Oto-sansür

04 Mart 2011

GENEL

FT’deki yazısında Dani, Türkiye’de hükümet yanlısı olmayan gazetelerin gittikçe oto-sansür uygulaması yaptığını yazmıştı. Bunun güzel bir orneğini bugün Hürriyet gazetesi veriyor – hem de internet sitesinde Dani’nin yazısıyla ilgili haberinde!

Bu haber yazısında Dani’nin yazısının neredeyse tamamı Türkçe’ye tercüme edilmiş. Yalnız bir kısmı eksik: Fethullah Gülen hareketinden bahsedilen paragraf tamamen kırpılmış.

Cihan Haber Ajansının da bu bölümü sansürlediğini daha evel yazmıştık. Geride yatan düşünceler değişik olabilir, ama sonuç aynı: FT’deki yazının orijinalini okumazsanız, Gülen cemaati ile ilgili yazılanlardan haberiniz olmaz.

Abone Ol

Subscribe to our RSS feed and social profiles to receive updates.

83 Yorum “Oto-sansür”

  1. fenerant Says:

    Hürriyet; kendi yazarı Soner Yalçın gözaltına alındığı zaman bile Hürriyet yazarı olduğunu yazamayan korkak medyanın başıdır. Fetullahçı suç uydurma örgütünden korkan gazetenin adı Hürriyet olması da ne kadar enteresan. Ha, Zaman en saygın gazete ise otosansür uygulayan gazetenin adı da İster Hürriyet olsun ister Zürriyet olsun fark etmez.

    Cevapla

  2. fmerakli Says:

    Asagiya Hurriyet’in secimler yaklasirken kendi icinde yaptigi “balans ayari” uzerine Cuneyt Ozdemir’in internet haber sitesi DipNot.Tv’de yayinlanan bir analizi kopyaliyorum. Bu analizi, iktidar basin susturuyor diye okuyanlar olacaktir, ancak ben bunun sig bir aklasim oldugu kanaatindeyim. Buyuk resme bakildiginda medya sahipligi ile iliskili meseleler, gazete cikartan gruplarin diger sektorlerdeki faaliyetlerini goz onunde bulundurarak siyasi alanda konumlanmalarina iliskin dinamikler gibi hususlar da onem kazaniyor.. Fenerant’in analizine gonderme yaparsam, Hurriyet’in korkmasinin altinda yatan neden iktidarin korku salmasi degil, AKP oncesi iktidar donemlerinde siyasi alan uzerindeki domine etme gucunun yitirilmis olmasidir, zira grubun neredeyse hukumet kurup deviren, bakan ve buroktar secimlerinde etki eden bir guc sahibi olmasi basin sektoru disindaki faaliyetlerinin yapilandirilmasi ve yurutulmesinde onemli bir faktor olagelmisti. Dogan grubunun son donemlerde medya sektorunde kuculme yonunde bir karar alma surecine girdigi de bu cercevede degerlendirilmeli diye dusunuyorum.

    ——————

    HURRIYET’TE BALANS AYARI

    Hürriyet Gazetesi yani basının Amiral gemisinde ilginç bir düzenlemeye gidildi.

    Enis Berberoğlu Genel Yayın Yönetmeni olarak göreve geldiğinden bu yana amiral gemisinin dümenini bir önceki Genel Yayın yönetmeni Ertuğrul Özkök’ün tersine ‘zamanın ruhuna’ doğru kırmıştı.

    Manşetlerde siyasetin yerine hayat gelmiş Ankara’da başarılı temsilci Metehan Demir’in hükümet ve ordu arasındaki ince dengesi ile gazete daha liberal bir yayın politikası edinmişti.

    Gelin görün ki Genel Yayın Yönetmeni geminin dümenini zamanın ruhuna çevirse de yazarları geminin içinde tam ters yöne doğru yürümye devam ediyorlardı. Enis Berberoğlu buna rağmen Hürriyet Gazetesi’nin dümenini çok sağlam tuttu. Ne yazarları harcadı ne de yazarların dünya görüşlerine gazeteyi teslim etti.

    Sanıldığının aksine nehrin kenarına oturan Ertuğrul Özkök değil Enis Berberoğlu oldu. Bir dönemin keskin laik çizgisindeki yazarlarının kendi yaptıkları kimi affedilmez hatalarla kendi istekleri ile ayrılmalarını izledi. Nitekim Oktay Ekşi başyazarlığında kendi kendisini tasfiye etti. Nuray Mert’in ‘vesayet var’cı tutumu da Hürriyet Gazetesi’nde rağbet görmedi. Gidişi sırasında sessiz kalındı.

    Asıl müdahale ise bugün yapıldı. Tufan Türenç yazıişlerinde kızağa çekildi. Seçimlere kadar ‘yoğun iş temposu’ nedeni ile artık yazı yazmayacağı duyruldu. Bunun tercümesi Tufan Türenç’in Hürriyet Gazetesi’nde yazarlık serüveninin bittiği anlamına geliyor.

    Rahmi Turan Söz gazetesinin başyazısı tokmak’ı yazdığı iddia ediliyordu yazıları 1’e indirildi bu da tatlı bir veda anlamına geliyor diyebiliriz. Ama asıl darbe kendine sonsuz güvenen iki isme geldi.

    Cüneyt Ülsever ve Özdemir İnce’nin yazı günleri bire indirildi. Bu basın dünyasında aslında kibarca bir vedalaşma demek. İki yazarın kalıp kalmayacağına kendileri karar verecek. Tüm bu balans ayarında tek anlaşılmaz olan Hadi Uluengin’in yazılarının azaltılması oldu. Bunda da okur oranlarında yapılan ölçümlemelerin etkin olduğu konuşuluyor…

    Bütün bu gelişmeler yaşanırken kuşkusuz Ertuğrul Özkök’ün bugün köşesinde seçimlere kadar siyaset yazmayacağını beyan etmesini de rastlantı olarak değerlendirmek zor.

    Özetlersek Amiral gemisi Hürriyet Gazetesi seçim için bir balans ayarı yaptı.

    Seçim anketlerinde tahminlerin ne olduğunu söylememize bilmem hala gerek var mı?

    Dipnot.Tv

    Cevapla

  3. icten Says:

    Benim garibime giden bir konu da, Dani’nin Cetin Dogan’in damadi oldugu bilgisine yer verilmemis olmasi. Herkes biliyordur diye dusunduklerinden yer vermemis olduklarini zannetmiyorum.

    Cevapla

  4. Halil Ata AŞÇI Says:

    Panik Atak ,

    18.ci dalga sonrası,

    Yandaş Medya panik atakda . Ne yaptınız ? (…) Ergenekon davasının yürütülüşündeki aksaklıklar nedeniyle var olan kaygıları artırdı, davaya inancı azalttı. (…)
    Merkez Medya panik atakta . Sıra bizde mi ? (…) Ne güzel idare ediyorduk.(…)

    Bayanlar, Baylar;

    Soru ne yaptınız ? sıra bizde mi ? değil.
    Neden yaptılar ?

    Kırılma noktası, balyozda sahte Cd’yi hazırlayan sahtekarların açığa çıkmasıyla oldu gibi. Haydi hayırlısı…

    Cevapla

    • fenerant Says:

      Halil Bey;

      son operasyon öncesi çatlak başlamıştı ama gazetecilere yapılan operasyon kırılma noktası oldu.

      Cevapla

  5. merttalay Says:

    Ya ben hakikaten sasiriyorum bazi insanlarla ayni ulkede mi yasiyorum diye.

    Beyler Gunaydin! Bazi gazeteler oto-sansur uyguluyormus..bu yeni bir sey mi? Adina Hurriyet denen propaganda araci yillarca askerlerle/derin devletle ilgili oto-sansur yapmadi mi? Bunu sanki Turk medyasinda yeni bir sey oluyormus gibi sunmak nasil bir akil yurutmedir?

    Hadi sadece gormek istediginiz seyleri goruyorsunuz anladik da bari karsinizdakileri aptal yerine koymayin, insaf.

    Cevapla

    • husamcakar Says:

      İnsaf tabi,
      bu gün yapılan haksızlıklar konuşulunca,hemen geçmişe dönme hesabı yapılıyor.Bu nasıl bir anlayıştır.Böyle mi savunabiliyorsunuz kendinizi.Burada insanların IQ seviyelerini ölçmek merakında değilim ama aklıma gelince de şüphe duymamak mümkün değil.Kısaca söyleyeyim ; Bu günün haksızlıklarına karşı duramayanların,geçmişten beslenmeye çalışması tek kelimeyle,zavallılıktır.

      Cevapla

      • drunkenknight Says:

        Bugün yapılan hukusuzlukları geçmişte yapılan hukuksuzluklarla cevaplamak/dengelemek karanlık ve korkak zihinlerin ürünü olduğu gibi aynı zamanda bugün hukuk ve demokrasi adına yapıldığı iddia edilen faşist uygulamaları da bir aklama çabasıdır…Ne ileri demokrasiyle ne de hak ve hukukla alakası vardır…Geç

        Cevapla

      • merttalay Says:

        husamcakar,

        Bir insanin haksizliklar ancak kendine dokununca sesinin cikmasinin tek kelimelik bir adi var midir?

        Cevapla

        • husam cakar Says:

          Kime neyin dokunduğunu ve nelere mal olduğunu emin olun bilemezsiniz.Siz her hangi bir zarar mı gördünüz ? Zarar gördüyseniz,bu gün başkalarının zarar görmemesi için çabalamanız gerekir.Bu bir insanlık borcudur.En olmadık magazin haberlerine yüzlerce yorum yapılırken,burada yorum yapan insanların az olması bile beni rahatsız ediyor.Yapılan haksızlıklara tepki göstermek isteyen fakat acaba benim de başıma bir şey gelirmi diyen insanlar var.Bu ortam bilerek yaratıldı.Sizin savunduğunuz düzen bu.Yarın bu insanların suçsuz olduğu ispatlanırsa,aynanın karşısına geçip bir vicdan muhasebesi yaparsınız umarım.

          Cevapla

    • Galileo Galilei Says:

      Mert Talay denen arkadaş iki yanlışın bir doğru etmediğini öğrenememiş. En azından görmek istedikleri şeyleri görmesi, veya istemediklerini görmemesi konusunda kendi eleştirisini kendisi yapmış.

      Cevapla

      • merttalay Says:

        Arkadaslar, sanirim okudugunuzu anlamiyorsunuz, zira anlasaniz soylemedigim laflari soyluyormusum gibi davranmazdiniz herhalde.

        Post diyor ki: “Türkiye’de hükümet yanlısı olmayan gazetelerin gittikçe oto-sansür uygulaması yaptığını yazmıştı”

        Bu bir carpitma. Turkiye’de hukumet yanlisi olmayan gazetelerden kastimiz Hurriyet gibi gazeteler ise, oto-sansur yeni bir sey degil diyorum. Bu gazeteler yillardir otosansurun alasini yapiyorlar, artan/degisen bir sey yok. Durum bu iken “Aa gazeteler oto-sansur yapiyor!” onermesi size bir “yenilik”mis gibi sunuluyor, siz de buna sasiriyorsaniz pes diyorum.

        Cevapla

        • Can Acar Says:

          Yani?

          Yeni birşey yok devam edin mi diyorsun?

          Evet oto-sansür daha önce de vardı, bundan sonra da olacak.

          Bariz bir örneğini görüp buna tepki gösteren olunca neden kızıyorsun? İngilizce bilen herkes FT makalesini okuyabilir. Hürriyet bunu “çeviri” olarak veriyorsa tamamını çevirmeli. Yoksa Cihan Ajansın haberi gibi “alıntı” yapmalı. Başkasının yazısını çevirirken kafana göre kesip biçemezsin. Bunu yaparsan, adı sadece oto sansür olmaz, etik dışı davranmış da olursun. Hiç yayınlama daha iyi. Yayınlayarak aynı zamanda okurunu yanıltmış, yalan söylemiş olursun.

          Oto-sansüre karşı çıkanlara tepki göstermek özel ilgi alanın mı? Yoksa “sansürlenen” kısmın bu kadar ön plana çıkartılması mı hoşuna gitmedi? Bu kısmın cemaat ile ilgili olması mı bu kadar heyecanlandırdı seni?

          Cevapla

          • merttalay Says:

            Can,

            “Bana dokunmayan yilan bin yasasin” tavrini goz onune seriyorum. Oto-sansur’un hep olduguna dair bir post yok, sanki yeni bir seymis gibi sunuluyor. Oto-sansure hep birlikte karsi cikalim. Sadece bir ucu bize dokundugunda degil.

            Bu tarz samimiyetsizlikleri, aldatmacalari, karsisindakini aptal yerini koymayi, gayet de kisisel bir hesap pesinde kosup da bunu “demokrasi”, “hukuk” mucadelesi gibi sunmayi ifsa etmek ozel ilgi alanim, evet.

            McCarthy’cilikden yakinanlarin da her seyin arkasinda cemaat aramasi da ayri bir trajikomiklik.

            Cevapla

            • fenerant Says:

              “McCarthy’cilikden yakinanlarin da her seyin arkasinda cemaat aramasi da ayri bir trajikomiklik.” diyorsunuz.
              Yandaş medyanın sık kullandığı bir sözle bağlayayım.
              “Ateş olmayan yerden duman çıkmaz.”

              artık sadece dumanı değil ateşi de görülüyor.

              Cevapla

            • merttalay Says:

              Bir ornek daha vereyim.

              Soner Yalcin denen bir anti-semitik var. Bu adam yillarca musevileri dusman, komplocu gibi gosteren kitaplar yazdi, olur olmaz herkesi musevi/donme vs. olmakla sucladi, (sanki bu bir sucmus gibi).

              Simdi ben demokrat bir insan olacagim (Musevi olmayi gectim). Ve bu Yalcin denen adamin sitesi (sirf benim kisisel bir hesabim ile ilgili bana destek veriyor diye) ile gayet guzel bir iliskim olacak, yazilar/roportajlar verecegim, bunlari ulu-orta ovecegim. Bu adam kimdir, durusu nedir, hic umurumda olmayacak.

              Daha sonra Zaman denen gazetede Musevi olmamdan dolayi bana “yabanci damat” dendigini gorunce de (ki gayet cirkin), “Aa gazeteye bak, musevileri yabanci olarak goruyor, ne ayip!” diye tepki gosterecegim.

              Can, burada bir yanlislik gormuyor musun? Miden bulanmiyor mu?

              Cevapla

              • Dramalı Rıza Says:

                Sayın Merttalay,
                Şöyle bir cümle kurmuşsunuz: “Soner Yalcin denen bir anti-semitik var. Bu adam yillarca musevileri dusman, komplocu gibi gosteren kitaplar yazdi, olur olmaz herkesi musevi/donme vs. olmakla sucladi, (sanki bu bir sucmus gibi).”

                Size iki sorum olacaktı:
                1- Bize bu kitapların adını söyleyebilir misiniz?
                2- İsimlerini söyleyeceğiniz kitapları okudunuz mu?

                Saygılarımla

                Cevapla

                • merttalay Says:

                  Dramali Riza,

                  Asagida Prof. Ihsan Dagi’nin bu konudaki bir yazisindan bolum aktariyorum. Umarim sorulariniz icin yeterli olur.

                  “Anti-Semitizm ve her türlü ırkçılık bir insanlık suçu, bir cinnet ve cinayet fikri… 2004’te Soner Yalçın’ın ‘Efendi’ kitabıyla bu fikir ‘Türk popüler kültürü’nün bir parçası haline geldi adeta. Bu ‘onur’da aslan payı da kitabı basıp mağazalarının başköşelerinde pazarlayan Doğan Kitapçılık ile, kitap çıktığında tanıtım ve reklam kampanyasının tavan yaptığı bu grubun gazete ve televizyonlarına ait.

                  Tebrik edilesi işlere imza attılar. Yeni kuşak bir anti-Semitler topluluğu yarattılar; bunlar kentli, eğitimli ve laik ulusalcılar. Her şeyden ve herkesten korkan, memleketin satıldığına iman eden, irrasyonel insanlar grubu…

                  Bu ‘büyük gazeteci’nin yaptığı kafatası avcılığı ve şecere çöpçülüğü. Memleketin neredeyse tüm aydınlarını, gazetecilerini, akademisyenlerini, işadamlarını ve siyasetçilerini ‘Yahudi’ kökenli dönme/Sabetayist olmakla suçluyor. Evet suçluyor; onun için Yahudi kökenli olmak ‘anormal’, nefret edilesi bir durum. Soner Yalçın’ın kitapları adeta fişleme listesi. Ulusalcı bir hükümet kurulduğunda ilk ‘temizlenecekler’ listesi sanki. ‘Liste’de yer almak için adının şu veya bu olması, kökeninin şu veya bu şehirden geliyor olması yeterli. Kitaplarda isminiz geçiyorsa kapınıza Yahudi yıldızı çakılmıştır artık. Hareket, Hitler’ini bulduğunda kaderiniz bellidir… Ama kimse de bu ırkçıların ‘karalama, itibarsızlaştırma ve etkisizleştirme’ kampanyalarına ses çıkarmadı. ‘İtham’ edilen insanlar, bir atasözüne uygun davranmayı tercih ettiler: ‘İte dalaşacağına çalıyı dolaş’! Sindirmişler insanları…”

                  Cevapla

                  • trekking Says:

                    İhsan Dağı’yımı referans alacağız yani. Soner Yalçın’a anti-semitik diyenlere yuh olsun diyorum. Hiç birşeyi anlamıyorsunuz, bari burda yazıp da rezil etmeyin kendinizi. Yedirtirim o lafları.

                    Cevapla

                  • Dramalı Rıza Says:

                    Sayın Merttalay,
                    Ben soruma cevap alamadım, verdiğiniz yazı da hiç yeterli değil. Size çok basit bir şey sordum. Bu kitapları okudunuz mu? Ben size İhsan Dağı’nın veya başında akademik ünvan olan başka birisinin yorumunu sormadım.Ben size o söylediğiniz sözler için gerçekten bilgi sahibi olup olmadığınızı soruyorum.
                    Sorularımın iki cevabı olabilirdi.
                    1- Evet, şu şu kitaplarını okudum ve bu kitaplar anti-semitizm içerir
                    2- Hayır, kitaplarını okumadım ama değer verdiğim gazeteciler(?), akademisyenler(?) Soner Yalçın ve kitapları için anti semitik demişlerdi, ben de onu kabul ediyorum.
                    Bu cevaplara göre benim de iki yorumum olacaktır.
                    1- Sayın Merttalay, kitapları bir daha okumanızı ve mümkünse anti-semitizmin ne olduğunu öğrenmenizi öneriyorum. Tarihte insanlar arasında ilişki kurmakla anti semitizmin nasıl bağdaştığını da bize anlatmış olursunuz.
                    2- Tipik bir rahmetli Uğur Mumcu’nun dediği gibi “bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olmak” vakası. Kendisi okumamış, görmemiş ama önemi yok. Benim yandaş gazetecim demişse kesin doğrudur durumu.
                    Bu sorularıma da cevap verirseniz sevinirim.
                    Saygılarımla

                    Cevapla

              • Can Acar Says:

                Midem senin çarpıtmalarına ve çıkarımlarına bulanıyor.

                Her şeyden önce, herhangi bir haber kaynağı için “Soner Yalçın’ın sitesi” veya “Aydın Doğan’ın medyası” dediğin anda Zaman için “Fetullah Gülen’in gazetesi” denilmesine zemin sağlamış oluyorsun.

                Söylenene değil söyleyene bakanların düştüğü temel tuzak burada.

                Herkesin gömlek değiştirir gibi taraf değiştirdiği bir dönemde kimin söylediği değil ne söylendiği önemli. Eğer söylenenler hakkında kaynağından bağımsız kendi düşünceni oluşturamıyorsan özgür ve bağımsız olma şansın hiç yok demektir.

                Cevapla

                • merttalay Says:

                  Can komik duruma dusuyorsun bilmiyorum farkinda misin.

                  “Soylenene bakalim” diyorsun soylediklerim hakkinda tek kelime etmiyorsun:)

                  Sonra kimin soyledigi degil ne soyledigi onemli demissin. Bir Nazi subayi insan haklari konusunda guzel sozler soylese demek ki kimin soyledigine/daha once ne yaptigina bakmayacaksin. Bu da guzel. Demek ki amaca giden her yol mubahtir senin icin; ilke, etik vs. anlami yok. Gomlekleri degistirelim yeter:)

                  Bu agresiflik, sorulan sorulara cevap vermek yerine alakasiz soylemlerde bulunmak da arguman zayifliginin belirtisidir, fark edilmiyor sanma. Zaman icin de fethullah gulen’in gazetesi denilsin tabi, neden umurumda olsun? Odatv’nin soner yalcin’in sitesi oldugu konusunda suphen mi var?

                  Cevapla

                  • Can Acar Says:

                    Senin söylediklerinin midemi bulandırdığını söylemiştim ya. Daha fazla söylememe gerek var mıydı?

                    Yazdıklarımdan birşey anlamadığın ortada. Evet, Nazi subayı da söylese insan hakları konusunda doğru söylüyorsa o sözler doğrudur. Bu Nazi subayını benim gözümde temize çıkartmaz, hatta ahlaksızlığı konusundaki inancımı da güçlendirebilir, ancak söylediklerini de yalan veya geçersiz yapmaz.

                    Söyleyene göre söyleneni incelemek yerine söylenene göre söyleyeni değerlendirmekten bahsediyorum.

                    Yazdıklarımı okursan, Zaman ve Gülen bağlantısının ancak senin mantığında düşünenler için önemli olabileceğini söyledim. İçeriğe bakanlar kendi kararlarını verirler zaten. Ben fazla Zaman okumam, okuduğum yazılarda da genelde eksikler ve mantık hataları bulurum, fazla hazzetmem. Burada haber yapılan örnekler ise zaten felaket. Aynı şekilde Odatv, Hürriyet, Radikal, Cumhuriyet, farketmez, içeriğine göre değerlendirir, ona göre karar veririm. Tabii ki bazı kaynaklar diğerlerinden daha güvenilirdir, ancak bu onları kimin işlettiğine değil, zaman içerisinde edindikleri krediye bağlıdır. Ayrıca bu o kaynakların her yazdığının doğru olduğu anlamına da gelmez.

                    Yukarıda Dani Rodrik’in Odatv’ye yazı ve röportaj verdiğini söylemişsin. Ben bulamadım. Odatv defalarca Balyozu haber yapmış, bu blogdan alıntılar yapmış, Çetin Doğan’ın avukatından defalarca haber almış, ancak doğrudan verdiği bir röportaj göremedim. Belki vardır, ancak senin ima ettiğin tarzda bir işbirliği göremedim doğrusu. Bu durumda sen yanıltıcı bilgi vermiş olmuyor musun?

                    Soner Yalçın’ı beğenirsin veya beğenmezsin o başka. Yazdıkları yüzünden terörist olmakla suçlanan birisidir o. İnanmazsan savcının sorduğu sorulara bak.

                    Balbay, Yalçın, Şener, Şık, Özkan … bütün bu isimler “aynı terör örgütü” içerisine ne güzel uyuyor değil mi?

                    Cevapla

        • fenerant Says:

          Takvim gazetesinin dün gazetecilerin istanbul ve Ankara da yaptığı eylemi görmemesi, gazetenin 1 satırında bile yer almaması otosansür müdür? Gerçekleri gizlemek yandaşlık değil, suç ortaklığıdır. Aynı şey kendi yazarı gözaltında alındığında benim (Hürriyet) yazarım diyemeyen Hürriyet içinde geçerlidir.

          Cevapla

  6. husamcakar Says:

    Bize ne yapılmak isteniyor ?
    Aslında bunun konuşulması lazım.Bu dava bize neler kaybettiriyor ? Aramıza Berlin duvarı gibi hat çekilip,bizden ve bizden değil kavramı yaratıldı.Kardeşlik duygularımız temelinden sarsıldı.Milli değerlerimize sövmek moda oldu.Tahammülsüz bir toplum haline getirildik.İşin acı tarafı nedir biliyormusunuz ; İleri demokrasiye geçiyoruz denilerek yapılıyor bunlar.Gözümüzden kaçan çok daha önemli bir ayrıntı da,Yargı kararı ne olursa olsun.Bu davanın kazananı olmayacaktır.Bana göre bu proje ile kaybedilen sadece değerlerimiz değil,çok daha ötesinde.Zarar görenler hanesine sadece askerleri koyarsak çok büyük hata yapmış oluruz.Yıprananlar ; Cumhurbaşkanlığı,Başbakanlık,TBMM,Siyaset kurumu,Genelkurmay,Yargı,Polis Teşkilatı,Sivil Toplum Kuruluşları.
    Bize düşen görev aklımızı başımıza toplamak olmalıdır.

    Cevapla

    • drunkenknight Says:

      1 milyon kişinin gerçekten demokrasi,insan hakları ve adalet için Türkiye’nin dört bir yanından Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne yürüdüklerini ve gerçekten demokrasiye ait uygulamalar başlayıncaya kadar oradan ayrılmadıklarını düşünebiliyor musunuz ?

      Cevapla

      • ihtimal Says:

        “Demokrasiye ait uygulamalarin baslamasindan” kastin Cetin Dogan ve diget balyozcular ile ergenkoncular ve odatvclerin serbest birakilmasi uzerine TBMM den ayrilmalari mi? Hani TBMM yi basmak gibi? Hani bir grup ogrencileri basbakanlik binasini basmak istemesi gibi? Bildigim kadariyla buna kanunun elinden tutuklu kacirma, yani haydutluk deniliyordu. YOksa sen haydutluk ile hak arama arasindaki farki bilmiyormusun?

        Cevapla

        • drunkenknight Says:

          İhtimal;

          ‘Yoksa sen haydutluk ile hak arama arasindaki farki bilmiyor musun ?’

          1) Balyoz iddianamesinde olması gereken ama sanıkların lehine olduğu için bu delilleri adli emanete gömmek haydutluk mudur değil midir ?

          2) Sadece sanıkların aleyhine olan delillerle oluşturulmuş olmasına rağmen sanıklar ve avukatları tarafından defalarca çürütülmüş olan delillerle mahkemenin nasıl seçildiği bile bilinmeyen 163 kişiyi tutuklaması hukukunda alet edildiği bir haydutluk mudur değil midir ?

          3) Emniyette kapalı tutulması gerekirken açılan ve yüz küsur numaranın bir cep telefonuna yüklenerek bir suç yaratılmaya çalışılması haydutluk mudur değil midir ?

          4) Emekli Albay Levent GÖKTAŞ ın ofisinde bulunan ve kamera kayıtlarında elden ele gezen 51 no lu DVD de daha sonra hiç parmak izinin olmaması ve bu DVD nin hiç bir şekilde kullanılamayacak şekilde kırık bulunması bir haydutluğun gerçekleştiğine dair delil midir değil midir ?

          5) İşçi partisinde yapılan aramalarda savcının delillerin içine konulduğu çuvalın içine cd atması haydutluk mudur değil midir ?

          6) sorgu tutanaklarının mürekkebi kurumadan yandaş basına sızdırılması ve akabinde karalama kampanlayalarının başlatılması haydutluk mudur değil midir ?

          vs vs vs…

          Söylemek istediğim bir şeyi açık ve net olarak söyler/ifade ederim…yazmış olduğum yorumdan TBMM yi basmak anlamını sadece senin gibi art niyetli bir lafazanın çıkarması hiçte şaşılacak şey değil…sen ki sahtekarlara yardım ve yataklık etmeyi herşeyden önemli bilmiş birisin…O yüzden önce yukarıdaki bir kaç soruma cevap ver…

          Cevapla

  7. ihtimal Says:

    Zaman gazetesini istedigimiz kadar elestribiliriz ama asil sormamaiz gereken soru bu davada Zaman nin yazdiklari ile Pinar Dani ciftinin yazdiklari arasinda ne alaka nedir diye.
    Soyleyim, ben iki grup arasinda bir fark goremiyorum. Ikisi de bu davada taraflar ve mucadele ediyorlar. Hangisi baskin gelirse, o taraf isin propaganda kismini kazanacak. BU blogun kurulus amacida bu degilmi zaten. Can, acracia, jimmy 🙂 , bulent, halil, drunkennight, husam, fenerant burada neden yaziyorlar, inandiklari bir dusuncenin temsil edilmesi icin degil mi? Simdi taraflara bakalim. Zaman gazetesi balyoz ve oncesi/sonrasi butun alakali kucuklu buyuklu darbe planlarinin ilk hedef alindigi Turkiyenin bir grubu, Pinar ve Dani belli bir grubun sesi ve one surdugu argumanlarin bir kismini temsil ediyorlar ve davanin savunucusu durumunda ustelik dava ile birinci dereceden organik baglari var.
    Gunaydin beyler bu iki grup arasinda savas var suanda siz kalkmis oto sansurden bahsediyorsunuz. Bunlar herhalde olacak. Pinar da ayni seyi yapti, star yazarinin yazisini buraya eksik tasidi. Ama o yuzde ona sahtekar demedim, oto sansur uyguluyor da demedim! Kendince ve caplarinca takiliyorlar iste, kaldiki buda gayet normal. Bu dava Zaman gazetesi ve fetullan gulen grubunun hayatta kalma mucadelesi digerinin babasini hapisten kurtarma diglerinin sahib olduklarinin elinden tutma mucadelesi donuyor burada!

    Cevapla

    • Can Acar Says:

      “Ufak” bir fark var. Bir taraf sürekli yalan söylüyor. Unutma, gerçekler eninde sonunda kazanır.

      Cevapla

      • ihtimal Says:

        Gerceklerin kazanmasini, emin olun Pinar ve Dani’dan daha fazla istiyorum!

        Cevapla

        • Can Acar Says:

          O zaman sen de bu davadaki sahtekarlıkların ve yalanların bitmesi için çaba göster. Herkes yaptıklarıyla yargılansın, yalanlarla ve sahte delillerle değil.

          Cevapla

    • ccgursel Says:

      Pinar ve Dani’nin yalan haber yaptigina daha sahit olmadim ben.

      Cevapla

      • ihtimal Says:

        Kutahyaliya, ordunun musevi ve ermeni karsiti davranisini yazdi diye, anti semit diyeceksiniz sonra aleni antisemit biri bazi cikarlarin uyusuyor diye en degerli gazeteci olacak. PInar ve Dani ciftinden baska mide bulandirici ve sahtekar tavir bekliyorsunki 🙂

        Cevapla

    • husam cakar Says:

      Benim burada yorum yapmamı tek sebebi,vicdani rahatsızlığımdır.Her hangi bir görüşü empoze etmek için değil.Atatürk haricinde bir liderim hiç olmadı,bu gidişle de olmayacak.Bu günler geçecek elbet ben de vicdan muhasebemi yapacağım.Her şeyi bilmem mümkün değil ama en azından bir imamın arkasından koşup,komplolarına ortak olmamanın verdiği rahatlık bana vicdani rahatlık sağlayacaktır.Bu bana yeter.Bir kaç sene sonra da cemaatler arasındaki çatışmalar için yorum yaparız.

      Cevapla

      • ihtimal Says:

        Iste buyuk olcude sorun da burda basliyor Husamcim, neden bir lidere ihtiyacin var. Amerikada hic kimsenin George Washington diye yatip oyle kalktiklarini gormedim. Birgun sozyal ve politik konularda oldukca fazla yayini olan amerikali bir arkadasimla konususyordum, soz konusu ataturke gelince, bizde isler farkli yurur dedi. “Bizde ozellikle sosyal ve politik alanda role models’ a pek yer yoktur” diye ekledi. Mesela olaya su yonden bakalim. Tayyip Amca benim liderim degil, ama benim basbakanim, ustelik temsili demokratik sistemde her ne kadar kabullenemesende seninde basbakanin. Zaten onu kabullenememenizdeki etken onu sevmediginizde degil, bana ve benim gibi dusunenlere deger vermediginizden kaynaklaniyor. Ustelik saygi duydugum digerlerinden farkli gordugum bir basbakan. Bu ulkeye gelmis hizmetkar bir insan diye hatirlayacagim onu ve hic bir zamanda benim liderim olmayacak. Ne zaman ki bir hizmetkar oldugunu unutcak ve o sekilde davranmaya baslayacak, ozaman da cetingiller gibi Tayyip le mucadele ederiz. Ama hala onun yapacagi islerin gerekliligininde farkindayiz. Sonuc olarak, neden kendi kendinin lideri olmayi denemiyorsun?

        Cevapla

        • Can Acar Says:

          Senin “role model” in kim ihtimal?

          Konu cemaate gelince zıplıyorsun her zaman olduğu gibi.

          Bu sefer merttalay senden önce davrandı ama arayı kapatmak için elinden geleni ardına koymuyorsun bakıyorum.

          Amerikalı arkadaşına sor bakalım, örneğin Abraham Lincoln, okullarda nasıl öğretiliyor. Hatta arkadaşının ismini ver yayınlarını biz de okuyup faydalanalım.

          Cevapla

          • ihtimal Says:

            cts aksami, date im olmayinca vakit size kaliyor.. heheheh 😉

            Cevapla

          • ihtimal Says:

            Ataturk ile Abraham Lincoln’u mu karsilastiriyorsun yani? Dani soyle su Can kardesimize kazanamayacagi tartismalara hic girmesin 🙂

            Cevapla

            • Can Acar Says:

              Amerikalıların (olmayan) rol modellerinden bahsediyorduk. Karşılaştırma yapan sensin.

              Cevapla

        • husam cakar Says:

          Amerika’dan bakınca böyle göründüğüne eminim 🙂

          Cevapla

  8. ihtimal Says:

    Bu arada dikkatimi ceken bir baska nokta var. Pinar ve Dani son zamanlar surekli olarak hukumete ozellikle Tayyip Amca’ya yuklenmeye basladilar. Sanki butun bu sorusturmalari yonlendiren ve yoneten hukumetmis gibi, bu ne derecede dogru bir strateji acaba? “Demokratik olmayan Turkiye” imajini dunyada daha iyi verebilmek icin mi? Amerika ve Avrupa Tayyip Amacanin evde ne kadar guclu oldugunu bariz bir sekilde biliyor, Amerika ve Kanada daki benim bilebildigim hemen hemen butun orta yakin dogu bolumundeki Turkiye uzmanlari Turkiyedeki pozitif degisimin farkinda, acaba sen bu yayinlarinla neye hizmet ediyorsun Dani? Secimler ile beraber butun yatirimlariniz sakin gume gitmesin Pinar ve Dani cifti, nasil olsa az kaldi!

    Cevapla

    • fenerant Says:

      Yumurta mı tavuktan çıkar, Tavuk mu yumurta’dan sorusuna cevap verebiliyorsan Tayyip amcan ile cemaatin ve bu davaların ilişkisini görürsün. Yok, sen Yumurtanın Kemal Unuakıtan’ın oğlu veya Mudurnu tarafından yaratıldığına inanıyorsan haklısın.

      Cevapla

      • ihtimal Says:

        Yahu sizin anlamadiginiz nokta. Tayyip Amca her secimde daha guclenerek geliyor. Onumuzdeki secimler icin oy orani %50 leri gecmesi bekleniyor (Yuksek Secim Kurulu, CHP ve HHP ye yardim etmezse baya bir gececek bile). Neden bu adam her defasinda oyunu arttiriyor diye dusunmuyormusunuz. Halk artik Cetingilleri istemiyor, beyler. Bunu kafaniza sokun. Akp olmasay di baska bir parti, cemaat olmasaydi baska bir grup zaten bu onune gecilemez degisimi baslatacakti. Ister cemaat ister akp kim yaparsa yapsin bunu, halk artik baskici (12 eylul), kaskati, kendisiyle dalga gecen(tek parti donemi), kendisini hice sayan ( acik oy gizli tasnifler), kendisine ragmen (28 subat) degisim istemeyenleri (simdi burokrasi), sahte adalet savascilari ( pinar ve dani giller) istemiyor. Bu kadar basit yahu.

        Cevapla

        • Can Acar Says:

          Melih Aşık, Milliyet, 06 Mart Pazar 2011

          Cunta günleri

          12Eylül’ü gazeteci olarak yaşadık. Evet korkulu günlerdi ama…
          Hiç değilse adı konmuştu…
          Biliyordunuz ki iktidarda bir cunta var ve onun koyduğu sıkıyönetim yasaları geçerli.
          Yasakların nerede başlayıp nerede bittiğini biliyordunuz.
          Ve o döneme geçici bir sıkıntı olarak bakabiliyordunuz.
          Askeri yönetimi eleştirmek yasaktı ama.. Övmek de (yalaka değilseniz) zorunlu değildi.
          Medya taraflı yayına bugünkü kadar zorlanmıyordu…
          Bakanları da ucundan kıyısından eleştirebiliyorduk.
          Saygı Öztürk Sözcü’de yazdı dün…
          12 Eylül döneminde aşırı sol örgütle ilişkili oldukları gerekçesiyle 31 gazeteci tutuklanmış
          Ankara’da sadece 2 gazetecinin evi aranmış…
          Sırf gazetecilik yaptıkları, kitap yazdıkları için evi basılan, tutuklanan gazeteci yok.
          Bugün 50’den fazla gazeteci hapiste.
          Böyle bir dönem hiç yaşanmadı…

          Cevapla

          • Can Acar Says:

            Bu da Mehmet Tezkan’dan (Milliyet, 06 Mart Pazar 2011)

            http://gundem.milliyet.com.tr/telefonlar-sustu/gundem/gundemyazardetay/06.03.2011/1360520/default.htm

            Eskiden olsa, çok eskiden değil beş altı yıl öncesi olsa telefonlar hiç susmazdı..

            *
            Şimdi..
            Telefonlar suspus.. Zıır zııır ötmüyor..
            Gazeteciler gazetecileri bile aramıyor.. Kimse duyumunu paylaşmıyor, en küçük bir bilgi kırıntısının peşinde koşmuyor..
            Çünkü gazeteci ya kendinin dinlendiğinden şüpheleniyor ya da aradığı kişinin dinlendiğini tahmin ediyor..
            O konuşmaların kaç yıl sonra karşısına ne şekilde geleceği bilinmediği için telefonlar zır zır ötmüyor..
            Alo denmiyor..
            Hele mesleğin dışında olanlar hiç aramıyor.. Siyasetçiler bile!..
            Durduk yerde ismim çıkar, kıyısından köşesinden bana da bulaşır diye hiç kimse kimseyi arayıp neler oluyor diye sormuyor.. İleride biri çıkar niye bu kadar meraklısın diye sorar endişesiyle herkes suspus..
            Telefonlar kaput!

            Cevapla

  9. ihtimal Says:

    Simdi Dani soyle bakalim bize, Israil e su ve bu sekilde askeri iliskiler dogrultusunda verilmesi dusunulen 150 milyar ne kadar buyuk bir para?????
    Bugun gazetesindeki uc gun once yayinlanan yazinin arkadasindan Ali Bayramoglu Cymhurbaskani Gul ile bir ropartajini bize aktardi, “28 subatta hatamiz devleti tanimamizdi(bilmemek fiili aslinda)” basligi altinda. Ve yazi soyle devam ediyordu.

    ” Devleti tanımadığımız o kadar barizdi ki…

    Mesela askerlerle ilk gerilimimiz Milli Savunma Bakanlığı Bütçesi konusunda oldu. MSB’da ihaleler genellikle acil olur. Yani ihale olmaz, istenilen şey istenilen yerden alınır.

    Hoca, ‘yerli sanayii geliştirmek için 60 trilyonluk bir Ar-Ge kuralım’ dedi. Kuruldu.

    Ama bunu MSB’nin genel bütçesinin içinden alıp, Başbakanlık Stratejik Yatırım Takip Merkezi’ne bağlamaya, yani paranın acil alımlarla erimemesi için başbakanlık ile bakanlığın ortak imzasına tabi kılmaya kalkınca, kıyamet koptu.

    İlk gerginlik orada başladı… ”

    Kayinpeder bu gelismelerden sana hic bahsettimi Dani? Alarm canlarini hic duymadigini bize hikaye gibi anlatma Dani? Simdi yine soruyorum Dani, 150 milyar dolar ugruna Israil ve onun Turkiye ve Amerikadaki piyonlari neler yapardi acaba? Once bize bir ogret Dani, 150 milyar dolar ne kadar buyuk bir para?

    Cevapla

    • fenerant Says:

      Bu para Cemaatin yönünü bile değiştirebilir, hatta hepimizden fazla Atatürkçü olurlar.

      Cevapla

      • ihtimal Says:

        Beyefendi, bu parayla ilgi olaylar donerken ulkede iktidar TSK idi. Onun icin olayi mumkunse alakli boyutta degerlendir. Her olayi sacma sapan sekilde cemaat uzerinden degerlendirecegine ordu israil iliskilerinde sorunun kokunu aramalisin! Iktidarin TSK oldugu donemin liderleri Cevik bir, Cetin Dogan ve medyaci Dogangillerdi, bu parayla alakali baglantilari burda aramalisin. Olayi iddia eden suanda bu ulkenin Cumhurbaskani. Senin (tabi sacmalamadigin iddia) veya Daninin iddiasi nedir bunu ogrenelim once?

        Cevapla

        • fenerant Says:

          İddiam mı ne: Malum Cemaatin şeytanı bile baştan çıkaracak kadar tehlikeli olduğudur. Yalan ve riya üzerine kurulmuş dini (!!) bir organizasyon. Naziler den bile daha fazla tehlikeli olabilecek kadar.

          Cevapla

          • ihtimal Says:

            Ihtimaldir. Onu bekleyip gorecegiz! Ama “Nazilerden daha teklikeli oldugunu” ispatlanmis 12 eylul, 28 Subat ve Cetingilleri once halletmemiz lazim!

            Cevapla

    • Altan Alpay Says:

      > Israil ve onun Turkiye ve Amerikadaki piyonlari neler yapardi acaba?
      ihtimal,
      Piyon dedin de, bu soruyu Pensilvanya’da mukim sahisa sormalisin, kendisinin hem ABD ile hemde israil’le muhabbeti pardon dialogu gayet iyidir, ozellikle son zamanlarda Israil’in uzerine titremekte, mavi marmara baskininda sonra ‘hoop tayyip israilime dokunma ulayyn’ seklindeki demecler patlatmaktadir. O bilmiyorsa, kendisine referans veren Graham Fuller kesin bilir, aydinlatir bizi $150 milyar nereye hangi Amerikan sirketinin silahlarina yatirildi, o Amerikan sirketi hangi Cemaat okullarina ne kadar bagis yapti falan hepsini ogrenelim.

      Bu arada tarz olarak Bekir’e o kadar yaklastin ki ‘Dani’ falan gibi direk hitaplar, araya Israil’i karistirmalar falan. Ya Bekir’den cok etkileniyorsun, yada Bekir arada [logout ihtimal]/[login Bekir] yapmayi unutuyor. Multiple Personality Disorder zor bi hastalik, allah sifa versin.

      Cevapla

  10. Halil Ata AŞÇI Says:

    (…) FT’deki yazısında Dani, Türkiye’de hükümet yanlısı olmayan gazetelerin gittikçe oto-sansür uygulaması yaptığını yazmıştı. Bunun güzel bir orneğini bugün Hürriyet gazetesi veriyor (…)

    (…) Beyler Gunaydin! Bazi gazeteler oto-sansur uyguluyormus..bu yeni bir sey mi? (…)

    Dani, faka bastın. Oto-sansürün yeni bir şey olduğunu yazdığın yazıda sakladın. Biz göremedik. Ama merttalay kaçırmadı, gördü ! Nasıl gördü, diye sormayalım. Söylemez . Gözlük markası reklamı olur.

    Cevapla

    • ata Says:

      Ben gözlüğün markasını anladım “horse”

      Cevapla

      • Halil Ata AŞÇI Says:

        Hay Aksi Şeytan !

        Desene bizim görme şansımız yok …

        Dip Not : “horse” , cemaat tarafından çok özel müşterileri için çok özel olarak üretilmiş bir bir gözlük markasıdır. Piyasada bulunmaz. Aramayınız.

        Cevapla

  11. Can Acar Says:

    Nedim Şener’in polis sorgusu ile ilgili ibretlik bir yazı:

    http://gundem.milliyet.com.tr/2009-dan-beri-dinleniyormus/gundem/gundemdetay/06.03.2011/1360540/default.htm

    * Bir gazeteci, 2009 yılında gelen bir e-posta ihbar mektubu üzerine iki yıl boyunca dinleniyor/izleniyor.

    * Bu zaman boyunca yaptığı tüm görüşmelerin arasından bir avuç konuşma, hiçbir bağlam gözetilmeden, yorum eklenerek, çıkarımda bulunularak “soru” haline getiriliyor.

    * Adeta “imzasız ihbar mektubunu” doğrulamaya çalışan parçalar toplanıyor. Ama görünen o ki “sanığın” lehinde olabilecek deliller göz ardı ediliyor.

    * Bilgisayarındaki verileri temizlemesi ve güvenliğine dikkat etmesi bile “suç” sayılıyor. Baskıcı, antidemokratik rejimlerin temel sorusu “madem saklayacak birşeyin yok neden korkuyorsun” mealli sorular soruluyor.

    Şimdi bir düşünün. Son birkaç yıl içerisinde yaptığınız tüm konuşmaları, telefon görüşmelerini, karşılaştığınız herkesi, bilgisayarınızdan geçen tüm dosya ve yazışmaları, girdiğiniz her web sitesini. Yazdığınız yer yazıyı, size yazılan tüm elektronik postaları. Okuduğunuz gazeteleri, yorum yazdığınız haberleri düşünün.

    Eğer bir parça sosyal, aktif bir insansanız, araştırmacı, gazeteci, bilim adamı vs., geniş bir çevreniz varsa, bu bilgilerden seçilen bir kesit ile sizi nelerle ilişkilendirebilirler?

    Ondan sonra gel de inan adalet var, hukuk var, ileri demokrasi var, baskı yok, herşey güllük gülistanlık diyenlere …

    Cevapla

  12. ihtimal Says:

    Ismet Berkan dan alintilar…..

    MİT’İN ELİNE GEÇEN BELGE

    Bir gün MİT’in eline bir belge geçiyor, Genelkurmay istihbarata ait. Bu belgede MİT Müsteşarı vatana ihanet etmekle suçlanıyor uzun uzun. Çünkü o sırada MİT Müsteşarı o sırada Kuzey Irak’a geçip Barzani ve Talabani’yle falan görüşüyor, henüz PKK ile bir görüşmesi yok. MİT Müsteşarı Emre Taner bunu canı öyle istediği için, kendi kendine bir dış politika belirlediği için yapmıyor. MGK’da alınan karar üzerine Kuzey Irak adımlarını atıyor. Devletin kendinden içre bir başka devlet daha var demek ki, Genelkurmay istihbaratta. Bu belgeyi eline geçince MİT Müsteşarı Emre Taner, Genelkurmay’a gidiyor. Dönemin Genelkurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt’ın önüne belgeyi koyup ‘Paşam bu nedir?’ diyor. Büyükanıt mahçup oluyor, diyor ki, ‘Temin ederim olmaz böyle bir şey, gerekeni yapacağım.’ İstihbarat biriminde operasyon yapılıyor, kadro dağıtılıyor. Fakat birkaç ay sonra yeniden benzer bir belge MİT’in eline geçiyor, Taner yeniden Genelkurmay Başkanı’na gidiyor. Genelkurmay Başkanı’nın bile engelleyemediği bir mekanizma var orada.

    Dani bey hadi bir gayret cevir bunuda Ingizliceye okusun seninkiler. Gerci senin civarinda Turkiye ile iligilenen butun uzmmanlar Turkce biliyorlar, ama senin digerleri icin cevir 😉

    Cevapla

    • trssby Says:

      ihtimal,

      Sapla samanı karıştırmanın örneklerini günlerdir veriyorsun. Vermeye devam et.

      Yazılarının arkasındaki ana fikir, ASKERLER suçludur, hangi askerin suçu işlediği önemli değildir, dava siyasidir, suçlu geçmiştir, geçmişte yapılan yanlışlıkların öcü, hangi bireyin suçu işlediğine bakılmaksınızın cezalandırarak alınmalıdır. Öyle bir hüküm giydirilmelidirki, verilen gözdağı sayesinde ASKERLER yeni statükoya bir daha baş kaldırmasınlar, yeni statükonun yaptığı yanlışlıklara biat etsinler.

      Doğan ve Rodrik kitabında, senin, ve temsil ettiğin takımın eleştirmediği kadar askerleri eleştirmekte, görülmekte olan davanın geçmişte askerlerin yapmış olduğu hatalardan kaynaklandığını ortaya koymaktadır.

      Doğan ve Rodrik, blogun başından bugüne kadar, yukarda anlatığın olaylara benzer bir olayı savundu da, şimdi onlardan, anlatıkların ile ilgili ingilizce yazı yazmasını istiyorsun? Yukardaki örnek, Israil örneği tutmadı, Iftira atmaya, anlattığın olaylardan Doğan ve Rodrik’i sorumlu tutmaya çalışman beyhude, çünkü onlar bu suçu işlemediler. Yapabiliyor ve gücün yetiyor ise suçladığın gerçek sorumluları, Yaşar Büyükanıt’ı statükonun suçlayıp dava açabiliyormusun? Maalesef anlaşılmaz bir nedenden dolayı yapılamamaktadır. İsrail örneginde de benzer sorun söz konusudur. Yok ya ama var sayalım, Israil ile yapılan anlaşmanın altında Çetin paşanın imzası olsun, peki dönemin başbakanı ve hükümet üyelerinin hiç mi sorumluluğu yok? Hayali suçlar yaratın, onları ispatlamayın, çamur atın izi kalsın.

      İçi boş, su dolu temele devam… Yanıt olarak alakasız yeni örnek gelecek, ama sorduklarıma hiç bir yanıt vermeyeceksin.

      Cevapla

      • ihtimal Says:

        Beyefendi, bu bahsi gecen donemlerde basbakan ve hukumetin ikditar olmak gibi bir kabiliyeti yok ki. YUkarida yaptigim 9 numarali yorumda cumhurbaskani gul bize o donemki askeri ihalelerin nasil yapildigini anlatiyor. Kim suclayacagim, tabi ki Cevik bir ve cetin dogani suclayacagim. Gelelim Dani konusuna, sen hardvard ta uluslararasi political ekonomi profesoru olcaksin, endustri ekonomisi caliscaksin, kayinpeder turkiye top level bir general olacak, ve turkiyenin bolgedeki baska kritik ve dikkat cekici ulkesiyle olan dar alanda paslasmalar seklindeki iliskilerini gormeyeceksin! Sonra bir anda turkiye uzmani olup sagda solda hukumet aleyhinde yazilar doktureceksin. Gayet enteresan, gayet!

        Cevapla

        • trssby Says:

          “bahsi gecen donemlerde basbakan ve hukumetin ikditar olmak gibi bir kabiliyeti yok ki. ”

          Başbakanın alınan kararlardaki imzası ne olacak? Başbakan alınan kararlara rızası olmadan imza atar mı? Başbakan suçlu değil ama askerler suçlu mantığı geçerli midir? Eğer askerler suçlu ise o dönemin yöneticileri askerlerden daha fazla suçlu değilmi ? Dönemin Cumhurbaşkanı, Başbakanına çok açık bir şekilde attığın imza, rızan ile atılmış mıdır diye sormuş ve yanıtı evet olmuştur. Kısacası, sorumlu o dönemin başbakanıdır. Çetin Doğan’ın alınan kararlarda hiç bir imzası yoktur. Türkiye eğer hukuk devleti ise, kişiler varsayımlar ile yargılanmamalı, kanıtlar ile yargılanmalıdır. Şu ana kadar da Çetin Paşanın yargılanmasını gerektirecek herhangi bir kanıt ortada yoktur.

          ” dar alanda paslasmalar seklindeki iliskilerini gormeyeceksin! ”

          Varsayımlar ne zamandan beri paslaşma olmaktadır? Esas enteresan olan, kanıt olarak Bugun gazetesinin yayını gerçek kabul edip hayali bir suç yaratmak, önce Çetin Paşayı sonrada damadını yargılamadan infaz edip suçlu ilan etmek, hayali suçun esas sorumluları olması gereken dönemin Cumhurbaşkanı, Başbakanını ve Genel Kurmay başkanını suçlamadan da pas geçmektir. Amaç son derece belli, yapılmış ve yapılmamış her türlü suçu Çetin Paşa’ya yüklemek. Ayrıca elmalar ile armutları karıştırıyor gibisin. Ekonomi profesöründen yazmasını istediğin Ingilizce yazı Genel kurmay ile ilgili idi, Israil ile ilgili değil, sorum da açık bir şekilde yazılmasını istedigin yazı ile ilgili idi.

          Dedim ya içi boş su dolu temel’e devam.

          Gerçekler, ancak bu kadar çarpıtılabilir.

          Cevapla

          • ihtimal Says:

            trssby, sen tam 28 subat donemi asker olmalisin 🙂 Oylemisin ? gerci onemlide degil? Adamlarin kafasina silah dayayip imza attirdiniz, sonra onun sucu yokmu diyecek kadar da yuzsuzsunuz! Cetin dogan ses kasetlerinde emasya olayini onceki hukumetlere kabul ettirmek icin ne zorlamalar yaptigini. Yani anlayacagiz diller 2003 teki balyozun “hukuki” dayanagini 28 subatta ayarlamis zaten. Nasil “ileri goruslu” bir kurmay oldugunu goruyormusunuz bir darbe hazirligi dort yil surmus 🙂 Ama yigidi oldur hakkini inkar etme, araplarin, pakistanlilarin darbeleri bizimkinden daha az complicated, bizimkiler isin icine “hukuk” sokmayi ihmal etmemisler 🙂 Daha 6 ay onceki anaysamizda 12 eylul 1980 darbesini yapanlar “yargil;anamazlar” yaziyordu 🙂 Ne hukuk devleti idik o anayasa ile ama, dillere destan…

            Cevapla

            • Balyozmanyağı Says:

              Sevgili İhtimal arkadaşım,böyle boş safsatalar ile uğraşacağımıza “bir bilen” olarak şu sıkıntımızı bir gider allahaşkına.Bu sorunumuza ancak sen sağlıklı bir cevap verebilirsin. Bu yıl yapılan YAŞ toplantısında ısrarla ayak direyen hükümet ve Sayın Cumhurbaşkanımız KKK olması gerek Hasan Iğsızı bozuk para gibi harcamışlar,gerekçe olarakta Balyoz,kazma kürek keser rende gibi çok ciddi ve tutarlı suç delillerini ortaya koyarak operasyonu gerçekleştirmişlerdir.Ve aynı hükümet ve Sayın Cumhurbaşkanı ayak direyerek ve ısrarla vallahi olmazsa olmaz şeklinde Org. Erdal Ceylanoğlunu getirmişlerdir.Peki Sayın Ceylanoğlu paşam kimdir sanıyorum biliyorsun.28 şubatta Sincanda tanklar marifeti ile demokrasiye balans ayarı yapan Zırhlı birlikler tümen komutanıdır o tarihte.Acaba birileri birilerine diyet borcunumu ödüyor diye düşünmeden edemiyor insan ? Değilmi sevgili İhtimal 🙂 Birde senin engin görüşlerinden faydalanalım bu konuda sevgili İhtimal 🙂

              Cevapla

              • ihtimal Says:

                Hemen soyleyim engin fikrimi… Cunhurbaskanin sozu karsisinda bir orgeneralin lafimi olur sevgili kardesim 🙂 Temsili demokrasi bu degil mi zaten 😉 Benim adima anayasal yetkilerle oy kullanmasi icin sectik.. Sonucta igsiz out, ceylanoglu in. Olay bundan ibaret, neyini tartisiyoruz?

                Cevapla

            • trsaby Says:

              ihtimal,

              Ne güzel seninle aynı fikirde olmayanları asker, ergenekoncu, balyoz darbecisi olmak ile suçla, yeni suçlar üret, dedim ya gobels türü iftiralar at, karşındakini savunmaya zorla, istediğin alana tartışmayı çek.
              Sorulanlara hiç bir şekilde cevap verme, sorulanları yeni sorular ve komplolar üreterek cevap ver. Taktiğin son derece belli.

              Başbakan kararlara imza atsın, ardından da başbakanın kafasına silah dayandırıldığını üreten komplo teorileri ortaya at. İspatlamadan iddia etmek kolayda, acaba inandırıcılığı nedir?

              Cevapla

            • ata Says:

              “6 ay önce anayasamızda 12 eylülü yapanlar yargılanamaz” yazıyormuş, demek şimdi “yargılanabilir” olmuş! yazdığı için de hukuk devleti olmuşuz ! “gaydırı kubbak eminem ihtimal” yine bilgisiz fikir sahibi olmuş.Söylediğinin hiç bir doğru tarafı yok ! düşünme yeteneği olduğu kabul edilen bir canlının , bilmemişliği ile “bilmiş” görüntüsü verebilmesi- sürdürülebilir ahkam kesebilmesi,ne menem bir karakter yapısına delalettir,ilginç bir vakıa! sonrasında hiç utanmaz mı? eser yok ! Bahsini ettiğim bu canlının kifayetsiz muhterisliğe yelken açmış egosu utanma duygusunu da köreltmiş.Komik ve bir o kadar da acınası bir vakıa, “hehehehe” efektleri de “psikiyatri” için ip uçları içeriyor. Yetkin kişilerden bilgi aldım, “kendisinin dikkate alınması ile saçmalasa da kendisine cevap verilmesi ile beslendiğini” aksi halde tükenmeye başlayacağını, “hehehehe” efektlerinin de hakaret ve sövmeye dönüşeceğini söylediler.

              Cevapla

              • fenerant Says:

                İhtimal bana Recep İvedik’i çağrıştırıyor.
                Sen ne yazarsan yaz; o senin yazdığını değil sadece anlamak istediğini anlıyor.

                Cevapla

  13. Halil Ata AŞÇI Says:

    Kafalar Karıştı !

    Kafası karışan Samanyolu TV seyretsin. Kafası netleşir …

    Cevapla

  14. ata Says:

    Bu blog un en sevdiğim yorumcuları “ihtimal” ve “merttalay”…..muhakeme yeteneklerini(!) gördükçe, sahip olduklarıma şükretmeme sebep oluyorlar,hatırlatıyorlar.Allah kendilerinden razı olsun.

    Cevapla

    • fenerant Says:

      Bekir kardeşimizi es geçme . O mükemmelin ötesinde.

      Cevapla

      • ata Says:

        Tabiki ! ancak bazıları ayrı kategoride,”Evrimi Sürecini Yavaşlatanlar” kitabı hazırlıkları için malzeme.

        Cevapla

    • husamcakar Says:

      Bu arkadaşları görünce canım maklube çekiyor.İyi haber,tarifini buldum en kısa zamanda yapmayı düşünüyorum.Yedikten sonra görüşlerimde bir değişiklik olursa,benden bilmeyin.

      Cevapla

  15. radikal Says:

    Radikal Gazetesi Pazar gunu cocuklar icin cengel bulmacaya bakin. Iki haftadir Islam’in sarti soruluyor. Bir hafta hadi tesduf diyor insan da iki hafta ustuste de denk gelmez ki. Demek Radikal’de birileri cocuklara Islam’in sartlarini ogretmeye karar vermis.

    Cevapla

  16. drunkenkinght Says:

    Asıl Hedef
    Işık Kansu
    5 Mart 2011

    Geçmişte Trablus’ta da görev yapmış olan emekli diplomat Daver Darende, BM Güvenlik Konseyi’nin aldığı yaptırım kararının Libya’daki durumu daha da ağırlaştıracağı kanısında:

    “Libya’daki son gelişmeler, ABD’nin Libya halkına yardım etmek için hazır olduğunu açıklaması, küresel güçlerin görev başında olduğunu göstermektedir. Bu, bir küresel dönüşüm projesidir. İç savaşı durdurma, demokrasiyi yerleştirme gerekçesi ile ABD, Avrupa Birliği ile birlikte Libya’ya müdahale için fırsat kollamaktadır.”

    Darende’ye göre hedef belli: Bu kez Libya petrolleri…

    Karargâh

    CHP’li Atilla Kart’a, “Ana muhalefet partisinin genel başkanından milletvekiline herkes dinleniyor. Ama soruşturma açan yok. Niye?” diye sorduk. Devletin içinde bir AKP devleti inşa edildiğinden söz etti:

    “AKP devleti yapısı içinde görev yapanlar artık devletin memuru, kamunun görevlisi değil; partinin ya da cemaatin, cemaatlerin memuru. Böyle bir yapıda devlet mekanizmalarının, soruşturmaların vs. çalışması mümkün değil. Çünkü, telefon dinlemelerini organize eden, himaye eden, o iklimi yaratan siyasi iktidarın ta kendisi. Usulsüzlüğün, yolsuzluğun, hukuksuzluğun içinde olanların, denetim yapmalarını bekleyemezsiniz.”

    Bu söylediklerinin işin bürokratik, hiyerarşik boyutu olduğunu dile getiren Atilla Kart, aynı uygulamaların adli yapıya da sıçradığına değindi:

    “Hiyerarşideki kanunsuz yapılar bir yana, savcılık makamları da resen yapmaları gereken soruşturmaları yapamaz hale geliyor. Çünkü, o soruşturmalar, doğrudan AKP kadrolarına yönelik ise bu mekanizmaların çalıştırılmadığını görüyoruz. İzinsiz dinlemeler, yasadışı dinlemeler 3 bin kişi ile sınırlı değil. 5-6 yıldır anlatıyoruz. Sayıları 11-18 arasında olan, Ankara ve İstanbul’u tarayan yasadışı ortam dinlemesi yapan araçlar var. Bu araçlar kimin sorumluluğunda? Kimin zimmetinde bu araçlar? Bunun cevabını vermiyorlar. Birkaç bürokrat çıkıyor, ‘Böyle araçlar var, ama bizde değil’ diyorlar. Kime ait olduklarını bir türlü öğrenemiyoruz. Ama biliyoruz ki, bulgular gösteriyor ki, bu araçlar, Başbakan’ın fiili kullanımında. Yavuz Donat, Sabah gazetesinde 11 Temmuz 2003’te ‘Erdoğan’ın özel timi’ başlıklı bir haber yazmıştı. Artık Donat’ın ta o günlerde diye getirdiği bu yapı, Başbakanlık, İçişleri ve Adalet Bakanlığı odaklı bir yasadışı karargâha dönüştü. Bu yasadışı karargâhtan darbe girişimi planları vs. servis ediliyor.”

    Danışman

    CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun okuması dileğiyle bir danışmanının parasal öyküsünü anlatmıştık:

    Danışman, CHP heyetinin gideceği bir ülkedeki hayırsever işadamını arayarak yapılacak harcamaları karşılaması için para istemiş ve o paranın kardeşinin hesabına yatırılmasını önermişti.

    İşadamı, bunun üzerine CHP yetkililerini aramış, parti heyetinin harcamalarına ilişkin programın zaten hazır olduğunu ve kendisinin yapacağı katkıya gerek duyulmadığını öğrenmişti.

    Edindiğimiz bilgiye göre, adını vermediğimiz danışman, orada burada “Bu para, CHP heyeti ile yurtdışına gidecek gazeteciler için harcanacaktı” diyormuş.

    İşadamı, danışmanın kardeşine para yatıracak, danışman kardeşi de gazetecilerin harcamalarını karşılayacak! Gerçekten çok inandırıcı bir gerekçe!

    Danışmana danışılmaya devam edildiğine göre, bu gerekçe en azından parti yetkililerini de inandırmış olmalı.

    Örtünün Anlattıkları

    Necmettin Erbakan’ın cenazesi yaşadığımız süreci anlatan bir laboratuvardı adeta. Bugüne değin, Başbakanlık yapmış devlet adamları son yolculuklarına Türk bayrağına sarılarak çıkarlardı. Erbakan’ın cenazesi “ayetli yeşil örtü” ile kaldırıldı. Çünkü, onun yaşamı boyunca temsil ettiği düşünceye göre, bayrak bir “kavmin” simgesiydi.

    Ve kavmiyetçilik dönemi kapanmıştı, Müslüman kardeşliğine geçmiştik…

    Erbakan’ın tabutunu Cumhurbaşkanı, TBMM Başkanı, Başbakan birlikte omuzladı. Çünkü, her üçü de Erbakan’ın yetiştirmeleriydi.

    Ve onların sayesinde irtica tehlike olmaktan çıkmıştı…

    Paşalar da oradaydı. Çünkü, onlara göre, “Türkiye’de ılımlı İslamı gerçekleştirmek isteyenler amaçlarına ulaşmışlar, Türkiye, Müslüman ülkeler için ‘bir model’ olarak görülmeye başlanmıştı. Bu eğilimi ve ‘İslami Demokrasi’ bağlamında kazanılmış olan ivmeyi, halen gelmiş olduğu noktadan çevirmenin son derece zor olduğu açıktı.”

    Ve 1923’te kurulmuş bulunan Cumhuriyet, yerini ılımlı İslam cumhuriyetine bırakmıştı.

    Kolluk

    Partinin yetkili organlarına danışmadan Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı’nı çekincesiz kabul edeceklerini açıklayan CHP’lilere:

    Kabulünüzün, örneğin Diyarbakır Belediyesi’nin “polis gücü kurması” anlamına da gelebileceğinin ayrımında mısınız?

    Hücre

    Gelecekte yaşadığımız dönemi anlatacaklar için:

    Özgürlüğün anlamı tek kişilik hücreydi. İlerlemek gözaltındaydı, demokrasi tutuklu. Hak, insanlıktan sıyrılmıştı. Baskı, zifiri karanlıkta uçsuz bucaksızdı….

    Cevapla

  17. drunkenkinght Says:

    Aslında yanlış okuyoruz herşeyi…Tam da onların istedikleri gibi…

    Balyoz : Türkiye Cumhuriyetini devirmek için planlanmış sözde bir darbe planı girişiminin adı değil, Türkiye Cumhuriyetinde bir rejim değişikliğine gidilebilmesinin önündeki en önemli engel teşkil eden Türk Silahlı Kuvvetleri üzerinden bütün yurtsever insanlara vurulan ve Türkiye Cumhuriyeti’nin kendisine vurulan darbenin adıdır…

    Ergenekon : istihbaratla ilgili devletin ilgili hiçbir biriminde kaydı olmayan bir terör örgütü değil,efsanedeki gibi, devletin içindeki kuluçka dönemini tamamlamış cemaatçi birimlerin demir dağları delerek siyasi otoritenin ve CIA in desteğiyle yurtsever insanları terör örgütü üyersi oldukları gerekçesiyle özgürlüklerinden alıkoymasının adıdır…

    Laik,sosyal,demokratik bir hukuk devleti isteyen her T.C. vatandaşının birgün ‘Ergenekon Terör Örgütü’ üyesi olmak ve ‘Halkı kin ve düşmanlığa tahrik etmek’ ten tutuklanması oldukça yüksek bir ihtimaldir…(Mesela bu bloga yaptığım yorumlar aleyhimde çok rahatlıkla delil olarak kullanılabilir…)

    Cevapla

  18. drunkenknight Says:

    Basının amiral gemisindeki değişiklere gelince; bugünü kotarabilmek için yarınların satılmasıdır…böyle olunca da;

    ”…ben yanmasam sen yanmasan biz yanmasak,
    nasıl çıkar karanlıklar aydınlığa…”

    sadece dizelerde kalmaktadır…

    Cevapla

  19. trekking Says:

    ihtimal nickli kişi, burada yazdıklarının Oto-sansür ile ne alakası var. Her zaman sizin gibi bir-iki kişi aynı provekasyonu yapıyorsunuz. Oto-sansür ile ilgili söyleyeceğin varsa söyle, yoksa bilgi kirliliği yaratma.Ne seninle ne senin gibilerle polemiğe girmem. Ancak tek bir şey sorucağım.

    28 Şubat tutturmuşsun gidiyorsun. Çevik Bir şimdi nerede! Kimin şirketinde danışmanlık yapıyor? bunun cevabını ver yeter

    Cevapla

    • Altan Alpay Says:

      ihtimal (veya Bekir,her kimse artik) böyle durumlarda arazi olmayı tercih eder. Böyle sorular biraz arkadaşın beynini kısa devre yaptırıyor, tabi kolay değil, bütün gün Samanyolu izle, Zaman oku, sonra birisi gelsin tek cümleyle tüm külliyat’ı altüst etsin.

      Ben ihtimal yerine cevabı vereyim,kendisi bilmiyorsa öğrensin,bu bilgiler Zaman’da yazmaz,Samanyolunca söylenmez:

      28 Şubat’ta Erbakan’a muhtıra veren Çevik Bir şu anda Başbakan’ın damadının şirketinde yanı Çalık Holding’de kadrolu danışmandır.

      ihtimal şu anda kısa devre yapmıştır ama şoklamaya devam:

      28 Şubat’ta Erbakan’a muhtıra veren Çevik Bir -sıkı dur ihtimal- Dışişleri bakanlığı zamanında Abdullah Gül’ün danışmanlığını yapmıştır.

      Hani şu 28 Şubat öncesinde ‘Muhtıra geliyor,Erkaban hocayı ikna edelim geri çekilsin’ diyen Abdullah Gül.Demek o zamanlardan Çevik Bir’le muhabbetleri varmış.

      Çevik Bir’e neden dokunul(a)mıyor heralde anlamışşınızdır. Ayrıca Çevik Bir’in okyanus ötesi -yok yeminle Pensilvanya’yı kast etmiyorum, Washington DC’yi işaret ediyorum- arası çok iyidir.

      Umarım Çevik Bir neden Ergenekon’a falan dahil edilmemiştir,bir sabah vakti şütçü kapısını çalmamıştır,28 Şubat diyince neden sadece Çetin Doğan akla gelir de Çevik Bir ıskanalanır gibi soruların cevabı anlaşılmıştır.

      Cevapla

      • ihtimal Says:

        Hehehehe… Demekki 28 subatta develeti tanimayan abdullah gul, 2003 te olaylari kiminle nasil dans edilir ogrenmis 🙂 Onu Cumhurbaskanin olarak gormeye dayanamiyorsunuz degil mi, hazmedemediniz mi hala, hic te edemeyeceksiniz bu gidisle… Tayyip amca bitti simdi karalama kampanyanizin Cumhurbaskani Abdullah Gul kismi mi basladi 🙂 ?

        Cevapla

      • szmqkur Says:

        Çevik Bir neden Ergenekon’a falan dahil edilmemiştir demişsiniz ama hakkında soruşturma var.

        “Deniz Piyade Kurmay Albay Dursun Çiçek’in de yargılandığı “Islak imza” iddianamesinin ek delil klasörlerinde yer alan ayırma kararı içinde bulunan ve halen haklarında soruşturma sürdüğü belirtilen 32 kişi arasında emekli Orgeneral Çevik Bir, eski MİT müsteşarı Osman Nuri Gündeş ve Kanada’da yaşayan Tuncay Güney de bulunuyor. Savcı Zekeriya Öz imzasını taşıyan, 15 Nisan 2010 tarihli 2010/857 sayılı soruşturma numarası verilerek hazırlanarak ayırma kararına göre haklarında soruşturması sürdürülen isimler şunlar; Erkmen Erdem, Hakan Şanlı, Hakan Arıkan, Mehmet Özcan, Durmuş Ali Büngüş, Tuncay Güney, Hayri Bildik, Dilek Bozkaya, Osman Nuri Gündeş, Ahmet Zeki Üçok, Semih Köken, Muzaffer Şenocak, Mehmet Çelik, Yusuf Ay, Sedat Kıyat, Adem Uzun, Recep Taylan, Sencer Özkan, Recep Cömert, Hasan Atilla Uğur, Mehmet Faraç, Şükrü Muammer Öner, Hakan Akdoğan, Ahmet Şafak Serpin, Aydoğan Aksüngü, Çevik Bir, Fatih Yurtseven, Maruf Şinik, Hakkı Kılınç, Adnan Sezer, Mehmet Sanibal, Yusuf Erikel.

        Savcı Zekeriya Öz imzasını taşıyan ayırma kararında, Emekli Orgeneral Çevik Bir, eski MİT müsteşarı Osman Nuri Gündeş ve sahte haham Tuncay Güney, silahlı terör örgütüne üye oldukları iddiasıyla suçlanıyor.”

        Cevapla

        • trekking Says:

          Evet doğru, ancak bu dava Ergenekonla aynı değil. Ve ayırma kararında Çevik Bir ve Eski Mit Müşteşarı Osman Nuri Menteş için belirtilen suç tarihi Haziran 2009. Sahte Haham Tuncay Güney için ise 12 Haziran 2007.

          Bir de şöyle bir garip durum var.Bu 32 sanık içinde adı geçen Muzaffer Şenocak, Ergenekon davasında tutuklu. 25 Haziran 2007 de tutuklanmış. Ancak Savcı Öz, terör örgütü üyesi olduğu için 2.kez soruşturma açmış, suç tarihi 12 Kasım 2008. Yani Hapisteyken suç işlemiş oluyor sanık.

          Yine sanıklardan Savcı Albay Ahmet Zeki Uçok, çürük raporu davasından 403 yıl ile yargılanıyor. Askeri savcı 200945 esas sayılı iddianameyi hazırlarken tutuklandı. Askeri savcı Uçok, Asılsız iddialarla örgüt davası açan Ergenekon davası savcıları hakkında “suç işlemek amacıyla örgür kurup anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs” suçlamasıyla iddianame hazırladı. Tutuklanınca yerine atanan askeri savcı, Ergenekon savcılarını şüpheliler listesinden çıkardı.

          Yani bir bilek güreşi devam ediyor, bakalım sonuç nerelere uzanacak.

          Cevapla

          • fenerant Says:

            Muzaffer Şenocak’ın suç tarihinde hapiste olduğunu fark etmemişlerdir.
            Yani sehven şüpheli olmuştur. İyi ki konuyu bilenler var.

            Cevapla

  20. drunkenknight Says:

    28 Şubatta Ne Oldu? PDF Yazdır E-posta
    Ersan Barkın

    Org.Doğu Aktulga’nın aziz hatırasına…
    4 Şubat 1997.Ankara-Sincanda tank ve zırhlı kariyer sesleri,bir süredir devam eden tencere-tava seslerine eşlik edercesine sokaklarda yankılanıyordu.Kamyonların altına giren Mercedeslerden,iktidar partisi yetkililerinin her gün birbiri ardına gelen laiklik ve rejim karşıtı söz ve eylemlerinden bunalan halkın evlerinin ışıklarını açıp,kapayarak gerçekleştirdiği demokrasi mücadelesine,ordudan gelen açık destek ses veriyordu.
    ***
    Ortadoğu ve Ortaasya’da süren egemenlik kavgalarına araç edilen radikal İslam projesinin işlevini yitirir görünmesiyle,12 Eylül’le Türkiye’de hızlanan yöneliş,Fuller’in de kabullendiği şekilde ABD-Refah Partisi ittifakıyla iktidara uzandı.Yani bölge egemenliği için İran’da desteklenen Humeyniciliğe alternatif olarak Türkiye’de sözüm ona ılımlı İslamcı ve Millici Erbakancılık sandıktan çıkarıldı.
    Uluslar arası anlamları olan bu durumun laboratuarı olan ülkede çıplak gözle görülür sonuçlar yaratmaması düşünülemezdi.Bu süreçte biti kanlanan zevat ses verdi.Kimi Sincan’daki Kudüs Gecesi’nden,kimi bu gece sonrası tutuklanan belediye başkanını ziyaret ettiği hapishaneden,kimi Hac sırasında altına girdiği PKK çadırından.Süreç, Başbakanlığa ilerleyen sarıklıların istilası,Anadolu’nun çeşitli yerlerinden yükseltilen irtica sesleri ve Sivas’ta yakılan aydınlarla cumhuriyeti boğar hale gelmişti.Öyle ki devrimin kanlı mı,kansız mı olacağını tartışanlar,kendilerinden olmayanları patates dininden sayanlar,rejimi ve Kemalizmi başkalarının ilan edenler iktidar kadrolarını ele geçirdiler ve devlet yönetimi,var olan devlet yapısını cihat aşkıyla yıkmaya hazırlananlara kaldı.
    Solunan hava bu kadar ağır olunca ve bu kadar boğunca yürekleri tepki de aynı yoğunlukta gerçekleşti.Evlerine ekmeksiz dönmekten utanır hale gelen,ekonomik sefaletin hapsettiği halk,alternatifsizlik ve çözümsüzlük yüzünden sandıktan çıkardığı hükümeti,tencere-tava sesleriyle sandığa gömdüğü sürecin adımlarını attı.Hem de Türkiye’de daha önce örneklerine çok rastlanmayan şekilde toplumsal tabana ve çeşitliliğe dayanarak.Ülkede sivil bir tepki oluşmaya başlamıştı.İşte tank paletleri ve postal sesleriyle,tencere-tava seslerinin kaynaştığı ve aynı mesajı haykırdığı günler bu günlere rast gelir.28 Şubatı postmodern darbe olarak nitelendirip,ardındaki sivil hareketi göremeyenler de bu süreci doğru değerlendiremeyenlerdir.
    28 Şubat 1997:Toplumsal refleks MGK’da anlam buluyor.
    Bugün varlığı tartışma konusu yapılan ve AB yasalarıyla etkisizleştirilen MGK,28 Şubat günü toplandığında,ülkede yükselen “darbe mi geliyor?” tartışmalarına karşı ülkedeki son askeri müdahalenin ardındaki ABD,Refah Partisi’ni yönetimden indirecek bir darbeyi desteklemeyeceğini bildirir.Bu çıkıştan destek alan ve bu sırada ABD’de bulunan dönemin Devlet Bakanı ve RP Gn.Bşk.Yardımcısı da coşar ve “siyasi kararlar biz veririz” açıklamasında bulunur.Türkiye’ye döndüğünde karşılaşacağı durumdan habersiz bu heyecanlı bakan,bugünün Dışişleri Bakanı Abdullah Gül’den başkası değildir.
    Aynı gün, yükselen toplumsal hareketin ve sürüklendiğimiz uçurumun farkına varan generallerle,bu sürüklenişin sorumlusu hükümet MGK toplantısında buluşurlar.Toplantı sonrası dönemin Başbakanı’nın 5 gün imzalamaktan çekindiği ve sonraları “muhtıra gibi bildiri” yada “sivil muhtıra” şeklinde tanımlanacak bildiri birkaç yıllık sürece “dur” diyen adımı atar.
    Bildiri ne diyordu?
    MGK Bildirisi “ülkemizde şeriat hukukuna dayalı bir İslam Cumhuriyeti kurmayı hedefleyen grupların,anayasanın tanımladığı demokratik,laik ve sosyal hukuk devletine karşı çok yönlü tehdit oluşturduğunu,cumhuriyet ve rejim aleyhtarı aşırı dinci grupların laik ve sosyal hukuk devletinin güçsüzleştirmeye yeltendiklerini,Türkiye’de laikliğin yalnızca rejimin değil,aynı zamanda demokrasinin ve toplumsal huzurun da teminatı olduğunu” ortaya koyuyor,karanlığa karşı atılabilecek en aydınlık,demokratik ve anayasal adımı atmış oluyordu.Yabancı basının,”askerler,Erbakan’ın kulağını iyice çekti” şeklindeki değerlendirmeleri bu yüzden çok anlamsız değildir.Türkiye,görünüşte Bakanlar Kurulu’na yönelik bir tavsiye niteliğindeki bu bildiriyle,Refah-Yol hükümetinin yıkılışına,RP’nin kapatılmasına,o dönemlerde ekranlarda sümüklü vaazlarıyla tanınan sarıklıların FBI korumalı çiftliklerine kaçmasına,hepsinden önemlisi 8 yıllık eğitimle laik eğitimin sağlamlaştırılıp,siyasal İslamcıların “arka bahçe”leri saydıkları imam-hatiplerin orta kısımlarının kapatılmasına şahit oldu.Yine ekranlar,her gün onbinlerce militanın ele geçirildiği,onlarca radikal İslamcı örgütün önünün kesildiği operasyonlara ve cami avlularından çıkarılan domuz bağlı cesetlere sahne oluyordu.
    Ama ne kadar süre?
    28 Şubat neye karşı yapılmıştı,hangi kazanımlar elde edilmişti ve bugün niye aynı tehlikeler Türkiye’nin kanını emmeye devam ediyordu?Sanırım şu söylenebilir ki,sürecin tetikleyicisi sivil hareketin niteliğini anlayamayan ve üç-beş bin oy uğruna siyasal İslamcı cemaatlerle el ele veren hükümetler ihmal içine girdiler ve süreci doğru değerlendirme iradesinden yoksun olmaları Türkiye’nin bugününe ve yarınına mal oldu.Bir de 28 Şubat’tan bugüne kalan sahte Atatürkçüler var elbette.Zira,o dönemde arkadan esen güçlü rüzgar kimi karanlık geçmişli muhafazakar kimseyi Atatürkçü görünmeye sevk edecek kadar cezbedeciydi.Bunlardan bazıları zaman içinde ülkedeki yüksek öğretim kurumları içinde etkin görevler almış,bazıları da toplumsal refleksin yoğunlaştığı ve güçlendirdiği demokratik kitle kuruluşlarının içine sokularak hareketin yönünü değiştirmekle görevlendirilmiş ve bu örgütleri zaman içinde işlev görmez hale getirmişti.Yada ordunun devreye gerektiğinde girdiğini gören ve sorumluluk almaktan kaçınan devrimci dinamiklerini yitirmiş demokratların refleksinin körelmesi,bugün aynı refleksin doğması gerektiğinde ülkeyi, taşın altına elini sokacak kimselerden yoksun hale getirdi.Bu sorumluluktan çekinmeyen vatanseverlere de Hablemitoğlu suikastiyle gerekli gözdağı verilmiş oldu.Bu bahiste,sivil hareketin en yoğunlaştığı mitinglerde orduyu göreve çağırarak yükselen hareketi sulandırma çabasına girenlerden bahsetmeden olmaz.
    28 Şubat:Ordu-Halk Kaynaşmasının Doruğa Ulaşması
    Her şey bir yana 12 Mart ve 12 Eylül sebebiyle demokratik cumhuriyete inanan kesimlerin tepkilerin yoğunlaştığı TSK,28 Şubat sürecinde komuta kademesinde yer alan Torumtay,Karadayı-Kıvrıkoğlu varlığını iyi değerlendirmiş,ülkede karanlığa direnen ulusalcı kesimlerin yeniden en güvendiği kurum haline gelmiştir.TSK,cumhuriyet kuran şanlı tarihine yakışır şekilde,rejimin hazin tükenişini engellemiş,halkın nabzını çok iyi tutarak gerekli tepkiyi göstermiştir.Kemal’in Askerleri dünyada örneğine rastlanmayan şekilde ordu-halk kaynaşmışlığının örneğini oluşturmuştur.Terörizmin hapsettiği Güneydoğu Anadolu’da okuma-yazma öğreten bilim dağıtan asker,yoksul köylere aş dağıtmış,yıkılan binaların enkazından körpe yürekleri kurtarmıştır.Acaba dünyanın hangi ülkesi,ordunun bu denli halkla bütünleştiği,halkın duygularına tercüman olduğu bir yapıya sahiptir.
    Bu bağı anlayamayanların,varolan sosyal gerçekliğin sebebini görememe nedeni,askerlerin ayaklarına giydiği postalları kafalarına giymeleri yüzünden oksijensiz kalan beyinleridir.
    Türkiye’yi yeni 28 Şubat süreciyle karşı karşıya bırakan ve bugün de oksijen yoksunu beyinlerce yönetilmesine sebep olanlara lanet olsun.

    Cevapla

  21. TamTürk Says:

    Ben de bunu benden başka kimsenin farketmediğini sanıyordum. Arkadaşlar Hürriyet ve Milliyet gazetelerinin internet sayfalarının yorumlar kısmı var ya! Her iki gazetenin de sitesinde, Fetullah hakında en ufak bir eleştiri yazamazsınız. Ben belki emin olmak için 70-80 kere denedim. Asla yayınlamıyorlar.
    BU İKİ GAZETEYİ DE BOYKOT EDEREK MEDYA DÜNYASINDAN SİLMEK ŞART.
    Ben boykota başladım bile.

    Cevapla

Bir Yanıt Bırakın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: