TÜBİTAK’a açık mektup

12 Mayıs 2010

GENEL

(Pdf versiyonuna buradan ulaşabilirsiniz.)

11 Mayıs 2010

Prof. Dr. Nüket YETİŞ, TÜBİTAK Başkanı

Tunus Caddesi No:80 06100

Kavaklıdere, Ankara  TURKEY

cc: Mehmet Önder YETİŞ,

TÜBİTAK, Ulusal Elektronik ve Kriptoloji Araştırma Enstitüsü Müdürü

Sayın Nüket Yetiş:

Bu mektubu size iki bilim insanı sıfatıyla yazıyoruz.  

Başkanı olduğunuz kuruma bağlı Ulusal Elektronik ve Kriptoloji Araştırma Enstitüsü’nün üç teknik bilirkişi tarafından 19 Şubat 2010 tarihinde “Balyoz” CD’leri hakkında hazırlanmış olan Bilirkişi Raporunu, üzerinde bulunan erişim kısıtının kalkmasıyla birlikte okuma, daha da önemlisi hakkında bilgisayar adli tıp tetkikleri yürüten uzman kişilerden görüş alma fırsatını bulduk.

Kurumunuz bünyesinde hazırlanan raporun bilimsel bir tarafsızlıkla hazırlanmadığını büyük bir kaygıyla görüyoruz. ABD’de bilgisayar suçları soruşturmaları ve bilgisayar adli tıp tetkikleri alanında başvurduğumuz iki farklı uzman kuruluş (Cyber Diligence, Inc. ve Computer Investigative Associates), CD’lere kayıtlı kimi dokümanlar üzerinde yapılan herhangi bir araştırmanın, dokümanların yazıldığı bilgisayar sistemleri üzerinde bir adli tıp incelemesi yapılmaksızın, dokümanların hangi tarihlerde ve hangi kullanıcılar tarfından oluşuturulduğu ve hangi tarihlerde CD’lere kaydedildiklerine dair kesinlik içeren bir hüküme bilimsel olarak varılamayacağını bildiren görüş raporlarını sundular.

Bu uzmanlardan Kurumunuzun hazırladığı bilirkişi raporunu ekleriyle birlikte inceleyen Sayın Yalkın Demirkaya’nın (Cyber Diligence, Inc.) sonuç bölümünde TÜBİTAK raporu hakkında yaptığı değerlendirmeyi içeren metni aynen aktarıyoruz (altını çizdiğimiz kısımlara ayrıca dikkatinizi çekmek istiyoruz):

“2. Erdem Alparslan, Tahsin Türköz ve Dr. Hayrettin Bahşi tarafından hazırlanmış raporda ise kanımca hatalı bir yaklaşım izlenmiştir. Söz konusu rapor, kişilerin hürriyetleri ile itibarlarının mevzubahis olduğu bu denli önemli bir dava için sorumsuz eksiklikler sergilemektedir.

2.a. Bu raporda, Sayın Fildiş’in [Y.N.: Askeri Bilirkişi raporunu hazırlayan uzman] bilirkişi raporunda da dikkati çektiği ve belgelerde sahteciliğe işaret eden bulgular tamamen gözardı edilmiştir.

2.b. Kaldı ki, söz konusu CD’lerde sahteciliğe işaret eden bu bulgular yer almasaydı dahi, sadece metadata üzerinden yapılan bir inceleme ile bu CD’lerdeki belgelerin gerçek olduğu sonucuna varmak mümkün olmazdı.

3. Eldeki delillerin kaynağı ve teknik yöntem, soruşturma ve usül açısından tüm çarpıklıklar göz önünde bulundurulduğunda, bu belgelerin sahte olması muhtemeldir ve herhangi bir yargı sürecinde kullanılmaları son derece sakıncalıdır.”  

Böyle olduğu halde, Kurumunuza bağlı ilgili Enstitütü’de  sadece CD’ler üzerinde yapılan bir inceleme ile “Dosyaların 2003 yılı ve öncesinde oluşturulduğu ve kaydedildiği tespit edilmiştir”  gibi bir sonuca bilimsel olarak varılamayacağını (elbette) bilen teknik uzmanlarınız,  raporda bu ifadeyi kullanmamış olmakla birlikte, buna benzeyen ve okuyanda yapılan incelemenenin bu konuda kesin sonuca vardığı izlenimini yaratan bir ifade kullanmışlardır. Söz konusu raporun sonuç bölümünde ilk madde olarak beliren “Dosyaların oluşturma ve son kaydolma tarihlerinin 2003 yılı ve öncesine ait olduğu tespit edilmiştir”  ifadesi özenle seçilmiş ve yanıltıcı bir ifadedir.  Bu da hem soruşturmayı yürüten savcılarda, hem de kamuoyunda “TÜBİTAK raporu belgelerin orijinal olduğunu saptadı” şeklinde yorumlanmıştır.

Ayrıca, raporu hazırlayan uzmanlarınız, sadece metadata üzerinden yaptıkları inceleme ile belgelerin gerçek yazılış ve kaydediliş tarihlerini tespit edemeyecekleri gerçeğini belirtmeyerek,  eksik ve dolayısıyla yanıltıcı bir rapor sunmuşlardır.  Daha da vahimi, belgelerde sahteciliğe işaret eden konuları tamamen göz ardı ederek, raporlarına hiç konu etmemişlerdir.

Özet olarak, Kurumunuzun çatısında hazırlanan bu rapor, herhangi bir “tarafsız bilim kuruluşunun” bünyesinde hazırlanmış olduğu kabul edilemeyecek bir vasıftadır. Sebebiyet verdigi ağır sonuçlar da göz önüne alındığında mazur görülmesi düşünülemez. Bu kurumun yönetiminden sorumlu bir bilim insanı olarak bu durumu en azından kaygıyla karşılıyor olduğunuzu düşünmek isteriz.

Hayatını bilime vakfetmiş insanların görevi, bilim etiği ve prensiplerini başka her türlü değerin önünde tutmak, meslek ahlakının hiç bir şartta çiğnenmesine izin vermemektir. Ülkemizin saygın bir kurumunun, saygınlığını muhafaza etmeniz için gereken çabayı göstereceğiniz ümidiyle.

Saygılarımızla,

Pınar Doğan, Lecturer in Public Policy ve Dani Rodrik, Professor of International Political Economy

John F. Kennedy School of Government            

Harvard Univesity                                                  

Abone Ol

Subscribe to our RSS feed and social profiles to receive updates.

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: