“Bakmazsan…”

01 Mayıs 2011

GENEL

Ahmet Altan dünkü Taraf gazetesindeki “Bakmazsan…” başlıklı yazısında şöyle diyor:

“Bir partiyi, bir örgütü, bir lideri, bir ideolojiyi tutmak, onu kayıtsız şartsız desteklemek, sorgulamamak, senin “tuttuğunun” daima haklı, senin “tutmadıklarının” daima haksız olduğuna inanmak, insan zihni için olabilecek en büyük lükstür.

Düşünmene hiç gerek bırakmaz.


“Acaba bir hata var mı” endişesini hiç taşımazsın.

Hiç denetlemezsin.

Neyi “destekliyorsan” onu bir ilah, kendini de inancı tam bir kul haline getirirsin.”

Bu satırlar, Ahmet Altan ve benzerlerinin Balyoz davasını desteklerken davanın esasını oluşturan belgelerin sahte olduğunu gösteren tüm olguları nasıl gözardı ettiklerini çok güzel tasvir ediyor.

Altan, yazısına henüz yargı sürecinde olan Balyoz davası hakkındaki kesin hükmü ile devam ediyor:

“AKP’yi ve Başbakan Erdoğan’ı devirmek için 2003’te bir darbe planlanıyor, bu darbe planına da Balyoz adı veriliyor.

Balyozcular Erdoğan’ın en keskin düşmanları.

Ordu içinde örgütlenmişler.

Darbe planları, o sıradaki diğer generallerin karşı çıkması sonucu gerçekleşmemiş.”

İronik bir şekilde yazı, Eskişehir’den çıkan ve biraz dikkatle inceleyen herkesin 2003’de hazırlanmış olamayacağını tespit edebileceği bir belgeye bağlanıyor. Yazının tümüne buradan ulaşabilirsiniz.

Aşağıda Pınar’ın Ahmet Altan’a gönderdigi mesaji da yayımlıyoruz.

***

Sayin Altan,

Bakmazsaniz gormezsiniz. Bazen baktiginiz halde gormezsiniz, farketmezsiniz.  Bugun bahsettiginiz belgede oldugu gibi…

Bugunku yaziniza konu olan ve sozde 2003′de  hazırlanan bu Balyoz belgesinin 6nci sayfasinda, kanunun “mevcut şekli” kisıminda kanunda 2005 yilinda yapılan degisikligin –üstelik degisiklik tarih (15/6/2005) ve sira sayisiyla (5365/7) birlikte– yer aldigini (baktiginiz halde) gormemissiniz.

En kotusu, bazen size gosterseler de bakmamakta diretirsiniz. Simdi ben size gosteriyorum: ustverisine gore 2003’de hazirlanan bu belgenin 6nci sayfasini onunuze koyun. Yaninda da 20 Haziran 2005 tarihli resmi gazeteyi koyun, lutfen bakin.

Bu mesaji, belgeyi incelerken (belgenin 2003’de hazirlanmadigini gosteren) bu “detay”i farketmeyen Yavuz Simsek ile de paylasirsaniz sevinirim.

Detayini merak ederseniz blogumuzdan okuyabilirsiniz.

Iyi gunler,

Pinar Dogan

Abone Ol

Subscribe to our RSS feed and social profiles to receive updates.

97 Yorum ““Bakmazsan…””

  1. Olasılıksız Says:

    Ahmet Altan’ın yazısındaki en ilginç vurgu Başbakan’ın karşısındaki askerlerin sürekli “DÜŞMAN” olarak nitelendirilmesi…

    Açıklamanızın A. Altan tarafından ciddiye alınacağını, hatta okunacağını bile sanmıyorum. Zaten söylenildiğine göre kendi gazetesindeki yazıları dahi doğru dürüst okumazmış.

    Cevapla

  2. Solmaz Türk Says:

    Sevgili Pınar hanım;
    bu adamlarda utanma diye bir duygu kalmamış,boşa kürek çekiyorsunuz.Adam sanki her şeyin sahte olduğunu başından beri bilmiyor mu sanıyorsunuz?Bal gibi de biliyorlar,hazırlanan tezgahın bire bir içindeler zaten.

    Cevapla

    • Galileo Galilei Says:

      Sn. Solmaz Türk, size katılmıyorum, Pınar hanım boşa kürek çekmiyor, istikrarlı bir şekilde sahtekarları deşifre ediyor. Sahtekarlıklarını sahtekarların medya ayağının yüzüne vurmak, o ayak yüzsüz olsa bile yapılması gereken bir iş. Kanımca bütün yüzsüzlüklerine rağmen Altan kardeşler, Hasan Cemaller ve benzerleri Pınar hanımdan veya Dani beyden mektup geldikçe kafalarını kuma gömmeye zorlanıyorlar. Bu sahtekarlık ortaklarının kaflarını kuma gömmeye zorlamak bile bu aşamada bir başarı. Umudunuzu yitirmeyin, dürüst insanların mücadelesi uzun soluklu olmak zorunda.

      Pınar hanım, çalışmalarınızı takdirle izliyorum. Balyoz davası ile ilgili çalışmalarınızı diğer Silivri davalarını da kapsayacak şekilde genişletmenizi ümid ediyorum. Bunun karşınızdaki sahtekarları dahada rahatsız edecek, gerçekleri ortaya çıkartma mücadelenizi pekiştirecek bir yaklaşım olacağına inanıyor başarılarınızın devamını diliyorum.

      Cevapla

      • ihtimal Says:

        Evet Pinar HAnim, ergenekoncular da size muhtac, onlara da bir yardim eli uzatin. Hatta munkunse Hiratin azmetttiricilerini de bir zahmet bulun!

        Cevapla

        • Galileo Galilei Says:

          bu kadar çabuk rahatsız olacağını tahmin etmiyordum ihtimalcim. herkes kendi işini yapacak tabii, gerçeklerin peşinde olanlar gerçekleri, sahtecilik peşinde olanlar sahtekarlıkları korumaya çalışacak…bu blogda temsil etme gayretinde olduğun zihniyetin gerçekte ne kadar yüzeysel olduğunun bir simgesi olarak karşımızdasın

          Cevapla

  3. Aziz Says:

    “Alt’tan” vurmayı alışkanlık haline getirenlerle objektif-mantıklı-insani bir platformda uyuşmanız anlaşmanız imkansız. O çelişkileri kendileri de çok iyi biliyor ve görüyor ama o çelişkileri görmek, gazeteye oluk oluk reklam akıtanları da göz ardı etmek anlamına da gelebilir… Tercihlerini hangi TARAFtan kullandıkları açık… değil mi?

    Cevapla

  4. m for rev Says:

    JİTEM’in kadrolu papazından itiraflar

    Ergenekon operasyonlarının “Zirve Dalgası”nda gizli tanık olan Deniz Uygar’ın eski papaz olduğu ve Jandarma İstihbarat Terörle Mücadele’den (JİTEM) düzenli olarak para aldığı ortaya çıktı.

    Ergenekon soruşturmasında ‘Zirve dalgasının’ başlamasını sağlayan gizli tanık Deniz Uygar, dönemin Malatya İl Jandarma Komutanı Ülger başkanlığında, “misyonerlik çalıştayı” düzenlediklerini söyledi. Ülger, “Misyonerlere gözdağı verme talimatı üst düzey komutanlardan geldi” dedi.

    Sabah gazetesinden Ertuğrul Erbaş’ın haberine göre “Gelen emirle Hıristiyan oldum. Tasfiye amaçlı misyonerlerin arasına sızdım baş papazlığa kadar yükseldim. 2005’te gelen emirle yine Müslüman oldum” diyen gizli tanık Deniz Uygar’a, JİTEM’den düzenli olarak ödeme yapılmış ve bu ödemelerin makbuzları tutulmuş. Makbuzlarda Malatya Jandarma İstihbarat Binbaşı Haydar Yeşil ve Jandarma Kıdemli Başçavuş Adil Akçay’ın imzaları bulunuyor.

    SAVCI ÖZ’E İFADE VERDİ
    Ergenekon Savcısı Zekeriya Öz, Malatya’daki Zirve Yayınevi Katliamı dosyasına el koyunca Deniz Uygar kod adı verilen gizli tanığın ifadesini aldı. 24 Aralık 2010 ve 28 Aralık 2010 tarihlerinde Zekeriya Öz’e iki kez ifade veren gizli tanık bu ifadelerin yanı sıra şimdiye kadar ortaya hiç çıkmamış belgeleri de savcı Öz’e verdi. Gizli tanık Uygar, Savcı Öz’e verdiği ifadesinde şunları anlattı: “Uzman çavuş olarak görev yaparken 1993’de Genelkurmay Başkanlığı bünyesindeki TUSHAD’a (Türkiye Ulusal Stratejiler ve Harekat Dairesi) bağlı olarak, likidasyon (tasfiye) amaçlı misyonerlerin arasına sızarak Baş papazlığa kadar yükseldim. 2005’te gelen emirle tekrar Müslüman oldum. Verilen görev üzerine misyonerlik karşıtı röportajlar, konferanslar verdim. Kitap yazmam konusunda da ayrıca görevler aldım”

    ZİRVE ÇALIŞTAYI
    Gizli tanık Uygar, talimatla 2006’da dönemin Malatya İl Jandarma Komutanı Mehmet Ülger’in başkanlığında, İstihbarat Şube Başkanı Binbaşı Haydar Yeşil ve İnönü Üniversitesi Öğretim Görevlisi Ruhi Abat ile birlikte bir misyonerlik çalıştayı başlattıklarını söyledi. Çalıştayda Türkiye’deki misyonerlik faaliyetlerinin önlenmesi ve misyonerlere gözdağı vermek amacıyla üst düzey komutanlardan talimat geldiğini savunan Uygar, “Zirve Yayınevi çalışanları Necati Aydın, Thilman Geske, Uğur Yüksel’e yönelik bir korkutma eylemi yapma kararı alındı. Emre Günaydın ve arkadaşları hakkında hazırlanan bilgiler değerlendirildi. Günaydın’ın eylemi gerçekleştirmesi için psikolojik olarak hazırladı. Hazırlamak için Ruhi Abat ve Sevgi Erenerol Malatya’da misyonerlik konferansları verdi” dedi. Ayrıca, Albay Mehmet Ülger’in misyoner faaliyetleri hakkında Kayseri’de bir brifing verdiğini söyleyen gizli tanık Deniz Uygar “Bu brifingten 1,5 ay sonra Malatya Zirve Yayınevi cinayeti gerçekleşti. Ruhi Abat beni aradı ‘Şerefsizlere vur dedik, öldürmüşler’ dedi” şeklinde ifade verdi. Çalışmanın çok gizli tutulmasından dolayı kod isimler aldıklarını söyleyen gizli tanık Deniz Uygar, “Albay Mehmet Ülger ‘Ercüment Ağa’ ve ‘Cenk’, Binbaşı Haydar Yeşil ‘Halil’, akademisyen Ruhi Abat ‘Zahit’ ve ‘Hoca’, ben ise ‘Hamit’ kod ismini kullandık. Ayrıca bana verilen kod numarası da 2594326 idi. Bana yapılan ödemeler de zaten belirtmiş olduğum kod numarasıyla yapılıyordu” dedi.

    MAKBUZLARI BİLE VAR
    Gizli tanık Deniz Uygar’a JİTEM’den yapıldığı ileri sürülen ödemelerin makbuz ve kasa ödeme kayıtları dahi olduğu ortaya çıktı.

    “Ödeme Fişi” başlıklı makbuzlarda çeşitli zamanlarda 300 ila 1000 YTL yapıldığı görülüyor. Makbuzların altında ‘alan’ kısmında ‘2594326’ kodu ve imza yer alırken, ‘veren’ kısmında Jandarma İstihbarat Binbaşı Haydar Yeşil’in adı ve imzası, ‘hazır bulunan’ kısmında ise Jandarma Kıdemli Başçavuş Adil Akçay’ın adı ve imzası bulunuyor. Makbuzların ‘açıklama’ kısmında ise her makbuzda farklı bilgiler yer alıyor. 1 Ocak 2008 tarihli makbuzun ‘açıklama’ kısmında yer alan bilgi şöyle: “Malatya ve diğer illerdeki misyonerlik faaliyetlerinin takibi, taktik ve tekniklerini öğrenmesi için 2594326 nolu haber elemanına 600 YTL verilmiştir.” Ergenekon Savcısı Zekeriya Öz’ün incelemeye aldığı ‘Kasa Ödeme Defteri’ kayıtlarında ise gizli tanık Deniz Uygar’a çeşitli tarihlerde ve meblağlarda yapılan ödemelerin tutanakları bulunuyor. Bu kayıtlara göre 1 sıra no’lu 900 YTL tutarındaki ödemenin tarihi 22 Mart 2007. Bu ilk ödemenin tarihi Zirve Yayınevi katliamından bir ay öncesine rastlıyor. SABAH’ın ulaşabildiği belgelerdeki 12 sıra no’lu 800 YTL tutarındaki ödemenin tarihi ise 17 Haziran 2008. Ödemelerin tutarları 300 ila 1000 YTL arasında değişiyor. ‘Hangi Hizmet Karşılığı Ödendiği’ hanesinde ise genel olarak “Malatya ve diğer illerdeki misyonerlik faaliyetlerinin takibi…” ifadesi yer alıyor.

    “1999’dan sonra TUSHAD yok”
    Savcı Zekeriya Öz, TUSHAD’ı Genelkurmay’a sordu. 17 Ocak 2011’de gelen cevapta “1999 yılından sonra bünyelerinde bu isimde bir kuruluşun bulunmadığı” belirtildi. Gizli tanık Deniz Uygar da TUSHAD’da 1993 yılında göreve başladığını söyledi.
    http://www.haberpan.com/haber/jitemin-kadrolu-papazindan-itiraflar

    Cevapla

  5. Solmaz Türk Says:

    FETONUN KADROLU ELEMANINDAN ZIRVALAR.SAHTEKARLIKLAR ÖNE ÇIKINCA ORTALIK BULANDIRMAK İÇİN YALANYOLU TV;SAMAN KAĞIDI GAZETLERİNDE YAPTIKLARI GİBİ SÜREKLİ AYNI ŞEYİ YAPIYORLAR.SANKİ BELİRLİ BİR MERKEZDEN GÖREVLENDİRİLMİŞLER GİBİ AYNI TAKTİK.YAZACAK,SÖYLEYECEK SAVUNACAK BİR ŞEYLERİ KALMADI ARTIK.SAHTELİKLER BARİZ BİR ŞEKİLDE SIRITIYOR.

    Cevapla

  6. feyyaz Says:

    28 şubat operasyonu yolda gibi…
    http://zaman.com.tr/haber.do?haberno=1128866&title=balyoz-tutuklusu-emekli-albaydan-sok-belgeler-cikti-irtica-delili-sayip-kurana-el-koymuslar

    Balyoz tutuklusu Emekli Albaydan şok belgeler çıktı: İrtica delili sayıp Kur’an’a el koymuşlar

    ‘Balyoz’ soruşturması kapsamında Eskişehir’deki evinde yapılan aramadan sonra tutuklanan emekli İstihbarat Albay Hakan Büyük’te çok sayıda belge ele geçirildiği öğrenildi. ‘Denetleme Kurulu’ isimli yapılanmada görev aldığı belirlenen Büyük’te çıkan belgelere göre, askerî personelin evine yapılan baskınlarda Kur’an-ı Kerim’e bile ‘irticaî yayın’ denilerek el konulmuş.
    Balyoz Darbe Planı soruşturması kapsamında tutuklanan emekli İstihbarat Albay Hakan Büyük’ün Eskişehir’deki evinde yapılan aramada çok önemli delillere ulaşıldı. Yapılan incelemelerde Büyük’ün 1997-1998 yıllarında Hava Kuvvetleri Komutanlığı’nda illegal şekilde oluşturulan “Denetleme Kurulu” isimli yapılanmada görev yaptığı belirlendi. Büyük’ün yapılanmaya ait belgeleri emekli olduktan sonra evine taşıdığı anlaşıldı. Skandal belgelere göre, bazı askerî personelin evine yapılan baskınlarda Kur’an-ı Kerim’e bile ‘irticai yayın’ denilerek el konulmuş. Belgeler, Denetleme Kurulu’nun sakıncalı gördüğü personeli fişlemek ve ihraç etmek için “Bulut” isimli proje başlattığını, tespit edilen personelin yalan makinesine bağlanarak sorgulandığını gösteriyor. “Polygrap testi ve sorgulaması sonucunda sorulara yalan cevap verdi.” şeklindeki ifadeler dikkat çekiyor.

    ‘Balyoz’ darbe planı soruşturması kapsamında ele geçirilen belgeler, bir dönem Türkiye’nin nasıl bir süreçten geçtiğini de gözler önüne seriyor. Emniyet’e gelen bir ihbar üzerine Eskişehir’de düzenlenen operasyonda, emekli Hava İstihbarat Albay Hakan Büyük gözaltına alınmıştı. Büyük’ün evinde yapılan aramalarda ise çok sayıda doküman ele geçirildiği öğrenildi. Belgeler arasında ‘Oraj’ ve ‘Suga’ gibi Balyoz’a ait eylem planlarının yanı sıra çok sayıda fişleme dosyası da bulundu. Yapılan incelemelerde Büyük’ün 1997-1998 yılları arasında Hava Kuvvetleri Komutanlığı’nda illegal şekilde oluşturulan ‘Denetleme Kurulu’ isimli yapılanmada görev yaptığı belirlendi. Cunta yapılanmasına ait belgeleri, emekli olduktan sonra evine taşıdığı tespit edildi. Dokümanlar arasında çok sayıda yasa dışı fişleme, görüntüleme ve halkın korkutulmasına yönelik faaliyetleri içeren belgeler olduğu öğrenildi. Hava Kuvvetleri içinde 28 Şubat sürecinde illegal şekilde oluşturulan Denetleme Kurulu’nun ‘sakıncalı’ gördükleri personeli fişlemek ve ekarte etmek için ‘Bulut’ isimli proje başlattıkları ve tespit ettikleri personeli yalan makinesine bağlayarak sorguladıkları belirlendi.

    Dönemin Hava Kuvvetleri Komutanı’nın emri doğrultusunda hazırlanan fişleme raporlarında personelle ilgili pek çok bilginin toplandığı kaydedildi. Fişlenen personelle ilgili, ‘sosyal yaşantısı, okuduğu kitaplar, okuduğu gazete, izlediği televizyon, eşinin başörtüsü, namaz kıldığı, cuma namazına gittiği, oruç tuttuğu, altın takmadığı, kravat takmadığı, kolonya kullanmadığı, görüştüğü kişiler, dünyaya bakışı, çocuğunun okuduğu okul ve telefon rehberindeki isimler’ gibi pek çok bilgiye yer verildiği görülüyor.

    ‘BULUT’ PROJESİ UYGULAMAYA KONUluYOR

    ‘Denetleme Kurulu’ tarafından yapılan fişleme faaliyetlerinin ‘Bulut Projesi’ kapsamında yürütüldüğü öğrenildi. Bazı belgelerde “Bulut Projesi çerçevesinde sorgulandı” ifadesinin yer aldığı ileri sürülüyor. Fişleme faaliyetini yürüten kişilerin bazı personele yalan makinesi olarak bilinen Polygrap testi uyguladığı da belgelere yansıdı. Belgelerde, “Polygrap testi ve sorgulaması sonucunda sorulara yalan cevap verdiği” şeklinde ifadelere yer verildiği belirlendi.

    Belgelere göre, irticai faaliyette bulunduğu gerekçesiyle bazı personelin evine baskınlar yapılıyor. Yapılan aramalarda dinî içerikli kitap, kaset ve Kur’an’lara el konulduğu ve irticai faaliyetin delili sayıldığı görülüyor. Bazı fişleme raporlarında, “Türk İslam sentezcisi, Nizam-ı Alem grubundan, ailece sağ düşünceli, eşi medeni kıyafet giymiyor” gibi ifadelerin de yer aldığı belirtildi. Fişleme raporlarının arkasına da, ‘Disiplinsizlik ve ahlakî durum sebebiyle ayırma’yı düzenleyen kanun maddesi, “TSK Personel Kanunu’nun 94-B maddesince hakkında işlem yapılmasının gerektiği” yazılmış.

    Hazırlanan raporlarda ıslak imza var

    ‘Denetleme Kurulu’nun oluşturduğu fişlemeler sonucunda ‘sakıncalı’ denen personelle ilgili ‘Hava Kuvvetleri Komutanlığı’ndan ‘Re’sen emekli edilen personel listesi’ de ele geçirildi. 303 personelin isminin yer aldığı belgede kişilerin ‘disiplinsizlik’ nedeniyle YAŞ kararı ile ordudan atıldığı belirtilmiş. ‘Sakıncalı personel’le ilgili hazırlanan fişleme raporlarının kanaat bölümünde, “Tüm uğraş, tavsiye, ısrarlara rağmen tutum ve davranışlarında olumlu gelişme olmadığı, şahsın ıslah olmayacağı kanaati oluştuğu” gibi ifadelere de yer verildiği öğrenildi. Bazı personelin ‘irticai faaliyet yürüttüğü’ suçlamasına karşı, Atatürkçü Düşünce Derneği (ADD) üye formunu verdiği de belgelere yansımış. İddiaya göre, raporlar ıslak imzalı. İSTANBUL ZAMAN

    Cevapla

    • xyz Says:

      Deniz Kuvvetleri bitti mi?

      Sırada demek Hava Kuvvetleri var.

      Cevapla

      • ihtimal Says:

        Gorunuse gore secim sonrasi 28 subatin defteri katilimci askeri, politikacisi, medyasi, is dunyasiyla birlikte her beraber durulecek 🙂 Tabi burdan kotu haber, cetin dogana cikiyor. Balyozla ugrasirken birde 28 subat cikacak basina, bu ulkede “onemli adam” olmak ne zor degil mi 🙂 ???

        Cevapla

  7. Solmaz Türk Says:

    Feyyaz,
    hadi bakalım pılını,pırtını,saman kağıdı gazeteden yaptığın saçma sapan iftiralar kokan alıntını al ve yok ol.Bak makluben de soğumak üzereymiş.Bu blogun okuyucuları arasında yalanlarına inanacak yandaş bulamazsın.Eskişehir’de bulunan belgeler çoktan çürütüldü,daha evvel de Balyoz belgelerinde ıslak imza var denmişti değil ıslak kuru imza bile çıkmadı.

    Cevapla

  8. Solmaz Türk Says:

    Kayseri’deki assubayların olayından esinlenerek bazı şeyleri allayıp pullayarak senaryo yazmışlar.yok yalan makinası,yok bilmem ne testi.Hani orada Fetocu assubaylar komutanlarının bilgisayarına sahte belgeler yüklemek isterken yakalanmıştılar ya…Bu senaryoları yazanlarda din,iman Allah korkusu kalmamış.Seçimlere giderken daha ne dümenler göreceğiz bakalım.Bu ahlaksızlarda oyunlar hiç bitmiyor.

    Cevapla

    • fmerakli Says:

      Kayseri’de yasananlara senaryo demek hayalgucunun bir sinirlarini asan bir durum acikcasi.

      Emekli Yarbay Gurol Dogan Kayseri’de uc astsubaya hipnoz yaparak iskenc altinda ifade almaktan 7 yil hukum giydi. Mahkemede Mahkemeye verdigi ifadesinde kendisini davet eden kisi olarak ismini verdigi eski Hava Kuvvetleri Adli Musaviri Albay Zeki Ucok hakkinda da Kayseri 1. Agor Ceza Mahkemesi’nde 36 yil istemli iskence davasi acildi. Ucok ayni olayla ilgili olarak askeri mahkemede de yargilaniyor ki uc astsubayin sorgusuna Ucok ve Dogan ile birlikte katilan askeri savci yardimcisi ustegmen Ozgur Tufekci askeri mahkemede gorulen davada verdigi ifadede sorguda hipnoz kullanildigini dogruladi.

      Ifadesi alinan uc astsubayin cemaat uyesi olup olmadigini bilmiyorum. Bu bir suc olmamasina ragmen velev ki astsubaylar cemaat uyesi olmus olsalar bile, insanliga karsi suc isleyenleri savunmak hangi insani erdemle aciklanabilir ondan cok emin degilim.

      Cevapla

      • Kemal Says:

        Sevgili Fmeraklı,

        “…Bu bir suc olmamasina ragmen velev ki astsubaylar cemaat uyesi olmus olsalar bile, insanliga karsi suc isleyenleri savunmak hangi insani erdemle aciklanabilir ondan cok emin degilim…”

        demişsin.

        1- “insanliga karsi suc” ile “insan onuruyla bağdaşmayan suç” arasında ciddi kavram farkı var. Önce terminolojini düzelterek başlayalım.

        2- Eğer okuduğunu anlarsan (ve eğer yazdıkların Solmaztürk’e yanıtsa) bu yazılanlar üzerinden yola çıktığında ortada kimsenin savunduğu bir şey olmadığını göreceksin. “…Kayseri’deki assubayların olayından esinlenerek bazı şeyleri allayıp pullayarak senaryo yazmışlar…” cümlelerinden ne anlıyorsun ben merak ediyorum?

        3- Savunan iki kişiden birisi kendisi diğeri de avukatı.

        Gürol Doğan’ın avukatı Murat Savur, müvekkili hakkındaki suçlamaların doğru olmadığını, davacı astsubaylarla gece görüşme yapıp işkence yaptığı iddialarının asılsız olduğunu ileri sürdü. Savur, ”Gürol Doğan hakkında işkence yaptığına dair dosyada ciddi hiçbir delil yoktur. Davacı astsubaylar için tutukluluk sürecinde 12 kez sağlık raporu alınmış, bu raporlarda da işkence bulgusuna rastlanmamıştır. İddianamede de ciddi hiçbir delil yoktur. Uzman raporunda hipnozun karşı tarafın da kabul etmesiyle gerçekleşmesi mümkündür. Tek taraflı hipnoz yapılamaz. Gürol Doğan’ın beraat etmesini veya tahliye edilmesini istiyorum” dedi.

        Gürol Doğan ise ifadesinde:

        İddia makamının sözlerinden sonra konuşan tutuklu sanık emekli Yarbay Gürol Doğan savunmasında şunları söyledi:

        “Ben ilk davada Kayseri’den avukat istememiştim. Böyle bir şey söz konusu olamaz. Akıl tutulması konusunda ise Başsavcı İlhan Cihaner’in basında çıkan beyanatlarından alıntı yaptım. Bu da olumlu karşılanmalıdır. İddianameyi hazırlayan Cumhuriyet Savcısı, işkence suçunun tüm somut delillerini göz ardı etmiştir. Bunu bilerek ve isteyerek yapmıştır. Yanlı basında çıkan haberlerle bu iddianameyi hazırlamıştır. 1983 ve 1985 yılları arasında hipnozun duayenlerinden olan M.A. bana hipnoz tekniğini öğretmiştir. M.A da cemaat üyesidir. M.A da bu tekniği cemaat içindekilere öğretmiştir. TSK’yı karalamak için, Ali Balta’nın işlediği suçu örtmek ikin cemaat çok çalışmıştır. Olayın üzerinden 1 yıl geçmesine rağmen rapor alınmıştır. Cemaatin sahip olduğu imkanlara bakılırsa, 1 yıl içinde Ali Balta’yı istenilen duruma getirmiştir. Mağdurların sağlık durumu cemaat içinde bozulmuştur. Hava Harp Okulu döneminde okuduğum
        sıralarda beni de cemaatin içine çekmeye çalıştılar ancak sonra beni kendileri dışladı. Tahliyemi ve beraatımı talep ediyorum.”

        4- Acaba yargı kesinleşmiş durumda mı yoksa Yargıtay süreci var mı?

        5- Farkındaysan Zaman Makinesi gerektiren deliller üzerinden insanların tutuklanmış olduğu bir ülkede yaşıyor. Yargı derken?

        Sevgiler.

        Cevapla

        • fmerakli Says:

          Kemal,

          1- TCK baglaminda soyluyorsan haklisin, 76. ve 94. maddeler bu ayrimi getiriyor, ama evrensel hukuk acisidan iskence insanliga karsi islenmis suc cercevesi icinde ele aliniyor bildigin gibi. Bir de velev ki insanliga karsi degil, insan onuruyla bagdasmayan suc kapsaminda olsun, bu o sucu islemis kisileri savunmayi hakli kilar mi> BUnu yapmak ne tur bir insani hasletle aciklanabilir?

          2 ve 3 – Kimsenin yskenceden ceza alan yarbayi savunmadigini soylemissin, Solmaz hanimin yazdiklarini okuyup, ne demek istedigini anlarsan kimin neyi savundugunu gormen kolaylasir.

          4- Yargitay sureci devam ediyor, ama bu emekli yarbayin agir cezada 7 yil cezaya carptirilmis oldugu gercegini degistirmiyor.

          5- Turkiye’deki hukuk sisteminin garabetini Ergenekon ve Balyoz davalari ile, yani o garabet hukuk sisteminin kurulmasindan sorumlu olanlar kendi kurduklari sistemin kurbani olmalari ile gormus ve dillendirmeye baslamis olanlara diyecek tek lafim var: Gunaydin!

          Cevapla

          • Kemal Says:

            Merhaba Fmeraklı,

            “…iskence insanliga karsi islenmis suc cercevesi icinde ele aliniyor bildigin gibi…”

            Demişsin. Ama bu doğru değil. Bir otorite tarafından sistematik bir şekilde yapılması lazım. Soykırım ve katliam arasındaki fark gibi bir fark var. Yani gerek şart ama yeter şart değil. Aralarındaki farkı bildiğinden eminim.

            4- Ankara’da umarım halen mahkemeler varsa değiştirir. Merak ettim o gün karar bozulunca gelip burada bu kişilerin gıyabında söylediğin sözlerden özür diler misin?

            2-3 meselesinde ise elimden geldiğince ben bu çeşit genellemeler yapmıyorum. Misal ben daha önce senin atıfta bulunduğun Solmaz Türk yazılarını hatırlayamıyorum. Üstte yazılana bakıp, alttakine bakıp öyle bir değerlendirme yapıyorum. Yorumları okuyanların çoğunluğu külliyatı senin kadar bilmiyor (misal ben). Öyle olunca da gördüğün üzere sözlerin benim açımdan demagojiden öteye geçememiş oluyor. Sana tavsiyem önce söz konusu yazıya referans vermen olacak…

            5- Hukuk sisteminin garabeti derken 30 küsür sene olmuş Turgut Özal iktidara geleli. Bu 30 yıl Türkiye’de merkez sağın at koşturduğu yıllar. Ak Parti, odacılara kadar devletin hakimi durumda. Sanırım kastın onlara olsa gerek. Yoksa biraz komik kaçmıyor mu bu mağduriyet edebiyatı. Misal bir gün devran dönünce ( :)) bu dediğin durum ortaya çıkarsa o zaman hep birlikte onlara günaydın deriz. Kenara çekilir izleriz. Di’mi?

            “Ah bu dış-iç düşmanlar olmasaydı memleketi demokrat edecektik ama nerede!”

            Cevapla

            • Kemal Says:

              Düzeltme

              “..4- Ankara’da (umarım) halen mahkemeler varsa ELBETTE değişir. Merak ettim o gün EĞER karar bozuluRSA gelip burada bu kişilerin gıyabında söylediğin sözlerden özür diler misin? ..”

              Cevapla

            • fmerakli Says:

              Ankarada’ki mahkemelerden arzui ettigin bozma karari cikarsa ben ne yapacagimi soyleyeyim. OZur dilemeyecegim, Pinar Selek davasinda, Hrant’in 301’den cezasinin onandigi davada, kendi ictihatlarina aykiri sekilde fotokopi uzerinden dosya birlestirdikleri Cihaner davasinda ve yuksek yargida bireyi devlete karsi koruyan degil devleti bireye karsi koruyan adalete ve vicdana sigmayan onca kararda ne yaptiysam onu yapacak ve cikan karari protesto edecegim.

              Bu arada emekli olan ve Dink’i hedefe oturtan Yargitay kararinin altinda da imzasi olan Yargitay Baskani Gerceker, gerekirse ozelestiri yapariz diyerek Dink ile ilgili bir soruya su cevabi vermis: “Bugün olsaydı aynı şekilde yorum yapılır mıydı, yapılmaz mıydı, onu söylemek zor. O dönemlerde uluslararası sözleşmelerin temel hak ve özgürlükleri korumasına ilişkin hükümleri yeterince içselleştirilmemişti. O karar mevcut kanunlara göre verildi. Bazı anlayışların topluma yerleşmesi lazım.”

              Son 30 yili Turkiye’de merkez sagin at kosturdugu yillar olarak okumak Turkiye’nin cari gercekleri ile ortusmuyor ya da gorunuste ortusuyor gibi gorunse de resmin detaylarini aciklamakta yetersiz kaliyor. O merkez sagin at kosturdugu yillarda askeri vesayetin siyaset sahnesinin uzerindeki golgesinin her daim var olsugu yillardir. Ornegin karargahta hazirlanmis terorle mucadele kanununa hayir diyebilecek Ozal da dahil herhangi bir merkez sag parti lideri geldi mi bugune kadar? AKP de kismen buna dahildir, askeri harcamalarin sayistas denetimine acilkmasinda vesayete nasil teslim oldugunu gorduk Erdogan’in da. Eger AKP magduriyet edebiyati yapiyorsa, sucu o edebiyati yapan da degil 28 Subat’tan 27 Nisan’a demokratik sistemi igfal edenlerde arayacaksin…

              Cevapla

              • Kemal Says:

                Ne demiş oldun ki?

                Yapılan hukuksuzlukları hoş göreceğiz mi? dedin bu yazdıklarınla?

                Öncelikle, eğer bunu demiyorsan o halde sorun ne?

                Bu arada 2-3 maddesine de bir ufak ekleme yapayım. “Bu kişi işkenceci değildir” diyen birisini “İşkenceyi savunan” olarak lanse etmek buz gibi demagoji yapmaktır.

                Yeri gelmişken bu hipnoz meselesi benim aklıma Migün Camas için cep telefonuyla helikopter düşürmekten fezleke düzenleyen savcıyı getirdi her nedense. Bu savcının nasıl bir eğitim sisteminin ürünü olduğunu düşündüğümde, neden eloğlunun maymunları bile uzaya giderken biz bunları tartışıyoruz sorusunun cevabını görebiliyorum.

                Öte yandan, devletin bütün valilerini, emniyet müdürlerini, milli eğitim müdürlerini, lise müdürlerini, özel yetkili mahkemelerinin hakimlerini ve savcılarını, diğer hakimleri ve savcıları, mit’i, defterdarları, tapu müdürlerini, müftülerini, kültür müdürlerini, üniversite rektörlerini, sayıştay denetimcilerini, müfettişleri, v.b… kim atıyorsa bu devletin bu şekilde çalışıyor olmasının da sorumlusu onlar. Mecliste kanunları kim geçiriyorsa bu hukuk sisteminin sorumlusu da onlar.

                Bu ülke vatandaşlarının eğitiminden de, refahından da, demokratlığından da, hukuksuzluğundan da sanırım sorumlu olanlar bu ülkenin hükümetleri. Oh ne rahat. “Biz acaip demokrat yapacaktık, en ilerisini getirecektik, herkes refah içerisinde yaşayacaktı ama iç-dış düşmanlar elimizi kolumuzu bağladılar.”

                Böyle arguman mı olur yahu!

                Sanki bana iktidar değil de oto-tamircisi. 30 senede getirdiğin nokta bu, oluşturduğun toplum da bu, yetiştirdiğin savcı da, hakim de bu…

                Sevgiler.

                Cevapla

                • fmerakli Says:

                  Sorguya katilan ustegmen hipnoz yapildigini mahkemede dogrulamis, sen hala iskence yapilmamistir diyorsun.

                  O zaman hic ugrasmayalim, Balyoz savcilari da bir tane hipnozcu bulsun, saniklara darbe plani yaptirdiklarini hipnoz altinda itiraf ettirsin, dava da sonuclansin. Nasil olsa hipnoz senin icin iskenceden sayilmiyormus, ha pardon yoksabazi hipnozlar sayilir bazilari sayilmaz mi diyeceksin – kime hipnoz yapildigi degil, kimin hipnoz yaptigi mi onem kazanacak Balyoz savcilari hipnozla ifade alirsa…

                  Ozelde sen sorguya katilan subayin hipnoz yapildigini dogruladigi bir dava icin Mirgun Cabas ornegini vermeye devam ettigin surece ve genelde ise 1960 model, 1980’de rektife edilmis, 28 Subat’ta balans ayari gormus devlet aracini bu zihniyetten tedarik ettiginiz yakitla goturmeye calistiginiz surece biz eloglunun uzaya gonderdigi maymunlari seyretmeye devam ederiz…

                  Bu ulkenin demokratligindan, hukuksuzlugundan sorumlu olan ulkenin hukumetleri demissin. Tabii 12 Eylul’de, 28 Subat’ta, 27 Nisan’da ordunun hic sucu yok, yalan ifadelerle gazetecileri andiclayanlar sutten cikmis ak kasik, sivil toplum orgutlerini fisleyenler, hizaya sokmak icin hakimlerin evlerinin yakinlarina bomba attiranlar, 33 kisiyi yargisiz infaz eden komutanin ismini olayin gectigi yerdeki askeri birlige verenler melake, ne olduysa hukumetler sorumlu…

                  Senin kelimelerinle ifade edersek:

                  “Boyle arguman mi olur yahu!”

                  Cevapla

                  • Kemal Says:

                    Aynen katılıyorum de ben ne zaman

                    ” Tabii 12 Eylul’de, 28 Subat’ta, 27 Nisan’da ordunun hic sucu yok, yalan ifadelerle gazetecileri andiclayanlar sutten cikmis ak kasik, sivil toplum orgutlerini fisleyenler, hizaya sokmak icin hakimlerin evlerinin yakinlarina bomba attiranlar, 33 kisiyi yargisiz infaz eden komutanin ismini olayin gectigi yerdeki askeri birlige verenler melake, ne olduysa hukumetler sorumlu… ”

                    demişim bilemedim. Çünkü bu yazmış oldukların konusunda senden çok farklı düşünmüyorum. Ben sadece 12 Eylül hariç bunlar olurken iktidarda olan hükümetleri de suçun parçası olarak görüyorum. 12 Eylül’de hükümet uzaklaştırıldığı için onlar değil de Turgut ÖZal’ın da Başbakan Yardımcısı olduğu hükümeti ve üyelerini sorumlu olarak görüyorum.

                    Bu arada

                    “…Sorguya katilan ustegmen hipnoz yapildigini mahkemede dogrulamis, sen hala iskence yapilmamistir diyorsun…”

                    Sorguya katılan Teğmen’in ifadelerini de getirirsen buraya o konuda da bir çift lafım olacak. Mümkünse kırpmadan getir ama…

                    Bu arada aşağıda da hipnoz edilenlerin ifadesi var:

                    “Hipnoz ve işkenceyle ifadelerinin alındığı belirtilen astsubaylardan İsmail Dağ ve Orhan Güleç de duruşmaya avukatlarıyla birlikte katıldı.

                    Astsubaylar, ifadelerinde Gürol Doğan´ın kendileriyle sivil şahıslar eşliğinde farklı yerlerde birden fazla görüştüğünü söyledi.

                    Gürol Doğan´ın kendilerine Ahmet Zeki Üçok tarafından zorla kabul ettirilmeye çalışılan iddialarla alakalı sorular sorduğunu anlatan İsmail Dağ ve Orhan Güleç, “Gürol Doğan bize siz söylemeseniz de ben size zaten hipnozla her şeyi söylettirir, yazdırır ve altına da imzanızı attırırım´ dedi. Çok kötü şartlar altında hakaretler eşliğinde tartaklanarak ifadelerimiz alındı. Nezarette çok soğuk ve insan dışkılarının bulunduğu mekanlarda kaldık. Gece yarılarından sabahlara kadar ifadelerimiz alındı. Uyumamıza izin verilmiyordu.” ifadesini kullandı.”

                    Sevgiler.

                    Cevapla

                    • fmerakli Says:

                      Asagida ustegmenin ifadesi var, ama ilgini ceker diye emekli yarbay Dogan’in kendisinin hipnoz konusundaki uzmanligi nedeni cagrildigini ifade ettigi ve “yaptigimin suc oldugunu bilmiyordum” dedigi bir baska bir haberin de linki burada:

                      http://www.liberalses.com/gundem/hipnozcu-yarbay-itiraf-etti.aspx

                      Nasil olsa inanacak birileri bulunur diye dusunerek olsa gerek ben sadece sohnet ettim dese de, sizin bir onceki yorumunuzla ilgili olarak kisinin rizasi olmadan hipnoz yapilabilecegini de soylemis ki bu da ilginc tabii…

                      Ama sizde kulp bitmez, buna da takarsiniz bir tane…

                      Bu arada kulpu nereye takacaginiz konusunda size yol gostermek bana dusmez ama astsubaylarin ifadeleri alinirken tam onuc gun boyunca aileleri ve avukatlari ile gorusturulmemisler. Ifadeleri alinirken hazir bulunan avukatlar da tabir-i caizse ‘ayarlanmis’.

                      Size kolay gelsin, ama Balyoz saniklarini savunacagim diye benzer davalarda adi gecen her sanigi cansipare savunmaya calismanin en cok Balyoz saniklarina zarar verdigini ifade etmisti gecenlerde demokrat rumuzlu yorumcu. Sizin hipnoz meselesine yaklasiminiz da o minvalde bir girisim nihayetinde…

                      —————-

                      http://www.mansetx.com/haber/3354-39hipnoz-skandali39ni-savci-da-dogruladi.html

                      Hipnoz skandalıyla ilgili yasa dışı uygulamalar ortaya çıktı

                      Hava Kuvvetleri eski Askeri Savcısı Hakim Albay Ahmet Zeki Üçok hakkında Genelkurmay Askeri Savcılığı tarafından açılan davanın iddianamesinde Kayseri’deki hipnoz skandalıyla ilgili şok itiraflar yer aldı. Kayseri’de görevli üç astsubayın sorgusuna Üçok’la birlikte katılan Askeri Savcı Yardımcısı Hakim Üsteğmen Özgür Tüfekçi’nin 21 Mayıs 2010’da Genelkurmay Askeri Savcılı’na verdiği ifadesinde Üçok’un yasa dışı uygulamaları bir bir anlatıldı.

                      Gözaltında yaşadıkları

                      O dönem tümgeneral rütbesinde Hava İkmal ve Bakım Merkezi’nin komutanlığını yapan Korgeneral Rıdvan Ulugüler’in Ergenekon sanığı Cengiz Köylü’ye yardım yapılmasına ilişkin sözlü talimatının Hava Kuvvetleri’nin bilgisayar sistemine girmekle suçlanan astsubaylar Ali Balta, İsmail Dağ ve Orhan Güleç’in gözaltında yaşadıkları gün yüzüne çıktı.

                      Hipnozcuya teslim etti

                      Üçok’la birlikte sorguladıkları Balta’nın ilk ifadesinde yöneltilen suçlamaları reddettiğini belirten Tüfekçi, gözaltı yazılarının yazıldığını ve jandarmanın Balta’yı iki gün sorguladığını ardından da Zeki Albay’a “‘Komutanım bu bir şeyler biliyor, konuşsa her şey çözülecek’ dediğini aktardı. Bunun üzerine Üçok’ün Gürol Doğan’ı çağırdığını belirten Tüfekçi, yaşananları şöyle anlattı:

                      ‘Ben onu konuştururum’

                      “Gürol Doğan, ‘Tamam ben konuştururum’ dedi. Doğan ile Ali Balta’yı Zeki Albayım soruşturma odasında konuşturdu. Bir saat içeride yalnız kaldılar. Doğan odadan çıktı. Bize kendisinin el yazısıyla yazmış olduğu bir not gösterdi. Ali Balta’nın anlattıklarını yazmış, bu kâğıtta da ikrara ilişkin herhangi bir husus yoktu. Ancak Ali Balta’nın özel hayatına ilişkin bazı notlar alınmıştı. Zeki Albay ile Doğan ‘Doğru yoldayız bu konuşacak’ dediler. Ali Balta tekrar Jandarmaya gönderildi. Zeki Albay, Doğan’a ‘Sen artık gerekeni yaparsın’ dedi..”

                      AVUKATIYLA GÖRÜŞTÜRMEDİLER

                      Sorgulama sırasında Ali Balta’nın babası ve avukatının geldiğini aktaran Hakim Üsteğmen Özgür Tüfekçi, Üçok’un “Bu adamı görüştürürsek bir daha konuşmaz” diyerek Balta’yı avukatı ve ailesiyle görüştürmediğini söyledi. Tüfekçi, şöyle devam etti:

                      “İçeride Nail Karaaslan ve Şamil Yakut adlı avukatlar vardı. Ali Balta da getirtildi. Zeki Albayım bu avukatların huzurunda Balta’nın ifadesini almaya başladı. Ali Balta konuşmuyordu, hal ve vaziyeti de sağlıklı değildi. Kendinde değilmiş gibi bir görüntüsü vardı. Zeki Albay el yazısıyla yazılmış ifadeden yararlanarak ifade tutanağına yazdırıp bitirdi, hepimiz imzaladık. Ali Balta ifade tutanağını okumadan imzaladı. Avukatların da itirazı olmadı. Ali Balta’nın bu iki şahsı avukat olarak kabul ettiğine dair beyanı da yoktu. Balta ayrıldıktan sonra Zeki Albay ile Nail Karaaslan sohbet etti. Zeki Albay, Nail Karaaslan’a ‘Siz olmasaydınız ifadeyi bu şekilde alamazdım’ dedi.

  9. Solmaz Türk Says:

    Assubayların komutanlarının bilgisayarlarına sahte emirler yüklerken suç üstü yakalandıklarının üstünü kapatıp hipnozu ön plana çıkarıp insanlığa karşı işlenmiş suç olarak göstermek akademisyen ahlakına çok yakıştı.Her nedense yazılan her yazıyı muhatap olarak üzerinize alıp cevap vermenizi de anlamış değilim diyeceğim ama aslında çok iyi anlıyorum.Blogun imamıolduğunu söyleyen Sayın Eminkk tutuklandığı için imamlığı siz üstlenmiş olmalısınız.Yedi yıl mahkumiyet kararı henüz temyizde ama assubaylar hala yargılanıyorlar.Kayseri’de dönen dolapları herkes çok iyi biliyor.Belediyedeki yolsuzlukların nasıl ,nerelerde örtbas edildiğinide biliyoruz.Kes-yapıştır yapılarak yazılan iiddianamelerden ,samankağıdı gazetelerden alıntılarla burada kimseyi ikna edemeyeceğinizi bildiğiniz halde sürekli aynı şeyleri yaparak sadece kendinizi tatmin edersiniz.

    Cevapla

    • fmerakli Says:

      Akademisyen ahlakini bilmem ama insan onuruna cok yakistigini dusunuyorum…

      Cevapla

      • Kemal Says:

        Sevgili Fmeraklı,

        Benim bu konudaki fikrimi merak etmiyorsun biliyorum ama naçizane görüşümü yazayım.

        Bilmeyebilirsin. Bilmediğin konuda da yazabilirsin. Bu bağlamda akademik ahlak sadece azıcık zedelenmiş olur. Ama bilmediğin dile getirildiğinde ve doğrusu önüne koyduğunda savunma refleksiye iddia etmeye, açıklar yaratıp oradan ilerlemeye çalışmazsın ( bkz. https://cdogangercekler.wordpress.com/2011/05/01/bakmazsan/#comment-6529 ). Bu durumda zedelenmenin derinliği daha da artar.

        Hele bunu alışkanlık haline getirmezsin. Şurada iki dakika zaman harcasam 5-6 örnekle karşına çıkarım ki bu sadece benim şahit olduklarım.

        Öte yandan akademik ahlakı zedeleyen bir başka davranış ise tembellik. İddialarını iki dakika google’lasan bu duruma pek çok kere düşmeyeceksin.

        Bir diğeri ise, mantıksal çıkarsama yaparken genelleme yapmanın dayanılmaz çekiciliğine kapılmayacaksın…Aksini mutlaka ama mutlaka bir sorgulama yapmayı ihmal etme.

        Ohooo yazılacak olan o kadar çok şey var ki. Nereden başlasam bilemedim.

        Kusura bakma. Durum bu. Yazdıklarını okuyorum. Görüyorum. Susayım mı?

        Sevgiler.

        Cevapla

        • fmerakli Says:

          Kemal,

          Iskence hem 1949 Cenevre Sozlesmesinde (Madde 3.f) hem de Roma Sozlesmesinde (Madde 7.1.f) insanliga karsi islenmis suc olarak tanimlanmistir. 1966 Medeni ve Siyasi Haklar Bildirgesi’nde ise senin ifade ettigin gibi insan onuru ile bagdasmayan suc olarak nitelendirilmistir.

          Bir de laf ebeligi yapiyorsun ama sanki insan onuru ile bagdasmayan suc degil insanliga karsi islenmis suc soz konusu olsa senin acindan ne degisecek? Sorguya katilan bir ustegmen hipnoz yapildigini mahkemeye verdigi ifadesinde dogrulamis iken yuksek yarginin bunu hice sayarak, millet adina degil askeri ve askeri vesayeti koruma adina bir hukuk faciasina imza atmasi yonunde yine sekvaci olacaksin.

          Ben de yazdiklarini okuyorum, gordugum bu kokusmus zihniyetin temsilcilerinden biri olman. Agzinin digerlerine gore nispeten biraz daha laf yapmasi benim acimdan bir sey degistirmiyor. Istanbul Barosu Baskani Kocasakal’in agzi senden iyi laf yapiyor, ama ne fayda – temsil edilen zihniyet benim gordugum kadari ile ayni…

          Cevapla

          • fmerakli Says:

            Bu arada aklimdaydi yazmayi unutmusum…

            Su sozler sana ait:

            Emekli yarbay Dogan ile ilgili karari savunan kimse olmadigini, onu kendisi ve avukatindan baska kimsenin savunmadigini soyleyerek ilk yazdigin yorumda. Bunu soylerken ne kadar samimi oldugunu da Ankara’daki mahkemelerin bu karari bozmasi yonundeki beklentini ifade ettigin cumlelerinde acikca gorduk…

            Ilk cumlene bakarsan Dgan’i savunan kimse yok, sonrakinde ise kendisi ve avukatindan baska kimsenin savunmadigi Dogan’in cezasinin Ankara’da bozulmasi gerektigini soyluyorsun.

            Yukarida bahsettigim zihniyetin acik bir tezahuru…

            Cevapla

            • Kemal Says:

              Yukarıda demagoji olarak bahsettiğim için de güzel bir örnek olmuş bu yazdıkların.

              Yukarıda diğer postta dediğim gibi ÖNCELİKLE bir kişinin işkenceci olmadığını iddia eden birisini, işkenceciyi savunuyormuş gibi lanse edilmesi buz gibi demagoji. Aralarındaki farkı eminim sen de anlıyorsundur.

              İKİNCİSİ, kesinleşmiş bir yargı sonucunda DAHİ bir kişinin işkenceci olmadığını savunan (yani işkenceci olmadığını iddia eden) birisini, işkenceciyi savunuyor olarak nitelemen gene buz gibi demagoji.

              ÜÇÜNCÜSÜ, ben yukarıda bir düzeltme yapmışım ve demişim ki,

              “..4- Ankara’da (umarım) halen mahkemeler varsa ELBETTE değişir. Merak ettim o gün EĞER karar bozuluRSA gelip burada bu kişilerin gıyabında söylediğin sözlerden özür diler misin? ..”

              EĞER ve …RSA ile ikinci cümleye ekleme yapmışım, (umarım) nitelemesini Ankara’da adil ve tarafsız bir yargı bağlamında kullanmışım, ve bu durumda ELBETTE derken senin soruna yanıt vermişim. (“…gerçeğini değiştirir mi?” diye sormuştun).

              Eksik var mı? Var. Birinci cümlenin iki parçası arasına “ve eğer karar bozulursa” konulmalı. İkinci cümleye bunu yazmışım zaten (” EĞER karar bozuluRSA”)…

              Bu düzeltme yapılmış. Niyet ortada. Halen buradan ilerlemeye çalışmak nasıl nitelenir onu senin takdirine bırakıyorum. Hani daha önce yazmıştım ya, açıklar yaratıp ilerleme güdüsü olmamalı diye. İşte bu yaptığın da bir başka örneği oluyor.

              DÖRDÜNCÜSÜ, konuyu bağlamından saptırmak bir başka demagoji olmuş ki dert değil anlaşılan zamanın bol.

              Son olarak merak ediyorsan yazayım, ben çok hakim değilim davanın detaylarına. Hipnoz suçlaması bana komik geliyor. Savunma tarafı daha ikna edici geldi. Hipnozla ifade alınıyor olsaydı herhalde Guantanamo da, yalan makinesi de falan da filan da olmazdı diye düşünyorum. Tabii, bir uzman aksini yazarsa ikna olurum. Avukatın söylediğine göre uzman görüşleri bu yöndeymiş (yani iki tarafında rızası olması yönünde. Anlaşılan Zorla Hipnoz Olmuyor! 🙂 ).

              Hipnoz bana safsata gibi geldi. Ama hipnoz düşse bile sorgu sırasında uluslararası standartta işkence olarak adlandırılacak onlarca şeyin yapılmış olacağını tahmin ediyorum. Bu konuda duyarsız bir ülkeyiz. Yani sokak karakolunda da, garnizonun içerisinde de, savcılıkta da, mahkemede de kötü muamele ve insan haklarına aykırılık olduğunu düşünüyorum. Özetle, hipnoz düşse dahi sonuç değişmeyebilir ve Yargıtay kararı onayabilir. Bana da garip gelmez bu durum.

              Sevgiler.

              Cevapla

          • Kemal Says:

            Bu arada bu cevabını kaçırmışım..

            https://cdogangercekler.wordpress.com/2011/05/01/bakmazsan/#comment-6538

            İstesen wikipedia’dan başlayalım…

            http://en.wikipedia.org/wiki/Crime_against_humanity

            Ardından atıfta bulunduğun Roma Sözleşmesinde ne diyor bir bakalım..

            “…following acts when committed as part of a widespread or systematic attack directed against any civilian population, with knowledge of the attack:…”

            Ne diyor SİSTEMATİK.

            Sen ne yapmışsın? Bektaşi fıkrasındaki gibi bir kısmını yok saymışsın atıfta bulunduğun maddenin.

            Bu neymiş? BİRİNCİSİ saygısızlık çünkü karşındakinin zamanını çalıyorsun, onun zekasını hiçe sayıyorsun. İKİ akademik ahlakı zedeliyorsun (Bkz. yukarıdaki açıklamalarım).

            Ben ne diyeyim?

            Bak bana “..gordugum bu kokusmus zihniyetin temsilcilerinden biri olman…” demişsin. Bu da bir hakaret takdir edersin ki. Nasıl bir eğitim sisteminin ürünü olduğunu cidden merak etmeye başladım.

            Sevgiler.

            Cevapla

  10. feyyaz Says:

    28 şubat operasyonunun yolda olduğuna eminim.

    “28 şubat soruşturması bugüne kadar açılabilirdi. bir albayın evindeki belgelere mi” kaldı diyebilirsiniz.

    Açılır. Ama ancak Karadayı, Kıvrıkoğlu, Bir gibi dönemin en bilinen bir kaç generaline sembolik bir dava açılabilir.

    Savcılar bence ellerinde önemli miktarda 28 şubat dokumanı birikmesi için bekliyorlar. Amaçları 28 şubatın asker, medya, akademi vs. bütün kollarını içeri almak. Aynı ergenekon’da olduğu gibi…

    Hatırlarsanız Gölcük’te çok sayıda BÇG belgesi bulunduğu, bunların da incelendiği açıklandı. Ergenekon kapsamında da çeşitli sanıklarından 28 şubat belgeleri ele geçirildiğini basından birkaç yıldır takip ediyoruz.

    Bir de ergenekon operasyonlarında darbe planları yargılanmaya başlanınca 28 şubatın en hararetli savunucusu olan çevre birden “darbe planın iddiaları yargılanıyor niye 28 şubat yargılanmıyor” demeye başlamıştı. o kesim 28 şubat davası açılınca tekrar eski düşüncelerine döner diye düşünüyorum.

    not:maklube feto şakirt temalı yorumları ciddiye alıp cevap yazmaya gerek görmüyorum.

    Cevapla

    • feyyaz Says:

      12 aralık 2010 tarihli bir haberden,

      “Gölcük Donanma Komutanlığı’nda ele geçirilen on çuval belge, ‘darbe teşebbüsü’ davalarını yakından ilgilendiriyor. Belgeler, başta Balyoz olmak üzere, hükümete ve halka yönelik karanlık komploların yer aldığı ‘İrtica ile Mücadele Eylem Planı’ davasının sanığı Dursun Çiçek ve Poyrazköy cephaneliği sanıklarını tedirgin edecek nitelikte. Çünkü paraflı, yazılı ve imzalı binlerce belge davalarda resmî delil haline gelecek. Ayrıca, ek iddianameler hazırlanıp davaların genişleme ihtimali bulunuyor. Olayın bir diğer boyutu da, ortaya çıkan belgelerin 28 Şubat ve Batı Çalışma Grubu faaliyetleri açısından yeni bir yargı sürecinin işaretlerini vermesi.”
      http://www.zaman.com.tr/haber.do?haberno=1064097

      Cevapla

  11. Solmaz Türk Says:

    feyyaz,
    Biz de seni ciddiye almıyoruz.Saman kağıdı gazetelerde ve yalanyolu tv lerde yapılan dezenfermasyonlar bu blog okuyucularına sökmez.Burada beynini yıkayabileceğiniz koyun sürüsü kitleler yok.

    Cevapla

    • feyyaz Says:

      banu avar ersin özbükey’i kaynak göstererek hükümeti suçlasa hemen inanırdınız ama. kemalist kişilik bozukluğu’ndan muzdarip ulusallamacıları da ben dikkate almıyorum.

      Cevapla

      • fmerakli Says:

        Bu komik olmus! 🙂

        Cevapla

      • Kemal Says:

        Merhaba,

        Çeşitli örnekler vererek aşalayıcı yaftalamalara cevap vermeyeceğini kastettikten kısa bir süre sonra hem cevap verip hem de “Kemalist Kişilik Bozukluğu” ve “ulusallamacı” kelimelerini aynı cümle içerisinde kullanmak nasıl bir psikolojinin ürünü olduğunu da ben merak ettim şimdi.

        Sevgiler.

        Cevapla

        • VV Says:

          Bu da “KAPAK” olmuş

          Cevapla

        • feyyaz Says:

          kişinin anladığı dilden konuşma psikolojisi

          Cevapla

          • fmerakli Says:

            Bu da komik olmus, her ne kadar benzer hakaretamiz yorumlara siklikla maruz kalsam da benim kullanmaktan imtina ettigim bir uslup. Uslubu onaylamadigimin altini cizerek, aciklamayi tatmin edici buldugumu soylemek durumundayim…

            Cevapla

            • demokrat Says:

              Burada bir H.ata var ama dur bakalım ne çıkacak?
              Yorumlar iyice dibe vurmuş,altı/üstü çizilmiş…

              Cevapla

              • fmerakli Says:

                Dodru soyluyorsunuz, Ilhan beyin gelip soyle bir zilgit cekme vakti geldi… Siz de sessiz kaldiniz, akil adam eksikliginden kaynaklanmis olsa gerek…

                Benden simdilik bu kadar…

                🙂

                Cevapla

                • demokrat Says:

                  İhan Bey dedin de aklıma geldi;

                  gelse şurda bir hepimizi süzgeçten geçirse,
                  in’fact’us-uyla modifikasyona tabi tutsa,
                  entellektüel ayracıyla bir ayırsa,
                  kutsal metin’lere gark etse,

                  -şeyh-ül muharririn,
                  alim-i kelam ,
                  gelip şurda iki çift laf etmezken,ortalığı saran akademisyen bozuntuları bangır bangır laf koşuşturup alemi vaveyla’ya gark ediyorlar,
                  cahil cühela takımı teolojik,psikolojik ve bilcümle lojik saplantılarını rahat rahat ve sansürsüzce yazar iken ben taraçada oturup demli çayın tadına bakıyorum

                  dese(dağılın ve kendinize gelin)
                  ne güzel olurdu..

                  Cevapla

                  • Kemal Says:

                    Sevgili Demokrat,

                    “…ortalığı saran akademisyen bozuntuları…” derken umarım Fmeraklı’yı kastetmiyorsunuzdur. Ben mesleğine iki cümle birşey söyleyeyim dedim bayağı bir kırıldı bana…

                    Sevgiler.

                    Cevapla

                    • Kemal Says:

                      Hoş forumdaki bildiğim tek akademisyen o?

                      Benimkisi de laf işte…Size de darılırsa şaşırmayın.

                      Sevgiler.

                    • demokrat Says:

                      Ne haddime,
                      daha önceki bir mesaja gönderme yaptım(başkasının ağzından),espri tadında.
                      Ben fmeraklı’nın bilgili, cesur ve aydın olduğunu düşünüyorum,ayrıca sizi de öyle görüyorum…Fikirler her zaman aynı olmayabilir…

                  • acracia Says:

                    Demokrat:

                    Bu yazdiginiz kusura bakmayin ama ayip olmus. llhan Bey’in soylediklerini itibarsizlastirma adina yazdiginiz bu lakirdilari, bugune kadar son derece saygili bir uslup tutturan, ayni fikirde olmasaniz da duzgun bir tartisma adabiyla giden size, yakismadi.

                    Cevapla

                    • demokrat Says:

                      Efendim
                      kırk yılda bir espri yapayım dedim,incitme amaçlı yazmadım,hakkını vermek adına yazdım,
                      ”Ilhan beyin gelip soyle bir zilgit cekme vakti geldi” demişti de fmeraklı o nedenle…
                      bu arada özlettiniz kendinizi.

                    • acracia Says:

                      Aciklamaniz icin tesekkur ederim.

                    • demokrat Says:

                      Ben de takip etmedeki kararlılığınız ve azminiz içi teşekkür ederim efendim…

      • ata Says:

        Bu sıkıntılı tipin eleştirdiği her gruba dahil olmak, onur verici sanki ! “O dahil olmadığı-olamadığı için” sebebi yeterli görünüyor.

        Cevapla

  12. Solmaz Türk Says:

    Ha,haa haa…Sığlığın nesi komik?

    Cevapla

    • feyyaz Says:

      Sığlığıma verin komik olamıyorum. Hakkınızı vereyim sizin en derinlikli yorumlarınız bile çok komik.

      Cevapla

    • ihtimal Says:

      Ama kabul et sende Solmazcim. Cok bariz bir sekilde slogan atar tarzda yaziyorsun ve Pinarin yazdiklarini papagan gibi tekrarlamaktan oteye gidemiyorsun!!! Biraz daha yaratici ol bence, daha “cekici” olursun bence 🙂

      Cevapla

  13. Solmaz Türk Says:

    Sınav-skandal,sınav-skandal,sınav-skandal,sınav-skandal…son zamanlarda bu iki sözcüğü yanyana görmeye öyle alıştık ki.

    Cevapla

    • Kemal Says:

      YGS’DE BİR SKANDAL DAHA (Hürriyet)

      3 Mayıs 2011

      Bir skandal daha
      Son olarak binlerce öğrencinin sınav sonucunu yanlış hesaplayan ÖSYM, bazı adayların sınav sonucu ve başarı sıralamasını da aynı hesapladı.

      Vatan Gazetesi’nden Kenan Butakın’ın haberine göre, Denizli Çivril’de ortaya çıkan son olayda Kadriye Yöndem ve Ömer Çetinkaya adlı adayların eşit ağırlık YGS-5 puanlarının ve YGS-5 başarı sırasının aynı olduğu ortaya çıktı. Buna göre farklı netler yapan her iki adayın YGS-5 puanları 385.788 ve YGS-5 başarı sıraları da 0048656 olarak hesaplandı.

      ‘Anlamadık’

      Denizli Çivril Emine Özcan Anadolu Lisesi mezunu olan 19 yaşındaki Kadriye Yöndem, çocukluk arkadaşı Çivril Lisesi mezunu Ömer Çetinkaya ile aynı dershaneye gittiklerini ve sonuçları karşılaştırdıklarında büyük bir şok yaşadıklarını söyledi. YGS’nin iptal edilmesini isteyen Yöndem, aynı netleri yapmamalarına rağmen böyle bir sonucun nasıl ortaya çıktığını anlamadıklarını söyledi.

      Uzmanlar da şaşkın

      Eğitimciler ise sonuçları gördüklerinde şaşkınlıklarını gizleyemediler. Eğitim uzmanı Halil Genç, her iki öğrencinin her alandan netlerinin aynı olması halinde bu sonucun olabileceğini kaydetti. Genç, bu olasılığın yüzde 0’a yakın olduğunu kaydetti. Eğitim Uzmanı Cihat Şener de, yapılan netlere göre Kadriye Yöndem’in 391, Ömer Çetinkaya’nın ise 387 puan alması gerektiğini söyledi.

      ÖSYM önünde protesto

      YGS’de beklediği puandan daha az alanlar ÖSYM’nin önünde itiraz etmek için toplandı.

      Cevapla

  14. Solmaz Türk Says:

    Ablalar,abiler bu altın nesli iyi yetiştirememiş olacaklar ki sorunu sınavlarda şifrelemeyle ,soruları cemaat mensuplarına postalamakla çözmüşler.Artık her sınav bir skandala dönüştü.Sınav-skandal,sınav-skandal.Her iki kelimeyi yan yana görmeye alıştık artık.Bu günkü haberlerde en son polis sınavında da ortaya çıkan skandalı yazıyor.Sınav-skandal,sınav-skandal…

    Cevapla

  15. Solmaz Türk Says:

    Bir türlü kendini tutamayıp sürekli bir cevap verme,muhatap alınma isteğinin dayanılmaz hafifliği…

    Cevapla

  16. Olasılıksız Says:

    Eskişehir belgelerine ilk yalanlama G.Kurmay’dan geldi:

    TARIH : 02 Mayıs 2011

    SAAT : 21:00

    NO : BA – 06 / 11

    1. 02 Mayıs 2011 tarihli bir gazetede, Eskişehir’de bulunan bir çiftliğe Hava Kuvvetleri tarafından hava saldırısı hazırlığı yapıldığına dair bir haber yer almıştır.

    2. Yapılan incelemede habere dayanak teşkil eden belgenin gerçek olmadığı anlaşılmıştır.

    Kamuoyuna saygı ile duyurulur.

    Cevapla

  17. ihtimal Says:

    Pinar hanim birakin Ahmet Altanin yazilarinida, bize bir garnizon komutaninin subay-astsubay eslerini toplayip hangi partiye oy vereceklerinin hangisine oy vermeyeceklerinin konusuldugu bir ordu yapisini Harvard da nasil savunuyorsunuz onu soyleyin bana 🙂

    Cevapla

    • acracia Says:

      “mayoz” İng. meiosis

      Eşey organlarında eşey hücrelerinin oluşması sırasında diploit veya somatik kromozom sayısının yarıya indiği ve dört haploit hücrenin oluştuğu hücre bölünmesi tipi. Redüksiyon bölünmesi, indirgeme bölünmesi.
      BSTS / Biyoloji Terimleri Sözlüğü 1998

      Kaynak: http://tdkterim.gov.tr/bts/

      Cevapla

  18. Kemal Says:

    Avukattan mahkemeye tepki ve 9 soru

    Balyoz Planı davasının tutuklu sanıklarından emekli Tuğgeneral Süha Tanyeri’nin çapraz sorgusu tamamlandı. İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesindeki duruşmada, sanık Süha Tanyeri’nin çapraz sorgusuna geçilmeden önce avukatı Celal Ülgen, mahkeme heyetine sormak istediği sorular olduğunu belirterek, bunlara cevap alana kadar savunma görevini askıya aldığını açıkladı. Ülgen’in salonda okuyarak heyete yönelttiği 9 soru şunlar:

    ”Dünyanın neresinde olursa olsun, özellikle uygar ve gelişmiş ülkelerde, demokratik ve insan haklarının, hukukun beşiği sayılan ülkelerde, tek başına dijital veriler kanıt olarak kabul edilmez. Meçhul bir kişinin bavulu olarak yola çıkarak kendiliğinden Cumhuriyet Başsavcılığına gelmişken içindeki verilere dayanarak 163 kişinin tutuklanmasını hukuk devleti ilkesiyle bağdaştırıyor musunuz?

    Sanık lehine sayılacak kanıtların ise ayrı klasörlere alınarak emanette bekletilmesini bir mahkemenin es geçmesini ve yasal 15 günlük sürede yeterli irdeleme ve inceleme olanağı bile yokken iddianamenin kabulü yönünde karar vermesini hukukun üstünlüğü ilkesi ile bağdaştırıyor musunuz?

    Soruşturma aşamasında özel yetki ile donatılmış cumhuriyet savcılarının bir konuda araştırma yaparken çeşitli kuruluş ve kamu kurumlarına yazdığı yazılara gelen cevapları gizleyerek, iddianamelerinde sanki bu cevaplar gelmemiş gibi davranmasını, bir kısım cevapların ise gelen cevabın tam aksi yönünde çarpıtılarak iddianamede sanıklar aleyhine değerlendirilmesini, adil ve eşit bir yargılama ilkesi ile bağdaştırıyor musunuz?

    Dijital kanıtların, özelikle CD’lerin renkli fotoğraflarının ve imajlarının talep edilmesine karşın üst üste bu taleplerin reddedilmesini yargı bağımsızlığı ve adil yargılanma hakkı kapsamındaki silahların denkliği ilkesiyle bağdaştırıyor musunuz?

    Savunma makamı ile alay edilircesine bu fotoğrafların yandaş adı verilen bazı gazetelerde çarşaf çarşaf yayınlanmasını, hatta bu CD’ler üzerindeki yazılar konusunda grafolojik incelemeler yapılarak yalan yanlış bilgilerle yargının ve kamuoyunun yanıltılmasını adil yargılamayı etkileme suçunu oluşturduğu açık iken bu konuda mahkemenin ve de görevli cumhuriyet savcılarının hareketsiz kalmasını tarafsızlık ve nesnellik ilkesi ile bağdaştırıyor musunuz?

    Soruşturma savcılarının 11, 16 ve 17 numaralı CD’lerin içinde yer alan zaman çelişkilerinin bu CD’lerin 2003 yılı Mart ayında yazılmış olmasını olanaksızlaştırdığı halde bu gerçeği irdelememesini, bu çelişkileri yok saymasını, mahkemeniz başkan ve üye yargıçlarının ise savunmalar sırasında bu konuların görsel olarak işlenmesine karşılık hala bu çelişkilerin giderilmesi için ifadelerin alınması sürecinin tamamlanmasını beklemesini, 163 muvazzaf ve emekli askerin tutukluluk durumunu sürdürmesini hukuk devleti içinde olağan bir yargılama faaliyeti olarak görüyor musunuz?

    Tahliye yönünde muhalefet şerhi veren yargıçlarla, tahliye kararları veren yargıçların bugün nerede ve hangi konumda bulunduklarını, 11. Ağır Ceza Mahkemesi başkanının muhalefet şerhini hiç sorguladınız mı? Bir yargıcın salt çevresine, devletin resmi görüşüne karşı değil kendi düşüncesine, kendi görüşüne karşı da tarafsız olması gerektiğini hiç sorguladınız mı? Susturulmuş ve kuşatılmış bir yargının, bağımsız karar verebilme yetkisi alınmış bir yargının salt yargı bağımsızlığı ilkesiyle değil anayasanın kuvvetler ayrılığı ilkesiyle de çeliştiğini düşünmüyor musunuz?”

    Tanyeri’nin çapraz sorgusu

    Duruşmada Ülgen’in savunmasının ardından, Tanyeri’nin çapraz sorgusuna geçildi. Üye hakim Murat Üründü’nün, plan semineriyle ilgili hazırlanan belgelerde isminin yer aldığını belirterek, bu belgelerin doğru olup olmadığını sorduğu Tanyeri, bu belgelerde imzasının olmadığını kaydetti. Üründü’nün, dijital evraklarda isminin yazılı olduğunu belirtmesi üzerine Tanyeri, dijital evrakların hiç birinin kendisiyle ilgili olmadığını savunarak, ”Son kaydeden olarak görülüyorum. 2006 yılında Süha Tanyeri bilgisayarda araçlar listesini nasıl hazırlasın. O zaman Tunceli’de hangi dağda olduğumu bilemem” dedi.

    Savcı sorusuyla Tanyeri’yi sıkıştırdı

    Savcı Savaş Kırbaş da, Kara Kuvvetleri Komutanının 2003 yılındaki plan seminerinde olasılığı en yüksek tehlikeli senaryonun oynanmamasını bildirmesine rağmen, 1. Ordu Komutanı olan Çetin Doğan’ın bunu oynatmasına atıfta bulunarak, askeri hayatı boyunca, konusu suç olmayan bir emri ”Ben bu emri beğenmedim” diyerek, yerine getirmediğinin olup olmadığını sordu.

    Tanyeri’nin ”Hayır” yanıtı vermesi üzerine Kırbaş, dönemin Kara Kuvvetleri Komutanının ‘uygulamayın’ dediği bir emri, Çetin Doğan’ın uygulamasını nasıl yorumladığını sordu. Tanyeri’nin bunu Doğan’a sormasını istemesi üzerine Kırbaş, ”Size soruyorum. Çünkü bu sizi sıkıntıya düşürmüş” dedi. Tanyeri de, kendisine bir emir verilmediğini, Kara Kuvvetleri Komutanı’nın 1. Ordu Komutanlığına emir verdiğini kaydetti.

    Kırbaş da, ”Uygulamayın diye bir emir var. Komutanınız uygulayın diyor. Siz de uyguluyorsunuz. Burada bir üst komutanın emrine aykırılık var. Bu durumu nasıl karşılıyorsunuz?” dedi. Tanyeri de, ”O zaman komutanların verdiği her emri sorgulayacaksınız” diye yanıt verdi.

    Savcı soru sorma hakkından vazgeçti

    Avukat Celal Ülgen de araya girerek, savcının sorusuna itiraz etti. Kırbaş ise avukatlar konuşurken kendisinin bir müdahale de bulunmadığını belirterek, avukatların da kendisine müdahale etmemesini istedi. Ülgen’in, ”Bizim mikrofonumuz kapalı” sözlerine Kırbaş, ”Sizin mikrofonunuz açıkken benim ki de kapalı. Usulden bahsediyorsunuz ama savcı konuşurken herkes ayağa kalkıyor. Hiç konuşmayayım o zaman. Çekip gidelim” diyerek soru sorma hakkından vazgeçtiğini söyledi.

    Araya giren Başkan Ömer Diken de, ”Kara Kuvvetleri Komutanı, ‘tehlikeli senaryo ileriki tarihte oynansın’ diyor. 1. Ordu Komutanı da ‘şimdi oynayalım’ diyor. Sizin durumunuz ne olurdu?” diye sordu.

    Tanyeri de, Çetin Doğan’ın kendisine direkt emir vermediğini, arada Kurmay Başkanı ile Yarbaşkanının olduğunu ifade ederek, ”Ne emir bana direkt verildi, ne de ben gidip emir aldım” dedi.

    Çetin Doğan da, bu konuyu savunmasında ayrıntılı olarak açıkladığını ifade ederek, ”Kara Kuvvetleri Komutanının emrine uymamak darbe planlamanın bir işareti midir? Bu askeri kabahattir. Siz çağırıp ifadesini almak yerine, onunla ilgili spekülatif sorular sormak zorunda kalıyorsunuz” diye konuştu.

    Tanyeri, plan seminerinde bir plan üzerinde çalışıldığını, planda olasılığı en yüksek tehlikeli senaryo hazırlandığını kaydetti.

    Tanyeri, ilk defa mahkemeye çıktığını, savcının duruşmadaki görevini merak ettiğini belirterek, ”4 savcı tarafından hazırlanan iddianame var. Lehimize olan hiç bir konu yok. Savcı bu 4 kişinin vekili mi değil mi? Vekiliyse yapacak bir şey yok. İddianameyi sonuna kadar savunmak zorunda. Eğer değilse, heyetin, ‘başka belgeler çıktı, iddianameyi çürütüyor’ demesi gerekmez mi?” diye konuştu.

    Duruşmaya, öğlen arası verildi. (Zaman)

    Cevapla

    • ihtimal Says:

      Burasi cok onemli beyler. Askeriye hukukunda bu olayin yaptirimi nedir acaba, bize bir bilen aciklasin! Kara kuvvetleri komutani yapmayin diyor, ordu komutani yapmaya karar veriyor, ordu komutanin altindaki yapma kararini uyguluyor…. Simdi son iki kademe burda cunta faaliyetine girismis olmuyormu? KKK nin emirlerine karsi gelmenin bir mueyyidesi yok mu? Tanyerinin iki ust amirinin emrine kulaklarini tikamasi hukuki acidan munkun mu???

      Cevapla

      • Olasılıksız Says:

        Komutanın emrini dinlememek askeri suçtur. Cunta faliyeti değildir.

        Siz askerlik yapmadınız mı? Sanırım askerlikle hiç bir ilginiz yok… öylesine sallıyorsunuz.

        Cevapla

        • ihtimal Says:

          Gorunuse gore sen baya askerlik yapmissin, simdi de bu blogta kim bilir neler yapiyorsun 🙂

          Cevapla

          • Olasılıksız Says:

            Bak arkadaşım;

            Ben asker değilim. Askeriyeyle hiç bir ilgim, alakam yok! Davada yargılanan bir kişiyi bile tanımıyorum. Ama çocukluğum askerlerin içinde geçti. İyi kötü askerliğin nasıl bir düzen olduğunu bilirim.

            Bu blogda ne yaptığım ise açık ve net belli… Adaletsizliğe karşı yalancıların mumunu söndürmeye katkı vermeye çalışıyorum. Senin yaptığın gibi konuları sulandırıp ona buna çamur atmaya çalışmıyorum.

            Belli birikimi, temeli, analitik düşünce yapısı olmayan kişiler İ.Melih Gökçek gibi savunmaları gereken bir şey olduğunda demagoji ve karşısındakine hakaret yolunu seçerler. Böylelikle konuyu sulandırır, odağından uzağa yönlendirirler.

            Senin bu blogda kendine biçtiğin rol nedir anlamakta güçlük çekiyorum. Davaya yönelik bir tarafgirlikte olmanı anlayabiliyorum. Ama bunu savunmak için yaptığın girişimler seviyeyi aşağı çekmekten başka işe yaramıyor. Yalan yanlış iddianameyi hazırlayan savcılar bile belli bir mantık çerçevesinde iddiaları ortaya koyuyorlar. Sen sadece konuları sulandırıyorsun.

            Bırak bunları… bu blogdaki kişilerin %90’ı bu numaraları yutmayacak entellektüel seviyede kişiler. Bu muhabbet ancak kıraathanede kıymat görür. Buralarda sökmez.

            Cevapla

            • Kemal Says:

              Secgili Olasılıksız,

              “…Bu muhabbet ancak kıraathanede kıymat görür…” demişsin. Hiç sanmam…

              Bu muhabbet bana göre sadece İhtimal’in çevresinde iş yapar diyeceğim ama ondan da emin değilim.

              Sevgiler.

              Cevapla

              • Olasılıksız Says:

                Kemal arkadaşım;

                Ne yazık ki memlekette vatandaşın büyük bölümü ne dolaplar çevrildiğiyle ilgilenmiyor. Herkes günlük yaşantısını yaşayıp gidiyor. Buna entellektüel olanlarımız da dahil…

                Çoğu kişinin bu davalarla ilgili bilgisi basında çıkan iddialardan ibaret. Hatta çevremde aklı başında diyebileceğim pek çok kişi “yahu galiba bir şeyler de olmuş… gölcükte acaip şeyler bulunmuş” gibi laflar edebiliyor. Bu dezenformasyon gayreti pek de göründüğü kadar sonuçsuz değil…

                O yüzden; sayın ihtimalin yaptığı muhabbete gözü kapalı atlayacak pek çok vatandaş mevcut. Kıraathanelerde prim yapar yani.. :)Ama burası kıraathane değil.

                Cevapla

                • ihtimal Says:

                  Dogru burasi kiraathane degil, daha cok babalar gibi siyaset yapilan bir garnizon komutanligi veya orduevine benziyor 🙂

                  Cevapla

  19. Kemal Says:

    BANA FASULYENİN MERCİMEĞİN NUMARASINI SORMAYIN – ŞAKA GİBİ… 🙂

    Balyoz davasında 27. duruşma
    Balyoz davasında 11 tutuklu sanığın savunması tamamlandı. Dün savunmasını yapan tutuklu sanık emekli Tuğgeneral İzzet Ocak’ın avukat savunması ve çapraz sorgusunun ardından 12’nci sanık olan Bülent Tunçay’ın savunması ile duruşmaya başlandı.

    İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen Balyoz davasının bugün görülen 27’nci duruşmasına eski 1. Ordu Komutanı emekli Orgeneral’in de aralarında bulunduğu 10 tutuklu sanık, 12 tutuksuz sanık ile hakkında yakalama kararı bulunan ve hastanede tedavi gördüğü belirtilen emekli Orgeneral Ergin Saygun katılmadı. Eski Deniz Kuvvetleri Komutanı emekli Oramiral Özden Örnek ile eski Hava Kuvvetleri Komutanı emekli Orgeneral Halil İbrahim Fırtına’nın da aralarında bulunduğu 152 tutuklu sanık ile 21 tutuksuz sanık ise duruşmada hazır bulundu. Cumhuriyet Savcısı Savaş Kırbaş’ın yerine bugünkü duruşmaya Hüseyin Aksoy’un katıldığı gözlendi.

    Davanın başladığı ilk günden bu yana sanıkların savunmaları iddianamedeki isim sırasına göre alınıyor. İlk üç sanık olan Çetin Doğan, Özden Örnek ve Halil İbrahim Fırtına’nın savunmaları uzun olduğu için zaman alırken sonraki sanık savunmalarının daha hızlı alındığı ve işlemlerinin daha çabuk tamamlandığı görüldü. Ergenekon davalarına göre Balyoz davasının çapraz sorgu bölümünde sanıklara sorulan soruların azlığı dikkat çekti. Çapraz sorgu bölümlerinde duruşma savcısı Savaş Kırbaş’ın hiç soru sormadığı sanıklar dahi olduğu gözlendi. İddianamedeki isim sırasına göre 4’üncü sırada bulunan ve hakkında yakalama kararı bulunan emekli Orgeneral Ergin Saygun hastanede tedavi gördüğü için duruşmaya katılmadı ve savunmasını yapmadı.

    İddianamenin 12’nci sırasında bulunan ve dün savunmasını tamamlayan tutuklu sanık İzzet Ocak’ın avukatının savunması ile duruşmaya başlandı. Avukat Muammer Küçük’ün konuşmasının ardından da sanık Ocak’ın çapraz sorgusuna geçildi. Üye hakim Ali Efendi Peksak, “İstihbarat Başkanı olarak istihbari çalışmaların maksadı nedir? İstihbari çalışmanın ham bilgisi nasıl süzgeçten geçer?” diye sordu. İstihbarat Başkanlığını bırakalı 7-8 yıl olduğunu belirten sanık Ocak, “Dün öğle yemeğinde ne yediniz diye sorsam anlatabilir misiniz? Bunun aşamalarını madde madde anlatamam.” cevabını verdi. Peksak’ın, “Peki görevinizin coğrafi sınırı nedir?” sorusuna ise Ocak, “TSK’nın ne kadar hedefi varsa o kadardır. Bunu burada söylemeyeyim. Dava nedeniyle yeterince rezil olduk.” diye cevap verdi.

    Üye hakim Murat Üründü ise “Savunmanız sırasında seminerlerde bulunduğunuz dış çalışmalarla ilgili evrak numarasının ‘7.030’ olduğunu söylediniz. Şu an sıkıyönetimle ilgili evrak düzenleseydiniz buna hangi numarayı verirdiniz?” diye sordu. Sanık Ocak, “Savunmam sırasında 17 konunun 12’sinde 175 hatanın yapıldığını anlattım. Hatta 95’i hakkında da açıklamada bulundum. Şimdi fasulyenin mercimeğin numarasını bana sormayın. Harekat ‘1.030’ numarası verilerek başlar. Sıkıyönetim ile ilgili evrak düzenlemedim. Bakın ben dersime iyi çalıştım. Çapraz sorguda faraziye ile ilgili soru soramazsınız.” diye cevap verdi. Üründü’nün, “7.030 ile mi başlar?” şeklindeki sorusuna ise Ocak, “Bilmiyorum. Dosyalama evrakını önüme getirirseniz söylerim.” dedi.

    Çapraz sorgusunun ardından birkaç cümle eklemek istediğini söyleyen Ocak, “Yüzlerce silah arkadaşı Hasdal ve Silivri Cezaevi’nde yattığı için evinden çıkamayacak duruma gelmesi gerekirken tuttuğu futbol takımı yenildiğinde ağlayan kişiyi de gördük, yazıklar olsun.” diye konuştu. Sanık Ocak, TEM görevlilerinin bin yıllık TSK düşmanı gibi rapor hazırladıklarını iddia ederek tanık olarak çağrılıp ifadelerine başvurulmasını talep etti. ‘Ünlü Türk hainleri’ isimli kitabı gösteren Ocak, bu komployu hazırlayanların 20-25 yıl sonra bu gibi kitaplara konu olacağını söyledi. Ocak’ın sözlerinin ardından tutuklu sanıklardan emekli Albay Bülent Tunçay’ın savunması ile duruşmaya devam edildi. (Cihan)

    Cevapla

  20. Kemal Says:

    Balyoz’da Sokrates’li savunma

    ‘Balyoz’ davası sanıkları, seminer zamanında nerede olduklarını anlattılar.

    Balyoz Planı davası kapsamında yargılanan tutuklu sanıklardan 10’u daha savunmasını tamamladı.

    İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesindeki duruşmada tutuklu sanıklardan emekli Albay Bülent Tunçay’ın savunmasının tamamlanmasının ardından emekli Albay Halil Yıldız savunma yaptı.

    Yıldız, TSK’daki görev sürecini anlatarak, ”Emekli olduktan sonra Bodrum’a yerleştim. Balyoz Ek-A listesinde yer aldığımı İzmir’de öğrendim. Suç isnadı yapılan 2003 tarihinde 1. Ordu’da denetleme ve değerlendirmede görev yaptım. Ek-A’da yer alan görev ile gerçekte görevlendirme almam mümkün değil. Maddi bir hata söz konusudur” dedi.

    Hiçbir şekilde ordu komutanlarına evrak imzalatmadığını ifade eden Yıldız, tahliyesini istedi.

    Yıldız’ın avukatı Armağan Güner de müvekkilinin isminin listeye sehven yazıldığını düşündüğünü belirterek, ”Bazı subaylar hedef haline gelmelerine neden olan bazı davranışlarda bulunmuş olsalar dahi Yıldız kendi halinde bir personel subaydır” dedi.

    Denetleme albaylarının etkin görevleri olmadığını ifade eden Güner, emekliliği yaklaşmış albayların bir odada görev yaptıklarını, 5 albaya bir masa ve sandalyenin düştüğünü söyledi.

    Güner’in bu sözleri üzerine emekli Orgeneral Şükrü Sarıışık söz alarak, ”TSK’da bütün görevler kutsaldır. Doğrudur 5 albay bir masada toplanabilirler. Ancak bu deneyimle albaylar, çok önemli olan TSK’nin denetleme görevini yaparlar” diye konuştu.

    Tutuklu sanık emekli Albay Refik Hakan Tufan ise Temmuz 2002 ile Haziran 2003 tarihlerinde Halkalı’daki muhabere taburunda görev yaptığını anlattı.

    Balyoz Planı EK-A listesinde adının neden yer aldığını bilmediğini söyleyen Tufan, görevlendirmeye ilişkin emir ve tebligat almadığını söyledi

    Tutuklu sanık Orkun Gökalp ise iddia edilen seminer tarihinde Bosna’da görev yaptığını belirtti.

    Tutuklu sanıklar emekli Albay Refik Hakan Tufan ve Orkun Gökalp’ın avukatı Ramazan Bulut da davada ”Reha Muhtar vari” sorgulama yapıldığını ifade ederek, ”Artık yapılan savunmalar zaman kaybından bir şey değildir. Ek-A’da suçlananlar, imzalarının olmadığını söyledi. Bu söylemle her şey bitmiştir. Artık deliller değerlendirilmelidir. Benim 14 müvekkilim var hepsinin tahliyesini talep ediyorum” diye konuştu

    Sanık Erhan Kuraner de savunmasında, 11 No’lu CD’de yer alan suçlamaların yoruma dayalı olduğunu öne sürerek, üzerine atılı suçu kabul etmediğini tahliyesini talep ettiğini belirtti.

    Duruşmada, tutuklu sanık Yunus Nadi Erkut da beraatını istedi.

    Tutuklu sanıklardan emekli Tümgeneral Nuri Ali Karababa da sunum yaptığı seminerde Balyoz Planı’na en ufak bir atıfta bulunulmadığını belirterek, seminerin ardından 7 Mart 2003’te görev yeri olan Malkara’ya geri döndüğünü, Ağustos 2003’te terfi ederek, Şırnak Tümen Komutanlığına atandığını, 2007 yılında da emekliye ayrıldığını kaydetti.

    Karababa 35 yıl hizmet ettiğini, bugüne kadar hiçbir yasa dışı oluşumun içinde yer almadığını dile getirerek, tahliyesini ve beraatını istedi.

    Emekli Tuğgeneral Mustafa Kemal Tutkun da seminerin düzenlendiği tarihte 4. Mekanize Piyade Tugay Komutanı olduğunu belirterek, seminer nedeniyle kendisine hiçbir görev verilmediğini, yardımcısı olan Ali Rıza Sözen ve yüzbaşı Kenan Kalay ile seminere katıldığını söyledi.

    Tutkun, hududun boş olması ve kayınvalidesinin rahatsızlığı nedeniyle Sözen’i geri gönderdiğini anlattı.

    -GÜRBÜZ KAYA-

    Milli Savunma Bakanlığı tarafından açığa alınan Tümgeneral Gürbüz Kaya da 2 bin 450 yıl önce Sokrates’in savunmasına başlarken kullandığı ”Ey Atinalılar. Beni suçlayanlar öyle ifadeler kullandılar, öyle suçlamalar yönelttiler ki ben bile kendimi tanıyamadım. Ancak anlattıklarının hepsi yalan” sözlerini okuyarak, ”Bugün ben de ‘iddianamede benimle ilgili suçlamaların hepsi yalan’ diye gönül rahatlığıyla ifade ederek, savunmama başlıyorum” dedi.

    Kaya, 11, 16 ve 17 No’lu CD’lerin Balyoz Planı ve eklerinin sahte olduğunun ortaya konulduğunu ileri sürerek, ”Hazırladığım iddia edilen ne görevlendirme ne fişleme ne de diğerlerinin listelerinin hazırlandığı, yayınlandığı ve tebliğ edildiği gibi konularda bir bilgim yoktur. Bana hiç kimse böyle bir görevi ve listeyi tebliğ etmedi. Ben de kabul ettiğimi ifade etmedim. Kimseyi hiçbir konuda listelemedim. Emrimdeki kişilere görev verdiğim konusunda ortada hiçbir hukuki durum yok” dedi.

    Kaya, 1. Ordu Komutanlığı tarafından 5-7 Mart 2003’te egemen harekat planının tartışıldığı seminere katılmasının suç işlemek için kurulduğu iddia edilen örgüte üye olma suçunun belgesi ve delili olarak kabul ettirilmek istendiğini anlattı.

    Kaya, ”Bu kurguyu reddediyorum. Ben herhangi bir örgütün üyesi olmadım. Seminer tamamen yasaldır. Emir komuta zinciri içinde yapılmıştır. Suçlamaları reddediyorum. suçlamalarla ilgili hukuki yasal zemin yok. Dava nedeniyle zan altında bırakıldım. İftirayı yaratanların, atanların cezalandırılmasını istiyorum. Heyetinizin adaletli karar vermesini, sahte belgeler üretip, üzerime böyle bir suçun atılmasına sebep olan çete mensupları hakkında hukuki işlem başlatılmasını, suçsuzluğumun kabulünü talep ediyorum. Umarım suçsuzluğumuz Sokrates’inki gibi geç anlaşılmaz” diye konuştu.

    Tümgeneral Nurettin Işık da iddianamenin gerçeği yansıtmadığını atılı suçlamanın dijital verilere dayandığını ileri sürdü.

    Işık, CD’lerin sahte olduğunun ispatlandığını belirterek, ”Bu hususta davada yer alan suçları çürüten tüm savunmalara katılıyorum. Ben hiçbir şekilde görevlendirme yapmadım. Görev almadım. Dönemin hükümetini men etmeye yönelik hiçbir faaliyette bulunmadım. Suçlamalara ilişkin ıslak imza, kişiye özel imza ve benzeri durumlar yoktur. O dönem ki seminere emirle katıldım. O seminerde ne söz aldım ne de sunum yaptım. İddiaları kabul etmiyorum. Tutukluluğumun kaldırılmasını daha sonra da beraatımı talep ediyorum’ diye konuştu.

    Duruşma sanıkların savunmalarının alınmasıyla devam ediyor.

    A.A.

    Cevapla

  21. Altan Says:

    Şakirtler,

    Sahte belge çalışmaları nasıl gidiyor? Umarim bu sefer düzgün iş çıkartırsınız da Hocaefendinizi sinirlendirmezsiniz. Sizin yüzünüzden şekeri fırladı adamcağızın.

    Belgeleri hazırlarken Pınar hanım’ın hazırladığı “15 Soruda Balyoz” belgesinden yararlanın,aynı hatalara tekrarlamayın. Hakkında sahte belge hazırladığınız kişilerin en azından ismini ve rütbesini doğru yazmaya çalışın, Öğütcü’nun ismini doğru yazmayı öğrenmişşiniz ilerleme var bakıyorum.

    İsimsiz ihbar emailini de bir zahmet mesai saatinin bitmesine 29 dk kala değil sabahtan falan yollayın,inandırıcı olması bakımından. Türkiye gibi hantal bürokrasiye sahip bir yerde 16:31’de gelen ihbar mektubunun analiz edilip mesai bitmeden savcıya bildirilecek,savcı bakıp arama emri için mahkemeye gidecek,mahkeme arama karari verecek,ertesi sabah saat 6’da operasyon yapılacak, çok sırıtıyor. Obama’nın Osama’ya operasyon yapması bile bir hafta sürdü yani el insaf.

    Eskişehir hayır getirmedi,mümkünse bu sefer sahte belgeleri Erzurum’a yerleştirin ki hocaefendinin doğum yeri olması bakımından hayırlara vesile olur belki. Prosedür gereği belgeleri hocaefendiye okuyup üfletmeyi de ihmal etmeyin.

    İşin zor kısmı, şu ana kadar elindeki Balyoz belgelerini bu kadar gürültüden sonra imha etmeyip kabak gibi evinde saklayacak kadar eblek ve geri zekalı bir TSK mensubu -hemde üst rütbeli- bulmak biraz zor olacak. Benden size ipucu, GATA kayıtlarını araştırın, belki Alzheimer’dan müzdarip bunamış emekli Orgeneral falan bulursanız ebleklik kısmını açıklamak kolay olur. Bulamazsanız Şener Eruygur’a baskın yapın, o hafızasını kaybetmişti ya silmeyi unutmuştur deriz, nasıl olsa ne sallarsan yiyen var.

    Yeni dökümanlarda bir zahmet 15/6/2005 tarihli ve 5365/7 sayılı kanunun 2003 yılında hazırlandığı söylenen dosyanın ne aradığını da açıklayın.Ben mantıklı bir açıklama uyduramadım, hocaefendiye sorarsınız.

    Hadi acele edin heyecanla bekliyoruz, LOST gibi bağımlılık yarattı, bu bölümde Sawyer ne yapacak?

    Cevapla

  22. trekking Says:

    “Bu uluslararası hukuka aykırıdır. O zaman bütün katilleri yakaladığımızda asmamız gerekir. Biz yargılamadan kimseyi suçlu ilan edemeyiz. O zaman ABD gelsin Türkiye’de (bu teröristtir) diye öldürsün gitsin. Başka bir
    ülkenin topraklarında olacak iş değildir.”

    Bu sözleri söyleyen kim. Burhan Kuzu.

    Silivri de, Hasdal da tutsak edilenleri suçlamayı biliyorsunuz ama.

    Cevapla

    • demokrat Says:

      ”Bin Ladin’in öldürülmesine Türkiye’den ilk yorum Cumhurbaşkanı Gül’den geldi. “Bu herkese ders olmalı” diyen Gül, haberi büyük bir memnuniyetle karşıladığını açıkladı.”

      Bu da Sayın Cumhurbaşkanı’nın yorumu.

      Burhan Kuzu Hukukçu kimliği ile konuşmuş ,aslında olması gerekeni söylemiş.

      Bana göre de bir ‘insan’ olarak , ‘çok güzel olmuş’, ellerine sağlık diyorum…

      Cevapla

      • trekking Says:

        Anlamadım. “Çok güzel olmuş” dediğiniz nedir. Yargılamadan suçlu ilan etmek mi ve silahsız bir insanı (terorist olsa bile) öldürmek mi?

        Cevapla

        • fenerant Says:

          Ne zor bir soru sormuşsunuz?

          Cevapla

          • demokrat Says:

            Emin misiniz silahsız olduğuna?Yok şaka yapıyorsunuzdur canım?
            Tabii ki doğrusu yargılamak ama,insan böyle aşağılık bir canavara acıyamıyor maalesef…

            Cevapla

            • trekking Says:

              Ben görmediğim için olayı emin değilim tabiki. Ancak kızının ifadeleri ve bugün olayla ilgili açıklama yapan ABD yetkilisine de soruluyor cevapsız kalıyor bu soru. Yanılmıyorsam star haber de izledim. Yakalandığı anda silahının olmadığı söyleniyor.Tabii araştırmadım konuyu.

              Zira o kadar çok soru işareti var ki,

              “Böyle aşağılık bir canavar” derken haklısınız da acaba neden canlı yakalanmadı diye soruyor insan kendine.

              Bu aşağılık canavar Güney Kıbrıs ta kimle bir şirket de ortak tı acaba?

              Bu canavarı yaratanlar kimler di mesela?

              Kullananlar kimlerdi acaba ?
              10 yıldır vizyon da olan bir filmin bitmesine karar verdiler!!!

              Kullanım süresi mi bitmişti acaba? Diğerleri gibi?

              Mubarek gibi, Bin Ali gibi, mesela!

              Şimdi hangi filmler bu merkez tarafından vizyona sürülecek acaba?

              acaba? acaba? acaba?

              Cevapla

        • trsaby Says:

          Televizyon kanalları önünde açık bir şekilde suçu işlediğini, ve suç işlemeğe devam edecegini beyan eden tehdit eden, en az 3000 kişinin ölümüne neden olan, 10 sene saklanan bir kişinin yargılanmadan öldürülmesine karşı çıkmıyorum. Bence Adalet yerini bulmuştur. Yargılamanın sonucu zaten belli. Bu adamın idam yasalarından faydalanarak idam edilmemesi bir kahramana dönüştürlmesine karşı çıkarım. 2003 yılında sadece Türkiyede 2 ayrı eylemde 63 kişinin ocağını batırdı. 750 kişinin yaralanmasına neden oldu. Senin sevdiklerinden birinin böylesi bir eylemde, hayatının en verimli çağında yok olduğunu varsay ve düşün, ve de yargılanmasını iste. İsteyebilirmisin?.

          Cevapla

          • trekking Says:

            Bildiğim kadarıyla bir terör eylemini üstlendiğini duymadım. Ancak terörü öven, destekleyen ve bu konuda fetva çıkarmış biridir.

            Televizyonda suç işlediğini söylemesi, suç’u övmesi yeterli kanıt mıdır?

            O zaman biz burda boşuna mı adalet, sadece adalet istiyoruz’un mücadelesini yapıyoruz.

            Cevapla

            • trsaby Says:

              Tesadüfen ben o gün HSBCnin yanındaki sokakta arabamı eylemden 15 dakika önce parketmiş ve arka taraftaki bankada işlerimi görüyordum. Büyük bir patlamanın arkasından arabamın kadavrasına bile ulaşılamadı, arabam tamamen yok oldu. Tesadüfen zaman farkı ile sağ kurtuldum. Çevrede benim gibi sağ kurtulan insanların yaşadıkları psikolojik travmanın büyüklüğünü bir düşün, geceler boyu gördüğüm kabuslar çabası halen de görürüm, bir de o olayda cesetlerine bile ulaşılamıyan insanların yok olmalarını.

              Cevapla

  23. demokrat Says:

    Doğru söylüyorsunuz, ben de son kullanma tarihinin geldiğini düşünüyorum.’Fahrenheit 9/11′ filmini seyrettiniz mi bilmem, orada yanıtların bir kısmı var.Yanılmıyorsam Michael Moore ‘du yönetmen.
    Siz söyledikten sonra baktım bir kısım kaynaklar silahsız diyor hakikaten,şaşırdım,ama ev korunuyormuş ,yani bir çatışma yaşanmış.
    Canlı bırakmamalarının kendilerine göre bir çok nedeni olabilir tabii,en geçerli senaryo ‘gerçek’lerin gizlenmesi…

    Cevapla

  24. Solmaz Türk Says:

    En büyük terörist A.B.D dir.Vietnam’da,Afganistan’da,Irak’ta yaptıklarına bakın.Her türlü faşist darbenin arkasında da yine A.B.D vardır.Şili’de Allen’deye,iran’da Musaddık’a yapılan operasyonlar hep A.B.D patentlidir.1 mayıs 1977 nin de arkasında A.B.D parmağı olduğu için failleri asla bulunup yargılanamaz.Usame ‘yi besleyip büyüten de A.B.D dir.Utanmadan bir de operasyona Apaçilerin kahraman kızılderili şefi Geronimo’nun adını vermişler.Obama ezilen bir ırktan olmasına rağmen soykırıma uğramış kızılderililere yapılan bu saygısızlığa göz yummuştur.bana hindistan cevizini hatırlattı.Dışı siyah,içi beyaz.

    Cevapla

  25. fmerakli Says:

    Amaerika’da bir universitede calisan bir arkadasimdan bugun bir email aldim. Mailin icerigi israrla bulasmaya direndigim twitter’da yasanan bir tartisma/atisma ile ilgiliydi. Muhabbetin taraflari bir konferansa katilmak icin Harvard’a giden Orhan Kemal Cengiz (orkece) ve Dani Rodrik (rodrikdani).

    orkece: Biraz sonra Harvardda konusma yapacagim, Dani Rodrikin konferansinma gelinmemesi icin gonderdigini maili gordum. Mahcupyan ve beni taraf… olmakla sucluyor. Daha ne diyecegimi bilmeden, giristigi karalama kampanyasi brni hayretler icerisonde birakti dogrusu.

    rodrikdani: Yaniliyorsunuz, ben size daha evel dogrudan soylediklerimden ote bir sey demedigim gibi sizin konusmaniza gelinmemesini de yazmadim… Yazimi dikkatle okuduysaniz, onerdigim sizinkilerden degisik goruslere de yer verilmesi idi, sizin davet edilmemeniz degil.

    orkece: Dani bey yazdığınız mesajı okudum, geri zekalı olmayan herkesin anlayacağı üzere benim konuşmama gelmemelerini telkin ettiniz…

    rodrikdani: benim de size tavsiyem insan haklari konusunda secici davranmamaniz, ozel yetkili mahkemelerdeki hukuksuzlari da gormeniz.

    orkece: Dani bey bu işte militanca taraf olan sizsiniz. Ben Ergenekon davasini oldugu gibi, iyisiyle kotusuyle anlatiyorum… o kadar militan tarafgirsiniz ki, Turkiyeden gelen misafirleri insanlarin dinlememesi icin kampanya yurutuyorsunuz… Asil siz bir bilim adamı olarak, biraz objektif olup, butun Ergenekon saniklarini aklamak icin giristiginiz cabayi gorseniz.

    Muhabbetin devami var mi, varsa nasil gelisti bilmiyorum. Ama eger Dani Rodrik, Cengiz’in ifadesi ile gerizekalilarin bile anlayacagi bir dille insanlara konferansa katilmamalari yonunde bir cagri yapti ise gercekten yuh diyorum baska da bir sey demiyorum. Eger olay Cengiz’in iddia ettigi sekilde gelisti ise sayin Rodrik’in gormesi gereken tek sey butun Ergenekon saniklarini aklamak icin giristigi caba degil, ayni zamanda bir bilimadami olarak onca yilda mesakkatle insa ettigi akademik cevrelerdeki sayginliga da zarar vermeye baslamis olmasi…

    Cevapla

    • Altan Alpay Says:

      fmerakli,
      Keske arkadasiniz twitter’daki polemikler yerine Rodrik’in gonderdigi emailin orjinali gonderseydi da hepimiz zeka seviyemiz hakkinda fikir sahibi olsaydik.

      Sn.Cengiz’in twitlerde ifade ettigi uzere bu email kendisinde dahi yok, soyle uzaktan baskasinin iphone’unda gormus, gozleri keskinmis dogrusu.

      Today’s Zaman’in internetten fahri abonesi olmama ragmen bu arkadasin ismini ilk defa duyuyorum, Mahcupyan gibi sonradan ‘devsirmemi’, yoksa hareketten birisi mi merak ettim, ex-imam arkadaslara sorup hemen detayli bilgi edinecegim.

      Dinleyiciler arasinda Abdullah Gul’un oglu ve Davutoglu’nun kizi olmasinin Sn.Cengiz’i cok sevindirmis olmasi bu arkadasin entellektuel seviyesi hakkinda oldukca onemli bir ipucu verdi bana. Bir daha ki sefere Sumeyye’de katilir insallah, yanliz kasini gozunu fazla oynatmamasi lazim, ne olur ne olmaz, kizimiz hassas.

      ingilizce acisindan Abdullah Gul’den daha az ‘hirt’ buldum kendisini, en azindan cumleler arasina ‘valla billa’ gibi turkce kelimeler sikistirmadan ingilizce konusabiliyor, elindeki metinden minimum tokezlemeyle okuyabiliyor. Retwite yaptigi bir sakirt arkadas, Amerikalilar bagcilar medyasini dinliyor bizi dinlemiyor diye sitem etmis, boyle konusan birini Amerikalilarin dinlememesi dogal bence, mesela denk gelirseniz Sukru Elekdag’in spontan konusmalarindan birini dinlemenizi tavsiye ederdim kendisine, eminim ‘Kirik Testi’ dinlemekten daha ufuk acici olacaktir.

      Son olarak youtube’da aratirsaniz bu arkadasin Graham Fuller’in yonettigi baska bir paneldeki konusmasi var.

      Insan haklari savunucusu, darbe karsiti bir aydinin Turkiye de gladio yapilanmasini ve derin devleti kurumsallastiran, 12 Eylul darbesine -bizim cocuklar yapti- diyecek kadar vakif ve muhtemelen 77’deki kanli 1 Mayis gibi ortaya cikmis veya cikmamis yuzlerce ‘covert operation’un planlayan ve yoneten, Turkiye’de kan govdeyi goturdugu yillarda 18 sene CIA Turkiye istasyon sefi gorevini yurutmus birisiyle ‘Ergenekon’u tartismasi kadar akila ve zekaya hakaret baska ne olabilir dusundum bulamadim, belki Obama ile Osama 11 Eylul hakkinda bir panel duzenleseler daha abuk birsey olabilirdi.

      Sahi dun -bizim cocuklara- darbe yaptiran Graham Fuller, bugun hocaefendiye referans mektuplari yazmiyor mu?

      Cevapla

      • trekking Says:

        Prof. Alpaslan Işıklı ‘nın 5 mayıs 2011 tarihli yazısından

        “Usame Bin Ladin, İkiz Kuleler ve Pentagon saldırılarının sorumlusu olarak suçlanmaktaydı. Oysa bu konuda farklı bulgular var: Bu konuda “Amerika’nın Terörizme Karşı Savaşı” adını taşıyan kitapta önemli açıklamalar bulunmakta. (İmge Kitabevi, Ankara,2010) Söz konusu kitapta, bu saldırılar sırasında Usame’nin Pakistan’da bir hastanede diyaliz tedavisi gördüğü ve bu sırada bazı CIA görevlileri tarafından ziyaret edildiği anlatılmakta. Ayrıca saldırılarla ilgili komisyon raporundaki ciddi çelişkilere ve boşluklara dikkat çekilmektedir”

        Cevapla

  26. tags Says:

    Bilgin balanlı’nın 1998 tarihli emirleri ortaya çıktı

    http://www.aktifhaber.com/evinde-kuran-var-tskdan-atin-436524h.htm
    ‘Evinde Kur’an Var; TSK’dan Atın’
    2011 Ağustos Şurası’nda Hava Kuvvetleri Komutanı olacağı tahmin edilen Org. Bilgin Balanlı’nın, dindar subayların evine sık sık baskın yaptırdığı, evlerde bulunan Kur’an-ı Kerimleri suç delili sayıp sahiplerini TSK’dan attırdığı ortaya çıktı.
    Çankırı Garnizon Komutanı Albay Engin Kabadaş’ın, emirle subay eşlerine miting gibi siyasi seminer vermesi ve AK Parti aleyhine ağır ifadeler kullanmasından sonra, Eskişehir’de Hava İstihbaratçı emekli Albay Hakan Büyük’ün çiftliğinde ele geçirilen belgeler arasından askerin seçim çalışmaları hakkında belgeler çıkmıştı.

    BALANLI İMZALI LAHİKA’LAR ÇIKTI

    Albay Hakan Büyük’ün evinden Harp Akademisi Komutanı Orgeneral Balanlı ile ilgili de şok belgeler çıktı.

    Yeni Akit’in ulaştığı belgelere göre, Balanlı, 9. Ana Jet Üs Komutanlığı döneminde düzenlediği “LAHİKA”larla personeli “irticacı” diye fişleyip ordudan attırmış. Balanlı imzalı “LAHİKA’larda, personelle ilgili “eşinin fotoğrafının peruklu olduğu”, “evinde yapılan aramada Kur’an-ı Kerim bulunduğu”, “kızının İmam Hatip Lisesi’nde okuduğu”, “telefon rehberinde irticai faaliyetleri gerekçesiyle kontrol altında tutulan diğer bazı personellerin numaralarının bulunduğu” gibi suçlar sıralanıyor. Ardından da “hakkında gerekli işlemin yapılmasına” karar veriliyor.

    KAN DONDURAN FİŞLEME VE SUÇLAMA

    Bilgin Balanlı’nın 9. Ana Jet Üs Komutanı olarak Hava Kuvvetleri Komutanlığı’na gönderdiği 16.02.1998 tarih ve “Gizli” ibareli “LAHİKA”da aynen şöyle deniliyor:

    – 9’uncu Ana Jet Üs Komutanlığı Motor Atölyesi’nde görevli Hv.Uçb.Kd.Bçvş. Fahri Karakülah; eşinin medeni kıyafet giymemesi nedeniyle ilgili yazı ile gözetim altına alınmıştır.

    EŞİ MEDENİ KIYAFET GİYMİYOR, KIZI İHL’DE OKUYOR

    – Takip ve kontrol sonucunda personelin eşinin medeni kıyafet giymediği, Üs Komutanlığına eşinin peruklu fotoğrafını verdiği, ancak daha sonra eşinin medeni kıyafet giymeye başladığı, kızı Duygu Karakülah’ın Anadolu İmam Hatip Lisesi’nde orta 3’üncü sınıfta öğrenim gördüğü tespit edilmiştir.

    EVİ ARANIYOR

    – Bir ekip tarafından evi ve işyerindeki eşyaları aranmıştır.

    – Evinin salon camında Türk Bayrağı asılı olduğunun görüldüğü, Türk Bayrağı’nın neden asıldığı sorulduğunda 6 Şubat tarihinde Atatürk’ün Balıkesir’e gelişinin yıldönümü nedeniyle astığını belirttiği…

    “1 ADET KUR’AN-I KERİM GÖRÜLMÜŞTÜR”

    – Evin duvarlarında irticai yönde herhangi bir yazı, panoya rastlanılmadığı, sadece 1 adet Kur’an Kerim’in görüldüğü…

    – Personelin aramayı yapan istihbarat subayına Atatürkçü Düşünce Derneği’ne üye olmak için yaptığı başvuru belgesini gösterdiği…

    TELEFON FİHRİSTİNDEKİ NUMARALARA KADAR BAKILIYOR

    – Arama esnasında telefon fihristinde irticai görüş ve faaliyetleri nedeniyle kontrol altında bulundurulan …(başka personeller sıralanıyor) telefon numaralarının olduğu tespit edilmiştir.

    NAMAZ KILDIĞI…

    – … ile birlikte motor atölyesinde namaz kıldığı…

    SONUÇ: İRTİCACI BU

    – Personelin irticai faaliyetlerde bulunduğu, motor atölyesi şefi olması nedeniyle irticai görüşlü kişileri koruduğu, medeni kıyafet giymesinin, evine Türk Bayrağı asmasının ve Atatürkçü Düşünce Derneği’ne üyelik başvurusunda bulunmasının kontrol altına alındığını öğrendiği için bu konuda yapılacak çalışmaları yanlış yöne yönlendirmek amacıyla maksatlı olarak yaptığı değerlendirilmektedir.

    BALANLI HAVA KUVVETLERİ’NE BİLDİRİYOR: GEREĞİNİ ARZ EDERİM

    – Anılan personelin evsaf kartı EK-D’de gönderilmiş olup hakkında gerekli işlemin yapılmasını arz ederim.
    Bilgin Balanlı
    Hava Tuğgeneral
    Üs Komutanı”

    Cevapla

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: