimleri, elden kaçmış olan siyaseti aktivizm üzerinden sağlamayı daha cazip kılmakta ve bu uğurda ilkelerden uzaklaşmaktan da pek gocunulmuyor.

      Derken Zekeriya Beyaz’ın da kitabına el kondu ve söz konusu içgüdüsel eğilim daha da berraklaştı. Çünkü ortada ilkesel açıdan bakıldığında Şık olayıyla apaçık bir paralellik var. Ama tabii ki ‘demokratlardan’ hiç ses çıkmadı. Anlaşılan şu günlerde onlar kitapların özgür olmasından ziyade, ‘bizimkilerin’ kurtarılmasıyla ve ‘bizimkilerin’ gözünde iktidarın gayrimeşru kılınmasıyla ilgililer. Nihayet Şık’ın kitabının internet ortamında yayınlanmasına gelindi. Bu tabii ki olumlu bir gelişme ve genelde kitap yasağına karşı da ilkesel bir tavır. Ne var ki ortada gerçek anlamda bir kitap yasağı veya kitap toplatma uygulaması yok. Savcılık yazılmakta olan bir kitabın olası nüshalarını ele geçirmeye çalışıyor. Amaç bu farklı nüshalardaki içerik ve kenar notları farklılıklarından hareketle, kitabın yazılma sürecinin irdelenmesi. Dolayısıyla ‘demokratların’ bu aktivizmi laik cemaatçi asabiyeyi ayakta tutmak üzere işlevsel olsa da, yeterli bir muhakeme süzgecinden geçmemiş gözüküyor.

      ‘Demokratların’ performansına baktığınızda şu soruyu sormadan edemiyorsunuz: Bu insanlar gerçekten de meseleye bu denli yüzeysel mi bakıyorlar? Sözünü ettikleri ilkeleri fırsatçı bir biçimde kullanmakta olduklarını görmüyorlar mı? Görüyorlarsa bu durumu nasıl içlerine sindiriyorlar? ‘Ergenekon davası sulanmasın’ derken, kendi tutumlarıyla o davayı sulandırdıklarının farkında olmamaları mümkün mü? Yoksa bunu bilerek mi yapıyorlar?

      Cevapla

      • acracia Says:

        Fmerakli:

        Merhaba. Evet size katildigim ve katilmadigim noktalar var. Daha onceden de cevap borcum vardi, hala katilmadigim cok sey soylemistiniz ama vaktim hic yoktu, donemedim, simdi bir nebze olsun yazabilmek isterim. Bu sebeple iki seye deginecegim asagida: birincisi bu genel bakis acinizin beslendigi bir tavra isaret, ikincisi de bunu baglayarak bu yukaridaki konu baglaminda bir yorum. Basliyorum:

        Acikcasi icinde yer alinmadigi surece kimsenin tam olarak nelerin dondugunu bilmedigi bir surecten gectigimizi dusunuyorum. Sizin de, gecmis yazilariniza bakarak demokrasi gibi degerleri el ustunde tutan tavriniza karsilik, uslup ve bakis acisi olarak sizin daha cok sizin bakis aciniza hizmet eden kisimlari cimbizladiginizi dusunuyorum. Bunu kotu niyetle de yaptiginizi da soylemiyorum, bilemem, ancak bunu somut olarak orneklendirebilecegim seyler var. Mesela Ozden Ornek gunlukleri ile ilgili kendisi de bilisim alaninda calisan Bulent Murtezaoglu’nun yaptigi bir yorum vardi, otantik olup olmadigini sordugumda sizin dediginiz bilirkisi raporu var yorumunuza karsilik. Demisti ki:

        “Ozden Ornek gunluklerinin de sahih olduguna iliskin bir bilirkisi raporu var. [bu alinti Fmerakli’dan idi]

        Ben onu Taraf’tan Gormus’un kosesinden takip etmistim. Nasil olugunu anlamadigim ve orada yazildigi sekliyle olmasi mumkun olmayan bir ispattan bahsediliyordu. Sozluge bir baktim, soyle [icerigini teyid etmedigim] bir girdi buldum: http://www.eksisozluk.com/show.asp?id=13640900 (Hakime hanim oyle karar verdiyse cok memnun olurum yalniz. Can bey de herhalde son kismini sacini basini yolarak karsilar. Kriptoloji, guvenlik filan konusunda calisanlara haber verelim MS Word sihirli bir sekilde hallediyormus isleri.)”

        Yani o sozunu ettigi ispatin mumkun olamayacagini yaziyordu. Bunun Alper Gormus’un anlattigi sekliyle teknik olarak mumkun olamayacagi idi soyledigi.

        (bkz. https://cdogangercekler.wordpress.com/2011/02/15/more-journalists-detained-in-turkey/#comment-3807 )

        Siz de baska bir yerde yine Ornek gunlugune istinaden soyle demistiniz:

        ” […] Sozun ozu, o tarihlerde askerin darbe planladigina olan inancim sabittir ve bu inanc Balyoz belgeleri ortaya cikmadan cok once olusmustur. Ergenekon davasinin delil klasorlerinde yer alan Ornek ve Balbay gunluklerinden o sureci kronolojik olarak takip etmek bile mumkundur. Ama tabii sizin gibi hayata ve olaylara binary sistemi kullanarak bir mi sifir mi diye bakan birisi icin bunlar fazla kompleks gelebilir, zira ne sorulan sorular ne de aranilan cevaplar bir mi sifir mi, var mi yok mu basitligine indirgenecek seyler degil…”

        (hepsini alamadim, yazinin tamami icin bkz. https://cdogangercekler.wordpress.com/2011/02/24/balyozcular-2003%E2%80%99deki-kiz-ogrenci-yurdunun-2007%E2%80%99de-erkek-yurdu-olacagini-da-bilmisler/#comment-4634 )

        Ben de hemen altinda size cevaben o konusmanin linkini tekrar vererek demisim ki:

        “Ufak bir hatirlatma yapayim: Bulent Murtezaoglu size Alper Gormus’un anlattigi sekliyle Ornek gunluklerinin otantik oldugunun teyit/ispat edilemeyecegini soylemisti. Bu gunluklerin otantik olup olmadigini bilmiyoruz. Siz bilirkisi raporu demistiniz; O da Alper Gormus’un anlattigi sekliyle ispat edilemeyecigini soylemisti hani:

        https://cdogangercekler.wordpress.com/2011/02/15/more-journalists-detained-in-turkey/#comment-3807

        Sizin cevabiniz da su olmus:

        “Ornek gunlukleri ile ilgili eksisozluk girisi de olayin tam resmini cizmiyor ki bilirkisi raporuna guvenilmedigi bir ortamda eksisozluk girisine de o kadar kolay bel baglamamak lazim.”

        Sonra da bana Alper Gormus’u okumami tavsiye etmissiniz altinda. Yani benim Bulent Bey’in soyledigini referans vererek dikkat cekmeye calistigim teknik soruna (ki ben anlamam, Bulent Bey’e guvenerek soylemistim bunlari, Can Bey de belki bizi aydinlatabilir vakti varsa/olursa)
        siz o linke bakmadan eksisozluge benim bel bagladigimi ima ederek, guvenilir bir kaynak olmadigini –hakli olarak– isaret etmissiniz. Oysa ki, eksisozluk referansiyla elbette ki benim hareket etmeyecegim bariz idi, ona bel baglamayacagim da oyle, ve hatta eger acmak zahmetine katlansaydiniz, Bulent Bey’in verdigi o eksisozluk linkinde Alper Gormus’un yazdigi gibi o gunluklerin neden otantik oldugunun teknik olarak Gormus’un anlattigi sekliyle mumkun olamayacagini degil, bu sizin sozunu ettiginiz bilirkisi raporu hakkinda teknik bilgisi olmayan birisinin fikir yuruttugunu gorecektiniz. O olayin teknik olarak otantik oldugunu dogrulatmak/kanitlamak meselesi benim gordugum kadariyla Bulent Bey’in kendisinin Alper Gormus’u okuyarak yazdigi bir seydi. Zira soyle demis: “Ben onu Taraf’tan Gormus’un kosesinden takip etmistim. Nasil olugunu anlamadigim ve orada yazildigi sekliyle olmasi mumkun olmayan bir ispattan bahsediliyordu.”

        Bu ve bunun gibi ornekler cok. Bunu neden mi gundeme getirdim?

        Ben bu yazistigimiz konuda da, sizin aslinda inandiginiz bazi degerler, karsi ciktiginiz bazi unsurlar dogrultusunda bazi seyleri cok kolay yok farzedebildiginiz izlenimine kapiliyorum burada yazdiklarinizdan. Bu da herhalde o amacla yapmiyorsunuzdur ama saptirdiginiz izlenimini uyandiriyor. Ayni tavri bu yukarida basin ile ilgili yazdiklarinizda da hissettim. Bunu buraya tasimamin sebebi biraz da bu. Cunku benim bu genel resimden rahatsizligim ile bu konuya istinaden yaptiginiz yorumda hissettiklerim paralel gidiyor.

        Dolayisiyla, bu tartismanin ozeline donersek:
        Basin ile ilgili cok kisinin iceriye alinmasi ile ilgili yaptiginiz tespit konusuna geliyorum bu yuzden simdi. Evet, gladyo ile ilgili verdiginiz orneklerden haberdarim. Ancak ben Turkiye’nin genel resmine baktigimda ayni tabloyu gordugumuzden emin degilim. Siz demokrasi icin askeri vesayetin bitmesi gerektigini savunuyorsunuz, hakli olarak. Ben ise bir vesayet biterken, bir baska otoriter sivil devlet yapisi altina girildigini ve bunun da degisik alanlarda kendisini gosterdigini (ki AP benim rahatsiz oldugum kategorilerin hemen hemen hepsine isaret eden bir rapor yayimladi yakinlarda) ve buna da demokratiklesmek denemeyecegini, zira demokrasinin askeri vesayetin bitisine indirgenemeyecegini soylemistim.

        Ahmet Şık’in OdaTV’de bulunan kitap kaydi inanin o yuzden hic ilginc gelmiyor. Ben kitabini okudum. Icinde degisiklikler yapilmis midir bilemem, sonucta internetten geldi, sanirim Ertigrul Mavioglu kendisindeki taslakla ayni gibi bir seyler soylemisti ama simdi teyit edemedim (vakit darligindan, ki cok uzun bile yazdim). Ancak orada anlatildigi sekliyle emniyette olmus olanlarin, bugunku bir cok dinamige, hatta Balyoz’a bile dair dusundurucu unsurlara rastladim. Nedim Sener ve Ahmet Şık’in arastirdiklari konular, diger gazetecilere acilan davalar, vs dusunulunce ben, sizin gibi Etyen Mahcupyan’in soylediklerinde bir nuans degil, sadece kendi inanci dogrultusunda gormek istedigi seyleri gordugu izlenimine kapildim dogrusu. Kendisinin zaten bir cok tespitine katilmiyorum. Buna da katilmadim. Hatta bu, bana kor kor parmagim gozune vari, ortada bu kadar aleni sorunlar varken, yine sadece gorunmek istenen gorunuyormus gibi de geldi. Bu benim kanaatim, kimseyi de baglamaz elbet.

        Sizin meraminizi da dolayisiyla anlamiyor degilim. Ancak emniyet icerisindeki tasfiyeler, bu tasfiyeler yapilirken kendilerini daha istenen kimlikte gostererek karsilarindakini ekarte etme cabalari: bunlar bana hic de bos gelmedi. Bugunku durum, ordu vs hakkinda cok sey de dusundurttu.

        Siz buyuk ihtimalle bunun dava sulandirmak oldugunu dusunebilirsiniz. Bense bastan imzasiz mektuplarla, sahteligi anlasilmis belgelerle dava acilarak, yukaridaki blog girisine de baglarsak, sayin savcilarin usulsuz gorunen bir sekilde yok olmasina goz yummus intibai birakan raporlarla bu tarz bir davanin gudulmesinin bastan *gercek* darbe ve askeri vesayeti sorgulamayi sulandirdigi izlenimindeyim. Askerleri sevmek zorunda degiliz, ancak bugun olanlar bana gercek suclarin arastirilmasindan ziyade, bambaska bir gundem oldugunu dusundurtuyor.

        Sordugunuz sorulari bu yuzden mesru bulmakla birlikte, kesinlikle ikna olmus degilim.

        Cevapla

        • acracia Says:

          Bir de unutmadan ekleyeyim: Ben de derin devlet olduguna inaniyorum. Bunun ortaya cikmasi icin hala 80 darbesi oncesi ve sonrasina bakmamiz gerektigini, bunlarin arastirilmasi gerektigini savunuyorum. Derin devleti bugun itibariyle hala askere indirgemek bana gore bugun Turkiye’deki bazi dinamikleri de gormemek demektir.

          Cevapla

          • Olasılıksız Says:

            Aynı kanıdayım.

            Derin devlet var… ama dikkatimiz başka noktalara kanalize edildi. Bu davalar bana göre derin devleti aklıyor ve göz önünden saklıyor. Ağaca bakarken ormanı gözden kaçırıyoruz. Asker; kendi başına darbe yapabilecek ve darbe ortamı hazırlayabilecek potansiyele sahip değil. Halk desteğinin oluşması ve darbe alt yapısının hazırlanması için mutlaka sivil unsurlarla işbirliğine ihtiyacı var.

            Bu sivil unsurlar ise 30 yıldır ortaya çıkmadı. Öreneğin M. Ali Ağca’yı kimin görevlendirdi hala meçhul.

            Cevapla

        • fmerakli Says:

          Sevgili acracia,

          Su asamada sordugum sorulari mesru bulmus olman benim icin onemli ve yeterli – bana o sorulari sordurtmaya yonelten unsurlar ya da o sorulara verilecek cevaplar konusunda ikna olmamis olmanizi da anliyorum. BU arada sunu da soyleyeyim ki yukaridaki tartisma baglaminda benim ortaya koydugum ve sizin mesru kabul ettiginiz sorulara verdigim herhangi bir cevap yok – su asamada bir cevap verecek kadar bilgiye sahip oldugumu dusunmuyorum ki densizlik edip bir cevap vermeye kalksam degil sizi kendimi bile ikna edemem…

          Cevapla

          • acracia Says:

            Acikyurekliliginiz icin tesekkur ederim, Fmerakli. Dedigim gibi neler oldugunu tam icinde yer almadikca yuzde yuz anlamanin zor oldugu bir surecten daha gectigimizi dusunuyorum. Kendime gore varsayimlarim elbette var; anladigimi dusundugum seyler de. Bunlari yukarida dile getirmeye calistim zaten. Ancak tabii ki su anki dinamiklere bakinca cesitli sorular sormak mumkun, sizin sordugunuz sorular gibi. Ben de merakla secim sonrasini beklemedeyim…

            Cevapla

      • Olasılıksız Says:

        Sayın fmerakli,

        “Sik olayina donersek, kitabi okumadigim icin onunla ilgili yorum yapmayacagim, ama bu meselede de asimetrik enformasyona sahibiz diye dusunuyorum, o yuzden kendimi cok baglayici bir konuma hapsetmek istemiyorum.”

        diye söylemişsiniz. Ancak yorumunuzun geneline bakılınca Ahmet Şık’ın kitabı da dahil olmak üzere Davalarla ilgili eleştirileri dile getirenleri sanki dışarıdan kişilerce bir itibarsızlaştırma çalışması şeklinde bir görüş ortaya koyuyorsunuz.

        Ben Şık’ın kitap taslağının tamamını okudum. Ne yazık ki davalarla doğrudan ilgisi olan bir kitap değil. Hatta dava süreçleri çok az yerde konu ediliyor, şöyle bir dokunulup geçiyor. Kitabın temel vurgusu emniyet teşkilatı içerisinde Gülen cemaatine mensup kişilerin planlı ve programlı olarak kadrolaştırıldığı, bunların idareyi ele geçirdiği ve herşeyi yapabilecek güce ulaştığıdır. Zaten içerik olarak dökümanter veya belgesel denebilecek bir yapısı var. 3/4’ü soruşturma raporları, kitap alıntıları vs. gibi şeylerden oluşuyor.

        Uzun lafın kısası; davalarla çok fazla ilişkisi yok.

        Ancak; ben emniyet teşkilatının “cemaatci” bir çalışanı olsam bu kitap içeriğinin ortaya çıkmasından son derece rahatsız olurdum. Zaten emniyetin 48 sayfalık değerlendirme raporu da cımbızla seçilmiş cümleleri “Ulusal Medya 2010” isimli doğruluğu meçhul dökümanla ilişkilendiriyor. Kitabı okuyunca gerçekten zorlama bir rapor olduğu oldukça iyi anlaşılıyor. Bu bakımdan kitabın toplatılması veya “yok edilmesi” çabalarını anlamakta pek zorluk çekmiyorum.

        Bu noktada anlamakta zorlandığım şey; savcılığın ve mahkemenin bu konuda bağımsız bir görüş istemeden; hatta kitabı okumadan böyle radikal bir karar verme yoluna gitmiş olmaları. Kitabın bir delil olması onun toplatılmasını gerektirmiyor. Sonuçta piyasadaki kitaplar da delil olabilir.

        Şimdi, tabloya baktığımızda Hanefi Avcı, Nedim Şener ve Ahmet Şık kitaplarının ortak noktası emniyet içindeki teşkilatlanma üzerine ve bu üç kişi de bana göre “uyduruk bir bahane” ile tutuklandılar. Bu da oldukça ilginç bir tesadüf değil mi?

        Burada pek çoğumuz bu dava süreçleriyle ilgili çeşitli hataları eleştiriyoruz. O zaman hepimiz bu planın yandaşları haline mi geliyoruz?

        Cevapla

  3. Olasılıksız Says:

    Sayın ihtimal’in bu blogda çok önemli ve yararlı bir işlevi yerine getirdiği kanısındayım. Bu yönüyle aslında teşekkürü hak ediyor.

    Kendisi öylesine abuk subuk ve dayanaksız sözler savuruyor ki, davadaki çürük ve sahte yönlerin tekrar tekrar söylenmesine vesile oluyor.

    Burada davayı eleştiren veya haklı bulanların büyük kısmı somut şeyler üzerinden tartışıyor. Aslında çoğunluğun istediği “hukukun üstünlüğünün” ve gerçek adaletin ortaya çıkması. Yapılan eleştirilerin çoğu hukuki hatalara yönelik. Bu hataları dile getirmek hukuku değersizleştirmek şeklinde değil, hukukun doğru işlemesini talep etmek şeklinde algılanmalıdır.

    Bir darbe hazırlığı olduğu veya olmadığı ayrı bir tartışma konusudur. Delillerden pek de darbe hazırlığı gibi bir tablo ortaya çıkmıyor. Bu yorumlar eleştirilebilir. Ancak, yanlışlığı veya sahteliği bariz şekilde ortada olan “sözde delilleri” savunmak ve adaletin bunlarla tecelli edeceğini söylemek için benim aglılayamayacağım seviyede bir zeka gerekir. Diğer taraftan, belki de kasıtlı olarak manüple edilen delillerin iddia makamınca sanıklar aleyhine kullanılması ise hiç bir etik kuralına sığmaz. İddia makamı cezalandırma makamı değildir. Ceza talep edebildiği ölçüde ortaya çıkan deliller çerçevesinde suçlamadan vazgeçmesi de görevidir. Eğer iddialar “cezalandırma” amaçlı kullanılmaya başlamışsa orada hukukun düzgün işlediğinden söz etmek zor olur.

    Cevapla

  4. ciftehankaplicalari Says:

    İYİ

    Cevapla

  5. ccgursel Says:

    Ihtimal’in varligi, soyledikleri ve bu davayi gozu kapali savunma gayretkesligi zaten yeterince itibarsizlastiriyor Balyoz davasini. Bol bol yazsin.

    Ote yandan, su yazida yazilanlarin onda biri, “ileri” demiyorum, “normal” bir ulkede olsaydi bircok kisinin istifa etmesi gerekiyordu herhalde. Rezaletlere o kadar alismisiz ki su insan hakki ihlaline varan kepazeliklerin (belge saklamalar, raporlari gec gondermeler, rapor gizlemeler, vs.) varligi vatandasimizda ne oluyor kardesim sorusunu bile sordurmuyor.

    OSYM rezaletini milyonlarca insana yasatan adam bile hala yerinde ya buna inanamiyorum.

    Cevapla

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: