Gölcükten çıkan belgeler, gerçekler ve tutuklama kararı

Önce biraz bilgi.

Gölcük’ten ne çıktı?

Gölcük’te döşemenin altındaki bölmeden 10 torba içinde toplam 122 tane kitap, kitapçık ve bülten, 72 tane dergi, 128 tane (deprem) fotoğrafı, toplam 199 tane medya kaset (VHS, kamera kasedi, vs), 17 adet CD, 5 adet hard disk, Gölcük seçmen listeleri (toplam 315 sayfa), bir dolu kablo, adaptor vs. ve toplam 20 sayfa kadar evrak çıktı. Arama ve el koyma tutanağını görmek için buraya, tutanağın bir dökümü için buraya tıklayın.

Dolayısıyla, Gölcük’ten 10 çuval Balyoz belgesi çıkmadı.

Gölcük’ten çıkanlardan hangileri Balyoz soruşturmasıyla ilgili?

– İki tane CD (1 ve 10 no.lu CD’ler),

– 1 adet hard disk (5 no.lu hard disk), ve

– 12 Eylül 2002 tarihli,  Bursa İli ve İlçelerinde Görevli Mülki Amir ve Bld. Başkanlarının durumu” başlıklı Yüksel Gürcan imzalı 3 sayfalık bir evrak (bu belge ile ilgili bilgi için buraya tıklayın).

Dolayısıyla, Gölcük’ten Balyoz belgelerinin imzalı orijinalleri çıkmadı.

Gölcük’ten “43 klasör dolusu Balyoz belgesinin çıktığı” da doğru değil. Savcıların hazırladığı 43 klasörün çok büyük bir kısmı emniyet raporlarından oluşuyor. Klasörlerde dijital belgelerin kopyaları dışında Balyoz, Suga, Oraj, Çarşaf/Sakal için hazırlanmış raporlar ile 196 sanığın her biri için ayrı ayrı hazırlanmış tespit tutanağı bulunuyor. 43 klasör dolusu belge yok.

Şimdi, Gölcük’ten çıkanlardan Balyoz ile ilgili olanlara yakından bakalım.

1 no.lu CD: Bu CD, Baransu’nun bavulundan çıkan CD’nin (neredeyse) birebir aynısı. Bu CD’de, 11 no.lu CD’de yeralan bütün belgelere ek olarak bir Word dokümanı daha var. 2002-2003’de hazırlanmış gibi görünen belgeler aynen 11 no.lu CD’deki “geleceğe dönüş” belgelerini içeriyor (Yeni Recordati İlaç, Medical Park Sultangazi, Liberal Avrupa Derneği, …). Dolayısıyla, 11 no.lu CD’de olan tüm zaman çelişkileri Gölcükten çıkan 1 no.lu CD’de de var.

10 no.lu CD: Bu CD’de sözde Jandarma’nın hazırladığı Çarşaf ve Sakal planlarına ek olarak yeni bazı dijital belgeler var.

5 no.lu hard disk: Kullanımda olmayan bu hard disk’e yüklenmiş Suga ve Oraj planları ile ilgili yeni dijital belgeler bulunuyor.

Gölcük’ten çıkan yeni darbe belgelerinin de sahte olduğunu nereden biliyoruz?

Bu blogda 5 no.lu hard diskten çıkan bu yeni belgelerin sahte olduğunu gösteren onlarca olguya dikkat çektik. Sadece bir kaç örnek sıralamak gerekirse:

(1) 2003 tarihli bir Suga belgesinde bir personel TCG Alanya gemisinde çalışıyor gibi listelenmiş. Oysa, 2003’de Türk Donanması’nda böyle bir gemi yok. TCG Alanya gemisi, Almanya’da inşası tamamlandıktan sonra Türkiye’ye 2005 yılında getirliyor ve bayrak çekiliyor. Görmek için Buraya tıklayın.

(2) 2003 tarihli belgede 2003’de NATO’da varolmayan ve Temmuz 2004’de kurulacak bir askeri birim geçiyor. Buraya tıklayın.

(3) Belgelerin bir kısmında belgeyi hazırlayan gibi görünen ve imza hanesinde ismi bulunan kişiler kendi isimleri ya da rütbelerini bilmiyorlar. Buraya tıklayın.

(4) Kimi subaylar hem Suga ile TSK’dan ilişiği kesilecek olarak hem de Suga planında “müzahir” (destek veren) olarak listelenmiş. (Aynen Balyoz’da irticacı oldukları için atılacak üç kişinin plan seminerinde “darbe müzakere” etmesi gibi). Buraya tıklayın.  Aynı zamanda tutuklanacak komutana yapılacak tutuklamalar ile ilgili mesajlar çekilmiş. Buraya tıklayın.

(5) Kimi subaylar çok sonraki yıllarda alacakları rütbeleri ile listelenmiş. Buraya tıklayın.

(6) Çeşitli Suga toplantılarına katılmış gibi belirtilen personelin bir kısmı, toplantı tarihinde Hayfa/İsrail’de tatbikatta bir diğeri ise Roma’da görevde. Buraya ve buraya tıklayın.

(7) Belgelerin üstverilerinde belgeleri hazırlamış gibi görünen kimileri o tarihlerde ya Amerika’da eğitimde, ya da açık denizde tatbikatta. Buraya tıklayın.

Peki, bu sahte belgeler Gölcük’e nasıl yerleştirildi?

Donanma Komutanlığı’nın bilirkişi raporuna göre, sahtecilik bulguları taşıyan dijital dosyalar 5 no.lu hard diskin içersine bu hard diskin normalde kullanıldığı bilgisayardan sökülüp  kullanımdan çıkarıldığı tarihten (27 Temmuz 2009) sonraki bir tarihte ve kimliği saptanamayan değişik bir kullanıcı tarafından yükleniyor.

Anlaşılan, bu tarihten sonra sözkonusu hard diske eklemeler yapılıyor ve diğer suç unsuru içeren CD’ler ile birlikte torbaların içine yerleştiriliyor. Elbette ki, bunu yapan şahıs(lar) istihbarat dairesine erişimi olan kişi/kişiler.

Burada hemen önemli bir noktanın altını çizelim. Askerin içinde gizli belgelere erişimi olan “köstebek”lerin varlığı yeni bir bilgi değil. Zira, Baransu’ya verilen bavulda 1nci Ordu’nun kozmik odasından çıkarılmış ses kasetleri ve 80 darbesi ile ilgili belgeler vardı. Bu belgeler dışarı çıkarılıp sahte Balyoz CD’leri ile birlikte paketlenmişti. Bu sefer, sahte CD’ler ve ekleme yapılmış hard disk de Gölcük’teki “zula”ya, yüzlerce kitap, dergi ve kaset arasına aynı şekilde yerleştirilmiş. Dolayısıyla Baransu’nun bavulunda kozmik odadan çıkmış belgelerin bulunması ne kadar şaşırtıcı ise, Gölcük’ten sahte belgelerin çıkabilmesi aynı derecede şaşırtıçı. Ne daha az, ne de daha çok.

Ve tutuklamalar…

Bu sahte belgeleri hazırlayanlar (ve uzantıları) dışarıda dolaşıyor, sahte oldugu bariz dijital belgeler mevcut sahte kanıtların üzerine yeni kanıt olarak gösteriliyor ve 163 kişi tutuklanıyor.

Geçen sene başlayan tutuklama süreci ile şu anki (hukuksuz) tutuklamalar arasındaki fark şu: şimdi herşey göz göre göre yapılıyor. Geçtiğimiz sene belgeleri erişim kısıtı olduğu için müthiş bir dezenformasyon kampanyası ile bir kamuoyu oluşturulmuştu. Bavuldan 5,000 sayfa darbe belgesinin çıkmadığı, bütün suç unsurlarının 11 no.lu CD’de kayıtlı olduğunu ancak iddianame hazırlanınca ortaya çıktı. Bu CD’nin 2003’de hazırlanmadığını gösteren yazışmaları Savcıların adli emanatte sakladığını gecikmeli olarak da olsa öğrendik. Şimdi ise, yine kimi medyanın dezenformasyon üretme çabasına (10 çuval darbe belgesi! 43 klasör belge! Balyoz belgelerinin imzalı orijinalleri!) rağmen, bütün belgeler ve bilgiler ortada. O yüzden, bu seferki tutuklamalar bilgi sahibi olabilecek herkesin gözünün içine baka baka, korkutucu bir cüret ile yapılıyor.

Abone Ol

Subscribe to our RSS feed and social profiles to receive updates.

77 Yorum “Gölcükten çıkan belgeler, gerçekler ve tutuklama kararı”

  1. fenerant Says:

    Umarım Tsk bu belgelerin kimlerce yerleştirdiğini ortaya çıkaracaktır. Bu konuda cok ciddi soruşturmalar yapılıyor diye duydum. Belgelerdeki, hard disketteki ve cd lerdeki Parmak izlerine kadar her şey aranıyor. Bu belgeleri koyanlar hakkında kısa süre sonra ciddi gelişmeler olacağını bekliyorum. Bu gün Gen. Kur. Bşk nın Başbakana bu konudaki gelişmeleri aktardığını düşünüyorum.

    Cevapla

  2. türküm Says:

    TSK ve Genelkurmay önce komutanlara sahip çıkmalı sonrada içindeki köstebekleri temizlemeli …Sahte belge üreten Gerçek vatanseverleri suçlayan köstebekleri…Çetin Paşamızın ve Türk Ordusunun yanındayız.Türk Ordusu demek Türk Milleti demektir…Ayaktayız….Mustafa Kemal’in Askerleriyiz…

    Cevapla

  3. Galileo Galilei Says:

    Cemaatin bütün imkanları kullanılarak üretilen, harmanlanıp yayılan, ve şişirilen “balyoz” burada bütün çıplaklığıyla karşınızda. Sahte belgeleri, Taraflı ve Zamanlı gazetelerin manşetlerini, kendini akıllı zanneden belkemiksiz köşeyazarlarını iki dürüst ve akıllı insan paçavraya çevirmişler. O kadar kesin kanıtlarla gerçekleri göz önüne seriyorlarki bavulcusundan yandaş gazetelerin genel yayın yönetmenine kadar kimse bir televizyon programında veya bir panelde karşılarına çıkacak cesareti gösteremiyor. Bir de utanmadan babalarını savunmakla suçlanıyorlar.

    Nerede memleketimin azılı özgürlük savunucuları, nerede Altan kardeşler, Hasan Cemaller, Mehmet Barlaslar, Nazlı Ilıcaklar, Baskın Oranlar, Ufuk Uraslar? NEREDESİNİZ?

    Nerede sözde dürüst medyatik dinciler?
    NEREDESİNİZ?

    Nerede yetmez ama evetçiler?
    NEREDESİNİZ?

    Nerede genç siviller?
    NEREDESİNİZ?

    Nerede olursanız olun dürüstlük her zaman, her zaman, sahtekarlığı yener. İki kişi bile kalsalar yenerler. Bunu böyle bilin.

    _______________________________________________________________________________________________________
    “Bütün gerçekleri keşfedildikden sonra kavramak kolaydır, mesele onları keşfedebilmektir” Galileo Galilei

    Cevapla

  4. fenerant Says:

    samanyolu tutuklama amaçları yazdı.

    HÜKÜMET AYNI GOLÜ YEMEMELİ

    Balyoz sanıkları hakkında mahkemenin verdiği tutuklama ve yakalama kararları, şimdi harekete geçilmezse “Türkiye bu filmi daha önce de gördü” dedirtecek bazı gelişmelere gebe.

    Nedir bunlar ?

    Haklarında tutuklama ve yakalama kararı verilen 163 askerin arasında şu an muvazzaf olanlar var.

    Tıpkı Ağustos 2010 şurasına denk gelen günlerde, mahkemenin Balyoz sanıkları hakkında verdiği tutuklama ve yakalama kararlarında olduğu gibi.

    O zaman Yüksek Askeri Şura; adı Balyoz soruşturmasında geçen komutanların terfileri sebebiyle çok tartışılmış, gerginlikler yaşanmış ve tıkanmıştı.

    Karşılıklı restler çekilmiş, hatta bu davayla hiç ilgisi olmadığı halde üzerinde baskı kurularak arada kaynayan paşalar olmuştu.

    O zamanki tartışma; haklarında tutuklama ve yakalama kararı çıkarılan paşaların terfisiyle ilgiliydi.

    Ve o zaman ilgili bakanlıklar önlemlerini almadıkları için, 3 paşanın terfi meselesi AYİM’e gitti.

    Terfi ettirilmeyen 3 Balyoz sanığı general, Askeri Yüksek İdare Mahkemesine dava açtılar ve kazandılar.

    Bu generallerin isimleri terfi listesinden çıkarılmıştı. Fakat o zaman yapılan önemli bir hata sonradan hükümetin bu 3 komutanla ilgili başını çok ağrıttı.

    O yapılan hata; 3 generali haklarında tutuklama ve yakalama kararı çıktığında açığa almamaktı.

    Daha sonra mahkemenin komutanlar hakkındaki yakalama kararını kaldırması üzerine,Genelkurmaybu isimlerle ilgili tekrar terfi kararnamesi hazırlayıp bakanlıklara gönderdi.

    Hükümet zamanında açığa alma işlemini yapmadığı için Genelkurmay’ın bu golünü yedi.

    Özellikle Milli Savunma Bakanlığının pasif davranması ve zamanında açığa alma cesaretini gösterememesi sebebiyle, siyasi irade asker karşısında gereksiz ve anlamsız yere sıkıntı yaşadı.

    Nihayetinde herkesin de çok iyi hatırlayacağı bir süreç yaşandı.

    3 general zamanında açığa alınsaydı hükümet bu iş için bu kadar güç harcamak zorunda kalmayacaktı.

    Şimdi yine aynı durumla karşı karşıyayız.

    Şimdi de mahkeme; muvazzaf komutanlarla ilgili tutuklama ve yakalama kararları verdi.

    2011 YAŞ’ta aynı krizin yaşanmaması için ilgili bakanlıkların derhal bu komutanları açığa almaları gerekiyor.

    Milli Savunma Bakanının cesur davranıp seçim sonrası oluşacak yeni hükümete ilk karizma çiziğini YAŞ’ta yaşatmaması buna bağlı.

    Üstelik AYİM’in açığa almayla ilgili yapabilecek itirazı yok. Çünkü 3 general olayında açığa alma kararını yerinde bulmuştu.

    Dolayısıyla bu komutanların terfi sistemine girmeden açığa alma işlemlerinin yapılması lazım.

    O zaman 3 generali açığa aldırtmayıp hükümeti tuzağa düşüren derin yapıdan önce bu kez Milli Savunma Bakanı hamlesini yapabilecek mi; göreceğiz.

    ABDULLAH ABDULKADİROĞLU

    Benim 1 yıldır söylediğim ” Balyoz TSK ın gelecekteki komuta kademesini dizayn etme operasyonudur.”
    Önce Dz.KK ( en az personele sahip olması operasyonu kolaylaştırıyor) sonra tümü.

    Cevapla

    • acracia Says:

      Bu iki gundur siz bu konuda ilk yazdiginizdan beri aklimi kurcalayan bir konu.
      Paylastiginiz icin tesekkurler.

      Cevapla

      • fenerant Says:

        1 kaç gün içersinde listeleyerek yazacağım neler yapıldığını.

        Cevapla

        • fenerant Says:

          Sevgili arcaria;

          Bir örnek vereyim.

          Dz.K.K.lığında 2012 yılında 1 ; 2013 yılında 2 Tümamiral Koramiralliğe terfi edecek.
          Bu iki yılda terfi edecek amirallerden 1’i 2018 yılında Oramiral olarak terfi edecek ve Donanma komutanı olacak. Aynı kişi 2020-2022 yıllarında Deniz Kuvvetleri Komutanı olacak.

          Şimdi 2008 ve 2009 nasıplı Bu amirallerin durumuna bakalım.

          2008 Nasıplı Tümamiraller

          Tümamiral Fikret Güneş 1979
          Tümamiral Ramazan Cem Gürdeniz- 1979 Balyoz Tutuklu
          Tümamiral Serdar Dülger- 1974

          2009 Nasıplı Tümamiraller

          Tümamiral Soner Polat 1979- Balyoz Tutuklu
          Tümamiral Ali Semih Çetin- 1979- Balyoz Tutuklu
          Tümamiral Hasan Uşaklıoğlu-1975

          2012 yılında terfi edecek tümamiraller, 1 yıl uzatma alarak koramiralliği 5 yıl yapacak
          ( çift yıllarda oramiral kadrosu dolu yani çift yıllarda Oramiralliğe terfi yok.)

          Tutuklanan amirallerin tutuklulukta ve açıkta geçen süreleri, her rütbedeki 4 yıllık hizmet süresine dahil edilmiyor. Otomatikman tutuklulukta ve açıkta bulundukları süre 1 gün olsa bile ertesi yılkı terfiye kalırsınız. Dava nın kaç yıl sürebileceğini de düşünürseniz; tutuklanmış ve açığa alınmış terfi şansları çok çok azalmış veya tamamen yok olmuştur. Bu ihtimal de dava bitene kadar Yaş sınırına takılmama şartı ile mümkündür..

          Amirallerin yanında yazan rakam subay olduğu yıldır.

          21 yılda subay çıktığı düşünülürse bazı amirallerin yaş sınırı nedeniyle ( Örneğin Tümamiral Hasan Uşaklıoğlu 1955 doğumlu yani 56 yaşında, en erken 3 yıl sonra 59 yaşında Koramiral olabilir, Oramiralliğe terfi yılına gelmeden Koramirallikten emekli olmak zorunda.(yaş sınırı 61 ) Bekleme süresini tamamlayamayacak bir paşa nın Koramiral bile olma şansı yok. aynı durum Tümamiral Serdar Dülger için de geçerli )

          Bu listeye bakarsanız. Tümamiral Fikret Güneş 2020-2022 li yılların banko Deniz Kuvvetleri Komutanı oluyor.

          Yandaş medya neden tutuklanma ve açığa alma istiyor,

          Bilmem anlatabildim mi?

          Cevapla

          • Bulent Murtezaoglu Says:

            Belki siz oyle demek istemiyorsunuz ama bu hesaplar orada da yapiliyorsa onleri acilan subaylar tohmet altinda kalmiyorlar mi? Bu da saglikli gelmiyor bana.

            Bir muvazzaf subay hakkinda ‘katliam planladi’ diye bir suclama olmasi ne kadadar fenaysa, bir cetenin komplosu ile onu acildi cunku itaati/sadakati baska yere diye bir saibenin ortaya cikmasi da o kadar kotu olabilir. Bildigimden soylemiyorum bunu ama herhalde hem askerlerin hem TSK’nin iyi durumda olmasindan sorumlu hukumetin boyle kaygilari da olmalidir. Degil mi?

            Cevapla

            • acracia Says:

              Bu cesitli kurumlardaki isim tasfiyesi isini dusunuyordum ben de bir kac gundur.
              Ben de arkada kalanlarin boyle bir zan altinda kalabilmesinin agir oldugunu dusunuyorum. Boyle bir sahibe altinda kalmak cok zor. Diger taraftan bir suru isimden kurtulunmaya calisildigi, yukarida Fenerant’in paylastigi makalenin adeta yol gostermeye calistigi (gerci bircok kose yazari yapiyor bunu) goruntusu de mevcut. Hasbel kader arkada kalanlardan ziyade hangi isimlerin tasfiye edilmeye calisildigina mi bakilmali? Ama o zaman da gercekten onu acilmaya calisilan birileri varsa diye de dusunuyor insan… Aslinda bu konuda TSK’nin cok cok ciddi bir sorusturma acmasi, Bulent Murtezaoglu’nun da dedigi gibi hukumetle oturup bu konuda cok ciddi konusmasi en guzel senaryo olur. Hukumetin de bunu istemesi lazim. Ama hukumet orduyu siyaset malzemesi yapmisti daha once; ya da oyle gorunuyordu; bunu goze alabilecek mi? Faili mechullerin arastirilmasini bloke etmisken, bunun uzerine gidebilecekler mi?

              Yuksek sesle dusunuyorum gibi oldu biraz, kusura bakmayin. Ama evirip ceviriyorum su anda.

              (Bir de Fenerant, hep merak etmisimdir niye hep donanma ve denizcilerle ilgili bu haberler cikiyor diye. Sizin onermenizi okudum: ben denizcilerin en kucuk unite olduklarini bilmiyordum.)

              Bircok kurumda o kadar cok tasfiye yapildi ki, ben emniyetin icinde de cekismeler oldugunu dusunuyorum mesela. Hanefi Avci gibi artik cok bariz bir ornek de uzerinden degil ustelik…

              Cevapla

              • acracia Says:

                Fenerant:
                Bu arada bu ilk paragrafta soyledigim sizin de ilk yorumunuzda yazdiginiz temenniyle ortusuyor.

                Cevapla

              • Bulent Murtezaoglu Says:

                Bir de gerek faili mechuller olsun gerek diger karanlik cinayetler ve karisikliklar olsun bir suru ‘derin’ is sadece hukumeti zorlamak icin de one surulebilen seyler. 70lerde de Ecevit muhalefetteyken kotr-gerilla derdi ama iktidara gelince (kendileri arastirmamis olanlar) ‘hadi bakalim, arastir’ demeye basladilar o da sus pus oldu. Ben oyle hatirliyorum (bunu yakin zamanda dokumanter filanla teyid etmis olabilirim, bilemedim simdi). Neyse o isler ne iktidarlar ugrasabiliyor ne de muhalefet — iste bize ‘ama yaptirmadilar’ dedirtecek onergeler disinda — ustlerine gidebiliyor.

                Ben biraz da bu simdiki davalarin maksat neyse o hasil oldugunda ‘iste hepsi bu’ gibi bir tavirla zaten bunlardan yorulmus millete baska sey sormamasini/istememesini soylemeye yarayabileceginden korkuyorum. Eger hakkinda teoriler uretilen o orgutlenmenin/organin bir tane asil olani varsa ve hikmet-i hukumet kabilinden islere yariyorsa zaten hakkinda bir sey ogrenemeyiz herhalde.

                Cevapla

                • acracia Says:

                  Evet. Bu biraz daha karamsar ama gercekci bir tablo. Ama Ecevit gibi eli kolu bagli kalmak baska, tam tersine var olan durumdan siyasi cikar pesine gitmek baska. Gerci siyasetin bir parcasi bu herhalde, ama olusabilen ittifaklar cok sabit olmayabilir. Daha dogrusu bence hicbir zaman sabit degil.

                  Eger okuduklarim dogruysa, 28 Subat’i da, 12 Eylul’u de Gulen desteklemis gorunuyor mesela. Buna karsilik, son referandumu da destekledi ve Erdogan O’na tesekkur etti. Kestirmesi cok zor. Hele ki secim oncesi. Ancak Balyoz neresinden tutsaniz dagiliyor, artik elle tutulur hali bence kalmadi, onun arkasinda durmak bence maliyeti cok yuksek bir is. O kadar cok sahibe ve usulsuzluk var ki… Bunu genel resme ben o dedigim Olaganustu Hal sekliyle oturtuyorum kafamda, infial yaratmak, vs ama iste mesela yukarida Fenerant’in yazdigi gibi bir isim tasfiyesi asamasinda o isimlerin sadik olduklari odaklarin (calistiklari kurum mu? baska bir sebeke, cemaat mi?)
                  belki kurum ici bir sorusturmayla cikabilmesi mumkun olur? Ama bunun icin hukumetin de bu surece dahil olmasi gerekir; demokratik olan budur. Ama iste yine o noktada hem Fenerant’in birinci yorumunda dile getirdigi temenni ile birlikte, hem de sizin sozunu ettiginiz siyasi ittifaklarin bu surecte rol oynayabilecek faktorler olmasi durumu karmasiklastiriyor…

                  Cevapla

                • acracia Says:

                  Bulent Murtezaoglu:

                  Yorumlarimin takibini e-posta ile haber ver kismini sectiyseniz diye buraya ekliyorum; biraz asagida bu konulari toparlamaya calistim. Bilginize.

                  Cevapla

            • fenerant Says:

              Bülent Bey;

              Kesinlikle haklısın. Önleri açılan amiraller de töhmet altında kalıyor. Kalmasa bile insanların kafası bulandırılıyor. Üstelik hem Fikret Güneş Paşa hem de diğer paşalarımız, çok iyi tanıdığım adam gibi adam olan amirallerimizdir.

              Bu konuda yazılmış bir yazıyı incelemenizi öneririm.
              http://www.odatv.com/n.php?n=yas-toplantilarina-savcilarda-mi-katilacak-1810101200

              Cevapla

          • acracia Says:

            Fenerant:

            Bir cok kurumda oldugu gibi burada da tasfiye oldugu goruntusu var oldugu varsayimindan yola cikarsak: Bunun gudumunun bazilarinin onu acmak mi, yoksa istenmeyen isimlerin temizlenmesi mi oldugunu dusunuyorsunuz? Mesela, geride kalan kisi illa bir seyin uyesi olmayabilir, ama digerlerine gore herhangi bir sebepten daha tercih edilebilir olabilir. Tabii bu da sucu gunahi olmayan birisini cok zor bir durumda birakabilir.

            Genel goruntu hakkinda (isim tasfiyesi) hemfikir olsak da, isin detayina bakinca Bulent Murtezaoglu’nun tasidigi kaygilari tasiyorum. (Mesela gecen YAS’ta birisi istifa etmisti.)

            Cevapla

            • fenerant Says:

              Acracia;

              Benim düşüncem ve kaygılarım sizinle aynı.

              Birilerini tasfiye ederseniz birilerinin önünü açarsınız.
              Ben sadece birinin önünün kesilmesi konusunda bir operasyon olduğunu değerlendiriyorum.

              Birilerin önünü açma operasyonu olduğunu değerlendirmiyorum.

              Ama yapılanlar önü açılan kişileri de töhmet altına sokma girişimi olmuyor mu? Açıkçası bu durum; bariz olmasa bile insanların yıllarca dost ve arkadaş olan kişileri birbirine kırdırma operasyonu olmuyor mu?
              Bu; TSK içinde ikilik çıkarma operasyonu olmuyor mu?

              Cevapla

          • fmerakli Says:

            Fenerant,

            Acracia ve Bulent Bey’in endiselerini de paylasarak sormak isterim, zira yorumunuzda bahsettiginiz isimlerin hicbirini tanimiyorum.

            Daha onceki yorumlarinizdan Balyoz’un arkasinda Gulen cemaatinin parmagi olduguna inandiginzi biliyoruz. Bunu da hatirda tutarak Balyoz davasina sizin gorus acinizla baktigimizda cemaatin Gunes pasanin onunu actigi gibi bir anlam cikiyor.

            Gulen cemaatinin ya da siyasi iktidarin balyoz tutuklusu uc, ve tutuklu ve (sanik?) olmayan diger iki pasa icerisinde Gunes pasayi tercih etmesinin bir nedeni var mi? Acaba su an sizin cidiginiz resimle olaya bakan genelde TSK ozelde DKK mensuplari, “Gunes pasanin arkasinda cemaat var” ya da “o cemaatin adami” gibi bir anlayisa mi sahipler. Eger degilse ben Gunes pasaya, hic tanimadigim halde, buyuk haksizlik yapildigina inaniyorum…

            Balyoz’da bunca ust duzey komuyanin tutuklu olmasi tabii ki ileride komuta kademesinin sekillenmesi noktasinda etkili sonuclar doguracaktir, ama Balyoz davasinda sanik olmayanlarin cemaat tarafindan korunduklari ya da onlerinin acildigi ya da cemaatin adami olduklari seklinde bir algi yaratmanin da orta ve uzun donemde TSK’ya zarar verici sonuclar doguracagina inaniyorum.

            Boyle bir alginin bilerek ya da bilmeyerek yaratiliyor olmasi, Gunes pasa gibi isimlere cammatin adami olmadiklarini kanitlama gibi bir yukumluluk getiriyor sanki ve bence bu hic adil degil!

            Ama bu tamamen disaridan bir gozun izlenimleri, sizin de ne dusundugunuzu bilmek isterim…

            Cevapla

            • fenerant Says:

              fmeraklı,

              Endişelerinde çok haklısın. aynı endişe ve değerlendirmeleri ben de taşıyorum.

              “Acaba su an sizin cizdiginiz resimle olaya bakan genelde TSK ozelde DKK mensuplari, “Gunes pasanin arkasinda cemaat var” ya da “o cemaatin adami” gibi bir anlayisa mi sahipler. Eger degilse ben Gunes pasaya, hic tanimadigim halde, buyuk haksizlik yapildigina inaniyorum…”

              Bu ifadenizde çok haklısınız.
              Denizcilerin geneli içinde olaya böyle bakılmadığını değerlendiriyorum.
              Bu durumun en fazla Güneş paşayı üzdüğünü düşünüyorum.
              Bence bu paşaların hepsi Dz.K.K olmaya layık ve nitelikli amirallerimiz. Birini seç derseniz 30 yıldır tanıdığım bu kişiler arasında tercih yapamam.Bu tercih yapacak Yaş üyeleri ne kadarı verirse versinler en doğru kararı vereceklerine inanıyorum.

              Bakın; Bazı paşaları ben açığa almadım, Ben de tutuklamadım. Hükümet açığa aldı mahkeme tutukladı. Çok ciddi bir suç var ise Hükümet neden sdaace 3 paşayı açığa aldı? diğerlerini almadı? Neden sadece terfi sırasındaki paşaları açığa aldı da diğerlerine hiç dokunmadı. Açığa alınan paşaların terfi etme imkanı kalmıyor?

              Bir diğer soru şu: Daha önce hakkında hiç bir tutuklama kararı alınmamış bazı muvazzaf paşalar neden tutuklandı? Örneğin tümamiral Soner Polat gibi.

              Tutuklama kararlarının ertesi günü samanyolu tv ve gazetesinde bu kişiler açığa alınmalı kampanyasın başlatılması neyi işaret ediyor? açığa alınan her paşanın terfi etme şansların yok edilme opeasyonu mu yapılıyor?

              Diğer sorularınıza hem Bülent beye, hemde acracia ya yazığım yorumda açıkladım sanırım. İlave sorunuz var ise tekrar açıklarım.

              Cevapla

              • fmerakli Says:

                Fenerant, tesekkur ederim, yukarida bana ve diger arkadaslara yazdiklariniz benim sorularimi gayet net bir sekilde cevapliyor. Olayin ordu icinde nasil degerlendirildigi bence onemli bir husus, gozlemlerinizi paylastiginiz icin tekrar tesekkur ederim…

                Cevapla

          • Balyozmanyağı Says:

            Ama bu hesap sahtekarların,fırıldakların,vatan hainlerinin hesabı.Birde Allahın hesabı var,hiç şaşmayan ve şaşmayacak olan.Sahtekarların,iftiracıların aklını alacak ve ibretlik acı ve dramatik sonlar hazırlayacak bir hesap.Bunlar münafık olduklarından bu durumu gözardı ediyorlar.Heyhat.

            Cevapla

        • acracia Says:

          Bir kere yukaridaki blog yazarlarinin bahsettiklerine katildigimi, bu durumu cok vahim buldugumu soyleyeyim. Su anki durumda benim de aklimdaki en kuvvetli ihtimal Gulen hareketi. Bunu sebepleriyle ve detaylariyla daha once de acikladim. Ama ortada oldukca ciddi saibeler mevcut.

          Ben biraz kafami toparlamaya calistim ve sunlar cikti, belki bu tartismaya bir katkisi olur diye yaziyorum.

          *Tasfiye sorunu:

          1) Bence mesela (icerigi birakin, misal olarak veriyorum) kitabindan sonra Hanefi Avci’nin hic bir televizyon kanalina dogru durust cikarilmamasi, haberlerden ve gundemden dusurulmesi, bir kurumun icinde yer alan bir muhalif sesin goz gore gore kisilmasi, hapse atilmasi bir tafsiyedir. Yani bir kurum icinde yer alan ve (herhangi bir sebepten) istenmeyen bir unsurun sistemden cekilip cikarilmasi. Ki yukarida Fenerant’in onerdigi senaryoya bakinca, sistemden ekarte edilmek istendigi izlenimi verilen isimler oldugunu gorebiliyoruz.

          2) Ancak, tabii su durumda Bulent Murtezaoglu, benim ve Fmerakli’nin dile getirdigimiz endisede galiba su varsayimdan hareket ediyoruz: bu boyle kalacak varsayimi.

          Ve su, su, su isimlerin onleri mi aciliyor dusuncesi.

          Fenerant bize bu yukaridaki ornekle bu tasfiyenin olasi sonuclarini mi gostermeye calisti onu bilemiyorum (yani bu tarz bir mudahalenin sorunlari bakin soyle olabiliyor babinda); yani birinin onu mu aciliyor yoksa saibe altinda mi kaliyor sorularini biz ama tam olarak o kismi bir daha okudugumda tam olarak hangisinin kast edildigini cikaramadim.

          Simdi, dusununce, bizim hakli olarak dile getirdigimiz onu acilan sahsin saibe altinda kalmasini bir kenara birakirsak, galiba Fenerant’tan da bilmedigi bir sorunun cevabini vermesini istemis oluyoruz. Zira, bizim de saniyorum—en azindan benim oyle—hareket noktamiz, gelecekte kimin onunun acilacagi dolayisiyla nasil oraya gelineceginden ve bu varsayimin sakincalarini dusunmekten geciyor idi. Ancak, fark ettim ki, bu varsayimin dayandigi temel nokta zamani ve mudahaleyi sabit birer faktor olarak gormek.

          Oysa bence su son durumlar da gosteriyor ki, birden fazla mudahale soz konusu:
          Baransu’nun bavulu, simdi Golcuk, kimbilir sirada ne var. Eger bu varsaydigim gibi infial duygusu devam ettirilmeye calisilip, benim de adil bulmadigim bu “dogal adalet sureci”nde davayi uzatarak bir takim istenen degisikliklere, duzenlemelere gidilecekse, arka arkaya gelen bir takim yeni buluslar ortaya cikacaktir. Yani bir mudahale olduysa
          bavul gibi mesela, bir daha olabilir. Bu da aslinda zaman olarak simdi yaptigimiz hesaplarin, onu aciliyor diye dusundugumuz sahislarin bir sekilde ileride tasfiyesi olmayacagi anlamina gelmiyor.

          Yani, bilemeyecegimiz icin, simdilik sunun bunu onu diyoruz, ama belki de aslinda
          soruyu bastan yanlis soruyoruz. Acaba net ifade edebildim mi bilemiyorum. Yani su anki varsayimlarimiz baska boyle belgeler cikmayacagi ya da baska mudahil olma metodlariyla yeni isimlerin ileride tasfiye edilmeyecegi anlamina gelmez demeye calisiyorum. Yani belki de soruyu bastan yanlis sorduk? Belirli sahislar degil, tasfiye edebilirlik uzerinde durmamiz lazim?

          * Isin Fmerakli tarafindan dile getirildigi “dogal hukuk sureci”ne gelince:

          Inanin, bu surec bana hic de dogal gorunmuyor. Tam tersine simdi eskisine gore cok daha buyuk saibelerle dolu. Ve su asamada bu tutuklama kararlarinin cikarilmasi, yukarida da ifade edildigi gibi goz gore bunun yapilmasi, Fenerant’in savladigi gibi bu delillerle bir sekilde herkesin tutuklanabilmesinin onunun acilabilmis olmasi ihtimali, bunlar cok rahatsiz edici.

          Su asamada, yukarida da tartistigimiz veya temenni ettigimiz gibi diyeyim, AKP hukumet olarak TSK icindeki esasli bir sorusturmaya destek verebilirse, belki daha once burada onerilen senaryolardan birisi olan bir komisyon/“truth commission” gibi bir sey kurularak
          altinda neler yattigini bulmak mumkun. Ancak bunun cesurca uzerine gitmek istemek lazim. Gerci bu saibeli grup oldukca guclu gorunuyor, ama ben hukumetin basinda olsam, bu gucun bir gun benim aleyhime donmeyeceginden asla emin olamazdim. Cunku zaman ve mudahale faktorleri sabit degil. Ama genis anlamda bir seyler oluyor tablosu var, o da bir gercek.

          Cevapla

          • fenerant Says:

            acracia;

            “Fenerant bize bu yukaridaki ornekle bu tasfiyenin olasi sonuclarini mi gostermeye calisti onu bilemiyorum”

            Çok güzel yakalamışsın.
            Ben bunlar ne sonuç doğuracak bunu görün diye yazdım. Verdiğim örnekte Kişiler ve isimlerle işim yok. Kişiler ve isimler örnekleme ve izah etmek için kullanılmıştır.

            Cevapla

  5. Taylan Says:

    “Geçen sene başlayan tutuklama süreci ile şu anki (hukuksuz) tutuklamalar arasındaki fark şu: şimdi herşey göz göre göre yapılıyor.”

    Evet doğru. Artık herşey göz göre göre yapılıyor. Bu durumun kamuoyu nezdinde farklı bir tepki yaratabileceğini düşünüyorum.

    Geçen seneden günümüze kadar gelen süreç içerisindeki adli uygulamaların hepsi, dava delillerinin içeriğinin saptırıldığından ve saklandığından dolayı kamuoyunu yanıltıyordu. Ancak günümüzde bu yok. Her şey, kamuoyu açısından net olarak ortada. Bir taraf net olarak ‘hukuk tanımıyorum’ diyor. Diğer taraf ise hukuksuzluğu net olarak ortaya koyuyor.

    Özellikle Balyoz’un saptırıcı ve yalan yayınlar yapan medyası bu noktada daha zor durumda kalacaklardır. Hele ki Ekrem Dumanlı gibi, Pınar Doğan ve Dani Rodrik ile yüzleşmekten kaçanlar için… Delillerdeki çelişkiler bu kadar net ortadayken Altan, Karaalioğlu ve Bayramoğlu gibiler bakalım ne yazabilecekler?

    Bu tespitimde biraz iyimserim… En azından halen halkımızın kendilerine empoze edilmeye çalışılanlara karşı bir sağduyu geliştireceğini umut ediyorum… Gözü kapalı bir şekilde, ezbere ‘bunlar darbeci’ diyenlerin bir ‘sorgulama’ yapacağını düşünüyorum.

    Bu noktada en önemli görev, başta PD ve DR olmak üzere savunma makamına düşüyor.

    Sabırlı olmak, yılmamak ve sesi duyurmak gereklidir…

    Pir sultanlar bir ölür, bin dirilir bu topraklarda…
    Zalim karşısında bu sefer ölmeden bin dirileceğiz!

    Saygılarımla…

    Cevapla

  6. Kurmanbek Allahverdiyev Says:

    Yapilmak istenen sey hakikaten gozdagi vermek. Cetenin ve cemaatin demek istedigi su: “Biz her turlu kanunsuzlugu, her turlu sahtekarlikla birlestirerek istedigimiz kisiyi surundurur ve bunlarin hicbirini kimseden korkumuz ve utanmamiz olmadan buyuk bir curetle yapabiliriz”.

    Bu zamanlar da donecek kimse merak etmesin. Belki gelecek yil belki 10 yil sonra. Dilerim ki ondan sonra tum bu yasananlarin intikami alinsin. Cemaatin ve cetenin cok sevdigi ve uzerine titredigi (ama pacalarindan bile kan akan) Muhsin Yazicioglu’nun 80 oncesi katlettikleri devrimciler ile ilgili “guzide” bir lafi vardir: ‘Kavga basladiktan sonra yumruk sayilmaz’. Bunlari yanyana koydugumda adalet, usul, esas, adil yargilanma hakki, vs. gibi kavramlar artik bana hicbir sey ifade etmiyor. Demek ki oyunun kurallari kuralsizlik ve kaos. Oyleyse adapte olmak lazim.

    Cevapla

    • Faiq Yəhyayev Says:

      Ortada ses kayıtları olan ve bu ses kayıtları sahipleri tarafından da inkar edilemeyen ve hatta bir yerinde “tayyip” diye açıktan bahsedilen bir darbe senaryosu hakkında nasıl böyle konuşabiliyorsunuz anlaması çok güç doğrusu… Bu ses kayıtlarını bir kere dinleyip insanın bu satırları yazabilmesi için “inançlı insanlara” karşı ciddi bir nefret hissetmesi lazım…

      Bu darbe planlarının yapıldığı yıllarda benim anneannem öldü. Dayım o tarihlerde astsubaydı. Anneannem 85 yaşlarında… Türkiye’nin bir çok küçük kasabasında yaşayan milyonlarca anneanne gibi başı örtülü yaşlı bir nine işte. Ama bu darbe planlarının yapıldığı tarihte Türkiye çok farklıydı… İktidarı takan yoktu tabiri caizse. Sizin internette yazdıklarınız o zaman herkes açıktan televizyonlardan söylüyordu. “Bu zamanlar da dönecek…” diyorsunuz işte sizin özlemle beklediğiniz zamanlarda anneannem hastaydı ve oğlu olan dayım, öz annesini GATA’ya götürememişti. Tahmin ediyorum benim anneannem gibi başka ninelerin GATA’ya alınmayacağı zamanları özlüyorsunuz. Her gün bir paşanın hükümete ayar verdiği, başbakanların asıldığı… caddelerde tankların yürüdüğü, Sarhoş subayların Ankaranın ortasında esnafa eziyet ettiği halde polislerin dokunamadığı (bu gözler gördü bunları)… Sizin özlemleriniz güzel değil kardeşim… Güzel değil ve emin olun boşuna hayal kuruyorsunuz. Oyun bitti. Buraya kadar… Artık gercekleri görün ve anlamaya çalışın.

      Cevapla

      • Kurmanbek Allahverdiyev Says:

        Faiq Bey,

        Yazinizin ilk paragrafi ile ilgili yorum yapamiycam. Blogu takip etmediginizi goruyorum. Zira sizin tarafinizdaki bircok yorumcu dahil o tartismalari (ses kayitlari, vs.) coktan gecti. Hatta cete dahil bu tartismayi gecti, ki Golcuk’de yeni tertip duzenlediler.

        Anneannenizi kaybetmenize uzuldum. Basiniz sagolsun, Allah rahmet eylesin, topragi bol olsun. Yalniz GATA’ya yatirilamamasi ile bu dava arasinda bir baglanti bulamadim acikcasi. Eger anneannenizi su anda balyozdan yargilanan subaylar GATA’ya yatirmamissa size tavsiyem suc duyurusunda bulunmaniz hatta dava acmaniz olacaktir. Askerin ve TSK’nin en zayif gunleri yasaniyor bu ara bence. Kazanma sansiniz cok yuksek.

        Benim ozlemle bekledigim zamanlar adaletin bagimsiz ve hakim oldugu bir duzendir. Bu baglamda ben A dedim, siz J anladiniz ve Z dediniz. Cok uzatmayayim.

        Bu arada muhtemelen sizin de oy verdiginizi dusundugum AKP hukumeti, sizin akrabalarinizin orduevlerine alinmamasi kararinin altinda bizzat imzasi olan ve hatta bir tane de darbe girisiminde bulunmus Buyukanit Pasa’ya, o meshur dolmabahce gorusmesinden sonra ustun seref madalyasi verip, Fenerbahce maclarina 1. derece protokolden amigo kombine bileti hediye etti. Hadi bize cuvaldizi batirdin, su igneyi de kendine batir artik bi zahmet.

        Selamlar
        K.

        Cevapla

      • Altan Alpay Says:

        Pardon bu arada Tayyip’e Tayyip demek ne zamandan beri darbecilik oldu? Oyle bir kural varsa darbecinin onde gideni karsinizda duruyor 🙂

        Cevapla

        • Faiq Yəhyayev Says:

          Yasalara uygun bir seminer sırasında benim vergimle maaş alan bir askerin, yani bir devlet memurunun “Tayyibi tebrik etmeye giden emniyet görevlilerini” tepeleyeceklerini söylemesi gibi bir durum olmazdı herhalde…
          Olsaydı hem suç hem de gerzeklik olurdu… Ben de siz de tayyip diyebiliriz. Görev sırasındaki bir askerin söyleyeceği tek bir söz vardır (yada olmalıdır): “emret başbakanım!”

          Cevapla

      • Altan Alpay Says:

        Bu arada, bazi konulara aciklik getirmek gerektigine inaniyorum.

        MP3’lerden dinledigim kadari ile bahsedilen konferansta darbe plani degil sivil bir kalkismayi bastiran harp oyunu tartisilmis.

        İlgili seminer taslaginin Genelkurmayin tarafindan onaylanmasi sonrasinda TSK’nin tüm kademelerinden 500’e yakin gozlemcinin önünde, baştan sona ses kayıtları alınarak ve bavul dolusu dokuman hazırlanarak tamamlanmıştır.

        Yapılan bir darbe planı olsaydı heralde tarihin yapilan en gerizekali darbe plani olmaya hak kazanirdi. Kaldı ki Askeri tarihe meraklı herkezin bildigi gibi darbeler planlanarak yapılmaz, ne kadar planlamaya calisirsaniz o kadar disari sizma riski artar, element of surprise hikayesi vs acip biraz okuyun, risalelerde bunlar yazmaz.

        ‘Üzerlerine çökeriz’ denen kisma gelice orada hukumetten degil kargasa cikarip anarsi ortami yaratan gruplardan bahsediliyor. Bakın ben size Amerikan Ordusunun nasıl -sizin deyimizle- kendi halkı üzerine çökmeyi planladığını ve bu çökme planını ders olarak harp okullarinda okuttugunu göstereyim..

        http://publicintelligence.net/u-s-army-military-police-civil-disturbance-and-martial-law-training-course/

        TSK’da NATO’nun bir parcasi oldugu icin benzer harp oyunu simulasyonlarini yapmak zorunda.

        Efendim Tayyip’e Tayyip diyorlarmis.. Amerikan Ordusunda da Obama’ya Osama -gobek isminin Huseyin olmasindan dolayi- diyorlar, cunku Ordu’nun %85’i Cumhuriyetci ve Obama’dan pek haz etmiyor..

        Yukarida verdigim baglantida enterasan bir cumle var, baskan’in emri olmaksizin Komutanlari gerekli gordujleri hallerde tek tarafli olarak sikiyonetim ilan edebilirler: (sizin bakis acisinizla darbe yapma yetkisi)

        in circumstances involving an extreme emergency, commanders of
        troops may make the decision to impose martial law in accordance with the
        provisions of AR 500-50.

        Balyoz degil Atom bombasi gucunde harekat planlari bugun pentagon’un kasalarinda bekliyor.. O yuzden olaylari saptirip kelime oyunlariyla kimseyi kandirmaniz olasi degil.

        Cevapla

        • Faiq Yəhyayev Says:

          Ha ha ha!!!
          Tabi canım zaten bizdeki seminer de tarihinde hiç darbe görmemiş amerikada geçiyor…
          Öyle olsaydı biz de yerdik…

          Darbeler türkiyenin holocaust’u gibidir… En küçük bir ihtimal dahi olsa cezalandırlmalıdır. Amerika’da şaka olan türkiye’de olmaz… Biz zenciye çikolata deriz. İngitere’de olsa ayıp olur. Hitler 1 milyon yahudi öldürdü dersin. Türkiye’de normaldir. Fransa’da ceza alırsın. Hukuk öyle hiç de evrensel bir şey değil.

          Bak aziz kardeşim ben sana bir şey söyleyeyim bu daha başlangıç… Bir kaç sene öncesine kadar insanlar ordu göreve diyordu… Bu gün bu biraz azaldı… Yakında bırak darbe yapmayı, ordu göreve diyen darbe yapmış gibi yargılanacaktır. Ve bu olmalıdır.

          Cevapla

          • Faiq Yəhyayev Says:

            Tabi genel kurmayın onayı alındıktan sonra… O kim bu arada? Hilmi Amca…
            Peki onu niye sevmiyosun? O da asker…
            Bu arada balyoz davasından yargılananların çoğu da sevmiyor, ne tesadüfse neden acaba?
            Hilmi amca, aytaç beyi işaret etti ona sorun dedi…
            Amerika’da böyle işaretleşmeler de oluyor muymuş bu harp oyunlarında…
            Bu harp oyunu(!) içeriği genel kurmaydan gizlenerek planlanmış açığa çıkınca da “harp oyunu” adı takılmış bir darbe planı. Senin de darbeci asker amcalarının da sevmediği Hilmi Özkök bunu söylüyor… Feryat figan boşuna….

            Cevapla

    • Ogretmen Says:

      Cok degerli Kurmanbek Bey,

      eger kuralsizlik ve kaosa adapte olunursa bu kan davası hiç bitmeyecektir. Bugün pervasızca, göz göre göre yapılan hukuksuzlukları bize yaşatan insanlar bir dönemin mağdurları, bunu unutmamak gerek. Bu mağduriyetten kastım, onların dışlanmışlığı, uzunca bir süre meşruiyet içerisinde düşüncelerini ifade edememeleri ve kendi içlerine kapalı bir topluluk olarak kalmak zorunda bırakılmaları.

      Onlar da şimdi intikam aldıklarını düşünüyor olsalar gerek. Bana sorarsanız hala korkuyorlar. Bu kadar saldırganlığın başka türlü bir açıklamasını bulamıyorum. Ama biliyorsunuz, cemaat yaptıklarına demokrasi, milli irade vs. gibi adlar veriyorlar, tam anlamıyla takiyyede uzmanlaşmışlar.

      Yapılan sahteciliklerin, hukuksuzlukların karşılıksız kalmamasını dilemekle birlikte onların yöntemlerine başvurmamak ve bunu kamuoyu beklentileri doğrultusunda işlemek gerektiğini düşünüyorum. Şu açık bir gerçek ki; Türkiye tabu konularını son yıllarca sansürsüzce tartışmaya başladı. Şimdi insanlar eski tektipleştirici, militarist, içine kapalı toplumsal yapıyı yeniden görmek istemiyorlar. Bu korkuları anlamadan, herşeye karşın onları ötekileştirmeden hukuku işletmenin toplumsal barışı kurmak için yaşamsal önemde olduğunu düşünüyorum.

      Şunu da açıkça söylemek isterim, yaşanan hukuksuzluklardan öylesine eminim ki, ne pahasına olursa olsun, bugün haksızlığa-hukuksuzluğa maruz kalmış insanların hukuk mücadelesine destek vereceğim. Ancak bu mücadelenin hiçbir biçimde şiddet, despotizm, hukuksuzluk içermesinden yana değilim. Yaşadığımız şerden hayır çıkarabileceğimize inanıyorum.

      Cevapla

      • Kurmanbek Allahverdiyev Says:

        Sevgili Ogretmen,

        Sizin yorumlarinizi takip ediyorum. Herhalde ogretmenlikten gelen, sabir dolu, sakin bir yapiniz var. Farkettiginiz uzere ben oyle degilim. Ya da oyle idim ama kaybettim diyelim.

        Su magduriyet isine bir dokunamyim musadenizle. Simdi bir kere cemaatin magduriyeti ne kadar dogru bir kavram bilemiyorum. Eger mutedeyyinlerin magduriyetinden bahsediyorsak ona katilirim. Ama cemaatin magdur olmasi gibi bir sey sozkonusu degil. Cemaat zaten baskalarinin magduriyeti uzerine kurulmus. Hatirlayiniz 80 oncesini, Fethullah Gulen’in kontr-gerilla Erzurum uzantisi olarak yaptigi ‘Komunizm ile mucadele’ calismalarini. 12 Eylulculer D.Bekir cezaevinde insanlara diski yedirirken bu cemaat Rabitadan cunta araciligi ile gelen paralari saymakla mesguldu. Bu baglamda mutedeyyinlerin bu cetenin uzantisi oldugunu (ya da tersi) sanmam. Hatta benim gozlemim TR’de dindar insanlarin genelde askerine sahip ciktigidir. Buna devlet kadrolarindaki (polis, yargi, icisleri, vs.) cemaatcileri ekleyin. Bence cemaat magdur degil, magrur. Aslinda cemaatin asker kavrami ile de bir sorunu yok. Asker kendi askeri olduktan sonra (Muhammed’in ordusu) militaristin en onde gideni cemaat olacaktir.

        Bazi konularin sansursuzce konusulmasi guzel elbette. Militarist olmayan, cogulcu (cogunlukcu degil) bir toplum benim de arzum. Buna ben de katiliyorum. Ama yasanilan olaylarin kanunsuzlugunu ortmuyor bu. Benim arzum bunlarin yaninda hukukun ustun kilinmasi bu kadar. Benim gozumde Cetin Dogan’in 28 Subat sureci ile alakali hesap vermesi gerekiyor. Ama gordugunuz gibi amac bagciyi dovmek.

        TR’nin su anki durumu konusunda ben sizin kadar iyimser degilim. Gozlemim odur ki giderek milliyetci/irkci-sunni-muhafazakar-erkek eksenine oturuyor bu ulke. Ticaretin serbestlesmesi haricinde bir sey anladigi yok hakim cevrelerin bu degisimden. Ticaretin devamliligi da zaten onlar icin insan haklarindan dahi onemli bir olgu.

        Bu kadar serden sonra hayir cikmasi cok zor kanimca. Dusunun sucu olmayan bir akrabanizi alip iskence edip olduruyorlar. Bunu bir de canli yayinla yapiyorlar. Hakkinizi ararsaniz lagim faresinden daha degersiz hale gelmeniz icin herseyi yapiyorlar. Bu duygu nasil yenilebilir? Siz dogu’da calisiyordunuz sanirim, Kurt sorununun 100% cozulebilecegine inaniyor musunuz? Bugun daga cikmak icin bekleyen binlerce genc var. Yadi orta yasli olsa anlamdim da genc bunlar. Paralellik goruyorum iki konu arasinda. Tipki KCK-Balyoz paralelligi gibi.

        Cok uzattim. Gonul ister ki adalet yerini bulsun. Demokratik, insan haklarina saygili sivil bir toplumda yasayalim. Benim gozlemim o yonde gitmedigimiz. Karsimizda bizim durust durusumuza karsi sistemi sonuna kadar manipule eden bir cete var. Bence daha fazla safca davranmamak lazim. Oyunu onlarin istedigi sekilde oynayalim. Kazanalim. Ceteyi ve kontrgerillayi temizleyelim. Ondan sonra sifirdan demokratik, sivil, adaletin yerini buldugu bir ulke insa edip yasayalim. Sanirim hepimizin ortak dilegi bu.

        Selamlar
        K.

        Cevapla

        • Ogretmen Says:

          Sevgili Kurmanbek Bey,

          öncelikle nazik görüşleriniz için teşekkür ederim. Açıklamalarınız bana söylediklerimi özgülleştirme-somutlaştırma fırsatı verdi.

          Evet, cemaatin mağduriyeti konusu tartışmalı, ancak mağdur olan mütedeyyinlerin son yaşadığımız hukuksuzluklar karşısında cemaat ve yandaşlarına kendisini daha yakın hissettiğini gözlemliyorum. Cemaatin bu çerçevede başarılı bir kamuoyu oluşturma çalışması yaptığını düşünüyorum. Söylediğiniz gibi Doğu’da öğretmenlik yapıyorum ve burada ne denli etkin olduklarını görüyorum, üstelik en üst düzeyde idari desteklerle… Çünkü siyasalarını yaşama geçirmek için uzunca bir süre kadro oluşturmaya yatırım yaptılar (dersaneler, üniversiteler, dünyanın her yerinde açılan misyon okulları, okuma salonları). Bu kadar geniş yelpazede ülkenin tüm kurumlarında örgütlenmiş ve kamuoyu desteği bulmuş bir yapıyı cepheden mücadele vererek yenmek olanaklı değil. Hanefi AVCI bence cemaat içindeki vicdan sahibi insanların sesi oldu, ciddi bir sistem eleştirisinin yanı sıra özeleştiri de yaptı. İnanıyorum ki cemaat içerisinde Hanefi AVCI gibi bu hukuksuzluklardan rahatsız olan insanlar var, onların da vicdanlarına seslenmenin bir yolunu bulmak gerek diye düşünüyorum. Yanı sıra halkı daha örgütlü ve sistemli nasıl bilinçlendirebiliriz, inanın uzun zamandır bunun arayışı içindeyim.

          Örneğin; Balyoz,Ergenekon davalarını eleştirirken 28 Şubat’ı da eleştirebilmek, yaşanan hukuksuzluklara tutarlı ve çepeçevre bir yaklaşım geliştirmek, özetle, saflarımıza göre pozisyon almak yerine hukuka göre pozisyon almak kamuoyu algılaması ve sorunun barış içinde çözülebilmesi için çok önemli bir adım. Blog yazarları ve yorumcularının bu anlamda duyarlıklarını her seferinde görmekten mutluluk duyuyorum. Zamanla, bu blogu taciz edenlerin provakasyonlarına gelerek bu duyarlığımızın söylemlerimizden uzaklaşmasından endişe ettiğim için size yukarıdaki iletiyi gönderme gereksinimi duydum. Çünkü siz de takdir edersiniz ki bu blogda yer alan yazılar ve yapılan yorumların bağlamından koparılarak cımbızla çıkarılması ile gerçekleştirilebilecek yeni bir karşıpropaganda ile karşı karşıya kalabiliriz.

          Ülkemizin geleceği adına hayallerimiz-ideallerimiz ortak. Bundan eminim. Ancak kamuoyunu bu sınırlı koşullar içinde bilgilendirmekten öte neler yapılabilir, bunu düşünmek ve artık sözcüklerin ötesine geçilmesi gerektiği konusunda sizinle hemfikirim.

          Cevapla

  7. Can Acar Says:

    Faiq Yəhyayev,

    Ben de çok sevdiğim anneannemi kaybettim. Acınızı paylaşıyorum. Ne yazık ki kurduğunuz mantık pek doğru olmamış. Bakın, buradaki pek çok insan, inançları ve hayat görüşleri farklı da olsa, aynı şeyi istiyor. İnsan gibi yaşamak, hayat ve gelecek ile ilgili korkular ve belirsizlikler olmaması. Kendisine ayrım yapılmadan, eşit ve insanca muamele edilmesi. En azından bu konuda anlaştığımızı ümit ediyorm.

    Darbe, Askeri vesayet, adına her ne demek isterseniz, geçmiş ile hesaplaştığımız bu sürecin bizi ileri demokrasiye götürdüğü, bu sayede her şeyin çok iyi olacağı söyleniyor.

    Ancak diğer bir yandan demokrasi ve insan hakları ile bağdaşmayan pek çok gelişme var. Sağlık sisteminden örnek verdiniz. Ben de size yakın zaman önce katarakt ameliyatı yapılarak gözlerini kaybeden yedi köylüyü hatırlatayım (nineniz gibi bu kişiler de küçük bir köyde kendi hallerinde yaşayan yaşlı insanlar).

    Olaydan sonra özel sağlık kuruluşunu on gün süreyle kapatan, gezici sağlık tarama sistemini uygunluk belgesi alana kadar durduran Bakanlık gerekli denetimi yapmayan kendi yetkililerine ise sadece kınama cezası verdi.

    Bu ameliyatı yapan sağlık kuruluşu hatalı, bu her yerde olabilir. Verilen (çok çok zayıf) ceza ise insanına önem vermeyen bir zihniyeti gösteriyor.

    Bu da demokratik bir devlette görülmeyecek başka bir manzara. Senin esnafa eziyet eden askerler örneğinden pek de farkı yok:

    Başbakan Erdoğan’ın, Sakarya Valiliği’nde bulunduğu sırada Sakarya Elektrik Dağıtım A.Ş.’ye dışarıdan hizmet alımı ile görev yapan arıza ekibinin üzerinde SEDAŞ amblemi bulunan hizmet aracının Hükümet Konağı çevresinde dolaştığını gören Özel Harekat ekibindeki polisler, aracı durdurdu. Polisler araçtan indirdiği 3 kişiye yere yatırıp sorguladı. Yaklaşık 15 dakika boyunca kaldırımda yüzüstü tutulan SEDAŞ çalışanları kimlik sorgulamaları ve üst aramaları sonrasında serbest bırakıldı.

    Dayak yiyen öğrencilerden, biber gazı sıkılan işçilerden, medya üzerindeki baskı ve cezalardan daha çok örnek verilebilir.

    Diyeceğim o ki, kimse geriye gitmek istemiyor. Ancak bulunduğumuz nokta da çok parlak değil. Eğer bugün insanların, her kim olursa olsun, sahte delillerle tutuklanmasını, yıllarca süren davalarda mağdur edilmesini içimize sindirirsek, yapılan kanunsuzluklara, sahtekarlıklara, çifte standarda “darbecilerle hesaplaşıyoruz” diye göz yumarsak, Askeri eleştirirken polisin orantısız güç kullanmasını alkışlarsak, asıl o zaman çok daha geriye gideriz.

    Balyoz delillerinin sahte olmadığını düşünüyorsunuz, biliyorum. Bu blogda tüm bunlar defalarca yazıldı, tartışıldı. Ses kayıtları içerisinde tartışmalı ifadeler var. Özellikle bağlam dışında dinlendiğinde gerçekten kabul edilemeyecek anlamlar yüklenebiliyor. Ancak iddianame bu ses kayıtlarındaki ifadeleri değil, 2003 yılında hazırlandığı ve darbe planlarını içerdiği iddia edilen üç adet CD’yi suç delili olarak kabul ediyor. Bu konuda savcılara kızıp, neden seminer konuşmalarını neden suç kabul etmediklerini sorabilirsiniz. Bu CD’lerin içerisinde çok önemli tutarsızlıklar olduğu burada defalarca açıklandı. Gölcük’te bulunan belgelerin nitelikleri ve sağlamlıkları da çok farklı değil.

    Ön yargılarınızı kapının önünde bırakıp buyrun, kendiniz okuyup araştırın derim.

    Saygılarımla …

    Cevapla

    • ihtimal Says:

      Burada istediginiz disinda yorum yapan herkeste bir mantik hatasi buluyorsunuz. 6. yoruma yorum yapan faiq bey gozleriyle gorduklerini ve yasdiklarini anlatiyor ve sizde ona “Ön yargılarınızı kapının önünde bırakıp buyrun, kendiniz okuyup araştırın ” diye tavsiye(!) de bulunuyorsunuz.

      Peki simdi gelelim, daha can alici bir soruya. Siz ne istiyorsunuz? Balyoz davasinda neyi istiyorsunuz? Yaptiginiz butun yorumlarda “darbe ve askeri vesayet, her ne derseniz,” diye muglak ifadeler kullaniyorsunuz, turkiyede bir askeri vesayetin varligini kabul ediyormusunuz? Var ise bu konuda yapilmasi gerekenler konusunda ne gibi onerileriniz var?

      Cevapla

      • Can Acar Says:

        ihtimal,

        Ben ne istediğimi defalarca farklı yorumlarımda yazdım. Uzun süredir burayı takip ediyorsun. Anlaşılan sadece işine gelenleri okuyorsun. Doğrudan sorduğun için tekrar cevap vereyim. Umarım bu sefer okuduklarını aklında tutmayı başarırsın.

        Öncelikle Faiq Yəhyayev’in yaşadıklarında mantıksızlık bulmuyorum. Anneannesinin yaşadıkları için de üzgünüm, ancak çok benzer durumlar özel hastaneler veya farklı sağlık kurumları için de konuşulabilir. Burada asıl sorun kendi personeline düzgün hizmet vermeyi başarmış GATA’dan çok kendi insanına düzgün sağlık hizmeti götürmeyi başaramamış devlet ile ilgili. Bu konuda suçu askere yıkmak en azından haksızlık.

        İkincisi, yaşadıklarını değil Balyoz davası ile ilgili önyargılarını bırakmasını istedim. Bu konuya takıldığınıza göre insanların önyargısız, araştırarak kendi kararlarını kendileri vermeleri sizin için alışılmadık bir durum galiba. Bir gün siz de deneyin. İlk başta paslanmış beyin hücrelerinin çalışması biraz zaman alabilir ama eğer başarırsanız emin olun büyük keyif alacaksınız.

        Son olarak can alıcı sorularınıza sırasıyla cevap vereyim.

        1. Ben özgür, bağımsız, herkesin eşit olduğu, ayrımcılığın olmadığı bir ülkede yaşamak istiyorum. Kanunların kişiye göre işlemediği bir düzen istiyorum. İnsanların görünüş veya inançlarına veya bir gruba bağlılığına göre değil yeteneklerine ve becerilerine göre değerlendirildikleri bir ortam istiyorum. Daha sayabilirim, ancak sanırım ana fikri anlatmaya bu kadarı yeterli.

        2. Balyoz davasında adalet istiyorum. Sadece asker veya şu veya bu oldukları için hiç kimseye farklı adalet işlemesini istemiyorum. Uygulanan bariz çifte standardlar midemi bulandırıyor. Medyada pompalanan yalan haberler zekamıza hakaret ediyor. Bütün bu bilgi kirliliğinin bitmesini, gerçeklerin açığa çıkmasını istiyorum. Bu sahtekarlığı kim yaptıysa bulunsun istiyorum. Yukarıda istediğimi söylediğim özgür, demokratik ve bağımsız düzenin sahtekarlık ve yalanlar üzerine kurulamayacağını çok iyi biliyorum.

        3. Bu “darbe ve askeri vesayet, her ne derseniz,” ifadesini ilk kez kullandım. Lütfen, sırf retorik adına da olsa bu şekilde genelleme yapma. Başka konularda farklı zamanlarda muğlak ifadeler kullanmış olabilirim. Eğer anlamadığın başka yerler varsa ne zaman istersen sorabilirsin. Bu ifadeye gelince, askeri vesayetin varlığını kabul ettiğimi önceki yorumlarımda defalarca yazdım. İstersen kolaylıkla bulabilirsin. Şu anda askeri vesayetin bir sivil vesayet ile yer değiştirmekte olduğunu düşünüyorum. Ne yazık ki ben bu konuda birtakım özgürlükçü ve liberal arkadaşlar kadar iyimser değilim. Oluşan boşluğun yine baskıcı ve demokrasi ile uzaktan yakından ilgisi olmayan bir düzen ile doldurulduğunu görüyorum. Bu konuda insanları bilgilendirmek için de elimden geleni yapıyorum.

        Korkarım senin okuma ve anlama limitlerinin üzerinde uzun bir yazı oldu. Tavsiyem birkaç güne yayarak okuyup iyice sindirmen. Ortaokul tarih ödevlerinde olduğu gibi, önce bütününü oku, sonra parça parça çalış, en son tekrar bütüne dönersin. Belki bu sayede aynı soruları defalarca sormak zorunda kalmazsın.

        Cevapla

        • ihtimal Says:

          1. BU maddede prolem yok ayni seyi istiyoruz.
          2. Basin konusuna gelince daha onceki bir yorumumda belirttigim uzere yazili basinda %55 e %45 Balyozcular lehine yayin yapma egilimi gosteren bir yazili medya var. Gorsel medyaya gelince star tv, haber turk, kanald ve kismen ntv balyozcular lehine, samanyolu ve kismen trt2 nin balyozcular aleyhine yayin yaptigini dusunursek yine balyozcular lehine genel bir gorsel yayin orani ortaya cikiyor. Bir ulkede iki farkli dusuncu grubunu temsil eden yayinlar yapilmasi seni neden bu kadar rahatsiz ediyor onu anlamiyorum. herkes senin istedigini soylemek ve yayin yapmak zorundami? Ayni 28 subat doneminde oldugu gibi?
          3. maddeye gelince. Turkiye de askeri vesayetin varligi bir gercekliktir ve cumhuriyetin kuruldugundan beri boyledir. Senin sivil vesayet palavralarin yaklasik 2 yildir piyasada var ve olusmasi da bir ihtimal dahilindedir. Kaldi secimlerden pacayi kurtarabilirse belki oluscak. Peki simdi su soruyu cevapla. Simdiye kadar ordudan gelipte cumhurbaskani olan kimi secti bu millet? Veya kimi istemedide oturtugu koltuktan gonderebil di?

          Cevapla

          • Can Acar Says:

            ihtimal,

            Verdiğin cevaplarla kendi çarpık bakış açını tüm okuyuculara tekrar gösterdiğin için teşekkür ederim. Yazıların sadece işine gelen kısmını okuduğun ve kendi hedefine göre yorumladığın tekrar ortaya çıktı. Kısaca sorularına bakalım istersen:

            2. Yazdığın argümanın çarpıklığını anlamak için herhangi bir gün bahsettiğin Balyoz ile ilgili yazıları, haberleri ve bunların yayınlanış şeklini karşılaştırmak yeterli.
            Yalan yazmadığı sürece herkes istediğini istediği şekilde yazsın bir itirazım yok. Bahsettiğin önceki yorumuna da yeterince cevap verilmişti, bu konuda uzunca bir tartışma olmuştu diye hatırlıyorum. Okuma, anlama ve ders çıkarma konularında çok zayıfsın.

            3. Sivil vesayet olabileceğini sen de kabul ediyorsun (ve belki istiyorsun da) buna hiç şaşırmadım. Ancak cumhurbaşkanının sadece son cumhurbaşkanında halk tarafından seçildiğini de düşünürsek, bu konuda sormaya çalıştığın şey tamamiyle anlamsız.

            Peki sen bu tutarsızlıklar hakkında ne düşünüyorsun. Balyozdan beklentin nedir? İnsanların sahte delillerle yargılanmasını ve tutuklanmasını içine sindirebiliyor musun?

            Cevapla

        • Faiq Yəhyayev Says:

          Gerçek demokrasi ve herkes için eşit hukuk için biraz erken değil mi sizce? Daha 10 sene önce hukukun ırzına geçen bu insanların “gerçek demokrasi ve evrensel hukuk kriterlerine göre yargılanmalarını beklemek” biraz saflık olur, hiç birimiz normal değiliz ne siz ne de ben ne de bu site de yazan diğerleri. Bizler şu anda yargılananlar ve diğer generaller tarafından iğfal edilmiş bir toplumun fertleriyiz.

          Evrensel hukuk ve demokrasi inşallah birgün gelecek. Ama o gün bu gün değil bu çok açık. Olması da gerekmiyor zaten. Bu davayı destekleyenler, balyoz sanıklarının yargılanmasını isteyenler filmin ikinci bölümünü görmek istiyor….

          Birinci bölümde defalarca tecavüze uğrayan zavallı genç kız, ikinci bölümde tecavüz edenleri teker teker öldürüyor. Ben filmin sonunu görmek istiyorum. Filmin ikinci bölümünü iğrenç bulanlar da var. Bunlar:

          1) Filmin birinci bölümünü izlemeyenler.( yaşları çok küçük olanlar.)

          2) Tecavüz fantazisi olanlar. (Bunlar kızın ikinci bölümde de tecavüze uğramaya devam etmesini isteyenler.)

          3) Kızın hukuka uygun davranıp cezalandırmayı yapmamasını isteyenler.

          4) Saflar ve idealistler.

          Cevapla

    • Faiq Yəhyayev Says:

      Sağlık sorunları başka bir şey, ingilterenin de amerikanın da sağlık sorunları var.
      Bu sağlık sorunu değil. Senin başın örtülü vergini ver ama hakkın olduğu halde askeri hastaneye giremezsin. Şu anda yargılanan insanların paşa olduğu zaman oldu bunlar! Bu paşaların etkisi ile alınan kararlardı bunlar! Şu anda kediye dönüp adalet isteyen bu insanlar, haktan hukuktan bahsedenler, o zaman kendilerini yarı tanrı gibi görüyorlardı. Geçmiş olsun….

      Cevapla

  8. Halil Ata AŞÇI Says:

    —————————————————————–
    Gerçek ; Sana göre,bana göre değişmez !

    1. Dokümanlardaki tarih tutarsızlığı nedeniyle CD ler sahtedir.

    2. Sahte CD deki bilgilere göre tutuklama kararı çıkmıştır.

    —————————————————————–

    Cevapla

  9. Halil Ata AŞÇI Says:

    Yazılar ;

    1. Gerçekleri kabul ederek yazılanlar , yorumdur.

    2. İnkar ederek yazılanlar , Fasa-fisodur.

    —————————————————-

    Cevapla

  10. dertli dolap Says:

    Engin Ardıç – Sabah
    2011-02-13
    Düşman gibi görüyorlar!

    Mahkeme bizi tutukladığı zaman “ben size teslim olmam, Adalet Bakanı’nız gelsin” demeyiz. Böyle bir terbiyesizlik etmeyiz.
    Bunu Mustafa Balbay da dememiştir, Tuncay Özkan da.
    Ama onlar diyorlar…
    Hakkında tutuklama kararı çıkan bir korgeneralin “yakınları” (onlar da tutuklu), duruşma salonunda “size onu teslim etmeyiz, buraya onu teslim almaya orgeneral gelecek” dediler.
    Mahkeme, sivil mahkeme.
    Bu asker, sivile teslim olmuyor. Bunu bir “teslim” olarak algılıyor, yenilmek, kılıcını kaptırmak… Ortada bir “suç iddiası” olduğunu kabul etmek istemiyor.
    Çünkü kendini “esir düşmüş” kabul ediyor, karşısında da say ki düşman ordusu!
    Hani neredeyse “Cenevre Anlaşması’nın hükümleri tatbik edilsin” de diyecek, “esir kampında” çalışmayacak, üniformasını çıkarmayacak, diğer esirlerle de ast-üst ilişkisini sürdürecek, tekmil alacak tekmil verecek…
    Bu küçük olay bile, Türkiye’nin temel sorununun özetidir işte.
    Darbe hazırladıkları iddiasıyla yargılananlar, şimdi de patır patır tutuklananlar, “sivili” takmıyorlar. Hor görüyorlar, ona tepeden bakıyorlar.
    Başka bir subayı da takmıyorlar, jandarma komutanını bile… İlle “daha üst rütbeli” bir subay onları teslim alacak, korgeneral ancak orgenerale teslim oluyor. (Ülkemizde orgenerallerin “duruşma salonlarında hazır bulunup gerektiğinde sanık teslim alma” görevi olduğunu da ilk kez öğrenmiş olduk böylece.)
    İnsaf edin beyler, Paris merkez komutanı General Dietrich Von Choltitz bile, Fransız teğmeni Henri Karcher’e teslim olmuştu!
    Dışarıda silah sesleri de sürmekteydi ha…
    Tek şart olarak “başıbozuk militanlara değil (sivil FFI kuvvetleri), ancak subaya teslim olurum” demiş ama rütbe şartı öne sürmemişti.
    6.35’lik tabancasını da masanın üstüne, şapkasının yanına bırakmıştı, eliyle vermiş olmamak için. (Olay Rivoli Sokağı’nda, Meurice Oteli’nde geçiyor, tarih 25 Ağustos 1944… Sözkonusu beylik tabanca, otelin önünde sallanan o kocaman gamalı haçlı bayrakla birlikte şu anda Invalides müzesinde, yolunuz düşerse gidip görünüz, giriş 9 Avro.)
    İnsaf edin beyler, siz Hitler’in anlı şanlı generalinden daha mı militaristsiniz yahu? Koskoca “Alaman paşası”…
    Türkiye Cumhuriyeti’nde Türk Ceza Kanunu yürürlüktedir, Türk mahkemelerinin hükümleri geçerlidir ve herkes onlara uyacaktır, çoban da paşa da.
    Canın tatlıysa, “harp oyunu” düzenlerken düşüneceksin…
    Dua et ki, mahkemelerimiz “bebek davası, köpek davası” gibi saçmasapan işlerle uğraşmıyorlar.
    Seni kimse aşağılamıyor, saygıda kusur etmiyor, kötü davranmıyor, işkence yapmıyor, eski komutanlarından biri gibi “asmayalım da besleyelim mi” demiyor. Suçun varsa cezanı çekersin, masum çıkarsan beraat edersin. O kadar.
    Bak, “yakınların” tutuklama kararları üzerine duruşma salonunda hep bir ağızdan Harbiye Marşı’nı söylemeye koyulmuşlar… “Yıldırımlar yaratan bir ırkın ahfadıyız” diye bir dize geçer o marşın içinde, öyle başlar… Bize ilkokulda zorla ezberletmişlerdi, 27 Mayıs sıraları…
    Bir ırkın değil, Türk milletinin ferdi, Türkiye Cumhuriyeti’nin memuru, kökeni ne olursa olsun Türk vatandaşlarının askeri olduğunu öğreneceksin.
    Yani, yirmi birinci yüzyılda yaşadığını.
    Harbiye Marşı’nın sözleri de artık düzeltilsin.

    Cevapla

    • Halil Ata AŞÇI Says:

      ——————————–
      Dertli Dolap,
      Obama seçilirse Taksim’de eşek gibi anıracam diyen Engin Ardıç’ın yazısını aktarmışsın. Sözünü tutmak için ne kadar anırmaya çalıştı bilemem. Hoca olarak kimi tuttu bilemem. Bildiğim, sonuçta eşek gibi anıramadı.Sözünü tutmadı.
      Dikkate almaya değmez.
      ——————————

      Cevapla

    • yavuz Says:

      Arkadaşlar, beğenmeseniz de bu konuyla ilgili aşağıdaki gibi bir kanun var:

      Madde 92 – a) Askeri inzibat erbaş ve erleri vazife esnasında diğer erbaş ve erlere karşı karakol sıfatını ve karakolların kanuni salahiyet ve mesuliyetlerini haizdirler.

      b) (Değişik bend: 28/05/2003 – 4861 S.K./18. md.) Fakülte ve yüksek okul öğrencileri ile harp okulu öğrencilerine subaylar gibi; astsubay hazırlama ve astsubay meslek yüksek okulu öğrencileri ile astsubay nasbedilmek üzere temel askerlik eğitimine tabi tutulanlara astsubaylar gibi muamele olunur.

      c) Subay ve askeri memurlarla astsubaylar hakkında askeri inzibat vazifeleri; ancak üst veya kendi rütbelerindeki inzibat subay ve astsubayları tarafından yapılabilir.

      Yukarıdaki c maddesine göre adamın benden üst rütbeli adam gelsin deme hakkı var ve bunu kullanmış.Hatta yine anladığım kadarıyla bu hakkındanda kendi vazgeçmiş hapse girdiğine göre.Polis seni durduğunda alkolmetreye üflememe hakkın var,buda onun gibi bir şey sonuçta.Bilip bilmeden konuşmayalım.

      Cevapla

  11. dertli dolap Says:

    dikkate al alma,adam dogrulari yazmis….buda size kapak olsun.

    Cevapla

    • Kurmanbek Allahverdiyev Says:

      Dolap olan sen olduguna gore kapak da sana ait olmali guzel kardesim.

      Cevapla

    • Altan Alpay Says:

      Şakirtlere hocaefendilerinin verdiği terbiyeye her zaman hayran olup dururum..

      Cevapla

      • dertli dolap Says:

        Altan Alpay

        bu konunun hoca hacilarla alakali yok.VATAN meselesi.

        halki korumakla MEMUR olanlarin Silahini halka dogru cevirmasi ,yani vatan HAINleriyle halk arasinda ki mesele.

        Cevapla

  12. dertli dolap Says:

    Canın tatlıysa, “harp oyunu” düzenlerken düşüneceksin…

    iyi laf etmis ama ha adam:)

    Cevapla

  13. darbeci Says:

    Ama benim merakım şu: “Niye, ‘Türkiye hukuk devletidir, öyle kalacak’ demediler de, 28 Şubat sürecinin darbeci sloganını attılar?”
    Niye “İftira atanlar, iftiralarının altında ezilecek” sloganı atmadılar da, son tutuklamalarla hiç ilgisi olmayan “laiklik” üzerinden mesaj vermeye kalkıştılar?
    Herşey ayan beyan ortada; değil mi?
    Attıkları slogandan bile, kim oldukları, ne yapmak istedikleri belli değil mi?
    “Sözkonusu olan vatan ise, gerisi teferruattır” sözünü, “Sözkonusu olan laiklik ise, gerisi teferruattır” sözüne çevirenlerin, kimlikleri deşifre oldu değil mi?
    Evet, ”Türkiye laiktir, laik kalacak” sloganı atanlar, eminim ki; Balyoz planındaki tüm vahim eylemleri de gerçekleştirecek kafa yapısındadırlar..
    Onlar için hiçbir şey önemli değildir.
    Laiklik önemlidir.
    Hatta evrensel laiklik ilkesi bile önemli değildir.
    Onların kafasındaki “dayatmacı laiklik” önemlidir.
    Bunun için de, gerektiğinde adam öldürtülür. Gerektiğinde gazeteci tutuklamaları, hatta suikastları yapılır. Hatta hatta, gerektiğinde hükümet devrilir.

    Cevapla

    • yavuz Says:

      Türkiye keşke hukuk devleti olsaydı ama bir kez daha gördük ki değilmiş.Dosyada dijital veri dışında belge yok,onlarda her zaman üretilebilir.Ben bu sitede herkesin isminin geçtiği bir word belgesi hazırlayabilirim mesela,bu hesaba göre ismi geçen herkesde tutuklanır,bunu kabul edebiliyormu sizin vicdanınız?

      Cevapla

  14. dertli dolap Says:

    adamlar cok calisiyorlar canim, yorulmuslardir.harp oyunu oynamak kolaymi oyle :))

    Cevapla

    • Halil Ata AŞÇI Says:

      Dertli dolap,

      Bir CD içersindeki bir dokümanın üst veri tarihi ile dokümanın içindeki tarihler tutarsız ise o CD sahtedir.

      17 kelimelik bir cümle. Anlayana kadar okuyabilirsin..

      Anlarsan ne olur , gerçeği öğrenirsin.
      Anlamazsan ne olur , Sahte CD yi hazırlayan sahtekarlara yardım ve yataklık etmiş olursun.
      Bana yardım ve yataklığa meyilli gibi geliyorsun ama yinede hayırlısı…

      Cevapla

      • yavuz Says:

        Dertli dolap,sahte olduğu delilleriyle iddia/ispat edilen CDler hakkında ne düşünüyorsun?Bu konuda bir görüşün varmı?

        Cevapla

  15. U.Atalay Says:

    KUM SAATİ 13.02.2011
    Ahmet Altan
    Balyoz ve generaller

    Yazıyı Paylaş:

    Ahmet Altan köşe yazılarını web sitenize ekleyin

    Bizde ordu yıllarca bir diktatör gibi davrandı.

    Bir kişi değil ama bir “kurum” iktidarın sahibiydi, silah zoruyla elde edilen bu iktidarı sürdürmeyi de çok doğal buluyordu.

    Generaller, halkı da, halkın oylarıyla seçilen parlamentoyu da fütursuzca aşağılıyordu.

    28 Şubat’ı hatırlıyorum.

    Genelkurmay İkinci Başkanı ile onun, rütbesinden çok daha fazla bir yetkiye sahip yardımcısının halleri hâlâ gözümün önünde.

    Bir telefonlarıyla gazete patronlarını titretiyorlardı.

    Bütün devlet bürokrasisini Genelkurmay’da toplayıp brifingler yapıyorlardı.

    Bir genelkurmay başkanı, “28 Şubat, bin yıl sürecek” diyebiliyordu.

    Seçimle işbaşına gelmiş başbakana gazetecilerin önünde “pezevenk” diyen generali terfi ettiriyorlardı.

    Faili meçhul cinayetleri kimse soruşturamıyordu.

    Banka yolsuzlukları gırla gidiyordu.

    “Darbe yapmanın” hiçbir tehlikesi olmadığına, hatta darbe hazırlıklarının generallerin “asli görevleri” arasında bulunduğuna inanıyorlardı.

    AKP iktidara geldikten sonra da bu inançlarını ve alışkanlıklarını sürdürdüler.

    Toplumu yok farz ettikleri için toplumdaki değişiklikleri de algılayamıyorlardı.

    Dünyaya ise gözleri tümden kapalıydı.

    Bir tek Amerika’yı biliyorlardı ve Soğuk Savaş döneminde Türkiye’deki orduyu destekleyen, darbelerine yeşil ışık yakan Amerika’nın da değişmeyeceğine, hep aynı kalacağına inançları tamdı.

    Bu kör inançla darbe hazırlıklarını hep sürdürdüler.

    Korkacakları bir şey yoktu, kim darbe hazırlığı yapan bir generali yakalamaya ya da yargılamaya cesaret edebilirdi ki?

    Yöneticilerinin eşlerinin başörtülü olması AKP’nin devrilmesi için yeterli sebepti onların gözünde ama bunu açıkça söyleyemedikleri için darbeye bir zemin hazırlayacak “kaosu” yaratmak için ellerinin altında hazır planlar olsun istiyorlardı.

    Devamı:
    http://www.taraf.com.tr/ahmet-altan/makale-balyoz-ve-generaller.htm

    Cevapla

  16. Halil Ata AŞÇI Says:

    ———————————–
    Bırak şimdi Ahmet Altan’ın ,
    Sana göre şahane,
    Bana göre rezalet
    olan yazılarını…
    Ahmet Altan sahte CD leri yaratan sahtekarlara niye yardım ve yataklı yaptı,
    Onu yazsın….
    —————————

    Cevapla

  17. Altan Alpay Says:

    Radikal’de bugun cikan bir haber var, ‘dijital kanit’ paragrafi oldukca ilgi cekici, yeni bir dezinformasyon numarasi mi diye dusunmeden edemiyor insan..

    Cevapla

    • Bulent Murtezaoglu Says:

      Okudum haberi. Detaylarini bilmemiz lazim manali bir sey soyleyebilmemiz icin. Uzerlerindeki tarihlere gore zaman makinesi gerektiren belgeler icin boyle bir ispatin olmasi zaten mumkun degil. Kalani icin olabilir ama var midir diye anlamak icin o haber yetersiz. Konustuk bu ihtimali burada. Yorumlarin baslangicina link vereyim: https://cdogangercekler.wordpress.com/2011/01/11/radikal-gazetesindeki-bayoz-yazi-dizisi-%E2%80%93-bolum-3/#comment-1092

      Cevapla

    • Can Acar Says:

      Şaka gibi. Bu sistemin ne olduğu belli değil, ancak dosyaların üstverilerini toplayıp raporlayan standart bir araçtan farklı olamayacağını söyleyebilirim. Eğer DVRS gibi bir de kısaltma kullansalardı daha da etkileyici olabilirdi.

      Merak ettiğim konu bu “sistemin”, içerisinde bariz çelişkiler bulunan bir belge için ne sonuç verdiği. Örneğin içinde “Yeni Recordati” geçen belge için tarihi 2009 demediyse hatalı çalışıyor demektir.

      Cevapla

      • fmerakli Says:

        Can bey, yanlis anlamayin bilmedigim icin soruyorum. Savciligin bahsettigi bu dijital veri raporlama sistemi denilen sey daha once Baransu belgeleri icin kullanilmamis, simdi ilk defa Golcuk’teki belgeler icin kullanilan bir sistem mi?

        Cevapla

        • Can Acar Says:

          Dokümanlar üzerindeki üstverileri toplayıp raporlayan yazılımlar mevcut. Bilirkişi ve emniyet raporlarında da hem Balyoz hem de Gölcük dokümanları üzerinde benzer araçlarla yapılmış incelemeleri görüyoruz. Dikkat edin, burada da “dijital veri raporlama sistemi” diyorlar, “analiz sistemi” değil. Bu nedenle bu aracın diğer araçlardan farklı olmadığını, sadece daha “etkileyici” bir isim taşıdığını düşünüyorum.

          Eğer gerçekten haberde yazıldığı gibi “Bilgisayar ortamındaki bir belgenin ilk nerede oluşturduğu, nerelere aktarıldığı ve en son nerede kaydedildiğini saptayan” bir sistem mahkemedeki tüm tartışmaları sonlandıracak kadar kesin sonuç üretebiliyor olsaydı, emin olun teknolojik bir devrim olurdu. Yeni Recordati belgesine bakıp “Ağustos 2009” diyebilecek bir sistem olay yaratırdı.

          Bu nedenle, iddialara geçerlilik kazandırmak için kullanılmış etkileyici bir isim dışında yeni bir şey yok.

          Cevapla

          • fmerakli Says:

            Sagolun, aydinlandim…

            Bu arada siz de farketmissinizdir, bu tur haberler son donemlerde Vatan ya da bugun oldugu gibi Radikal’de, yani Dogan grubunun gazetelerinde cikar oldu…

            Cevapla

            • acracia Says:

              Evet, Zaman’a fazla dikkat cekildi herhalde. Anlamli olabilir.

              Cevapla

              • acracia Says:

                Bu arada Radikal Gazetesi’nde Akif Beki yazdigi surece, zaten ben o gazetenin ne kadar bagimsiz olabildiginden de supheliyim. Bu konuyla ilgili ayrintili yazdim.

                Basin, kanayan bir yaradir. Ancak Zaman’a cok laf edilince yavaslayip baska kaynaklardan haberlerin cikmasi cok cok manidar.

                Zaman ayni hizla devam etseydi saldirilarina (Today’s Zaman da dahil) en azindan saygim olurdu. Sorgulardim o baska. Ama su anda Zaman’in saibesi gozumde daha da artmis durumda. Yani ben bunu Zaman’in cok dikkat cektik durumu gibi degerlendiriyorum. Simdi baska medyaya dagitiyorlar goruntusu ciziyor. Biraz basin gozlemleyen birisinin bunu fark etmemesi mumkun degil.

                Cok yazik.

                Cevapla

            • Can Acar Says:

              Generallerin tutuklama gerekçesi tüm medya için haberdir, bu nedenle tüm medyada verilmesine de şaşırmıyorum. Bu haberin üzerine gidip bahsi geçen “dijital veri raporlama sistemi” nin nasıl bir şey olduğunu araştırmak ve onu haber yapmak ise araştırmacı gazeteciliktir. Eskiden onlardan çok vardı.

              Cevapla

  18. solmaz türk Says:

    Ahmet Altan’ın yazısını referans alıp burada yayınlayan bir kişiye şunu sormak isterim.Aynı kişinin ”Bir çift kadın memesi için vatanı bile satarım”lafına,ensest ilişkiyi meşrulaştıran yazılarına da katılıyor mu?Halk arasında bir laf vardır”Allah’ın parmağı olsa gözüne sokardı”diye.Babalar koruk yedi oğullarının dişleri kamaştı atasözünden yola çıkarsak Allah acaba parmağını Altan’ın oğlunun gözüne mi soktu.Eli kanlı,Kurmanbek beyin dediği gibi”paçalarından kan sızan”birinin tam Maraş’ın üstünde ölmesi gibi.Allah’ın ilahi adaleti mi acaba?

    Cevapla

  19. Halil Ata AŞÇI Says:

    ————————————–
    Sevgili Pınar ve Dani,

    Bugün gazetelerde çıkan haberi başlığı
    (…) Savcılığın mahkemeye verdiği ‘Dijital Veri Raporlama Sistemi’ sonuçları. İddiaya göre sonuçlar, Gölcük’te çıkan belgelerin, komutanların onayından geçtiğini gösteriyor(…)

    Haberin içeriğine bakıyorsun, aylardır bu blogda yayınladığınız “bir dokümanın üst verileri”.
    Esrarengiz olsun diye dijitali,raporlamayı da eklemişler.
    Bildiğimiz üst veri bilgilerini allayıp , pullayıp yutturmaya kalkışmışlar.

    İşiniz “dünya öküzün boynuzları üzerinde ” diyenlere karşı galieo’nun verdiği mücadeleden daha zor, biliyorum.

    Medyanın bu bilgisizlik ve ilgisizliğine rağmen sonuçta “Dünya dönüyor” başka bir değişle “CD’ler sahte diyenler” kazanacak, sahte CD’yi yaratan sahtekarlar ile sahtekarlara yataklık edenler adalet önünde hesap vereceklerdir.

    Mücadeleye devam….

    Sevgilerimle
    ————————————————-

    Cevapla

  20. acracia Says:

    Yukarida 18 nolu girdide tartisilan teknolojik bir konu ile ilgili tartismanin altinda kaynamasin diye buraya ekliyorum. Fmerakli bu tur haberler artik Vatan ve Dogan grubunda cikmaya basladi demis. Bu tespitiyle benim yaptigim cikarimi yapmistir goruntusu vermek istemedigim icin once bu aciklamayi yazdim. O sadece tespit etmis, ki bakin konu sirf Zaman degilmis demek istemis olabilir acikcasi. Ancak geri kalan yorum tamamen benim. Buraya tasiyorum, zira basin cok ilgilendigim bir konu:

    “Sagolun, aydinlandim…

    Bu arada siz de farketmissinizdir, bu tur haberler son donemlerde Vatan ya da bugun oldugu gibi Radikal’de, yani Dogan grubunun gazetelerinde cikar oldu…

    Yorum yapan fmerakli — 13 Şubat 2011 @ 17:08 | Cevapla

    *

    Evet, Zaman’a fazla dikkat cekildi herhalde. Anlamli olabilir.

    Yorum yapan acracia — 13 Şubat 2011 @ 18:56 | Cevapla
    o

    Bu arada Radikal Gazetesi’nde Akif Beki yazdigi surece, zaten ben o gazetenin ne kadar bagimsiz olabildiginden de supheliyim. Bu konuyla ilgili ayrintili yazdim.

    Basin, kanayan bir yaradir. Ancak Zaman’a cok laf edilince yavaslayip baska kaynaklardan haberlerin cikmasi cok cok manidar.

    Zaman ayni hizla devam etseydi saldirilarina (Today’s Zaman da dahil) en azindan saygim olurdu. Sorgulardim o baska. Ama su anda Zaman’in saibesi gozumde daha da artmis durumda. Yani ben bunu Zaman’in cok dikkat cektik durumu gibi degerlendiriyorum. Simdi baska medyaya dagitiyorlar goruntusu ciziyor. Biraz basin gozlemleyen birisinin bunu fark etmemesi mumkun degil.

    Cok yazik.”

    Bu konuda daha once yazdigim ingilizce bir yazi icin bkz:

    https://cdogangercekler.wordpress.com/2011/02/11/a-new-article-in-national-interest/#comment-3069

    Cevapla

    • fmerakli Says:

      Acracia,

      ben de ne deusundugumu netlestirme ihtiyaci duydum yorumunu okuyunca; demissin ki:

      “O sadece tespit etmis, ki bakin konu sirf Zaman degilmis demek istemis olabilir acikcasi.”

      Yok oyle degil, ben tam da senin aklindan gecenleri dusunmustum, butunuyle hemfikiriz yani! Ama Can bey’in arastirmaci gazetecilik ile ilgili dikkat cektigi hususu da atlamamak lazim. Ama tabii o arastirmaci gazetecelik sonucunda elde edilen haberin ancak gazetenin yayin politikasi ile uygun gorulur ise yayinlanacagini da gozardi etmeyelim. Mesela tartistigimiz dijital kanit haberindeki bilgiler ne bileyim Sozcu ya da Cumhuriyet, hatta Radikal ile ayni grup icerisinde yer alan Hurriyet muhabiri tarafindan ele gecirilmis olsa idi bu dijital kanit haberi yaziisleri masasinda mevta olurdu, ondan da hic suphem yok!

      Cevapla

      • acracia Says:

        Hah buraya yanit yazdiginiza cok sevindim. Cok tedirgin olmustum kisacik bir seyden sizin adiniza yanlis bir goruntu olusturmak istemem zira. Bu yuzden benim koydugum sekliyle farkli bir anlam da cikabilecegini goz onune alarak, sizin adiniza konusmamaya ve belki baska bir sey soylemeye calistiginizin da goz onune alinmasina gerektigine dikkat cekmek istemistim. Tesekkurler netlestirdiginiz icin.

        Cevapla

  21. türküm Says:

    GATA’ya başıörtülü insanların tedaviye alınmadığı doğru değildir.Anneannem ve dedem namazında niyazında insanlar. Dedem 25 yıl astım hastalığı nedeniyle komaya girer ve askeri hastaneye yatırılırdı.Sadece GATA değil.Ankara,İstanbul ve Bursa’da askeri hastanelerde bizzat yaşadık.Refakatçisi anneannem başörtülüdür ve hiçbir zaman problem yaşamamıştır….Askere ön yargıyla yaklaşanlara duyurulur…

    Cevapla

    • Faiq Yəhyayev Says:

      Ne zaman kardeş? 2000’li yıllarda mı? Ankara GATA’ya alınmıyordu bu kadar basit! Başbakanın karısı içeri zor girdi… Ne çabuk unuttunuz. Bir cumhurbaşkanımız vardı kamusal alan diye tutturmuştu. O zaman herşey çok farklıydı…. O zaman ciyak ciyak bağıranlar dindarlardı. Şimdi ciyaklama sırası öbür tarafta.
      Ya neden bahsediyorsun kardeşim? Abdullah Gül cumhurbaşkanı olduğunda artislik yapan general vardı 5 sene önce! Eşi türbanlı diye… Unuttun mu yoksa 5 yaşında mısın? 10 sene önce internette bir general hakkında artislik yaptı diye yazamazdık:) Zaten çok az site vardı ve bir moderatör varsa eğer siteden atardı. Ve başımıza herşey gelebilirdi.
      Bu sitede haktan hukuktan bahsedenler oturup 10 yıl öncesini hatırlasalar %50 daha az yazarlar…

      Cevapla

  22. türküm Says:

    Önyargınız yazım tarzınızdan belli ciyaklamak lafınızdanda anlaşılıyor ..Kaç kere gittiniz GATA YA alınmıyordu demeniz hiç gitmediğinizi gösteriyor….Benim bizzat yaşadığım olaylar son 20 yıldan başlayıp son 3 yıla kadar bizzat yaşanan olaylar…hukuk mu silivride yaşanan zulume hukuk olarak adlandırıyorsanız bu bir rövanş hırsıdır…adaletsizliğe göz yuman suçludan daha büyük sorumluluğa sahiptir bunu unutmayınız..

    Cevapla

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: