Sugacı Ataşe kendisini Ateşe sanıyor, çalıştığı yeri de ATEŞELİK

Gölcük’ten çıkan yeni dijital belgeler 163 kişinin tutuklanması için gerekçe olarak gösterildi.

Şimdi emsal olarak Gölcük’ten çıkan (ve Balyoz planına yeni kanıt) “CANER BEN_1.doc” isimli Word belgesine bakalım. Üstverisine göre belge C.BENER kullanıcı adı ile ilk defa 14 Aralık 2002’de oluşturulmuş ve en son Cem Gurdeniz kullanıcı adı ile 20 Ocak 2003’de kaydedilmiş.

Herşeyden önce;

Ateşe diye bir şey yok. Ataşe diye bir şey var.

Ataşe’nin sözlük anlamı: bir elçiliğe bağlı uzman, elçilik uzmanı. Ateşe diye bir kelime yok, dolayısıyla sözlük anlamı da yok. Ateşe, olsa olsa ateş (yanıcı cisimlerin tutuşmasıyla beliren ısı ve ışık) kelimesinin e-hali olabilir.

Roma’da SİLAHLI KUVVETLER ATEŞELİĞI yok, ATAŞELİĞİ var.

Roma’da görevli Ateşe yok, Ataşe var.

Roma’daki Deniz Ataşesi’nin bunu bilmemesine ve antetinde SİLAHLI KUVVETLER ATEŞELİĞİ yazan bir belgede  kendi isminin altına “Ateşe” ünvanını eklemesine imkan yok. Üstelik, aynı “Ateşe” bu belgenin eki olan ayrı bir Word dokümanı daha hazırlamış ve yine altına kendisi için “Dz. Ateşesi” yazmış. Ayrıca bu ek belgede bir subayı, henüz o tarihte var olmayan (ve Temmuz 2004’de kurulan) CC MAR NAPLES’da görevli olarak listelemiş.

“Ateşe”nin hazırladığı bu belge aslında baştan sona bir garabet. Şöyle ki, bu belge Suga planı çerçevesinde “Yeniden yapılanma” kapsamında bölgedeki “müzahir” (destek veren) personeli bildirmek üzere hazırlanmış. Yazının ilgi bölümüne bakılırsa bu talep kendisine 7 Kasım 2002’de gelmiş. Oysa bu tarihte daha ortada Balyoz planı yok, Suga planı yok, ve hatta bu planlarla devrilmesi planlanan Hükümet bile yok. Üstelik bu talep Roma’ya 7 Kasım 2002’de Deniz Kuvvetleri Komutanlığı’ndan gelmiş. (Bilmeyenler için: iddialara göre Suga planı, Balyoz darbe planı kapsamında dönemin Donanma Komutanı Özden Örnek’in hazırladığı bir plan ve yine iddialara göre bu plandan Deniz Kuvvetleri Komutanlığı’nın haberi yok.)

Bu arada, belgeyi son kaydeden olarak görünen Gürdeniz, o dönem 3. Muhrip Filotilla Komodoru ve belgenin son kaydedildiği tarihte “Karadeniz Özel Görevi” ile denizde, hatta Filotillada dört gün sürecek Taktik Eğitimi başlamış.

Son bir nokta da, yazının formatı ile ilgili. Donanma Komutanlığı bilirkişi heyeti tarafından hazırlanan raporda (EK-D) belirtildiği üzere, yazışmalarda İLGİ yazılırken bu belgede olduğu gibi  konunun dahil edilmesi  (İLGİ: Dz.K.K.lığının 07 Kasım 2002 gün ve İSTH.:3200-27-02 sayılı “Yeniden Yapılandırma Faaliyeleri” konulu yazısı), 2008 yılında yürülüğe giren MY 75-1B Karargah Hizmetleri Yönergesi ile başlıyor. 2008’den önceki yazışmalarda ilgide konu belirtilmiyor.

Gölcük’ten çıkan yeni belgeler hakkında yüzlerce sayfa tespit tutanakları hazırlayan Emniyet görevlilerinin bu son noktayı bilmeleri elbette beklenemezdi. Ancak, en azından “ateşe” falsosunu tespit edebilirlerdi. Emniyet’in hazırladığı ve 43 klasörün içinde yeralan  tespit raporunun ilgili kısmından aktarıyoruz (Gölcük Klasörleri, Klasör no. 3, dizin no. 266):

Emniyet raporu, yukarıdaki yazışmaya atfen konu ile ilgili tespitini şöyle bitiriyor: “(…) Bu görev kapsamında Ali Semih ÇETİN’in yukarıdaki yazışmaları yaptığı ve kendisine verilen görev gereği listeyi hazırladığı değerlendirilmektedir.”

Balyoz davasında 148 kişi sadece isimleri bu dijital belgelerde geçtigi için yargılanıyor. Yazık ki, sahte oldukları bariz olan (üstelik ataşe/ateşe ayrımını bile bilmeyenlerce hazırlanmış) bu belgelerin sahte olduğunun “mahkeme” önünde ispatlanmasını sanıklar hapiste bekleyecekler. Çünkü emniyet, hazırladığı raporlarda bu yeni dijital belgeleri Balyoz’da kanıt olarak değerlendirdi, özel yetkili savcı talep etti ve bağımsız özel yetkili hakimler oybirliği ile 163 kişinin tutuklanmasına karar verdi.

Abone Ol

Subscribe to our RSS feed and social profiles to receive updates.

56 Yorum “Sugacı Ataşe kendisini Ateşe sanıyor, çalıştığı yeri de ATEŞELİK”

  1. Altan Alpay Says:

    İlkokuldan terk emekli bir vaizin peşine takılan bu gafiller sürüsünden ateşe/ataşe ayrımı yapmasını beklemek haksızlık olur.

    Cevapla

    • fmerakli Says:

      Asagidaki yorumumda gosterdigim gibi atase/atese ayrimini yapamayan Askeri Yuksek Idare Mahkemesi hakimlerini ve askeri mevzuati kaleme alan ordu personeli de acaba emekli bir vaizin pesine takilmis gafil surusune dahil etmek mi etsek?

      Cevapla

      • ihtimal Says:

        fmerakli simdiden bir marka oldu 🙂 Sahtelerinden sakininiz! Bence savcilar fmerakli’ya is teklif etmeli!

        Cevapla

      • umut Says:

        Asagida sizi cevapladim. Simdi de bu sayfaya geri donersek yazismamiza yani aslinda ihtimale verdigim cevabi daha uzatacaktim ama asgiyi gorunce once oraya yazayim dedim.

        fmerakli size katilmiyorum. Asagida size ben eksik kalmayayim bari diye yazdigim gibi size simdi burada soyleyeyim. Sizin yazdiklarinizi uzun zamandir takip ediyorum. Her firsatta cikarilan delilleri curutmek icin elinizden geleni ardiniza koymuyorsunuz. Akademisyen oldugunuzu soylemissiniz. Ben de oyleyim. Normalde Turkiye’de calisiyorum ve bir gorev icin simdi yurtdisindayim. Bir suredir de buradaki yazismalari takip etmekteyim. Sizinle suradaki yazismamiz ve daha dogrusu ihtimale verdigim cevapta ciddiyim. Savcilar arasalar sizden iyisini bulamazlardi. Gunah bu kadar insan iceri girmis siz bu isi gorev edinmis yaziyorsunuz. Sizin argumaninizin kategorik ustunlugu yok.

        Cevapla

        • fmerakli Says:

          @umut

          Tabii ki de benim argumanimin kategorik bir ustunlugu yok, atase yerine neden atese kullanilmis olabilecegine iliskin farkli olasiliklardan bahsedilebilir ve olgusal gercekligin ne oldugu yargi asamasinda ortaya cikana hicbir olasiligin digerlerine karsi kategorik bir ustunlugu yoktur.

          SOrun da buradan kaynaklaniyor; Dogan ve Rodrik sanki baska hicbir olasilik yokmus gibi atase yerine atese kullanilmis olamaz diyorlar idi, ben de argumanlarinin arizali oldugu noktaya dikkat cektim, hepsi bu!

          Cevapla

      • Altan Alpay Says:

        Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Katiplerinin durumunu bilemeyecegim ama Deniz Kuvvetleri bünyesinde yaptığı himmetlerle (*) dikkat çeken çok sayıda hizmet tiryakisi (**) olduğu kesin, hatta şu anda 3 tanesi askeri mahkeme tarafından tutuklanmış ki gazaları mubarek olsun diyelim.

        (*) ve (**): Anladin sen onu!

        Cevapla

  2. fmerakli Says:

    Biliyorum pek cok yorumcu belki Dogan ve Rodrik yine bana kizacak ama bu “atase” yerine “atese” yazmislar muhabbetinden bir sey cikmaz. BU iki kelimenin siklikla karistirilarak kullanildigi bilinmedik bir sey degil. Dogan ve Rodrik’in belgelerde tutarsizliklari tespit etmek icin en siklikla kullandiklari arac olan google sayesinde Askeri Yuksek Idare Mahkemesi kararlarinda da atese ve atase kelimelerinin hem de ayni karar icerisinde kullanildigini tespit ettim.

    Kararin detaylari:

    Dergi No:10
    Karar Dairesi:AYIM.1.D.
    Karar Tarihi:19.12.1995
    Karar No: E.1995/1234
    Karar No: K.1995/1197

    “… esasen askeri ateşe kadrolarının kurmay subay olmalarına rağmen çok zorunlu nedenlerle sınıf subaylarının da bu görevlere atanabileceği hususunun sözkonusu yönergede öngörüldüğü, dava konusunda da yönergenin şart koştuğu ve davalının da tanımladığı çok zorunlu nedenlerin ortaya çıktığını, davalı idarenin kendisini sınıf subayı olduğu için bu kadroya aday bile göstermeyerek, seçim kurulunca değerlendirilmesini engellediğini, bir sınıf subayı olarak bütün şartların lehinde oluştuğunu ve buna dayanarak Gürcistan Tiflis Askeri Ataşeliğine seçilmesi gerektiği inancında olduğunu, aksi takdirde sınıf subaylarının genel dil sınavlarına girmelerinde bir anlam kalmayacağını belirterek; Yurt dışına ateşe olarak gönderilmek üzere seçilmeme işleminin iptali ile öncelikle yürütmenin durdurulmasını talep ve dava etmiştir.”

    AYIM kararinda atase kelimesi 23, atese kelimesi 17 defa kullanilmis; hatta o kadar ki atase ve atese kelimeleri ayni cumle icerisinde de kullaniliyor:

    “11.4.1995 tarihinde yaptığı seçimle Gürcistan – Tiflis askeri ataşeliği için davacının sınıfının (piyade) uygun oImaması ve bu kadronun kurmay subay olması gibi kriterleri dikkate alarak, davacıyı bu kadroya aday olarak göstermediği ve sözkonusu Tiflis askeri ataşeliğine 3 ncü öncelikli dil olan İngilizce dilinden başarılı olmuş bir kurmay subayın seçildiği (aday gösterildiği) ve bilahare de bu adaylığı kesinleşerek sözkonusu askeri ateşelik görevine atandırıldığı, davacının Tiflis askeri ateşeliğine seçilmeme şeklindeki sözkonusu menfi işlemin, iptali için 17.4.1995 tarihinde ve süresinde bu davayı açtığı anlaşılmaktadır.”

    Yine bir baska AYIM karari:

    Dergi No:12
    Karar Dairesi:AYİM.1.D.
    Karar Tarihi:06.05.1997
    Karar No: E.1996/923
    Karar No: K.1997/362

    “Davacı, 25 KASIM 1996 tarihinde kayda geçen dava dilekçesinde özetle; 1993 yılındaki sicillerden sonra kıdem sırasının 5 nci durumda olduğunu, ateşe seçildikten ve bir yıl görev yaptıktan sonra 44 ncü sıraya düştüğünü, Askeri Ateşelere sicil verilmesi hususunda MY: 123 2 yönergesinde bulunan düzenlemede Askeri Ateşeye verilecek sicil notu Askeri Ateşenin bulunduğu rütbe ile daha önceki rütbede aldığı sicillerin ortalamasının 5 not eksiğinden daha az olamaz hükmünün bulunduğunu kendi değerlendirmesine göre, bu hükme aykır not verildiğini, 1994 yılı sicilinin iptalini talep ve dava etmiştir. ”

    Eger bir askeri “atase”, Askeri Yuksek Idare Mahkemesi’ne verdigi dilekcede atese kelimesini kullaniyor ise Sugaci atasenin de kendisini atese sanmasi gayet mumkundur. 🙂

    Hadi diyelim ki AYIM kararlarinda atese kelimesi “sehven” kullanilmis olsun.

    Milli Savunma Bakanligi Subay Meslek Programlari Yonetmeligi’nde, yani askerler tarafindan hazirlanmis bir mevzuatta atese kelimesinin kullaniliyor olmasini nasil aciklayacagiz:

    Resmi Gazete Sayi No: 12971, Subay Meslek Programları Yönetmeliği

    Madde 3/h:

    “Karargah Görevi : Kıta karargahı kapsamı dışındaki birlik ve eşidi komutanlık karargahları ile müttefik karargahlardaki bütün görevleri ve askeri ateşe ve yardımcılarının görevlerini ihtiva eder.”

    Dogan ve Rodrik demisler ki:

    “Roma’daki Deniz Ataşesi’nin bunu bilmemesine ve antetinde SİLAHLI KUVVETLER ATEŞELİĞİ yazan bir belgede kendi isminin altına “Ateşe” ünvanını eklemesine imkan yok”

    Yukaridaki Askeri Yuksek Idare Mahkemesi kararlari ve bir alintiladigim mevzuat acikca gosteriyor ki kazin ayagi oyle degilmis, bir atasenin isminin altina atese unvanini eklemesi pekala mumkunmus, ya da subay meslek programlarini duzenleyen yonetmelikte askerlerin ‘atase’ degil ‘atese’ kelimesini kullanmalari yine mumkunmus…

    Velhasil, bu atase mi atese mi muhabbetinden bir sonuc cikmaz kanaatindeyim…

    Cevapla

    • umut Says:

      Fmerakli,

      Obur taraftaki yazismamiza cevap yazacaktim ki buradaki tartismayi gorunce, bir ek de ben yapayim, aman ben eksik kalmayayim dedim.

      Simdi, burada buraya kadar bircok cok buyuk tutarsizliklar cikti; bazilari daha ufak ornekler, ama artik olay su asamaya gelmisken butun celiskiler bir ipucu olabilir, kucuguyle buyuguyle, dolayisiyla burada ortaya konan da daha ihtimal dahilinde bir ornek olabilir. Yani gemi, sonraki terfiler, arac, vs kadar kor kor parmagim gozune bir ornek olmayabilir burada ortaya konan. Ve elbette ki boyle aynen sizin dediginiz gibi bir yanlis olmus da olabilir; tabii bu, diger usulsuzlukleri, delilleri adli emanete gommeleri, su andaki tutuklamalari, adli emanetten 700 sayfa eksik ciktigi sahibesini ve bunlara ne oldugu sorularini degistirmez.

      Simdi bunu soyledikten sonra, seytanin avukatligina soyunuyorum:

      Sizin koydugunuz mahkeme tutanaklarini kim tutar bilemem ama o mahkemede gorev yapan hakim, savci ya da avukatin olmadigini saniyorum. Yani o isi bilfiil yapan sahis degildir herhalde diye tahmin ediyorum.

      Simdi, sizin bir atase olarak resmi yazismanizda antetli kagidi kullanmak baska, tutanak tutan birisinin yapabilecegi imla hatalari baska. Sizin aslinda yukarida gosterdiginiz ornek sunu kanitliyor: bu tarz tutanaklarda AYIM gibi, not tutan, kayda gecen birisinin hata yapabilecegi. Cok guzel de bir ornek bulmussunuz.

      Ancak antetli kagit, takdir edersiniz ki farkli bir konu. Ben mesela kendi bolum yazismalarimda, titrimi ve bolumumu yanlis yazmam. Bana yanlislikla ogretim gorevlisi diyenler coktur, ogretim uyesi diye duzeltirim. Elbette ki bu bir imla hatasi da olabilir. Bakin tekrar ediyorum, sadece ben gizli yazismada, tutanagi tutan bir ucuncu kisinin degil, bilfiil o isi kendisi icra eden kisi tarafindan yazilmis olabilecegini tahmin ederim. Dedigim gibi, ben sadece seytanin avukatligini oynuyorum. Sizin gibi.

      Yine de elbette sizin dediginiz gibi bir ihtimal olsa da, boyle bir ihtimal de mevcuttur. Yani kategorik olarak sizin argumaniniz aslinda yukaridaki argumandan ustun degil. Onlar o gorevi icra eden makamlarca ve sahislarla boyle imla hatasi olamaz diyor resmi yazismada, siz bambaska bir ortamda (bir mahkemede) o sozu gecen gorevi (atase) icra etmeyen kisilerce yazilmis bir dokumanda imla hatasi oldugu icin olabilecegini soyluyorsunuz. Belki de bunun icin Roma Ataseligi’nin diger yazismalarini gormemiz gerekir. Diger antet ve titr yazismalarini gormemiz gerekir. Ama sonuc olarak bir arguman oburunu curutmez kanimca. En azindan su asamada.

      Cevapla

      • fmerakli Says:

        AYIM karari ile ilgili soylediklerinize var olan olasiliklardan birine dikkat cekiyor olmaniz baglaminda herhangi bir itirazim yok – tutanak tutan birinin yaptigi imla hatasi olasiligindan bahsediyorum.

        Ama soyledikleriniz, Subay Meslek Programlari Yonetmeligi’nde yani resmi mevzuatta da atase yerine atese kelimesinin kullanilmis olmasini aciklamiyor.

        Cevapla

    • baska Says:

      Hepimiz biliriz ki kurumsal yazışmalarda her yazışma için yeniden antet hazırlanmaz. Antetli bir dosya bir kez hazırlanır sonraki yazışmalar onun üzerinden yapılır. Bu durumda ben bir kurumun defaten yanlış antetli yazışmayı kullanacağını, dahası ataşelikte çalışan sekreterden, ataşeye kadar değişik düzeydeki memurun bu sözcüğün nasıl yazılacağını bilmemesini, belgedeki imza satırındaki yanlışın dahi gözden kaçmış olabileceğini çok düşük ihtimal olarak değerlendiriyorum. Bunun da çok kolay biçimde sağlaması yapılabilir. Söz konusu ataşeliğin değişik yazışmalarına bakılır böyle bir antet kullanılmış mı kullanılmamış mı? Böyle bir imza satırı daha önce hazırlanmış mı hazırlanmamış mı?
      Dolayısıyla mesele değişik kurumların bunu nasıl yazdığı değil, ataşeliğin kendisini ‘ateşelik’ sanıp sanmamasıdır hakikaten de. Yani mesele basit bir galat-ı meşhur, lügat-ı fasih olayı değildir.
      Harvard’dan geldiği iddia edilen bir yazının başında ‘Harward’ anteti olması üzerinden bu belgenin gerçekliği sorgulanıyorsa, belgenin gerçekliği için örneğin Zaman Gazetesi’nin muhabirinin yazdığı haber kanıt teşkil etmez. Bakın orada da Harward yazmışlar derseniz, komik duruma düşmekten öteye gidemezsiniz. İyi niyetli olduğunuzu varsayarak şunu diyebilirim: Belki kesin hükümlerinizi bir kenara koysanız, belgelerin ne derece uydurma olduğunu daha kolay görebilirsiniz.

      Cevapla

      • fmerakli Says:

        @baska

        Olaya verdiginiz “Harward” ornegi acisindan bakarsak ortada belgenin gercekliginin sorgulanmasi baglaminda ZZaman gazetesi muhabirinin haberi degil soz konusu olan.

        Sizin verdiginiz ornegi benim yukaridaki yorumuma uyarlarsak Harvard universitesi disiplin komitesince alinmis kararlarda (AYIM kararlari) defaatle Harvard yerine Harward yazilmasi ya da universitenin ogrenci isleri yonetmenligi’nde (Subay Meslek Programlari Yonetmeligi) keza Harvard yerine Harward yazilmis olmasi gibi bir durum ortaya cikiyor. Eger bu size normal gorunuyorsa sorun yok, ama AYIM kararlarini ve yonetmeligi de Zaman gazetesi muhabiri yazmistir diyorsaniz, orasini bilemem…

        Belgelerdeki tutarsizliklara iliskin ne dusundugumu bu blogta defalarca soyledim, merak ediyorsaniz eski tarihli yorumlarimdan okuyabilirsiniz. Ayrica ne yukarida ne de diger baska yorumlarda kesin hukumler getirmedim, bilakis Dogan ve Rodrik’in kesin hukum olarak ifade ettikleri kimi hususlarin (atase, atese yazmaz gibi) kesin hukum olmayabileceklerini ifade ettim.

        Ben Balyoz saniklarinin olasiliklar uzerinden mahkum edilmesine de karsiyim, Dogan ve Rodrik’in yukaridaki yaptiklari gibi atase yerine atese yazilmasi konusunda soyledikleri ile, bir olasiligi kesin hukum gibi yansitmalarina da karsiyim.

        Cevapla

        • baska Says:

          Hayır, kurumlar arasıdaki ilişki kurduğunuz kadar yakın değil. Hele ki bu belgelerin kimlerin elinden çıktığı vs. düşünüldüğünde bu daha net meydana çıkar. Farklı kurumlardan bahsediyoruz, bu bir. İkincisi, hayatında bir kere ataşe sözcüğünün doğrusunu okumamış yahut yazmamış bir katip ile -hele ki ortada böyle bir galat-ı meşhur söz konusu iken- söz konusu kurumda çalışan günlük bütün yazışmalarında bu sözcüğü düzenli olarak kullanan kişiler arasındaki farkı siz de takdir edersiniz. Ki söz konusu belge lalettayin bir eposta değil. Kurumun resmi antetli kağıdı. İmza satırındaki kişi de lalettayin bir kişi değil ataşenin kendisi. Dolayısyla Harvard-Zaman örneği bana kalırsa alakadardır. Zira söz konusu haber mevcut kuruma yabancı birinin kaleminden çıkmıştır kanısını kuvvetlendirir. Tersinden söyleyecek olursak, antetinde yahut imza satırında Harward yazan bir metnin bir Harvardlı tarafından yazılmadığı büyük olasılıkla kesindir. Bu çıkarım da sorunumuzu büyük oranda çözer.

          Cevapla

          • fmerakli Says:

            Baska,

            AYIm kararlarini katipin cahilligine ve karar metnini okumayan hakimin basiretsizligine verelim de, askeri mevzuatin bir parcasi olan Subay Meslek Programlari Yonetmeligi’nde gecen atese kelimesini ne yapacagiz? Sizin mantiginizla gidersek bu yonetmelik de “yabanci birinin kaleminden cikmis” oluyor. Bilmiyorum artik o Zaman muhabiri midir, yoksa baska bir mi…

            Bir de kurumlar arasi kurdugunuz iliski o kadar yakin degil demissiniz, sanki itfaiyeden ornek veriyorum…

            Cevapla

    • Balyozmanyağı Says:

      Sevgili fmerakli bugüne kadar ilk defa bir yazına hak veriyorum.Bu ataşe-ateşe muhabbetinden pek bişi çıkmaz.Ama yinede bir çekincemi belirteyim. Herşey bir yana yazının tepesinde kurumun ismi yazılırken bir miktar hassasiyet gösterilir diye düşünüyorum.Yani yazının içi değil ama antetinde bu gözden kaçması biraz tezgah kokuyor.
      Gelelim benim merak ettiğim konuya.Herşeyi bir dedektif inceliği hassasiyeti ve kesinlikle tarafsız objektif değerlendirmenize güvenerek birde o belegedeki zamanlama hatalarınıda bir anlatsanızda ben ve tüm bu belgelerin sahte olabileceğini düşünen tüm kalın kafalı cahil cühela avam kitlede anlasa ve aydınlansa.Mutlaka bu konu ile ilgili bizim gibi sıradan insanların düşünemeyecekleri öngörüleriniz ve fikirleriniz vardır sanıyorum.
      Saygılarımla.

      Cevapla

      • fmerakli Says:

        Belgelerdeki zamanlama hatalarini Dogan ve Rodrik gayet guzel bir sekilde anlatiyorlar, o konuda bana ihtiyaclari yok diye dusunuyorum.

        Acikcasi kendimi Dogan ve Rodrik’in yerine koydugumda (ki bu hic kolay bir sey degil; kendilerine sabir diliyorum), eger boyle bir blogu ben olusturmak durumunda kals idim, yazdiklarima gelen onlarca destek mesajindan memnuniyet duymakla birlikte, yazdiklarimin elestirilmesinden, zayif noktalarinin bulunmasindan da acikcasi memnuniyet duyardim. Babanizi/kayinpederinizi ilgilendiren bir konuda yaziyor olmanin getirdigi olayin duygusal boyutu nedeni ile gozden kacirdiginiz ya da gozardi ettiginiz noktalarin belki de cok gec olmadan birisi tarafindan dile getiriliyor olmasi o kadar da kotu bir sey degildir.

        Yalniz yanlis anlasilmasin, “Dogan ve Rodrik de benim yorumlarimla ilgili olarak boyle dusunmeli” demiyorum kesinlikle, boyle bir sey soylemek haddim degil, ben sadece onlarin yerinde ben olsaydim ben ne dusunurdum onu ifade etmeye calistim… Ama yasayan bilir derler, belki onlarin yerinde olsa idim, olaylara su an oldugum gibi sogukkanli bakamazdim belki de…

        Cevapla

        • baska Says:

          meseleyi neden ısrarla kişisel bir düzleme çekiyorsunuz ki? bunun böyle olmadığını blogun sahipleri kaç kez söyleyecekler?

          Cevapla

    • Kemal Says:

      Sayın umut’un verdiği örnek güzel.

      “…Harvard’dan geldiği iddia edilen bir yazının başında ‘Harward’ anteti olması üzerinden bu belgenin gerçekliği sorgulanıyorsa, belgenin gerçekliği için örneğin Zaman Gazetesi’nin muhabirinin yazdığı haber kanıt teşkil etmez. Bakın orada da Harward yazmışlar derseniz, komik duruma düşmekten öteye gidemezsiniz. İyi niyetli olduğunuzu varsayarak şunu diyebilirim: Belki kesin hükümlerinizi bir kenara koysanız, belgelerin ne derece uydurma olduğunu daha kolay görebilirsiniz…”

      Sorun imla hatası sorunu değil, konu başlığında da açıkça söylendiği gibi adamın kendi ünvanını yanlış yazması sorunu. Üç olasılık var, ya adam ünvanını şehven yanlış yazmış, ya ünvanını bilmiyor ya da bu belgeyi hazırlayan ünvanı bilmiyor. Ünvanını bilmemesi makul gelmiyor. Demek ki ya kendisi şehven yanlış yazmış ya da belgeyi hazırlayanın hatası. Şimdiye kadar bu blogda iddia edilen çok belirgin hataların aklı başında bir açıklamasını henüz göremediğim için (Çok sonraları kurulan kurumların 2003’te yazıldığı iddia edilen belgelerde yer alması gibi, bunu açıklamayı başaran var mı? Benim mi gözümden kaçmış?) an itibarıyla belgelerin düzmece olduğuna yönelik kanaat bende ağır bastığından son şık daha akla yatkın gibi görünüyor. Eğer söz konusu çelişkilere cevap verilirse bu durumda kendi ünvanını şehven yanlış yazdığını söylemek mümkün olacaktır.

      Bu konudan bağımsız olarak, diğer yorumlarından yola çıkarak Fmeraklı’ya Occam’s Razoru okumasını ve şüphenin sanık lehine kullanılması prensibini daha sık kullanmasını tavsiye ederim. İddia makamının işinin kolay olduğunu hiç kimse iddia etmiyor. Oldukça zor olması da bence sakıncalı değil. Milyonda bir olasılıkla bile sanık suçsuzsa sanığı mahkum etmek önyargılı bir yaklaşım olacaktır.

      Cevapla

      • Kemal Says:

        …bu arada ilk yağtığım alıntı Sayın umut’tan değil Sayın baska’danmış. Özür.

        Cevapla

  3. merttalay Says:

    Bir dakika simdi Genelkurmay’in internet sitesindeki basin duyurularinda cok sayida imla hatasi, anlam bozuklugu oldugunu biliyoruz. Yani ceteciler Genelkurmay internet sitesine de girip korsan bildiri mi yayinliyorlar?

    Koskoca Genelkurmay’da Turkce imla kurallarini bilen biri vardir herhalde degil mi?

    Cevapla

    • baska Says:

      Genelkurmay kendi açıklamalarında kendisinden mesela ‘Gelenkurmay’ diye bahsettiği gün sizin bu argümanınız bir anlam ifade eder. Burada basit bir yazım hatası ya da anlatım (anlam değil) bozukluğundan bahsedilmiyor. Söz konusu kurumun antetli kağıdındaki antet ve imza satırlarından bahsediliyor. Yukarıda da yazdım, yine yazayım:

      Hepimiz biliriz ki kurumsal yazışmalarda her yazışma için yeniden antet hazırlanmaz. Antetli bir dosya bir kez hazırlanır sonraki yazışmalar onun üzerinden yapılır. Bu durumda ben bir kurumun defaten yanlış antetli yazışmayı kullanacağını, dahası ataşelikte çalışan sekreterden, ataşeye kadar değişik düzeydeki memurun bu sözcüğün nasıl yazılacağını bilmemesini, belgedeki imza satırındaki yanlışın dahi gözden kaçmış olabileceğini çok düşük ihtimal olarak değerlendiriyorum. Bunun da çok kolay biçimde sağlaması yapılabilir. Söz konusu ataşeliğin değişik yazışmalarına bakılır böyle bir antet kullanılmış mı kullanılmamış mı? Böyle bir imza satırı daha önce hazırlanmış mı hazırlanmamış mı?
      Dolayısıyla mesele değişik kurumların bunu nasıl yazdığı değil, ataşeliğin kendisini ‘ateşelik’ sanıp sanmamasıdır hakikaten de. Yani mesele basit bir galat-ı meşhur, lügat-ı fasih olayı değildir.
      Harvard’dan geldiği iddia edilen bir yazının başında ‘Harward’ anteti olması üzerinden bu belgenin gerçekliği sorgulanıyorsa, belgenin gerçekliği için örneğin Zaman Gazetesi’nin muhabirinin yazdığı haber kanıt teşkil etmez. Bakın orada da Harward yazmışlar derseniz, komik duruma düşmekten öteye gidemezsiniz. İyi niyetli olduğunuzu varsayarak şunu diyebilirim: Belki kesin hükümlerinizi bir kenara koysanız, belgelerin ne derece uydurma olduğunu daha kolay görebilirsiniz.

      Cevapla

  4. Halil Ata AŞÇI Says:

    —————————————————————–
    Gerçek , sana göre,bana göre değişmez !

    Gerçek 1. Dokümanlardaki tarih tutarsızlığı nedeniyle CD ler sahtedir.

    Gerçek 2. Sahte CD deki bilgilere göre tutuklama kararı çıkmıştır.

    Gerçek 3. Gerçeklere göre yazı yazanların ki yorumdur.

    Gerçek 4. Gerçekleri inkar ederek yazı yazanların ki fasa-fisodur.
    ——————————-

    —————————————————————–

    Cevapla

  5. Altan Alpay Says:

    fmerakli,

    Soru: “Yanlız mı? Yalnız mı?” “Herkez mi? Herkes mi?” “Beyazıt mı? Bayezid mi?”
    Cevap: “Ne fark eder!”

    Haklısınız, sokaktaki adam acisindan hiç fark etmez. Ama eğer edebiyat öğretmeniyseniz, sizi bir kenara çekerler. Yada Tarihçiyim diyip Bâyezid yazamıyorsanız, gıyabınızda manevi kelleniz vurulur…

    Tersten bakarsak “Fetullah (*) hocanin (**) şakiriyim (***), 5 sene once cemaate (****) katılıp Ameriya (*****) geldim vesaire” şeklinde bir ihbar mektubu alırsanız anca hınzır hınzır gülersiniz bu oltayı kim atıyor diye! (Cemaat 101 dersi midterm quizi gibi oldu. Soru da şoyle olacak: Yıldızlı hataları bulup yerlerde doğru terminolojiyi kullanın!)

    Ateşe/Ataşe olayına geri dönersek, konuyla ilgili internette gördüğüm tüm ciddi yazılarda Ataşe şeklinde kullanıldığını (özellikle dış işleri bakanlığının sayfalarına baktım), bunun yanında TDK sözlüğü/viki gibi referans kaynaklarında da Ataşe olarak kullanıldığını teyit edebiliriz.

    Demek ki Şakirtlerin aklına demek imla kılavuzu bakmak gelmemiş ve yine AYIM’de çalısan lise mezunu katip kızın da kapasite olarak bu çete elemanı şakirtlerle aynı kapasitede olduğunu söyleyebiliriz. Tek farkı, o kizcağız haddini bilip boyundan büyük işlere kalkışmıyor ki sonradan böyle hem kendini hem cemaatini böyle rezil durumlara düşürmesin..

    Askeri Ataşeliğe yeniden dönersek, bildiğiniz gibi Askeri Ataşeler sadece Kurmay Subaylar arasından başta yabancı dil olmak üzere bir takım genel kültür sınavları sonucunda tercihen uluslararası ilişkiler eğitimi almış, TSK’yı yurtdışında en iyi şekilde temsil edebilecek, sicili ve geleceği parlak subaylar arasından seçiliyorlar. Dikkat ederseniz tüm kuvvet org seviyesindeki komutanların mutlaka ve mutlaka ataşelik görevleri almış olduklarını fark edersiniz. (Laf aramızda TSK’da gelmiş geçmiş en uzun ataşeliği kesintisiz 12 sene Brüksel Nato karargahında Hilmi Özkök’ün yaptıgını da parantez içinde belirtelim). Ayrıca Ataşelik için seçilen Kurmay Subayların (yani hem harp okulunu bitirmiş, hem de sadece %2’nin girebildiği Kurmay okuluna girmeye hak kazanmis üstün başarılı subaylardan bahsediyoruz) göreve başlamadan evvel Dış İşleri Bakanlığında kısa bir eğitime tabı tutulduklarını da eklemek isterim.

    Sonuç olarak bu kadar eğitimden sonra Onbaşının bile yapmayacagı bir hatayı yani kendi rütbesini yanlış yazma olasılığı (üstelik resmi yazışmada! üstelik başka bir ataşeyle yazışırken!) ancak üzeri açık kalmış bir şakirtin rüyasında hasıl olabilir.

    Cevapla

    • fmerakli Says:

      Hadi diyelim ki Suga belgesini hazirlayan sakirtlerin aklina imla kilavuzuna bakmak gelmedi, hadi kabul edelim ki AYIM kararinda atase yerine atese kelimesi katip kizin hatasi ve nihai karari okuyup duzeltmeyen hakimin basiretsizligi ile birlesip metne girdi, peki Resmi Gazetede yayinlanmis bir mevzuat olan Subay Meslek Okullari Yonetmeligi’ne de atase yerine atese kelimesini sakirtler mi soktu?

      Altan bey, yanlis anlamayin size cevap verirken yaziyorum, ama sadece siz yapiyor degilsiniz bunu.

      Benim yaptigim sey, Fofan ve Rodrik’in kesin hukum olarak ifade ettikleri bir seyin, o denli kesin olmadigini bir olaslik oldugunu ifade etmekten ibaret.

      Ben bu belgenin Dogan ve Rodrik’in iddia ettigi gibi sahte belge cetesi tarafindan hazirlanmis oldugu ihtimalini reddediyor degilim, sadece baska ihtimallerin de var olabilecegine dikkat cekiyorum ve bunu yaparken dikkat cektigim olasligi gercekmis gibi yansitmiyorum, bilakis olasilik oldugunun altini defaatle ciziyorum.

      Ayrica Balyoz planlarinin arkasinda cemaat parmagi arayanlara da, soylediginiz kesinlikle yanlistir demeden (cunku bunu soyletecek bir bilgi/bulge/belgeye sahip degilim), baska olasliklarin da var olabilecegini soyluyorum. Ben ozellikle Golcuk belgelerinin arkasinda Balyoz davasinda saniklar lehine kullanilacak supheyi artirmak icin kendilerini ve/veya emekli/muvazzaf komutanlarini korumaya calisan askeri personelin varolabilecegi ihtimalini de gozonunde bulunduruyorum. Golcuk belgelerini bulundugu yer ve bulunus sekli ordu icerisinde birilerinin dahli olma ihtimalini goz onunde bulundurmayio gerektiriyor diye dusunuyorum.

      Benim acimdan Balyoz davasi bir sakirtin ruyasinda ne gordugunden daha fazla onem tasiyor…

      Cevapla

      • Halil Ata AŞÇI Says:

        Fmeraklı,

        Adın da meraklı ama hiçde merak etmiyorsun sahtekarların hazırladığı sahte CD lere neden sahip çıkıyorum diye ?
        Sahtekarları kollamakdan bakalım ne zaman utanacaksın ?
        ———————————————————-

        Cevapla

      • Can Acar Says:

        fmerakli,

        Diyelim ki belgelerde hiç bir tutarsızlık, zamanlama problemi yok. Sanık avukatları bu kadar belgenin içerisinde bir tek bu belgenin başlığındaki ve imza kısmında “ateşe/ataşe” garipliğini bulmuşlar ve mahkemeye sunmuşlar.

        Bir hukuk devletinde mahkeme ne yapar?

        a. Şehven yazılmıştır deyip belgeyi göz ardı eder.

        b. Milyonlarca askeri doküman arasından karşı örnek bulmaya çalışır ve bunu bulunca itirazı reddeder.

        c. Şüpheden sanık faydalanır diyerek, Roma Ataşeliğinden bu yazının orijinalini, eğer bulunamıyorsa bu kişinin imza bloğu olan diğer yazılarını ister.

        d. Konuyu askeri bilirkişiye danışır.

        e. Hiçbiri

        Cevabınızı merakla bekliyorum.

        Cevapla

        • fenerant Says:

          Küçük bir ilave yapayım.
          Bu belgeyi yazdığı iddia edilen kişi sanık değil.
          Kendisine gönderildiği iddia edilen kişi sanık.

          Cevapla

          • Can Acar Says:

            Teşekkür ederim. Ben de sanık derken bu belgeyi “tutarsızlık” olarak mahkemeye sunan avukatların müvekkillerini kastetmiştim. Yeterince açık olmamış. fmerakli bu konuda ne düşünüyor gerçekten merak ediyorum.

            Cevapla

        • fmerakli Says:

          Ben bu davaya bakiyor olsa idim C ve D siklarini ayni anda uygulardim.

          Turkiye sartlarinda bundan bir sonuc cikar mi, cikarsa o sonuc adaleti tesis eder mi diye sorarsaniz, bakin ondan cok emin degilim. Genelkurmay mahkemenin sordugu sorulara cevaben Diyarbakir 3. Agir Ceza Mahkemesi’ne gonderdigi yazida JITEM’in varligini reddetmisti, hatirlar misiniz?

          Cevapla

          • Can Acar Says:

            Teşekkür ederim. Bu zaten farazi bir örnekti. Türkiye şartlarında daha çok A seçeneğinin itibar gördüğü açık. Bunun bir hukuk devletine ne kadar yakıştığı değerlendirmesini okuyucuya bırakıyorum.

            Bu bulguları istediğimiz kadar didikleyip üzerinde oyalanabiliriz. Ancak asıl derdimiz mahkemenin adil görülmesi değil mi?

            Cevapla

  6. Altan Alpay Says:

    Kronolojik olarakta mantiksal sakatliklar iceriyor..

    Şöyle ki:
    – 3 Kasım 2002 (Genel Seçimleri AKP kazanıyor)
    – 18 Kasım 2002 (Abdullah Gül 57. hükümeti kuruyor)

    Halbuki Belge talebi kendisine 7 Kasım 2002’de gelmiş.

    Dolayısıyla daha hükümet bile kurulmadan birilerinin darbe faaliyetlerine giriştiklerine inanmak biraz saflık olur..

    Kurulmamış hükümete darbe yapmak doğmamış çocuğa don biçmek veya en demokrat Genelkurmay başkanımızın deyimiyle ‘Kasaptaki ete sogan doğramak’ sayılmaz mı?

    Cevapla

    • ihtimal Says:

      Bakiyorumda TSK butun genel kurmay baskanlari senin icin ayri bir degerli, hilmi ozkok arti bir degerli(!)… Neden acaba? Hasretle beklediginiz darbelerinize/darbecilerinize posta koydu diye olmasin? 😉

      Cevapla

      • trekking Says:

        Hayır. Hilmi Özkök “Kasaptaki ete soğan doğramam” dediği için bizim için artı değerlidir(!). Genelkurmay Başkanlığı yapmış birisi böyle bir söz edemez. Buna hakkı yoktur. Ayrıca bu onun sorumluluğunu ortadan kaldırmaz. Çünkü o dönemin bir nolu sorumlusu kendisidir. O meşhur darbe planlarının görüşüldüğü seminer de Genelkurmay’ın da gözlemcileri vardı. Eğer savcılar’ın idda ettiği gibi darbe planları görüşüldü ise o seminerde gereği neyse onu yapmalıydı. eğer vardı ve sustuysa oda birinci derece sorumludur. Ve bu davanın bir numaralı sanığı olmalıdır. Ayrıca Yaşar Büyükanıt 2.Başkan olarak ve İlker Başbuğ da Kurmay Başkanı olarak bu dava da sanık olmalı idiler. Zehirlenmekten korktuğu için sefertasından yemek yiyen bir ordu komutanı bu “Millet’in ordusu’nun” komutanı olamaz. Böyle bir şey kabul edilemez.Şimdi anladın mı ihtimal efendi neden Özeldir Özkök.

        Cevapla

    • fmerakli Says:

      Altan bey kronolojiyi 28 Subat’a kadar goturmeniz gerekirdi.

      28 Subat’ta iktidardan alasagi ettikleri siyasi hareketin icinden cikan yeni bir olusum olarak AKP’nin tek basina iktidara yurudugu secimlerden cok once kamuoyuna yansiyan (ve muhtemelen askerlerin de gizlice yaptirmis olabilecekleri) anketlere yansiyordu.

      28 Subat’in 1000 yil sureceginin konusuldugu gunlerde askerin hayatina hicbir sey yokmus gibi devam edip 3 Kasim 2002 sabahi “Aaaa AKP kazanmis, hemen organize olalim” diyecegini dusunmek, onca darbe ve mudahalenin arkasindaki kurmay zekasini kucuk gormekle esdegerdir…

      Sizi asagida ornegini verdigim (ve daha az once google yardimi ile buldugum) 2002 secimleri oncesi basinda cikmis secim anketleri acik bir sekilde AKP’nin iktidar yuruyusunde oldugunu ortaya koyuyor, hal boyle iken askerin buna tepkisiz kalacagini, “kasaptaki ete sogan dogramayalim, hele bir secilsinler bakariz!” diyecegini dusunmek, Turkiye’nin askeri mudahaleler tarihi veri ve 28 Subat’in sicakligi taze iken esyanin tabiatina aykiri bir durumdur..

      ——————

      Cumhuriyet gazetesinde yayinlanan Verso secim anketi (22 Ekim) AKP %25.4, CHP %14.7, MHP %7.8,

      Deutsche Bank’in Agustos ayi anketi AKP %24.6, CHP %14.3, MHP %6.1

      Tarhan Erdem’in Eylul ayi anketi AKP %30-34, CHP %17-21, Genc Parti %10-13, DYP %7-11, DEHAP ve MHP baraj alti

      Oguz Isik’in Stratejik Iletisim icin hazirladigi anket AKP %35, CHP %21.5, Genc Parti %11 , diger partiler baraj alti

      Yukaridakiler benim 10 dakika icinde google marifeti ile buldugum sonuclar, dileyenler ornekleri cogaltabilir.

      Olaya bu anketler veri iken baktigimizda TSK’nin 28 Subat’taki tavri belli iken ve o surecte hedef alinan siyasi hareketin icinden isimlerin kurdugu yeni bir pari secim anketlerinde acik bir sekilde e defaatle iktidar adayi olarak gosterilirken Altan Bey’in soylediginin aksine “birilerinin darbe faaliyetlerine giristiklerine” inanmamak biraz saflik olur.

      Bunun ismi Balyoz mudur, Ayisigi midir, Sarikiz midir bilmiyorum, ama AKP iktidara gelmeden ona yonelik bir mudahale plani hazirlanmamis olmasinin o donemin gerceklerine uymadigini soyluyorum…

      Cevapla

      • Kemal Says:

        Merhabalar,

        Bu konuda fmeraklı gibi düşünüyorum. Yani seçimlerden çok önce zaten Ak Parti’nin seçimi kazanacağı biliniyordu. Tek başına iktidar zor görünüyordu. Sağolsun Cem Uzan bu işi başarı verdi ve MHP’yle DYP’yi baraj altına çekti. 2003 seminerinin kılıfına uydurulmuş bir seminer olduğunu düşünüyorum. 2006’da bu semineri birileri (hatırlayamadığım bir köşe yazarı, halen ararım o yazıyı) gündeme getirmiş ama hükümetin “Bir şey tutturamayız” diyerek sıcak bakmadığını yazmıştı. Şimdi delil olarak gündeme getirilenlerin o seminere ek olarak zenginleştirilmiş malzeme olduğunu düşünüyor gibiyim. Hele bu blogdaki çelişkilere yanıt verilemediğini görmek bu inancımı pekiştiriyor…

        Cevapla

        • Kemal Says:

          Not: kılıfına uydurulmuş derken, bir senaryo üzerinden yönetime el koyma fikri tartışıldığını kastediyorum. Kılıfına uydurulmuş ve askerin görev tanımı içerisinde olan bir tatbikat yapılmış. Buradan bir şey tutturulamayacağı açık…

          Cevapla

  7. doğruya doğru Says:

    Emniyet raporu, yukarıdaki yazışmaya atfen konu ile ilgili tespitini şöyle bitiriyor: “(…) Bu görev kapsamında Ali Semih ÇETİN’in yukarıdaki yazışmaları yaptığı ve kendisine verilen görev gereği listeyi hazırladığı değerlendirilmektedir.” demiş polis raporunda.

    İncelemesini yaptığı ve hakkında rapor yazdığı “belge” denilen “çıktı”da “Ali Semih ÇETİN” yok; “Alb. Semih ÇETİN” var..
    Polisleri artık çok çalıştırıyorlar galiba; ‘Alb’ yi ‘Ali’ yazmaya başlamışlar.. Ya da “farketmez; bu davada daha ne tutmazlıklar var.. Ha ‘Alb’ olmuş; ha ‘Ali'” demiş de olabilirler.. Savcıların zaten umurunda değil tutarsızlıklar.. İddianame’nin düzeltmenliği de bize kalıyor haliyle..

    Cevapla

  8. fenerant Says:

    Roma ataşeliğinden gönderilen yazıda imza bloku görülen kişi (Erdem Caner Bener) Balyoz soruşturmasında ifadesi alınmış ve hakkında takipsizlik kararı verilmiştir.(İddianamenin son sayfasına bakarsanız görürsünüz.)

    Sanıkların neye göre seçildiğini incelememiş veya irdelememiş olanlara güzel bir örnek vereyim.

    Bu kişi ne yazısı yazmış: Müzahir personel listesini hazırlamış ve göndermiş. Hakkında takipsizlik kararı verilmiş. Muhtemelen bu blogta bahsedilen hususları savcılığa net açıklama imkanı bulmuştur. Savcılık da muhtemelen tutarlı delil olmadığı düşünerek takipsizlik kararı vermiştir. Bu paşamız ( nitelikleri ile ) bu seneki Yaş da Tümamiraliğe de terfi etmiştir.

    Ancak; aynı şekilde müzahir personel listesi hazırladığı iddia edilen bazı subay ve amirallere (örneğin Hasan Hoşgit, Hüseyin Hoşgit, Ertuğrul Uçar, Feyyaz Öğütçü vb ) dava açılmış ve sanık olmuşlardır. Hatta son kararla tutuklanmışlardır.

    Enteresan bir durum değil mi? Bazı kişilerin neye göre sanık seçildiğinin irdelenmesi gerekmez mi?

    Cevapla

  9. Metin Says:

    Balyoz davasindaki Gölcük belgeleri, iki sene zemin altında niye saklanır ki? Sonra bilinmeyen bir e-posta ile ihbar ediliyor.
    Hayret ki ne hayret!!! Birisi bizim aklimizla alay ediyor… Acaba kim?

    Cevapla

  10. engin eren Says:

    haksızlığa uğradığınızı düşünüyorsanız’ki bu her vatandaşın anayasal hakkıdır.örgütlenin ve meydanlara çıkın.
    halk sizin haklı olduğunuza kanaat getirirse,milyonları arkanızda bulursunuz.En iyi demokratik mücadele bence bu.

    Cevapla

  11. trekking Says:

    fmeraklı yine her olayda olduğu gibi başrolde. Sanki belgede sadece ataşe/ateşe ayrımına yer verilmiş. Mahkeme örneklerini bulmuş sözümona, karıştıralabilir bu iki kelime diyor. Belge nin altında ismi olan Kurmay Kıdemeli Albay ‘ın aklıyla alay etmek demektir bu. Adam Kurmay olmuş ama ne görevde olduğunu bilmiyor. Ayrıca bazı yorumcu arkadaşların belirttiği gibi bu yazışmalar digital ortamda kayıtlıdır. Her defasında baştan yazılmaz.Ve Roma Ataşe’liğinin, belirtildiği gibi diğer yazışmalarına bakmamız lazım. Ama suyu bulandırma ekibi ni tatmin etmeye yetmez bunlar.

    Cevapla

    • fmerakli Says:

      Trekking,

      Roma Atasaligi yerine Roma Ateseligi yazmissiniz, sehven olsa gerek diye dusunuyorum; hata insana mahsustur zira!

      Cevapla

      • emre Says:

        Hayir, dogru bicimde ‘Roma Ataşeliği’ yazmis. Roma Atasaligi nedir?

        Cevapla

        • trekking Says:

          Ee ne yapsın. Çok çalışıyor. Yırtınıyor. Belgeleri bıraktı yorumcuların hatasını bulmaya çalışıyor. Belki de yurt dışında yayınlanacak makalesi üzerinde çalışırken yorulmuştur!!!

          Cevapla

        • fmerakli Says:

          Bir an yanlis okumusum, ozur dilerim. Ama kendi yaptigim hata sayesinde vermek istedigim mesaja pek halel gelmemis: hata insana mahsustur…

          Cevapla

  12. trekking Says:

    Zaten az yukarıda yazdığı yorumda ağzındaki baklayı çıklarıyor.” Altan Bey’in soylediginin aksine “birilerinin darbe faaliyetlerine giristiklerine” inanmamak biraz saflik olur.

    Bunun ismi Balyoz mudur, Ayisigi midir, Sarikiz midir bilmiyorum, ama AKP iktidara gelmeden ona yonelik bir mudahale plani hazirlanmamis olmasinin o donemin gerceklerine uymadigini soyluyorum…” Bu kafa da olan biriyle sağlıklı olarak neyi tarştışacaksınız. Bu blogu ilk gününden beri takip ediyorum. Ama çok az yorum yazdım.1 yıldır emekli olduğum için ev de internet ortamında “ergenekon” ve mehmet haberal” dava dosyalarında irdeledim. Bu blogda ben ve benim gibi pek çok yorumcunun gayesi, sadece ve sadece gerçeklerin ortaya çıkması ve adaletin tecelli etmesidir. Suç ve suçlu yaratma peşinde değilim. Bu ülkede darbeler vardır ve demek ki Balyoz da vardır mantığında olmadım hiç bir zaman. Fmeraklı ve ihtimal gibi suyu bulandırmaya çalışan ekibin ise derdi bu değil.

    Dünya dönüyor mu? Yerçekimi var mı? eminim ki bu konularda bile söyleyecekleri vardır bu ekibin.

    Cevapla

    • Galileo Galilei Says:

      Dünya dönüyor, yerçekimi var, ve bu balyoz davası bir tertip.

      Orta akıllı birisinin, kin ve nefretle şartlanmamış olması kaydı ile anlayabileceği basit gerçekler bu blogda hepimize sunuluyor. Okumak, yazılanları kavramak, düşünmek ve her gün hepimize pompalanan asparagas haberleri sorgulamak her insanın seçeneği. Düşünmemek, okumamak, kavramaya çalışmamak, ya da şüphelendiğimiz halde bunu inkar etmek de bir seçenek.

      Cevapla

      • trekking Says:

        kalemine sağlık, Büyük resme bakınca ve süreci takip edince zaten herşeyin bir kurgu olduğunu görüyorsunuz.”Boş bir caddede bir köpek bile büyük gürültü çıkararak koşar…”. Yapmaya çalıştıkları da bu.

        DGM ‘nin kaldırılıp Özel Yetkili Mahkemeler ve savcıların ihdas edilmesi, gizli tanık uygulaması, nedense hep isimsiz imzasız ihbar mektupları, nereden gönderildiği belli olmayan e-postalar, hep aynı medya grublarının topyekün saldırıya geçmeleri, toplumda itibarsızlaştırma çalışmaları, binlerce sayfadan oluşan dökümanlar, sanık avukatlarının asla ve kat’a ulaşamadığı bilgilerin hep aynı medya grublarına servis edilmesi, tutuklamaların infaza dönüşmesi, dava dosyalarında yer alan bir sürü çelişki, insan aklının almayacağı tutarsızlıklar v.s gibi. süreç bu büyükresim bu. Ama bakmasını bilene, görmesini bilene.

        Cevapla

  13. Ahmet Tan Says:

    Benim anlamadigim husus, kim nasil olur da; 24 saat kamera kontrolu altindaki Golcuk donanma komutanligina girer, ve sadece ozel personellerin girebildigi istihbarat dairesi (kozmik oda) odasina girerek dosemeleri kaldirip 10 cuval belge yerlestirir.
    Bu komutanoikta, bu odaya, hemde oraya bir kagit bile yerlestiremezsiniz. Yerlestirsenizde bir yerlerde kamerayla cokdan gozgoze gelmisinizdir. Bu arada bu belgeler Tuğamiral Sinan Azmi Tosun başkanlığındaki askerî bilirkişi heyetinin raporuyla ortaya cikmistir. Kisacasi Askerde sahislardan dolayi TSK ya darbeci denilmesinden rahatsiz gorunuyor.

    Cevapla

    • fenerant Says:

      Ahmet bey; aynı yorumu her yere yazmaktaki amacınız nedir?
      Bizleri anlama yeteneği olmayan kişiler mi zannediyorsunuz.?

      Yine de sorunuza da cevap vereyim.
      Medyanın yarıdan fazlasının içeren bir yapılanma var.
      Polisin %70 ine hakim olmuş bu yapılanma var.
      devletlet kurumların % 50 sinden fazla bu cemaatin adamları ile dolmuş.
      Siz bunların Tsk içine sızmadığını mı düşünüyorsunuz.? veya inanıyorsunuz.

      Cevapla

  14. umit sayman Says:

    belgeler arasinda hic .xls uzantili dosya mevcut mu?
    varsa, isim ve uzanti degistirilmeksizin alabilmem mumkun mu?

    Cevapla

  15. ertugrul saglam Says:

    Atase ve Atese yazim farki her yerde olabilir ama Atase makaminda bulunan birinin yapmiyacagi bir hatadir.Cünkü bu imla durumu özellikle belirtilir onlara. Mahkeme ya da degisik kurumlar buna dikkat etmese bile, görevli bir Atase buna mutlaka dikkat eder. Gerci bu delil denilen yazilarin düzmece oldugunu anlamak icin tek sart vardir o da tarafli olmamak, yandas olmamak. Yandas mantikla yorum yapanlarin ise, bunu tespit etmeleri mümkün degildir. Olsa olsa tevil etme yoluna yönelirler.

    Cevapla

Bir Yanıt Bırakın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: