Çark-ı Taraf

29 Temmuz 2010

GENEL

Taraf gazetesinin ileri gelen yazarları Balyoz belgelerini büyük bir patırtıyla yayınlamakla kalmamış, bu belgelerin gerçekliği konusunda hiçbir şüpheleri olmadığını da defalarca belirtmişlerdi.

Ancak aradan geçen zamanda ilginç şeyler oluverdi. Önce Yasemin Çongar – evet CD’lerdeki “dijital parmak izlerini” gördüğünü yazan Yasemin Çongar – belli belirsiz çark etmeye başladı ve Taraf gazetesindeki köşesinde açıkça yazmasa da Balyoz belgeleri ile ilgili bazi şüpheler olabileceğini zımnen kabul etti. İngiliz gazeteci Julia Rooke’la yaptığı bir röportajda belgelerin gerçekliği konusunda bir tespit yapabilecek konumda olmadığını “ben adli tıp uzmanı değilim” diyerek kabul etti ve topu başkalarına attı. (Rooke bu röportajında Çongar’ın söyledikleriyle ilgili olarak “Başbakan bizi kışkırttı” yorumunu yapmıştı. Çongar’ın Rooke’a söylediklerinin yazılı versiyonu bize Rooke tarafından verildi.)

Geçen gün de Ahmet Altan Balyoz belgelerinin sahte olabileceğini üstü kapalı bir şekilde ima etti. Bakin Altan ne yazıyor:

“Sahte ya da gerçek, bu belgeler bir askerî grubun elinden çıkmış, bu kesin.

Sahte de olsalar, gerçek de olsalar, bunları hazırlayanlar ordunun içinde.”

Altan şunu demeye getiriyor: Belgeler sahte olabilir ama olsalar dahi bu ordunun sorumluluğunu azaltmıyor.

Çongar-Altan-Baransu üçlüsünden belgelerin kesinlikle gerçek olduğunu savunan bir tek Mehmet Baransu kalmışa benziyor. Baransu geçen günkü bir röportajında insani ürküten bir kararlılıkla “belgeler gerçekti, bunu çok iyi biliyordum” diyor. Bir gazeteci yüzlerce subayın bir tanesi tarafından bile kabul edilmeyen, içi çelişki ve hata dolu belgelerin gerçekliğinden nasıl bu kadar emin olabilir? Buna gazetecilik yapmak değil kayıtsız sartsız iman denir. Yarın öbür gün belgeleri üreten sahtekarlar ortaya çıkıp, bunları biz hazırladık deseler dahi Baransu savından vazgeçmeyecek anlaşılan…

Şimdi bir başka ilginç konu. Yasemin Çongar ve Ahmet Altan ayıplarını — “ayıp” kelimesi gerçi çok hafif kalıyor ama — örtmek için eski senaryoları yerine bir yenisini üretiyorlar. Bu yeni senaryoya göre, belgeler sahte olsalar dahi bu sahtecilik ordudan birileri tarafından yapılmış olmalı. Yani Emniyetin ve savcıların Balyoz ve Ergenekon davalarında her türlü iş karıştırdıkları ve delil üretimine katkıları olduğu bariz iken, cemaat bağlantılı kişilerin sahte belge üretip dağıttıklarına işaret eden sağlam ipucları var iken, suçluların adresi gene TSK olarak veriliyor.

Sahte belgelerin orduda birileri tarafından üretilmiş olduğu iddiasi kanımızca tek kelimeyle absürd. Bu belgeler ordudan birileri tarafından üretilmiş olsaydı içeriğinde askeri yazim ve usülleriyle bağdaşmayan yüzlerce çelişki olmazdı. (En basitinden Balyoz planının EK-X diye bir eki var ki, Türkçe alfabede olmayan harfler kesinlikle askeri belgelerde kullanılmıyor. Bu çelişkiler Askeri savcılığın son bilirkişi raporunda detaylı bir şekilde sunuluyor.)

Taraf gazetesi yazarları bu gerçeği de belki zamanla görecekler. Kim bilir, o zaman da sahteciliğin bu denli acemice yapılmış olmasını sahtekarlığın kolayca ortaya çıkabilmesi için planlandığını ileri sürecekler…

Abone Ol

Subscribe to our RSS feed and social profiles to receive updates.

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: