Yakalama kararının kaldırılması üzerine

10 Ağustos 2010

GENEL

10. Ağır Ceza Mahkemesinin 102 “Balyoz” sanıgi hakkında çıkardığı yakalama kararına yapılan itirazlara ilişkin 11. Ağır Ceza Mahkemesinin verdigi kararın gerekçesine buradan ulaşabilirsiniz.

11. Ağır Ceza Mahkemesi itirazlari oy cokluğu ile kabul ediyor. İtirazların reddi yonunde oy kullanan hakimin muhalefet şerhi ile ilgili olarak Çetin Doğan’ın vekili Avukat Hüseyin Ersöz’ün yaptığı değerlendirmeyi dikkatinize sunuyoruz:

Üye Hakim Metin ÖZÇELİK neden Çetin DOĞAN hakkındaki yakalama kararının kaldırılmasını istemedi?

İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi’nin bir nevi tutuklamaya yönelik olarak verdiği yakalama kararı uzun bir süre kamuoyunun ve hukukçuların gündemini meşgul etmş ve farklı değerlendirmlerin yapılmasına neden olmuştu.

Ancak 10. Ağır Ceza Mahkemesi’nin kararınını hukuka uygun bulanlar dahi bu kararın gıyabi bir tutuklama anlamına gelmediğini Mahkemenin kişileri huzuruna aldıktan sonra dahi serbest bırakabileceklerini belirtmişti. Kısacası bu karara hukuki bir meşruyet tanıyanlar dahi yeni CMK’da gıyabi tutuklamanın artık düzenlenmediğini ve bu konunu insan hakları ihlallerine neden olduğunu göz önüne alarak değerlendirmelerini yapmaktaydılar.

Gerçekten de Eski CMUK değiştirilirken AİHM Kararları ve AB Mevzuatı çerçevesinde bir düzenlemeye gidilmiş ve amaçsal bir yorumla sadece yurtdışı kaçaklar için gıyabi tutuklama müessesi işeletlmiştir. 5320 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun’un 5. Maddesi bu çerçevede, CMK 248/5. maddenin sadece “yurt dışındaki kaçaklar için uygulama alanı bulacağını…” ifade etmiştir.

Gıyabi tutuklamanın mevzuatımızdan kaldırılması Savunma Hakkı çerçevesinde değerlendirlmesi gereken ileri bir adımdır.  Halen uygulamada bu müessesenin Mahkemeler tarafından zorlama yorumlarla uygulanmaya çalışılması yasa koyucunun amacını aşan bir değerlendirme yapılmasına neden olmaktadır. İtirazların incelendiği bu süreç içinde yakalama savcısı Sayın Selim Berna ALTAY’ın yakalama kararlarının geri bırakılması değerlendirmesi de bu yorumun bir sonucudur. Sayın ALTAY, yakalama kararlarının geri bırakılmasını isterken sanıkların savunma hakkını tam anlamıyla ve işlevsel olarak kullanamayacağından bahisle kamu yararını düşünerek hareket etmiştir. (Mahkemenin kararı da bu doğrultudadır.) Kamuoyunun algıladığı şekliyle savcılar sadece sanık hakkkındaki aleyhdeki delilleri toplayan kişiler değillerdir. Kamu yararı çerçevesinde hareket ederek özgürlükleri koruyan bir işlev de üstlenmektedirler.

İşte Mahkemede bu düşünce çerçevesinde gıyabi tutuklamanının yeni CMK’da düzenlenmediğinden ve yakalama kararlarının tutuklamaya yönelik bir karar olarak değerlendirilemeyeceğinden bahisle yakalama kararlarını kaldırmıştır. Yine Mahkemenin yapmış olduğu bir başka değerlendirme de CMK 247. Maddedek şartlar oluşmadığından yani kşiler kanunundaki tanımıyla kaçak durumuna düşmediğinden dolayı zorla getirme müessesinin işletlemeyeceğine ilişkindir. Bu değerlendirme de oldukça isabetlidir. Zira 102 sanığa usulüne uygun olarak tebligat çıkarılmamış ve zorla getirme kararı da verilmemiştir. Bu şartlar oluşmadığı takdirde kişi hakında bir yakalama kararı verilmesi usulsüz olacaktır.

Kararda Muhalefet Şerhi bulunan üye hakim Metin ÖZÇELİK, CMK’da ancak kanunun öngördüğü hallerde Mahkeme kararlarına karşı itiraz yolunun açık olduğundan bahisle itirazların ret edilmesi gerektiğini belirtmiştir. Oysa ki Anayasa’nın 90. Maddesi usulüne göre yürürlüğe girmiş olan uluslararası sözlşemelerin kanunun hükmünde olduğunu düzenlemektedir. Bu Anayasa hükmü uluslararı sözleşmelerin iç hukukukun bir parçası olduğunu ifade etmektedir. Usulüne göre kabul edilmiş olan AİHS’de bu yolla iç hukukumuzun bir parçası haline gelmiştir. Hatta uygulamada Mahkemeler ve Yargıtay, AİHM Kararlarına atıf dahi yapmaktadırlar.

AİHS’nin 5/4. Maddesinde dar yorumlansa dahi yani ÖZÇELİK’in ifade edildiği şekliyle, fiilen kişiler yakalandıktan sonra ancak itiraz yolunun açık olduğu düşünülse dahi Ahmet ŞENTÜRK örneğinde olduğu gibi kısa bir süre içinde karar verilmesi mümkün olmadığından dolayı kişi tutuklanacak ve yakalamaya itirazlar konusuz kalacaktır. Zira İstanbul 11. Ağır Ceza Mahkemesi yakalama kararına itirazı 13 gün içnde karara bağlamıştır. Sayın ÖZÇELİK’in bu yorumu kabul edildiği takdirde AİHS ile amaçlanan etkili bir başvuru yolu kendiliğinden uygulanamaz hale gelecektir. Modern Ceza Yargılaması özgürlüklere mümkün olduğu kadar geniş bir hareket alanı tanıma düşüncesi ile kaleme alınmıştır. Birkaç maddesi hariç bu şartlara da sahip bulunmaktadır.

Bir an için Sayın ÖZÇELİK’in muhalefet şerhinde ifade ettiği hususların doğru olduğunu varsayacak olursak bu durumda müvekkilimiz Çetin DOĞAN hariç diğer 100 sanık hakkında (Ahmet Şentürk Tutuklu) muhalefet şerhini yazmış olması gerekmektedir. Çünkü tıpkı Metin ÖZÇELİK’in muhalefet şerhinde ifade ettiği gibi (12. Sayfa) müvekkilmiz hakkında yakalama kararı infaz edilmiştir. Ve yine müvekkilimiz özgürlüğünden mahrum bırakılmıştır. Bu durumda da Sayın Çetin DOĞAN’ın itirazının incelenmesi için yasal şartlar da oluşmuş bulunmaktadır. Oysa ki Sayın ÖZÇELİK bu durumu gözardı ederek müvekkilimiz hakkında da yakalama kararına itirazımızın reddini talep etmiştir. Bu yorum kuşkusuz ki kendi içinde bir çelişki doğurmaktadır.

Sayın ÖZÇELİK, sanıklar hakkında tutuklanmaları amacıyla yakalama kararı çıkarıldığını ve Mahkemelerin bu uygulamayı sürekli yaptıklarını belirtmektedir. Oysa ki Sayın Yargıç bu değerlendirmesi ile Kanuna açıkça aykırı olan bir uygulamaya meşruiyet kazandırmaya çalışmaktadır. Hakkında kaçak olmanın şartları oluşmamış ve usulüne göre tebligat çıkarılıp Mahkemeye çağrılmamış olan bir kişi hakkında böylesine zorlama bir yorumla özgürlük kısıtlamasına gidilmesinin mümkün olmadığını ifade etmek gerekmektedir. Kısacası tutuksuz yargılamnının esas olduğu çağdaş ceza yargılamasından, özgürlüklerden yana bir tavır almak gerekmektedir.

Sayın ÖZÇELİK Muhalefet Şerhinde Kanunda düzenlenmeyen yeni bir tebligat şekline de vurgu yapmıştır. Bu da sanıkların basından öğrendiklerde halde kendi istekleri ile adli merciilere gelmedikleri değerlendirmesidir. Ancak bu kişilerin kendi istekleri ile Mahkemeye gelmeleri için yasal şartlar içinde hareket edilmemiştir ki. Daha doğru bir ifade ile bu kişilere hiçbir çağrı yapılmamış ve Mahkemeye çağrılmamıştır. Yakalama Kararının amacı zorla getirmedir. Kişi ya hiç gazete okumuyor yada tv seyretmiyorsa bu durumda da tebliğin gerçekleştiğini söylemek mümkün olacak mıdır. Kuşkusuz ki usul kuralları Mahkemelerin keyfi uygulamalarının önüne geçmek için vardır. Usulüne uygun olarak yapılan bir tebligatla çağrı yapılmadığı takdirde bir yakalama kararı vermek hukuka aykırıdır.

Dip not: Adliyelerde yaşanan bir sorun

Halen modern adliye binalarımız bulunmadığından dolayı tıpkı Beşiktaş Adliyesinde olduğu gibi farklı Mahkemelerin hakimlerinin aynı odalarda çalıştıklarını gözlemlemekteyiz. Hatta birbirlerinin kararlarının hukuka uygunluk denetimini yapan hakimler dahi aynı odaları paylaşmaktadırlar. Bunlardan Nöbetçi olan hakim karar yazdırıken diğeri de aynı odada bulunmaktadır. Aynı oda da kalıp sürekli sosyal bir alanı paylaşan hakimlerin birbirlerinin fikirlerinden etkilenmeleri de kuvvetle muhtemeldir. Somut olayda da yakalama kararını veren Ali Efendi PEKSAK ile itirazı inceleyen Metin ÖZÇELİK aynı odayı paylaşmaktadırlar. Bu durumun da adil yargılanma hakkı ile çeliştiği ortada olan bir gerçektir.

Av. Hüseyin ERSÖZ
Çetin DOĞAN ve Süha TANYERİ Vekili


Abone Ol

Subscribe to our RSS feed and social profiles to receive updates.

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: