Balyoz Davası 39. Celse Duruşma Tutanağı – 13 Haziran 2011

02 Ağustos 2011

Duruşmalar, GENEL

39. Celse duruşma tutanağını okumak için buraya tıklayın. Bu celsede Mümtaz Can, Ahmet Topdağı, Cemal Candan, Gökhan Murat Üstündağ, Fatih Altun, Faruk Oktay Memioğlu savunmalarını yapıyor.

Mahkeme üyeleri ve savcı, bu celsede de (sanıkların çapraz sorgular sırasında) 11 no.lu CD’de çıkan Balyoz planı ve ekleri ile ilgili tek bir soru sormuyor. Bütün sorular ya plan semineri ile ilgili ya da tamamen ilgisiz (hiç soru sorulmadığı da oluyor).

Dava ile ilgili gerçekleri ortaya çıkarmaya çalışan savcı ve hakimlerin, bu amaçla yönelttikleri kimi sorulara örnekler…

Örnek 1:

Cumhuriyet Savcısı Savaş Kırbaş’ın Mümtaz Can’a yönelttiği soru (sayfa 31):

“Şimdi peki 1. Ordu Komutanlığı oynandığı iddia edilen olasılığı en yüksek tehlikeli senaryo gibi hayali bir senaryo ile uğraşacağına, 10 senedir yeni sisteme uyan, uydurulmamış çok hassas bir yerde olduğunu sizin beyan ettiğiniz, Karaağaç’ın savunmasını günün şartlarına uydurmayı düşünse daha iyi olmaz mıydı?”

Mümtaz Can’ın vekili Av. Erhan Ergun bu soruya cevaben:

“(…)Bu tür soruların sorulmasının anlamı nedir? Yüklenen suç ile bu tür soruların ne gibi bağlantısı vardır? Maddi gerçeği açığa çıkarma yönünde ne gibi bir ilerleme kaydeder bu tür sorular?”

***

Örnek 2:

Üye Hakim Ali Efendi Peksak’ın Ahmet Topdağı’na yönelttiği soru:

“Daha öncesinde kolorduda yapılan plan çalışmasında bir sunum yaptınız (…)Muhtemel Türk-Yunan savaşında Bulgaristan’ın durumu ile ilgili.”

Ahmet Topdağı’nın vekili Av. Haluk Demirkılıç, bu soru üzerine (sayfa 35):

 “Türk-Yunan savaşında Bulgaristan’ın durumu ile ilgili soru sordunuz güzel. Yani soru sormanıza da aslında sevindim, mutlu oldum yani. İlk defa çünkü Recai Elmaz’ın da savunmanlığını yaptığımda ona hiçbir soru sorulmamıştı. Bu sanığa sorulması da güzel bir şey. Ama sormanız gereken balyoz harekat planı denilen sözde, hayali, hikaye ile ilgili bir soru sorsaydınız daha çok mutlu olurdum. Yani nasıl kabul ettin veya bu görevi nasıl aldın, nasıl çalışmalar yaptın. Belki, lütfen onu sorun. Belki onlar için bir şeyler söyler, nasıl görev aldığını, nasıl kabul ettiğini. Yoksa Türk-Yunan savaşında Bulgaristan’ın durumu, sunum yapıp yapması herhalde bu dava ile çok önemli değil.”

***

Örnek 3:

Üye Hakim Murat Üründü’nüm yönelttiği Faruk Oktay Memioğlu soru (sayfa 62):

“ Size ait olduğu iddia edilen bu ajanda var. Biraz önce bana ait dediniz, kısa kısa notlarınızın olduğu. Şimdi 04 Ağustos 2003 tarihli sayfaya büyük harflerle “OYUN BİTTİ” yazmışsınız, bunun bir anlamı var mı?”

Faruk Oktay Memioğlu:

“Var.”

Üye Hakim Murat Üründü:

“Nedir? Buyurun söyleyin.”

Sanık Faruk Oktay Memioğlu:

“Emekli oldum.”

***

Soruların Balyoz iddialarına değil, seminer üzerine odaklanması üzerine Çetin Doğan söz alıyor (sayfa 45):

“Arkadaşlarımız hazırlık yaptılar. Seminerin baştan sonuna kadar burada kendi iddianamemi okurken, baştan sonuna kadar neler konuşulduğunun kayıtlı olduğunu ve bunun 9 kasetten ibaret olduğunu 6. kasetin de sehven oraya girdiğini söylemiştim. 10. kasette ortada yok zaten ve bunların saatlerine saniyelerine bakarsanız, neler tartışıldığı ortadadır. Ve bunların hepsinin hesabını da ben vermeye hazırım. (…) bu seminer süresi 12 saattir. 12 saat yani iki buçuk gündür. Başlama bitme saatleri bellidir ve konuşmaya başlayanın söylediğinin de hangi saatte konuştuğu yazılıdır. Ve bunların hiçbirisin de ne balyoz darbe planı vardır, ne darbenin D’si vardır, ne balyozun B’si vardır. Sadece ülke savunmasının hem ileri bölgede hem geri bölgede Türkiye genelinde durumu nasıl değerlendiriyorsunuz derken, tekrar ediyorum; Bütün Türkiye genelinde kolordu komutanları, ordu komutanlığı oynuyor. Ben diyorum ki ne yapacaksınız ordu komutanı olarak, kara kuvvetlerinize teklifinizi götüreceğiz. Neden? Çünkü, Güneyde de bir yangın var onu düşüneceksiniz. Stratejik ihtiyatlarımız oraya kaymış. Bunlar hep senaryonun içerisinde olan, bizim kuvvetlerimiz oraya kaymış bu durumda ne yaparsınız, gerideki kuvvetler yeterli mi, değil mi? Bütün bunları ortaya koyuyor. Şimdi bir ortada olan, bu niçin bu seminerde bu var? Ayrıntının ayrıntısında bize atılı suçla ilgili somut deliller söyleyin. Söylediğimiz sözlerin her şeyin hesabını vermeye hazırız. Burada tekrar ediyorum, bütün arkadaşlar seminere karışanların hepsi tutuklu değil, 48 kişisi burada 162 kişinden, 48’i burada hepsinin hesabını ben vermeye hazırım. Katılanları eğer suçlu görüyorsanız ben suçluyum. Bunu üçüncü defa tekrarlıyorum. Arz ederim.”

Abone Ol

Subscribe to our RSS feed and social profiles to receive updates.

6 Yorum “Balyoz Davası 39. Celse Duruşma Tutanağı – 13 Haziran 2011”

  1. ihtimal Says:

    Yavuz Donat Sabah Gazetesi Agustos 2011 alinti,
    *************************************
    Sadettin Bilgiç’te hikâye çok.
    Dün ondan pek çok hikâye dinledik.
    Örneğin 10 Ekim 1961 seçimlerinden sonra yapılan Cumhurbaşkanlığı seçiminin hikâyesini.
    “Meclis’e kalsa” Ord. Prof. Dr. Ali Fuad Başgil Cumhurbaşkanı seçilecekti.
    Ama TBMM “hür iradesiyle” seçim yapamadı.
    Asker “27 Mayıs ihtilalinin lideri Cemal Gürsel’i seçeceksiniz” diye dayattı.
    Meclis de “direnemedi… Direnseydi feshedilecekti…
    Mecburen Cemal Gürsel’i seçti.”
    Ben Isparta’dan milletvekili seçilmiştim, Hoca (Ord. Prof. Dr. Ali Fuad Başgil) İstanbul’dan senatör.
    Bizim partinin (Adalet Partisi) listesinden seçildi… Ama “bağımsız” olarak.
    Seçimden sonra bizim evde toplantılara başladık.
    Adalet Partili’ler.
    Yeni Türkiye Partili’ler.
    Cumhuriyetçi Köylü Millet Partili’ler.
    Günlerce toplandık ve bir karar aldık:
    – Sayılarımız yetiyor… Ali Fuad Başgil’i Cumhurbaşkanı seçeceğiz.
    Hoca’ya da bildirdik. Kabul etti, Ankara’ya gelmek üzere, Haydarpaşa’dan trene bindi.
    Ord. Prof. Dr. Ali Fuad Başgil’in bindiği trenin sabah saat 10.00’da Ankara’ya gelmesi gerekmektedir.
    Ama tren yolda arıza (!) yapar.
    Saat 16.00’da gelebilir.
    Ord. Prof. Dr. Ali Fuad Başgil trenden iner, otele gider. Biraz dinlenecek, sonra da “Sadettin Bilgiç ve arkadaşlarıyla” buluşacaktır.
    Sonrasını yine “Koca Reis” anlatsın.
    Hiç beklenmedik bir şey oldu ve askerler Ord. Prof. Dr. Ali Fuad Başgil’i Başbakanlığa götürdüler.
    Tehdit ettiler.
    Hoca “Cumhurbaşkanlığına aday değilim” dedi.
    Senatörlükten de istifa etti.
    Sonra bir cipe bindirdiler, İstanbul’a götürdüler.
    Aradım, telefonla ulaşılamıyordu.
    Daha sonra konuştum… “Hukuk dışına çıkıldı… Tehdit edildim” dedi… Üzgündü.
    Siyasi kariyerinde “Milli Savunma Bakanlığı” da bulunan “dünün kurt siyasetçisiyle” daha neler konuştuk, neler…
    Askerin “siyasete müdahalesi ile ilgili” hikâyeler. “Zincirbozan sürgününü” de yaşamış olan Koca Reis “gelişmeleri izliyorum” dedi:
    – Siyaset oturuyor… Asker-sivil ilişkisi normal hale geliyor… Sistem yerleşiyor… O kadar çok bedel ödedik, öylesine acılar çektik ki…

    ***************************
    Alin size bu ulkede cumhurbaskanlarinin 70-80 yil nasil secildigini anlatan canli bir hikaye 🙂 Daha neler duyacagiz neler!!!! Bakalim bunlar Pinar ve Dani icin birsey ifade ediyormu?

    Cevapla

  2. ihtimal Says:

    Yavuz DOnat 02 08 2011 yazisindan alinti,
    *************************************************
    1960’lı yılların ikinci yarısıydı.
    AKŞAM Gazetesi’ndeydik.
    Ankara Temsilcisi İlhami Soysal’dı… İlhami Abi aynı zamanda “Görünüm” köşesini yazıyordu.
    Bir diğer yazar Çetin Altan’dı.
    İlhami Soysal bir ara “Genelkurmay Başkanı Org. Cemal Tural’ı eleştiren” yazılar yazdı.
    ***
    Ve bir sabah…
    İlhami Soysal, büroya (Kızılay- Gökdelen… Kat 4) geç geldi.
    Ağzı burnu, üstü başı kan içindeydi.
    “Eşek sudan gelinceye kadar” dövülmüştü.
    ***
    Uzun hikâye… Ortalık karıştı.
    Başbakan Demirel “geçmiş olsun” dedi, “olayın araştırılmasını” istedi.
    Ve birkaç gün sonra “olay çözüldü.”
    İlhami Soysal’ı “bir albay ile bir astsubay” kaçırıp, dövmüşlerdi.
    ***
    Olay “yargıya” intikal etti ama…
    “Sanıklar” ortada yoktu.
    Zira “Kıbrıs’a tayinleri yapılmıştı.”
    ***
    Dedik ya, uzun hikâye… Ayrıntıya girsek günlerce yazmak gerek.

    Cevapla

  3. aaa Says:

    ihtimal,

    “bakalim bunlar Pinar ve Dani icin birsey ifade ediyormu?”

    Mutlaka ediyordur.

    Acaba senin için Balyoz Davası 39. Celse Duruşma Tutanağı senin için ne ifade ediyor?

    Davanın hukuksuzluk açısından, 40 sene önceki hukuksuzluklardan ne farkı var? 40 sene önce direkt askerler yapıyor idi, şimdi ise nasıl yapıldığı malum.

    Cevapla

  4. Solmaz Türk Says:

    Geçmişe gidip kirli bohçaları açacaksak ben de Dolmabahçe’de demirleyen Amerika altıncı filosunu kıble yapıp namaz kıldıktan sonra Taksim’deki insanlara ellerinde sopalarla saldıranlar kimlerdi ,bu gün hangi mevki ve makamlarda diye aslında cevabı herkes tarafından bilinen soruyu sorarım.

    Cevapla

    • E. Lciye Zevalolmaz Says:

      Balyoz = Çetin olarak mı okumalıyız artık? Yoksa biz de mi değiştik Yeni CHP ile?

      İçtiğimiz sıyı dahi borçlu olduğımuz (şimdi anladım bir kaç boru ile ne yaptıklarını!) Çetinlerin mağduriyeti üzerine:

      Etyen Mahçupyan

      Asker ve mağduriyet
      Mağduriyet kavramı, haklarını alamayan ve çoğu zaman bu hakları yerleşik siyaset kanalları içinde arayamayan kişi ve grupların otorite ile olan ilişkilerini ima eder.

      Ancak ‘hak’ kelimesinin epeyce muğlak olduğunu fark etmekte yarar var. Burada belirli bir uluslararası sözleşmeye dayanan varoluş özelliklerinden mi, tarihsel teamülün ürettiği alışkanlıklardan mı, yoksa bazı grupların sahip olduğu imtiyazlardan mı bahsedildiği belli değildir. Genelde insanlar kendi durumlarını, olması gerektiğini düşündükleri durumla mukayese ederler ve aradaki boşluğu ‘mağduriyet’ olarak tanımlarlar. ‘Olması gereken durum’ ise epeyce esnek bir yapı arz eder, çünkü hem ideolojiktir hem de alışılagelmiş hakları kişinin gözünde doğallaştırır. Örneğin eğer bir kurumun mensupları on yıllar boyunca belirli hakları kullanmışlarsa, söz konusu hakların başkalarınca kullanılmıyor olması bir rahatsızlık vesilesi olmaz. Aksine bu durumun ‘doğal’ olduğunu öne süren bir ideolojik kalıpla desteklenir. Veya bazen de ideoloji, daha kuruluş aşamasında belirli bir kuruma sanki doğal hakkıymış gibi imtiyazlar verebilir ve bunlar o kurumdaki kişiler tarafından ‘hayatın normal hali’ olarak algılanabilir. Eğer durum buysa, söz konusu imtiyazları elinden kaçıran kurum, kendisini mağdur hissedecek ve yapılan ‘haksız’ muameleye itiraz edecektir.

      Koşaner’in üç arkadaşı ile birlikte istifa ederken yaptığı kamuoyu açıklaması, bu ruh halini gayet güzel yansıtıyor. Tutuklu yargılanan muvazzaf ve emekli subaylara atıfta bulunan eski Genelkurmay Başkanı, bu duruma ‘yasal çerçevede çözüm bulunması’ için hükümete yaptığı girişimlerin hiçbir işe yaramadığından şikâyetçi. Tutuklu bulunan general, amiral ve albayların terfilerinin değerlendirilmeye alınamayacağına itiraz ediyor. Yani hükümetin yasa değişikliği yaparak, Ergenekon ve Balyoz davalarında yargılanmakta olan askerî personelin hukuki konumunu değiştirmesini beklediklerini söylüyor. İkinci olarak, medyada TSK’nın sürekli gündemde tutularak ‘bir suç teşkilatı’ olduğu izleniminin verilmeye çalışıldığını ve bunu önlemek üzere yine hükümet nezdindeki girişimlerinin sonuçsuz kaldığını belirtiyor. Kısacası ordu, hükümetin yargı ve medya üzerinde baskı uygulayarak hem tutuklu kişilerin serbest kalmasını, hem bunların terfi alabilmelerini hem de hükümet yanlısı olarak tanımladıkları olumsuz yayınların kesilmesini istemiş.

      (devamı andıç sitelerinde)

      **********
      Bana sorarsanız bu Mahcupyan şeriatçının teki! “Olmaz” diyeneler Ö<zdemir İnce okumuyoır belli ki. Princeton'un Fetullahgçı okul olduğunu ilk o ifşa ewtmiş idi. Şahsen Harvard'dan da şüphelenirdim ama Dani ile Pınar gibi iki uılmaz laik savaşçı orda olmasa

      Cevapla

  5. trekking Says:

    Aplik ipliği zannetmiştim

    “Bir kısım sanıklar müdafii Av. Kürşad Veli Eren:”Sayın Başkanım, ben evelemeden
    gevelemeden söylerim. Ben bunu aplik ipliği zannetmiştim. Yani basınca ışığı yanacak veya sönecek diye. Girince bana dinleme cihazı dediler. Kendimi bir otoriter ya da totaliter rejimin Mahkemesinde zannettim”

    Eskisinden evla canım!!! Gaz odaları ne tarafa düşüyor acaba!!!!!

    Cevapla

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: