Fethullah Gülen on the Clash of Civilizations – then and now

13 Kasım 2012

CEMAAT, GENEL, IN ENGLISH

We gave snippets previously of Fethullah Gülen’s appalling views on Jews, women, and the U.S from the mid-1990s.  We also mentioned that Gülen has never come to grips or apologized for these views, even though he presents himself as a moderate religious leader interested in promoting inter-faith dialog.

The Gülen movement responded to our post by promptly removing the offensive entries from Gülen’s web site, without any explanation (see update at the bottom of the post).  This demonstrates yet again the movement’s modus operandi: when caught in the act, alter the facts.  We have observed this pattern of behavior repeatedly.

In this post, we want to examine briefly Gülen’s views on the relationships between faiths, and in particular his views on the “Clash of Civilizations.”  Here too Gülen has undergone a dramatic change following his move to the U.S., a transformation which neither he nor his followers have acknowledged or attempted to explain.

Today Gülen is known for his strident opposition to the clash-of-civilizations thesis, and for his emphasis on harmony and dialog among the faiths.  As Richard Penaskovic, a professor at Auburn University, has written in a paper titled “M. Fethullah Gülen’s Response to the ‘Clash of Civilization Thesis,” Gülen stresses “the commonalities between the world religions, rather than past polemics and historical differences.” Unlike Huntington, who talked about future conflict, Gülen propounds the view that education “can avert any clash of civilizations.” In the words of Penaskovic:

“Where Huntington sees conflict, Gülen sees peace. Where Huntington has a decidedly pessimistic view of the relationship between Islam and the West, Gülen speaks of hope and optimism.”

(Penaskovic’s paper was delivered at a Gülen-sponsored conference in 2009.)

Gülen’s publications during the 1990s and earlier offer a starkly different perspective on the relationship between Islam and other religions.  In those writings, the West and Christianity are presented as the arch-enemy of Islam, and their decay and ultimate downfall are described in no uncertain terms.  The future is portrayed not as one of peace and harmony among the major faiths, but as one in which Islam absorbs other faiths and takes over.

In his worldview circa mid-1990s (as expressed in early volumes of Fasıldan Fasıla and Asrın Getirdiği Tereddütler), non-believers were the eternal enemy of Islam.  Even though they may be divided amongst themselves, Christians and Jews were always united in their hatred of Islam and have always made common cause against it.  “The infidels are all heathens of a different cause.  And their totems are different too.  But all bear a ruthless grudge against Islam.”[1]

A frequent theme throughout his writings was that the Christian Crusades against Islam are a permanent feature of history: “Just as Europe has sustained its thought of Crusades with invasion, occupation, and colonialism until the First World War,” he wrote, “these days it sustains the same struggle with even more nefarious means.”[2] Or this:

“The anti-Islam enmity, in which certain freemasons and Crusaders have made common cause and continues to our day, has its source all the way back in those days of Medina when the first seeds of the Islamic state were sown. Islam’s struggle with all kinds of erroneous and perverted doctrines and its fight to regain for man his lost honor caused a stir among certain religious officials and those claiming attachments to the church and synagogue, alongside idolaters. From that day to the present, the blood of these kinds of trouble-makers – even if under different names and designations – has been flooding over Islam’s chest.”[3]

Even the European Union did not escape Gülen’s wrath: he called it “a continuation of the Crusaders’ mentality.”[4]

Gülen had little doubt at the time that Western civilization and Christianity would eventually disappear and be folded into Islam. He acknowledged, however, that this was a slow process and would take some time, requiring Muslim societies to become more powerful and self-confident.  Islam had long been the victim of exploitation by the West. Why would Christians and Jews accept a far-superior religion, he asked rhetorically, when Muslim societies were still in the role of beggar and servant in relation to them?

In the long run, though, there would be a clear victor: Islam, the progress of which no-one would be able to stop. “In the world of our future, the only dominant element will be Islam,” he wrote.

Here is how Gülen concluded an essay titled “The End of the West,” published in 1996:

“In sum, the Western world is finished, bankrupt, and each day it moves closer to its downfall. As it withers away, as an alternative to it, our world must take the stage with all its institutions.”[5]

Harmony and tolerance among the faiths, this is not.

What we find objectionable here is not that Gülen once held views that are inimical to those he expounds today. As disturbing as these former views are, the real issue is the deception that is at work.

Nowhere in Gülenists’ present-day literature can one find the slightest acknowledgement that the man they present as a beacon of tolerance and dialog once held such prejudicial views about the faiths and peoples to whom he is now trying to reach out.  There is no repentance, no apologies.  And there is no explanation for why and how Gülen’s worldview changed in such dramatic fashion once he moved to the U.S.

Instead, what the Gülen movement does is to try to erase the record, by removing offensive content from their web sites.

(A note about our sources.  Most of these distasteful essays and writings have been removed from Gülen’s official site, or are presented in redacted form.  We have relied on his collected works, which are still available for download from some independent sites.  Turkish originals of some of the key texts pertaining to his views on the West and on other faiths as well as the sources of all the quotes in this entry can be downloaded here. We invite all those interested to check and make sure that we have not distorted Gülen’s views by quoting them out of context.)


[1] “Kâfirlerin hepsi ayrı bir şeyin kâfiridir. Totemleri de birbirinden çok farklıdır. Ama hepsinin de İslâm’a karşı amansız bir hıncı vardır.” (Fasıldan Fasıla -2.)

[2] “Avrupalı, Haçlı Seferleri’yle işgal, isti’la ve müstemlekecilik düşüncesini, Birinci Dünya Savaşı’na kadar sürdürdüğü gibi, şimdilerde daha bir şenaatli şekilde aynı kavgayı devam ettirmektedir.” (Fasıldan Fasıla -2.)

[3] “Günümüze kadar devam edegelen, İslâm’a karşı, bir kısım farmason ve Haçlı ortak düşmanlığının nüveleri, ta site İslâm devleti temelinin atıldığı o ilk Medine günlerine dayanır. İslâm’ın, her türlü yanlış ve sapık düşüncelerle mücadelesi ve insana, kaybettiği haysiyetini kazandırma yolundaki kavgası, putperestlerin yanında bir kısım diyanet mensuplarını ve kiliseye, havraya bağlı olduğunu söyleyen bazı kimseleri de harekete geçirmişti. O günden bugüne de -değişik ad ve unvanlarla da olsa- bu tür müfsitlerin kan seylâpları İslâm’ın bağrında akıp durmaktadır.” (Asrın Getirdiği Tereddütler – 2.)

[4] In “Teknikte Avrupa’ya Yetişebilir miyiz?” Fasıldan Fasıla -1.
[5] “Hâsılı, batı dünyası bitti, iflas etti ve her gün biraz daha inkıraza doğru gidiyor. O giderken, yerine alternatif olarak mutlaka, bütün müesseseleriyle bizim dünyamız ortaya çıkmalıdır.” (Fasıldan Fasıla -3, under title “Batının Bitişi.”)

Abone Ol

Subscribe to our RSS feed and social profiles to receive updates.

10 Yorum “Fethullah Gülen on the Clash of Civilizations – then and now”

  1. Kemal Says:

    Merhabalar,

    Sadece Fethullah Gülen’in sözleri değil ki hizmet hareketi gönüllülerinin beslendikleri kaynaklar…

    Fethullah Gülen’in sözleri kadar onun yakın çevresinde olan kalemler de etkiliyor bu kesimleri.

    Hareket içerisindeki antisemitik propaganda da, çoğunlukla Fethullah Gülen’in kendi sözleriyle değil yakın çevresinde bulunan ve Fethullah Gülen’in hiç bir zaman “reddetmediği” ya da “olumsuzlamadığı” (yani sükut ikrardan gelire sığınarak bir anlamda desteğini ifade ettiği) pek çok kişi tarafından tabana yayılıyor.

    Örneğin, şu aralar artık yazmayı durdurmuş olan ama 2005-2010 tarihleri arasında etkin bir şekilde yazılarını kamuoyuyla paylaşan, Hanefi Avcı’nın cemaatin emniyet teşkilatı imamı (en azından yakın zamana kadar) olarak nitelediği, Yusuf Gezgin mahlasını kullanan şahsın yazdıkları tabanda en az Fethullah Gülen kadar etkili oluyor. Sonuç itibariyle onun gündelik olaylar hakkındaki yorumlarının sözcüsü olarak algılanıyor. Üstelik yazdıkları emniyet teşkilatı içerisinde yer alan kişilerin görüşlerinin oluşmasında doğrudan etkisi oluyordu.

    Yazılarından bir seçkiyi http://medyatakibi.wordpress.com/ adresinde bulmak mümkün. Onlarca, yüzlerce antisemitik söylem içeren bu yazılar çok yakın zamana kadar yazılmaya devam etti. Fethullah Gülen, bugüne kadar bu şahsın yazılarının “diyalog” ya da “hoşgörü” perspektifine hizmet etmediğini, tam aksine baltaladığını ve insanlar arasında düşmanlık yarattığını hiç bir zaman dile getirmedi. Görmezden geldi ve hatta bir teşkilatı (en azından Hanefi Avcı’ya göre) bu arkadaşa emanet etmekten çekinmedi…

    Bu çelişkinin (yani dialog söylemiyle, bu hareketin yerli imamının antisemitik söylemleri arasındaki) derininde yatan temel çelişki ise, hareketin biri küresel biri de yerli, iki dinamiğinin olması ve bu dinamikler arasında da çelişki olması.

    Mavi Marmara bağlamında Fethullah Gülen’in söylediklerinin Türkiye’de tevil edilerek yansıtılması bunun bir örneği…

    Fethullah Gülen, hareketin küresel dayanaklarının ne kadar önemli olduğunun, ne kadar büyük çapta bir operasyona dönüştüğünün farkında ve söylemlerindeki bütün değişiklikler bu nedenle gerçekleşti ama hareketin kökünün Türkiye’de olduğunun da farkında. İşi karıştıran bir diğer boyut ise, hareketin hem yerli hem de küresel operasyonlarının aslında devletin gözetiminde ve devletin ihtiyaçlarına hizmet edecek şekilde oluşturulmuş olması. Yani Türk devletinin kendi içerisindeki çelişkiler de yani bir yandan dünya sisteminin barışçı parçası olmak bir yandan da gerek kendi ideolojik birikimleri nedeniyle gerekse NATO’nun biçtiği görevleri nedeniyle yayılmacı Turancı/Panslamcı siyaseti de paralel götürmek gibi bir çelişkili pozisyonda olması da bu hareketin söylemlerinde netleşmeyi engelliyor.

    Hareketin bu temel çelişkiyi çözmesinin ise çok fazla yolu yok. Yani ikiye ayrılmak ve yollarına ayrı ayrı devam etmek dışında. Ya çelişkileriyle yollarına devam edecekler ya da eğer bir netleşme olacaksa bu diğer pek çok benzeri örgütlenmelerin bir zamanlar yaşamış oldukları gibi küresel çizgiyi yani “hoşgörü/diyalog” çizgisini Türkiye’de de derinleştirecek ve hakim söylem haline getirecekler. Özetle bu durumda iç dinamikler Atatürkçü “Yurtta sulh, cihanda sulh” çizgisine yönelecek ve komunizmle mücadele derneklerine yaslanan Turancı ve Panislamcı yayılmacılığı terk edip, diyalog ve hoşgörü söylemini merkeze alacaklar.

    Aslında içinde bulunduğumu dönemde bunun işaretlerini de görüyoruz. Atatürk’e daha fazla sahip çıkmaya başlıyor cemaat yayınları. Tabii 12 Eylül sonrası sentezci bir anlayışla yaratılan Atatürk portresi gündeme sokuluyor. Bu da bana sentezcilerin cemaatte ipleri tekrar tutmaya başladığının işareti gibi geliyor. Yani Atatürk’ü yok sayıp, tarihe gömen ikinci cumhuriyet çizgisi yerini yavaş yavaş “Bizim Atatürk” çizgisi alıyor. Hangisi daha tercih edilir bilemiyorum ama Atatürk hatırlanırken “Yurtta Sulh Cihanda Sulh” vurgusunu görmezden gelmek bana zor olacaktır gibi geliyor.

    Cemaatin Türkiye içerisinde söylem değişikliğine giderken tercih edtmekte olduğu yol ise daha önceki dönemlerde yazılan ve çizilenlerin halı altına süpürülmesi, yok varsayılması ve adam akıllı bir özeleştiri yapılmaması. Türk sağının parçası olan hareketin daha çok sol da görmeye alıştığımız bu özeleştiri kültüründen uzak durması bana anlaşılır geliyor.

    Ama samimiyetlerini sorgulamama yol açıyor.

    Samimi bir özeleştirinin eksikliği tarihi o günkü konjonktür neyi gerektiriyorsa ona göre eğip bükme ve tekrar yazma sonucu doğuruyor. Bunun bir örneğini blogda geçen yıl yazılmış bir yorumda görmüştük. Sivas katliamını anma törenlerini Zaman gazetesi ilk dönemler “Madımak Otel Yangını” gibi bir ifadeyle haber yaparken, son dönemlerde onun “ergenekon” faaliyeti olduğuna yönelik yayınlar yapıp artık “Madımak Katliamı” (Hatta Sivas Katliamı bile kullanılıyor) gibi başlıklarla anma törenlerini sunmasından görüyoruz. Yarın konjonktür değişirse gene “Madımak Otel Yangını” çizgisine hatta ve hatta “Madımaktaki Nesin Provakasyonu” çizgisine dönülmeyeceğinin bir garantisi yok…

    Bu durumu ancak samimi bir özeleştiriyle değiştirebilir.

    Fethullah Gülen eğer bir gün “hoşgörü ve diyalogun” temsilcisi olarak anılmak istiyorsa yapması gereken geçmiş yazı ve konuşmalarının internetten silinmesini sağlamak değil, tam tersine kendisinin de her fani gibi hataları olduğunu, kendi söyledikleri arasında ve yakın çevresindeki insanların yazıp çizdikleri arasında düşmanlığı körükleyen çok fazla şey olduğunu kesin bir dille kınadığını kabul etmesidir.

    Yapar mı?

    Sanmıyorum. Onun yaşadığı çevrelerde yaşayıp, onun yaptığı okumaları yapanlar arasından böyle olgun bir duruş beklemek gerçekçi olmayacaktır.

    Demem o ki, söz konusu yazıların halı altına süpürülmesi dışında bir beklenti beyhude olacaktır. Halı altına süpürülmesini de olumsuz değil bütün bu yukarıda yazdıklarım çerçevesinde aslında olumlu bir şekilde değerlendirmek uygun olur.

    Sevgiler.

    Cevapla

  2. Faris Sarıkaya Says:

    thank you it is a nice writing. sincerly faris Sarıkaya

    Cevapla

  3. fatih Es Says:

    First of all, it doesn’t matter what has been erased from the Gulen website because the website(s) is not the one and only place that we can find Gulen’s views. Yet, I find it hard to believe that such a global movement’s website did something like that. What I am saying is that, removing those after your posts means nothing because anything Gulen said or wrote can be found in print or casette/CDs.

    Secondly, you skip the fact that, while Gulen states his predictions about Cristianity’s absorbment into Islam, he never, never and never mentions a war, Jihad, bloodshed or anything of that sort. This why he supports and popularizes dialogue and inter-faith relations. You should understand first that he is a devout Muslim and he behaves and preaches in this way. That’s the point you miss. If you tend to see him as a political figure, who is a conspirator to gain the power to rule the world or who has ambitions to do whatever he should to have all the world, of course you are right. Look, Gulen is not a reformist or someone who created a novel ideology, he is a devout follower of Prophet Mohammed and ardent preacher of Islam. Anything you say against him is saying something against Islam. This doesn’t mean Gulen=Islam, no. I mean, his life, his words, his writings should be evaluated after Islam and Prophet Mohammed’s life and struggle is studied. This is the simple reason to understand why millions of people follow his example ans support him. They can’t be all wrong or stupid.

    Finally he says “In sum, the Western world is finished, bankrupt, and each day it moves closer to its downfall. As it withers away, as an alternative to it, our world must take the stage with all its institutions.” And your comment is “Harmony and tolerance among the faiths, this is not.” What does it have to do with Western world’s fatal problems? Is Gulen saying that we should set the pace to end the Western world? Is he saying that we should contribute their fall? How come you don’t see that this is an assesment? And it is not only Gulen who says that, there are many priests, academics and even politicians who say that. When people asses Islamic world, Middle East so forth, do they mean they want the end of Islam?

    Clearly, you and millions of Gulen followers read these things differently, and the reason is, I’m afraid, you are biased. You have a fixed understanding of Gulen in your mind and you look for it in the Gulen’s texts. Believe me, you can find many more things that you don’t agree or approve, because you don’t have to. But twisting what Gulen means, avoiding his point, this never is academic and objective. And of course, not right.

    Cevapla

    • Kurmanbek Allahverdiyev Says:

      Perhaps they remove the hostile texts from their websites since the other media, such as casettes/CDs in Turkish are not as accessible as www for an average westerner. Furthermore, you can see from the previous post that the owners of the blog have taken screenshots of these sources. Just go compare these with your own eyes.

      It’s in the hands of Gülen and his followers. Be more transparent, honest and frank. Like a good devote muslim.

      Cevapla

    • felix Says:

      I agree with Kurmanbek. You ask for names: the movement is not transparent. I respect your good experience with them, but that’s it. All we can know is what they endorse and whom they endorse. And the movement’s elites don’t look clean. Sorry. I still remember when the rumours that the horrendous human-rights-violator special authorized courts would be abolished, and while every human rights activist was against these courts, the newspapers of Gulen so hastily in a paniclike appearance tried to make case that these courts should not be abolished. These newspapers, for days, tried to spread fear to protect the courts that jailed Kurds, journalists, academics, students, and yes, the military.
      So please. What you’re saying is not academic. It is just based on a belief.

      And besides, if indeed there is nothing to worry about, why do they remove these texts? There is a difference between books and websites other than the reason Kurmanbek mentions: A book, unlike a website, is published, and unless attempted at censorship and erasure–just like what happened to Ahmet Sik’s book, when the police and prosecutor attempted at erasing from computers the copies of the book on the Gulen Movement’s nestling in the police and judiciary, followed by the arrest of Sik for months–it can continue circulation. You may change your ideas since you last published a book. But keeping texts on a website means the ideas expressed in them are still endorsed.

      Lastly, as Kurmanbek says, we know the Gulen movement media flagship is very careful:
      Samanyolu caters for a particular kind of local crowd, whereas Zaman is the libertarian face of the movement’s elites. Zaman will condemn violence against missionaries, Samanyolu will provoke them (just like their fabricated lies on Turkan Saylan, claiming she is a missionary, and these lies have later been unraveled by Ahmet Insel.) You want links to specific incidents? Read this blog. There are plenty of them.

      Cevapla

  4. ahmet Says:

    TSK leri MY-66 müşterek yönerge çerçevesinde planlarda ek-x yoktur.o halde bu plan tsk tarafından hazırlanmamıştır.pentagonvari CIA tarafından sehvençilerle işbirligi oluştugu anlaşılmaktadır.

    Cevapla

  5. atakangmail Says:

    Degerli dostlar, bu aydinlatici cabalarinizi zevkle izliyor ve cok basarili buluyorum. Tebrik ve tesekkürler!

    F.Gülen’in Türkiye’deki Televizyonu Samanyolu TV Balyoz Tertiplerinin desifre olmamasi icin yeni

    yalanlar yayinlamaya devam ediyor.

    Saygi ve sevgilerimle

    Atakan Mert

    Cevapla

  6. münif Says:

    Let’s also add this here about the Gülen movement’s interfaith dialogue hypocrisy; this is from Claire Berlinski:

    “Although the movement purports to be structured informally, this is generally not the view of scholars who are not on its payroll, or of those who have left its ranks. Almost uniformly, they observe that the movement’s organizational structure is strict, hierarchical, and undemocratic. So are its tenets. Gülenists assiduously cultivate the image of Gülen and his movement as tolerant, peace-loving, and modern. Gülen indeed sponsors lavish interfaith dialogue events, while his schools, cultural centers, conferences, newspapers, and television stations are the more important platform for the promotion of his agenda, which is decidedly less tolerant and modern. Gülen, for example, has expressed the belief that the penalty for apostasy should be death—if the transgressor fails to return to the Islamic fold by more peaceful means.”

    Nice, isn’t it?

    The rest of the article is here:

    http://www.afpc.org/publication_listings/viewArticle/1792

    For those who want a real image, just look into their media flagship that do not cater for the foreigners like Samanyolu. And also check Gülen’s Turkish statements, where for example he declares the Nusayri as Armenians in origin and therefore cannot be trusted in having a dialogue. It is time to wake up for everyone. Saying one is peaceful does not make one peaceful. They need to be consistent too. And of course they also need to be honest and not hypocritical.

    Cevapla

Bir Yanıt Bırakın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: