Kendi aklı ve vicdanıyla düşünenler

01 Ocak 2011

GENEL

Dün aldığımız mesajda bir dostumuz kitabımız ile ilgili şöyle yazıyor:

“Hemen her ideolojik kesimi karsınıza aldınız: Liberalleri, AKP  destekcilerini ve hatta liberal düşüncelerinizden dolayı bir ölçüde Kemalistleri. Geriye sadece kendi aklı ve vicdanıyla düşünenler kaldı. Ama sanılanın tersine vicdanı olanlar az değil Türkiye’de. Çoğunlukla sessiz olsalar da.”

Bu yılın ilk yazısına, bugün bu sessizliği bir kez daha bozan Ahmet Hakan’ın “Hoyrat Demokrat” başlıklı yazısını taşıyoruz.

“TAMAM, darbeye karşısın.

Tamam, asker bir daha düdük çalmasın istiyorsun.

Tamam, tank sesiyle uyanmaktan nefret ediyorsun.

Tamam, darbe planları ortaya çıktıkça mutlu oluyorsun.

Tamam, generallerin yargılanıyor oluşunu bile kazanım olarak değerlendiriyorsun.

Tamam, askeri bildirilerden bıktın.

Tamam, paşa tantanası istemiyorsun.

Hepsine tamam…

Ama lütfen söyler misin demokrat arkadaş…

Bütün bu arzular, temenniler, talepler, istekler, özlemler…

Tertip yaparak, sahte belge üreterek, dinlemek bile istemeyerek, çok önemli hukuk ihlallerini görmezden gelerek, mağdurlar yaratarak, iftira atarak, “Burada bir sorun var” diyenin üzerine çullanarak mı gerçekleşecek?

¡¡¡

Eğer adamın biri çıkıp da…

“Ben araştırdım, bu davada birtakım dalavereler dönmüş” diyorsa…

Sen tutup da, bunu diyen adamın ırkını ve dinini diline dolarsan…

Senin yaptığın ile darbecinin yaptığı arasında fark kalır mı?

Böyle mi çıkaracaksın karanlıkları aydınlığa…

¡¡¡

Görmüyor musun?

Birileri ellerindeki somut belgeleri sallayarak, senin “Türkiye tarihinin en önemli hesaplaşması” olarak gördüğün bir dava hakkında hiç de yenilir yutulur olmayan şeyler söylüyorlar.

Bu durumda sana düşen “Dinlemek bile istemiyorum”, “İnanmak bile istemiyorum”, “Bunlar ayrıntı, Türkiye iyi yolda” gibi laflar etmek midir?

Söyler misin?

2003 yılına ait bir CD’nin içine 2009 yılına ait bilgileri kimler soktu?

Hiç mi merak etmiyorsun?

Kimdir bu tertibi yapanlar?

Kimdir bu karanlık odak?

Hiç mi mesele etmeyeceksin?

Madem “Türkiye tarihinin en önemli hesaplaşması” söz konusu…

Bu hesaplaşmayı kirletmeye kalkanlarla da hesaplaşman gerekmez mi?

¡¡¡

Hoyratlık demokratlara yakışmaz.

Faşistlere yakışır.

Darbecilere yakışır.

Elindeki silaha güvenenlere yakışır.

Ama sen böyle yapmaya devam edersen…

Korkarım sana da yakışacak.”

Abone Ol

Subscribe to our RSS feed and social profiles to receive updates.

23 Yorum “Kendi aklı ve vicdanıyla düşünenler”

  1. eminkk Says:

    A.Hakan elindeki kağıtları masaya atmış, ben oynamıyorum, hile yapanı bulun diyen oyuncu gibi. İyide ondan önce davranması gerekenler yok muydu? Bakalım sırada kimler var? veya oyun kaldığı yerden devam edecek mi?

    Cevapla

  2. Fenerant Says:

    Balyoz tertipçilerin başına inecektir.
    Medya daki bazı yazarlar nihayet anlamaya başladı.Buna da şükür.

    Cevapla

  3. Bulent Murtezaoglu Says:

    Aldiginiz mesajdaki hissiyat samimi olsa da dogru bir yola isaret etmiyor olabilir. Vicdanlilar/vicdansizlar seklinde bir ayrim dogru degil bence. Sikayet konusu olan guruhun en azindan bir kisminin da benzer bir sekilde kendilerine ‘vicdanlilik’ digerlerine de baska etiketler atfederek yoldan ciktiklarini dusunmemek icin bir sebebimiz var mi? Birbirimizin aklina, izanina, ahlakina mukayyet olmaya calismak yerine iyiler kotuler (aslinda biz/onlar) seklinde dusunmeye yatkiniz galiba. Bunun farkinda olmazsak belki ‘biz’ de mugalata ve tezvirat ile ‘hakli’ dava gudenlerden olabiliriz baska sartlar altinda. Makul, belki uzerlerinde hemfikir olacagimiz, belki burayi okuyanlarin da uc asagi bes yukari istedigi seyleri kendi ‘dava’lari yapanlar ne hale girmisler. Bundan alinacak ders bu durumda ‘onlar’ denenlerin ‘kotu’ oldugundan ibaret olmamali. Bu tur kotulukler kendi kendilerini uretip duruyorlar, gun gelip ruzgar baska taraftan esmeye baslayinca ayni kotulugun baska kilikta karsimiza cikmasina karsi ne yapabiliriz onu da dusunmeye vesile olmamali mi bu is?

    Cevapla

  4. Kurmanbek Allahverdiyev Says:

    Yazinin sahibinin Ahmet Hakan olmasi dilimde kotu bir tat birakti..

    Cevapla

  5. raşit ahmet Says:

    Sürekli tertip sonradan belge ekleme komplo usulsüz davalar lafları edenler beni hep hafifçe gulumsetiyorlar can havliyle savumaya geciyorlar ortaya iddialar (!) savuruyorlar ona yalancı buna yandaş diyorlar ama özünde kendi içindekileri ortaya koyuyolar demekki hep bir komplo bir tertip düşüncesi var kafalarında hep düşüncesini beğenmediklerine böyle seyler yapmışlar yada planlamışlar hep böyle alavere dalavere ile birseyler yapmaya çalışmışlar hani derler ya konuştukca batıyor diye aynen öyle AH istediği kadar birilerini temize çıkarmaya çalışsın yada kötülemeye çalışsın sonuc hep aynı oluyor (0) ona tutunanlarin da sonu çok farklı olmaz sanırım bu millet hep güzel düşünür ve sonu da hep güzel olur ama birileri hep kötülük düşündükleri için baskalarını da öyle sanıyorlar

    Cevapla

  6. Can Acar Says:

    Raşit bey,

    Herkes, ben dahil, kendine yakın bulduğu haber kaynaklarına ulaşır. Bu haber kaynakları da kişinin düşüncelerini ve fikirlerini etkiler.

    Siz Balyoz davası ile ilgili fikirlerinizi çeşitli kaynaklardan edinmişsiniz. Bu davada yargılanan 195 askerin suçlu olduğuna inanıyorsunuz.

    Medyada yazılan yazıları okuyan birisi için (ben dahil) bu suçlamalara inanmak çok kolay. Darbe planlamışlar, uçak düşüreceklermiş, TÜBİTAK CD’lerin gerçek olduğunu onaylamış …

    Benim kafamda alarm zilleri “TÜBİTAK CD’lerin 2003 yılında yazıldığını onayladı” haberi ile çalmaya başladı.

    Ben bir bilgisayar güvenliği uzmanıyım. Sadece CD’lerin içindekilere bakarak o CD’nin kimin tarafından ve hangi tarihte üretildiğinin tespit edilemeyeceğini çok iyi biliyorum. Bir CD yazarken hem dosyaların hem CD’nin yazar ve tarih bilgilerini istediğiniz gibi belirlemek çok çok kolay.

    TÜBİTAK’ın raporunun bu şekilde yorumlanması beni çok rahatsız etti. Bariz bir yanlış bilgi insanların suçlu olduğunun ispatı olarak sunuluyordu. Aynı zaman diliminde Pınar Hanım ve Dani Bey’in bloguna rastladım. Onlar da bu ve benzeri çelişkileri dile getiriyorlardı. Bu sayede iddanamede pek çok garipliğin olduğunu gördüm. Medyaya olan güvenim de fena halde sarsıldı. Zaman gazetesinin hala bu yanlış bilgiyi gerçekmiş gibi yayınlıyor olması aslında bir skandal olarak değerlendirilmeli.

    Bu blogda yayınlanan en son bulguları göz ardı etmek mümkün değil. Askerlerin suçlandığı CD’lerin içerikleri bakımından 2009 yılından önce hazırlanmış olması imkansız. Ancak bu CD’lerin üzerlerinde 2003 tarihi var!

    2009 yılında 2003 tarihli CD hazırlamak yanlışlıkla olacak bir şey değil. Bilinçli yapmak lazım. Bu da bir sahtekarlığa işaret ediyor.

    Bu askerler çeşitli suçlar işlemiş olabilirler. Hatta darbe planlamış bile olabilirler. Ancak iddanamede yazıldığı şekliyle 2003 yılında Balyoz belgeleri ile bir darbe planı yapmış olamazlar.

    İşledikleri bir suç varsa yargılanıp cezalandırılmaları gerekir. Ancak, işlemedikleri bir suçtan dolayı ceza görmelerini istemek hiçbir ahlaki veya vicdani ölçüye sığmaz.

    Saygılarımla …

    Cevapla

  7. raşit ahmet Says:

    Ne yazık ki bende bilgisayar mühendisiyim ve benim anlamadığım cd yi bile görmeden 2009 yılından önce yazılmış olamaz nasıl diyebiliyorsunuz

    Cevapla

  8. Can Acar Says:

    Raşit bey,

    Diyelim ki elinizde Dünya kupası futbol maçları ile ilgili bir dosya var. Bu dosyada Dünya kupasını kazanan ülkeler listesinde İspanya’nın adı geçiyor. Sizce bu dosya hangi yılda yazılmıştır?

    İspanya’nın kazandığı tek Dünya Kupası 2010 yılında olduğuna göre, dosyanın tarihinin 2005 olmasını nasıl açıklarsınız?

    a. Birisi dosyanın tarihini değiştirmiş.

    b. Yazar çok iyi bir tahminde bulunmuş.

    c. Yazar geleceği görmüş (zaman makinesi?)

    Bir bilgisayar mühendisi olarak en kolay açıklamanın (a) seçeneği olduğunu kabul edersiniz sanırım. Diğer olasılık (b) seçeneği de mümkün olabilir. Yazar iyi bir tahmin ile tutturmuş diyebilirsiniz. Kimsenin (c) seçeneğini savunacağını zannetmiyorum.

    Peki aynı dokümanda finali Hollanda ile oynadığı ve 1-0 kazandığı yazılıysa? Bunu 5 yıl öncesinden bilmek ne kadar kolay?

    Balyoz dokümanlarında bu tip zamanlama hataları o kadar çok ki, geriye kalan tek mantıklı açıklama bu belgelerin 2009 yılında yazılmış olması. Bu sonuca ulaşmak için CD’leri görmeye gerek yok. Biraz zaman ayırıp bu blogda sunulan bilgileri incelemeniz yeterli olacaktır.

    Eğer bu bulgulara farklı bir açıklama getirebilirseniz bunu öğrenmeyi çok isterim.

    Saygılarımla …

    Cevapla

  9. eminkk Says:

    Ahmet bey
    Bence bu konuya siz fazla takılmayın. Hele bir de gidip çevrendekilere “ya hakkatten 2009 nasıl oluyoo?” falan diye kazara söylersin, başını derde sokarsın. Yarasa muhabbettin daha iyiyidi.

    Cevapla

  10. solmaz türk Says:

    Sayın eminkk,onların gözleri var görmezler kulakları var duymazlar.Bu blogda yorum yapmak için özel olarak görevlendirilmişler ama çapları yetmiyor işte..Bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olmaya kalkıştıkları için komik durumlara düşüyorlar.Pınar ve Dani Rodrik’in araştırmalarını okumamışlar bile.Bence de yarasa muhabbetiyle kalmalıydı:)

    Cevapla

  11. deniz Says:

    Raşitciğim,

    Sen atom mühendisi olsan bile mantığın olmadıktan sonrasında 2009 yılından önce hazırlanmış olamayacağını anlayamazsın şekerim. İçeriğe bak içeriğe.. yazmış insanlar neden dolayı olamayacağını…

    Cevapla

  12. raşit ahmet Says:

    Sizi küçük zaferinizle başbaşa bırakmadan önce düştügünüz komik durumun farkinda mısınız bilmiyorum. burada yazılan seylere sanki yazanlar inanıyor da sizde onları savunuyorsunuz. Siz saniyor musunuz ki Pınar ve Dani gercekten çetin Dogan suçsuz olduğu için bütün bunları yapıyorlar. Bunu bir kızın babasını kurtarma gayreti olarak anlarım da sizin bu gayretinizi anlamıyorum. onlarda çok iyi biliyor ki bütün o iddaalar gercek sadece beceremedikleri bir darbe girişiminden yargılanmak ağırlarına gidiyo o kadar. Bundan yıllar sonra hersey gecmiste kaldığında çetin Dogan yaptıklarını itiraf ettiklerinde bazı parlak zekaları görmek isterim dogrusu.

    Cevapla

  13. merttalay Says:

    Pinar Hanim size nacizane bir onerim var. Babanizdan size 28 Subat surecinde yaptiklarini anlatmasini isteyin. Daha sonra akliniz ve vicdaninizla basbasa kalin, biraz dusunun. Ve sonra “babamin hala serbest, herhangi bir yargilama yapilmadan yasamasina vicdanim el veriyor” deyin. Acaba yapabilir misiniz?

    Cevapla

  14. eminkk Says:

    Sayın merttalay
    İnsani ve mantiki boyutun dışında olmanızı anlayamıyorum. Bir evladın babasını savunmasından doğal ne olabilir? Sizin evladınız yok mu?
    Hele ki sahte belgeler ile yapılan bir şuçlamaları nasıl savunursunuz? İnsanları tuzağa düşürmek mertlik midir? sayın merttalay. Neden asıl sorunlu olduğunuz konularda doğruluktan şaşmayan yöntemler ile hesap sormuyorsunuz?
    Yani diyorum ki sizde biriken gaz nedeniyle 4 ay hapis yattım. İlk defa polis karakolu, nezarethaneler vb. vb. gördüm ve Allah şahidimdir ki bir suçum yok. Söyler misiniz bana ve aileme yapılan bu zulum, neyi çözdü? neye yaradı? kime faydası oldu? Bunu gerçekten çok merak ediyorum.

    Cevapla

  15. Can Acar Says:

    Raşit Bey, merttalay, Joel, rana, ve diğer kızgın arkadaşlar,

    Eğer sahte delillerle açılan bir davada bu deliller kabul edilir ve sanıklar mahküm olursa gerçekte hepimiz kaybederiz. Yarın sizin/bizim veya sevdiklerimizin hakkında da sahte delillerle suçlama yapılmayacağına nasıl güvenebiliriz? Adalete güvenmezsek toplumda nasıl özgür, güvenli ve huzurlu yaşayabiliriz?

    Sahte belgelere ve hukuksuz işlemlere göz yumarak hukuku yok edersek, bunun acısını hepimiz çekeriz. Adil yargılanmak, özgürce düşünmek ve yaşamak herkesin hakkı. Bunu sağlamanın tek yolu da hukukun düzgün işlemesini sağlamak.

    Darbe dönemlerinde yapılan hukuksuzluklardan şikayet edenler benzeri hukuksuzlukların yapılmasına nasıl göz yumabilirler? O zaman darbe olmuş olmamış ne farkı kalır?

    Madem darbelere ve darbecilere karşı büyük öfke duyuyoruz, gerçekleşmemiş, planlandığı bile şüpheli bir darbe iddasına saldırmak yerine neden bilinen darbelerle hesaplaşmıyoruz?

    27 Nisan e-muhtırasını veren belli. Yargılamaya oradan başlayabiliriz. 28 Şubat’ı yapanlar ortada. Gerçek belgeleri ortaya koyarak Çetin Doğan dahil 28 Şubat’a katılmış herkesi yargılayalım. 12 Eylül çok acı çektirdi. Kenan Evren’in ise maaşı arttı keyfi yerinde. Geçici 15. madde kalksın, darbeciler yargılansın diye torba anayasa değişikliğine oy istendi milletten. Beş aydır tık yok. Neden?

    Bakın, darbe planları sadece üç sahte CD içerisinde. Herkes Çetin Doğan’a kilitlenmiş durumda. Biliyor musunuz? Balyoz davasında sanık 196 kişiden 194 tanesi isimleri bu sahte CD’lerde geçtiği için sanık durumunda. Yani sahte bir belge yüzünden bu kişilerin geleceği ile oynanıyor. Bu kişileri tanıyor musunuz? Hangisinin darbeci olduğunu nereden biliyorsunuz? Savcılar bu listelerden sanıkları neye göre belirledi? Neden tüm isimleri sanık yazmadılar? Neden tüm seminer katılımcıları sanık değil?

    Bütün bunlar göz önüne alındığında “Balyoz davasının asıl amacının belirli askerlerin terfisini engelleyerek TSK’nın kadrolarını yapılandırmak olduğu” teorisi çok da imkansız gözükmüyor. Ne dersiniz?

    Saygılarımla …

    Cevapla

  16. Ali Says:

    Bu iddialar dava asamasina gelene kadar kac hakim kac savcinin elinden gecti. Paralel davalar da ayni sekilde. Eger yalan olsa, en basitinden G.Kur kislalarda bu hakimlerin, savcilarin hemde polis esliginde arama emirlerine izin verir miydi? Ustelik bbbu izinler ve muvazzaf askerlerin tutuklanmasi tekrarlanir miydi? Uzgunum ama bir tarafta 3-5 darbeci bir seyler diyor diger tarafta da ulkemin askeri, polisi, hakimi ve savcisi bir sey diyorsa ben ikinci grubun soyledigine inanirim. Demek istedigim su ki: bir yanda hukuk calisiyor; diger yanda da normalde de sozune guvenilmeyecek insanlar medyayi da kullanarak kamuoyunun kafasini karistiriyor. Buyuk resim sadece birkac CD nin manipule edilmesi degil..

    Cevapla

  17. rana Says:

    Haydi diyelim ki herşey sahte,organize! peki benim şehrimin (İstanbul) üzerine çökeceğini,kimseye acınmayacağını,müsamaha gösterilmeyeceğini söyleyen bu şahıs değilmiydi?yoksa yanlış mı hatırlıyorum? aklına estikçe kanunlara uydurup silahını bana doğrultma hakkını askere kim veriyor söylermisiniz Allah aşkına?Bu insanlar niçin,ne hakla Harp Akademilerinin önünden her geçtiğimde bana; acaba içeride birileri bana karşı birşeyler planlıyormu-en basiti fişleme- düşüncesini duyuruyor?

    Ülke ilk kez böyle birşey yaşıyor olsa, tamam! diyeceğim..fakat bir değil-beş değil …ne zamana kadar? hangi zamana kadar…….(buradan lütfen hah tamam! bunlar kesin suçlu anlamıda çıkmasın)artık bitsin bu olaylar,sözü dâhi edilmesin,herkes kendi vazifesini vicdanını unutmadan yapsın yeter…

    Kızgınlık değil,sadece ertık ‘illallah’dendi bu konulardan ve ülkemin her on yılda bir hizaya sokulacak serseri muamelesi görmesinden…… ve yine kızgınlık değil ‘celladına aşık olmamak’ sadece… umarım artık bir ortak payda bulmuşuzdur ne dersiniz?

    Saygılar

    Cevapla

  18. Can Acar Says:

    Ah! İstanbul …

    Haydarpaşa’ya yolun düştüğünde senin de içi yanıyor mu bu günlerde Rana?

    İstiklal caddesinde yürürken üç yıl önce yapılan-bozulan-yapılan taşların tekrar değişecek olması içini ürpertiyor mu?

    Hiç yolda kalan bir Metrobüs’te bulundun mu?

    Bilim adamlarının uyarıp durduğu deprem için hiç bir önlem alınmadığını, İstanbul’un Çetin Doğan’ın yardımına ihtiyaç olmadan da 20 yıl içinde başına çökebileceğini düşünüyor musun arada?

    Öğrencilerin hem darbe dönemlerinde hem ileri demokrasilerde neden hep dayak yediğini merak ediyor musun peki?

    Her kafanı kaldırınca gördüğün MOBESE kameraları sürekli izlendiğin düşüncesini getiriyor mu aklına?

    Her telefonda konuştuğunda acaba dinleniyor muyum diye düşünüyor musun?

    Yoksa tek sorun Harp Akademileri mi?

    ….

    Evet, herkes işini düzgün yapsa sorun kalmayacak. Ordu da iyi bir başlangıç noktası belki, ama yağmurdan kaçarken doluya tutulmamak için de dikkatli olmak lazım.

    Saygılarımla …

    Cevapla

  19. merttalay Says:

    Can Bey olaya biraz dar bir acidan bakiyormussunuz gibime geliyor. Bu blog’un yazarlari cift akildan,vicdandan ve hukuktan bahsediyorlar. 28 Subat’in en onemli faillerinden biri yakinlari olmasina ve bu sebeple bu konu hakkinda genis bilgi sahibi olmalarina ragmen bunca yil bu konuda sessiz kaldiktan sonra hala vicdandan nasil bahsedebiliyorlar? Hala bu konuda onlardan bir tepki duydunuz mu? Bahsettikleri hukuk’a bakalim: Agir cezada darbe sucundan yargilanan kisilerin nasil olup da tutuksuz yargilandiklari konusunda bir post okudunuz mu burada? Takdir edersiniz ki bu konuda delillerdeki uyumsuzluklardan bagimsiz bir konudur. Ama bu konuda sessizlik devam etmektedir. Daha bir cok ornek verebilirim fakat ortaya cikan sonuc buyuk bir samimiyetsizliktir. Bunun icin vicdan, akil, hukuk gibi kavramlarin one surulmesine tepki duyuyorum. Saygilar.

    Cevapla

  20. Kurmanbek Allahverdiyev Says:

    Rana Hanim,

    “Peki diyelim ki hersey sahte, organize” seklinde soze baslayarak zaten sordugunuz sorunun cevabini kendiniz veriyorsunuz. Eger hersey sahte ve organize ise o zaman dava zaten dusuyor sizin de kabul edeceginiz gibi, zira iddianame sahte kanitlar uzerine oturtulmus oluyor. Aksi olursa hakikaten bir muz cumhuriyetinde yasadigimizi tasdik etmis oluruz.

    Sanirim cok kafa karistiran ve insanlarin cok anlayamadigi, bazilarinin da inatla anlamak istemedigi bir konu var. Dava bu ses kayitlari icin ACILMADI, sadece sahte CD’lerdeki sozde darbe belgelerinden acildi. Yani sizinle ayni tarafta olan savcilar da kasetlerde bir suc unsuru gorememisler. Sizin yapmaniz gereken savcilar ile konusmak, ya da suc duyurusunda bulunmak ve kasetlerdeki konusmalarin suc unsuru icerdigini ihbar etmek. Ona gore ayri bir dava acilir gerekirse.

    Eger siz sadece “Istanbul’un uzerine cokmek” kismini alirsaniz kasetlerden o zaman seminerin butununu kaciriyorsunuz demektir. Oyle ki, kasetler bir jenerik senaryonun parcasi olarak bir simulasyonu ifade ediyor. Buna gore bu hayali durumda 1)Irak ile savas halindeyiz ve 1. ordunun bir kismi o bolgeye kaydirilmis 2) Yunanistan ile savasa girmek uzereyiz (yani 1. ordunun bolgesinde) 3) Bolucu teror iyice azitmis 4) Irticai teror iyice azitmis. Yine bu hayali duruma gore halk can guvenligi korkusuyla polis karakollarina ve kislalara siginmis ve HUKUMET SIKIYONETIM ILAN ETMIS (yani cunta, ordu, vs. degil). Simdi bu kosullarda ben devletin herhangi bir guvenlik biriminin (polis asker farketmez) cok da tolerans gosterecegini sanmiyorum. Adi ustunde, bir SIKIYONETIM sozkonusu. Simdi siz sadece isinize gelen cumleleri alirsaniz tabi boyle absurd bir durum ortaya cikar.

    Ulkenin askeri vesayetten kurtulmasi ve darbecilerin yargilanmasini istiyorsaniz gidip oy verdiginiz AKP’ye soylemeniz gerekiyor bunu. Benim bildigim kadariyla Kenan Evren ve Cuntasi ile ilgili AKP’nin herhangi bir plani yok. Butun dunyanin gozu onunde hukumete ayar cekmis Yasar Buyukanit ile ilgili de herhangi bir sey yapmadi AKP. Hatta bunun uzerine gitti bir de ustun hizmet/seref madalyasi verdi, devlete hizmetlerinden dolayi (!). Artik Dolmabahce’de ne konusulduysa (?!?). Simdi arada bir goruyoruz Fenerbahce maclarinda Buyukanit Pasa ve Tayyip Erdogan’i beraber. Samimi degilsiniz, ana mesaj bu..

    Cevapla

  21. Can Acar Says:

    merttalay,

    Bu soruları neden 28 Şubatı yargılamayanlara sormuyorsunuz? Gerektiğinde jet hızıyla gazeteciler, profesörler, cumhuriyet savcıları, emniyet müdürleri soruşturulurken olmamış bir darbenin şaibeli planı ile askerler soruşturulurken neden 28 Şubat veya 12 Eylül için kimse kılını kıpırdatmıyor?

    Adil bir yargılama yapacaksanız iddanamenin çok sağlam olması gerekir. Hele bir darbe soruşturuyorsanız her olasılığı kontrol eden, kurşungeçirmez bir iddaname oluşturmanız gerekir. Böyle bir iddaname onbinlerce sayfa ve yüzlerce klasörden oluşamaz. Mümkün olduğu kadar hedefe odaklı, delilleri açık ve net bir şekilde ortaya koyan, açık kapı bırakmayan bir iddaname olmalıdır. Ayrıca sanık lehine delilleri araştırmak da savcının görevidir. İddalar en ufak bir şüphe varsa bunlar araştırılmalıdır.

    Balyoz sürecine bakalım.

    Meçhul bir kaynak yasal olarak gerçekleştirilmiş bir askeri seminerin kayıtlarını bavulla bir gazeteciye teslim ediyor. Bu kişinin kimliğini iletişim kurduğu gazeteci bile bilmiyor. Kimse de araştırma ihtiyacı duymuyor.

    Binlerce sayfa kopya doküman incelemeye alınıyor, belgelerin orijinalleri arkadan geliyor, onlar da inceleniyor.

    Seminer ses kayıtları medyaya sızıyor, ve içinden seçilmiş bölümler, bağlamından kopartılmış bir biçimde medyada yayınlanarak daha dava başlamadan sanıklar suçlu ilan ediliyor. Bu sızıntıların kaynağını kimse araştırmıyor.

    Bu kayıtların arasında, seminer ile doğrudan bağlantısı olmayan üç CD içerisinde bir de darbe planı var. Bu plan da medyaya sızıyor. Askerler cami bombalayacakmış, kendi uçağını düşürecekmiş diye ortalık ayağa kaldırılıyor. Bu plan ayrıca iddanamenin de temelini oluşturuyor.

    TÜBİTAK CD’ler hakkında bir rapor veriyor. Bu rapor da medyaya sızıyor. Medya bunu TÜBİTAK CD’lerin gerçek olduğunu onayladı şeklinde veriyor (teknik olarak bu mümkün değil).

    Askeri savcılık “eğer bu belgeler gerçekse bu bir darbe planıdır” diyor. Medya sadece son üç kelimesini yayınlıyor.

    Askeri savcılık çok kapsamlı bir rapor ile plandaki çelişkileri bildiriyor, ancak iddaname bu rapordan kısa bir süre sonra yayınlanıyor bu rapor görünen o ki göz ardı ediliyor.

    TÜBİTAK ikinci raporunda ilk rapordaki yanlış anlaşılmayı düzeltiyor. Bu düzeltme medyada yer almıyor.

    İddaname asıl suçlama dışında pek çok bilgi ve kendi içinde tutarsızlık barındırıyor. Sanıkların hangi kritere göre seçildiği, aynı listelerde geçen isimlerden bazıları sanık olarak tutuklanırken bazıları hakkında neden soruşturma bile yapılmadığı anlaşılamıyor.

    İddaname açık ve net değil. Aksine kafa karıştırmak için fazlasıyla uzatılmış gibi bir izlenim yaratıyor. Kimileri iddanameyi polisin yazdığını bile ima ediyor.

    Tutuklamalar, serbest bırakmalar tekrar tutuklama ve serbest bırakmalar yaşanıyor. Herkesin kafası karışıyor.

    Tutuklayan hakimler medyada alkışlanırken, serbest bırakan hakimler darbeci ilan ediliyor.

    Bilen bilmeyen herkes davaya müdahale ediyor. Temel hukuk prensipleri her adımda çiğneniyor.

    Her şeyden önce, eğer tutuklayan hakime saygı duyuyorsak, serbest bırakana da aynı saygıyı göstermeliyiz. 6-7 yıl önce gerçekleşmiş, komuta kademesi emekli olmuş bir “darbe planında” sanıkların bunca yıl sonra delil saklayacak ya da kaçacak hali yoktur diye düşünüyorum.

    Bu iddaname eğer darbeyi gerçekten soruşturmak isteseydi, çok daha kısa, açık, net, hiç bir soruya meydan bırakmayacak bir şekilde hazırlanmalıydı. Bizim aylardır tartıştığımız konuları savcıların çoktan inceleyip iddanamede açıklamaları, eğer bir sahtekarlık varsa bunun için de soruşturma başlatmaları gerekirdi. Mevcut haliyle bu iddaname insaları uzun süre şüphe altında tutmak, özlük haklarını elinden almak, ve askerlere karşı kamuoyu oluşturmak için uzun yıllar sürecek şekilde tasarlanmış gibi gözüküyor.

    Bu nedenle, lütfen bana samimiyetsizlikten bahsetmeyin.

    Saygılarımla …

    Cevapla

  22. rana Says:

    Evet İstanbul… Can Acar aynen öyle…

    Şüphesiz ki yanıyor,fakat yolum düşemeden…aksi mümkün mü ki…ben şanslı sayılırım, zirâ darbeci azınlığa mensup olmadan bir sahil semtindeyim.evet çok şanslıyım…

    Evet,birileri inatla burayı puzzle misâli bıraktıkça,bastığım taşın bir ucu neredeyse
    havalandıkça kızmamak mümkün mü?Hoş,İstiklâl’i susuz düşünemiyorum artık:)alıştım mı ne.. ve acaba kimler ihâleye girecek tabii ki!

    Evet,bulundum.Çok uzun sürmesede..

    Evet,önlemler alınmıyor belki de alınamıyor.Ormanlar katledilip villalar yükseliyor,yıkım kararı çıksa bile yıkılamıyor,muhteşem Osmanlı mimârisi ortasından kafes misâli ultra-modern! binalar yükseliyor..ancak sinir olduğumuzla kalakalıyoruz..sabaha kadar saysam bitmez…..

    Evet,fazla sessiz sakin sayılamayacak,hatta muhalif denebilecek bir öğrenci olmama rağmen; bu asla benim dayak yememe sebep olacak dereceye gelmedi.Fakat fikirlerimi söylememe de engel olmadı.Protest olurken şiddet göstermek ve görmek gereklimidir?Konuşarak hiçbir mesele halledilemez mi?

    Evet.Ben bilgisayarımın şifresini girerken dâhi düşünüyorum..yani sizden çok daha ilerideyim bu konularda 🙂 ve elbetteki bundan hoşnutluk duymuyorum! Fakat bütün bunların ötesinde beni izleyen ‘biri’ olduğuna inanıyorsam-bu kişiye kalmış bir şey tabii ki.evrensel değerlere bağlıysam,çalıp çırpmamam,karşımdakinin hukukunu kendiminkinden üstün tutuyorsam- bu baskı mekanizmalarının hiçbirine ihtiyaç kalmaz…

    Hayır,tek sorun Harp Akademileri değil elbette.Sorun ‘harp oyunu?’ dâhi olsa birşeylerin yine benim üzerimde denenmeye kalkılacak olması.Bu yeterince büyük bir mesele öyle değil mi?Dâvâ açılması bunun göstergesi değil mi,eften püften delillerle koca bir dâvâ gidemez muhakkak ki?

    En ileri demokrasilerde dâhi bir kontrol mekanizması gerekirken -halkın farkındalığı,kamuoyu- bizde bunun haydi haydi olması gerekir şüphesiz.

    Herşeyin ötesinde bütün bu saydıklarınızın ve söylediklerimin muâdili herşeye rağmen birilerinin bir yerlerde tepemize binmeyi dilemesini mazur göstermez!Darbe dönemini yaşadınızmı bilemem, fakat -bizimki ağır aksak ilerlesede- en kötü demokrasi en iyi darbe döneminden iyidir mutlaka.Hiçbir mazeret olamaz yani…

    Dünyada kaos çıkarmak için uğraşanlar olduğu gibi, barış için kendini feda edenlerde var.Belki fazla ütopik bulunacak fakat dilerim şu güzel şehrim İstanbul ve ülkem dünyada birşeylerin güzellikler namına değişmesine vesile olur ve olacaktır…

    Konu, İstanbul olunca kendimi unutuyorum neredeyse üzgünüm…

    Saygılar…

    Cevapla

  23. rana Says:

    Sayın Kurmanbek,

    Sizde çok iyi anladınız ki; ben o sözle bir faraziyeden bahsettim.Öyle düşünüyorum anlamını çıkarabilmenize şaştım doğrusu!Aksi,işini yapmaya çalışan -emir-komuta zincirine dahil olmadan!- savcılara,hakimlere hakaret olur!Gerçi siz, -yazılarınızdan anladığım kadarıyla- onları da biryerlere eklemlendirirsiniz muhtemelen,şucu-bucu diyerek(yanılıyorsam düzeltin lütfen).

    Elbette dava sırf ses kayıtları yüzünden açılmadı.Bu blogun sahiplerinin bulduklarını söyledikleri(gerçekliğini zaman gösterecek)bilgi,belgelerle de kapanmayacağı gibi…
    Başka bir yorumunuzda, Sivas Olayından,Hrant Dink cinayetinden bahsetmişsiniz; sanırım Sivas’taki o hain olay başlamadan hemen önce orada birkaç subayın olduğundan,olay anında özellikle provokatif davranışlar sergilendiğinden ve olaya önleyici şekilde müdahale edilmediğinden,konunun daha sonra Ergenekon kapsamına girmesini gerektirecek deliller içerdiğinden haberdar değilsiniz?Eğer öyle ise; özellikle şu yakın dönemde Alevî Dedelerinin,kanaat önderlerinin ‘Ergenekon’un oyununa gelmeyeceğiz’ meyanında ki görüşlerini takip etmenizi tavsiye ederim…

    Dink davasına gelecek olursak;olayın sizin iddia etmeye çalıştığınız gibi bir basın kurumuyla veya polisle alâkası olmadığı çok açık! Zira; Rakel Dink’de,avukatı da,Agos yönetimi de aynı şeyi söylüyor:’Ergenekon davası başladı,bize gelen tehditler kesildi!birileri istediği gibi at koşturup suçu başka yerlere havâle edemeyeceğini anladı sanırım.Şimdi;davanın birinci derece müdahilleri olarak onlar mı yanılıyor yoksa siz mi? Bu kadar dezenformasyon yapar,bir şeyleri birilerinin üzerine yıkmak için uğraşırsanız, o,alıntıladığınız âyetlerin sahibi sizi ummadığınız bir anda yakalayıp gerçekleri yüzünüze çarpabilir… Söylediğiniz doğrular bile artık inandırıcılığını yitirir bu durumda…

    Olayın, yalnızca bir harp oyunu mu,öyle ise niçin belli bir kesimi ve kurumları hedef aldığı-alacağı?…bunları en iyi bilen kuşkusuz bizzat isteyerek orada bulunan üst rütbelilerden,emir-komuta gereği orada bulunan-belki bu dokümanları dışarıya sızdıran- askerlerdir…Genelkurmayın, olayın aslını ortaya çıkarmak yerine her olaydan sonra peşine düştüğü kişiler yani!!!

    Kimin nereye ne oyverdiğine kadar, her şeyden o kadar eminsiniz ki;hâkime,savcıya,avukata…kimseye gerek bırakmıyorsunuz…olayı çözmüşsünüz aslında siz tebrikler!Düşman bellediğiniz ne kadar kişi kurum varsa hepsinin bir komplosu bu aslında,ve bizlerde matrix’teyiz…

    Kim kiminle, nerede ne iş tuttuğunun ve kapalı kapılar ardında ne konuştuğunun hesabını elbet birgün verecektir! Fakat şu anda beni,bizi asıl ilgilendiren konunun öznesi olan şahsın kiminle ne iş tutmaya çalıştığı,neler konuştuğu ve başımıza çoraplar örmeye çalışıp çalışmadığıdır…

    Samimiyet mi dediniz…???

    Cevapla

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: