Balyoz “mahkemesi” suç duyurusuna doymuyor

25 Nisan 2012

GENEL

Balyoz soruşturma sürecinde yanıltıcı rapor hazırlayan emniyet görevlileri suç işlemiş olmuyor. CD’lerin 2003’de hazırlanmadığını gösteren yazışmaları adli emanete saklayan ve de  Balyoz belgelerinin 1nci Ordu bilgisayarlarında yazılmadığını tespit eden raporu adliyede yok ededen savcılar suç işlemiş olmuyor. Delillerin değerlendirme safhasını atlayan “mahkeme” heyeti suç işlemiş olmuyor. Ancak, dava açısından hayati olan iki hukuki talep kabul edilene kadar duruşmalara katılmama kararı alan avukatlar “mahkemeye” göre suç işlemiş oluyor.

Nedir bu iki talep?

(1) Balyoz belgelerini içeren dijitallerin mahkeme tarafından atanacak bir bilirkişi tarafından incelenmesi, savunma tarafından ortaya konan sahtecilik bulgularının araştırılması

(2) İddianameye göre Balyoz darbesini engelleyen Aytaç Yalman’ın (ki kendisinin bu konuda hiç bir aşamada ifadesine başvurulmadı) mahkemede tanık olarak dinlenmesi

Balyoz “mahkemesi” bu talepleri reddederek maddi gerçeğin ortaya çıkmasına engel oluyor. Delillerin incelenme safhasını atlayan Balyoz “mahkemesi” savcının esas hakkındaki mütalaasını dinledi bile.

Balyoz “mahkeme” başkanının 100’den  fazla avukat hakkında yaptığı suç duyurusuna buradan ulaşabilirsiniz.

Abone Ol

Subscribe to our RSS feed and social profiles to receive updates.

30 Yorum “Balyoz “mahkemesi” suç duyurusuna doymuyor”

  1. Solmaz Türk Says:

    28 şubat soruşturmaları kapsamında gözaltına alınan emekli yüzbaşı Tanju Sirmen ”1990 yılında ordudan ayrılmış birinin 28 şubat gerekçesiyle gözaltına alınmasını bütün halk seyretsin,aslında gözaltına alınan hepinizsiniz” demiş,iyi mi ?
    28 şubat bahane,askere saldırmak şahane.Genelkurmay başkanının,generallerin terör örgütü üyesi olduğu gerekçesiyle tutuklandığı bugünlerde meydanı boş bulan birileri meclis başkanlığına 1915 teki ermeni techiri ile ilgili bir meclis araştırma önergesi ve 24 nisanın ermeni halkının ulusal yas ve acılarının paylaşım günü olması için kanun teklifi vereceklerini söylemiş,iyi mi ?

    Cevapla

    • tercüman Says:

      O teklifi veren de sizin gibi düşünen biri, onu da savunun hadi durmayın…

      Cevapla

      • Solmaz Türk Says:

        Kas yapacağına kitap oku diye boş yere söylemiyoruz,sen okuduğunu da anlayamıyacak kadar zeka özürlüymüşsün.Burada çıkıntılık yapmaya devam edip komik oluyorsun.Kocaman adamsın utanmıyormusun?

        Cevapla

        • tercüman Says:

          Sen çok fazla okudugun için bu durumdasın galiba, o zaman sen de okumayı bırak, yazmayı da bırak, zaten bu işler sana göre değil…Ordu hakkında bilgin yok doğru dürüst, bilmedigin birşeyi savunmaya kalkma bari, rahmetli Ugur Mumcu’nun sözünü hatırla…

          Cevapla

          • Solmaz Türk Says:

            Rahmetli Uğur Mumcu ”Bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olunmaz”lafını senin gibi ordu düşmanlığı yapan Altangiller familyasından Mehmet Altan için HBB televizyonundaki bir programda söylemişti.Herşeyi bildiğini zanneden ve sürekli tarihi gerçekleri saptırmakla ünlü bu kişinin İstiklal mahkemelerinde 70.000 kişinin idam edildiğini söylemesi üzerine ”bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olunmaz,açın Ergün Aybars’ın İstiklal mahkemeleri hakkında yazmış olduğu iki ciltlik kitabı okuyun ,toplam asılanların sayısı binbeşyüzü geçmemektedir”demişti.Uğur Mumcu rahmetli olduktan sonra Mehmet Altan meydanı boş bulduğu için hala aynı yalanlarına devam etmektedir.
            ”Bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olunmaz ”lafı senin gibi okuma ve okuduğunu anlama özürlü olanlar için geçerlidir.Bence sen o sapık resim ve küfürlerini paylaştığın çöplüğüne dön,kendine göre bir arkadaş da bulmuşsun zaten.

            Cevapla

            • tercüman Says:

              Burada gerçek asker düşmanı sensin, biz ordudan pislikler temizlensin diye ugraşıyoruz, sen ve senin gibiler pislikler kalmaya devam etsin, pislik yapmaya devam etsin diye pislikleri savunuyorsun, gerçek asker düşmanı sen ve senin gibiler ama bunun farkında bile değilsiniz…

              Cevapla

              • Solmaz Türk Says:

                Yarbay Ali Tatar,albay Berk Erden ismi senin için bir anlam ifade etmeyebilir ama onlar annelerinin,babalarının,eşlerinin,çocuklarının en kıymetlisiydiler.Ordudan temizlik yapılması adına mı iftiraya uğradılar?Onurlarıyla oynandığı için hayatlarına kıydılar.Onur lafının senin lugatında olduğunu hiç zannetmiyorum.Ya teğmen Mehmet Ali Çelebi’ye yapılan ahlaksızlığa ne diyeceksin?Gencecik teğmenin telefonuna birbuçuk dakikada 139 adet numara neden yüklenir,hayatının iki senesi neden çalınır?Fuhuş yaptırdığı gerekçesiyle iftira atılan albayın sattığı söylenen 52 yaşındaki doktor hanım mahkemeye bakire olduğuna dair rapor sunmuş,bu seni utandırmıyor mu?
                Ordudan pislikler mi yoksa ABD karşıtları mı temizleniyor,”biz ordudan pislikler temizlensin diye uğraşıyoruz”demişsin ya o biz dediğin kimler,Amerikan işbirlikçileri alçaklar mı?Bak o ordu düşmanları Ali Kemaller,iskilipli Atıflar,Derviş Mehmetler,Şeyh Saitler yeniden hortlamış kanal kanal dolaşıp Mustafa Kemal’e ,onun kurduğu laik Türkiye Cumhuriyeti’ne hakaret edip duruyorlar.Mustafa Kemal niye batıyor size alçaklar?Atatürk’ün subaylara hitaben yapmış olduğu Afyon konuşması bugünler için de hala geçerliliğini koruyor.

                Cevapla

                • tercüman Says:

                  Sen iyice saçmalamaya başladın, haddini bil, bana hiçkimse Mustafa Kemal sana niye batıyor diyemez, bunu bana diyeni bir daha böyle birşey söyleyemeyecek hale sokarım ben. Kaç kere yaptım, gene yaparım, sen beni ne sandın…
                  Ayrıca Başkomutan kime batıyorsa o şerefsiz(ler) bin beter olsun, bunu da her yerde açıkça söylerim, itirazı olan gelsin de göreyim…

                  Cevapla

                  • zipkin Says:

                    tercuman/boksin,
                    Dikkatli konus kimseye haddini bildirmek senin haddin degil. Birde hakaretlere baslamissin. Pislik arayirson once kendi arka bahcenden basla en fazla pislik oradadir. Bundan sonrada sayin Solmaz Turk’e saygili konusacaksin yada hic konusmayacaksin.

                    Cevapla

                    • Solmaz Türk Says:

                      Teşekkürler sayın Zıpkın,adam kaba kuvvete alışmış kendini alemin kralı zannediyor.Daha önce de burada önce Boraxin sonra da reyiz ccc olarak küfredip hakaret etmişti. ccc yazınca kendinin ülkücü olduğunu zannediyorsa ülkücüler buna haddini bildirirler.Hele bir de subaylar hakkında yazdıklarını görseler.

                    • tercüman Says:

                      Zıkkım, benim konuşmama engel olsana, bir bakim nasıl engel olacaksın:D:D:D

                    • tercüman Says:

                      Bence Solmaz ve sen komedyen olmalısınız veya tiyatrocu, hani Silivri’de varmış ya bir tiyatro, işte orada en güzel siz ikiniz oynarsınız…

                      Bu arada Solmaz şimdi de beni ülkücü yaptı:D:D:D yarın da komünist yapar, hiç şaşırmam:D:D:D
                      Ne de olsa alıştık türlü türlü kimlikler almaya Solmaz’dan…

                  • Solmaz Türk Says:

                    Kaba kuvvete başvurmak tam da senin yapına uyuyor,kuvvetini gösteremediğin zaman da cinsel içerikli ağza alınmayacak kadar pis laflar ediyorsun.Senin sorunların var,gidip bir psikoloğa başvursan iyi edersin.Aile yapına bakınca bu probleminin oradan kaynaklanmadığını görüyorum,öyle sokak çocuğu filan değilsin yani, kesinlikle yanlış arkadaş seçiminden kaynaklanıyor olmalı.Bence sana öyle açık saçık resimler yollayan o arkadaşınla ilişiğini kessen iyi olur ,terbiyeni iyice bozuyor o adam.Bu arada iyice açık vermeye devam etmişsin.Daha evvel Boraxin olarak aralık ayında yapmış olduğun yorumun benzerini burada da tekrarlamışsın.Dedim ya döke saça gidiyorsun diye.

                    Cevapla

                    • tercüman Says:

                      İnsanlıktan anlamayana her türlü kaba kuvveti gösteririm hem de en iyi şekilde,
                      sende terbiye, ahlak var mı ki bana laf ediyorsun? Şimdi de pis ağzına ailemi bulaştırıyorsun, bakalım daha neler duyacağız o muhterem ağzından

                      Ben şimdiye kadar kimseye hakaret etmedim, bana edildiği halde, kalkmış sen Mustafa Kemal niye batıyor alçaklar diyorsun, yaşına (kaçsa artık) başına, bayan olmana çok yakıştı bu söz, esas utanması olmayan sensin ama bunun da farkında değilsin.
                      Yazık size ve sizin gibilere, o yüzden bu hallerdesiniz ya, hep de böyle kalmaya devam edeceksiniz…

                  • Solmaz Türk Says:

                    Bu arada fularında Atatürk’ün resmi olan birini siyasi sembol taşıyor gerekçesiyle Atatürk’ün kurmuş olduğu Cumhuriyetin meclisine sokmamışlar, iyi mi ?

                    Cevapla

                    • tercüman Says:

                      Örneğini verdiğin generalle kendi ağzınla söyledin, al işte para için kendini satmış bir general daha,…

              • muzo657 Says:

                Siz “pislikler ” diye kime hakaret ediyorsunuz?

                Cevapla

                • tercüman Says:

                  İzah edeyim; devletin kimliğini, silahını, yetkisini, gücünü kendi çıkarlarına kullanan veya görevi harici kullanan herkes benim için pisliktir, haindir, şerefsizdir. Buna Genelkurmay Başkanı, Başbakan, Cumhurbaşkanı da dahildir, ayrım yapmam, en alttan, en üst kademeye kadar tüm devlet görevlileri için geçerlidir bu dediğim…

                  Cevapla

                  • Olasılıksız Says:

                    Arkadaşım,
                    İyi hoş diyorsun da biz burada Türkiyenin önümüzdeki yüzyılda yürüteceği siyasi politikayı tartışmıyoruz. Sahte belgelerle yargılanan 400’e yakın kişiyi tartışıyoruz.

                    Pislik temizliği falan yapılacaksa bu ülkede başlanması gereken yer öncelikle siyasetçiler ve bürokratlardır. “Benim memurum işini bilir” sözünü Cumhurbaşkanı Turgut Özal söylemedi mi? Siyasetçilerin Susurluk dahil pek çok underground eylemde neler yaptığını hepimiz görmedik mi?

                    Şimdi bir grup askeri kanaatle yargılayarak “tüm kötülüklerin müsebbibi bunlardır” diyerek türkiyenin temizlendiğini mi düşüneceksiniz?

                    Güldürmeyin beni…

                    Hele hele bunların ciddi bir kısmı da emekli askerler ise ve artık bir tehdit dahi oluşturmuyorsa hangi temizlik bu? Bodrumdaki hurdaları çöpe atınca evinizim temizlendiğini mi düşünüyorsunuz? Yıllardır yıkanmayan bulaşıklar tezgahta duruyor hala… Hatta üstüne pislikten kararmış tencereler yığılıyor da haberiniz yok!

                    1990’da ordudan atılmış olan emekli asker 1997’deki 28 Şubat nedeniyle göz altına alınırken hangi pisliklerden bahsediyorsunuz?

                    Yıllarını Cudi dağında operasyonlarda harcamış askerler sahte belgelerle hapiste tutulurken bu insanlara pislik mi diyorsunuz? Unutmayın, o pislikler yıllarca sınırlarda nöbet bekleyip PKK’lılarla çatışmalara girdi!

                    Sizin lafınız bana İncil’de geçen bir anektodu hatırlattı. Fahişelik yapan Maria Magdalena’yı günahkar diye taşlamak istediklerinde İsa engel olup “içinizde hiç günah işlememiş kim varsa ilk taşı o atsın” diyor.
                    Sizin ki de o hesap yani…

                    Cevapla

                    • Solmaz Türk Says:

                      Sayın Olasılıksız,
                      Geçtiğimiz günlerde tesadüfen markette konuştuğumuz bir hanım bana çok enteresan bir şey anlattı.Yandaş medya mı,dinci kanallardan birinde mi her neyse TSK dan emekli ,kendisinin 28 şubatta dindar olduğu gerekçesiyle terfi ettirilmediğini ve emekli edildiğini söyleyen bir generali ve eşini tanıdığını ”adam generalliğe kadar yükselmiş hala şikayet ediyor bu arada”söyledi.Adamı tanıdığı zaman asla böyle biri olmadığını,konuştuklarını duyunca hayret ettiğini söyledi.Muhtemelen bu kişinin emekli olduktan sonra çalışmış olduğu holding”finans şirketi milletin paralarını iç eden holding” yüzünden dinci maskesi taktığını söyledi.Çünkü bu kişinin eşi bir zamanlar oğlunun aşık olduğu kızı ve ailesini kapalı olduğu gerekçesiyle istemediklerini sağda solda arkadaşlarına anlatıp dertleşen birisiymiş.Sakal bırak,kanal kanal dolaşıp TSK yı din düşmanı gibi göster, holdingde işe gir,parayı kap.Paranın gözü kör olsun,Allah’la aldatanlara da lanet olsun.TSK yı dinsiz gibi gösterenler bir gün şehitliğe bir cenaze ya da anma törenine gitsinler.Asker imamla beraber dua eden silah arkadaşları subayları görünce utanırlar belki.Bu arada Balyoz davasında cami bombalayacaktı denilen kişi de dindarlığıyla bilinen bir kişiymiş.Sanki alay eder gibi suçladıkları şeye bakın.

                    • tercüman Says:

                      Ben yukarıda ne yazmışım? Tüm devlet görevlileri için geçerlidir yazmışım, sadece askerler demedim, devlet görevlisi veya devlet memuru olan herkes dedim, ayrım yapmadım.
                      Ayrıca rahmetli Özal o sözü sizlerin düşündüğü, algıladıgı veya çarpıttıgı anlamda söylemedi, dışişlerindeki bir memurun başka bir dışişlerindeki memur ile olan sorun konusunda ”benim memurum işini bilir, halleder” anlamında söylemişti ama gazeteci kılıklı biri hemen lafı çarpıtıp yaymıştı etrafa…

                    • Olasılıksız Says:

                      Sayın Solmaz Türk,

                      Benim bildiğim, Silahlı Kuvvetlerde çok sayıda mütedeyyin subay mevcuttur. Hatta bu davada yargılanan bazı subayların ifadeleri bile inançlarının ne kadar kuvvetli olduğunu bariz bir şekilde gösteriyor. Askerin tahammül göstermediği kısım tarikat, cemaat vs. gibi işlere bulaşmış olanlar ve eşi, kızı başörtüsü takanlardı.
                      Ben bu yaklaşıma hak vermiyor değilim. Güvenlikle ilgili bir kuruluşun kendi güvenliği için bazı koşulları talep etmesi kadar doğal bir şey olamaz. Gerek cemaatler, gerekse tarikatler arasındaki kişilerin asker olması zaten başlıbaşına bir güvenlik ihlalidir.
                      Bu kişilerin haklarından mahrum bırakılarak ordudan atılmalarını da doğru bulmuyorum. O da başka bir insan hakkı ihlali oluyor.

                      Askerin “dinsiz” gösterilmesinin nedeni, irticaya karşı tavizsiz olması ve bu hak ihlali olan kişilerin sonradan ordu düşmanı haline gelmeleridir. Siyasi ortamı müsait bulan liboş basının da sürekli kötülemeleriyle “din ve halk düşmanı” bir ordu imajı da sürekli körüklenmiştir.

                      Irak’a yapılan sınır ötesi hareketlerde taraf gazetesinin yaptığı haberlere bakın. Sanırsınız düşman bir devletin propaganda bakanlığı tarafından hazırlanmış. Kendi ordunuzu manevi olarak desteklemek yerine sürekli kötülemeye, başarısız göstermeye çalışmışsınız.

                      Şimdi onlarca yıllık siyasi geçmişimizde 1 tane suçlu bulundu. Mehmet Ağar 2 yıl hapse mahkum edildi. Güle oynaya yatıp çıkacak. Böylelikle siyasi hesaplaşma kısmı tamamlanmış oluyor. 🙂 Askerle hesaplaşma devam ediyor.

                      Ancak, oldukça ilginç bir durum da var. 28 şubatla birlikte, ortada fol yok, yumurta yokken basının ünlü kalemleri birden bire “cadı avına dönmesin, basına yansımasın” çığlıkları atmaya başladılar. İnsanlar kendilerini tehdit altında görmeye başlayınca ne kadar değişebiliyorlar görmüş olduk. Hatta bugün Nazlı Ilıcak neredeyse İlker Başbuğ’u destekler denebilecek bir yazı kaleme almış.

                      Bakalım daha neler göreceğiz.

                    • demokrat Says:

                      Sayın Olasılıksız,

                      Etellektüelitesi ,algı ve sağduyusu yüksek bir insansınız,o nedenle size hitaben yazıyorum ama alınmak/yararlanmak isteyen varsa onlar da yararlanabilir tabii.Şunu
                      da ilave edeyim baştan bu yazdıklarımın Balyoz’la ilişkilendirilmemesi gerekir.Bazı yazarlar toptancılığı ve önyargıyı çok seviyor.

                      Orduda çok sayıda mütedeyyin subay mevcuttur demişsiniz,yaygın kullanılan anlamında yani ”dindar” çok subay olduğu kanatinde değilim.Bu ‘çok’ nitelemesini belki
                      astsubay ve uzmanlar için söyleyebiliriz ama subaylar için abartı olur.Bu dinsiz anlamına gelmesin yalnız,çoğu subay ‘islam’a inanır ama ‘mütedeyyin’ seviyesinde
                      değil, sadece inanır.Zaten öteden beri -özellikle de 28 Şubat dönemi- oluşan korku ortamı subayları da içlerinde olsa bile saklamaya itmiştir.Özellikle yükselme takıntısı olan kurmaylar asla bu durumu uluorta yaşayamaz.Sayıca az da olsa böyle düşündükleri halde ortama uyup içki içen ,yani bir anlamda yaşadıkları ‘dilemmayı’ Tanrıya havale eden insanlar tanımışımdır.Sizinde bahsettiğiz gibi ,davada bunu ortaya süren insanların en azından bir kısmının şimdiki farklı ‘korku’yu hissettiklerinden bu tarz konuşmalar yaptığını düşünüyorum -ayıplamıyorum,aksine tamamen insanca buluyorum-.Baksanıza Çevik Bir’in kaç rekat namaz kıldığı filan konuşuluyor medyada.Üzerine tekrar basarak söylüyorum bu yazdılarım ‘dinsizler’ anlamına gelmesin.Sıradan personel içinde yaygın eğilim ‘herkesin inancı kendine’dir.Bütün bu yazdıklarım tabii ki genel personel içindir.Belirli bir kademeden sonra (bunu ve nedenlerini daha sonra detaylandıracağım) bu görüş değişmekte ve özelikle kurmay albay ve üstü seviyede bazı nedenlerle baskı olarak tezahür etmektedir.Gerek içsel baskı(yani öyle davranmak zorunda hissetmek), gerekse dışsal baskı (personeli ayrıştırmak).

                      Geçmişte ülkede yaşananlar üst düzey TSK personelinde birkaç başlıkta özetleyebileceğim ruhsal ve geleneksel paradigmalar doğurmuştur;

                      Bunların en bilineni, geçmişte ve günümüzde tüm siyasi otoriteyi yeteneksiz,çıkarcı,iş takipçisi,cahil ve -birilerinin adamı- olarak görme hastalığı.Bu görüş özellikle
                      general-amiral kademesinde yoğunlaşmakta ve adeta bir kompleks haline gelmektedir.

                      İkincisi -ki birincisi ile yakın ilintili- akademi de kumay subaylara adeta beyin yıkama şeklinde dikte edilen üstünlük sanrısı.Bu sanrı sayesinde kurmaylarla diğer
                      subaylar ve personel arasında mutlak bir iletişim ve sevgi eksikliği doğmuş ve halen de yaşamaktadır.Kurmay olmanın öyle sanıldığı gibi zeka veyahut -vatanseverlik
                      katsayısı- ile doğru orantılı olmamasına rağmen bu insanların üstünlük kompleksleri ve haksız yere elde ettikleri avantajlar çok sayıda personelin motivasyonunu
                      olumsuz etkilemektedir.Bunun çok iyi farkında olan üstyönetim ise uyduruktan bir kurs icat ederek diğer subaylara da erken rütbe alma şansı tanımış tabiri caizse –
                      sus payı,bir parmak bal- yoluna gitmiş ama maalesef derde deva olmamıştır.Bunun yanında bir süre insanlar (kendi işlerini hiç utanmadan başkalarına yıkarak) güzide!
                      ünivesitelerimizde adeta parayla satılan yüksek lisans için seferber olmuş ,sırf kumaylara duyulan öfkenin yatışması adına yıllarca bu duruma da göz yumulmuştur.
                      Konuyu dağıtmayalım işte bu üstünlük sanrısı birkısım zevatta ükeyi koruma refleksi haline gelmiş ve doğallaşmıştır.

                      Üçüncü paradigma Atatürk’ün bu ülkeyi sadece TSK ile kurduğu ve ona emanet ettiği düşüncesi.Bu yanlış düşünce de hep vardır ve değişmesi çok zaman alacaktır.
                      Aslında inanılan dogmalar topluca tartışılmaya değer ama bunu sonraya bırakalım.(Mesela Atatürkçülüğün sol’la karıştırılması,daha doğrusu sol’muş gibi algılanması
                      sosyalizme edilen bir hakaret midir? Atatürk diktatör müydü? vs.)

                      Dördüncüsü çok bilinen ‘irtica’ algısı.Bu algının gelişmesinde ve yerleşmesinde TSK’nın (bu kavramı öcü olarak ortaya süren ve kendi çıkarı için kullanan kesimin) hatası olduğu kadar ülkede yaşanan gerçeklerin de payı olduğu kuşkusuzdur.(Mesela hiç düşünmeden alınan şu Afyon’da içki yasağı kararı gibi saçmalıklar)

                      Beşincisi ülke geleneğinde ve genlerinde bulunan vesayet kavramı.Geçmişte yapılan yanlışlar bir nevi içselleştirme ile benimsenmiş ,asla irdelenmemiş ve ‘kol kırılır en
                      içinde kalır’ mantığı güdülmüştür.Askerin -yasak olmasına rağmen- siyasete aleni müdahalesi kanıksanmış ve kurumsallaşmıştır.Bu durumun şimdilerde normalleşmesi
                      müthiş bir sancı ve ağrı doğurmaktadır.Bu durum bazı rütbelerde -oyuncağı elinden alınan çocuk sendromu- yaratmaktadır.

                      Sıradaki, gene yukarda irdelediklerimizin bir yansıması olacak;halkın cahil ,çıkarcı ve asla seçmeyi bilmeyen bir yapısı olduğu algısı. Doğrudur yanlıştır ,tartışılır ama
                      halkın güdülmeye olan tepkisi hiç gözöne alınmamış her seferinde bu öfke yok yere denenmiştir.1960 sonrası ,1970ler sonrası,1980 sonrası ve işte 28 Şubat sonrası.

                      Uzatmayayım; ”Askerin tahammül göstermediği kısım tarikat, cemaat vs. gibi işlere bulaşmış olanlar ve eşi, kızı başörtüsü takanlardı.
                      Ben bu yaklaşıma hak vermiyor değilim. Güvenlikle ilgili bir kuruluşun kendi güvenliği için bazı koşulları talep etmesi kadar doğal bir şey olamaz. Gerek cemaatler,
                      gerekse tarikatler arasındaki kişilerin asker olması zaten başlıbaşına bir güvenlik ihlalidir.
                      Bu kişilerin haklarından mahrum bırakılarak ordudan atılmalarını da doğru bulmuyorum. O da başka bir insan hakkı ihlali oluyor.”
                      demişsiniz.Size bir anekdot anatayım.
                      Gerçek hayattan bir kesit.
                      Arkadaşım agnost, Atatürkçü ,sol görüşlü, yılını tam hatırlamamakla beraber 97 gibi diyebilirim.Köyden annesi gelmiş ziyarete,hastalıkta var tedavi olacak yani. Lojmanlar girişinde bir hareketlilik ,ne oluyor bir bakalım dedik,meğer nöbetçiler emir almış başörtülü diye sokmuyorlar içeri.Birlik değil yanlış anlaşılmasın adamın evi. Bu arada şunu da araya girdi yapayım,yüksek rütbeli bazı personeli – kritik personel- diye lojman dışında da oturtmuyorlar(ulaşılabilirlik açısından).Neyse akl-ı selim galip geldi biraz uğraş sonucu(yaşlı teyzeye bir asır gibi gelen dakikalar sonra) girdiler.Ne oluyor yahu, bu ne biçim bir iş filan diyerek ayıplarken onbeş gün sonra aynı şey benim de başıma geldi.Ben tabi o arkadaş gibi sakin ve idealist değilim; arabamdan indim,kapıyı kendim açtım ve nöbetçi arkadaşa ”emri veren erkek evime buyursun gelsin çıkarsın bakalım” dedim ve yürüdüm.Arkası da var,daha farklı tacizler de var uzatmak istemiyorum.Bu arada zavallı anemin kaldığı 15 gün boyunca evden çıkmamasını ve çektiği manevi karın ağrısını düşünün bir kez.Şimdi bu nasıl bir güvenlik ihlalidir ya da böyle değerlendirmek mümkün müdür?Sanırım bugünlerde yaşanmıyor böyle rezaletler.Peki bunu görebilmek için bütün bu yaşanmışlıklar olmalımıydı?İşte bu tartışılır.

                      ”Askerin “dinsiz” gösterilmesinin nedeni, irticaya karşı tavizsiz olması ve bu hak ihlali olan kişilerin sonradan ordu düşmanı haline gelmeleridir. Siyasi ortamı müsait bulan liboş basının da sürekli kötülemeleriyle “din ve halk düşmanı” bir ordu imajı da sürekli körüklenmiştir.”
                      Aslında yukarda da anlatmaya çalıştığım üzre tam da öyle değil.Bir kere benim şu geçen uzun senelerde gözlemlediğim şu; sıradan personelin birinci önceliği yurdumun tüm memurları gibi ekonomi ,yani aile bütçesi.İkinci öncelik görev yeri daha sonra milli duygular,toplum ve siyaset geliyor.Öyle dediğim gibi dinsiz filan da değiller.Aslında bu kesim (TSK’nın asıl yükünü omuzlayan cefakar personel) hiçbir şekilde hakettikleri saygı ve davranışları göremiyor diyebiliriz.

                      Yukarda da bahsettiğim üzre;TSK içinde sınıf ayırımcılığı had safhaya çıkarken, özellikle çağımızda modern orduların hiçbirinde yer almayan ayrıcalıklı sınıfın TSK’ya yaptığı tahribat ustalıkla görmezden gelinerek -bu devran-ın sonsuza kadar devam edeceği yanılgısıyla yaşandı.Bu ayrımcılık ve üstün sınıf kompleksi öyle bir hal almıştı ki Osmanlı paşalarını mumla aratır bir düzeydeydi.Rezaletin en büyük göstergesi ise aileler arasına kadar ulaşan bölünmeydi.Kurmaylık nam sınıfa mensup subayların aileleri bile geniş ayrıcalıkların alıştırdığı pervasızlıkla davranabiliyor,cehaletin neredeyse paçalardan aktığı insanlar, yıldızın verdiği kudretle önüne geleni aşağılayıp hakir görme hakkını kendinde buluyordu.Düşünün yahu doktora yapmış yarbaya geri zekalı diyen muhtemel ilkokul mezunu ‘eş’ gördüm.Velhasıl 141 ,142 filan derken ”bir sınıfın diğer bir sınıfa tahakkümü” TSK’nın asıl resmi ideolojisi olmuştu.Bunların çıkarcılığı, vurdumduymazlığı (biz buna kendi aramızda kısaca ”taklacılık” diyorduk),diğer subaylar arasında her daim alay konusu olmuştur.Aldıkları eğitimin sonucudur bu ve maalesef öncelikleri hep çıkarları olmuştur.Hiçbir emri sorgulamazlar ,suç olan emri bile yapmakta tereddüt etmezler. Ne dersiniz , Osmanlı’nın son dönemlerinden çağrışım yaptı mı biraz?İlerleyen dönem içinde zaten bu insanların serpilip nüfuzlu yerlere geldiklerinde ülkeye neler yaptıklarını daha net ve açık görme şansımız oldu. Zaten bu durumu kabullenemeyenleri de kendi içlerinde bir şekilde bertaraf ediyorlardı.Demokrasiye saygılı,ülkesini seven ve ülke çıkarlarını şahsi çıkarları üstünde görenler genelde elendiler.Bu kafa yapısını anlı şanlı paşaların 28 şubat ifadelerinde birbirlerini suçlama yarışına girmeleri (bunun örneğini internet andıcı davasında da gördük)’nden anlayabilirsiniz.Gerçi bu konuda çok haksızlar diyemeyeceğim çünkü TSK’da meşhur komuta zinciri var.Balyoz davasının adaletsizliği biraz da bu zinciri görememesinde yatıyor .Buraya kadar anlattıklarım aslında biraz da bu davalara neden kayıtsız kalındığının -bir anlamda- yanıtı diye düşünüyorum.

                      Saygılar.

  2. zipkin Says:

    Yahu bunlar Nazi “Volksgerichtshof” mahkemeleri. Aynisidir, bakin goreceksiniz isminide Nazice “Ozel” mahkemeler koymuslar.Yakinda toplama kampina avukatlari alacaklar, sonra burada konusuyoruz diye bizi alacaklar sonra sokaktan yuruyen adam tersten oksurdu diye onuda alacaklar. Bu yapilanlarin ismini acikca koymaliyiz artik.

    Cevapla

  3. zipkin Says:

    Avukatlar hakkinda suc duyurusunda bulunan bir mahkemenin Dunya’da ornegi yok.Yani normal ulkelerde ornegi yok demek istedim,biz ne yazikki bayagi anormal bir ulkeyiz…

    Cevapla

    • tercüman Says:

      Çünkü dünyanın hiçbir medeni ülkesinde avukatlar sürmekte olan bir davayı sabote etmeye kalkmaz, böyle bir şeyi Amerika’da yapsınlar da görelim ne oluyor…
      Sanıklardan biri bile isyan etti bu saçma sapan davranışa…

      Cevapla

  4. Solmaz Türk Says:

    Generaller içerde,Aczimendiler TV lerde başköşede,Pkk mecliste…Durum bu.

    Cevapla

    • trekking Says:

      Evet, Solmaz hanım maalesef dediğiniz gibi durum bu.

      Bugünkü Hasan Cemal’ın yazısını okudum. Tüylerim diken diken oldu. Bir de Ahmet Altan’dan alıntı yapmış. Müzik kutusu Ahmet Altan’dan.

      “Mustafa Kemal’ın dindar versiyonumu ?” !!!!!

      Başlığa bakın.

      “Kökleri İttihat Terakki’yle Cumhuriyet’in kuruluşuna giden ve ruhumuzda yer etmiş tek doğru anlayışı ve toplum mühendisliği bizi bugün de rahatsız etmeye devam ediyor, demokrasiye köstek oluyor.
      Çözülmeye başlamış olan askeri vesayet ve onun temel dayanağı olan Kemalizm iliklerimize kadar işlemiş ‘tek doğru anlayışı’nın ürünüdür.”

      “Ahmet Altan, Taraf’taki başyazısında dün bu zihniyeti ve ‘muhafazakâr dalga’yı şöyle eleştiriyordu:
      “Böylece dönüyoruz 1923’e… Herkesi kendisine benzetmeye çalışan, köylülere zorla Batı müziği dinleten, balo yaparak, dans ederek Batılı olunacağına ve Türkiye’yi Batılı hayat tarzının kurtaracağına samimiyetle inanan Mustafa Kemal’in dindar versiyonu çıkıyor karşımıza.”

      Bu ikili kaptıkları köşelerde bu kadar temelsiz, bu kadar sığ değerlendirmelerde bulunuyorlar okurlarına. yazık O Gazete’nin basıldığı kağıda. O Gazeteyi basan Emekçilerin emeğine.

      Yazık gerçekten yazık.

      Zecharia Sitchin, Yahudi asıllı Rus Sümerolog idi. 2010 yılında vefat etmiştir. Daniken gibi bir şarlatan’ın aksine Sitchin bilim adamı kimliğiyle İnsanlık tarihine çok büyük katkı sunmuş bir bilim insanı idi. Ona karşı olanlar bile bu kimliği nedeniyle saygı duymak zorunda kalıyorlardı. Evrenin Güncesi adını verdiği 6 serilik bir kitap ile ismini bütün Dünyaya duyurdu.

      “Onikinci Gezegen, Gökyüzüne uzanan merdiven, Zaman Başlarken, Kayıp Diyarlar, Tanrıların ve İnsanların Savaşları, Kozmik Şifre, Başlangıca Dönüş, Tanrıyla karşılaşmalar, Enki’nin kayıp Kitabı” gibi çok ses getiren kitaplar yayınladı.

      Şimdi bunları niye yazdım.

      Zecharia Sitchin, Australopithecus ve neanderthal arasında 2.000.000 yıldan fazla geçmiş olmasına karşın bu insanların kullandıkları araç, gereç, yani taşlar aynıydı diyor. Derken aniden ve açıklanamaz biçimde 35.000 yıl kadar önce yeni bir insan ırkı Homo sapiens yoktan var oldu diyor.Bu insanlar çıplak maymun değildi, örtünmek için derileri kullanıyordu, klanlar halinde yaşıyorlardı,Mağara duvarlarına çizimler yapıyorlardı,Ölülerini gömüyorlardı. ve bu gelişme Dünya’nin bir buzul çağından geçtiği bir dönem sırasında meydana gelmesi ilginçtir diyor.

      “Modern insan fosil bakımından soydaş birçok akrabaya sahiptir, ama atası yoktur. Dolayısı ile homo sapiens’in türemesi bir bulmacaya dönüşmektedir.” diyor.

      “Artık Uygarlığın nerede başladığını ve bir kez başladıktan sonra nasıl geliştiğini biliyoruz.”

      “Cevaplanamayan soru şu? Niçin? Niçin uygarlık ortaya çıktı? Zira çoğu bilginin sinir içinde kabul edeceği gibi, tüm verilere göre insanın hala uygarlık yoksunu olması gerekmektedir. Amazon ormanlarındaki veya Yeni Gine’nin ulaşılmayan kısımlarındaki ilkel kabilelerden daha uygar olmamız için hiç bir bariz sebep yoktur .” diyor.

      Ve bu tespitlerden yola çıkarak kitablarında, bunu açıklamaya çalışıyor.Sümer çivi yazıları ve Kutsal kitablar konusunda uzman olan Sitchin, bir el’in değdine inanıyor.

      İşte o değen el, milyonlarca yıl taştan başka bir araç gereç kullanamayan insanı, toprağı işleyen, suyu kullanan, bir mühendis, bir gökbilimci haline dönüştürüyor.

      Ahmet Altan ve hasan Cemal, bu el’i de sorgulayın. neden araç gereç olarak sadece taş’ı kullanan ve yok olmaya yüztutmuş İnsanlığa el değdirmişler? hadi bunu da sorgulayın. Bıraksalardı kendi haline yok olsaydı İnsanlık, içinden Ahmet Altanlar, hasan cemaller çıkmasaydı keşke. Bu kadar yani.Pes.

      Cevapla

  5. Solmaz Türk Says:

    Birinci Ergenekon davasında Yargıtay’ın krokisi diye çürütülen delili Oyak iddianamesine koymuşlar,iyi mi ?

    Cevapla

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: