Nazlı Ilıcak’a mektubumuz

24 Ocak 2011

Medya yalanları

Sayin Ilicak

Bugunku yazinizda oyle maddi hatalar yapmissiniz ki, neresinden baslayacagimizi bilemiyoruz. 

Diyorsunuz ki:

“Pınar Doğan ve Dani Rodrik’in bu "çok önemli deliline" bir bakalım. (Diğerleri bir bir çürütüldü; elde bir tek 2008’de ismi değişen ilaç firması kaldı).”

Yaniliyorsunuz. 11 no.lu CD’de ortaya cikardigimiz ve curutulmeyen yiginla zaman celiskisi var.  2009’da (2008 degil!) isim degistiren Recordati’ye ek olarak, 2006’da isim degistiren Liberal Avrupa Dernegi, 2008’de isim degistiren Medical Park Sultangazi, 2004’te isim degistiren Avrupa Safak Hastanesi, 2004’te kurulan CC MAR NAPLES, 2004’te isim degistiren Turk-Iran Isadamlari ve Sanayicileri Dernegi, Aselsan’da daha sonraki senelerde calismaya baslayacak gorevliler ve bir cok daha ornek var. 

Diyorsunuz ki:

“Bu arada, anlaşılıyor ki, bilgiler de güncelleştirilmiş. Nitekim, Gölcük Donanma Komutanlığı’nda ortaya çıkan İstanbul Alışveriş Merkezlerinin Durumu başlıklı belge, 5 şubat 2003’te oluşturulmuş ama 19 şubat 2008’de bazı ilavelerle son kez kaydedilmiş.”

Yaniliyorsunuz.  Bahsini ettiginiz belge, ustverisinin de acikca gosterdigi uzere, guncellenmis bir belge degil.  Digerleri gibi 2003’te son kaydi yapilmis.  Guncellenmeye dair yapilan haber yanlis ve bir tapaj hatasindan kaynaklaniyor.  Olayin dogrusunu buradan okuyabilirsiniz:  https://cdogangercekler.wordpress.com/2011/01/20/balyoz-planlari-2008de-gncellendi-masali/

Diyorsunuz ki:

“Denilebilir ki, "Tübitak’ın raporunda, 11 nolu CD’nin son kaydı 2003 olarak gösteriliyor. Peki, içinde, 2008’de isim değiştiren ilaç firması nasıl yer alıyor?" Bu veriden yola çıkan Çetin Paşacılar, 11 no’lu CD’nin sahte olduğu sonucuna varıyor. Oysa düzgün bir muhakeme bizi, ancak Tübitak’ın "son kayıt 2003" tespitinin hatalı olduğu neticesine götürebilir” 

Soz konusu CD’nin ustverilerindeki kayit tarihinin 2003 oldugu tek bir raporda yapilan bir tespit degil.  Ayni tespit en az bes ayri raporda var (iki TUBITAK, iki Emniyet ve bir Askeri savcilik).  Bu raporlarin hepsi bagimsiz bir inceleme sonucunda ayni sonuca varmis.  Ayrica, iddinamede bu CD’nin gercek olduguna dayanak teskil eden temel sav, bu CD’nin (ustverilerine gore) 2003’te uretilmis oldugu.  Kisacasi, TUBITAK’in tespitinin hatali olmasi mumkun olmadigi gibi, olsaydi iddianamenin temel dayanagi da ortadan kalkmis olurdu.

Simdi bu yanlislarinizin isiginda basliginiza bir daha bakalim: “Cetin Pasacilari ikna etmek mumkun degil.” Burada gercekleri gozardi eden ya da carpitanin maalesef siz oldugunu dusunmek zorundayiz.    

Pinar Dogan ve Dani Rodrik

Abone Ol

Subscribe to our RSS feed and social profiles to receive updates.

33 Yorum “Nazlı Ilıcak’a mektubumuz”

  1. Taylan Says:

    Çıktığı programlarda yaptığı konuşmalarda kendisine sürekli ‘demokrat’ diyen Ilıcak’ın kullandığı üslubu görüyor musunuz? Kanıtlara dayalı olarak meşru savunma hakkını kullananlara üst perdeden bakarak “Çetin Paşacılar” diyor. Bu bir aşağılama üslubudur.

    Kendini savunma en demokratik haktır. Bu hak kullanılırken, kendini ‘demokrat’ olarak lanse edenlerin insanları nasıl küçümser gördüklerine bir örnektir bu.

    Gazeteci önyargısız olur. Bir şey iddia ediyorsa sonuna kadar onu araştırmalı ve teyit etmelidir. Ilıcak, tarih çelişkilerinin hiçbirine adam akıllı açıklama yapmazken kesin bir hükme varıyor ve diyor ki “Diğerleri bir bir çürütüldü.”

    Nazlı Ilıcak gibi taraf, subjektif, iktidar yandaşı, antidemokrat birinden de bu beklenirdi!

    Cevapla

    • merttalay Says:

      Taylan,

      Herhangi bir kanit gostermeden cesitli kisi ve kuruluslari (ornegin Taraf gazetesi calisanlarini) “ceteci” olarak tanimlamak nasil bir usluptur sizce?

      Cevapla

      • Taylan Says:

        merttalay,

        Taraf gazetesi çalışanlarına çeteci diyen yok. Ben doğrudan onlara ‘yalancı’ diyorum. Size onlarca kanıt da sıralayabilirim bu konuyla ilgili. Sadece Taraf değil, Zaman ve diğer yandaş basın da dahil buna.

        Benim anlamadığım neden alakasız bir yerde bunu iddia ediyorsunuz? Ben Nazlı Ilıcak’ı burada eleştiriyorum. Siz kalkmış hiç ilgisi olmayan bir yorum yapmışsınız. Demagoji yapıyorsunuz! Ilıcak’ın da yalan yazan gazeteciler kervanına ‘kanıtlarıyla’ katılması sizi neden bu kadar çok rahatsız etmiştir anlayabilmiş değilim doğrusu…

        Cevapla

    • Can Acar Says:

      merttalay,

      Siz de uzun süredir bu Blog’u takip ediyorsunuz. Nerede Taraf yazarlarının “çeteci” olarak nitelendirildiğini söyleyebilir misiniz?

      Hiç kimse, belki sizin ve fmerakli’nin birkaç yorumu hariç, bu çeteye Taraf gazetesini dahil etmedi. Yanlı ve yalan haber yapmakla itham edildiler, isteyerek veya istemeyerek bu çete tarafından kullanılmakta oldukları söylendi, ancak Blog yazarları tarafından sahte delil oluşturmakla suçlandıklarını hatırlamıyorum.

      Yanlışım varsa lütfen düzeltin.

      Saygılarımla …

      Cevapla

      • merttalay Says:

        Can Bey, bence durum ikimizin soylediklerinin ortasi gibi biraz. Evet blog yazarlari Taraf’in cete tarafindan kullanilmakta oldugunu soylediler, fakat “suc ortagi” olarak kullanildiklarini iddia ettiler:

        “Gazetenin bu konumu, sahte belge ve kanıt üreten grupların Taraf’ı suç ortağı olarak kullanmalarını çocuk oyuncağı haline getiriyor.” (26 Ekim)

        Yine 26 Ekim’de: “Ancak Taraf artık gazetecilik değil, suç ortaklığı yapıyor.”

        Cete tarafindan kullanilmak ayri seydir, cetenin suc ortagi olmak ayri. Ikincisi sizin cetenin bir parcasi yapar. Fakat bununla ilgili herhangi bir kanit bulunmamaktadir bildigim kadariyla.

        Nazli Ilicak’in basligi hos olmamis, fakat gazetecilerin bazen yazilarina dikkat cekmek icin bu tur yollara basvurduklarini biliyoruz.

        Cevapla

        • acracia Says:

          Merttalay:

          Zaman ve Taraf Gazeteleri yalan yayin yaparak, bilerek carpitarak sahibe altina girmislerdir.
          Bu konuda defalarca yazildi. Ilk baslarda, hadi diyelim oylesine ozensizce yapilmis bir haber diyebilme raddini de asan, cesitli sahibeler altina girmislerdir. Bunu sirf orada yazan bazi yazarlar icin soylemiyorum; tekzip etmeyerek olayi gazeteyi temsil asamasinda kurumsallastiran, yayin politikalari acisindan da soyluyorum. Bu acidan, evet, yalan haber yaymak sozgelimi “suc ortakligi” olarak nitelendirilebilir.

          Zaman’i ben cok daha farkli ve vahim bir kategoride goruyorum. Hadi onu birakalim. Ancak Taraf icin sunu soyleyebilirim: 6-7 Eylul hadiselerinde yalan haber yapan gazeteciler ve gazete (bkz Hurriyet) sonradan ortaya cikan devlet senaryosu oldugu asikar bir sucta suc ortagi midir?
          Bu etik bir tartismadir. Hukuki degil.

          Bu ornek Balyoz’la bir tutulmasi gerektigi icin degil, sunun icin soyluyorum: baska benzer orneklerde dile getirilen sorunlari kabullenebilecek sahislarin, olay Balyoz ornegi uzerinden tartisma olunca, sizin simdi yaptiginiz gibi mesela, burada ne soylenmeye calisildigi apacikken, her turlu detayin uzerine atlayip saldiri malzemesi yapmalarina bakinca, hic alakasiz ama cok benzer bir baska ornek uzerinden belki etik olarak yapilabilecek bir tartismayi baska duzleme cekmenin sorunlarini bu sefer gorebilecegi umidini tasiyorum.

          Taraf hakkinda da bununla ilgili yapilmis bir cok tartisma var yorumlarda; merak ederseniz neden boyle dusunuldugunu, bir zahmet onlari okuyuverirsiniz. Ayrica Nazli Ilicak’in dikkat cekmeye calisan basligini da etik bir sorun olarak gorebilmenizi beklerdim. Baskalari yapiyor diye normalize etmenizi degil.

          Cevapla

          • Bulent Murtezaoglu Says:

            Zaman’i ben cok daha farkli ve vahim bir kategoride goruyorum.

            Ben de. O tiraji basacak ve [satmasa da] dagitacak bir gucu de var. Today’s Zaman’i da kucumsemeyin, ben bir iki Amerikali (kimisi sosyal bilimci) insanin blogunu/yayinlarini filan takip ettim bir ara. Kendilerini koruyamiyorlar o yayinlardan, ve kendi uretimlerinin arka planinda orada satilan genel hikaye neyse o oluyor. (Ben yedirilip iciriliyorlar da dedim sizinle son konustugumuzda, genis bir alana hakaret gibi oldu, gecikti ama belki our dilesem iyi olur?)

            Taraf’in gosterdigi problem Turkiye’nin en okumus/ilgili kesimlerini gudumune alabilmesinde. Halbuki o okuyucunun o yayini endirekt olarak torpuleyip/terbiye etmesi umid edilirdi.

            Yani, iki turlu vahamet var: biri guc/etki hakkinda, oteki aslinda guvenmek istedigimiz bir kitlenin durumu hakkinda. Bunlardan ne cikar, karsilarina ne konursa hayirli bir surec ortaya cikar bilemiyorum (yok tank degil, o tarafa pas vermiyorum).

            Cevapla

            • Kurmanbek Allahverdiyev Says:

              Boyle biraz konudan konuya gecmek gibi olacak ama NTV genel olarak begendigim bir kanal ve tarafsiz kalabildigini dusunuyorum. Gerek haber muduru Mete Cubukcu gerekse Rusen Cakir bence gayet iyi yapiyorlar islerini. Biraz da bu yuzden Taraf’in linc girisimine kurban oluyorlardi az kalsin. Cakir ayni sekilde cemaatin de cok acik saldirilarina ugradi, ozellikle Hanefi Avci’yi canli yayina cikardiktan sonra. Rusen Cakir kendi programinda herkese soz vermeye calisiyor gordugum kadariyla. Hatta Mehmet Baransu’yu dahi cikarmisti yayina. Elbette herseye gozu kapali atlamamak gerekiyor ama genel olarak NTV’nin notu digerlerine gore yuksek. Tabi kendi gorusum bu.

              Cevapla

            • acracia Says:

              Tam bunu yazdiktan sonra, bloga link’i verilmis bugunku Today’s Zaman yazisini gordum. Eh bir sey soylemeye gerek kalmamis aslinda zaten. Ama buraya geri donmeden, bu notu dusmeden de edemedim.

              Cevapla

          • acracia Says:

            Today’s Zaman konusuna kesinlikle katiliyorum. Bana gore, o tur yayinlarin bazi yabancilar tarafindan okunup takip edilmesi, 2000lerin ilk yarisinda normalde Zaman cizgisinde olmayan Turkiyeli kose yazarlarinin orada yazmaya baslamalarina paralel bir davranis: farkli olsak da taraf almayacagiz tutumu. Bu konuda daha cok yazabilirim, ama konuyu dagitmak istemiyorum. Yine de soyleyeyim: degisik forumlarda Today’s Zaman’in sayginligi tartisiliyor simdi zaten.

            “Taraf’in gosterdigi problem Turkiye’nin en okumus/ilgili kesimlerini gudumune alabilmesinde. Halbuki o okuyucunun o yayini endirekt olarak torpuleyip/terbiye etmesi umid edilirdi.”

            Bakin buna da katiliyorum. Ancak su anda cok olumlu bir tablo da goruyorum ben: liberal
            ve/veya sol goruslu degisik sesler Taraf’i sorgulamaya basladi. Liberal olmayi sadece AKP’yi desteklemeye veya orduyu karsisina almaya indirgeyen Taraf’taki kimi yazarlarin (ki bunlarin bir kismi baska gazetelerde de yaziyor, ama geneli Taraf’ta) bu durusunu zorlayan bir cok ses ve yazi cikmaya basladi degisik forumlarda.

            “Yani, iki turlu vahamet var: biri guc/etki hakkinda, oteki aslinda guvenmek istedigimiz bir kitlenin durumu hakkinda.”

            Evet. “Sembolik sermaye” dedigimiz bir avantaji vardi Taraf’in. Yani parasal degil, sembolik bir guc. Ama o kadar cok rezil oldu ki gazete; NTV olayiyla birlikte baslayan bir surec bu…

            “Bunlardan ne cikar, karsilarina ne konursa hayirli bir surec ortaya cikar bilemiyorum (yok tank degil, o tarafa pas vermiyorum).”

            Yok aman, tank demeyelim. Ama ben bir zamanlar kendilerini elestirenleri “darbeci” diye yaftalayan bu guruhun artik sembolik sermayeyi tukettigini goruyorum. Liberallik, ne AKP’yi desteklemek ne de ne olursa olsun isin icinde ordu gecti diye kendini o odaga kilitlemeye indirgenebilir. Bir sure bundan prim yaptilar. Bunu orada yazan herkes icin soylemiyorum. Hem genel yayin politikalari hem de belli kadro yuzunden simdi orada yazmaya devam ettigi icin de hizla itibari irtifa kaybeden baskalari da var orada yazan. Ayrilanlar da. Bence olumlu gelisme bu liberalligi basite indirgeyip aslinda meslek etiginin hic yakisik almayacagi yayin yapanlardan farkli seslerin cikmasi. Ben bu baglamda bu cogulculugun cok iyi bir sey oldugunu dusunuyorum.

            Cevapla

            • Bulent Murtezaoglu Says:

              Yine de soyleyeyim: degisik forumlarda Today’s Zaman’in sayginligi tartisiliyor simdi zaten.

              Boyle durumlarda acaba insanlar nerede hata yapip bastan yayinlara sayginlik atfettiklerini de dusunurler mi? Yoksa bu tercubeler temelde bir ise yaramiyor. Siz o hali hatirlarsiniz Turkiye’de idiyseniz, zamaninda cebinde ‘Cumh’ ile dolasanlarin bir kismi o zaman yanildiklarini soyluyorlardi ama Taraf’la ayni iliskiyi kurmuslardi. Halbuki oradan ogrenilecek olan ‘o zaman yanildim ama simdiki gazete dogru gazete’ seklinde bir sey degildi. Bu insanlik hali oldugu icin daha zengin sayilabilecek imkanlarla tanisik yabancilar icin de farkli degil.

              Ben bu gazete isinin bitmesini istiyorum aslinda. Haber yapma (hakikaten haber yapma) isi nasil cozulecek bilmiyorum ama ozellikle mudanasiz insanlarin (ekonomik acidan) cogaldigi, dava vs. korkularin kaynagi olan kanunlarin torpulendigi bir ortam olusursa, internetteki icerik koselerin yaradigi ise yarayabilir. Baska is yapan, gazete yazari olmayan insanlardan cok daha iyi islenmis fikirler isitiyoruz, goruyorsunuz iste.

              Cevapla

              • acracia Says:

                “Ben bu gazete isinin bitmesini istiyorum aslinda. Haber yapma (hakikaten haber yapma) isi nasil cozulecek bilmiyorum ama ozellikle mudanasiz insanlarin (ekonomik acidan) cogaldigi, dava vs. korkularin kaynagi olan kanunlarin torpulendigi bir ortam olusursa, internetteki icerik koselerin yaradigi ise yarayabilir. Baska is yapan, gazete yazari olmayan insanlardan cok daha iyi islenmis fikirler isitiyoruz, goruyorsunuz iste.”

                Evet. Ama o ortama daha cok var. Bir de yeni kanunlar gerekli bence; sirf dediginiz gibi sansuru engelleyici degil, ayni zamanda yapilan haberlere etik bir seviye duzeyinde yaptirim getiren. Ben mesela bu kadar tazminat borcu oldugu halde hala bunu odemek zorunda birakilmayan ve nefret dolu yayinlarina devam edebilen bir gazetenin bir yerlerden destek almasa buna devam edemeyecegini dusunuyorum. Mesela bunun olamayacagi bir ortami yaratmak icin kanunla duzenlemek, hatta belki varolan kanunlari uygulamak kotu mu olurdu?

                Dediginiz gibi bazi bloglar, vs daha kaliteli bilgi uretirken, tam tersi de oluyor. Son bir kac gundur buraya da bulastirilmaya calisilan mantikta yazan da cok. Ben yine de iyimserim. Daha cogulcu bir tablo cikiyor simdi, daha oncesine nazaran.

                (Bu arada, Kurmanbek Allahverdiyev: bu sozunu ettigim cogulculugu sergileyen tartismalarin gerceklesebildigi bir platform da NTV; size katiliyorum).

                Ben rahatsiz oldugum seyi soyleyeyim: bazi tartisma programlarina, meclisteki bazi cekismelere, bir takim “reality show”lara, bazi kose yazarlarinin usluplarina, vs baktigimda insanlarin mantikli bir sekilde tartisabilme yerine birbirlerine hakaret etmeye, fikirler ve mantik yurutme yerine kolaya kacip ahlaksizca olayi kisisellestirip insanlarin sozgelimi annesinden soz acip buyukdedesine kadar secerecilik yapilmasina, yine sozgelimi kafatasi olcumunden tutun da damarlarindaki kanin renginin kimlik barometresi olarak kullanilarak yaftalanmasindan, komplo teorileri yaratilmasindaki kolayliga bakinca, Turkiye’nin kamusal alani bir mahalle kavgasina dogru bir gidisattaymis gibi izlenimine kapiliyorum. Bu sirf Turkiye’ye mahsus da degil elbette, bir suru yerde olan bir dinamik bu, ama Turkiye olunca bana sahsen dokunuyor tabii.

                Cevapla

                • acracia Says:

                  Bu arada, daha da rahatsiz edici olan hukuk sistemi ve su an sahit olmakta oldugumuz gucler cekismesi elbette. Ama konu gazete ve etikten acildigi icin bu noktaya degindim. Yoksa yasama, yurutme, yargi kuvvetler ayriligini biraktim, savci ve savunmanin/avukatin ayni bilgi erisimine sahip bile olamamasi, masumiyet karinesi uzerinde cok ciddi golgeler olusturuyor. Zira savcinin herseyi gorebilip avukatin gorememesi, istismara cok acik bir sorun.

                  Cevapla

          • acracia Says:

            Yanlis yere koymusum. Tekrar ekliyorum:

            “Tam bunu yazdiktan sonra, bloga link’i verilmis bugunku Today’s Zaman yazisini gordum. Eh bir sey soylemeye gerek kalmamis aslinda zaten. Ama buraya geri donmeden, bu notu dusmeden de edemedim.”

            Cevapla

    • bul Says:

      CD nin 2008 de güncellenmiş olduğu iddiası, delil olarak kabul edilen 2003 tarihli 11 nolu CD ye dayanarak iddianemesi hazırlanan davanın yanlış delillerle açıldığını ispatlamaz mı? 2008 CD sindeki yeni bilgiler 2003 CD lerinin sahte olduğunu belgeliyor sadece.2008 CD sinde adı geçen 2009 tarihinde kurulmuş olan Rocardati ilaç firması da 2008 CDsinin sahteliğini ispatlar.1 tane kesin hata yetmiyor mu CD nin sahteliği için? Mutlaka belli sayıda hata mı olması gerekiyor?Hazırlanan iddianame üzerinden bu aşamadan sonra dava nasıl yürütülebilir? Ilıcak ve onun gibilere soruyorum.Suçlanan bu insanlar gerçekten masumsa hiç vicdanlarınız sızlamayacak mı?
      Tamam varsa suçlama yargılayın.Ama gözünüzü seveyim eliniz çabuk tutun.İçerdekilerin de ana babaları,eşleri,çocukları var.

      Cevapla

  2. solmaz türk Says:

    Nazlı Ilıcak’ı hoş görmek lazım.Onun kuyruk acısı var.Kuyruk acısını çıkarmak için ….ne yapsa yeridir diyorum ve kendi haline bırakılmasını öneriyorum.

    Cevapla

  3. Alper Says:

    Nazlı Ilıcak kimdir sorusuna her namuslu Türk’ün vereceği cevap; İktidar tetikçisi… İktidar ne ise Nazlı Ilıcak gibi’ler de o bukelamunluktalar… kimi gün türbancı, kimi gün dansöz oynatırlar…

    Yeter ki; işleri “tıkırında” olsun…

    Cevapla

  4. erol ersan Says:

    bana göre bu belgelerin sahte olduğu kesin bir gerçektir. bı belgelerin ne amaçla üretildiği maksadın ne olduğu bilinmektedir. ancak bizim bilmemiz kamuoyunu aydınlatabilmemiz noktasında yetersiz durumdadır. basında bu konu ile ilgili yapılan tartışmaları yakınen takip etmekteyim. Kanımca biz bildiğimiz gerçekleri bize muhalif olan kesime yeterince anlatamıyoruz. muhalif grup ne kadar kör olursa olsun ne kadar taraf olursa olsun ne kadar bgize sırtınıda dönse dinlemesede orada bir tane gerçek vardır. Bu anlamda sayın Pınar DOĞAN ve sayın Dani RODRİK in çalışmaları son derece önemlidir. Yapılan bu internet bloğu bile bir kısım muhalifleri acaba demeye zorlamışken malum odaklar bu seferde gölcük donanması kozunu gündeme getirdiler. Bence bize düşen yılmadan yorulmadan sahtekarlığı ortaya koymaya devam etmek olmalıdır. Gerekirse basın açıklamaları ile gerekirse broşürlerle ne bileyim yöntemler çeşitlendirilebilir. ama kör olan muhaliflere bu belgelerin gerçek olmadığını ikna edene kadar devam etmeliyiz diye düşünüyorum. Sayın DOĞAN ve Sayın RODRİK e gerçeği ortaya çıkarma noktasındaki üstün gayretli çalışmalarından dolayı teşekkür ederim… saygılarımla

    Cevapla

  5. ata Says:

    gerçekten de gazetelarde, tv. lerde boy gösteren bu kişilerin, hiç bir araştırma-muhakeme etme gayreti ve yeteneği yok gibi…hal böyle iken, bu insanların mevkilerini nasıl elde ettiklerine şaşırıyorum.Daha da şaşırdığım, halleri buyken, bir de uzmanmış gibi tv.lerde program koltukları var…yemin ederim, şu blogu sadece merakından takip eden bir kişi, bu insanlardan daha bilgili ve muhakemesi daha yetkin…Bir de geriye şu ihtimal kalıyor ki, bunu bilerek yapıyorlar ve 5nci kol görevini yürütüyorlar.

    Cevapla

    • Bulent Murtezaoglu Says:

      Yaptiklari is ve onun alicisi olanlar icin bu dediginiz turden yetkinlik ve ozene ihtiyac yok gibi gozukuyor. Bu insanlarin baska konulari sunus sekillerini de arastirirsaniz ayni tarzda davrandiklari ortaya cikabilir. Ha ozellikle bazi konularda taraf oluyor olabilirler ama ayni tarzla/uslupla taraf oluyorlardir. Benim gorebildigim bu.

      Bu blogun ve burada konusulanlarin daha farkli bir standartta oldugu konusunda haklisiniz. Yalniz bu tur internet nedeniyle ulasilir olan — nispeten — hur ortamlara — bazen normal basinin da tesviki ile — nasil mudahale edilmeye calisildigina dikkat etmek lazim. Kunyeler, ruhsatlar, ifade ile ilgili cesitli kanunlarla sindirme veya bu imkanlari pahalilastirma cabalari var. 15-20 sene evveline gore (dunyada da) ‘net daha hur degil. Bunu da dikkate almak lazim herhalde.

      Evvelce, birbirlerini tanimayan normal insanlar bu rahatlik ve ucuzlukta iletisim imkanlarina sahip degillerken de ‘basin istedigini yaziyor iste’ denebiliyordu ama ‘net ortaya ciktiktan sonra anlasildi ki yazilmayan/konusulmayan/dusunulmeyen cok sey varmis.

      WordPress veya youtube yasaginin engelleme oldugunu gormek kolay, bir de sinsi mudahaleler veya sistemik engeller var ki etkilerinin ne derece vahim oldugu ancak kor noktadan gelen ‘devrimci’ nitelikteki Internet gibi bir gelisme ile bilinir oluyor. Ozgurlukculugun bir dayanagi da bu, ilkeli ve genis bir serbesti olmadan nasil faydali hallerin ortaya cikacagi ve nelerin engellenmekte oldugu belli olmuyor. “Bu yasak faydali, kaldirmayiz” dendigi zaman faydasi acik oluyor ama zarari — insanlarin o hurriyetle neler yapacaklari kestirilemedigi icin — pek belli olmuyor. 90larin basinda memlekete internet filan getirmeye kalkanlarimiz, ‘bu faydali degildir’ ‘zaten musade edilmez’ ‘bizim insanlar ne konusacak ki’ ‘anarsistlere yarar’ filan gibi laflar isitmislerdi. Yani, bu tur sistemlerin ilkeli bir sekilde hurriyetleri koruyan duzenlerde gelismeleri ve yillar sonra ite kaka ithal edilmeleri sadece teknolojik gerilik ile izah edilecek bir sey degil.

      {Siz bunlarin tersini soylemis degilsiniz elbette, vesile ettim, iki laf edeyim, biraz ozgurlukuluk ve ‘net propagandasi yapayim dedim.}

      Cevapla

  6. sertac Says:

    ne derseniz deyin de su askeri savcilik icin bagimsiz kelimesini kullanmayin.
    askeri savcilar ustlerine itaat edeceklerine yemin etmiyorlar mi?

    Cevapla

    • cdogangercekler Says:

      Sertac, “bagimsiz”dan kastettigimiz, birbirinden ayri yapilmis incelemeler. Bir de, merakimizdan soruyoruz: bu blog girisini ve Nazli Ilicak’in yazdiklarini okuduktan sonra akliniza takilan bir tek bu mu oldu?

      Cevapla

  7. Deniz Says:

    Bu blog ve özellikle balyoz davası sürecinin bizlere öğrettiği en önemli konu, gazeteciliğin nedemek olduğu oldu. Taraf ve zaman mantığı adına gazatecilik denilen safsataları, tetikçilği, nazlı ılıcak gibi bir çok boş knuşurun TV lerde yada köşelerinden kurugürültü nasıl salladığını gördük. Bu saatten sonra artık yazdıklarını okumak içimden gelmiyor… okumadım da

    Cevapla

  8. şener Says:

    askeri savcılar emin ol aknin savcılarından daha bağımsız ve tarfsızdırlar.

    Cevapla

  9. chuckytoy Says:

    Söz konusu kişi, ÇYDD’den burs alan öğrencilere çeşitli saldırılarda bulunan, onların onur ve haysiyetlerine dil uzatan ve izlediğim videodan anladığım kadarıyla bunu yaparken yüzü dahi kızarmayan, dudakları büzüşmeyen, sesi dahi titremeyen birisidir. Bu kadar soğukkanlı olan kişinin bahsettiğiniz tutumunda şaşılacak bir şey yok. Şaşılacak olan olgu; nasıl oluyor bu insanlar hak etmedikleri halde kendileri gibi karnından konuşan, tabansız yandaşlar buluyorlar? Yıllar önce Fikret Kızılok, söz konusu Teo-liberaller için söyleyeceğini söylemişti “Tavus kuşu gibiydin, dönüp dönüp baktıran / Oturup konuşunca felsefeyi saptıran / Mürekkebi yalamış yutmuş gibi bakardın / Kitabı ters tutunca gözlerimi kapardım … Gözlerin keman çalardı, dudakların darbuka / Toplumsal içerikliydin liberal alaturka…”

    Cevapla

  10. solmaz türk Says:

    Nazlı Ilıcak’ın tv lerden birinde yaptığı bir konuşmada Şener Eruygur’un akp yi yıpratmak ve kamuoyu oluşturmak amacıyla Atatürk’çü Düşünce Derneğini kurduğunu söylediğini duyunca kulaklarıma inanamamıştım.Kendisine gazeteci diyen,diyebilen bir insan bu kadar cahil olabilirmiydi? Neyseki o sırada yanında bulunan Ümit Zileli ADD nin Muammer Aksoy tarafından kurulduğunu söyledi de cehaletini gidermiş oldu.İşin başından bu kadar ön yargılı ve taraftar olan birinden objektif olmasını beklemek hayal olur.Bir zamanlar yine bir tv deki programda rahmetli Uğur Mumcu ile İstiklal Mahkemelerini tartışan Mehmet Altan istiklal mahkemelerinde 70.000 kişinin idam edildiğini söyleyince Uğur Mumcu o meşhur ”BİLGİ SAHİBİ OLMADAN FİKİR SAHİBİ OLUNMAZ”lafını etmişti. ”
    Ergün Aybars’ın istiklal mahkemeleriyle ilgili araştırma kitabında asılanların sayısının 1400 civarında olduğunu görünce Mehmet Altan’ın 70.000 kişi demesi cehaletini mi yoksa başka bir amaç mı taşıdığını düşündürtüyor.

    Cevapla

    • ata Says:

      Bunlarda bir şey mi dedirten cinsleri de var…” yakın bir zamanda okuduğum bir yorumda, “Menemen-Kubilay” olayının aslında olmadığı,yalan olduğunu yazıyordu… tarih, bu dönemleri yazdığında, isminden utanacak çok kişi çıkacak.Hele de, ısınan suda kurbağa rolündeki liberalim diye geçinen, “tıynet

      Cevapla

  11. ahmet Says:

    Bu kadın okumadan bunca yıldır nasıl yazıyor?
    Ayrıca şunu söylemek istiyorum Evet bir çete var.Sahte belge üretenler(onu da adam gibi yapamıyorlar ya) çetedir. O çetenin ipe sapa gelmez iddialarını yayınlayanlar da o çetenin içindedirler.

    Cevapla

  12. erol ersan Says:

    Tv’lerdeki yorumları dinledikçe ‘ben aydınım’ diyen bir çok meşhur gazetecinin gerçekte ne kadar boş ve bilgisizce, araştırmadan ; sadece rüzgarın esintisine göre yönlenen insanlar olduğunu görmenin acı tecrübesini yaşıyorum.Biraz önce TRT Haber’de Cengiz Çandar gibi bir duayen (!) Tatvan’da bulunan kemiklerin faili meçhul cinayetlerden kaynaklandığını söyleyerek aklı sıra TSK’ye göndermelerde bulundu.Aslında bu konuyu biraz araştırsaydı o kemiklerin 90’lı yıllarda çatışmalar sonucu öldürülen Pkk terör örgütü mensuplarına ait olduğunu ve kimsesiz oldukları için savcı izniyle (defin izni) oraya gömüldüklerini öğrenebilirdi.Ancak bunu ararştırmak ve öğrenmek yerine kulaktan dolma bilgilerle TSK gibi köklü ve büyük bir kuruma bu kadar fütursuzca göndermelerde bulundu.Nazlı ILICAK’la ilgili artık değerlendirme dahi yapmak anlamsız ! Zira birazcık gözlem ve takip kabiliyeti olan tüm yurttaşlarımız onun nasıl bir gazeteci olduğunu anlamıştır.

    Cevapla

  13. solmaz türk Says:

    Koyunun olmadığı yerde keçiye abdurrahman çelebi derlermiş.Uğur Mumcu gibi gerçek gazetecilerin öldürüldüğü ülkemizde maalesef meydan kendilerini gazeteci zanneden bir güruha kaldı.Bunları araştırdığınız zaman sürekli ABD ye giden,bir yerlerden icazet alan kişiler olduğunu göreceksiniz.Karen Fogg’un sweet-heart ları,şekerleri bunlar.

    Cevapla

  14. Kurmanbek Allahverdiyev Says:

    Nazli Ilicak tasdikli darbecilerden biridir. 12 Eylul doneminde sabah aksam postal yalardi Ilicak ailesi. Cunta milletin belini kirip gecerken alkis tutanlardan biri Nazli Ilicak idi. Aslinda sirti yere gelmeyen gazetecilerden biri de diyebiliriz. Her daim iktidarlara yakin olmustur. Yelkeninde hep ruzgar vardir. Tamamiyle duygusal sebepler yani.

    Diger taraftan normal bir insanin soylemeye utanacagi seyleri ‘soyle boyle oluyormus’, ‘kulagima bu tip soylentiler geldi, artik onlarin yalancisiyim’ seklinde misli gecmis zaman gazetecisi seklinde kosesinde arsizca yazar. Baska bir yorumcu arkadas kisaca gecmis ama acalim birazcik. Eger yanilmiyorsam gecen yil CYDD ve Turkan Saylan ile ilgili oyle bir yazi yazdi ki inanin mide bulandirici. “CYDD burs verdigi kizlari askeri okul ogrencilerine fahise olarak servis ediyormus” mealinde bir yazi yazmisti. Turkan Saylan bu baglamda genelev patronicesi oluyor. Daha once de Zaman ve diger gerici yayinlar tarafindan misyoner olmakla da suclanmisti. Bu tipler umarim allahindan bulur. Daha fazla bir sey demeyeyim.

    Cevapla

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: