Balyoz oyununda son perdeye doğru: askeri bilirkişi ve TÜBİTAK raporları

Dün kanımızca önemli bir gündü çünkü Askeri bilirkişinin 26 Mart 2010 tarihli son raporu açıklandı ve bu raporda Balyoz darbe belgelerinin sahte olduğuna dair bizim şimdiye kadar yaptığımız saptamaların ötesinde önemli bulgular var.  Raporda varılan sonuç şöyle:

“Balyoz, Suga, Oraj, Çarşaf ve Sakal planlarının gerçek olmadığı yönünde gerek teknik ve gerekse askeri yazım usül ve yöntemleri açısından kuvvetli deliller bulunduğu kanaatine varılmıştır.”

Raporun kendisine buradan ulaşabilirsiniz.

Bu raporun bir başka önemi, TÜBİTAK’ın daha önceki (fakat avukatlara ancak dün verilen) bilirkişi raporundaki bariz sakatlıklara kesin bir dille işaret etmesi.  TÜBİTAK’ın raporunun bilimsel tarafsızlıkla hazırlandığını söylemek maalesef mümkün değil.

TÜBİTAK şöyle bir sonuca varmış:

“1. Dosyaların oluşturma ve son kaydetme tarihlerinin 2003 yılı ve öncesine ait olduğu tespit edilmiştir.”

Bunlar besbelli çok dikkatle seçilmiş kelimeler.  Eminiz medyanın bir kısmı bu kelimeleri kullanıp, TÜBİTAK’ın belgelerin gerçek olduğuna dair bir tespitte bulunduğunu yazacak.  Ancak burada defalarca belirttiğimiz üzere, bir CD ya da elektronik dosyada görülen tarih o CD ve dosyanın gerçekten oluşturulduğu tarih olmayabilir. TÜBİTAK’ın kullandığı ifade, “Dosyalar 2003 yılı öncesinde oluşturulup 2003 yılı ve öncesinde son olarak kaydedilmiştir” ifadesi ile aynı değil.  Askeri bilirkişi raporunun da belirttiği üzere, teknik olarak bu dosyalar pekala 2009 senesinde (ya da başka bir tarihte) oluşturulup yine aynı tarihte kaydedilmiş olabilir.  Askeri bilirkişi, bunun nasıl yapılabileceğini raporunda izah ediyor; raporu okumanızı tavsiye ederiz.

Gene Askeri bilirkişi raporunun belirttiği gibi, TÜBİTAK’ın analizi sadece yüzeysel bir şekilde eldeki bilgiler arasında uyum olup olmadığıyla sınırlanmış.  Dosya yolu bilgileri iddia edilen tarihlere mi işaret etmektedir?  Belgelerde kullanılan yazılımlar 2002-2003 döneminde kullanımda olan yazılımlar mıdır?  CD’lerin orijinalliği konusunda bir analiz yapılmamıştır, bu yüzden bu konuda tespite varmış oldukları da söylenemez.

TÜBİTAK’ın bilimsel kimliğini bir kenara bırakıp bu denli yanıltıcı bir rapor hazırlamış olması bizi hayretler içinde bırakıyor. Bu konuya ve TÜBİTAK’ın o kadar kişinin tutuklu kalmasındaki sorumluluğuna daha ileride döneceğiz.

Askeri bilirkişi raporu, CD’lerin orijinal olmadığına dair (ve TÜBİTAK’ın kaçırdığı) önemli bulgulara işaret ediyor.  Bunlardan bir kısmına bir sonraki yazımızda değineceğiz.

Abone Ol

Subscribe to our RSS feed and social profiles to receive updates.

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: