Balyoz Davası 74. Celse Duruşma Tutanağı – 17 Ocak 2012

18 Şubat 2012

Duruşmalar, GENEL

17 Ocak 2012 tarihli 74. celse’nin duruşma tutanağına buradan ulaşabilirsiniz. Bu celsede Baybars Küçükatay, Mehmet Cem Okyay, Murat Ünlü, Murat Özenalp, Murat Saka, Mustafa Haluk Baybaş, Nadir Hakan Eraydın ve Nuri Selçuk Güneri savunmasını yapıyor.

Duruşmanın başında Çetin Doğan söz alıyor:

 “(…) Bu delillerin, dijital verilerin çok kolaylıkla üretebildiğini ben kendi bu yaşımda bilgisayar bilgimle kendim üretebilirim. Gelin evvela bu dijital verilerin yasal delil olup olmadığını bir bilirkişi huzurunda eski bilirkişilerde buraya gelmek üzere tartışalım. Buradaki personelin çok büyük [küçük olacak; 366 sanıktan %14’ü seminer katılımcısı] bölümü 48 kişisi sadece seminere katılmıştır. 48 kişi dışındaki olanların evvela davasını çözelim kendi görevlerinin başına gitsinler.

Geriye kalıyor 48 kişi, 48 kişi seminere o zaman için bizzat katılan personel benim emrim uyarınca verdiğim emirlere göre katılmıştır. Ve benim sevk idaremde seminer yapılmıştır. Eğer seminerde bir suç aranıyorsa onun hesabını ben vermeye hazırım. Nitekim bu konuda bir hazırlığımız da var. Semineri baştan sonuna kadar burada oynamaya hazırız. Hem ses bantlarından hem de seminerde gösterilen bantlardan hem yapılan tartışmalarla açık net olarak.

Şimdi zaman içerisinde tabi bu delil şeylerimizi isteklerimizi tekrarladık fakat hiçbirine cevap verilmedi. Bunun ötesinde geçen dava süreci içerisinde dedik ki bunun kotaranların parmak izleri bunlardır. Size ismen de verdim Yurt Atayün dedim Terörle Mücadele Şubesi terör üretme şubesi haline gelmiş, bu davada meydana gelen birçok iddianameler ortaya çıkan fezlekelerin hazırlatıcısı, üreticisi bu şube ve bazı evraklarda tahribat yapıldığını, Ankara İl Emniyet Müdürlüğünden aldığı bir evrakı dernekler şubesinden geldiğini iddia ettiği bir evrakı tarif ettiğini, çünkü gerçekleri yansıtmadığını söyledik suç duyurusunda bulunduk.”

“Mahkeme” de bu “terör üretme şubesi” ifadesinden ötürü 26 Ocak 2012’de Doğan hakkında suç duyurusunda bulunuyor.

***

Duruşma savcısı Kırbaş, Kadir Sağdıç’ın cezaevinden ailesiyle yaptığı İnternet’e sızan telefon konuşmasını gündeme getiriyor. “Mahkeme” başkanı dinlemenin yasal olmayan yollarla elde edildiği gerekçesiyle bu konuda soru sorulmasına izin vermiyor.

Aynı “Mahkeme” başkanı, yine yasal yollardan elde edilmediği halde, Işık Koşaner’e ait ses kayıtlarının iddianameye “delil” olarak girmesine itiraz etmemiş, 3. Balyoz iddianamesini hukuka aykırı “delil” içermesine rağmen kabul etmişti. Avukat Ali Fahir Kayacan “Mahkeme”ye bunu soruyor:

“Yasal olmayan deliller içeren iddianamenin kabulü kararı nasıl veriliyor o zaman?”

***

Baybars Küçükatay:

“(…) her şeyden bihaber hayatımda ilk defa duyduğum hususlar kapsamında ailemi dahi görmeden tutuklandım. İddianamede tarafıma isnat edilen suçlamaların dayanağı biraz evvel de bahsedildiği üzere, kimin tarafından yazıldığı dahi bilinmeyen bir takım listelerde ismimin yer almasıdır. Bu hususlardan benim haberim olduğunu kanıtlayan tek bir maddi kanıt ise mevcut değildir. (…)

O zaman neden buradayım ve 5 aydır tutukluyum?”

Küçükatay’ın adı AKSAZ1.doc’da geçiyor. O da bu Word belgesine göre, bir önceki celsede savunmasını yapan Hasan Özyurt gibi Aksaz’daki üs komutanını kontrol etmekle görevlendirilmiş. Oysa Özyurt gibi TCG Gökçeada’da görevli olan Küçükatay da o tarihte Gölcük’te.

Teşkilat değişikliği nedeniyle Temmuz 2008’den itibaren Aksaz’a konuşlu geminin 2003’de Gölcük’te konuşlu olduğunu atlayan sahte belge çetesi Küçükatay’a 700 km mesafedeki Aksaz’da komutanı gözleme görevi vermiş!  (Buna çok benzer bir başka örnek için buraya tıklayın).

“(…) haberim olmayan dijital verilerde adımın olması sebebiyle 5 aydır tutukluyum. Bunun yanında hala hazırdaki tutukluluk halim her denizden döndüğümde kısa süre mutluluk yaşayan kızım için ise şimdi büyük acılara sebep olmaktadır.”

Aden Körfezinde 6 ay süren görevi sonrasında Ağustos 2010’da Aksaz’a dönen Küçükatay’ın 14 Ağustos 2010’da Milliyet gazetesinde yayımlanan karşılama fotoğrafını  buraya taşıdık.

***

Mehmet Cem Okyay:

“Okyay 123.doc 30 Aralık 2002 Cuma günü 11:48’de yani mesai saatinde yazdığım iddia edilmektedir. Hangi bilgisayarda yazıldığı iddianamede ortaya konmadığından o bilgisayarı göstererek savunma yapma şansım yoktur. Bu nedenle savunmamı tanıkların dinlenmesi safhasında beraber mesai yaptığım arkadaşlarım ve amirimin tanıklıkları ile destekleyeceğim. Oysa gerçekte 22-26 Aralık 2002 tarihleri arasında bir heyet ile Ürdün’de toplantıda idim. Bu toplantı öncesi ve sonrasında koordinasyon faaliyetleri devam etmekte idi. Bunu gösteren, Ürdün’de olduğumu gösteren kredi kartı harcamalarımı da dikkatinize sunuyorum.  (…)

Yalan yeteri kadar tekrarlandığında gerçek olamaz. Yarın bu dijital verilerin bir sahtekarlık eseri olduğu başka metotlar ile de ispatlanacaktır. Ben çok müsterihim. Çünkü onuruma sürülmeye çalışılan bu lekenin doğru olmadığı zaten dün de gösterildi. Ben sadece bunu sizinde fark etmenizi bekliyorum. Bu noktadan sonra hapiste geçirdiğim her saniyenin vebalinin sizin vicdanınız üzerine olacağını ifade ediyor, Sayın Heyetin en kısa zamanda bu haksızlığa son vereceğine gönülden inandığımı ifade etmek istiyorum.”

***

Murat Ünlü:

“Son kayıt edilme tarihi 2002 yılı olduğu iddia edilen dijital veriye göre benim terfiim 2012 yılı olarak gözükmektedir. 1988 yılında Harp Okulundan mezun olduğum gözönüne alındığında sözde listenin hazırlandığı tarihe göre normal şartlarda benim en erken 2014 yılında terfi sırasına girmem gerekirdi. Belirttiğim bu hususu doğrulayan Deniz Kuvvetleri Komutanlığının resmi yazısını Mahkemenize sunuyorum. Yapılan sözde planlamaya göre 2012 yılında terfi edebilmem için benim 2005 yılında sicilen 1 yıl, 2007 yılında da yüksek lisans eğitiminden dolayı 1 yıl terfi alacağımın ve/veya 2006 yılında albaylıkta bekleme süresinin 6 yıldan 5 yıla indirileceğinin amiral listesi isimli dijital verinin son kayıt tarihi olarak iddia edilen 2002 yılında biliniyor olması gerekmektedir. Bu mümkün değildir.(…)

Eğer amiral listesi ve öncelikli, özellikli görevlendirme listesi isimli dijital verilerde adımın bulunması, tutuklanmayı gerektirecek bir suç şüphesi oluşturmuyorsa ben neden 17 Haziran 2011 tarihinden itibaren tutukluyum?”

Avukat Kemal Nevzat Güleşen:

“Bakınız şu elimdeki bir flash disk,  bu davadaki bütün delillerde biliyorsunuz dijital. Bu flash disk tamamen boş olursa yani içinde hiçbir data olmazsa deyin ki 2 gram ağırlıkta geliyor. İçine bütün suç unsuru dataları koyduğunuz zaman da 2 gram geliyor. Yani içindeki o dataların ağırlığı sıfır. Kuvvetle hatırlayacaksınız Newton’un 2. kanunundan F eşittir M A’dır. Hani sanal deliller, sanal deliller diyoruz ya, yani bu sanal delillerin gerçekten kütlesi yok. Kütlesi olmadığı içinde F eşittir M A formülünden kuvvet yok.”

***

Murat Saka:

“İddianamenin 126. sayfasında bilirkişi raporları ile ilgili şu ifade var. Diyor ki; mevcut raporlardan ilk askeri bilirkişi raporu ile sonradan düzenlenen askeri bilirkişi raporları incelendiğinde diğerleri içerik itibari ile birbirine yakın fakat ilk rapordan tamamen farklı oldukları görülmüştür.(…) İlk askeri bilirkişi raporu Jandarma Muhabere Yüzbaşı Hakan Erdoğan tarafından hazırlanan 19 Şubat 2010 tarihini taşıyan bilirkişi raporudur. Bu iddianamede belirtildiği gibi 22 Şubat tarihli Kara Pilot Kurmay Binbaşı Ahmet Erdoğan’a ait rapor değildir. Bu 2 rapor birlikte 24 Şubat tarihinde 1. Ordu Komutanlığı Askeri Savcılığı tarafından Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmiştir, ikisi birden. Şimdi bu benim iddia ettiğim yani çok açık bir şekilde hepimizin kabul etmesi gereken gerçek Jandarma Muhabere Yüzbaşı Hakan Erdoğan’ın bilirkişi raporu aslında dijital manipülasyonla da ilk defa ortaya konan bilirkişi raporudur. CD’lerin 2007’den itibaren oluşturulmaya başladığı ve bu dosyalarda oluşturma ve erişim açısından zaman çelişkilerinin bulunduğu şeklinde bir tespite yer vermiştir bu rapor.”

Daha önce yazdığımız üzere bu rapor Beşiktaş Adliyesi’ne teslim edildikten sonra buhar olmuştu. Kayıp.

***

Nadir Hakan Eraydın:

“Bu ve önceki iddianamelerin vicdan ve ahlaktan nasibini almamış dijital iftiracı bir çete tarafından servis edilen dijital uydurma ve yanlışlarla dolu verilere dayalı olarak hazırlandığı sanıklar ve müdafii avukatların bugüne kadar yaptıkları savunmalar ve bilirkişi raporları ile hiçbir şüpheye yer bırakmayacak şekilde ortaya konuldu. Yüzlerce maddi hata büyük bir açıklıkla izah edildi.”

“Nüfus kaydıma göre tam ismim Nadir Hakan Eraydın’dır Ağustos 2007’de amiralliğe terfi etmemi müteakip Genelkurmay Usulleri gereğince Nadir ismim askeri yazışmalarda yer almaya başladı. Ancak 2002-2003’te hazırlandığı iddia edilen bu belgelere beni Nadir veya N ön ismim ile dahil etmişler. Halbuki Ağustos 2007’den önceki gerçek hiçbir askeri dokümanda Nadir ibaresini veya kısaltmasını görmeniz mümkün değildir. Yansıdaki Harp Akademileri ve Silahlı Kuvvetler Akademisi diplomalarım ile döneme ait resmi yazılar bunun yeterli kanıtıdır sanıyorum.”

Cumhuriyet Savcısı Hüseyin Kaplan’ın bu konudaki sorusuna karşılık, Nadir Hakan Eraydın:

“(…) Nadir ismi ile pek bilmezler. 2007 yılına kadar kullanılmadı, özel bir nedeni yok.”

Cumhuriyet Savcısı Hüseyin Kaplan:

“Yok şöyle yani mesela diplomanızda da mı?”

Nadir Hakan Eraydın:

“Evet gösterdim zaten biraz evvel.”

Cumhuriyet Savcısı Hüseyin Kaplan:

“Yani şöyle mesela biz Cumhuriyet Savcısıyız. Mesela o diploma ile sizin nüfus kaydınız gelse buna sahte belge dememiz gerekecek öyle bir durum var.”

Nadir Hakan Eraydın:

“Evet.”

Cumhuriyet Savcısı Hüseyin Kaplan:

“Yani sizinle şu anda dava ile ilgili değil de yani niye acaba kullanılmadı diye ben şey yapıyorum.”

Nadir Hakan Eraydın:

“Biraz evvel size yansıda da sunduğum gibi durum budur efendim.”

Cumhuriyet Savcısı Hüseyin Kaplan:

“Tamam. Yani daha öncede bir başka kişi ile ilgili oldu yani ismi nüfusta olduğu halde tüm belgelerde askeriyedeki şeyler isimler kullanılmadığı ismi yazmıyorlar yani öyle bir şey varda ondan dolayı sordum. Yani yoksa şeyle ilgili değil.”

???

Nuri Selçuk Güneri’nin Avukatı Günizi Dizdar:

“Kendisinin yazdığı veya kullanıcı yollarında dijital kurguları oluşturduğu iddia edilen çıktıların ikisinde, görüntülerin ikisinde kendi ismini büyük harflerle Nuri Selçuk Güneri olarak yazarken, medya servis isimli dijital kurguda Selçuk Nuri Güneri olarak yazmış.

Şimdi benim eşimin ismi de Ali Rıza Dizdar, Rıza Ali dediğini hiç duymadım 16 seneden beri. (…)

N. Selçuk Güneri büyük harf olarak isminin geçtiği kurgulardaki bilgisayar üst verilerinde kullanıcı adı büyük harflerle Güneri ya da S. Nuri Güneri olarak isminin geçtiği kurgudaki bilgisayar üst verisinde kullanıcı adı küçük harflerle yazılmış, güneri olarak yer alıyor. Bu sizin beyninizde hiçbir kuşku uyandırmıyor mu, bu yazılar müvekkilimin bilgisayarı veya eli veya kastı mahsulü olmamasına dair?

Silahlı Kuvvetlerdeki ön isimlerin kullanılması aslında 2007 yılında bu akıllı kartların dönemine denk geliyor ve 2007 yılından itibaren de müvekkilim nüfus bilgilerinde yer alan Nuri adını kullanmaya başlamıştır. Belki Sayın Savcı bizimkini de merak eder diye ben peşinen söyleyeyim dedim.”

Abone Ol

Subscribe to our RSS feed and social profiles to receive updates.

Henüz yorum yapılmamış.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: