Çete tarafından üretilip “düncellenmiş” Balyoz belgeleri

Balyoz davasının tutuklu sanıklarında Abdurrahman Başbuğ, bilişim uzmanı.

6 Mart 2012 tarihli 92nci celsenin sonunda söz alıp Balyoz CD’lerindeki Office 2007 öğelerinden bahseden Başbuğ, bu sahtecilikleri teknik olarak (Calibri, XML şemaları, vs.) keşfeden ilk kişi. Aynı celsede Başbuğ, “mahkemeden” bir bilirkişi atamasını talep ediyor.

Maddi gerçeklerle ilgilenmeyen “mahkeme” başkanı, her zamanki gibi “Peki” diyerek bu talebi geçiştiriyor.

Başbuğ 29 Mart 2012 tarihli 98nci celsede “mahkemeye” bir sunum yapıyor ve sahtecilik bulgularını ortaya koyuyor (tutanağa buradan ulaşabilirsiniz). Başbuğ Balyoz belgeleri için harika bir terim kullanıyor: “düncellenmiş belgeler.”

Başbuğ:

“(…) bazı gözü kör, kulağı sağır medya da kalbi mühürlenmiş medya da güncellemişler diyordu. Ben de düzeltiyorum hukuk terimine Türkçeye yeni bir isim kazandıracağım, yeni bir terim kazandıracağım. Güncelleme değil bunlar düncelleme. Yani güncellemenin tersi oluyor. Şimdi güncelleme mantık olarak insanın beyni oturuyor. Çünkü dün vardı bugün onu bugüne uyarladım. Ama bugün vardı düne uyarladık mı adı düncelleme oluyor. Pozitif bilimde yeri yok ama hukukumuzda artık yeri var.”

Sahte belge çetesi sürekli bilgisayar saatini geriye çektiği için belgeler durmadan “düncelleniyor.”  Örneğin, Eskişehir’de “bulunan” flash bellek içindeki 2009 tarihli gazete  küpürü, çete tarafından “düncellendiği” için 2007’de taranmış ve kaydedilmiş gibi görünüyor.

Bu arada, Balyoz belgeleri hakkında binlerce sayfa tespit tutanağı hazırlayan Emniyet bilirkişileri, her nasılsa yüzlerce “düncellemeden” tek bir tanesini bile tespit etmiyor. Hatta çok bariz olanları ört bas etmeye çalışıyor.

Soruşturma savcıları “düncellemeleri” ortaya çıkaran yazışmaları savunmadan saklayıp adli emanete kaldırıyor. Bir de üstelik, iddianamede ‘yaptığımız yazışmalardan belgelerin tutarlı olduğu ortaya çıkmıştır’ yazıyor.

Duruşma savcısı ise (iddianamedeki gibi) ‘belgeler en son 2003’de kaydedilmiştir, ekleme-çıkarma olmamıştır’ diye mütalaa veriyor.

Delillerin incelenme safhasını atlayarak sanıklar hakkında kararını vermeye hazırlanan”mahkeme” de inceleme yapılmasını kabul etmiyor.

Başbuğ, sunumunun sonunda “mahkemeye” sesleniyor:

“Davanın gelinen aşamasında dahi tüm taleplere rağmen bahse konu tespitleri incelemek üzere en azından şuana kadar herhangi bir bilirkişi görevlendirmesine gidilmemiş. Ben bir uzman istedim bilirkişi de değil. (…)

Savunma hakkı demek buraya çıkıp konuşmak, bağırmak, çağırmak değil. Savunma hakkı demek benim taleplerimin karşılanması demek. Savunma hakkı eğer ben bu bilirkişinin gelmesini ısrarla istiyorsam, sebeplerim varsa buyurun delillerim. (…) Benim savunma hakkım benim sunacağım delilerin araştırılmasıdır. Benim savunma hakkım benim göstereceğim tanıkların buraya gelmesidir. (…)

Sahtecilik bulgularının araştırılması için “Mahkemenin” bilirkişi atamasını bir kez daha talep eden Başbuğ şöyle bitiriyor:

“Yeter ki bilim adamı olsun tarafsızlığından da vazgeçtim, bir bilirkişi istiyorum.

(…) ve daha doğrusu tek bir şey istiyorum ben. Şu ana kadar da göremedim çünkü. Adalet istiyorum.”

Abone Ol

Subscribe to our RSS feed and social profiles to receive updates.

47 Yorum “Çete tarafından üretilip “düncellenmiş” Balyoz belgeleri”

  1. Orçun ÖZELKÖK (@cuytherock) Says:

    Bence hata ediyor adalet istemekle. Zira bu bir tiyatro, senaryosunu bugünün güçlülerinin yazdığı bir tiyatro. Bari biletleri biletix’te falan olsa.

    Cevapla

  2. fmerakli Says:

    Konuyla ilgili olarak dun Taraf’ta Emre Uslu’nun ilginc bir yazisi yayinlandi. Bir kac gun once bu blogta; 11, ve 17 nolu CD’ler disindaki CD’lerde de 2007 sonrasina ait yazi tiplerinin (fontlarin) yer aldigini herhangi bir dayanak/kanit gostermeksizin bir yorumcu dile getirmisti ve blog yazarlari cevaben “Hayir yok” demisler idi. Kesin ve net bir cevap!

    Uslu’nun yazisindan kisa bir bolum:

    “Her iki raporda da, “teknik” bir açıklama ile Microsoft Office programının 2003 sürümünde mevcut olmayan “calibri” ve “cambria” adlı yazı fontlarının 11 ve 17 numaralı CD’lerde kullandığı belirtilerek bu CD’lerin 2003 yılında üretilmiş olamayacağı iddia ediliyor. Bu aslında tipik bir Avukat uyanıklığı. Bu raporları ciddiye alabilmemiz için savunma tarafının da gerçek olduğunu kabul ettiği diğer CD’ler ile kıyaslamalı bir raporun yazılması gerekiyor. Örneğin 1, 2, 3, 4, 5, 6, 7 gibi her iki tarafın gerçek olduğunu kabul ettiği diğer 17 CD’de de “calibri” veya “cambrio” fontları kullanılmış mı, araştırılması gerekiyor. Oysa her iki raporda da bu yapılmamış. Eğer gerçek olduğu kabul edilen CD’lerde “calibri” fontu yoksa ve bu sadece 11 ve 17 numaralı CD’lerde kullanılmışsa o zaman savunma tarafının iddiası ciddi bir iddiaya dönüşür. Ancak savunma tarafının sunduğu raporlardan bunu anlayamıyoruz. Çünkü böyle bir inceleme yok ortada.

    Ben kendi basit yöntemlerimle yaptığım kısa bir çalışma ile örneğin 7 numaralı CD’de de “calibri” fontlarına rastladım. Benim basit yöntemim kuşkusuz dava açısından bir anlam ifade etmiyor. Ama gerçeğin ortaya çıkması için önerdiğim yöntemin uygulanması gerekiyor. Ben diğer CD’lerde de aynı fontların bulunacağını düşünüyorum. Bu durumda savunma tarafının gerçek olduğunu kabul ettiği bir CD’de de aynı fontun bulunması o iki raporu birden çökertiyor. Şu haliyle sadece iki CD alınıp hiçbir kıyaslamaya tabi tutulmadan üretilmiş raporları ciddi hiçbir kurum ciddiye almaz. Bu bir tür göz boyacılığıdır.”

    Uslu’da yazisinda 7 numarali CD’de calibri fontuna rastladigini yaziyor, ama hangi belge ya da belgeleri kastettigi belirsiz.Benim merak ettigim nokta, Dogan ve Rodrik 11 ve 17 nolu CD’ler haricinde gercek oldugu kabul edilen diger CD’lerde calibri, xml vs olmadigini neye dayanarak soyluyorlar? Soz konusu tutarsizliklarin sadece 11 ve 17 nolu CD’lerde yer aldigini diger CD’lerde boyle bir tutarsizlik bulunmadigini gosteren Arsenal’in ya da baska bir kurumun verdigi bir rapor var mi? Kendilerinden son derece emin bir sekilde “Hayir, yok” cevabini verdiklerine gore Emre Uslu’nun 7 nolu CD’de de calibri fontu var iddiasini curutecekleri bir kanit vardir herhalde diye dusunuyorum. Eger yoksa, “Hayir, yok” cevabi bir temenni olmaktan oteye gitmez.

    Bir de su “duncelleme” yaptigi iddia edilen sahte belge cetesi, Temmuz 2008 tarihli bir ordu mensubunun esine ait sigorta policesi dekontunu 2003 tarihi ile kaydetmisti ve bu belge Golcuk’te ele gecen 5 nolu harddiskte kayitliydi. Cetenin 2008 tarihli bir banka dekontunu neden “duncelleme” ihtiyaci duymus olabilecegini birisi aciklasa cok memnun olacagim. Zira askeri bilirkisi raporunda da boyle bir aciklama yer almiyordu:

    “Diğer taraftan EK-B listede olmayan ve sahibi “ikk” kullanıcısı olan “yasemin.ppt” isimli dosyanın içerisinde Temmuz 2008 ayına ait bir banka alındı belgesinin taranmış hali bulunmasına rağmen, dosyanın değiştirilme tarihinin 20 Ağustos 2003 olarak göründüğü tespit edilmiştir. Söz konusu tarih uyumsuzluğu hakkında mantıklı bir açıklama yapılamamıştır.”

    Olmayan belgeleri ureterek, duncelleyerek saniklari suclu konuma dusurdugu iddia edilen sahte belge cetesi “neden 2008 tarihli bir banka dekontunu 2003 tarihli kaydedip dunceller?” sorusu oyle havada asili duran sorulardan birisi oldu benim icin. 11 ve 17 nolu CD’ler disindaki CD’lerde 2007 sonrasina ait fontlarin var olup olmadigi sorusu da keza ayni durumda. Bir de Baransu’nun Microsoft’a ve bilgi aldigi bilisimcilere dayanarak dile getirdigi eski belgeler yeni surum kullanan bilgisayarlarda acilirsa yazi tipleri otomatik olarak guncellenebilir iddiasi da vardi ki bu da ilginc bir ayrinti eger iddia dogru ise.

    Cevapla

    • Can Acar Says:

      fmerakli Uslu’nun her yazdığına balıklama atlayıp kafa üstü çakılmaktan bıkmadı (CD üzerindeki el yazıları da hayli su kaldırmıştı). Blog yazarlarının “açığını yakalama” fırsatı anlaşılan çok çekici gelmiş ama yazılanlar üzerinde biraz durup düşünse buraya anlamsız argümanlar taşıyıp rezil olmayacak.

      Uslu’nun yukarıda alıntılanan ilk cümlesini çökertelim yeter. Gerisi çorap söküğü gibi arkasından geliyor:

      Uslu şöyle yazmış: “Her iki raporda da, “teknik” bir açıklama ile Microsoft Office programının 2003 sürümünde mevcut olmayan “calibri” ve “cambria” adlı yazı fontlarının 11 ve 17 numaralı CD’lerde kullandığı belirtilerek bu CD’lerin 2003 yılında üretilmiş olamayacağı iddia ediliyor.”

      Bu iddia değil ispattır. Doküman yazıldığında piyasada olmayan bir font ile doküman yazamazsınız. Bu fontlar Microsoft için özel hazırlanmış ve ilk olarak Microsoft Office 2007 ve Windows Vista ile piyasaya sürülmüş fontlardır. Aşağıdaki bağlantılarda, fontların en eski sürümü olan (ve sadece Office 2010 içerisinde yayınlanmış olan) 0.90 sürümü ©2004 tarihli. Office 2007 içerisinde 1.02 sürümü var: © 2006.

      http://www.microsoft.com/typography/fonts/font.aspx?FMID=1149
      http://www.microsoft.com/typography/fonts/font.aspx?FMID=1153

      Zaman yolculuğu yapmazsanız 2003’te basılmış bir CD’de bu fontlara referans bulamazsınız. Bu kadar açık.

      Bu nedenle de iddianamede bile suç atfedilmeyen CD’ler ile bir karşılaştırma yapmak anlamsız. Bu anlamda doküman içerisinde fontlara (veya hastane isimlerine veya araba plakalarına) verilen referanslar CD’nin yazılmış olabileceği “en erken tarihi” belirler. Diğer CD’lerden birinde bu fontlardan biri çıksa bile bu sadece o CD’nin de sonradan basıldığını gösterir. Sahte CD’lerin tarihini 2003’e çekmez.

      Kısacası asıl laf cambazlığını ve uyanıklığı Uslu yapmaya çalışıyor. Fena halde çuvallıyor.

      Uslu fontları “basit bir yöntemle” bulduğunu söylüyor. Kullandığı bu “basit yöntemin” ne olduğunu açıklasa iyi olurmuş. Ben bir tahminde bulunayım:

      fmerakli’nin yorumun sonunda belirttiği kısım büyük ihtimalle bu sorunun da anahtarı: “Bir de Baransu’nun Microsoft’a ve bilgi aldigi bilisimcilere dayanarak dile getirdigi eski belgeler yeni surum kullanan bilgisayarlarda acilirsa yazi tipleri otomatik olarak guncellenebilir iddiasi da vardi ki bu da ilginc bir ayrinti eger iddia dogru ise.”

      Bu “ayrıntı” aslında Uslu’nun yanılgısını (ve sahte belge çetesinin de hatasını) çok güzel açıklıyor. Eski sürüm (içerisinde calibri vb. fontlar olmayan) bir dosya bilgisayara kopyalanıp açıldığında içeriği “otomatik” olarak güncelleniyor, yeni fontlara da referans oluşuyor. Eğer Uslu dosyaları CD’üzerinde özel analiz programları ile incelemek yerine bilgisayarındaki Ofis programıyla açarak baktıysa bu “güncellenen” fontları görmesi de gayet normaldir.

      Sonuçta Emre uslu her zamanki gibi heyecan yaratıyor, içi boş iddialarla göz boyamaya çalışıyor, bizim sazanlar da atlıyor.

      Tabii fmerakli (ve Baransu) Microsoft’un cevabını CD’lerin güncellenmiş olduğunun ispatı olarak satmaya çalışıyorlar. Unuttukları şey ise, CD’ye basılmış dosyaların içeriği otomatik güncellenmez, çünkü CD rastgele yazılabilen bir ortam değildir. Ayrıca Balyoz CD’lerinin tek oturumda oluşturulduğu ve sonradan ekleme yapılmadığı tüm bilirkişilerin üzerinde anlaştığı bir nokta.

      Yani birileri seminer CD’lerine benzesin diye kasıtlı olarak içerisinde Balyoz darbe planı olan CD’leri tarihlerini geri alarak basmışlar. Vaa mı bunun başka türlü izah tarzı?

      Daha fazla yazmaya gerek yok. Sorduğu sorunun cevabını altta kendisinin verdiğinin bile farkında olmayan birisine daha ne anlatılır.

      Kolay gelsin …

      Cevapla

      • Kemal Says:

        Merhaba Can,

        “Diğer CD’lerden birinde bu fontlardan biri çıksa bile bu sadece o CD’nin de sonradan basıldığını gösterir. Sahte CD’lerin tarihini 2003′e çekmez.”

        cümleleri sevgili Fmeraklı’nın da Emre Uslu’nun da sorularının yanıtı olmuş. Ekleyecek fazla bir şey yok.

        Yapılan laf cambazlığı ise onlar tarafından dile getirilen, özetle “Eee, ama sizin otantik kabul ettiklerinizde de aynı fontlar var. N’olacak şimdi?” anlamında olan cümlelerde saklı. Aslında bu sorunun yanıtı açık ve hem senin hem de Emre Uslunun yazısında yazılmış: “Demek ki, savunmanın OTANTİK bulduğu dökümanların sadece içerikleri OTANTİK, onların da kayıt edilme süreçlerinde ÇETE’nin izi kalmış -ki bu da gayet doğal”.

        Yani tekrar ederek sıkma pahasıyla altını çizmek isterim ki: “Sizin otantik kabul ettiğiniz” denilen dökümanlar da da eğer Calibri varsa onlar da OTANTİK DEĞİL demektir. Savunma zaten içeriği üzerinden onları sahipleniyor yoksa teknik detaylar üzerinden araştırma yapılmasına hatırlarsanız TARAFSIZ MAHKEME uzun süre izin vermemişti.

        Hak, hukuk, demokrasi, özgürlük diyenlerin kendi işlerine gelmediği durumlarda, içlerine düştükleri acziyet ibret verici. Nereden tutturabileceklerini şaşırmış durumdalar. Daha düne kadar kendilerine sahip çıkanlar da desteklerini çektikçe, yani yanlızlaştıkça, içinde bulundukları ruhsal durum daha da karmaşık bir hal alıyordur. Önceleri saçmalıkları bu tip bloglarda az sayıda kimse tarafından gündeme getirilirken ve yaygın medya üzerinden yankılanırken, an itibariyle kimsenin o saçmalıklarını duymak istemediği bir döneme gelindi. Daha henüz yaptıklarının sorgulanmasına başlanmadı elbette.

        Hükümet ve cemaat desteği çekince ve bu kişiler “ne idüğü belirsiz çıkar şebekesi” olarak tartışılmaya başlayınca asıl seyretmek lazım şenliği. MİT meselesinde ucu görünmüştü. Yol arkadaşları birbirleriyle kanlı bıçaklı olmuştu. O sıralar cemaati toptan törpüleyerek mesajı verdiler. Cemaat da mesajı alarak içlerinden birilerini “sarı öküz” olarak seçecek ve kendisi de kenara çekilecek…

        Emre Uslu (eğer hala oradaysa) ABD’den bence hiç dönmesin.:)

        Sevgiler.

        Cevapla

      • mdemirel33 Says:

        olayi hep kendi acinizdan degerlendiriyorsunuz.

        dosyalarin guncellendigini farzedelim.guncellendikten sonra bilgisayarin tarihi 2003’e alinarak cd olusturulmus olamaz mi?

        neden tarih 2003’e aliniyor diye sorarsaniz bunun belki idarece bir onemi olabilir.belli bir nedenden dolayi yapmis olabilirler.belki de bilgisayarin tarihini birisi bir nedenden dolayi eski tarihe ayarladi ve duzeltmeyi unuttu veya duzeltmedi,bilemeyiz.
        yani 2003 tarihli olmasi cdleri basli basina sahte yapmaz.

        hadi askerler neden 2003 yapsin diye kendi kendinize soylediniz ve soylediklerimi gecersiz saydiniz diyelim.o zaman baska bir senaryo yazayim size,siz yaziyorsunuz ya hep.

        darbe plani vardi ve guncelleme de yapiliyordu.bundan rahatsiz olan bir asker de bunu ortaya cikarmak istiyordu.kalkti dosyalarin oldugu bilgisayarlara ulasti, guncellenmis,belki de son kayit tarihleri 2007-8 olan dosyalari cdlere aktardi.

        ama bu arada bu kisilerin daha kolay suclanabilmesi ve plan semineri ile bagdastirilabilmesi icin kendi aklinca ama sonucta aptalca bir sekilde bilgisayarlarin tarihini 2003’e aldi. bu da ihtimal dahili degil mi?
        ne yazik ki kendini kandirmak isteyen kisiler ortada bir cok senaryo, aciklama olabilecekken islerine gelecek veya inanmak isteyecekleri senaryoyu tek gercekmis gibi dusunerek hareket ediyorlar.

        Cevapla

        • Kemal Says:

          Sevgili mdemirel33

          “…ama bu arada bu kisilerin daha kolay suclanabilmesi ve plan semineri ile bagdastirilabilmesi icin kendi aklinca ama sonucta aptalca bir sekilde bilgisayarlarin tarihini 2003′e aldi. bu da ihtimal dahili degil mi?…”

          demişsin ya.

          Bu kişi üstüne üstlük gitmiş sadece bilgisayarı o günün tarihine almamış, bir de o gün söz konusu pozisyonda bulunan kişinin kullanıcı adlarıyla saklamış. Artık kaç farklı kullanıcı adına erişmesi lazım bilemiyorum ama bayağı bir mesai harcamış görünüyor bu çaba için…

          Öte yandan bunları ironi olsun diye yazmıyorum, benim bildiğim kadarıyla zaten en akla yatkın senaryo ve hatta savunma tarafının da iddiası bu. Yani çok muhtemelen aynen senin dediğin (ve benim kullanıcı adları konusunu da eklediğim) gibi oldu.

          Soru şu, peki bu “rahatsız asker” söz konusu listeleri saklarken “Dur şu geçen gün benim arabanın önüne park eden adamı da ekleyeyim” dedi mi demedi mi? Bunu bilmemiz mümkün mü değil mi? Sadece bu CD’lerden 350 kişinin ve ailelerinin hayatlarını karartmak doğru mu değil mi? Üstelik de bu kadar suistimale açık bir delil üzerinden.

          Demem o ki, bu dava aslında “kan davası”. Sabri Uzun’un zamanında önüne giden kanıtlar yetersiz bulundu ve birileri kanıt oluşturmaya karar verdi. Korkunç olanı “çok muhtemelen” bu kişiler devlet içerisinde görevli. Yani bizim hukukumuzun ve haklarımızın garanti altında olması için vergilerimizden maaş alan kişiler bunu yapıyor….

          İstersen şuradan başlayalım.

          Biz neden darbelere karşıyız? Temel de hukukun ve insan haklarının askıya alınmasından dolayı değil mi? Peki deseler ki sadece 355 kişinin hukuku ve insan hakları askıya alınacak, diğerlerine dokunulmayacak darbeye razı mı olacağız? Diyelim ki oldu dedik, peki deseler ki 355 değil de 356 olsa? Diyelim ki ona da evet dedik, peki 357? 358?… yani sınırı neresi. Ne zaman biz hukukun ve insan haklarının askıya alınmasına karşı olacağız? Yani Darbe nerede başlıyor nerede bitiyor?

          Biz darbelere Ankaragücülüler yapıyor, Vestel Manisa yapmıyor diye karşı değiliz. Yani asker hukuku askıya almışsa karşıyız, ama polis ve özel yetkililere ses çıkarmayız diye bir şey söz konusu değil. Olmamalı.

          Umarım soruna yanıt verebilmişimdir.

          Sevgiler.

          Cevapla

          • mdemirel33 Says:

            sevgili kemal
            .benim soylemek istedigim bir cok senaryo olabilir.ama siz burada sadece mutlaka manupilasyon yapildigina dair senaryolara inaniyorsunuz.sadece problemli daha dogrusu problemli oldugunu dusundugunuz kisimlara bakiyorsunuz ve ona gore karar veriyorsunuz.problemlerin hepsine bir suclayici veya savunmaci bir anlayisla bakilabilir.cunku hepsinde de iki tarafli izah yapilabiliniyor.bunun hangisine bakacaginiz sizin olmasini istediginize bagli.ama bir de problemli olmayan gercekler var.bunlar ne olacak?

            Cevapla

            • Kemal Says:

              Sevgili mdemirel33,

              Eğer blogu sende benim gibi bir seneyi aşkın bir süredir takip etseydin sen de görürdün ki “problemli olmayan gerçekler” diye bir şey yok.

              ORtada bir plan semineri var. Çetin Doğan bunu ne amaçla yapmışsa yapmış. Oraya 1. Ordu bölgesine yıllar önce tayinle atanan bir sürü kişi görevli olarak mecburen katılır. Semineri Çetin Doğan banda aldırır ki ileride bir gün suçlamalar karşısında kullanabilsin. Seminer 1. Ordunun görevidir. İç tehdit tartışılır. Savcılığın iddianamesine göre bu da 1. Ordunun görevidir ve suç değildir. Senin muhtemelen “problemli olmayan gerçekler” dediğin şeyler buraya kadar olanlar. Söz konusu gerçekler problemli değil, üstelik de suç değil…

              Problemler bundan sonra başlıyor zaten. Bunlar yeterince suç değil diye birileri kanıt yaratıyor. Medyanın ve siyasilerin desteğiyle bunu mahkemeye taşıyorlar. 250 küsür kişi tutuklu 350 kişi yargılanıyor. Bu kişilerin suçlu olduğuna dair bir kanıt yok. Bir itiraf yok. Bir baskın yok. Bir yazışma yok. Ne var 3 tane cd’de ki görevlendirmeler ve listeler. Bu 3 CD’yi yaratanalar kim olursa olsun (belli ki sarı çizmeli mehmet ağa bile yaratabiliyormuş) bu CDlre üzerinden insanlara suç atfediliyor.

              Şimdi sana soruyorum. Bu işte problemli olmayan gerçekler olsa ne olur olmasa ne olur. Durumun ne olduğunu görmek için ne kadar kör olmak gerekir? Ne kadar gerçekleri saklayabiliriz ki?
              Sevgiler.

              Cevapla

        • Can Acar Says:

          mdemirel33,

          Öncelikle düşünüp mantıklı bir açıklama getirmeye çalıştığınız için teşekkür ederim. Bütün bunlar blogda daha önce defalarca tartışıldığı için aslında “senaryolarımızın” aynı yere çıktığını peşinen söyleyebilirim. Bakın izah etmeye çalışayım:

          Senaryonuz bu blogda “sahte belge çetesi” olarak adlandırılan kişi ve kişilere bir kimlik atfediyor. CD’yi oluşturan “iyi asker” ile CD içeriğini oluşturan “darbeci asker” gibi bir ayrıma gidiyor.

          Öncelikle, yazdığım yorumlarda bu tarz bir ayrıma girmediğimi, hatta CD içeriğini kimin oluşturduğu konusunda spekülasyondan hep kaçındığımı göz önüne aldığımızda, benim yazdığım senaryo sizinkini zaten kapsamaktadır.

          Olaya niyet okumadan baktığınızda, tarihi değiştiren kişinin dosyada başka değişiklik yapıp yapmadığını bilemezsiniz. Belki sevmediği askerleri listeye ekledi. Belki kendi ve/veya arkadaşları hakkındaki delilleri yok etti. Bunu bilmek mümkün değil. Bu nedenle, iyi niyetli de olsa bu asker CD’yi tarihi değiştirilmiş olarak yazarak delilleri geçersiz hale getirmiş oluyor. Adalet dağıttığını iddia eden hiçbir mahkeme bu elektronik delilleri tek başına kabul ederek yüzlerce insanı yıllarca tutuklayamaz.

          Eğer gerçekten iyi niyetli bir asker varsa, özellikle deliller üzerindeki şüphenin iyice arttığı bu dönemde ortaya çıkmalı ve ne yaptığını, nasıl yaptığını anlatarak davada “tanık” olmalıdır. Güncellemeleri kimin nerede, hangi bilgisayarda yaptığını biliyorsa anlatmalı, sanıklarla yüzleşmelidir. Dosyaları nasıl ele geçirdiğini, ne değişiklikler yaptığını anlatmalıdır. Orijinalleri elindeyse incelenmesi için teslim etmelidir. Belki ilk başta ortaya çıkmaya korkuyordu. TSK’nın karizmasının çizildiği bu dönemde ise korkmasına gerek yok. Ortaya çıkarsa kahraman olur.

          CD’lerin tarihinin değiştirildiğini, hangi niyetle olursa olsun, kabul ettiğiniz anda iddianame zaten çökmektedir. İddianame CD’lerin 2003 yılında Çetin Doğan için hazırlandığı varsayımı üzerine kurulmuştur. CD’ler daha sonra hazırlanmış/değiştirilmiş ise ek delil olmadan seminer ve darbe planı arasında ilişki kurarak iddianame yazmak mümkün olmayacaktır. Bunu bilen savcılar da mütalaalarında güncelleme teorisinden uzak durmuş, dosyaların 2003 yılında yaratıldığını söyleyen TÜBİTAK raporunu, aksini gösteren yüzlerce örneğe rağmen tek ve mutlak bilirkişi raporu ilan etmişlerdir.

          Öte yandan, savcılar iddianameyi oluştururken sanıkların lehine olacak delilleri de saklayarak suç işlemişlerdir. Bu da mahkemenin güvenilirliğine ve saygınlığına fena halde gölge düşürmektedir.

          Mahkeme heyeti ise iddiaları araştırmayı reddederek, sanık savunmalarını taleplerini göz ardı ederek aslında bu oyunun bir parçası olmayı seçmiştir. Verdiği kararlarla kanunların sınırlarını zorlayan mahkemenin tüm bu çelişkileri araştırmadan ve açıklamadan vereceği bir karar sanıkları “darbeci” değil “mağdur” yapacaktır. Darbe planlayanların yargılanmasını gerçekten isteyen birisinin buna onay vermesi mümkün değildir.

          Gerçekten darbe planlayanları bulup cezalandırmak isteyen bir mahkeme, daha ilk şüphede bu çelişkilerin üzerine gidip onları açığa kavuşturmalıydı. En başta Baransu’nun ve iddianamede darbeyi engellediği söylenen Hilmi Özkök ve Aytaç Yalman’ın ifadelerine başvurması gerekirdi. Baransu’nun vatansever subayı tanık olmalı, tüm yargılama açık ve şüpheye yer vermeyecek bir şekilde yürütülmeliydi.

          Geldiğimiz noktada ise üçyüzden fazla asker, aralarında darbeci olsun olmasın, sahtekarlık mağduru olmuştur. Mahkemenin vereceğil hiçbir karar bunu değiştirmeyecek, bu adaletsiz süreci aklayamayacaktır.

          Eğer birkaç asker yargılansın hapiste sürünsün, ibret olsun, diye düşünmüyorsanız bir kişinin bile haksız yere suçlanıp ceza görmesini vicdanınızın kaldırması mümkün değildir. Eğer öyle düşünüyorsanız darbecilerden farkınız kalır mı?

          Yorumunuzun başında olayı kendi açınızdan değerlendiriyorsunuz diyerek beni otomatik olarak “karşı” tarafa yerleştirmiştiniz. Ben başından beri gerçeklerin ortaya çıkması ve adaletin yerini bulmasının tarafındayım. Sonuç hoşuma gitse de gitmese de bu tarafta olacağım. Peki siz hangi taraftasınız?

          Saygılarımla …

          Cevapla

          • mdemirel33 Says:

            can acar
            benim tek bir senaryom yok.bir senaryo da guncellemenin oldugu ve cdlerin tarihleri degistirilerek olusturuldugu ve ihbarci subayin da sadece bu cdleri ve belgeleri uzerinde hicbir islem yapmadan bulundugu yerden alip baransuya verdigi.bu kesin boyle degil diyemezsiniz.bu senaryonun aksi oldugu ispatlanamadigi gibi bu senaryonun boyle olmadigi da ispatlanamaz.
            ayrica ne guzel yazmissiniz
            “Adalet dağıttığını iddia eden hiçbir mahkeme bu elektronik delilleri tek başına kabul ederek yüzlerce insanı yıllarca tutuklayamaz”
            zaten bu elektronik deliller tek basina kullnilmiyor ki? butun gostergeler bu problemli gorunen elektronik delilleri destekliyor.
            bir de cdlerin olusturulmasi ile iceriginin olusturulmasi arasinda fark var. cdlerin sonradan hazirlandigi ortaya ciksa bile dava cokmez,onemli olan iceriklerinin ne zaman olusturuldugudur.
            mahkemenin tavri konusunda ise haklisiniz.ama diger butun mahkemelerde bu sekilde islemler yapiliyor.bu bugunun sorunu veya bu davaya has bir olgu degil genel bir hukuk sorunu.tabi bunu izah etmemin nedeni hakimin bu davaya ozgu tarafli davrandigini degil herzamanki gibi davrandigini izah etmek icindir ki iki durum arasinda oldukca onemli bir fark var.
            tabi birde celiskileri ortaya atan askeri bilirkisilerin cok fazla tarafli olarak bilirkisilik yaptigi da unutulmamali.bilirkisi olarak hazirladiklari raporlarin hatalari daha sonra hazirlanan ikinci tubitak raporunda ortaya cikartiliyor.zaten usluplarindan bile ne kadar tarafli bilirkisi olduklari ortada.bana gore onlar bilirkisi degil savunma makaminin taniklaridir.ayni sey golcukte ele gecen belgelerle ilgili askeri bilirkisi (taniklar)in raporlarinda da gorunuyor.bu arada golcukteki belgelerle ilgili askeri bilirkisi disinda baska tarafsiz bir bilirkisi raporu varmidir bilmiyorum,siz biliyormusunuz?
            yazinizin sonundaki ben taraf degilim ifadeniz dogrumudur bilemem.sonucta diger yazdiklarinizi gormedim.

            Cevapla

            • Can Acar Says:

              mdemirel33,

              Modern hukukun temel kurallarindan bir tanesi şüpheden sanığın faydalanmasıdır. İspat görevi iddia makamınındır. Savcılar sanıkların hem lehine hem de aleyhine delilleri toplamak, değerlendirmek ve iddianamelerini ona göre hazırlamakla yükümlüdürler. Açıklayamadıkları delilleri görmezden gelmek, hatta başkaları da göremesin diye saklamak iddianamenin temelden sakat olduğunu gösterir.

              Eğer açıklanamayan bir durum varsa, deliller üzerinde süphe varsa, destekleyecek başka deliller bulmak savcıların görevidir. Sanılkar da şüpheden faydalanır, aksi ispat edilene kadar masum kabul edilirler.

              Bahsettiğiniz elektronik delilleri destekleyen “tüm göstergeler” nelerdir açıklayabilir misiniz? Ancak, lütfen, somut deliller, bilgiler üzerinden konuşalım.

              Bu arada, CD içerikleri ile ilgili 1500’den fazla tutarsızlık, ve çelişki var. Birtakım tarik çelişkileri ilgili dokümanların 2009 tarihinden önce hazırlanmış olamayacağını gösteriyor. Bu durumda, güncellenmiş olsun, olmasın, tarihi geriye iyi niyetle çekilmiş olsun ya da olmasın bu CD’lerin onları destekleyen başka delil, tanık vb. olmadan hukuken delil olarak kullanılması mümkün değildir. Eğer gerçekten iyi niyetli bir asker varsa çıksın konuşsun. Tüm davanın seyri değişir.

              Evet ülkemizde hukuk sistemi sakat, ama hiç bir zaman bu kadar taraflı olmamıştı. Söylediğiniz “tüm davalarda bunlar oluyor” argümanı, özellikle en son Deniz Feneri davası gelişmelerinden sonra çok zorlama oldu, kusura bakmayın. Eğer bu konuda bir iyileşme olmasını istiyorsak tüm davalarda sanıkların kim olduğuna bakmadan, taraf tutmadan, hukuku ve adaleti savunmalıyız.

              Hayatınızda görmediğiniz ama üzerinde isminiz yazan belgelerden dolayı yıllarca tutuklu olarak yargılanabileceğiniz fikri sizi endişelendirmiyor mu? Birisi size “evet ama onu sen de yazmış olabilirsin, ispatlamak mümkün değil, o yüzden hapisten çıkamazsın” dese ne hissedersiniz?

              Bu davalarda darbeciler yargılanmıyor. Hukuk katlediliyor, dolaylı olarak hepimizin adalet ve yaşam hakkına tecavüz ediliyor.

              Saygılarımla …

              Cevapla

            • Can Acar Says:

              Bu arada, gölcük askeri bilirkişi raporunu okudunuz mu? Ben bilişim güvenliği alanında çalışıyorum. Okuduğum kadarıyla rapor kendi içerisinde tutarlı, teknik hatası bulunmayan, yoruma kaçmayan bir rapor. Açıklayamadığı noktalara da işaret edecek kadar objektif olmaya çalışıyor.

              Cevapla

            • Olasılıksız Says:

              Sayın mdemirel33,

              Söylediklerinize ne yazık ki katılmıyorum.
              Elektronik veriler tek başına kullanılmıyor demişsiniz. Ama davanın üstüne kurulduğu temel bu elektronik veriler. Diğer her şey bu verileri desteklemek amacıyla kullanılıyor. Eğer temeli oluşturan verilerin sahte olduğu kesinse siz istediğiniz kadar diğer delillerle bunu desteklemeye çalışın, sonuç değişmez… sahte, sahtedir!

              Bilirkişiler hakkında söylediklerinize ise hiç katılmıyorum. Siz raporları okudunuz mu bilmiyorum. Askeri raporların taraflı olduğunu söylemişsiniz. Ama Daysal’ın raporu sadece bilirkişi raporu değil tez gibi bir şey. İstediği kadar taraflı olsun, içerisinde vurgulanan çelişkilerin aksini söyleyebilecek kimse yok.

              Tübitak bilirkisi raporu diğer raporları çürüttü demişsiniz. Açıkcası ilk rapor tam bir facia… rapor bile denemez!

              2. raporu okurken ise dehşete kapıldım. Savcıların sordukları soruların yeterli ve doğru olmaması bir yana, verilen yanıtlar öylesine üstü kapalı ve belirsiz ki, aslında çok laf söyleyip hiç bir şey söylemiyor. Diğer bilirkişi raporlarında tespit edilmiş bariz yanlışlıkların ve çelişkilerin hiç birine açıklama getirmiyor.
              Tek bir doğru tespiti var! Dosyaların yazdırma tarihinin oluşturma tarihinden önce olabileceğini söylüyor. Evet, bu doğru! Ama diğer bilirkişilerin dile getirdikleri tek çelişki bu değil.

              Ben tarafsız bir gözle o raporu okuduğumda, kurumun önceki bilirkişi raporunu aklama için çok ciddi bir çaba içine girdiği, bir bilirkişiye yakışmayacak şekilde tarafsız davranmadığı izlenimine kapıldım.

              Kaldı ki, mahkeme izin vermiş olsaydı, avukatların ve sanıkların o bilirkişilere bizzat kendi raporlarında belirttikleri şeylerden kolay kolay yanıtlayamayacakları sorular sormaları olasılığı vardı. Çünkü daha önce sorulmuş olan sorular bana göre hem eksik, hem bulanık, hem de yanlıştır.

              En basiti; bir veri için 2003 tarihinden sonra üretildiği çok açık olmasına rağmen “biz verilerde bir tutarsızlık tespit edemedik” demek sanığın hakları açısından çok büyük bir ihmal ve hatadır. Tübitak bilirkişilerinin görmediği, tahmin etmediği, dikkate almadığı pek çok hata başka bilirkişiler tarafından çok açık, net ve herkesce doğrulanabilir şekilde (ki bilimsellik budur) ortaya konulabildiğine göre, bu bilirkişilere ya “bilmezkişi” demek lazım, ya da suç işledikleri ve görevi suistimal ettiklerini iddia etmek lazım.

              Cevapla

            • tercüman Says:

              ”Cdlerin sonradan hazirlandigi ortaya ciksa bile dava cokmez,onemli olan iceriklerinin ne zaman olusturuldugudur”.

              Çok güzel bir tespit…

              Cevapla

              • Olasılıksız Says:

                Öyle bir çöker ki… 🙂 Gürültüsü çinden duyulur.

                1. CD’lerle seminerin ilişkisi kalmaz.
                2. CD’lerin oluşturulduğu tarihle iddia edilen darbe tarihi uyuşmaz. 🙂

                İddianame suç tarihi olarak 2003 yılı diyor. 2007’de hazırlanmış CD ile 2003 yılında suç işlemeniz mümkün değildir. 🙂

                Cevapla

  3. tercüman Says:

    Bence de hata ediyor inkar etmekle, çıksın delikanlı gibi yaptım desin, pişmanlıktan faydalansın, diğerleri için de geçerli bu dediğim tabii ki…

    Cevapla

  4. Solmaz Türk Says:

    Sanıkların lehine olan belgeleri savcılar neden adli emanette saklar,delillerin inceleme safhası neden atlanır,Özkök ve Aytaç Yalman’ın tanık olarak dinlenmesini neden kabul edilmez,eğer sanıkların gerçekten suçlu olduklarından ve belgelerin gerçek olduklarından bu kadar eminseler çekindikleri ne var?Amacın gerçekten bir yargılama olmayıp TSK nın gelecekteki kadrolarının dizayn edilmek istendiği,davanın nisan ayında sonuçlandırılıp yargıtayda onanacağı ve yaş kararlarına yetiştirileceği gibi duyumlar alındığı aylar önceden avukatlar tarafından mahkeme heyetine söylenmişti.Görülen o ki söylenenler doğruymuş.Üçer,beşer atlanarak alel acele ,hukukun bütün kuralları çiğnenerek sonuca gitmeye çalışılmasına söylenecek tek bir şey var,YAZIKLAR OLSUN.

    Cevapla

  5. fmerakli Says:

    Evet birileri seminer CD’lerine benzesin diye kasitli olarak icerisinde Balyoz darbe plani olan CD’lerin tarihlerini geri alarak basmislar, hatta hizlarini alamamislar, bir ordu mensubunun esine ait 2008 tarihli banka dekontunu da “duncelleyerek” 2003 tarihi ile bir harddiske de kaydetmisler… Sence neden ve kim bu birileri? Cetin Dogan, gecen sene bu tarihlerde tertibin arkasinda kimler oldugunu bildigini, zamani gelince aciklayacagini soylemisti. Bir yil gecti, neredeyse dava bitecek ben hala merakla bekliyorum ne zaman aciklayacak diye…

    Hadi diyelim ki birileri 1. Ordu’nun kozmik odasini bosaltiyor, sonra sahte belgeler uretip CD’lere, harddisklere kaydediyor, bunlari gercek belgelerle ve Istanbul’un uzerine nasil cokulur tartismalarinin yer aldigi, 12 Eylul’un model alindigi bir plan seminerinin ses kayitlariyla harmanlayip Taraf’a gonderiyor ya da Golcuk’te dosemelerin altina sakliyor… Sahte belge ureten birisi ya da hadi cete diyelim birileri, neden bir sigorta policesinin banka dekontu ile ugrassin? Adamin isi tarihi geri alinmis bilgisayarlarda sahte belge uretmek, 2008 tarihli dekontu 2003 tarihi ile kaydetmek degil ki? Hadi diyelim ki bu sahte belge cetesi suzme salaklardan olusuyor. Balyoz belgelerinde bir suru tutarsizliga imza attilar, bu blogta ve basinda bu tutarsizliklar yazildi cizildi. Adamlar hic orali olmayip Golcuk’e baska tutarsizliklari olan yeni belgeler gomduler, onlar da ifsa olundu, yine tinmadilar yine tarih tutarsizliklari olan baska belgeleri Eskisehir’de bir emekli albayin evinden cikan flash diske kaydettiler.

    Ortada bir sahte belge cetesi mi, sahte süsü verme cetesi mi var diye merak ediyor insan, ki takip edenler bilir, bu benim icin yeni bir merak degil. Uzun zamandir yeri geldiginde dile getirdigim bir soru isareti…

    Cevapla

    • Kemal Says:

      Sevgili Fmeraklı,

      Dönüp dolaşıp aynı yere gelmen çok da hayırlı değil bana sorarsan. Özgürleşemiyor olmanın, ayağından bir yerlere bağlı olmanın göstergesi olsa gerek. Halbuki Allah’a bir can borcun var sadece. Kimse de babanın oğlu değil. Ama elbette karar sana kalmış…

      Neyse, mdemirel33’e verdiğim cevabın bir benzeri senin için de geçerli. İster sahte belge çetesi ister sahte süsü verme çetesi ne olursa olsun durum şu ki CD’nin ipiyle kuyuya inilmez. NOKTA. (CD dışında kanıt yok. Plan seminerindeki “istanbula çökmeydi” falandı filandı sözlerini savcılığa ilet. Adamlara göre bildiğin gibi bu çökme meselesi GÖREV! 🙂 Kaldı ki çökme kelimesini bir kişi kullanıyor. 355 sanık ne iş?)

      Bu CDlerin çürük olduğu biliniyor muydu? Biliniyordu. Bunu savunma biliyordu. Bunu genelkurmay biliyordu. Bunu Fethullah Hoca Biliyordu. Bunu Bülent Arınç biliyordu. Bunu ABD Elçisi biliyordu. Bunu tüm dünya biliyordu. Bunu savcı da biliyordu. Bunu mahkeme heyeti de biliyordu ki o yüzden adli emanete saklamayı tercih etti lehte olan delilleri, o yüzden geciktirdi imajları savunmaya vermeyi. O yüzden an itibariyle adil yargılanma hakkını hiçe sayacak şekilde idare ediyorlar mahkemeyi…

      Bunu ben de biliyordum. Bunu muhtemelen sen de biliyordun. Bunu hepimiz biliyorduk. Bu 355 kişinin, ailelerinin, tutukluların, terfi ettirilmeyenlerin vs. hepsinin, sadece ve sadece birilerinin hedef listesinde olduklarından dolayı hakları hukukları çiğneniyor.

      Bu kişilerin ve ailelerinin rızklarıyla oynanması temelde hırsızlık, haydutluk ve soygunculuk. Haklarının ve hukularının tanınmaması baskıcı, sadist ve işkenceci bir karakterin göstergesi. Özetle bu işleri tezgahlayanların, destekleyen siyasetçi ve bürokratların, kamuoyu oluşturan gazetecilerin tamamı onursuz, şahsiyetsiz ve kişiliksiz tipler. Bu kişiler sokaktaki mafyayı, katili, haini vs. eleştirmeye gelince mangalda kül bırakmayan sorsan vatan millet sakarya tipler. Halbuki mafya da, katiller de, hainlerde açıkçası bu tezgahta en ufak rol alanların tamamından daha temizdir.

      Neyse sen üzerine alınma. Sen akademik merakınla daha hala olanı biteni anlamaya çalıştığın için bu süreçten muafsın. 🙂

      Sevgiler.

      Cevapla

    • Kemal Says:

      Bu arada ciddiyim son yazdıklarım konusunda. Sadece takılmak için o cümleleri yazdım. Yoksa elbette sizi kasttetmiyorum.

      Sevgiler.

      Cevapla

    • Olasılıksız Says:

      Sayın fmerakli,

      Şimdi sizin yaptığınız biraz “cambaza bak” demeye benziyor!

      11,16 ve 17 nolu CD’lerde kullanılan fontlardan yola çıkarak 2006’dan önce yaratılmış olamayacağı söyleniyor. Siz de diyorsunuz ki, “bakın 7 nolu CD’de de çıkmış”. E, naapalım? Belki hepsinde çıkacak… Ama davaya konu olan, suç unsuru içerdiği söylenen CD’ler onlar değil ki…

      Belki de hepsinde sahtecilik var. Bu raporların dile getirdiği şey suça konu olan CD’lerin 2006’dan önce TEKNİK OLARAK üretilemeyeceği… Bunda itiraz edilebilecek bir şey var mı? Yok!

      Ha, şimdi gelelim diğer kısmına… Düncelleme, güncelleme ne dersek diyelim… CD’ler, yazılar her ne dersek diyelim 2006’dan sonra üretildiyse bunlar niye 2003 tarihli??? Sizin mantığınızla yola çıkarsak, yargılanan bu kadar yüksek eğitimli subay embesil mi de güncelledikleri yazıları uğraşıp didinip 2003 tarihli kaydettiler. Hatta, daha ileri gidip gerçekleşmesi fiilen imkansız bazı olayları bu planlarına dahil ettiler.

      Güncelleme yapan subaylar öyle beceriksiz ve kifayetsizmiş ki, emekli olmuş, elini ayağını çekmiş subayları dahi planlarda güncellemişler. Üstelik de 2006’dan sonra güncellendiği hatta en erken 2009’da olduğu söylenen bu güncellemelerde hala 2003’de yaşıyormuş gibi planlamalar yapmışlar.

      İyi ama köprünün altından çok su akmış… O planlarda yaptıkları güncellemeler 8-10 sene geçmişte kalmış… güncelleme ile görevlendirdikleri kişiler de artık o görevlerde değil, tutuklayacakları kişilerde, kullanacakları kişiler de… demek ki bir güncellemeyi bile ellerine yüzlerine bulaştırmışlar.

      Şimdi bu mu daha mantıklı? Yoksa sizin iddia ettiğiniz gibi sahtecilik çetesinin beceriksizlik yapması mı?

      Ben gerçekten zaman zaman yazılarınızda burada mesaj yazan kişilerin zekasıyla dalga geçip geçmediğiniz hakkında tereddüte kapılıyorum.

      Microsoft’un 2006’da ilk kez yarattım dediği bir fontun 2003 tarihli yazılarda bulunması nasıl daha fazla çarpıtılabilir ki? Hani buna kim inanır; Kadir İnanır diye soğuk espiri yapacağım ama ne yazık ki bir sürü inanan çıkıyor.

      Doğru dürüst mantık yürüten hiç kimse bu güncelleme teranesinin arkasına sığınmaz! Hakimler dahi, bir ceza vereceklerse bu digital dökümanlara bakarak karar verirlerse çok büyük bir yanılgı içine düşmüş olurlar. Çünkü bu dökümanları doğru kabul etmek her yönüyle bir safsata niteliğine bürünmüştür.

      Burada mahkemenin elinde kalan tek dayanak seminer içeriği ve sağda solda yapılmış bazı konuşmalardır. Bunların nasıl bir suç oluşturduğu da tartışma konusudur. Görünen o ki savcılar dahi bunda tutarlı bir tavır gösterememiş, semineri dökümanları destekleyici bir unsur olarak dosyaya koymuşlar. Dökümanlar sahte çıkınca seminerle desteklense ne olur, desteklenmese ne olur?

      Cevapla

      • fmerakli Says:

        Can, Kemal ve Olasiliksiz’a cevaben bir iki kelam edecegim…

        Kemal, donup dolasip ayni yere gelmenin ozgurlesemiyor olmakla bir ilgisi yok, soru isaretinin hala ortada olmasi ile ilgisi var. Blog yazarlari, sen ve bir cok kisi sahte belge cetesinden bahsediyorsunuz. Cetin Dogan bir sene once kim olduklarini biliyorum, vakti gelince aciklayacagim demisti; hala bekliyoruz. Eger sen kim olduklarini biliyorsan acikla, Dogan’i beklemeyelim; saniklarin avukatlari da suc duyurusunda bulunsun sahte belgeleri uretenler icin…

        Olasiliksiz da yargilanan subaylar icin embesiller mi bir guncellemeyi ellerine yuzlerine bulastirmislar diye soruyor… Bilmiyorum, ama belki de cok zekiler.. Belki de belgeleri dijital ortamda tutup, ekleme, cikarma yaptiktan sonra 2003 tarihiyle kaydedelim, dijital belgeler bir sekilde sizarsa sahte deriz diye dusunmuslerdir. Boyle olmustur demiyorum, ama sahte belge cetesi ile sahte susu verme cetesi arasinda benim acimdan kategorik bir fark yok – ikisi de ihtimal dahilinde…. CD’lerde bir takim tarih tutarsizliklari var, ama bunlara kimin imza attigi belli degil…

        Ama bir noktada haklisin, verilecek kararin sadece dijital belgelere bakilarak verilmesi sikinti yaratir ki savcilik mutalaasinda seminer ses kayitlarinin bu nedenle cok genis bir sekilde kullanildigini goruyoruz. Bir de yine saniklar hakkinda istenilen cezalar, sadece dijital belgelere dayanmiyor ve deliller soyle listeleniyor:

        “… ayrıntıları iddianamenin genel değerlendirme bölümünde detaylı olarak izah olunan doküman ve belge inceleme tutanakları, bilirkişi raporları, şüpheli beyanları, tesbit tutanakları, dijital inceleme raporları, ses kayıt çözümleri ve tüm dosya kapsamı”

        Bir de Can ve Kemal, Emre Uslu’nun 7 nolu CD’de de calibri fontu var iddiasi ile ilgili olarak “demek ki savunmanin gercek oldugunu kabul ettigi CD’ler de gercek degilmis” diyorlar. Ama Dogan ve Rodrik, bir yorumcunun dile getirdigi ayni iddiaya “Hayir, yok” diye cevap vermislerdi. Kendilerinden son derece emin bir sekilde diger CD’lerde font, xml; gibi tutarsizliklarin olmadigini soylediler. Ben yukarida bu iddialarini kanitlayacak bir kanita sahipler mi yoksa soyledikleri bir temenniden mi ibaret diye sordum, bir cevap da cikmadi. Eger diger CD’lerde de 11 ve 17 nolu CD’lerdeki tutarsizliklar var ise savunmanin “Biz gercek zannetmistik ama bu CD’ler de sahteymis” diye ortaligi ayaga kaldirmasi ve o CD’lere mahkemenin itibar etmemesini talep etmesi gerekmez mi? Ama Pinar Dogan ve Rodrik’e bakarsak, diger CD’ler normal, sadece 11 ve 17 nolu CD’de 2007 sonrasina ait fontlar vs var…

        11 ve 17 nolu harici diger CD’lerde delil olarak kullanilan, suc isnat edilen bir sey yok, o yuzden diger CD’lerdeki yutarsizliklar onemli degil diye dusunenler vardir. Zira hem bu blogta, hem savunma avukatlarinin aciklamalarinda dogrulugu kabul edilen diger CD’lerin icinde saniklarin basini agritacak hicbir sey yokmus gibi bir hava yaratiliyor. Oysa pek oyle degil. Baransu yazi dizisinde iki tane ornek vermis, onlari alintiliyorum, ki zaten iddianamede diger CD’lere de atif oldugu biliniyor. :

        “52. Tümen Zırhlı Tümen Komutanı Tümgeneral Metin Yavuz Yalçın’ın, Yuldaer Olcan’ın, Albay Suat Aytin’in, İhsan Balabanlı’nın ve bazı isimlerin konuşması ve darbe toplantısında yaptığı sunumlar, 2 no’lu CD’de. Bu kişiler ses kayıtlarında ve powerpoint sunumlarında, İstanbul’un üzerine nasıl çökeceklerini, tankları nereye koyacaklarını, kimleri gözaltına alacaklarını, tüm listelerin ellerinde olduğunu ve dosyada bulunduğunu, milli mutabakat hükümetini, gözaltına alacakları kişileri ve daha fazlasını işte bu CD’lere koymuşlar. Bu deliller de 2 no’lu CD’de. İddianame de bu bölüm 200- 350. sayfalarda ayrıntılı olarak anlatılıyor [fmerakli’nin notu: 264. sayfadan sonra belli bir sure 11, 16 ve 17 haricindeki CD’lerden bahsediliyor,]. Albay Aytin’in, “Tüm basın yayın organları kontrol altına alınacak, rejim aleyhtarı yayın yapanlar kapatılacak” bölümü de 14 no’lu CD’de [fmerakli notu: Iddianame sayfa 251-252]. ”

        Baransu bahsetmemis ama, ismi anilarak gorevden alinacaklari ifade edilen Tuzla ve Sultanbeyli belediye baskanlari ile ilgili sunum da yine 14 nolu CD’de kayitli. Savcilik iddianamede bunlari tespit ettikten sonra sunu dile getirmis:

        “Kaya VAROL’un doğrudan doğruya gerçek isimler kullanarak bunların görevden alınacağını ve yerlerine tespit ettikleri personelin görevlendirileceğini belirtmesi Balyoz Harekat Planı kapsamında yapılan çalışmaların ne boyutta olduğunu göstermektedir. Soruşturma kapsamında alman şüpheli ifadelerinde birçok kişinin plan seminerinde gerçek kişilerin isimlerin kullanılamayacağını belirttiği ayrıca askeri bilirkişi raporunda da bu konunun detayı ile açıklandığı dikkate alındığında Çetin DOĞAN liderliğinde gerçekleşen plan seminerinin asıl amacının ne olduğu net bir şekilde ortaya çıkmaktadır” (sayfa 252)

        Sozun ozu, Can ve Kemal, diger CD’lerde font tutarsizligi var ise onlar da otantik degildir diyorlar, makul gibi gorunuyor ancak yukarida bazi orneklerini verdigim diger CD’lerde yer alan ve iddianamede saniklar aleyhine kullanilan bilgi/belgelerin kayitli oldugu CD’ler icin Dogan ve Rodrik temiz diyor, onlarda 11 ve 17 nolu CD’lerdeki tutarsizliklar yok diyor. Ben de nacizane soruyorum, kimin dedigi dogru acaba diye? Ya Uslu hakliysa diyerek herhalde Dogan ve Rodrik o CD’yi de inceleyecek ya da incelettirecektir. Eger Uslu hakli ise o CD’nin de sahte oldugunu kamuoyuna aciklarlar ve mahkemece dikkate alinmamasi gerektigini sanik avukatlari mahkeme heyetinden talep ederler herhalde. Ayni sey diger CD’ler icin de gecerli tabii. Bekleyip gorecegiz.

        Bir de her seye ragmen sunu da soyleyeyim ki 11 nolu CD’deki kadife eldiven faaliyeti ile ilgili universite ogrencilerinin fislendigi belgeler ve Dogan’in seminer konusmasinda universitelerde yapacaklarini “kadife eldiven” metaforu ile acikliyor olmasi (iddianame sayfa 232) benim icin hala 11 nolu CD/balyoz ile seminer konusmalari arasindaki saglam bir baglantidir. Sahte belge cetesinin “Dogan konusmasinda kadife eldiven demis, hadi oturup kadife eldiven faaliyeti uyduralim ve sahte belgeler uretip universite ogrencilerini fisleyelim” demesinden ziyade, Dogan’in bilgisi dahilinde olan, belki emri ile hazirlanan, bir faaliyeti yine universitelerle ilgili kontekste seminerde zikretmesinin daha akla yatkin bir ihtimal oldugunu dusunuyorum. Aksini dusunenlere de saygi duyuyorum…

        Son olarak. Kemal’in onur, sahsiyet, kisilik testine kucuk bir gonderme yapayim; eger insanlarin onur, sahsiyet ve kisiliklerini tartan bir terazi olsa idi seminerde Istanbul’un uzerine cokmekten bahsedenler, milli mutabakat hukumeti kuran, hukumete ultimatom verilmesini dile getirenler, gorevdeki belediye baskanlarinin yerine gelecek isimleri belirleyenler, 12 Eylul Bayrak Harekat Plani’nin model olmasini isteyenler sence terazide ne kadar cekerlerdi?

        Cevapla

        • muzo657 Says:

          “HAYIR YOK” DENDİĞİ ZAMAN BU YOK DEMEKTİR. VAR DİYENİN VAR OLANI GÖSTERMESİ GEREKİR. YOK OLAN BİR ŞEYİN İSPATI ZATEN YOK OLMASINDAN KAYNAKLANIR. YANİ 7 NOLU CD’DE CALİBRİ FONTU AR DİYEN KİŞİ BULDUĞU ÖRNEĞİ GÖSTERMELİDİR. YOK DENDİĞİ ZAMAN CALİBRİ FONTU KULLANILMIŞ YAZI YOK ANLAMINA GELİR VE BU DA SÖYLEDİKLERİNİN İSPATIDIR. BAZEN ÖYLE SORULAR SORUYORSUNUZ Kİ İNSAN BUNU HER HALDE DALGA GEÇMEK İÇİN SORDUĞUNUZ HİSSİNE KAPILIYOR.

          Cevapla

          • Solmaz Türk Says:

            Yedi no lu CD de de calibri fontu var,gördüm diyenler yeni bir tezgah peşinde anlaşılan.Dikkat edilsin yeni CD ler yaratılabilir. Bu günlerde,her türlü alçaklığı bekliyorum bunlardan.Son zamanlarda hep bir ağızdan aynı şeyi dillendirir oldular.

            Cevapla

          • fmerakli Says:

            Bu ne siddet bu celal?

            Yok olan sey ne muzo657?

            11 ve 17 nolu CDler disindaki CD’ler de Arsenal Consulting tarafindan incelendi mi, incelenmedi mi?

            Yok incelenmedi deniyorsa ortada baska bir durum, incelendi ama iclerinde calibri fontu bulunmadi deniyorsa bu baska bir durumu ifade ediyor.

            Bir daha soruyorum, yok olan sey ne?

            O belgelerde Calibri fontlari mi, yoksa 11 ve 17 nolu CD’ninkine benzer, calibri fontu vs bulunmadigini ifade eden bir rapor mu?

            Cevapla

            • Can Acar Says:

              Bir dönem çok bahsettiğin sivil memurlar Melek Üçtepe ve Sevilay Bulut’un ifadeleri ve ilgili elyazısı incelemeleri hangi CD’lerin seminer öncesinde, seminer için hazırlanmış olduğunu aslında oldukça net bir şekilde açıklıyor:

              https://cdogangercekler.files.wordpress.com/2011/10/melek_uctepe_ifade.pdf

              https://cdogangercekler.files.wordpress.com/2011/01/emniyet-ekspertiz-raporu.pdf

              İlgili Blog yazısı da burada: https://cdogangercekler.wordpress.com/2011/10/10/emniyet-gorevlileri-sahtecilik-isaretlerini-ortbas-edip-mahkemeyi-nasil-yaniltiyor/

              Kısaca, ekspertiz raporuna göre, 3, 6, 8, 9, 19 numaralı CD’lerin üzerindeki yazılar Melek Hanım’ın elinden çıkmış.
              Melek hanım ifadesinde de 19, 18, 15, 14, 13, 12, 10, 9, 6, 5, 4, 3, 2 ve 1 numaralı CD’leri net olarak hatırladığını söylemiştir.

              16 ve 17 için “hatırlamıyorum”,
              11 için “hatırlamıyorum, bizim arşive ait değildir”,
              8 için “hatırlayamadım, ancak CD kapağı ve üzerindeki yazılar bize aittir” demiş,
              7 için “yine, kapak bize aittir, ancak CD bize ait değildir” demiştir.

              Kısacası, 7 numaralı CD konusunda ne iddianamede bir suçlama var, ne de kimse içeriğini sahipleniyor. Tarihi değişmiş olsa da olmasa da farketmez.

              Kolay gelsin …

              Cevapla

            • muzo657 Says:

              Beni kızdıran bir insan “yok” derken “yokluğun ispat edilmesini” istemeniz. Tıpkı olmayan darbe planının olmadğını yüzlerce insanın ispatlamaya çalışması gibi. Var diyenlerin elindeki deliller sahte çıkınca küçük bir çocuğun inatla “bana ne var diyorum işte” düzeyinde ısrar ettiklerini görüyoruz. Siz de “yokluğun ispat edilmesini” istemeyi kendinize yakıştırıyorsanız söyleyecek bir şey yok. Ben dalga geçtiğinizi sanmıştım.

              Cevapla

        • Can Acar Says:

          fmeraklı,

          Cevap vereceğim demişsin ama cevap vereceğine bir çuval bahane üretmişsin. Senden farklı bir davranış beklemiyordum, ama okuyup da kafası karışanlar olabilir diye sapla samanı ayırmak gerekiyor:

          Eğer bu dava semineri organize eden ve yürüten Çetin Doğan dahil bir grup subayı kapsıyor olsa, iddianame seminer kayıtlarından sadece üstünkörü bahsediyor olmasa, o zaman dediklerin anlamlı olurdu. Hatta davada tüm seminer katılımcıları yargılanıyor olsa yine durum kabul edilebilir olurdu. Ne yazık ki balyoz davası seminer kayıtlarını yargılamıyor. Yani, sayıp döktüğün bu örneklerin bu dava kapsamında hiçbir değeri yok. Bu örnekleri vererek sadece hukuksuzluklara bahane bulmaya çalışıyorsun. Bu bahanelerle içinde bulunduğun ahlaki çıkmazdan kurtulabileceğini ve savunduğun haksızlıkları temize çıkartabileceğini zannediyorsun.

          Şu soruya cevap ver: Eğer seminer kayıtları yargılanıyorsa neden seminere katılanların sadece yarısından azı davada sanık, seminere katılmamış yüzlerce asker sanık sandalyesinde ne arıyor?

          Senin amacın darbecileri yargılamak veya gerçekleri bulmak değil. Bağcı dövmek, intikam almak, gözdağı vermek. Sıraladığın bahanelerin hukuk ile alakası darbe dönemi mahkemeleri kadar. Vicdanını, ahlakını ve insanlığını kapının önünde bırakmışsın. Linç çetelerinden, darbe şakşakçılarından farksızsın.

          Kolay gelsin …

          Cevapla

        • Kemal Says:

          Sevgili Fmeraklı,

          Kimler yapmış söyle diyorsun ya, aslında ben bunu çok kereler söyledim ve iddiaların kaynağını da verdim.

          Sabri Uzun kimlerin “seminer kayıtlarını” kullanarak 2003’te ve 2006’da yanına gelerek davayı açmak istediklerini İSİM VEREREK ve hangi grubun temsilcisi olduğunu belirterek dile getiriyor. Kendisinin de bunlardan bir şey çıkmaz diyerek reddettiğini. Hanefi Avcı’da aynı kişileri işaret ediyor kitabında. İmamın Ordusu diye de bir kitap yazıldı biliyorsun. Sabri Uzun’a atıf yapıyordu Emniyet İnceleme Raporunu hazırlayan polis memuru “Ergenekoncu” diye, nedense devamını getiremediler…

          OdaTv’yi azıcık takip etseydin, dönüp dolaşıp aynı yerlerde patinaj çekmezdin. Ne diyor Serdar Öztürk:

          “Öztürk, verdiği dilekçede Ali Fuat Yılmazer’in göreve getirilmesi süreciyle ilgili ilginç bir iddiada da bulundu.

          “Müdafi olduğum süreçte, Sabri Uzun’la yaptığımız görüşmelerde kendisi bana “2006 yılında bu belgeleri geri çevirmesini müteakip, kendisine bu belgeleri getiren emniyet istihbarat daire başkan yardımcısı Recep Güven ‘in İstanbul Emniyeti’nde görevli TEM ve İstihbarat Şube Müdürleri ile görüştüğünü, kendisinin bu görevliyi o tarihte takip ettirdiğini, Recep Güven’in bu görevlilere kendilerinin bir projesi olduğunu, projeyi sadece belirli emniyet mensuplarının bildiğini, dolayısıyla bu kişilerin İstanbul Emniyeti’nde projeyi uygulamak üzere kendilerinin yerine atanacaklarını, projenin gerçekleştirilebilmesi için kendi görevlendireceği emniyet mensuplarının atanmasının zorunlu olduğunu, bu yer değişikliği nedeniyle husumet gütmemelerini istediğini belirlediğini anlatmıştır.

          Müteakiben, Sabri Uzun’un görevden alınmasından sonra, Ümraniye’de el bombaları bulunmadan önce, “Ergenekon Projesi”ni uygulamak için, Ali Fuat Yılmazer ve Mutlu Ekizoğlu İstanbul Emniyet Müdürlüğü’ne atanmışlardır.”

          Yakın zaman önce Emin Çölaşan ve Mustafa Mutlu bir başka kitabı gündeme getiriyorlar. İlhami Yangın’ın yazdığı ve “cemaat kasetçilerini” birinci elden gündeme getirdiği bir kitabı… ( http://www.ilk-kursun.com/haber/100898 )

          Serdar Öztürk İrtica’yla Mücadele Eylem Planı çerçevesinde bir ara Adnan Hoca çevresinden iki bayanın ofise gelmesinden bahsediyordu…

          Demem o ki, sahtecilik çetesinin uzaylılar olmadığı aşikar. İsimler de dile getiriliyor. Sorun şu ki siyasal iktidar böyle bir davanın açılmasından taraf değil.

          Fethullah Hoca, Adnan Hoca, MİT, Emniyet İstihbarat, Genelkurmay İstihbarat vs. isimleri bana neyi hatırlatıyor biliyor musun?

          Son 70 yıldır Türkiye’yi yöneten merkez sağ koalisyonu. Yani İşveren – Nakşi- Turancı – Liberal- Nurcu koalisyonunu. 1945 sonrasında Türkiye’yi yönetenleri. Demokrat Partiyi oluşturan koalisyonu, 60’ların Komünizmle Mücadele Derneklerini, Adalet Partisini, 70lerin Aydınlar Ocağını, Yeniden Milli Mücadelecilerini, 80’lerin Evrenini, Türk – İslam sentezini, dört eğilimi birleştiren ANAP’ı, Rabıtayı, 90’ların Tansu Bacısını, Fethullah Gülen’ini, Mehmet Ağar’ını, Korkut Eken’ini, Veli Küçük’ün ve 2000’lerin Ak Partisini…

          İşte Türkiye’nin kısa siyasi tarihi…

          Sevgiler.

          Cevapla

        • Kemal Says:

          Merhaba Fmeraklı,

          Onur meselesinde sorduğun soruyu atlamışım.

          Varsayalım gerçekten de benim dediğim doğru ve gerçekten de birileri sahte deliller üreterek bu davayı açmış. VARSAYALIM diyorum.

          Eğer öyleyse, şu aşağıda yazdıklarıma katılıyor musun, katılmıyor musun?

          “…Bu kişilerin ve ailelerinin rızklarıyla oynanması temelde hırsızlık, haydutluk ve soygunculuk. Haklarının ve hukularının tanınmaması baskıcı, sadist ve işkenceci bir karakterin göstergesi. Özetle bu işleri tezgahlayanların, destekleyen siyasetçi ve bürokratların, kamuoyu oluşturan gazetecilerin tamamı onursuz, şahsiyetsiz ve kişiliksiz tipler. Bu kişiler sokaktaki mafyayı, katili, haini vs. eleştirmeye gelince mangalda kül bırakmayan sorsan vatan millet sakarya tipler. Halbuki mafya da, katiller de, hainlerde açıkçası bu tezgahta en ufak rol alanların tamamından daha temizdir….”

          Evet ya da hayır? Sence de bu nitelemeleri hakketmezler miydi?

          Ben açık söyleyeyim. Eğer senin dediğin gibi sahte süsü verme çetesi varsa onlar da bu nitelemeleri hatta daha fazlasını hakkediyorlar. Gözümde sürüngenler kadar değerleri yoktur o kişilerin.

          Hadi bakalım sıra sende. 🙂

          Sevgiler.

          Cevapla

    • trekking Says:

      Fmeraklı, Uzun bir aradan sonra Blogda yazdığınızı görmek hoş.Sizin şüpheciliğinize ihtiyacımız var. Cidden.

      Ortada bir sahte belge çetesi mi var, sahte süsü verme çetesi mi var demişsiniz.

      Allahaşkına bu belge dediğimiz şeyler(ağız alışkanlığından olsa gerek) hangi bilgisayarlarda yazılmıştır? Bu belli mi? 1.ordu bilgisayarlarında yazıldığı veya kalıntılarının olduğu ispatlandı mı?

      Bu belge dediğimiz CD’lerin altında ıslak imza var mı?

      Görevlendirelecek personel listelerinde adı geçen ve bu davanın sanığı olan personellerin bu görevi kabul ettiklerine dahil herhangi bir belge var mı?

      Peki bunları ispat etmek kimin görevi evrensel hukuka göre?

      Sadece bir banka dekontu değil ki söz konusu olan.

      2003 den bu yana güncelleme yapılıyor ise ve yaklaşık 1.500 adet maddi hata, tutarsızlık,çelişki Sanıklar ve Avukatlar tarafından tespit edilmiş ise demek ki yüzlerce kez güncelleme yapılmış olmalı. Ve nedense bu güncellemeleri yapanlar bilgisayar tarihini 2003 e alıyorlar. Ama aynı işlemi yüzlerce kez yapmıyorlar.CD’ler tek oturumda oluşturuluyor ve sonradan ekleme çıkarma yapılmıyor. Neden?iddianame, CD’ler Çetin Doğan için hazırlandı da ondan diyor.

      Baransu da ilk etapda aynı şeyleri söylüyordu karargah kitabında.

      “[Emniyet Kriminal Dairesi ve TÜBİTAK’tan] Gelen cevaplar CD’lerin hazırlandığı bilgisayarın 1. Ordu Komutanlığı’na ait olduğu ve belgelerin 2003 yılında kullanımda olan Word yazılımıyla hazırlanıp, CD’lerin üzerine bu tarihten sonra herhangi bir kayıt yapılmadığı şeklindeydi.”

      Barbaros Büyüksağnak’ın olayı blogda verilmişti. Gölcük, o ve onun gibi olayları ve çelişkileri çözmek için yaratıldı. Eskişehir ise “belgelerin altında neden imza olmadığını” açıklamak için yapıldı.

      Sahte belge çetesi demek aslında işi çok hafife almak olur.Çok daha büyük bir organizasyon ve yapı var karşımızda. Van 100.yıl Üniversitesi’nden başlayarak hemen bütün davalarda Ergenekon, Poyrazköy, Akeri Casusluk, Şantaj ve Fuhuş, Komutanlara suikast, irtica eylem planı, KCK, Hanefi Avcı Devrimci karargah, Odatv, Şike davalarında da bu yapı işin içinde. parmak izleri her yerde. Görmek isteyen için o kadar çok ki.

      Cevapla

      • fmerakli Says:

        COk daha buyuk bir organizasyon var karsimizda diyorsunuz ve Sike dahil bir cok dava ile birlikte Ergenekon’u da zikrediyorsunuz. Ergenekon davasi kapsaminda yargi onunde olan darbe planlari – Sarikiz, Ayisigi ve Yakamoz. Onlar da ,mi sahte? Onlar da mi o buyuk organizasyonun uretim merkezinden cikmis? Balyoz davasinda sanik olarak dinlenilmesi talep edilen Aytac Yalman, Ergenekon davasinda verdigi ifadede Sarikiz, Ayisigi ve Yakamoz planlarini 2004 yilinda Hilmi Ozkok’un kendisine gosterdigini soyluyor. Soz konusu planlar bu denli net bir sekilde donemin komutani tarafindan dogrulaniyor, ama Ergenekon hala “bir yapinin isi”… Dursun Cicek’in davasinda Jandarma Kriminal dahi islak imzanin Cicek’e ait oldugu seklinde rapor veriyor, ama o belge ve dava da “organizasyonun” isi muhtemelen size gore… Ben de bunu anlamakta zorluk cekiyorum, kusura bakmayin.

        Alakasiz bir konu ama sike davasinda Aziz Yildirim tapelerdeki surulen tarlalar meselesini ilk savunmasinda kazanmak icin temenni, gecen hafta da Eyup Sultan’da kurban kesmek olarak acikliyor. Bazilari da inaniyor, inanmakla kalmiyor organizasyonun parmak izleri sike davasinda var diyor… Kolay gelsin, ama ben inanmiyorum… Aziz Yildirim’in dinlendigi donemde onlarca farkli numara kullanmasi, kullandigi numaralarin bir kisminin sahte adreslere kayitli olmasi vs. de mi o buyuk organizasyonun isi? Mac kazanmak icin Eyup Sultan’da kurban kesmek isteseniz telefonda tarlalari suruldu mu dersiniz allahaskina? Uc kan akittik falan dense, yine kulaga rahatsiz geliyor ama ama en azindan bir ilinti kurulur… Sizin ifadenizle sike davasinda da gormek isteyenler icin kirliligin parmak izleri her yerde, ama bakargorler misali insanlar sikeyi degil bahsettiginiz “organizasyonun” parmak izlerini goruyorlar… Ben bunu da anlamakta zorluk cekiyorum.

        Cevapla

        • trekking Says:

          Fmeraklı, Dünyanın döndüğüne inanıyormusun? Yok sa bu da Ergenekon’un yalanımı? bu noktaya kadar geldik yani.

          Can Acar demiş ki, “Gerçekten darbe planlayanları bulup cezalandırmak isteyen bir mahkeme, daha ilk şüphede bu çelişkilerin üzerine gidip onları açığa kavuşturmalıydı. En başta Baransu’nun ve iddianamede darbeyi engellediği söylenen Hilmi Özkök ve Aytaç Yalman’ın ifadelerine başvurması gerekirdi. Baransu’nun vatansever subayı tanık olmalı, tüm yargılama açık ve şüpheye yer vermeyecek bir şekilde yürütülmeliydi.”

          Gelsin Hilmi Özkök, Aytaç Yalman mahkemeye. Yüzleşsinler Sanıklarla. Açığa kavuşsun kim neyi görmüş? kim göstermiş? kim kimden öğrenmiş? Eğer mahkeme alfabe dersek A harfi bu değilmi? Dönemin Genelkurmay Başkanı ve KKK üstelik darbeyi önlediği söylenenler?

          Ergenekon davası torba bir dava sizde biliyorsunuz. 1milyon sayfa var. İçinden bir sayfasını çektiniz Sarıkız-Ayışığı-yakamoz. Bu da gol değil hakim bey diye soruyorsunuz? Hayır değil. Pozisyon ofsayt çünkü.Bu kadar büyük bir kulliyatı tek satırla açıklayamazsınız? Binlerce sahtecilik orada da var.

          Dursun Çiçek olayı bu blogda fazlasıyla tartışıldı. Dönüp bir arşive bakın isterseniz. jandarma’nın Kriminal raporu’nu da aynı Baransu taktiğiyle çarpıtarak “imzanın Çiçek’e ait olduğu” şeklinde veriyorsunuz.

          Şike Davası, Aziz Yıldırım Eyüp Sultan’da kurban kesmek olarak açıklamış, ilk savunmasında kazanmak için temenni demiş. Bunlar neyi değiştirir.

          Dava ne? Şike? Şike nerede yapılır?Sahada. Sahaya yansıyan ne var?Hiç bir şey yok. Fenerbahçeli olduğum için 400 sayfa iddianame ve 70 ek klasörün hepsini sabahlara kadar okudum. üstelik Azılı Aziz Yıldırım muhalifi olan ben.Sahaya yansıyan hiç bir şey yok iddianameye göre söylüyorum?Çok kesin olarak. Hiç bir şey yok?

          Ama ne var? Algı yaratmak var!!!!İşte o fazlasıyla var.

          Sizde de aynı “algı” yaratılmış anlaşılan. Diğer davalar la ne ilgisi var? Aslında çok ilgisi var. Çünkü hepsi aynı mahkemelere hitaben yazılmıyor “Algı” yaratmak için yazılıyor. Ergenekon olmuş, KCK olmuş, Kafes olmuş, hiç farketmiyor. hepsi aynı tezgah.

          Göstermek için daha ne yapmamız lazım sizin için bilmiyorum. Şu Blogun arşivi de bayağı kallavi olmuştur. Ama hala bu noktadasınız. “”ama sahte belge cetesi ile sahte susu verme cetesi arasinda benim acimdan kategorik bir fark yok – ikisi de ihtimal dahilinde”!!!

          Bu arada sorup duruyorsunuz Çetin Doğan bunları yapanları açıklayacaktı diye. Blogu çok yakından izlemediğiniz anlaşılıyor. Bunları açıkladı çetin Doğan. Bulamazsanız size yardımcı olurum blog arşivinde.

          Bu arada bu calibri font meselesini keşfeden kişi olan Abdurrahman Başbuğun 98. celse tutanaklarını baştan sona okumadıysanız okursanız Emre Uslu falan demezdiniz. yanlış anlaşılmasın Emre Uslu bu konuda usta olmak zorunda değil.

          Cevapla

        • ihtimal Says:

          Baransunun Fatih Altayli nin proramindaki konusmalarini dinlediniz mi? Cetin Dogan ve hukumet iliskisi hakkinda daha once hic bilmediklerimizi acikliyor? Mesela hukumetin cetin doganin butun faaliyetlerinden an ve an haberdar oldugu gibi?

          Cevapla

    • trssby Says:

      fmeraklı,

      Temcit pilavı gibi, sorduğun soruları tekrar tekrar sormana gerek yok. Sanırım cevabını almıştın, ama kısaca tekrarlayım. Harb oynunu oynayan bir generalsin, günler süren bir
      seminer yapıyorsun, başkaları seminerin içinden her anlama gelecek içinde darbeyi çağrıştırıacak bir kaç tümceyi cımbızla söküp senin gibi çarpıttıp burada sorduğunda te
      pkin ne olur?

      Günler süren bir seminerin içinden darbe suçu için çekip çıkardığınız hangi context’e kullanıldıklarıda meçhul olan tümcelerin sayısı, 5’i aşmıyor, Olaya bir bütün olarak baktığınızda, iddia edildiği gibi darbe planlama semineri olmuş olsa idi, Çetin Paşa ileri geri zekalı olmalı ki kendisini ve avanesini hapislerde çürütecek dellileri kayıt altına aldırmıştır.

      Sorum çok açık, siz olsa idiniz aldırırmıydınız? Eminim ki aldırmazdınız.

      Cevapla

      • fmerakli Says:

        Kisaca cevaplayayim; hayir aldirmazdim. Balyoz davasindan sonra 12 Eylul’un ornek alinmasinin tartisildigi benzer toplantilari duzenlemeye cesaret edecek komutanlarimiz hala var ise onlar da artik ses kaydi yapmayacaklardir. Bugun geriye donme imkani olsa belki Dogan Pasa da ses kaydinin alinmamis olmasini tercih ederdi.

        Yalniz bir noktaya itiraz edecegim; darbe sucu icin cekip cikardigimi soylediginiz tumcelerin hangi baglamda kullanildiklarinin mechul oldugunu yazmissiniz. Sizin icin mechul olabilir ama ses kaydinin dokumlerinin tamamini okudugum icin benim icin mechul degil. O ifadelerin sizin deyiminizle hangi context’te kullanildiklari, onuyle, arkasiyla son derece acik…

        Cevapla

        • trssby Says:

          fmerakli,

          Neden aldırmıyosunuz? Ancak, darbe yapmaya teşebbüs edecekler aldırmaz. Eğer darbe yapmayı düşünmüyor iseniz, saklanacak bir şeyiniz yok ise kayıt altına almakta ne gibi bir sakınca olabilirki? Çetin paşa açık açık konuşmalarını kayda aldırmış ve içindeki 5 tümceden dolayı başı ağrımaktadır.

          “onuyle, arkasiyla son derece acik…”

          Anlatamadım herhalde, takıldığınız 5 tümcenin toplam süresinin, günler süren bir seminerin süresine olan oranı sıfıra yakındır. Yani bunlar hiç konuşulmamış sayılır. Çok açıktır ki, Çetin Doğan ileride böyle bir suçlama ile karşılaşacağını bilmeden, seminer içindeki konuşmaların hiç bir şekilde dışarıya sızdırılmayacağını düşünerek konuşmalarını yapmıştır..

          Şimdi size soruyorum, seminer içeriğinin dışarıya sizdırılmayacağından emin ve darbe yapmayı amaçlayan bir komutan olsanız, toplam seminer süresi içinde, darbe anlamına gelecek, sıfıra yakın üstü kapalı 5 cümle mi kurarsınız? Yoksa açık açık darbemi ?

          Cevapla

        • Olasılıksız Says:

          Sizinle uzlaşamadığımız nokta, sıkıyönetimin zaten demokrasinin askıya alındığı bir yönetim biçimi olmasıdır.
          Seminer içeriği bir darbe ortamını andırabilir. Çünkü bir “sıkıyönetim” olduğu mantığı üstüne kurgulanmıştır.

          Seminerde tartışılan tablonun tümüne bakacak olursak, yani senaryoyu inceleyecek olursak; bu senaryo gerçek olduğunda siz olsanız ne yapmayı tercih ederdiniz? Elbette öncelikli olarak emniyet güçlerini kullanmak istersiniz. Peki emniyet güçleriyle sorunu çözemezseniz ne yapacaksınız? Askere “gel şu işi hallet” diyeceksiniz.

          Askerin bu sorunları nasıl çözdüğü soru işareti değil. 50-60 yıllık bir sıkıyönetim geçmişi var. Doğrudur, yanlıştır tartışılabilir. Ama sıkıyönetimin darbe olup olmadığı tartışma konusu değildir.

          Bu yönüyle, semineri eleştirebilirsiniz ama bunun bir darbe provası olduğunu iddia edemezsiniz.

          *************************

          Daha önceki açıklamalarınıza gelince… Savcılık sizin iddia ettiğiniz gibi seminer kayıtlarına oldukça yer vermiş. Ama söylediğiniz şekilde değil, digital dökümanları doğrulama aracı olarak!

          Yani, diyor ki, şu belgede şunu yapacakları yazıyor… zaten seminerde de bu yönde tartışmalar yapılmış. Semineri irdeleme gerekçesi bu! Zaten ne diyor? Seminerde darbenin üstü kapalı provası yapıldı diyor.

          Bu varsayımla, dökümanların DOĞRU OLDUĞUNU KABUL zorunluluktur. Eğer dökümanların sahte olduğu biliniyorsa sahte belgeleri desteklemek için gerçek argümanları ne kadar kullanırsanız kullanın sahtelikleri ortadan kalkmaz.

          Daha önce de dile getirdiğim gibi, bana göre bu dökümanların sahteliği artık ayan beyan ortadayken iddia makamının hala bunları delil olarak dile getirmesini, semineri de sahte dökümanlara destekleyici unsur olarak koyması ciddi bir mantıksal hatadır.

          Darbe yapmayı planlayanların kasıtlı olarak düncellenmiş dökümanları 2003 tarihli kaydetmiş olabileceği iddianız, bu dökümanların güncel gerçeklerle uyuşmaması nedeniyle tekrar çöküyor. Tüm tarih karışıklıklarını, alt veri, üst veri vs. bir kenara bıraksak dahi, dökümanlar hem birbirleyiyle uyumsuzluk sergiliyor, hem 2003 yılıyla, hem de güncellenmiş olduğu iddia edilen 2006,2007,2008,2009 yıllarıyla…

          Şimdi bir paln yapıyorsunuz ama bu veriler ne 2003 yılı için kullanılabilir durumda, ne de 2009 yılı için… Bunun mantığı nerede? Nasıl bir plan bu? Bu haliyle kimin işine yarayacak. Hiç yazmayın, aranızda konuşun daha iyi.

          Cevapla

          • Kemal Says:

            Sevgili Olasılıksız,

            “…Yani, diyor ki, şu belgede şunu yapacakları yazıyor… zaten seminerde de bu yönde tartışmalar yapılmış. Semineri irdeleme gerekçesi bu! Zaten ne diyor? Seminerde darbenin üstü kapalı provası yapıldı diyor…”

            demişsiniz ya, işte bu cümleler bile aslında ortada “sahte süsü verme çetesi” değil de “gerçek süsü verme çetesi” olduğunun göstergesidir. Yani birileri 2003 yılındaki bantları dinlemiş ve 2009 yılında o bantlarda duyduklarına paralel kanıtlar yaratmaya çalışmış.

            Alternatifi düşünelim. Sahte süsü verme çetesi olsa herhalde söz konusu seminer bantlarının birilerinin önünde olduğunu bile bile (ki bunu herkesin bildiğini de biliyoruz…) oradaki cümlelere paralel kanıtlar yaratarak sahte süsü veremeyeceklerini bilirlerdi herhalde…

            Diyorum ya, nereden tutsan elinde kalıyor.

            Sevgiler.

            Cevapla

            • Olasılıksız Says:

              Sayın Kemal,

              “Gerçek süsü verme çetesi” güzel bir ifade… Ben ona sahtecilik çetesine sahte süsü verme çetesi demeyi tercih ediyorum. 🙂

              İnsanların hafızasıyla dalga geçiyorlar. 1 yıl önce TV’lerde bağıra bağıra bu planların nasıl gerçek olduğunu anlatanlar şimdi “nasıl sahte süsü verilmiş olabileceği” hakkında tezler üretiyor.

              Aslında süslemeye, püslemeye gerek yok. Sahte olduklarını neredeyse herkes kabul etme noktasına geldi. Sadece bunu kimin yaptığı konusunda, yani kasten mi yoksa istemeden mi hazırlandıkları konusunda tartışma yaratmaya çalışıyorlar.

              Cevapla

              • tercüman Says:

                Şu herkes kim acaba? Herkes kabul etmiş diyorsunuz ya, merak ettim bu herkes kimmiş, başka ülkenin herkesi mi acaba bunlar…

                Cevapla

  6. mavi Says:

    http://www.hurriyet.com.tr/gundem/20317810.asp

    bagislayin, konu disi bir yazi gönderecegimden dolayi.
    yukaridaki adresten, balyoz davasi sanigi olan emekli albay tarik akca’nin intihar ettigini görebilirsiniz (olayi bildiginizi tahmin ediyorum). ölum sebebi ne olursa olsun bir yakini kayip etmek cok aci bir durum. intihar olayi daha da derin aci birakabilir, en azindan soru isaretleri (ve bireyler hatayi kendilerinde aramaya baslayabilirler).
    gazete mansetlerinden yola cikarsam son 4-5 yil icinde yukaridaki habere benzer bir cok haber gözume carpti. tsk mensuplari arasinda intihara tesebbus orani daha yuksek olabilir mi toplumdaki diger gruplarla karsilastirirsak? ve yillar arasi fark var mi intihar oranlarinda (yani son yillarda artmis olabilir mi)? tsk’da bu tur istatistiklerin oldugunu var sayiyorum, fakat intihar nedenleri arastiriliyor mu? mesela asker kimlikli bireyler intihara daha mi yatkin? sebepler nedir?
    ve son soru, yukaridaki haber davayi etkileyebilir mi?

    (blogu takip edenler arasinda rahmetli albayi taniyan varsa bas sagligi dilemek istiyorum.)

    selamlar

    Cevapla

    • tercüman Says:

      Neden davayı etkilesin ki ne alaka yani?

      Cevapla

      • mavi Says:

        bir davada davaci, sanik, sahit/tanik, savci vs olan her hangi bir kimse ve her hangi bir nedenle ölurse biraz duraklamak lazim. dogal ve tesaduf gözuken bir kaza veya bir ölum gözuktugu gibi olmayabilir. tahmin etmek veya örnekler vermek istemiyorum.

        fakat yuksek sesle dusunmeden de edemiyorum kendimi baska bir hususta: meslegi geregi psikolojisi ve fizigi daha guclu oldugunu var saydigimiz bir kesimden bir bireyin intihar etmesi önemli bir soruna isaretmis olabilir. tutuksuz da yargilanmis olsa bazi saniklar, davalarin insanda biraktigi yuk o denli agir ve harab edici olabilir ki careyi intihar etmekte bulabilirler.

        ister siradan vatandas, kck uyesi, veya asker kimlikli olsun bir sanik, beden ve ruh sagligin yipranmamasi en dogal hakkidir. bu tur haklarda genelde adil ve iyi isleyen adalet sistemi sayesinde saglanir.

        Cevapla

  7. ata Says:

    fmerakli
    10 Nisan 2012 10:08 Tarihli yazısını telefonda konuşsa, ayıklasak, tape şekline soksak, bakın neyi savunmaya başlamış oluyor…

    -buyuk bir organizasyon var….
    -yargi onunde olan darbe planlari…sahte.. o buyuk organizasyonun uretim merkezinden cikmis..
    -Dursun Cicek’in davasinda Jandarma Kriminal dahi islak imzanin Cicek’e ait oldugu seklinde rapor veriyor, ama o belge ve dava da “organizasyonun” isi muhtemelen..

    -organizasyonun parmak izleri sike davasinda var…Aziz Yildirim’in dinlendigi donemde onlarca farkli numara kullanmasi o buyuk organizasyonun isi

    -Mac kazanmak icin….. kan akittik…kulaga rahatsiz geliyor ama….!
    -en azindan insanlar organizasyonun” parmak izlerini goruyorlar…

    Cevapla

  8. siyahbeyaz Says:

    Açılışlara katılacak zamanı bulan adamın, davet edilmeden gidilmesi gereken yerlere gitmeyip nasıl bir vicdana sahip olduğu belli oldu, artık.

    Cevapla

    • Solmaz Türk Says:

      Haklısınız,bir de gülücük atmaz mı yanındakine,bir tek sevinçten bir birlerine sarılmadıkları kalmış.

      Cevapla

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: