İki sene önce bugün (2): 24 Şubat 2010 ve iki Askeri bilirkişi raporu

24 Şubat 2012

GENEL, Medya yalanları

İki sene önce bugün, 24 Şubat 2010’da, Beşiktaş Adliyesi’ne iki Askeri bilirkişi raporu teslim edildi. Raporlar aynı tutanak altında teslim alındı. Teslim tutanağına buradan ulaşabilirsiniz.

Rapor 1 19 Şubat 2010 tarihli bu rapor, 1nci Ordu’daki bilgisayarlar ve ana sunucu üzerinde yapılan araştırmada soruşturma konusu belgelerin hiçbir izine rastlanmadığını tespit ediyor.

Bu rapor Adliye’ye girdikten sonra kelimenin tam anlamıyla buhar oldu. Mart 2011’e kadar kadar savunma böyle bir raporun varlığından dahi haberdar değildi, varlığını ilk olarak teslim alma tutanağını dikkatle okuyan bir sanık farketti. Yok edilen bu rapor iddianamenin 44,000 sayfa tutan ek klasörlerine bile konulmadı. Bu konu hakkında daha önce yazmıştık.

Rapor 2: Bu rapor, CDlerdeki belgelerin gerçek olup olmadığını sorgulamıyor. “CDlerdeki belgelerin gerçek olduğu” varsayımı altında, belgelerin darbe hazırlığına işaret ettiği tespitini yapıyor.

Bu rapor soruşturmanın gizliliği nedeniyle savunmaya verilmedi, ancak hemen aynı gün basına sızdırıldı. Medyada bu raporu çarpıtılarak “Askeri Bilirkişiler belgelerin gerçek olduğunu tespit etti” haberleri yapıldı.

Bunun üzerine Askeri Savcılık, 26 Şubat 2010’da bu haberleri yalanlayan bir açıklama yaptı:

“Bilirkişi; bu konudaki raporunu hazırlarken temin edilen söz konusu üç adet DVD, bir adet CD’de herhangi bir sahtecilik yapılmadığı düşüncesi altında içeriğindeki bilgilerin gerçek olduğu, söz konusu plan seminerinin icrası kapsamında kullanıldığı faraziyesine dayanarak hareket etmiş, bu durum bilirkişi raporunun üçüncü maddesinde de açıkça belirtilmiştir. Ancak bilirkişi raporu kamuoyunu yanıltacak tarzda haber konusu yapılarak, söz konusu dokümanların gerçek olduğu izlenimi yaratılmaya çalışılmıştır.

(…)bugüne kadar yapılan inceleme ve araştırmalar sonucunda adı geçen darbe planının ve bu plana dayanak teşkil eden çeşitli eylem planlarının gerçek olduğuna dair askeri savcılığımızca herhangi bir tespite varılamamıştır. Dolayısıyla söz konusu seminer faaliyetlerinin darbe planı teşkil ettiğini söylemek mümkün değildir.”

Ancak, bu açıklamaya rağmen kimi gazeteler aynı haberi yapmaya devam ettiler.

27 Şubat 2010’da çıkan iki haberden örnek verelim:

Zaman, 27 Şubat 2010, s.1

Star, 27 Şubat 2010, s.1

Şimdi lütfen Askeri savcılığı açıklamasını tekrar okuyun…

İki köșe yazarından alıntı ile bitiriyoruz.

Cengiz Çandar (Hürriyet , 27 Şubat 2010):

“Gerek Emniyet Kriminal ve gerekse (ve en önemlisi) TÜBİTAK, teknik inceleme sonucu belgelerin gerçekliği hükmüne vardı. Bu hükme, 1.Ordu Askeri Savcılığı bilirkişileri tarafından da varılmış durumda. Ve bu belgelerin içeriğinin “seminer değil düpedüz darbe planı” olduğu “askeri yargı” içinde addedilecek olan ve bizzat planın hazırlandığı kurumun savcılığınca belirleniyor.

Askeri Savcılık, bilirkişi heyetinin raporunu Çarşamba günü “Balyoz” soruşturmasını yürüten Özel Yetkili İstanbul Savcılığı’na göndermiş.

Dolayısıyla şu anda yürütülmekte soruşturmanın, “postalperest medya mensupları” tarafından “hükümetin kendisine muhalif sesleri susturmak” gibi anlamsız bir iddiaya dayalı olarak değil, tam tersine, somut bulgular ve belgeler üzerinden yürütülen, hukuka uygun bir adlî süreç olduğu sonucu çıkıyor.”

Askeri Savcılığın açıklamasının üzerinden neredeyse on gün geçtikten sonra Etyen Mahçupyan yazısına şöyle başlıyor (Taraf, 5 Mart 2010):

“Balyoz planını değerlendiren askerî savcılık, bu ‘seminerin’ bir darbe hazırlığı olduğu kanaatine vardı.”

Abone Ol

Subscribe to our RSS feed and social profiles to receive updates.

2 Yorum “İki sene önce bugün (2): 24 Şubat 2010 ve iki Askeri bilirkişi raporu”

  1. trekking Says:

    2 Adet yazı yazdım.Yorumu gönder butonuna bastım.Bir tanesi tamamen buhar oldu.Diğeri de sadece “Demokrat” diye çıkmış.Nedeni ni çözemedim.Uzun yazmıştım.O yüzden yeniden oturup 3.kez yazmak o an içimden gelmedi.

    Bu blogu takib edenler bilir. Blog’un konu dışına çıkmasına ve sulandırılmasına itiraz ettiğimi. Ancak gelinen nokta da, aynı konunun işlenmesi, olayı rutinleştirdi. Olasılıksız da, Demokrat’ta son yazdıklarında farklı noktalara taşımışlar.İkisininde yazılarında katılmadığım bölümler var.Ancak bahsedilen konular hakkında kitap, hatta ansiklopedi yazılacak konular.

    Demokrat’ın iyimserliğine hayran olmamak elde değil.Ben bir türlü beceremiyorum.Bu topraklar da yaşayıp da bunca olaylar yaşadıktan sonra nasıl iyimser kalınabilir onu da bilmiyorum doğrusu.

    “Basite indirgemezsek sosyal-kişisel haklar ve özgürlükler bağlamında çok yol alındığı açık “ demiş Demokrat. Yukarıda da dediğim gibi bu konular başlı başına yazı hatta kitap konusu.Ben Basite indirgeyeceğim maalesef.Güncel bir örnek vereceğim.

    Grup Yorum konserine bilet satmak ve 8 Mart etkinliğine katılmak gibi gerekçelerle haklarında “terör örgütü propagandası” suçundan dava açılan dördü üniversite öğrencisi altısı tutuklu yedi kişinin Malatya 3. Ağır Ceza Mahkemesi’nde yargılandığı davanın dün görülen karar duruşmasında bir kişi beraat etti, altı kişi 1 ile 13 yıl arasında değişen hapis cezalarına mahkûm oldu.

    Aileler, “Böyle adalet olmaz” diye isyan ederken mahkeme başkanı bile “Bu karardan hoşnut değiliz. Yasaları uyguluyoruz. Ceza yasasında düzenleme çalışmaları bulunuyor. İnşallah lehte düzenleme olur” dedi.

    Olay burda da kalmıyor. Bir de bu gençler başka şehirlere sevk ediliyorlar.Aileleri farklı şehirlerde,kendileri farklı şehirlerde hapishane de.

    Olay burada da kalmıyor. Grup Yorum’un konser organizasyonu yapan Ada Organizasyon, 24 Şubat ta Yalova da verilecek konser için biletixe başvuruyor.Biletix “Hukukçularımız durumu inceliyor” diye yanıt veriyor. Tabi Ada organizasyon ve Grup Yorum mağdur oluyor. Haberin medya da, sosyal medya da duyulmasından sonra Biletix’e çığ gibi tepkiler geliyor.Biletix açıklama yapıyor. Bence açıklamaları özrü kabahatinden büyük.

    ““Hukuk firmamızın yaptığı araştırma sonucu edindiğimiz resmi bilgiye göre, daha önce basına yansıyan haberlerin aksine, Malatya’da üniversite öğrencileri hakkında verilen yargı kararının, ‘Grup Yorum konserine bilet satışı ile ilgili olmadığı’ ve buna bağlı olarak da, Grup Yorum konserinin biletlerinin satışının hukuka aykırı olmadığını netleştirmiş bulunuyoruz” dedi. “

    Bunun gibi yüzlerce örnek yaşanıyor hergün. Neden artık iklim değişmiştir ülkede. Kimsenin biryerlere açıp talimat vermesine gerek yok.otosansür kendiğinden devreye girer iklim değişikliklerinde.

    Kadına yönelik şiddet ve kadın cinayetlerinde 14 kat artış olmuş.Bir soru önergesi üzerine Adalet Bakanı kadın cinayetlerinin 2002’den, 2009’a kadar yüzde 1400 oranında arttığını ve 2002’de 66 kadın öldürülürken, bu sayının 2009’un ilk 7 ayında 953’e ulaştığını açıkladı. Bu tablo ülkemizde yaşanan sosyal ve ekonomik sıkıntılarının ilk mağdurlarının halen kadınlar olduğunu ortaya koymaktadır.

    Bu sadece bizde değil tabi Dünya da da artıyor.M.Ali birand geçen aylarda 15 yıl sonnra Türkiye’nin daha muhafazakar görüneceğini yazmıştı.Bunu öngörürken sitayişle bahsetmiyordu yanlış anlaşılmasın.Eşya’nın tabiatına uygun gördüğü için öyle yazıyordu.Ne de olsa ülkede iklim değişmişti. 15 yıl sonra Kadına yönelik şiddet konusunda bugünden daha kötü bir nokta da olacağımızı söylemek herhalde kehanet olmaz.
    “Mesela Nazım Hikmet meselesi(her ne gerekçeyle olursa olsun,hangi amaçla manipule edilirse edilsin) ortada yalın bir gerçek var ve daha önceki iktidarların aklından bile geçmeyen bir olgu var “

    Yahu, Nazım Hikmet’in ölüsünedir rağbet.Dirisi bugün olsa Hapislerde herhangi bir absürd davadan içeride olurdu.Tıpkı Erdal Eren, Deniz Gezmiş’e olduğu gibi.

    7 ocak 2012 tarihli haber
    Adana’da yaptığı bir konuşmada, “68 devrimci gençlik önderlerini övdüğü” gerekçesiyle 68’liler Birliği Vakfı Başkanı Sönmez Targan hakkında Özel Yetkili Adana 8. Ağır Ceza Mahkemesi’nde dava açıldı.
    68’liler Birliği Vakfı Başkanı Targan, hakkında açılan dava kapsamında dün İstanbul 17. Ağır Ceza Mahkemesi’nde ifade verdi. 

    Merkez Bankası yönetiminin Avrupa’dan övgü almadığı gün yok.

    Beni hergün birisi övse bir kere değil iki kere düşünürüm. Bugün Cari Açığın 110 Milyar $ ulaşmasında MB geçen senelerde uyguladığı politikaların etkisi büyüktür. Düşük kur, yüksek faiz politikası yıllarca ülkemizin damarlarını kuruttu.İşletmeler verimlilik artışı ile bu duruma bir yere kadar direnebildiler. Ancak Verimlilik artışı’nın da bir sınırı vardı.Bu sayede 2010 dan itibaren Cari Açığın hızla arttğını izlemeye başladık. Başlangıçta bu konuda hiç problem görmedi ekonomiyi yönetenler. Onlara göre Cari açık sürdürelebildiği sürece önemli değildi. Önemli olan Finansmanının kaitesi idi.Ancak 2011 den itibaren ilk kez ekonomi cephesinden uyarı sinyalleri gelmeye başladı.Ve Kurlar da %30 ‘un üzerinde artmasına karşın cari açık’ta ki artışta devam etti.

    Hocaların Hocası Korkut Boratav , Cari açık neden değil sonuçtur.Esas sorun Trkiye’nin dış dünyada’ki kaynak akımlarından etkilenmesidir.Türkiye’ye yönelik yüksek tempolu sermaye hareketleri var.(Bu bütün dünyada var.Bize has bir durum değil).Bu hareket iç talebi pompalıyor.İç talebin pompalanması da talepteki genişleme de ithalata yöneliyor.Adım adım dış açık yaratan bir ekonomi var.İç talep iç üretimle karşılanamadığı için ithalata yöneliyor.İthalata yönelik artışta dış açığın büyümesine yol açıyor.

    Korkut Hoca’nın dediği gibi bu bir fasit dairedir. Ekonomiyi daha fazla büyütmek için daha fazla dış açık vermek durumundasınız.Cari açık Milli gelirin %10 ‘unu aşmıştır. Batan ekonomi yunanistan da bile bu oran bizdeki kadar yüksek değildir.Tabi artık ekranlarda Holding ekonomistleri dolu olduğundan gerçek sonrunlardan bahsedenler yoktur. Onlar yoktur diye sorunları istediğiniz kadar gizleyemezsiniz. 2008 Mortgage krizi öncesi Ab’nin altın çocuğu diye bakılan irlanda’nın ilk iflas eden ülke olması nın bize bir şeyler hatırlatması gerekir.

    İşsizlik düştü diye müjde veriyor Holding kanalları. Şu kadarcık aklımla TUİK ‘in resmi sitesine giriyorum bakıyorum 2011 de işsiz sayısı 2.429.000 kişi. 1.872.000 kişi ise iş aramaktan umudunu kesmiş. Sayı eder 4.300.000.-. beyler iş aramayanları işsizden saymıyor. Yahu iş olsa yarın işe başlamayacak mı bu insanlar? Devekuşu gibi kafayı gömmekle çözülür mü bu işler. 30 yıllık işsizlik grafiğini alın bakalım hangi dönemde işsizlik tavan yapmış!!!!!Buraya taşıyamıyorum.

    Yine Tuik verilerinden gidiyorum.
    2011 yılı Kasım döneminde istihdam edilenlerin sayısı, geçen yılın aynı dönemine göre 1 milyon 413 bin kişi artarak 24 milyon 267 bin kişiye yükselmiştir. Bu dönemde, tarım sektöründe çalışan sayısı 308 bin kişi, tarım dışı sektörlerde çalışan sayısı 1 milyon 105 bin kişi artmıştır.

    Tarım Sektöründe 308.000 kişi artmış. Türkiye’nin sulanabilir ve ekilebilir arazileri %10 oranında azalmış. Peki tarım da birden bire verimlilik mi arttı da bu artış meydana geldi! Çevrenizi gözlemlediğinizde görebiliyormusunuz böyle bir artış!!!

    Yine devam ediyoruz TUİK den.Geçen yılın kasımına göre 1 milyon 413 bin istihdam artışı sağlanmış.
    Bu dönemde istihdam edilenlerin;

    % 71,3’ü erkek nüfustur.
    % 57,8’i lise altı eğitimlidir.
    % 63’ü ücretli, maaşlı veya yevmiyeli, % 24,1’i kendi hesabına veya işveren, % 12,8’i ise ücretsiz aile işçisidir.
    % 57,6’sı 10 kişiden az çalışanı olan işyerlerinde çalışmaktadır.
    % 3’ünün ek bir işi vardır.
    % 2,1’i mevcut işini değiştirmek için veya mevcut işine ek olarak bir iş aramaktadır.
    Ücretli olarak çalışanların % 88,1’i sürekli bir işte çalışmaktadır.

    Bu dönemde istihdam edilen 1.413.000 kişinin %57.8 ‘i LİSEALTI eğitimlidir. Bu oran yeterince bize bir şeyler anlatıyordur sanırım. Tek başına.

    Ve yine devam ediyoruz.Yaptığı işten ötürü herhangi bir sosyal güvenlik kuruluşuna kayıtlı olmadan çalışanların oranı, önceki yılın aynı dönemine göre 2,1 puanlık azalışla % 40,7 olarak gerçekleşmiştir.

    Evet %40.7 yaptığı işten ötürü HERHANGİ BİR SOSYAL GÜVENLİK KURULUŞUNA KAYITLI OLMADAN ÇALIŞANLARIN ORANI.

    HOLDİN G MEDYASI, YANDAŞ BASIN Bunları görmezden geliyor. Başarı öyküsü anlatıyorlar bize!!!!!!

    Sağlık sistemi hiç olmadığı kadar özenli ve sağlıklı gidiyor.Bugün sadece katılım payı ödeyip istediğim hastaneye gidiyorum.Askeri hastane bir yıl sonraya gün vermişken annemi vi… göz hastanesinde ikinci gün ameliyat ettirdim.Bugün
    benden iyi görüyor

    Sağlık Sistemi ansiklopedi olabilecek bir konu. Ve sağlık ta geriye dönüş başladı. Benim de bir tanıdığım daha yeni göz ameliyatı oldu. Doktoru yeni açılan medical park hastahanesinde yaptı ameliyatı. Akşamüstü hastayı çıkarma işlemleri için başlatın dediklerinde aile 4.000.- tl lık fatura ile karşılaştı. O gece para tedarik edilemediği için rehin kaldılar hastahanede. Ertesi gün banka dan kredi çekip çıkardılar hastayı. Bunun gibi bir çok olayı çevremde yaşayanlardan, doktorlardan,eczacılardan duyuyorum. Kendimin sürekli kullanmak durumunda olduğu ve hastaneden 2 yıllık muaf yazılı raporum olduğu halde, ilacı ezcaneden alırken fark ödedim. E rapor var diyecek oldum. Eczacı, “abi sistemde çıkıyor ne yapayım. Ben alıp cebime atmıyorum ki, vatandaşla biz karşı karşıya kalıyoruz anlatamıyoruz” dedi. Ambulans helikopter, isteyenin istediği hastaneye gitmesi, istediği ilacı istediği kadar yazdırması na kim karşı çıkabilir. Zaten kanımca, iktidarın 2.ve 3.kez seçim kazanmasında sağlık politikasının çok büyük rolu vardır. Ancak benim için önemli olan bir hizmetin kalitesi kadar sürdürelebilirliğidir. Şu anda geriye dönüş başlamıştır. Yeşil kartlılara getirilen bildirimde bulunmazlar ise en az 232 tl. Katkı payı ödeyecek olmaları da rezalettir. Süre uzatılmasına rağmen bu durumdan haberş olmadığı için mağdur olabilecek yüzbinlerce insanın olacağını düşünüyorum.Birde tabi büyük resimden bakmaya çalışıyorum.Türkiye ‘nin sağlık için harcadığı para ne kadar? Ve bu pasta da parsayı kim topluyor?İşte bu arka plan tam bir rezalet.Ansiklopedi konusu olur. Sonuçta fatura hepimizin cebinden çıkıyor.

    Siyasi oryantalizmin ve vesayetçiliğin çöktüğünü düşünüyorum 

    Ben ise tam tersine tavan yaptığını düşünüyorum.Tabi vesayetçilik deyince benim aklıma sadece askeri vesayet gelmiyor. Siz sivil vesayeti bir türlü kabul etmediğiniz için sanırım ayrı düşüyoruz.1980 öncesinde ki 4 sivil general(Demirel,Ecevit,Erbakan,türkeş) ile 1980 MGK’nın apoletli beş generali arasında bir fark görmediğim gibi, bugünün sivil generalleri ile de bir fark görmüyorum.

    Arap baharı hareketlerinde Türkiye’nin aktif/pasif etkilerinin oldukça fazla olduğunu gözlemliyorum.

    Fmeraklı ‘nın beğendiği ve blogda şiirini yayınladığı usta Nihat Behram Yurt Gazetesinde yazmaya başladı.
    19 Şubat 2012 tarihli yazısının başlığı Arap Buharı.Çağımızın en büyük şairlerinden dediği Suriyeli Adonis’ten alıntı yapmış yazısında. “Ülkesindeki rejimi şiddete dayalı bir rejim diye niteleyen rejim muhalifi Adonis, anı zamanda şunları şöylüyor. “rejimle muhalifim ama askeri diktatörlükten dini diktatörlüğe geçişe de katkı vermem.Yaşananlar bahar değil, tarihsel bir gerileme.meyveyi islamcılar, tüccarlar ve Amerikalılar yiyor. Muhaliflerin büyük çoğunluğu köktendinciler.Müslüman kardeşler faşist, bildiğiniz faşist.”

    Doğrusu ben de İhvanül Müslümin ile AKP arasında bir fark görmüyorum. Faşist bildiğiniz faşist işte.

     Kaddafi dönemi Libya’sı hakkında internette dolaşan bir kaç bilgiyi aşağıda topladık. Bilgilerin bir kısmının doğruluğunu Mahathir’e yazan bir Libya’lının mesajından veKaddafi’nin kendi mektubunda “bedava ilaç, bedava hastane, bedava okul, bedava ev, bedava eğitim ve bedava yiyecek” vurgusundan ve bunların ABD’de olmadığını söylemesinden anlıyoruz. Zira bir devlet başkanının kendi yazdığı bir mektupta olmayan şeyi varmış gibi göstermesi akla uygun gelmiyor Libya’da eğitim ve sağlık hizmetleri bedava.
    Libya devleti, tüm hastalara ilacı hiçbir ücret talep etmeden veriyor.
    Benzinin litresi 0.08 Avro, yani bir Libyalı’nın bir litre benzine ödediği para Türk Lirası’yla yaklaşık 20 kuruş.
    Libya ulusal bankaları faiz almıyor.
    Libya vatandaşları hiçbir şekilde vergi ödemiyor.
    Libya hem Afrika’da hem de tüm dünyada en borçsuz ülke.
    Libya’da arabalar fabrika çıkış fiyatına satılıyor, nakliye bedellerini ise devlet karşılıyor.
    Yurtdışında burslu okuyan öğrencilere Libya devleti iadesiz olarak aylık 1650 Avro burs veriyor.
    Libya’da tüm üniversite mezunları bir iş bulana kadar maaşa bağlanıyor.
    Libya’da evlenmek isteyen tüm çiftlere devlet 150 metrekarelik daire veriyor.Libya’da istisnasız olarak her aile aylık 300 Avro, yaklaşık 760 Türk Lirası yardım alıyor.
    Petrol gelirlerinin yüzde 90′ı Libya halkına gidiyor.
    PROF.DR.GÜLTEKİN ÇETİNER

    Kim istemez böyle bir düzeni?Demokrat’ın bahsettiğinden daha ileri düzeyde kıyaslanamayacak destekler var. Doğrusu ben istemem.İstemezdim. Adalet mülkün temelidir. Devletler, adaletle yürür.Adaletsiz devletlerin ne olduğu tarihin sayfalarında yazılıdır. Yazılı olmaya devam edecektir.

    Ben de huyum kurusun kötümserim işte ne yapayım.

    Cevapla

  2. trekking Says:

    2 Adet yazı yazdım.Yorumu gönder butonuna bastım.Bir tanesi tamamen buhar oldu.Diğeri de sadece “Demokrat” diye çıkmış.Nedeni ni çözemedim.Uzun yazmıştım.O yüzden yeniden oturup 3.kez yazmak o an içimden gelmedi.

    Bu blogu takib edenler bilir. Blog’un konu dışına çıkmasına ve sulandırılmasına itiraz ettiğimi. Ancak gelinen nokta da, aynı konunun işlenmesi, olayı rutinleştirdi. Olasılıksız da, Demokrat’ta son yazdıklarında farklı noktalara taşımışlar.İkisininde yazılarında katılmadığım bölümler var.Ancak bahsedilen konular hakkında kitap, hatta ansiklopedi yazılacak konular.

    Demokrat’ın iyimserliğine hayran olmamak elde değil.Ben bir türlü beceremiyorum.Bu topraklar da yaşayıp da bunca olaylar yaşadıktan sonra nasıl iyimser kalınabilir onu da bilmiyorum doğrusu.

    “Basite indirgemezsek sosyal-kişisel haklar ve özgürlükler bağlamında çok yol alındığı açık “ demiş Demokrat. Yukarıda da dediğim gibi bu konular başlı başına yazı hatta kitap konusu.Ben Basite indirgeyeceğim maalesef.Güncel bir örnek vereceğim.

    Grup Yorum konserine bilet satmak ve 8 Mart etkinliğine katılmak gibi gerekçelerle haklarında “terör örgütü propagandası” suçundan dava açılan dördü üniversite öğrencisi altısı tutuklu yedi kişinin Malatya 3. Ağır Ceza Mahkemesi’nde yargılandığı davanın dün görülen karar duruşmasında bir kişi beraat etti, altı kişi 1 ile 13 yıl arasında değişen hapis cezalarına mahkûm oldu.

    Aileler, “Böyle adalet olmaz” diye isyan ederken mahkeme başkanı bile “Bu karardan hoşnut değiliz. Yasaları uyguluyoruz. Ceza yasasında düzenleme çalışmaları bulunuyor. İnşallah lehte düzenleme olur” dedi.

    Olay burda da kalmıyor. Bir de bu gençler başka şehirlere sevk ediliyorlar.Aileleri farklı şehirlerde,kendileri farklı şehirlerde hapishane de.

    Olay burada da kalmıyor. Grup Yorum’un konser organizasyonu yapan Ada Organizasyon, 24 Şubat ta Yalova da verilecek konser için biletixe başvuruyor.Biletix “Hukukçularımız durumu inceliyor” diye yanıt veriyor. Tabi Ada organizasyon ve Grup Yorum mağdur oluyor. Haberin medya da, sosyal medya da duyulmasından sonra Biletix’e çığ gibi tepkiler geliyor.Biletix açıklama yapıyor. Bence açıklamaları özrü kabahatinden büyük.

    ““Hukuk firmamızın yaptığı araştırma sonucu edindiğimiz resmi bilgiye göre, daha önce basına yansıyan haberlerin aksine, Malatya’da üniversite öğrencileri hakkında verilen yargı kararının, ‘Grup Yorum konserine bilet satışı ile ilgili olmadığı’ ve buna bağlı olarak da, Grup Yorum konserinin biletlerinin satışının hukuka aykırı olmadığını netleştirmiş bulunuyoruz” dedi. “

    Bunun gibi yüzlerce örnek yaşanıyor hergün. Neden artık iklim değişmiştir ülkede. Kimsenin biryerlere açıp talimat vermesine gerek yok.otosansür kendiğinden devreye girer iklim değişikliklerinde.

    Kadına yönelik şiddet ve kadın cinayetlerinde 14 kat artış olmuş.Bir soru önergesi üzerine Adalet Bakanı kadın cinayetlerinin 2002’den, 2009’a kadar yüzde 1400 oranında arttığını ve 2002’de 66 kadın öldürülürken, bu sayının 2009’un ilk 7 ayında 953’e ulaştığını açıkladı. Bu tablo ülkemizde yaşanan sosyal ve ekonomik sıkıntılarının ilk mağdurlarının halen kadınlar olduğunu ortaya koymaktadır.

    Bu sadece bizde değil tabi Dünya da da artıyor.M.Ali birand geçen aylarda 15 yıl sonnra Türkiye’nin daha muhafazakar görüneceğini yazmıştı.Bunu öngörürken sitayişle bahsetmiyordu yanlış anlaşılmasın.Eşya’nın tabiatına uygun gördüğü için öyle yazıyordu.Ne de olsa ülkede iklim değişmişti. 15 yıl sonra Kadına yönelik şiddet konusunda bugünden daha kötü bir nokta da olacağımızı söylemek herhalde kehanet olmaz.
    “Mesela Nazım Hikmet meselesi(her ne gerekçeyle olursa olsun,hangi amaçla manipule edilirse edilsin) ortada yalın bir gerçek var ve daha önceki iktidarların aklından bile geçmeyen bir olgu var “

    Yahu, Nazım Hikmet’in ölüsünedir rağbet.Dirisi bugün olsa Hapislerde herhangi bir absürd davadan içeride olurdu.Tıpkı Erdal Eren, Deniz Gezmiş’e olduğu gibi.

    7 ocak 2012 tarihli haber
    Adana’da yaptığı bir konuşmada, “68 devrimci gençlik önderlerini övdüğü” gerekçesiyle 68’liler Birliği Vakfı Başkanı Sönmez Targan hakkında Özel Yetkili Adana 8. Ağır Ceza Mahkemesi’nde dava açıldı.
    68’liler Birliği Vakfı Başkanı Targan, hakkında açılan dava kapsamında dün İstanbul 17. Ağır Ceza Mahkemesi’nde ifade verdi. 

    Merkez Bankası yönetiminin Avrupa’dan övgü almadığı gün yok.

    Beni hergün birisi övse bir kere değil iki kere düşünürüm. Bugün Cari Açığın 110 Milyar $ ulaşmasında MB geçen senelerde uyguladığı politikaların etkisi büyüktür. Düşük kur, yüksek faiz politikası yıllarca ülkemizin damarlarını kuruttu.İşletmeler verimlilik artışı ile bu duruma bir yere kadar direnebildiler. Ancak Verimlilik artışı’nın da bir sınırı vardı.Bu sayede 2010 dan itibaren Cari Açığın hızla arttğını izlemeye başladık. Başlangıçta bu konuda hiç problem görmedi ekonomiyi yönetenler. Onlara göre Cari açık sürdürelebildiği sürece önemli değildi. Önemli olan Finansmanının kaitesi idi.Ancak 2011 den itibaren ilk kez ekonomi cephesinden uyarı sinyalleri gelmeye başladı.Ve Kurlar da %30 ‘un üzerinde artmasına karşın cari açık’ta ki artışta devam etti.

    Hocaların Hocası Korkut Boratav , Cari açık neden değil sonuçtur.Esas sorun Trkiye’nin dış dünyada’ki kaynak akımlarından etkilenmesidir.Türkiye’ye yönelik yüksek tempolu sermaye hareketleri var.(Bu bütün dünyada var.Bize has bir durum değil).Bu hareket iç talebi pompalıyor.İç talebin pompalanması da talepteki genişleme de ithalata yöneliyor.Adım adım dış açık yaratan bir ekonomi var.İç talep iç üretimle karşılanamadığı için ithalata yöneliyor.İthalata yönelik artışta dış açığın büyümesine yol açıyor.

    Korkut Hoca’nın dediği gibi bu bir fasit dairedir. Ekonomiyi daha fazla büyütmek için daha fazla dış açık vermek durumundasınız.Cari açık Milli gelirin %10 ‘unu aşmıştır. Batan ekonomi yunanistan da bile bu oran bizdeki kadar yüksek değildir.Tabi artık ekranlarda Holding ekonomistleri dolu olduğundan gerçek sonrunlardan bahsedenler yoktur. Onlar yoktur diye sorunları istediğiniz kadar gizleyemezsiniz. 2008 Mortgage krizi öncesi Ab’nin altın çocuğu diye bakılan irlanda’nın ilk iflas eden ülke olması nın bize bir şeyler hatırlatması gerekir.

    İşsizlik düştü diye müjde veriyor Holding kanalları. Şu kadarcık aklımla TUİK ‘in resmi sitesine giriyorum bakıyorum 2011 de işsiz sayısı 2.429.000 kişi. 1.872.000 kişi ise iş aramaktan umudunu kesmiş. Sayı eder 4.300.000.-. beyler iş aramayanları işsizden saymıyor. Yahu iş olsa yarın işe başlamayacak mı bu insanlar? Devekuşu gibi kafayı gömmekle çözülür mü bu işler. 30 yıllık işsizlik grafiğini alın bakalım hangi dönemde işsizlik tavan yapmış!!!!!Buraya taşıyamıyorum.

    Yine Tuik verilerinden gidiyorum.
    2011 yılı Kasım döneminde istihdam edilenlerin sayısı, geçen yılın aynı dönemine göre 1 milyon 413 bin kişi artarak 24 milyon 267 bin kişiye yükselmiştir. Bu dönemde, tarım sektöründe çalışan sayısı 308 bin kişi, tarım dışı sektörlerde çalışan sayısı 1 milyon 105 bin kişi artmıştır.

    Tarım Sektöründe 308.000 kişi artmış. Türkiye’nin sulanabilir ve ekilebilir arazileri %10 oranında azalmış. Peki tarım da birden bire verimlilik mi arttı da bu artış meydana geldi! Çevrenizi gözlemlediğinizde görebiliyormusunuz böyle bir artış!!!

    Yine devam ediyoruz TUİK den.Geçen yılın kasımına göre 1 milyon 413 bin istihdam artışı sağlanmış.
    Bu dönemde istihdam edilenlerin;

    % 71,3’ü erkek nüfustur.
    % 57,8’i lise altı eğitimlidir.
    % 63’ü ücretli, maaşlı veya yevmiyeli, % 24,1’i kendi hesabına veya işveren, % 12,8’i ise ücretsiz aile işçisidir.
    % 57,6’sı 10 kişiden az çalışanı olan işyerlerinde çalışmaktadır.
    % 3’ünün ek bir işi vardır.
    % 2,1’i mevcut işini değiştirmek için veya mevcut işine ek olarak bir iş aramaktadır.
    Ücretli olarak çalışanların % 88,1’i sürekli bir işte çalışmaktadır.

    Bu dönemde istihdam edilen 1.413.000 kişinin %57.8 ‘i LİSEALTI eğitimlidir. Bu oran yeterince bize bir şeyler anlatıyordur sanırım. Tek başına.

    Ve yine devam ediyoruz.Yaptığı işten ötürü herhangi bir sosyal güvenlik kuruluşuna kayıtlı olmadan çalışanların oranı, önceki yılın aynı dönemine göre 2,1 puanlık azalışla % 40,7 olarak gerçekleşmiştir.

    Evet %40.7 yaptığı işten ötürü HERHANGİ BİR SOSYAL GÜVENLİK KURULUŞUNA KAYITLI OLMADAN ÇALIŞANLARIN ORANI.

    HOLDİN G MEDYASI, YANDAŞ BASIN Bunları görmezden geliyor. Başarı öyküsü anlatıyorlar bize!!!!!!

    Sağlık sistemi hiç olmadığı kadar özenli ve sağlıklı gidiyor.Bugün sadece katılım payı ödeyip istediğim hastaneye gidiyorum.Askeri hastane bir yıl sonraya gün vermişken annemi vi… göz hastanesinde ikinci gün ameliyat ettirdim.Bugün
    benden iyi görüyor

    Sağlık Sistemi ansiklopedi olabilecek bir konu. Ve sağlık ta geriye dönüş başladı. Benim de bir tanıdığım daha yeni göz ameliyatı oldu. Doktoru yeni açılan medical park hastahanesinde yaptı ameliyatı. Akşamüstü hastayı çıkarma işlemleri için başlatın dediklerinde aile 4.000.- tl lık fatura ile karşılaştı. O gece para tedarik edilemediği için rehin kaldılar hastahanede. Ertesi gün banka dan kredi çekip çıkardılar hastayı. Bunun gibi bir çok olayı çevremde yaşayanlardan, doktorlardan,eczacılardan duyuyorum. Kendimin sürekli kullanmak durumunda olduğu ve hastaneden 2 yıllık muaf yazılı raporum olduğu halde, ilacı ezcaneden alırken fark ödedim. E rapor var diyecek oldum. Eczacı, “abi sistemde çıkıyor ne yapayım. Ben alıp cebime atmıyorum ki, vatandaşla biz karşı karşıya kalıyoruz anlatamıyoruz” dedi. Ambulans helikopter, isteyenin istediği hastaneye gitmesi, istediği ilacı istediği kadar yazdırması na kim karşı çıkabilir. Zaten kanımca, iktidarın 2.ve 3.kez seçim kazanmasında sağlık politikasının çok büyük rolu vardır. Ancak benim için önemli olan bir hizmetin kalitesi kadar sürdürelebilirliğidir. Şu anda geriye dönüş başlamıştır. Yeşil kartlılara getirilen bildirimde bulunmazlar ise en az 232 tl. Katkı payı ödeyecek olmaları da rezalettir. Süre uzatılmasına rağmen bu durumdan haberş olmadığı için mağdur olabilecek yüzbinlerce insanın olacağını düşünüyorum.Birde tabi büyük resimden bakmaya çalışıyorum.Türkiye ‘nin sağlık için harcadığı para ne kadar? Ve bu pasta da parsayı kim topluyor?İşte bu arka plan tam bir rezalet.Ansiklopedi konusu olur. Sonuçta fatura hepimizin cebinden çıkıyor.

    Siyasi oryantalizmin ve vesayetçiliğin çöktüğünü düşünüyorum 

    Ben ise tam tersine tavan yaptığını düşünüyorum.Tabi vesayetçilik deyince benim aklıma sadece askeri vesayet gelmiyor. Siz sivil vesayeti bir türlü kabul etmediğiniz için sanırım ayrı düşüyoruz.1980 öncesinde ki 4 sivil general(Demirel,Ecevit,Erbakan,türkeş) ile 1980 MGK’nın apoletli beş generali arasında bir fark görmediğim gibi, bugünün sivil generalleri ile de bir fark görmüyorum.

    Arap baharı hareketlerinde Türkiye’nin aktif/pasif etkilerinin oldukça fazla olduğunu gözlemliyorum.

    Fmeraklı ‘nın beğendiği ve blogda şiirini yayınladığı usta Nihat Behram Yurt Gazetesinde yazmaya başladı.
    19 Şubat 2012 tarihli yazısının başlığı Arap Buharı.Çağımızın en büyük şairlerinden dediği Suriyeli Adonis’ten alıntı yapmış yazısında. “Ülkesindeki rejimi şiddete dayalı bir rejim diye niteleyen rejim muhalifi Adonis, anı zamanda şunları şöylüyor. “rejimle muhalifim ama askeri diktatörlükten dini diktatörlüğe geçişe de katkı vermem.Yaşananlar bahar değil, tarihsel bir gerileme.meyveyi islamcılar, tüccarlar ve Amerikalılar yiyor. Muhaliflerin büyük çoğunluğu köktendinciler.Müslüman kardeşler faşist, bildiğiniz faşist.”

    Cevapla

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: