HSYK’dan Deniz Feneri savcılarına jet soruşturma; Balyoz savcıları hakkındaki şikayet 6 aydır yanıt bekliyor

Bugünkü haberlerden Deniz Feneri soruşturmasını yürüten savcılar hakkında 27 Temuz’da yapılan yapılan suç duyurusu üzerine HSYK’nın soruşturma kararı aldığını öğreniyoruz.

Öte yandan, geçtiğimiz Şubat ayında (yani 6 ay önce) Balyoz savcıları hakkında HSYK’ya suç duyurusunda bulunulduğu halde, buna hiçbir yanıt yok. HSYK bu savcılar hakkında bir soruşturma başlatmadığı gibi, savcılardan iki tanesini Yargıtay’a üye olarak seçti.

Deniz Feneri soruşturmasıyla ilgili sikayet, bir mahkeme kararı çoğaltılırken, kararın iki bendinin kapatıldığı iddiasıyla yapıldı. Peki Balyoz soruşturmasıyla iligili ana şikayet nedir?

1. Bütün Balyoz belgelerini barındıran ve tek bir oturumda kaydedilen (sonradan içine ekleme çıkarma yapılmayan) CD’nin 5 Mart 2003’de dönemin 1nci Ordu Komutanı Doğan için özel olarak oluşturulduğunu iddia ettiler. Oysa Savcılar bu iddiada bulunurken, bunun doğru olmadığını biliyorlardı. Çünkü soruşturma sırasında yaptıkları yazışmalardan ellerine gelen yanıtlarda bu CD’de çok daha ileri tarihlere ait bilgilerin olduğu ortaya çıkmıştı (örneğin 2006’da alınan plaka numarası, 2003’de ASELSAN’da çalışıyor diye listelenen ancak ASELSAN’da 2007’de çalışmaya başlamış kişiler, vs.). Savcılar bu yazışmaları, CD’nin 2003’de oluşturulmadığını  gösterdiği için adli emanate sakladılar.

2. Kamu adına çalışan savcılar bu yazışmaları saklamakla yetinmeyip, iddianamede, yaptıkları yazışmaların Balyoz CD’sinden çıkan belgelerin tutarlı olduğunu gösterdiğini beyan ederek, hem kamuyu ve hem de mahkemeyi yanılttılar. İddianamedeki örnekleri okumak için buraya ve buraya tıklayın.

Bunun yanı sıra, suç duyurusu yapıldıktan sonra ortaya çıkan usulsüzlüklere iki örnek daha aşağıda.

3. Soruşturma safhasında savcılara aynı anda teslim edilen bilirkişi raporundan biri yok edildi. Balyoz belgelerinin 1nci Ordu Bilgisayarlarında izininin olmadığını saptayan bu rapor resmen buhar oldu. Bu raporla aynı anda teslim edilen (ve Balyoz belgelerinin gerçekliğini irdelemeden, belgelerin gerçek olduğu varsayımı ile hazırlanan) rapor medyaya sızdırıldı ve “Bilirkişi raporu ‘Balyoz gerçektir’ diyor” şeklinde yayınların yapılması sağlandı. (Raporu hazırlayan askeri savcılığın, haberlerin doğru olmadığı yönünde  yaptığı açıklama ise ancak bir kaç gazetede, bir kaç satır yer buldu.)

4. Soruşturma safhasında tutuklanan şüphelilierin, tututukluklarına yapılan itirazlarda mahkeme savcılardan mütalaa istedi. Daha ileride belgeleriyle birlikte örneklerini sergileyeceğimiz üzere, Balyoz savcıları verdikleri mütalaada mahkemeyi yanıltacak şekilde doğru olmayan beyanlarda bulundu.

Abone Ol

Subscribe to our RSS feed and social profiles to receive updates.

49 Yorum “HSYK’dan Deniz Feneri savcılarına jet soruşturma; Balyoz savcıları hakkındaki şikayet 6 aydır yanıt bekliyor”

  1. Can Acar Says:

    Anayasa değişikliğine yetmez ama evet diyenler bir düşünsün.

    Yapılan değişikliğin sonucunda hükümete göbekten bağlı bir yargı oluşacağı belli değil miydi?

    Evet dediğiniz diğer maddelerin hangisinde gelişme var? Olan gelişmeler kaybettiğiniz özgürlüğünüze değer miydi?

    Cevapla

  2. drunkenknight Says:

    Balyoz ; siyasi otoriteyi devirmek için planlandığı iddia edilen sözde (yalan) bir darbe planı değil,emperyalizmle kol kola girmiş bugünün damat Feritlerinin/BOP muhtarlarının T.C. devleti ve kurumlarına vurduğu darbenin adıdır…

    Ergenekon; neredeyse her önüne gelenin üyesi olarak içeri alındığı sözde silahlı örgütün (ki burada da derin devlet algısıyla oynanmıştır kamuoyunun…ki gerçeği gören gazeteciler bu yüzden içeridedir) adı değil….bizzat devletin bütün kurumlarını beden dilinden anlayan kişilerden oluşturma gayretiyle ihanet üstüne vatana ihanet edenlerin oluşturduğu kuklaların örgütünün adıdır…

    Cevapla

  3. E. Lciye Zevalolmaz Says:

    Peki neden Balyozlar iner başımıza?

    Şundan olabilir mi?

    Başka bir EMRİNİZ var mı paşam?

    Tarih; 1 Ağustos 1992 Yer; Kara Kuvvetleri Komutanlığı-Ankara
    Saat; 16.48
    Dönemin Kara Kuvvetleri Komutanı ve eşi Adana’ya, 6. Kolordu Komutanlığı’na bir seyahat gerçekleştirecekler.
    İşte bu seyahatle ilgili komutanlığın özel kalem müdürlüğünden 6. Kolordu’ya 2 sayfalık bir faks çekiliyor.
    Ancak söz konusu bu faksta komutan ve eşinin saat kaçta kolorduya varacağı filan değil, “Sn. K.K.K’nın takıldığı hususlar” başlığı altında komutan ve eşinin ağız tadı ve keyifleri ile ilgili bütün ama bütün detaylar aktarılıyor karşı tarafa.
    Son derece enteresan bu faks dolayısıyla biz de mesela öğreniyoruz ki dönemin kara kuvvetleri komutanı kahvaltıda muhakkak rafadan yumurta istermiş ama bu yumurtanın pişirilme süresi 3 dakika 15 saniyeyi geçmemeliymiş! Ayrıca yine aynı faks dolayısıyla bilgi sahibi oluyoruz ki paşamızın aksine saygıdeğer eşleri hanımefendinin yumurtanın pişirilme yöntemindeki tercihi çok farklıymış! (Yengemizin yumurtası kesinlikle katı olacakmış ama bu katılık katiyen kayısının katılığını filan geçmeyecekmiş!)
    Bunun dışında her ikisi de sabah sofrasında muhakkak közde pişirilmiş acısız sivribiber, bol kızarmış ekmek, eritme peynir (markası Pınar olacakmış!) görmek isterlermiş.
    Ha bu arada, paşamın ve karısının kahvaltı sonrası alacakları Türk kahvesinin ölçeklerinin belirtilmesi de ihmal edilmemiş. (Mesela paşam bir buçuk kaşık kahveye, 1/4, eşi ise 1 kaşık kahveye 1 şeker katılmış kahve içerlermiş.)
    Bu kadarla sınırlı değil tabii aktarılan detaylar.
    Daha öğleni var. Akşamı var. Arası var değil mi?
    Öyle ya paşa ve eşinin midelerine dair zevkleri kahvaltıdan sonra göz ardı edilecek değil ya koskoca kolordu tarafından!
    Mesela en çok deniz ürünlerini tercih ederlermiş ama terbiye edilmiş etlerden de büyük tat alırlarmış. Eşinin aksine komutan hamur işi tatlıları sevmezmiş. Onun tercihi genellikle sütlü tatlılardan yanaymış. Kazandibi, sütlaç ve dondurma gibi.
    Meyveler ve sebzeler konusunda da bütün alternatifler sıralanmış.
    Çift, ayva, yer elması ve elma tercih ederlermiş ama mesela elmanın muhakkak Amasya ve sert olanından olmasına özen gösterilmesi gerekirmiş.
    Arada bir, çok iyi yıkanmış ve kabuğu çok ince soyulmuş salatalıktan da keyif alırlarmış.
    Yanı sıra lahana kökü, haşlanmış mısırı da ihmal etmemek gerekirmiş.
    Komutanımız puro içermiş. Markası da kesinlikle Panten Megnum diye bişi olmalıymış.
    Anlayacağınız her detay tek tek bildirilmiş yani kolorduya!
    Viskisinin, rakının markasına kadar (Buz ve su kullanıyormuş paşam. Yani sek içmiyormuş.
    Ayrıca rakının export olmasına da dikkat ediyormuş!)
    Paşanın ve karısının içtikleri “Nes Cafe”nin de bütün değerlemeleri aynı şekilde aktarılmış.
    Marka Gold Lüx olacakmış. Ve yarım kesme şekere, bir buçuk kahve katılacakmış. (Sütlü arzulayıp arzulamadıkları ise her servis öncesi sorulacakmış muhakkak!)
    Aktarılanlardan anladığımız kadarıyla sağlıklarına oldukça dikkat eden çiftin bir de şöyle bir özellikleri varmış:
    Mesela greyfurt, portakal ve havuç suyunu ayrı ayrı da isteyebilirlermiş, üçünü bir arada da!
    Bu detaya çok çok dikkat edilmesi gerekirmiş hani…
    İstirahat edecekleri odadaki detaylar da tek tek aktarılmış Adana’ya…
    Bir kere odada;
    Sade gazoz (Çok soğuk olacak!)
    Buzdolabında meyve
    Kabuksuz Antep fıstığı, leblebi ve badem…
    Kabukları soyulmuş şekilde Foça fındığı her biri ayrı ayrı tabaklarda olmak üzere bulundurulacakmış.
    Ayrıca…
    Johnson marka kolonya…
    Lee Man Cleef after shave!
    Rejoice şampuan
    Reward sabun
    Bir de…
    Oda çok sıcak olmayacakmış… TV’nin bütün kanalları ise ayna gibi seyredilebilecek ayara getirilecekmiş!
    Ve en önemlisi ise…
    “Komutan ve eşinin odasında tek bir kıl parçası bile olmayacakmış!”
    Mazallah bulursa…
    Kimsenin gözünün yaşına bakmaz, yakarmış!

    http://www.sabah.com.tr/Yazarlar/yukselir/2011/08/05/baska-bir-emriniz-var-mi-pasam

    Cevapla

    • Kemal Says:

      Sevgili E. Lciye Zevalolmaz,

      Şu yukarıdaki yazın bir fallacy (yani mantık hatası – mugalata – safsata) örneği olmuş.

      Adı bile var. Ignoratio elenchi…

      http://en.wikipedia.org/wiki/Ignoratio_elenchi

      Sevgiler.

      Cevapla

      • demokrat Says:

        ”Ignoratio elenchi” tam da yerine oturmuş ama;

        fallacy (yani mantık hatası – mugalata – safsata) bölümü uymamış sanki…

        Cevapla

        • Can Acar Says:

          demokrat,

          Wikipedia’da “Ignorato elenchi” tanımında bu bir “fallacy” dir diye yazarken senin yazdığın gerçekten komik kaçmış.

          Burada bahsedilen “mantıksızlık ve safsata” da o yazının buraya yapıştırılmasında. Yazının içeriği ile ilgili değil. Muhtemelen bağlı bulunduğunu söylediğin bu kurumda benzer çok durumla karşılaştığın için bu tip olayların safsata olmadığını ifade etmek istedin.

          Ben de doğrusu yazıda bahsi geçen faksın uydurma veya safsata olduğunu düşünmüyorum. Öte yandan yazının kendisinin de elle tutulur hiç bir tarafı yok.

          Bir insanın obsesiflik derecesinde titiz olması suç mu?

          Bir insanın asabi olması suç mu?

          Bir insanın lükse düşkün olması suç mu?

          Bunları suç gibi sıralayarak öncelikle kişiye saldırmanın, onun üzerinden de bunları tüm kuruma yansıtmanın mantığı nedir?

          Yetkilerin veya posizyonun kötüye kullanılması gibi bir durum varsa tabii ki soruşturulmalıdır. Ancak eline geçen bir faksı nedenlerini ve sonuçlarını araştırıp karşı tarafı da dinlemeden haber yapan bir gazeteci de kendi görevini kötüye kullanmış olmuyor mu sence?

          Ya da şöyle sorayım: Bu haberi bu şekilde yazan birisine gazeteci diyebilir misin?

          Kolay gelsin …

          Cevapla

          • demokrat Says:

            Kısıtlı ingilizcemle, ”Ignoratio elenchi” nin ”ilgisizlik” bağlamında kullanıldığını yani ”irrelevant conclusion”,”ilgisiz sonuç” olduğunu çıkarıyorum.Yani içerik doğru olabilir ama sözkonusu sorunu çözmüyor ya da daha basit bir deyimle konuyla ilgisi yok.Komik derken cümlenin ”fallacy” de sonrasını okumadın herhalde ben yazayım istersen ”that may in itself be valid, but does not address the issue in question.”

            TDK ise safsataya;boş, temelsiz, asılsız söz,
            mugalataya;yanıltacak söz söyleme,
            diyor.

            Israr ediyorum burada söylenen ”Ignoratio elenchi” tam oturmuş ama temelsiz,asılsız söz söyleme ya da yanıltma yok,çünkü ortada bir faks var ve yazılanlar gerçek,tam da ”Ignoratio elenchi” nin açıklamasında olduğu gibi.Gerçek ama konumuzla ilgisiz.

            Sonraki tespitlerinde haklısın böyle rezaletlerle çok karşılaştım hatta şöyle söyleyeyim bu bir yaşam biçimi olmuştur bir kısım insanlar için.Yükselmek ve yaranmak için yalakalık ve ifrat.(TDK;ölçüyü kaçırma,ileri gitme)

            Şimdi masumca sorduğun sorulara gelelim ,tabii ki bir insanın kendi kesesinden ödediği sürece lükse meraklı olması suç değil,burada yazılanların çoğu da lüks değil zaten.Burada ki ana kıstas ödeme olmalı.Kim ödüyor? İkinci kıstas ise malum,bu talepler eğer bir tatil vs hazırlığı için ise ve dediğim gibi bir ücretli rezervasyonsa tabii ki normal talepler ama bir görev için gidilecekse buradaki ahlaksızlığı benim anlatmama gerek yok zaten sen bile anlarsın sanıyorum.Asabi ve obsesif olma konusuna girmiyorum bile çünkü bunu salt savunma amacıyla yazmışsın,konuyla ilgisi yok.

            Yani burada gazeteciyi sorgulayacağına kendini sorgulamalısın bence ben neden bu savunmayı gönüllü olarak yapıyorum diye.Sivil bir vatandaşın bunu yazabilmesi için körkütük postal meraklısı olması gerek.Eline geçiren gazeteci önünü arkasını araştıracakmışta,karşı tarafı dinleyecekmişte…Ben sana söyleyeyim karşı tarafın argümanını; ”bizim böyle taleplerimiz olamaz,arkadaşlar işgüzarlık yapmışlar,biz istekte bulunmadık.”Tatmin edecek mi seni?

            Yanıt;bu haberi yazan gazeteciye taş gibi gazetecilik yapmış derim ,bir şartla, aynı cesareti devletin başka konumlarında bulunan görevliler hakkında da gösterebiliyorsa.İkincisi ise zamanlama olarak ”vurun abalıya” zamanını kollamamışsa.

            Sana da kolay gelsin.

            Cevapla

            • Can Acar Says:

              demokrat,

              Nedense askerleri savunduğumu düşünerek bir yandan saldırıya geçerken sen de gazetecileri savunmaya koyulmuşsun.

              Heyecanla laf geçirmeye çalışırken de aslında aynı şeyi söylediğimizi farketmemişsin bile.

              İki önemli tespitte bulunmuşsun: 1. Önemli konulardan birisi parayı kimin ödediği, bunun bir görev gereği olup olmadığı, 2. Bu konuda ilgili kişilerin cevabı.

              Sen bu soruların cevabını biliyor olabilirsin, sana göre herşey çok açık ve net olabilir. Ancak bir gazeteci okuyucularının bilgi düzeyi hakkında varsayımda bulunamaz.

              Bu soruların cevaplarının yazıda olmaması gazeteciliğin eksik yapıldığının göstergesi. Benim gözümde bu bilgilerin bulunmaması yazının değerini çok düşürüyor. Basit bir propaganda yazısı haline getiriyor. Bu tarz yazıların alasını Internette her köşe bulabilirsin. Eğer yazar bu işi bir meslek olarak gazetede yapıyorsa seviyesinin de ona göre olması gerekir.

              Eğer sorulsa “bizim böyle taleplerimiz olamaz,arkadaşlar işgüzarlık yapmışlar,biz istekte bulunmadık.” cevabı alınacağını söylemişsin. Bu cevabın bende uyandırdığı izlenim her konuda fırça atmaya yer arayan, gerektiğinde odadaki kılları dahi bahane eden, çok titiz ve asabi bir karakter. Bu kişiyle çalışmak zorunda olan ve önceden önlem almaya çalışan bir de asker. Bence bu tek başına bir suç değil. Tatmin olacak bir durum yok çünkü tatmin olmak için cevaplanması gereken başka sorular var. Esas sorular, parayı kimin ödediği, bunun görevi kötüye kullanma olup olmadığı, “işgüzar” askerin başına birşey gelip gelmediği. Tali sorular ise bu komutanın neden bu şekilde davrandığı, bunun orduda ve hatta sivil bürokraside yaygın bir davranış olup olmadığı, bu duruma karşı ne tip kanuni ve idari önlemler olduğu. Eğer bir gazeteci olarak bu soruları araştırırsan o zaman haber olur. Yoksa eline geçen bilgileri birşey katmadan, işine gelmeyen kısımları atarak kusmak için gazeteci olmaya gerek yok.

              Bir de …

              Bu haberi yazan gazeteciye taş gibi gazetecilik yapmış derim ,bir şartla, aynı cesareti devletin başka konumlarında bulunan görevliler hakkında da gösterebiliyorsa.İkincisi ise zamanlama olarak ”vurun abalıya” zamanını kollamamışsa.

              demişsin. Bu da hatalı bir mantık. Bir yazıyı değerlendirirken yazarın daha önce yazdıkları veya daha sonra yazacakları bir kriter olamaz. Eğer ben bir proje almak için başvuruyorsam önceki çalışmalalarım bana referans olur. Ancak kalitesiz bir iş çıkardıysam, o zaman “bakın daha önce çok kaliteli işler yapmıştım” diyerek sıyıramam.

              Öte yandan seni kırmadım, güzide yazarımız Sevilay Yükselir’in diğer yazılarına da göz gezdirdim. Bana abalıya vurmak için beklemiş gibi geldi. Örneğin son yazısında “neden komutanın adını yazmadın” sorusuna “bu herhangi bir paşa olabilirdi” diyerek genellemeyi kasıtlı yaptığını açıkça ifade etmiş, tüm üst düzey komutanları şüphe altında bırakmış ardından da “Amacım TSK’yı filan yıpratmak değil!” gibi (traji)komik bir çelişkiyle yazıyı bitirmiş.

              Aynı yazar, örneğin, bir ara Soner Yalçın yüzünden Kılıçdaroğlu’na küsmüş anlaşılan ki, o gün bu gündür yazılarında ona ve CHP’ye geçiriyor. Şık ve Şener’in Ergenekon ile ilgisi olamayacağına inanıyor, ancak nasıl olup da Ergenekon’a bulaştırıldıklarını merak edip araştırıp yazmıyor.

              Aynı yazar, ÖSYM olayları ayyuka çıktığı bir dönemde ÖSYM başkanının istifa etmesi gerektiğini düşünüyormuş. Saydığı nedenlerden birisi de Ali Demir’in koltuğunu bırakmayarak “Yok yere muhalefetin ekmeğine ballı yağı sürmüş” olması.

              Bu nedenle, ortada bir gazeteci ve bir haber yok (hatta gazete bile yok). Zeval gibi arkadaşların orduya saldırması için zemin hazırlayan ucuz propaganda yazıları var.

              Kolay gelsin …

              Not: Sen o postalları giymiş birisi olarak belki de bunu anlayamazsın, ancak burada yazdıklarımı bir emir komuta veya biat zinciri içerisinde veya bir çıkar beklentisiyle değil bağımsız kişisel değerlendirmelerime göre yapıyorum. Sivil bir vatandaş olarak postallardan her zaman mümkün olduğu kadar uzak durdum. Benim itirazım sırf “asker” diye bir kuruma yapılan kontrolsüz ve seviyesiz saldırılara. Medyanın ve hukukun bir silaha dönüştürülmesinin normal kabul edilmesine. Şimdiye kadar hep “ötekilerin” hedef alınmış olması, yarın senin de bir “öteki” grubu içerisinde yer almayacağının garantisi değil. Bunu engellemenin tek yolu hedefi kim olursa olsun haksızlıklara ve hukuksluklara karşı çıkmak.

              Cevapla

              • demokrat Says:

                Aynı yazıyı okuyup,benzer şeyleri düşünüp nasıl farklı yargılara ulaşıyoruz,sayın Can? İlginç değil mi? Bu durum sizin kararsızlığınızdan ve önyargılı olmanızdan kaynaklanıyor olmasın.Farkımız ,ben yazarlara somut bir veri olmadığı sürece sizin gibi önyargılı yaklaşmıyorum.Birincisi sizin söylediğiniz gibi gazeteci isim saklamamış, 1992’nin K.K.Komutanı demiş,daha nasıl açık yazsın.İkincisi gazetecinin yorumu demişsiniz,bu yazıda yorum yok ki, olanı anlatmış sadece.

                Benim gazetecileri savunmak gibi bir niyetim yok,yalnızca bu gibi haber ve yazıların arınmamızı daha da çabuklaştıracağını düşünüyorum.Nitekim son birkaç yıldır benzeri konularda çok yol alındı. Artık herkes adımını iki kere düşünüp atıyor. Orduevleri özelleştirilmeye çalışılıyor,şahsi işler askerlere yaptırılmamaya özen gösteriliyor vs.Bunların hepsi farkına varılmayan ama önemli şeyler.Böyle olduğu sürece TSK halkın gözünde prestij kazanacak.Dikkatini çekerim bu ülkede oy kullanan her erkek vatandaş askerlik yapıyor ve TSK içinde olanı biteni ucundan kıyısından görüyor/yaşıyor.Kimse kimseyi kolay kolay kandıramaz yani.

                Cevapla

                • Can Acar Says:

                  demokrat,

                  Taraf vb. medyaya fazla maruz kalmışsın anlaşılan. Gazeteciliğin ne demek olduğunu unutmuşsun. Gazetecilik eline geçeni araştırmadan tek taraflı olarak ortalığa kusmak demek değildir.

                  Bana hem kararsız hem önyargılı demişsin. Çok güldüm. Önyargılı birisi kararsız olamaz. Tanım gereği kararını (yargı) çok önceden vermiştir zaten. Nasıl düşündüğümü elindeki kalıplardan birine sokmaya çalışıp başaramıyorsun anlaşılan. Bağımsız düşünüp kendi kararımı verebilmek için nedenleri ve detayları bilmek isterim. Gazetecinin bu yazısı bu nedenle benim için değersizdir.

                  İkincisi, yazdıklarımda gazetecinin bu yazıyla ilgili “yorum” yaptığına dair bir ifade yok. Aksine kendisinden bir şey katmadığı, konuyu derinlemesine araştırmadığı olayı basit bir TSK’ya geçirme yazısına indirgediği için şikayet ediyorum.

                  Son olarak, “isim saklama” gazetecinin sonraki yazısında kendi bahsettiği bir durum. Anlaşılan o konuda itirazlar/şikayetler gelmiş o da açıklama ihtiyacı duymuş. Kendin araştırıp bakarsın diye düşünmüştüm, ancak anlaşılan hazır önüne koymayınca hiçbir bilgiye kendin ulaşamıyorsun. İşte burada: http://www.sabah.com.tr/Yazarlar/yukselir/2011/08/07/ne-farki-var-bir-pasanin-digerinden

                  Keşke önce okusan, okuduğunu anlasan, ondan sonra yorum yapsan.

                  Kolay gelsin…

                  Cevapla

                  • demokrat Says:

                    Kardeşim senin ciddi anlama problemin var yahu,okuduğun cümleyi bile kavrayamıyorsun,ben sana ne diyeyim.

                    ”Kendin araştırıp bakarsın diye düşünmüştüm, ancak anlaşılan hazır önüne koymayınca hiçbir bilgiye kendin ulaşamıyorsun. İşte burada: http://www.sabah.com.tr/Yazarlar/yukselir/2011/08/07/ne-farki-var-bir-pasanin-digerinden

                    Keşke önce okusan, okuduğunu anlasan, ondan sonra yorum yapsan.”

                    demişsin, ama ”1992′nin K.K.Komutanı demiş,daha nasıl açık yazsın.” dememden zaten okuduğumu çıkaramamışsın.Sonrada oku filan…

                    Tanrı’nın adını vereyim bir daha benim için yorum yapma olur mu?Hasta ettin beni,sebebim olacaksın,harakiri yapacağım artık.

                    Cevapla

                    • Can Acar Says:

                      demokrat,

                      Okuma kısmı olmuş. Anlama ve ifade üzerine yoğunlaş derim.

                      Benim yazdıklarımı da nasıl okuyorsan artık, hep yazmadığım şeylere cevaplar veriyorsun. Nedense asıl konuya hep teğet geçiyorsun.

                      Ya anlamıyorsun, ya da kasıtlı olarak hedef saptırıyorsun.

                      Eğer taraflı yazılmış bir ucuz bir propaganda yazısıyla bir gazete haberini ayıramıyorsan boşuna demokratsın. İradeni ve fikirlerini kendin değil başkası yönetiyor.

                      Kolay gelsin…

                    • demokrat Says:

                      Fmeraklı,

                      Hoşgeldin,özlemişiz…
                      Herşey aynen bıraktığın gibi,ben de bir süre ara vermiştim akıl sağlığımı düşünerek ama dayanamadım, ilginç bir çekiciliği var sitenin.
                      Bu arada döndüğüme pişman edip harakiri yapmamı bekleyenler var 🙂 ama sabrediyorum şimdilik.Benim ki de umut işte belki düzelir,tedavisi filan vardır beklentisindeyim.

                  • demokrat Says:

                    Anladım ,bunu uzaylılar yazdı zaten…

                    ””Kendin araştırıp bakarsın diye düşünmüştüm, ancak anlaşılan hazır önüne koymayınca hiçbir bilgiye kendin ulaşamıyorsun. İşte burada: http://www.sabah.com.tr/Yazarlar/yukselir/2011/08/07/ne-farki-var-bir-pasanin-digerinden

                    Keşke önce okusan, okuduğunu anlasan, ondan sonra yorum yapsan.”

                    Herşeye inanırdım ama uzaylıların bu kadar çarpıtma ve inkar yapacağı
                    aklıma gelmezdi.Mürekkebi kurumadı daha…

                    Cevapla

                    • Can Acar Says:

                      demokrat,

                      Yazılanlar zaten ortada. Senin anlama problemin ise tavan yaptı.

                      Ben gazetecinin yorum yaptığına dair bir şey söylemedim. Öyle söylemişim gibi ona çattın.

                      Ben isimlerin saklanması ile ilgili bir eleştiride bulunmadım, sen ise yazdıklarıma değil bir tek ona cevap verdin.

                      Senin mantıksız çıkarımların üzerine bir ton karşı örnek verdim, tık yok.

                      Hangi yazıyı okuyup hangisini okumadığınla ilgili yaptığım bir yoruma taktın, oradan değiştir konuyu belki asıl tartışmayı unutturursun.

                      Kolay gelsin …

                    • demokrat Says:

                      ”Ben isimlerin saklanması ile ilgili bir eleştiride bulunmadım”

                      Haklısın bunu da uzaylılar yazmış;

                      ”Örneğin son yazısında “neden komutanın adını yazmadın” sorusuna “bu herhangi bir paşa olabilirdi” diyerek genellemeyi kasıtlı yaptığını açıkça ifade etmiş, tüm üst düzey komutanları şüphe altında bırakmış ardından da “Amacım TSK’yı filan yıpratmak değil!” gibi (traji)komik bir çelişkiyle yazıyı bitirmiş.”

                      Hatta şu mantık hatasını da uzaylılar araya sokuşturmuş;
                      ” Bu da hatalı bir mantık. Bir yazıyı değerlendirirken yazarın daha önce yazdıkları veya daha sonra yazacakları bir kriter OLAMAZ. Eğer ben bir proje almak için başvuruyorsam önceki çalışmalalarım bana referans OLUR.”

                      Ben harakiri yapmaya gidiy…

                    • Can Acar Says:

                      demokrat,

                      Dönüp dolaşıp okuduğunu anlama problemine geliyoruz.

                      ”Örneğin son yazısında “neden komutanın adını yazmadın” sorusuna “bu herhangi bir paşa olabilirdi” diyerek genellemeyi kasıtlı yaptığını açıkça ifade etmiş, tüm üst düzey komutanları şüphe altında bırakmış ardından da “Amacım TSK’yı filan yıpratmak değil!” gibi (traji)komik bir çelişkiyle yazıyı bitirmiş.”

                      Burada veya yazdığım diğer yorumlarda yazarı “isim vermemiş” diye eleştirdiğim bir yer var mı? Bak bir oku. Başkalarının (benim değil) bu konuda yazarı eleştirilerine yazar cevap vermiş “komutanın ismi önemli değil” diye. Ben ise “komutanın ismi önemli değil herhangi bir paşa olabilirdi” demesini eleştirmişim.

                      Okuma pekiyi, okuduğunu anlama zayıf.

                      Hatta şu mantık hatasını da uzaylılar araya sokuşturmuş;
                      ” Bu da hatalı bir mantık. Bir yazıyı değerlendirirken yazarın daha önce yazdıkları veya daha sonra yazacakları bir kriter OLAMAZ. Eğer ben bir proje almak için başvuruyorsam önceki çalışmalalarım bana referans OLUR.”

                      Belki bir sonraki cümleyi de okusan mantıksızlık olmadığını anlayacaktın:

                      Eğer ben bir proje almak için başvuruyorsam önceki çalışmalalarım bana referans OLUR. Ancak kalitesiz bir iş çıkardıysam, o zaman “bakın daha önce çok kaliteli işler yapmıştım” diyerek SIYIRAMAM.

                      Benim (gazetecinin) vasıflarını gösteren mevcut işlerin kalitesinin (içeriğinin) başına bir projenin (yazının) tek başına değerlendirmesinde önem taşımadığını söylüyorum. Buna katılıp katılmamak senin bileceğin iş, ancak önce yazılanı anlaman gerek. Eğer bu basit karşılaştırmayı bile çözümleyemiyorsan harakiri yapmadan önce at gözlüklerini çıkart, biraz özeleştiri yap.

                      Kolay gelsin …

                    • demokrat Says:

                      Fmeraklı zamanında söylemişti benimki de akıl işte ,beyhude çaba. Zoru severim ama bu çok zor inan,benim çapımı da aşıyor (size laf anlatmak diyorum yani)…Onun için pes ediyorum…

                    • Can Acar Says:

                      Belki laf anlatmaya çalışacağına bir durup “bu adam ne anlatmaya çalışıyor” diye düşünsen işe yarar. Ne dersin?

                      Bu arada, son yorumumda aceleyle cümle karışmış, ama karışmasa da farketmez sen nasıl olsa istemedin mi anlamazsın.

                      Kolay gelsin …

                    • demokrat Says:

                      hımm.

                    • fmerakli Says:

                      Demokrat

                      Can bey, hic okumadim dedigi Balbay’in notlarinin sahte oldugunu zamaninda bize kanitlamaya calismisti hatirlarsiniz, hani Balbay’in bile bunlar sahte demedigi (diyemedigi?) notlari. Sonra da ikimize kizip “Yalan, hile ve sahtekarlık üzerine güzel birşey inşa edemezsiniz” diye buyurmuslardi. Ben sahsen cok gulmustum! Can bey yakinda Dursun Cicek’in gercek dedigi Internet andici iddianamesindeki belge/belgelerin de sahte olduguna iliskin bir yorum silsilesine baslarsa hic sasirmam. Nasil olsa yalan, hile ve sahtekarlik uzerine guzel bir sey insa edemeyecek olanlar biz ikimiz oluyoruz…

                  • Can Acar Says:

                    fmerakli’yi an, yorumu hazırla …

                    Balbay’ın eski bilgisayarında tuttuğu notların nasıl olup da günlük formunda yeni bilgisayarında peydahlandığını açıklayamamak içinde kalmış anlaşılan. Bir fatakulli var bu işte, benden söylemesi.

                    Dursun Çiçeğe de ıslak imza davasındaki sahtekarlıklar yeter. İnternet andıcı falan hikaye. Sen karşıdevrim’e sor o anlatsın sana dezenformasyon siteleri nasıl kurulur ve işletilir diye.

                    Sana da kolaylıklar …

                    Cevapla

                    • fmerakli Says:

                      Sorun yine ayni sorun, aciklayamamak degil, senin tarafindan aciklamanin anlasilamamasi ya da anlasilmak istenmemesi gibi bir durum soz konusu. Balbay’in notlari yeni bilgisayarda gunluk formunda peydahlanmadi, o senin hayalgucun. Iddianamede de boyle bir sey yok. Notlarin yeni bir bilgisayara kopyalanirken gunluk formatina cevrildigi gibi bir iddiayi Balbay dahi dillendirmiyor. Balbay’in notlarini tarih sirasina dizen, altina o doneme iliskin aciklayici bilgiler ekleyen ve senin deyiminle gunluk formatina donusturenler iddianameyi hazirlayan savcilar ve Balbay da notlarin sahte oldugunu ya da yeni bilgisayara kopyalanirken kendisinden habersiz bir sekilde gunluk formatina donusturuldugunu iddia etmiyor, tek yaptigi sey savcilarin ekledikleri yorumlara itiraz etmekten ibaret.

                      Bu arada beni yine sasirtmadin, internet andici hikaye diyerek karargahta AKP hukumetini hedef alan kara propaganda siteleri hazirlanmis olmasinin seni rahatsiz etmedigini de ortaya koymus oldun. Etseydi sasardim. Dedigim gibi andic icin ikinci baskandan oluru alan, belgenin catisini kendisinin kurdugunu soyleyen Dursun Cicek’e ve Genelkurmay Baskani’ndan olur alinmamis olsa idi siteler acilmazdi seklinde savcilikta ifade veren bir baska albayin varligina ragmen senden internet andicinin sahte oldugu seklinde yorumlar bekliyoruz. Ne de olsa yalan, hile ve sahtekarlikla guzel bir sey insa edemeyecek olan demokrat ile benim, sana ve nitelemeyi demokrat’tan odunc alarak sivil postallilara manyel serbest…

                      Kolay gelsin…

                    • fmerakli Says:

                      Yukarida yaptigim onemsiz bir hatayi duzelteyim. Bahsettigim savcilik ifadesini bir albay degil bir yuzbasi vermis. Andicin altinda yer alan “Sn K.na Arz” notu ile ilgili olarak soyle demis:

                      Yüzbaşı Murat Uslukılıç: “Bildiğim kadarıyla Genelkurmay Başkanı’dır, yine bildiğim kadarıyla Genelkurmay Başkanı’na Dursun Çiçek bu konuyu arz etmiştir. Aynı sayfada onay yoktu ama onayladı ki yeni internet siteleri için emir verildi.””

                      Ama benzer yonde ifade veren bir abay da varmis ki bunu ben de yeni ogrendim:

                      Albay Ziya İlker Göktaş: “Komutan andıcı onaylamasa yürürlüğe girmez. Onaylandığı için yürürlüğe girdi. Arz edilen komutan Genelkurmay Başkanı’dır.””

                      Ama tabii bunlarin sizin icin bir onemi yok, nasilsa internet andici hikaye…

                    • Can Acar Says:

                      Balbay’ın ifadesinde söylediklerim aynen var. Hatta yargıç’a verdiği paltolu bir örnek bile var. Biliyorum senin için önemli değil. Sen işine gelmeyeni görmezsin zaten.

                      Andıç beni çok etkilemedi doğrusu. Sağdan soldan topladıklarını yayınlayan bir avuç site ile hükümet falan yıkılmayacağını çok iyi biliyorum. İnternet kullanıcı oranını ve profilini de düşünürsen bu tarz bir propagandanın bir etkisinin olması için çok çok daha fazla site ile organize çalışmak, içeriği arama motorlarını etkileyecek şekilde düzenlemek gerek. İrtica.org zamanında istatistik sitelerinin ibrelerini kıpırdatmamış bile. Bir 2009 sonunda birkaç hafta bir de şimdi hayatının en popüler dönemini yaşıyor. Internetin nasıl çalıştığını anlamayan askerlerin halkın kaynaklarını ziyan eden zavallı bir denemesi olarak görüyorum. Kendi halkına psikolojik harekat düzenleme konusunda cemaatten ders alsalarmış belki işe yararmış. AKP’ye karşı bir tehdit ise söz konusu bile değil. Buradan mağduriyet çıkartmak ise başlı başına bir başarı.

                      Kolay gelsin …

                    • Can Acar Says:

                      Bir de ne zaman “vaaay askerler site kurmuş hükümeti hedef almış” lafını duysam. “Ayol asker müteahhit mi? Site yapsın? Hem İstanbul’da yer mi kaldı?” diyesim geliyor. Banu Alkan’ın kulakları çınlasın, hala “site kurmayı” matah birşey zannedenler var.

                    • demokrat Says:

                      Yakışmış,
                      Banu Balkon’u da katmışsın tam olmuş,devam böyle…

                    • fmerakli Says:

                      Can,

                      Yani diyorsun ki Balbay harddiskten cikan notlarin kendisine ait oldugunu reddediyor. Komik duruma dusuyorsun ama bu senin icin siradan bir durum oldu, gulup gececegiz.

                      Andic beni cok etkilemedi demissin, sanki senin etkilenmen gerekiyormus gibi. Ona bakarsan andic beni cok degil hic etkilemedi kisisel olarak ama bu hazirlanan andicta suc unsuru oldugu gercegini ortadan kaldirmiyor. Ayrica sorunun diger bir onemli kismi site kurmayi senin deyiminle matah bir sey zannedenlerin var olmasinin otesinde o sitelerde yer alan haberlerin de yer aldigi bir iddianame ile AKP hakkinda kapatma davasi acilmis olmasi ve dava sonunda AKP’ye laiklige karsi eylemlerin odagi olma suc isnadi ile ceza verilmis olmasi. Site kurmak matah bir sey degil belki ama o kurulan sitelerde yer alan haberleri bir iddianameye doldurup bir parti hakkinda kapatma davasi acmak bayagi matah bir sey – tabii anlayana! Kurulan siteler internette onemli bir trafik yaratmamis olabilir ama kapatma davasina delil teskil edecek kadar onemsenmis olduklarini goruyoruz. Andicta gordugun sikinti da halkin kaynaklarinin bosa harcanmis olmasi imis. Keske karargahtaki gorevliler, soyledigin gibi cok daha fazla site ile organize calismis, site iceriklerini arama motorlarini etkileyecek sekilde duzenlemis olsalardi da halkin kaynaklari bosa kullanilmamis olsa idi, oyle degil mi? Belki o zaman sitelerin etkileri daha buyuk olur, AKP’nin kapatilmasi icin saglam deliller sagladiklarina inanci daha genis halk kesimlerine yayilir, kara propaganda amacina ulasmis ve AKP kapatilmis olur, halkin kaynaklari da carcur edilmemis olurdu. Her sey tamam bir tek senin gibi bir bilisimci eksikmis anlasilan…

            • Kemal Says:

              Sevgili Demokrat,

              Fallacy için ne yazayım diye sözlüğe baktığımda (www.zargan.com) karşıma çıkanları eklemiştim. Aslında mantık hatası eksik kalmıştı. Sonra ekleseydim diye düşünmüştüm. Fırsat bulmuşken onu da ekleyeyim. 🙂

              Özetle fallacy kelimesinin Türkçesi konusundaki itirazlarına itirazım var! 🙂

              Sevgiler

              Cevapla

              • demokrat Says:

                Birşey yakalamışsınız ama,yakaladığınızın anlamı ve özünü iyi tahlil edememişsiniz. Sizin linkiniz söylüyor;
                ”Ignoratio elenchi (also known as irrelevant conclusion[1] or irrelevant thesis) is the informal fallacy of presenting an argument that may in itself be valid, but does not address the issue in question.”

                Ne demek ki?

                Burada önemli olan yani vurgu nerede sizce? Bence çok basit ”fallacy” den ziyade ”gerçek ama konumuz değil” değil mi?

                Sevgiler.

                Cevapla

                • Kemal Says:

                  Sevgili Demokrat,

                  Doğrudan sadede geleceğim. 🙂 Fallacy meselesinde yazdıklarımda hiç bir hata ya da eksiklik yok. Sizden ricam konuyu biraz daha geniç çerçevede ele alarak daha da detaylı incelemeniz olacak. Neden fallacy olduğunu anlayabilmek için öncelikle retorik ardında da demagoji konusunda sanırım daha detaylı bilgi sahibi olmak gerekli.

                  Neyse ki şanslıyız. Burada uzman sayılabilecek (Sevgili Fmeraklı tekrar hoşgeldiniz) birileri var. Bu konuda eminim benden daha fazla yardımcı olacaktır. 🙂

                  Şaka bir yana bu fallacy’ler tarihsel olarak tartışma sanatı denebilecek olan retorik bağlamında da ele alınan kavramlar. Birileri oturmuşlar bunların kategorilerini yapmışlar. Retorik çerçevcesinde fallacylerin temeli ve özünü biz tek bir kavram olan demagojiyle açıklıyoruz.

                  Yukarıda söz konusu edilmiş olan örnek bu bağlamda her ne kadar kelime kelime anlamı üzerinde düşünüldüğünde “Mantıksal Çarpıtma” sözleri tarafından karşılanamaz gibi görünüyorsa, kavramın anlamı bağlamında tam olarak cuk oturan bir tanımlama. Hatta safsata v.b. yukarıda verilen tercümeler de bu bağlamda söz konusu.

                  Yazıyı yazan “Bahçelerde kereviz gel bize bazı bazı” derken iyiniyetli ve safiyane bir şekilde yazıyı getirmiyor buraya. Bir soru sorulmuş, cevap yok, sanki kendisi sahteci çetenin avukatı gibi sorumlu hissediyor olacak ki cevap veremediği zaman iyi de siz de buna cevap verin diyor. Fenerbahçe’de geçen sene üç tane atmıştı demekten öte olmayan bir argumantasyon halbuki yaptığı. Yani yapmakta olduğu doğal olarak bir çarpıtma, safsata v.b.

                  Bilemiyorum daha açıklayıcı oldu mu? Dediğim gibi bu konuda benden daha fazla yardımcı olacak birileri bu civarda var. Bu arada yeri gelmişken bir şikayetimi de dile getireyim. Gördüğüm kadarıyla temel tarihsel kalıplar dışında yeni bir şey yok. Hiç mi gelişme olmamış bu alanda yani?. Hep tekrar hep tekrar. Taze, yeni bir şeyler görmek, gelişmeler olduğunu öğrenmek halbuki beni çok mutlu edecektir. 🙂

                  Sevgiler.

                  Cevapla

                  • demokrat Says:

                    Kemal Bey,

                    En iyisi dediğiniz gibi kuramın açıklamasını fmeraklı’ya bırakalım,hem akademisyen hem de sanırım ingilizce konusunda daha tecrübeli.

                    ”Hiç mi gelişme olmamış bu alanda yani?.” derken ne kastettiğinizi tam olarak anlamasam da, konu başlığındaki gazete yazısını kastettiğinizi varsayarak yanıt vereyim; çok gelişmeler yaşandı benzeri konularda.Dediğim gibi insanlar adım atarken iki kere düşünmek zorunda kalıyorlar ve inanırmısınız bunun en geçerli nedeni de korku. Ama maalesef davranışlar ‘öyle olması gerektiği için’ değil de birisi çıkar kaydeder,çeker ve ihbar eder korkusuyla düzenleniyor.Hal böyle olunca alınacak çok yol var diyorum.

                    Cevapla

    • Teoman Says:

      Kimin “elçi”sisiniz bilmiyorum ama bal gibi de elçiye zeval olur ve alın size yanıt: hayır.

      Bu yazıdaki şahsın kim olduğu herkes tarafından çok iyi bilinir. Tam da bu yazılan sebeplerden dolayı, kendisinin GK başkanı olması beklenirken, olmayıp emekli edilmiştir.
      Bu şahıs hakkında Medyum Memiş’ten tutun, bir sürü haber bulmanız mümkün. Ee? Nedir bu hevesle bu yazıyı buraya koymak o zaman? Yeni bir şey mi öğrendik?

      Bugün aynı şey siyasi çevrelerde de oluyor, hadi şahsi kaprislere örnek bakalım o zaman, mesela bir sürü kişinin hoşuna gidecek diye, bırakın kahve markalarını belirtmek gazeteci isimleri belirtiliyor, koskoca gazeteciler kovuluyor. Askerler de bir zamanlar aynısını yapıyordu. Şimdi de ne güzel değil mi sivilleştikçe olmaması beklenen, olmaması gereken şeyler hala oluyor olması? Demokratlık da bu olsa gerek. Bundan çıkarılacak ders de “kişisel zevklerini, isteklerini ön planda tutanların olduğu kurumların başka personellerinin yargıya güvenmemeleri gerektiği, ima edilen şey budur “elçi” kardeşimin saçma sapan sorusunda. Kusura bakmasın.

      Bu yazının ayrıca Deniz Feneri savcılarına soruşturma açılırken Balyoz savcıları hakkında işlem yapılmaması ile uzaktan yakından tek alakası, benim işaret ettiğim imadan başka bir şey değil. Yani demek “balyoz”lar bu yüzden iniyor? Eğer balyoz denen şey ilahi adaletse, başkalarına neden inmiyor acaba? Mesela “elçi”liği yapılan kimse onlara? Güç ellerinde olduğu için olmasın?

      Cevapla

    • blue Says:

      Ayıptır , yazıktır , günahtır ya hala okuduklarımın gerçek bir insan tarafında istenebileceğine inanmıyorum… böyle rezilllik olmaz ne sanıyormuş ki kendini bu kadar ihtişam istiyor ondan sonra paşalara laf söyleyince herkes aslan kesiliyor benım anlatmak istediğim durum gazetede haber olmuş işte .. Bu adam ne sanıyor ki kendini bu kadar ince detaylı ve uçsuz bucaksız isteklerde bulunuyor birde M.Kemal’in askerleriyiz diyorlar kimden duymuşlar kimden görmüşler böyle saltanatı M.Kemal’in böyle birşey yaptığı nerde görülmüş nerde duyulmuş.Laf atmaya gelince yok kışlaların gönüllü mahkumlarıyız demeyi, biliyorlar nasıl gönüllü mahkumluk bu ? Biri açıklasın …

      Cevapla

      • demokrat Says:

        Sevgili Blue,

        Açıklayacak birşey yok ki,geçmişte bunlar çok doğal ve tepkisiz kalan şeyler.Ordu da bu gibi durumlar eskiden çok doğal karşılanırdı.Hatta böyle talepler olmadan bile işgüzarlar tarafından herşey bilinir ona göre tertibat alınırdı.Bunları terfi için kullanan birçok şahsiyetsiz olmuştur.Çok yaygın bir söylem vardı, Osmanlı kalktı ama paşa ve vezirleri kaldı diye.Kendi aralarında birbirlerine hep ”paşam’ diye hitap ederler.Sanki Atatürk bu ve benzeri ünvanları kaldırırken bu ünvana hiç dokunmamış gibi davranırlar.Sosyal tesis sorumlularının öncelikli hedefi bunları mutlu etmektir.Nato ülkelerinde Amiral ve Generalleri çok rahat personel servisinde,otobüste görebilirsiniz ama bizde bırakın servisi,eş ve çocuklarını bile özel arabalar taşır.Bunları yazıyorum diye bana da yaftayı yapıştıracaklar hazırda bekliyorlar ama bu gerçeği değiştirmez,maalesef düzen böyleydi.Başka bir başlıkta sistemin değişmesi gerek, özellikle okul sonrası eğitim ve seçim sisteminin bir devrime ihtiyacı var derken bunları kastetmiştim.Bu çok sancılı bir süreç olur,zihniyet devrimi yapmak çok zor.Bu zihniyetin temellerini kurcalamak istediğinizde en az 200 yıl geriye gitmek gerekir ki maalesef öyle hemen olacak gibi değil.Sonra bütün bu yaptıklarını hiç sıkılmadan Atatürkçülük’le kamufle edip düzeni korumak için ellerinden geleni yaparlar.İddia ediyorum ,bu söylediklerimi vicdan ve akıl sahibi ,hangi görüşten olursa olsun önünüze çıkan ilk subay veya astsubaydan teyit edebilirsiniz.Burada bazı yazarlar merak edip duruyor neden toplum ‘balyoz’ gibi içinde gerçekten haksızlıklar barındıran pozisyonlara duyarsız kalıyor,tepki göstermiyor diye,işte size söylüyorum en büyük neden bu.Her Türk genci askere gidiyor,görüyor bunları.Bu arada olan da tabii suçsuz günahsız insanlara oluyor.Aslında düşünüyorum, davaların temelinde de bu zihniyet devrimini bir türlü yapamayışımız var diye, ama bunu söyleyebilecek yeterli argümana sahip değilim.
        Şimdi bazıları çıkıp bu söyledikleriniz devletin başka kurumlarında yok mu diyecek,tabii ki var,onları da eleştirmek boynumuzun borcu,çıkıp bilenler anlatırsa açık açık,ülkenin temizliğine katkıda bulunurlar.Ama işte ülkeye en çok zararı aslında bilmeden yazıp,orayı incitmeyelim,burayı incitmeyelim diyenler yapıyorlar.İncitmeden nasıl olacak?Toplumsal Bellek platformu’nun açılış sayfasındaki yazıda şöyle diyor;

        ”Gerçekler ortaya çıksın, kim incinecekse incinsin!”

        Cevapla

        • trekking Says:

          Sevgili demokrat, ben hep şunu düşünmüşümdür.

          Bu bütün kurumlarda böyle. Geçmişte de böyleydi, şimdide devam ediyor. Hanefi Avcı kitabında buna örnekler veriyor. kendisinin kaç makam odası olduğunu , kaç koruması olduğunu anlatıyor. Yurt dışına gittiğinde oradaki aynı makamda olanların yaşantısıyla karşılaştırıyor. Ki bunlar bilinmeyen şeyler değil.

          Ben 50 yaşındayım. Kamunun nasıl bir şaaşa yaşadığını çalışırken de gördüm. Bu bizimle ile alakalı. İnsan merkezli. Eğitim odaklı bir konu. Esasında biz müslüman bir toplum olarak en çok dikkat etmemiz gereken konudur bu. Ne peygamber, ne sahabe yaşantısında böyle debdebe, şaaşa yoktur.

          Bir tesbit daha yapmışsınız kesinlikle katılmıyorum. “Burada bazı yazarlar merak edip duruyor neden toplum ‘balyoz’ gibi içinde gerçekten haksızlıklar barındıran pozisyonlara duyarsız kalıyor,tepki göstermiyor diye,işte size söylüyorum en büyük neden bu.Her Türk genci askere gidiyor,görüyor bunları.”

          Bizim toplumumuz kendisine dokunmayan yılana bin yıl yaşasın diyen bir toplumdur. üstelik devlet’i ve gücü sever. Olanları bununla bağdaştırır. Bu ülke de köpek davası, bebek davası ile Başbakan asıldığı halde, hala bugün bile “Vardır bir çapanoğlu, yoksa niye alsınlar içeri” der.Sorgulamaz, Neden çünkü özgür değildir. Birey değildir.

          Örn. Ali Sirmen, darbe dönemlerinde 4 yıl hapis yatmış. Hakkımda hiç bir hüküm yok diyor. Ama buna rağmen Bugün Balyoz konusunda, diğer davalarda yapılan hukuksuzluklara karşı çıkıyor. Neden? Çünkü birey. Düşünen, sorgulayan bir insan.

          Ben askerlik görevimi Jandarma Asteğmen olarak sınırda yaptım. 4 defa mahkemeye çıkarıldım. 40 gün oda hapsi, 10 gün göz hapsi verdiler. Yani Özgürlüğümden 40 gün çaldılar. 40 gün geç terhis oldum. Giderken Tabur Komutanı bana”Karakollar boş kalmasın diye(Asteğmenlerin dağıtım süreciyle alakalı) sana 40 gün fazla askerlik yaptırdık. Senden çok memnunduk. Hakkını Helal et” dedi. Helal olsun dedim. Bu durumu anlayışla karşıladım yine de.

          Ben de o zaman Komutanların yaşantısına şahit oldum. Ancak sorun kişilerde, Kurumlar da değil İnsan da. Bunu bildiğim için “Yedikleri hurmalar, şimdi tırmalasın” düşüncesinde olmadım hiç bir zaman.

          Bu arada o dönem Tugay Komutanı, karakola gelmişti. Postası ile konuşma fırsatım olmuştu. Bir kutu teneke bisküvi(Eskiden teneke kutular içinde bakkallara gelirdi) ve bir tepsi baklava istemiş Tabur komutanından. Burdan sonra Tabura gidecek ziyafet çekecek demişti. 120 kilo civarında idi. Yani yukarıda ki isteklere göre aslında bayağı mütevazi, ama o gün içimden çüş demiştim.

          Cevapla

          • demokrat Says:

            Tabii ki kurumların burada hiçbir günahı yok,herşey insanla başlıyor insanla bitiyor.Yani kurumlar insanlarla bedene,canlılığa kavuşuyorlar.Dediğiniz gibi devletin diğer kurumlarında da vardır benzerleri.Ama işte mesela Nüfus İdaresi Başkanlığı hem benzerişeyleri yapıp hem de elindeki silah gücünü kullanarak devleti yönetmeye soyunmuyor.Ya da Tapu Dairesi,muhtıra vermiyor bir gece yarısı.Takdir edersiniz ki işin bu boyutu daha fazla tepki çekiyor.Ben de ‘yedikleri hurmalar..’ düşüncesinde değilim ama diğer taraftan bakış açısı/perspektif yakalamaya çalışarak toplumun nasıl düşünebileceğini görmeye çalışıyorum.Devlet umuru görmüş kişiler için bu ve benzeri konuların çokta önemi yoktur belki ama mesela işsizlikten kıvranan,geçim sıkıntısı çeken,evladını yitiren insanlar için çok şey ifade eder.Benim düşüncem bu yönde.

            Cevapla

            • demokrat Says:

              Bu konuyu ilgilendiren kısmı öbür konu başlığından ödünç aldım…

              ”…Davanın çok sayıda destekçisinin bulunduğunu, desteğin bir nedeninin de ordunun ”darbeler sicili” ve kendine biçtiği ”laik rejimin bekçisi” rolüyle insanlara acımasızca davranması olduğunun altını çizen Times muhabiri…”

              Cevapla

            • trekking Says:

              Sevgili demokrat

              “Devlet umuru görmüş kişiler için bu ve benzeri konuların çokta önemi yoktur belki ama mesela işsizlikten kıvranan,geçim sıkıntısı çeken,evladını yitiren insanlar için çok şey ifade eder”.

              Aşağıda bazı illerimizin nufuslarını ve o illerdeki yeşil kartlı sayısını veriyorum.
              Nüfus Yeşil Kart
              adıyaman 590.935 228.084
              ağrı 542.022 303.791
              bingöl 255.170 115.979
              Bitlis 328.757 162.531
              Erzurum 769.085 240.136
              Kars 301.766 114.369
              D.bakır 1.528.958 561.281

              Bu tablo, bir utanç tablosudur.İşsizlikten kıvranan, geçim sıkıntısı çeken bir tablodur bu. Peki bu tablo 2011 seçimlerinde kime oy vermiştir.

              Adıyaman %67.3
              Ağrı %47.5
              Bingöl %67
              Bitlis %50.6
              Erzurum %69.2
              Kars %42.5
              D.bakır %32.8

              Tabi, bunun hangi parti olduğunu söylememe gerek var mı? Bilmiyorum.

              Bu tablodan da size cevap vermek istediğim gibi bir durum anlaşılmasın.Asıl vurgulamak istediğim Yeşil Kart sayısının bu iller de nufus’un yarısını geçmiş olması.Bu çok kötü bir gelişme.

              Cevapla

              • demokrat Says:

                Satın trekking,

                Dönüp dolaşıp parti söylemine geliyoruz,tabii doğal olarak ne söylesek sonuç oraya çıkıyor.Uzman değilim ama bu tablonun açıklaması çok zor , basitçe iki duruma delalet bence;
                Birincisi bizim halkımız mazoşist,kendisine bu fakirliği,yoksulluğu reva gören insanlara gidip oy veriyorlar ki daha da fakirleşsinler,
                İkincisi ise benim teorime daha yakın,geçmişten o kadar nefret ettiler ki, bir daha asla diyorlar.Yoksa kimse gidip silah zoruyla oy kullandırmıyor.Ya da bir üçüncü kuram olabilir ki-bence çok saçma- oy vermeyenlerin hepsi fakir/yoksul, oradaki oy oranları ise mevcut iktidar tarafından tatmin edilmiş kesimler.
                Bu ve benzeri kuramlar eğer konuyu açıklamakta kadük kalıyorsa bizim anlayamadığımız , sadece Türk milletine özgü bir durum var ortada.
                Yoksulluk ve işsizliği görüyoruz tabii,görmemek için kör olmak gerek,ama bu durumun sorumlusu olarak salt günümüz iktidarını suçlamak da o kadar abes.Bu tablonun temeli en az 70-80 yıla tekabül eder.Aydınlanmanın neresindeyiz, sanayi devriminde neredeydik,ikinci teknoloji devrimi bizi ne kadar ilgilendirdi?Koskoca Dünya savaşından yanmış,harap olmuş durumda çıkan ülkeler şu an ne durumda, savaş görmeyen güzel ülkemiz ne durumda.Bu görüntünün asıl sorumluları kimler?Bu ülkenin kaynakları nerelere gitti,ya da yüzyıllık artıdeğer kimler tarafından paylaşıldı?Tüm bu yanıt bekleyen sorular karşılığını bulmadan sadece iktidarı suçlarsak sanırım haksızlık etmiş oluruz.

                Cevapla

  4. Atilla 54 Says:

    “Balyoz’da ucu açık bir sürece doğru

    BU yılki YAŞ toplantısında özellikle Hava Kuvvetleri Komutanlığı ekseninde yaşanan sıkıntılarla ilgili durum aslında daha geçen aralık ayında belli olmuştu.

    Aralık ayında öngörülebilir olan bu durumun kuvveden fiile çıkması yaklaşık 6 ay gibi bir gecikmeyle oldu? Bugün bu süreci büyüteç altına yatıralım.

    BALANLI’NIN DURUMU TEHLİKEYE GİRİYOR

    Balyoz davasının önemli bir dönüm noktası, 6 Aralık 2010 tarihinde Gölcük’teki Donanma Komutanlığı’nın İstihbarat Şubesi’nde yapılan aramada döşeme altına saklanmış olan bir dizi belgenin ele geçirilmesidir. Savcılık, böylelikle Balyoz’un Hava Kuvvetleri ayağını oluşturan Oraj planını destekler nitelikte gördüğü çok sayıda delile ulaştığına kanaat getirdi.
    Daha önce bu yılki YAŞ’ta Hava Kuvvetleri Komutanlığı’na getirilmesine kesin gözle bakılan Orgeneral Bilgin Balanlı’nın bu şansının ciddi bir şekilde tehlikeye girdiği aslında Gölcük’teki aramada belli olmuştu.
    İstanbul Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Müdürlüğü tarafından Gölcük’te bulunan Oraj belgeleriyle ilgili olarak hazırlanan 27 Aralık 2010 tarihli 41 sayfalık tespit tutanağında, Orgeneral Balanlı’nın ismi hemen göze çarpıyordu. Bu imzasız word belgeleri, Balanlı’nın 2003 yılında düzenlendiği öne sürülen darbe teşebbüsü içinde yer aldığına işaret ediyordu. (Balanlı, savcılık ifadesi ve mahkemede bu iddiayı reddetti, word belgelerinin sahte olduğunu söyledi.)
    Sonraki süreçte de ana Balyoz davasında benzer word dosyalarında adı geçen 160 dolayında muvazzaf ya da emekli subay 11 Şubat tarihindeki mahkeme kararıyla tutuklandığı için, Balanlı’nın da aynı akıbete uğraması kaçınılmaz gözüküyordu. Yanıtı bilinmeyen kritik soru, bu adımın ne zaman atılacağıydı.
    Gelgelelim Özel Yetkili Savcılık, durumu aslında aralık ayı sonunda belli olan Balanlı’yı ifade almaya mayıs ayının son haftasında çağırdı. Balanlı, 30 Mayıs tarihinde tutuklanarak Hasdal’daki askeri cezaevine gönderildi. Zamanlama genel seçimin tam 12 gün öncesine tesadüf etti.

    SAVCI ÖNCELİĞİ ESKİŞEHİR’E VERİNCE

    Şimdi konunun bir başka boyutuna geçelim. Gölcük belgeleri üzerindeki polis incelemesinin tamamlanmasından yaklaşık 2 ay sonra 21 Şubat tarihinde Eskişehir’de emekli Hava İstihbarat Albay Hakan Büyük’ün evinde düzenlenen baskında el konulan bir flash diskte daha önce çıkmamış yeni Balyoz belgeleri bulundu.
    İlginçtir ki, Bilgin Balanlı’nın ismi hem Gölcük hem de Eskişehir’de çıkan Balyoz bölgelerinde de gözüküyordu. Onun dışında isimlere bakıldığında, Gölcük’teki belgelerden çıkan Hava Kuvvetleri personeliyle Eskişehir’de çıkan hava personeli büyük ölçüde farklıydı.
    Savcı Hüseyin Ayar, 7 Nisan tarihinde bu dosyada görevlendirildikten sonra önceliği Gölcük değil Eskişehir belgelerine verdi. Savcı, 16 Haziran tarihinde son noktayı koyduğu ikinci Balyoz iddianamesinde Balanlı’yı 8 numaralı sanık yaparken, kendisi hakkında hem Balyoz hem Eskişehir’de çıkan delillerden yararlandı.
    Ancak bunu yaparken, Savcı, iddianamenin sanık listesini Balanlı dışında isimleri ilk kez Eskişehir’de bulunan belgelerde çıkan havacı subaylarla sınırlı tuttu. Örneğin, temmuz ayının ilk haftasında tutuklanan Korgeneral Turgut Atman, Tümgeneral İsmail Taş, Tümgeneral Beyazıt Karataş ve Tümgeneral Bülent Kocababuç bunlar arasında sayılabilir.
    Burada altı çizilmesi gereken bir nokta, Savcı’nın iddianameyi hazırlarken, aralık ayında Gölcük’te isimleri çıkan ve haziran ayında tutuklattığı havacı subayların bir bölümünü (Korgeneral Ziya Güler, Korgeneral Korcan Polatsü gibi) sanık yapmaması, bu grubu sonraki bir üçüncü iddianameye bırakmasıdır.

    YENİ DALGALAR KAPIDA MI?

    Yaptığım bir tarama, Gölcük belgelerinde toplam 72 havacı subayın isminin geçtiğini gösteriyor. Bunlar arasında emekliler olduğu gibi bugün görev başında olan ve tümgeneralliğe kadar yükselmiş muvazzaf subaylar da var. Tespitlerime göre, bu listedeki isimlerin yalnızca 5’i tutuklandı; önemli bir bölümü henüz ifade vermeye davet edilmedi.
    Buradan nereye gelmek istiyorum. Önümdeki dosyalar ve olayın akışı, özellikle Hava Kuvvetleri’ni hedef alan tutuklama dalgalarının önümüzdeki dönemde de devam edeceğini ve her halükârda yeni üçüncü bir iddianamenin daha geleceğini gösteriyor.
    Buradan yola çıkarak, aynen Ergenekon’da yaşandığı gibi Balyoz’da da yeni halkalarla genişleyen ucu açık bir soruşturma sürecinin içine girdiğimiz sonucuna varıyorum.”
    http://hurarsiv.hurriyet.com.tr/goster/haber.aspx?id=18407673&yazarid=308&tarih=2011-08-03

    Cevapla

  5. E. Lciye Zevalolmaz Says:

    Bir tek Sedat kaldı! Diğerleri hep demokrasi havarisi kesildiler! (“zaten ben hep denokrattım, darbelere karşıydım..” ayakları!!) . Ne Ergenekon yok diyen kaldı ne balyoz. Nolcek döneklerr!!

    Cevapla

  6. Can Acar Says:

    [Yukarısı çok kalabalık oldu, buraya taşıyorum]

    fmerakli,

    Sorunu çok güzel tespit etmişsin. Teşekkür ederim:


    … o sitelerde yer alan haberlerin de yer aldigi bir iddianame ile AKP hakkinda kapatma davasi acilmis olmasi ve dava sonunda AKP’ye laiklige karsi eylemlerin odagi olma suc isnadi ile ceza verilmis olmasi.

    … o kurulan sitelerde yer alan haberleri bir iddianameye doldurup bir parti hakkinda kapatma davasi acmak.

    Demek ki internete düşen ne olduğu belli olmayan haberlerle dava açmak sakıncalıymış.


    Belki o zaman sitelerin etkileri daha buyuk olur, AKP’nin kapatilmasi icin saglam deliller sagladiklarina inanci daha genis halk kesimlerine yayilir, kara propaganda amacina ulasmis ve AKP kapatilmis olur.

    Demek ki bir şeyi çok fazla tekrarlarsan halk kesimleri ona inanır, parti bile kapatılabilirmiş.

    Günaydın.

    Bahsettiğin dezenformasyonun, yargısız infazın, kara propagandanın alası Balyoz Ergenekon ve benzeri davalarda yıllardır yaşanıyor. Sen bunun sakıncalarını AKP hedef alınınca farkediyorsun, ama Balyoz ile ilgili propaganda yazılarını her fırsatta buraya taşımaktan da çekinmiyorsun. Balyozdaki hukuksuzlukları ve tutuklamaları alkışlarken Deniz Feneri tutuklamalarına karşı “masumiyet karinesi” ve “usülsüzlük” çığlıkları atmaya başlayanlardan bir farkın yok.

    TSK’nın yaptığını kesinlikle onaylamıyorum. Bunun ülkenin temel değerlerini hedef alan çok sayıdaki kara propaganda sitesine karşı beceriksiz bir karşılık verme girişimi olduğunu, doğrudan AKP’yi hedef alan planlı bir çalışma olmadığını düşünüyorum.

    Yapılan işin elle tutulur bir tarafı yok. Eğer çeşitli konularda bilgilendirme yapılacak, haberler toplanıp yayınlanacaksa, bunların sivil görünümlü sitelerde yapılması en basitinden ahlaksızlık. Eğer kara propaganda yapılacaksa, bunun da TSK içerisinden sivil memurlarla, emir komuta zincirinde yapılması en azından ahmaklık. Reklam şirketi tut daha iyi.

    Eğer kara propaganda yapacaksan, daha önce de söylediğim gibi teknik çalışırsın. Cemaat sitelerini örnek alırsın. Sahte haber uydurur, arama motorlarında bu haberlerin reytingini yükseltirsin. Ne bileyim, kendine dinci süsü verir popüler sitelere gidip insanların aklını çelmeye, kafalarını karıştırmaya çalışırsın. Öyle sağdan soldan topladığın haberleri yayınlayarak memur işi kara propaganda falan yapılmaz.

    Eğer TSK’nın amacı AKP’ye karşı kara propaganda olsaydı, o zaman çok daha stratejik ve teknolojik çalışması gerekirdi. Eğer AKP’yi kapattırmak amaçlı organize bir çalışma içerisinde olsaydı, bu amaca ulaşmasına bir adım kala anayasa mahkemesinde direkten dönmezdi. Asker kökenli iki üyenin oylamada AKP kapatılsın diye oy vermesini sağlardı.

    Bu nedenle yanlış hedefe saldırıyorsun. TSK bilgi çağını ıskalamış, geç kalmış, yeni “silahlardan” edinmeye çalışırken de yüzüne gözüne bulaştırmıştır. Aynı silahlar, yani medya ve bilgi, onların değerini çok daha erken farkeden bir kesim tarafından TSK dahil tüm kurumları ele geçirmek için kullanılmıştır. Bu da başarılı olmuştur. Asıl kara propaganda yapan onlardır. Sen de ya o kesimin bir parçasısın, ya da fena halde kandırılmış, kara propagandaya maruz kalmışsın.

    Kolay gelsin …

    Cevapla

    • fmerakli Says:

      Can,

      Yine iskembe-i kubradan sallamissin. Ben Balyoz davasindaki hukuksuzluklari ve tutukluluk hallerini alkisliyormusum. Bunu yapan bir insan, bu blogta ortaya konan delillere iliskin tutarsizliklar yargilama surecinde acikliga kavusturulmaz ya da dikkate alinmazlar ise saniklarin adil yargilanma hakki ihlal edilmis olur der mi? Tutukluluklari alkislayan bir insan, Balyoz saniklari hakkinda savcinin tutuklama talep ettigi basinda yer alinca mahkeme kararini aciklamadan once bu blogra ytazdigi bir yorumda “umarim mahkeme tutukluama karari vermez” der mi?

      TSK’nin kara propaganda sitelerini onaylamadigini ama sitelerin de zaten AKP’yi hedef aldigini dusunmedigini soylemissin. Sence o sitelerde yer alan haberlerden derlenen su basliklar kimi hedef aliyordu:

      “Cankaya Cumhuriyet ile hesaplasma yeri degil”
      “Turban Kosk’e cikmamali”
      “AKP turbana dolandi”
      “AKP laik sistemi dilim dilim dogruyor”
      “Adaletsiz Kadrolasma Partisi”
      “AKP’li belediyeden kadin dovme rehberi”
      “AKP iktidari: Cumhuriyetci demokrasiden dinci oligarsiye”

      BU ve benzer bir cok haberin hukumet karsiti kara progaganda olduguna inanmayan biri tarafindan soylenen kimin, ne zaman, ne sekilde, ne tur araclarla kara propaganda yaptigina iliskin sozleri ciddiye alacagimi dusunmuyorsun herhalde.

      Kara propagandaya kimin maruz kaldigi gun gibi ortada zira…

      Cevapla

      • demokrat Says:

        ”Bir kere de okuduğunu çarpıtmadan anlasan keşke. Sana “Balyoz davasindaki hukuksuzluklari ve tutukluluk hallerini alkisliyorsun” demedim”

        ” Balyozdaki hukuksuzlukları ve tutuklamaları alkışlarken Deniz Feneri tutuklamalarına karşı “masumiyet karinesi” ve “usülsüzlük” çığlıkları atmaya başlayanlardan bir farkın yok.”

        Gene uzaylılar gelmiş,yazıp kaçmışlar.Hımmm…

        Cevapla

        • Can Acar Says:

          demokrat,

          Uzun cümleleri çözümlemekte zorlandığını unutuyorum bazen. Bak tek tek alalım:

          “Bahsettiğin dezenformasyonun, yargısız infazın, kara propagandanın alası Balyoz Ergenekon ve benzeri davalarda yıllardır yaşanıyor. Sen bunun sakıncalarını AKP hedef alınınca farkediyorsun, ama Balyoz ile ilgili propaganda yazılarını her fırsatta buraya taşımaktan da çekinmiyorsun.”

          İlk iki cümleye göre fmerakli ne yapmış? AKP’ye kara propaganda yapılmasına karşı çıkmış, ama kendisi Balyoz ile ilgili propaganda yazılarını bloga taşıyormuş. [bu benim iddiam, itiraz ederse bakarız, ama buna itiraz etmedi.]

          Devam edelim:

          “Balyozdaki hukuksuzlukları ve tutuklamaları alkışlarken Deniz Feneri tutuklamalarına karşı “masumiyet karinesi” ve “usülsüzlük” çığlıkları atmaya başlayanlardan bir farkın yok.”

          Birileri [yandaş medya] ne yapmış? Balyozda olan biteni alkışlarken, Deniz Feneri davasında benzer olaylara “masumiyet karinesi” ve “usülsüzlük” diye karşı çıkmış.

          fmerakli bu grubun içerisinde değil, çünkü kendisi ne Balyoz hukuksuzluklarını ve tutuklamalarını alkışladı, ne de (şimdiye kadar) Deniz Feneri ile ilgili bir yorumda bulundu.

          Peki fmerakli’nin yaptıkları ile Yandaş medya yazarlarının yaptıkları arasındaki benzerlik ne? İkisi de taraf tutuyor, samimiyetsiz ve ikiyüzlü davranıyor.

          Yapılanlar arasında fark yok demek bunu işaret ediyor.

          Umarım bu sefer anlaşılmıştır. Bir sorun varsa lütfen söyle, içinde kalmasın.

          Kolay gelsin …

          [Kendime not: Kısa cümleler, basit ifadeler kullan. Gazeteleri harakiri haberleri için takip et.]

          Cevapla

          • demokrat Says:

            :)Bu kadar ağır(!) yazarsan zorlanırım tabii…

            Cevapla

          • Kemal Says:

            Sevgili Can,

            “…İlk iki cümleye göre fmerakli ne yapmış? AKP’ye kara propaganda yapılmasına karşı çıkmış, ama kendisi Balyoz ile ilgili propaganda yazılarını bloga taşıyormuş. [bu benim iddiam, itiraz ederse bakarız, ama buna itiraz etmedi.]…”

            Neyine itiraz edecek ki? 🙂

            Hepimiz blogu okuyoruz.

            Netekim zaten bu tavrından dolayı yukarıda yazmış olduklarını ciddiye dahi almak anlamsız.

            Sevgili Fmeraklı’nın cümleleriyle devam edeyim:

            “..BU ve benzer bir cok haberin hukumet karsiti kara progaganda olduguna inanmayan biri tarafindan soylenen kimin, ne zaman, ne sekilde, ne tur araclarla kara propaganda yaptigina iliskin sozleri ciddiye alacagimi dusunmuyorsun herhalde.

            Kara propagandaya kimin maruz kaldigi gun gibi ortada zira…”

            yukarıdaki cümleleri yazmış olan kişi yani “kara propagandanın kimin maruz kaldığının gün gibi ortada” olduğunu iddia eden bir kişi o kadar angaje olmuş ki, cümlelerinde tereddüt bile ifade etmiyor, ondan sonra da “nesnellik” iddiasını dile getiriyor.

            Okurlardan da buna inanmasını bekliyor. Çünkü alem kör sağır, bir kendi akıllı…

            Sevgiler. 🙂

            Cevapla

  7. Can Acar Says:

    fmerakli,

    Bir kere de okuduğunu çarpıtmadan anlasan keşke. Sana “Balyoz davasindaki hukuksuzluklari ve tutukluluk hallerini alkisliyorsun” demedim. “Balyoz ile ilgili propaganda yazılarını her fırsatta buraya taşımaktan da çekinmiyorsun” dedim. Bu çelişkili davranışını Balyoz davasındaki hukuksuzlukları ve tutukluluk hallerini aklışlayanların Deniz Feneri davasındaki gelişmeler karşısındaki ikiyüzlü tepkilerine benzettim.

    TSK’nın sitelerine gelince. AKP karşıtı yazı yayınlamış olması o sitenin AKP’ye karşı kurulduğu anlamına gelmez. Bu yazılardan senin iddia ettiğin gibi bu sitelerin AKP’ye hazırlanan bir komplo olduğunu, bunun partiyi kapattırmak için yapıldığını çıkartmak hem zorlama olur, hem de örneğini verdiğim anayasa mahkemesi kararı gibi konuları açıklayamaz.

    TSK’nın yaptığını asla onaylamıyorum, ama bu sitelerin herhangi bir zaman AKP’ye veya başka bir kesime karşı ciddi bir tehlike oluşturduğuna da inanmıyorum. Bashettiğin tarz yazılar için tek kaynak bu siteler değil ki. Sayın savcı iddianameye koymak için Google’dan kolaylıkla farklı siteler de bulabilirdi. Amanın! Google da propaganda merkezi olmasın sakın!!!

    Eğer cezalandıracak bir suç arıyorsan planlanıp planlanmadığı bile belli olmayan darbe veya komploların peşinden koşacağına yapılmış olanlara el atmalısın. Bak, 27 Nisan kahramanı audisi ile dolaşıyor (pardon, o muhtıra sayılmıyor artık). 12 Eylül sorumlusu savcılarla çay içti, keyfine bakıyor. Terörist başı dışarı çıkmak için gün sayıyor. Hrant Dink’in katili ise 10 yıl sonra aramızda.

    Kolay gelsin …

    Cevapla

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: