Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu iki Balyoz Savcısını Yargıtay’a üye olarak seçti

27 Şubat 2011

GENEL

Balyoz iddianamesinin altında imzası olan dört savcıdan Süleyman Pehlivan ve Mehmet Murat Yönder, HSYK tarafindan Yargıtay’a üye olarak seçildi.

Şüphelilerin lehine olan delilleri değerlendirmedikleri ve bu delilleri adli emanate saklayarak iddianamede yanlış ve yanıltıcı beyanlarda bulundukları için bu savcılar hakkında Doğan ve kimi diğer sanıklar tarafından HSYK’ya suç duyurusunda bulunulmuştu.

Abone Ol

Subscribe to our RSS feed and social profiles to receive updates.

85 Yorum “Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu iki Balyoz Savcısını Yargıtay’a üye olarak seçti”

  1. drunkenknight Says:

    HSYK gece yarısı yeni Danıştay ve Yargıtay üyelerini açıkladı. Başbakan Yardımcısı Arınç’a suikast iddiasıyla başlatılan soruşturmada Genelkurmay’ın kozmik odalarında arama yapan Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı Kadir Kayan, Yargıtay üyesi oldu.

    Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK), Yargıtay ve Danıştay’ın yeni üyelerini belirledi. İki yüksek mahkemenin üye sayısının artırılmasına ilişkin kanun kapsamında Yargıtay ve Danıştay’daki boş üyeliklere seçim yapmak için toplanan HSYK, Yargıtay için 4 bin 984 aday arasından 160, Danıştay için 544 aday arasından 51 üye seçti.

    HSYK üyeleri, Başkanvekili Ahmet Hamsici’nin başkanlığında dün sabah bir araya geldi. Adalet Bakanı Sadullah Ergin üye seçimine katılmadı. Seçimler iki turlu yapıldı. Öncelikle Yargıtay üye adayları 423’e, Danıştay adayları 151’e indirildi. İkinci turda da üyeler seçildi. Seçim gece saatlerine kadar sürdü. HSYK yüksek yargının yeni üyelerini gece yarısı internet sitesine koyduğu duyuru ile açıkladı.

    Buna göre, Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’a suikast iddiasıyla başlatılan soruşturma kapsamında Genelkurmay Seferberlik Tetkik Kurulu’nun kozmik odalarında arama yapan Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı Kadir Kayan Yargıtay üyesi oldu.

    Uğur Mumcu ve diğer faili meçhullerin kovuşturulduğu Umut davası ile Sivas katliamı davasına da bakan bu mahkemenin bir diğer hakimi Halit Dönmez de Yargıtay’a seçildi.

    Eski Erzincan Başsavcısı İlhan Cihaner’i İsmailağa cemaati soruşturması nedeniyle arayarak uyardığı iddia edilen Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürü Çetin Şen, Atabeyler ve Küre (Sauna çetesi) soruşturmalarını yürüten Ankara Savcısı Dilaver Kahveci, Malatya Zirve Yayınevi katliamı davasına bakan 3. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı Eray Gürtekin, anayasa referandumunda evet oyu verenleri gaflet içinde olmakla suçlayan eski Danıştay Başsavcısı ADD Başkanı Tansel Çölaşan’ı Ankara B. Şehir Belediye Başkanı Gökçek’e 5 bin Tl tazminat ödemeye mahkum eden hakim Eyüp Sarıcalar, Yargtıay Savcısı Ömer Faruk Eminağaoğlu ve Sincan hakimi Osman Kaçmaz’ın da aralarında olduğu çok sayıda hakim-savcı hakkında Ergenekon iddiasıyla soruşturma yürütüp telefon dinleme kararı aldıran müfettişler İbrahim Kır ve Mehmet Arı, HSYK Teftiş Kurulu Başkanı Selahattin Atalay, HSYK Genel Sekreter Yardımcısı Nevzat Karababa, Melih Gökçek’i imar kirliliği davasında beraat ettiren hakim Mehmet Tanriseven yeni Yargıtay üyeleri oldu….

    _İleri Demokrasimize ve Hukukun Üstünlüğüne armağan olsun…Sözün bittiği yerdeyiz artık…

    Cevapla

  2. Altan Alpay Says:

    Gerçekten HSYK’yı takdir ettim, arkadaşların verdikleri emeklere kayıtsız kalmamışlar, hepsini terfi ettirmişler. Tüm savcılar ve hakimler de mesajı almışlardır heralde.

    Cevapla

  3. acracia Says:

    Ben gercekten buna, bu blogda karsit gorus savunan baskalarinin nasil bir yorum yapacaklarini merak ediyorum. Gormezden mi gelecekler? Yorum yapacaklar mi? Yaparlarsa, ne diyecekler? Ya da soylenecek ne kaldi?

    Cevapla

    • Taylan Says:

      Ne diyebilirler?

      Tabi ki ‘Bağımsız yargı’, ‘Halkın takdiri’, ‘Eskiden CHP yargıçları vardı laf etmiyordunuz, bugün söz söylemeye hakkınız yok’ diyeceklerdir…

      Cevapla

      • fmerakli Says:

        “Yuksek yargi organlarina secilenler arasinda YARSAV uyeleri de var, onu niye gormezden geliyorsunuz” da diyeceklerdir… “HSYK, AKP yargisini kurmakla gorevlendirilen bir organ ise sececegi en son uyeler YARSAV uyeleri olurdu” diyenler cikacaktir muhtemelen.

        Cevapla

        • acracia Says:

          Fmerakli:

          Ben genel atamalar hakkinda bir yorum yapmadim. Onlari incelemedim. HSYK AKP yargisini kurmakla gorevli de demedim. Zaten boyle bir seyi one surebilmem icin, epey bir arastirma yapmam gerekir. (Buna sozunu ettiginiz YARSAV’dan *hangi* sahislarin atandigini incelemek de dahil; zira ben sanirim hala anlatamadim: hicbir kurum uyeligi homojen degildir ve olamaz)

          Dolayisiyla ben bunlarin *hicbirini* soylemedim. Bunlar benim soruma cevap degil, ama dediginiz gibi bunlari “dogrudan soylemeden de soyleyenler” cikacaktir (burada yine gulumsuyorum, yanlis anlamayin, ama “cok hossunuz, ilahi” dedirttiniz bana).

          Ben sadece nispeten bilgi sahibi oldugum bu dava uzerinden bir soru sordum. Cekincelerimi de, sıkıntılarımı da Merttalay’a asagida acarak acikladim. Oraya bakabilirsiniz.

          Benim artik siyah-beyaz keskinlikte kutuplasmis kavramlara pabuc birakmadigimi anlatabilmis oldugumu umuyorum. Dolayisiyla boyle bir yanit, benim soruma yanit degil, benim dusunduklerimi ipotek altina alarak yapilmis bir varsayim uzerinden degerlendirme olurdu derdim. Ancak elbette, su anda hukuk acisindan genel olarak rahatsiz edici bir tablo oldugu gercegini de yadsiyamam. Can Acar’in da dedigi gibi, AKP her sikayet ettigi kurumu ele gecirdikce yetkisini/uye sayisini arttiriyor goruntusu ciziyor. Ben otoriter bir devlet yapilanmasina gidildigi savimin arkasinda da sonuna kadar duruyorum; en azindan su asamada.

          Ancak, tekrar ediyorum, benim sorum bu degildi. Bunlara da girmedim yukarida, su asamada dogru olmaz zaten. Ben sadece bu dava uzerinden, yani oldukca dar anlamda bir soru sordum. Yani sizin dediginizi “soyleyenler” benim soruma doyurucu bir cevap vermekten cok uzak olacaklardir. Gerisini Merttalay’a aciklamaya calistim zaten.
          Ben bu tabloyu esefle izliyorum.

          Cevapla

          • fmerakli Says:

            Acracia hatlar karismis, ben yukaridaki yorumu senin yorumuna cevap veren Taylan Bey’e cevap olarak yazmistim, biraz da mustehzi bir dille yazdim acikcasi… Ama tabii senin yorumunun altinda gorundugu icin sanki sana cevap olmus gibi gorunuyor. Merttalay ile tartismanizi da izliyorum, kucuk bir noktayi da aydinlatma ihtiyaci duydum ki o da asagida…

            Cevapla

    • merttalay Says:

      acracia,

      Masumiyet karinesi bu savcilar icin gecerli degil herhalde? Haklarinda herhangi bir mahkeme karari var mi?

      Cevapla

      • Kurmanbek Allahverdiyev Says:

        Mahkeme karari ile nasil bir ilgisi var anlayamadim? Savci kendisine gelen ‘2003’de bizim sirketimizde calismamistir’, ‘2003’de kiz yurdu degildik’ benzeri onlarca resmi cevabi bunlarin tam tersi olmus gibi iddianamesine koyuyor, yetmiyor bir daha acilmamak ve erisilmemek uzere adli emanete kaldiriyor, siz de cikmis burda ‘haklarinda mahkeme karari var mi’ diyorsunuz. Yok artik, pes yahu. Bu durumun ancak iki aciklamasi olabilir, ya savci bilerek ve isteyerek yani kasten ama sehven degil yapmistir bunu, ya da adamin okuma yazmasi bu derece kotudur. Her iki durumda da gorevden alinmasi gerekir. Ama Turkiye “Muz” Cumhuriyetinde Yargitay uyesi bile olursunuz bu gecmisle.

        Cevapla

      • ata Says:

        merttalay, sanırım , “liyakat” ve “sicil” gibi değerleri-kavramları bilmediği ya da zamanımızda bunun pek önemi olmadığı, sadece “yandaşlık” ve “cemaat” kavramları önemli olduğu için , abuk bir mahkeme kararı aramış, “masumiyet karinesi” ni de subuk bir yere koymuş.Ehh ! normal, kendisinden beklenen bir yorum da bulunmuş; Aksi olsa, şaşkınlık verirdi.

        Cevapla

        • merttalay Says:

          Kurmanbek,

          HSYK gibi kurumlar kanitlanmamis suclamalar cercevesinde mi karar alsin diyorsunuz? Sanik yakinlari iddialari uzerine bir dava acsinlar, bu dava sonuclanmadan sirf iddialar yuzunden kurumlar kisiler aleyhine tasarrufta bulunsunlar, oyle mi? Bu arada “ata” isimli yorumcu liyakat ve sicil gibi kavramlardan bahsedip atip tutmus, eger sozkonusu savcilarin sicilleri hakkinda bilgisi varsa ortaya koysun lutfen. Bu savcilarin sicillerinde Yargitay uyeligini engelleyecek ne gibi bir unsur vardir? Eger ortaya koyamiyorsa, “ben iftirami atarim, gerisi onemli degil” diyor herhalde.

          Cevapla

          • drunkenknight Says:

            “Yuksek yargi organlarina secilenler arasinda YARSAV uyeleri de var, onu niye gormezden geliyorsunuz” da diyeceklerdir… “HSYK, AKP yargisini kurmakla gorevlendirilen bir organ ise sececegi en son uyeler YARSAV uyeleri olurdu” diyenler cikacaktir muhtemelen.

            Yorum tarafından fmerakli — 27 Şubat 2011 @ 17:12 | Cevapla

            _fmerakli gibi olasılıkları seven şüpheci bir akademisyenden (???) çıkan yorumda olsa olsa ancak bu kadar olur…Aslında o’na da hak vermiyor değilim…Konuştukça batma ihtimalinin oldukça yüksek olduğu bıçaksırtı bir durumda yukarıdaki gibi bir açıklama yumurtlayarak işin içinden sıyrılacağını ve karşı tarafı küçük düşüreceğini sanıyor oysa oldukça yanılıyor…

            ”Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK), Yargıtay ve Danıştay’ın yeni üyelerini belirledi. İki yüksek mahkemenin üye sayısının artırılmasına ilişkin kanun kapsamında Yargıtay ve Danıştay’daki boş üyeliklere seçim yapmak için toplanan HSYK, Yargıtay için 4 bin 984 aday arasından 160, Danıştay için 544 aday arasından 51 üye seçti….”

            Toplamda 5528 (beşbinbeşyüzyirmisekiz) aday arasından 211 kişiyi Yargıtay ve Danıştay’a üye seçerken, bu kadar kısa sürede bu adayların ne sicilleri,ne geçmişleri ne de dosyaları sağlıklı bir şekilde incelenebilir…O halde bu 211 kişi hangi kriterlere göre ve nasıl seçilmiş olabilir?…HSYK atamalarını hatırlamakta fayda var tam da bu noktada…Neydi ?…HSYK da seçimleri, olmadığı iddia edilen ama nedense o listedeki -Adalet Bakanlığı bürokratlarının ağırlıkta olduğu- isimlerin hepsi kazanmış ve atamaları yapılmıştı…Burada da aynı stratejinin izlenmiş olma ihtimali oldukça yüksektir…211 kişi zaten Adalet Bakanlığı tarafından önceden belirlenmiştir ve HSYK nın onayıyla da -sanırım 17 kabule karşı 5 ret- atamaları yapılmıştır…Yoksa ; 2007’den beri toplumsal yaşamı, yargı bağımsızlığını etkileyen ne kadar olumsuzluk/şaibe varsa bu süreçlerde yer alan isimlerinde yer almasını açıklayamazsınız…Açıklamaya çalışırsanız da merttalay gibi kendinizi komik duruma düşürürsünüz…

            Diğer bir nokta ise bu seçilen üyelerden sadece 6 tanesi kadındır…İleri demokrasinin en önemli basamaklarından biri olan 12 Eylül referandumunda ‘pozitif ayrımcılığı’ da oylamıştınız değil mi ?…Peki bu ülkenin 81 ilinin kaç tanesinde ‘kadın vali’ görev yapmaktadır bileniniz var mı ?…biraz daha merceği yakınlaştırıp ‘kadın kaymakam’lara da bakalım mı ?

            Yargıtay ve Danıştay’a YARSAV’dan üye seçilmesiyle ilgili olarak bunun bir sus payı -eleştirel yaklaşanlar için- olduğunu görememek için ne olmamak gerektiğini sanırım çoğu kişi biliyor yada en azından tahmin edebiliyordur sanırım…

            Cevapla

      • acracia Says:

        Merttalay:

        Bana cevap vermissiniz; eksik olmayin. Oyle zannediyorum ki bana, kendi mantigim icinde (hep vurgusunu yapmaya calistigim masumiyet karinesi konusunu benim onume getirerek) celistigimi isaret etmeye calismissiniz. Saygi duyarim. Ancak musaadenizle yaptiginiz cikarsamaya benim de itirazim var; mantik hatasi yaptigimi da dusunmuyorum. Izah etmeye calisayim.

        Oncelikle: ortada *tespit edilerek* ortaya konmus bir cok hukuk saibesi olan bir davadan soz ediyoruz:

        – Karsit delillerin adli emanete gomulmesi;

        – Sonra siddetli itiraz sonucu adli emanetten gelen belgelerde 700 sayfa kadarinin eksik ciktiginin anlasilmasi ve simdi bu belgeler ortaya ciksa bunun bir saibe olup olmayacagi;

        – Iddianamede 100’den fazla sayfanin emniyet raporundan alinti olmasi [ki buna Fmerakli
        sagolsun bir arkadasina sorarak daha genel bir sorun–yani yaygin bir uygulama–olduguna dair aciklama getirmis olsa da bunun teyidini almadigimiz icin bilemesek de birkac sayfa almak baska 100’den fazla sayfanin alinmasi baska diyerek serh koyuyorum];

        – Iddianamede emniyet raporundan alinti yapilan kisimlarla ilgili dogrudan karsit deliller bulundugu halde [yani hadi diyelim Fmerakli hakli olsun, ama benim anladigim burada okuduklarimdan boyle bir sorun da olarak olayin katmerlendigi idi] onlarin adli emanete konarak gizlenmesi;

        – Iddianamede bir tezden de alinti yapilarak [ki Fmerakli buna da alinti yaparken, iddianamede kimden alintilandigini belirtme durumu olmayabilir aciklamasi yapmisti; benim cok da aklima yatmayan bir uygulama, cunku:] savcilarin degerlendirme yaparken bulunan deliller/saklanan karsit deliller hakkinda ne kadarini kendileri bir degerlendirmeye alarak
        savlamislar iddianamelerini konusunda cok ciddi bir takim soru isaretleri uyandiriyor. Dolayisiyla, degisik sebeplerden iddianamenin uzerinde ciddi sahibelerin olmasi;

        – Daha once de sordugum ama kimseden henuz bir aciklama alamadigim (ki herkesin isi gucu var elbette, bana yanit vermelerini beklemiyorum ben bir soru sordum diye; yanlis anlasilmasin) delil karartmasi durumu (ki buna da Fmerakli isaret etmisti; Fenerant Golcuk’ten cikan dokumanlar olmasa tekrar tutuklanmalari cok zor olurdu deyince, ama ben hala delil karartmasi
        nasil olur anlayabilmis degilim–zira deliller zaten savunmaya tam verilmemis ki, fotograflari bile Zaman’da basildigi halde) mu, yoksa bu yeniden tutuklama karari neye dayali
        tam olarak, anlayamadigim icin (ama belki biraz ben geri kalmis olabilirim bunu takipte zira son zamanlarda buraya cok fazla daldigim icin geri planda kalmis islerimi halletmeye calisiyorum; zira bu sene misafirim baska bir yerde, burasi icin yaptigim calismalarimi, ellerimdekini bitirmem lazim; o yuzden bu ihtimali de buraya ekleyeyim) en azindan *kendi adima* bu yeni tutuklama kararinin (hem de 164 kisinin, yanilmiyorsam) bende soru isaretleri uyandirmasi;

        – Bu kadar medyatik olmus bir davanin delillerinin resimleri savunmayla paylasilmazken, Zaman gazetesinde cikmasi ve bu konuyla ilgili bir aciklama getirilmemesi/sorusturmaya gidilmemesi;

        – Butun bunlarin sonucunda savcilar hakkinda suc duyurusunda bulunulmus olunmasi;

        gibi faktorler goz onune alindiginda bu davadaki saibeler acik. Buna yakin gecmiste savcilarin aciklama getirmeleri gerektigini siz de kabul etmistiniz. Henuz bir aciklama yok.

        Buraya kadar tamamiz herhalde. Iste sorum da burada basliyor:
        Bu saibelerin sonucunda suc duyurusunun yapildigi makam, bu suc duyurusunu degerlendirmeye ciddi bir sekilde alacaksa sayet, su asamada boyle bir atama yapilmasi, sizce bu davanin gorulmesi acisindan kamuoyuna ve diger yargi makamlarina nasil bir mesaj sunmaktadir?

        Bakin ben cok karmasik sorular uzerinden sorular uretmiyorum. Bu benim cok sorunlu buldugum bir tablo. Elbette ki bu savcilar hakkinda bir suc duyurusu var; sizin de dediginiz gibi aciklama yapmalari gereken cok sey var. Boyle bir ortam icerisinde elbette ki kimsenin hakki yenmesin; ancak, bunlar aydinlatilmadan boyle bir atama bir mesaj icerir. Iyi niyetle dusunursek, boyle bir mesaji bilerek vermeyi istemis olmayabilirler de diyebiliriz. Ancak bu makama gelen sahislarin bunun ne anlama gelecegini bilmeleri gerekir.

        Kaldi ki haklarinda henuz suc ispati bulunmayan generaller terfi ettirilmeyince, elbette dava sonuclanincaya kadar terfide beklenmesi gerekir diyorsaniz, ki siz tam oyle olmasa da o mealde seyler soylediniz gecmiste, o zaman ayni kistasin savcilara da uygulanmasi gerekirdi diyebilmeniz gerekmez mi? Dedigim gibi, bu bir masumiyet karinesi meselesi degil, saibelerin ve buyuk hukuk sıkıntılarının goze carptigi bu davada, cok ozenli olunmasi gerekirken, o ozene bir turlu rastlanamamasinin yarattigi hayal kirikligi ve bu hayal kirikliginin giderek ikna edici gostermeye basladigi yeni bir saibenin daha golgesidir soz konusu olan. Bu sebeple
        sizin buyuk bir nezaketle ima ettiginiz mantik hatasini ben kendimde gormuyorum. Ancak baktigimda, benim bulundugum noktadan gorunen bu davaya eklenmis yeni bir saibe goruntusudur.

        Sayin savcilara hayirli olsun yoksa. Kimsenin hakkinda gozum yok.
        Saibedir beni rahatsiz eden; bu satirlari yazdiran. Bu aslinda, sizin bazi askerlerin GATA’ya saklandiklarini ima ederek kendilerini bir seylerden korumaya calistiklarini dile getirdiginiz saibe ile cok paralel bir ornek. Bu olanca ciplakligiyla karsimda net gorunuyor; siz ayni fikirde degilsiniz anlasilan.

        Son olarak: ayni seyi (siz hep davayi ters yuz edip askeri ortamlarla kiyasladiginiz icin soyluyorum yoksa ben bir kiyaslama cabasi icerisinde oldugum icin degil; iciniz rahat etsin yani) dava askeri makamlarca yurutuluyor ve askeri savcilarca yapiliyor olsaydi, ona da ayni serhi koyardim kendimce. Acaba siz yine ayni seyi soyler miydiniz yalniz, ondan emin degilim.

        Yanitiniz icin tekrar tesekkurler. Ama dedigim gibi, sorulariniz benim endiselerime karsilik olabilecek sorular degil.

        Cevapla

        • merttalay Says:

          acracia,

          Her zamanki gibi detayli cevabiniz icin tesekkur ederim. Eger ben HSYK uyesi olsaydim, bu savcilarin atanmalari konusunda oy kullanmazdim evet. Ama bu benim kanaatim, atanmalari yonunde bir karar verilmisse bunu da cok garip karsilamiyorum. Cunku HSYK gibi kurumlar gazetelerden, blog’lardan edindikleri bilgiler uzerine karar vermeyebilirler, zaten vermemeliler. Su anda bu savcilar icin bulunulan suc duyurusu disinda bir durum yok, sicillerini de bilmiyoruz. Dolayisiyla HSYK’nin karar alma sureciyle ilgili olarak abartili bir yoruma gerek olmadigini dusunuyorum.

          Askerler ile karsilastirmaniz yersiz. Generaller icin bu konuda bir kanun mevcut, terfi etmeleri yonunde hukuki bir engel var. Savcilar icin boyle bir kanun var mi, ben bilmiyorum. Eger hakkinda suc duyurusunda bulunulan savcilar yargitay’a uye olarak atanamaz gibi bir kanun var ise ancak o zaman askerler ile bir karsilastirma yapabiliriz.

          Cevapla

          • acracia Says:

            Merttalay,

            Acikcasi bu kadar detayli cevap verdigim icin bazen insanlarin vaktini aliyorum hissiyle ictenlikle uzuntu duyuyorum. Ancak oyle olmadigi zaman yeterince aciklayici olmadigimi, aklimda fikirlerin nasil olustugunu ve mantigini gosteremedigim kaygisini tasiyorum ki zaten iletisim kolay bir sey degil, goruyorsunuz. Bazen insan meramini anlatmak icin en iyi ornekleri secemeyebiliyor. Her neyse, vakit ayirip okudugunuz icin tesekkur ederim.

            Ben de su asamada, bu duzenlemenin, boyle bir davanin cok ozenli gorulmesi gerekirken, daha da saibeli bir mesaj daha verdigini hala dusunuyorum. Iyi niyetli bir yorumla belki maksat o degildir diyebiliriz, ama boyle gorunuyor bana.
            Yani bu konuda mutabik degiliz, ancak olmamiz da gerekmiyor.

            Diger taraftan: askerlerle ilgili verdigim ornek, aslinda sizin daha once cevaplarinizda sergilediginiz mantigi dusunerek eklenmis bir kisimdi. Ancak siz askeriyeyi bu konuda zaten kiyaslama konusu yapmazdim, askeri savcilar soz konusu olsaydi boyle bir atamayi yine sorunlu bulmazdim yine diyorsaniz benim diyecegim bir sey yok elbette.

            Bir de sunu ekleyeyim (son paragrafiniza istinaden): benim size daha once de dedigim gibi, bence bir sistem sorunu var. Olay sirf asker sorunu degil. Orada sizin daha once isaret etmis oldugunuz seyler (fisleme, andiclama, kendi grubundan birisini kolluyor goruntusu cizme, yargi mudahaleleri, vs) bunun bir parcasi sadece. Yani benim karsi cikmis oldugum sey bu tur sıkıntılar dile getirilirken, askeriyede bir istisna (exceptionalism) oldugu imalari tasiyan yorumlar idi.

            Dolayisiyla, bu konuda savcilarla ilgili bir kanun olup olmadigi aslinda bu yukaridaki paragrafta cizdigim sorunlarla birebir eklemlenen bir soru. Bunu bu davanin savcilarindan ayri, genel olarak soyluyorum su anda.

            Son olarak, bu sahislarin sicillerini bilemem, ama bir cok bu tur davaya bakan savcinin sicillerinde sorun oldugu ortaya surulmus olmasina ragmen (isim vermek istemem) bir sey cikmadigini da su anda goruyoruz. Ve yine, bu davanin kendisine gelince, hukuki uygulamalarla ilgili cizmis olduklari tabloya ragmen boyle bir atamanin verdigi mesaj yeni bir saibe golgesi tasimaktadir. Bu kadar medyatik olmus bir davanin, ki yuzyilin davasi nitelemeleri yapanlar var, gereken ozeni gormedigi
            asikardir. HSYK’nin en azindan bunu goz onunde bulundurarak su asamada, boyle bir mesaj vermek istemeyecegini ben kendi adima temenni ederdim, bu atamadan cikarilacak mesaj bence cok yalin ve saibeli ve bu davaya yeni bir golge ekliyor.
            Oyle olmasi amaciyla yapilmamistir belki diye dusunmek istesek de oyle.

            Cevapla

        • fmerakli Says:

          Acracia ve merttalay,

          Araya girmis gibi olmayayim ama hukuku bir ayrintinin altinin cizilmesi lazim – asker ve savcilarin terfileri ile ilgili olarak…

          TSK mensuplarina iliskin duzenlemede terfi icin engel teskil eden husus suc duyurusunun degil mahkeme tarafindan kabul edilmis bir iddianamenin varligi. Yani sanik konumunda olma hali. Acracia neden ayni kistas savcilara da uygulanmiyor demis, bence biraz sapla saman karismis orada; zira savcilar icin yapilmis bir suc duyurusu var, haklarinda duzenlenmis bir iddianame ve acilmis bir dava yok. Yani sanik konumunda degiller, ve tartismayi bu hukuki duzleme getirdiginiz icin soyluyorum, hal bu iken HSYK’nin bu savcilarin atamalarinda masumiyet karinesini gozonunde bulundurmasi dogal.

          Merttalay’a katildigim nokta, ben de HSYK uyesi olsa isim baska adaylari secebilirdim, ancak secilen kisilerin secildikleri makama layik olmadiklari yonunde bir degerlendirmeyi de biraz haksiz buldugumu ifade etmeliyim.

          Cevapla

          • acracia Says:

            Fmerakli:

            Aciklamaniz icin tesekkurler. Ancak, bazen okuduklarinizdan istediginiz anlami cikariyor oldugunuz izlenimine kapiliyorum; bilhassa yapiyorsunuz demiyorum, ama oyle gorunuyor; hatta su anda size tam da baska bir yorum yaziyordum. Demirel’e milliyetcilerle ilgili son derece anakronistik bir yorum yaptirdiginiz gibi (daha baska ornekleri de var), bu ornekte soz konusu oldugu durumda da bana soylemedigim seyler soyletiyorsunuz. Buna biraz daha ozen gosterebilirseniz minnettar olurum. Bunu baskalarinin yorumlarina da istinaden goruyorum bazen, simdi benimle ilgili kismi duzeltme ihtiyacini duymamin sebebi de bu.

            Siz ne demissiniz benim ne dedigimle ilgili: neden generallere uygulanan savcilara da uygulanmiyor demisim. Oyle mi? Halbuki bakin ben ne demisim:

            “Kaldi ki haklarinda henuz suc ispati bulunmayan generaller terfi ettirilmeyince, elbette dava sonuclanincaya kadar terfide beklenmesi gerekir diyorsaniz, ki siz tam oyle olmasa da o mealde seyler soylediniz gecmiste, o zaman ayni kistasin savcilara da uygulanmasi gerekirdi diyebilmeniz gerekmez mi?”

            Yani bu, dogrudan daha once Merttalay’in yapmis oldugu yorumlara istinaden ortaya konmus bir sey. Demek istedigim, bu hukuki bir cikarim degil, Merttalay’in daha once yurutmus oldugu mantik uzerinden yurutulmus bir mantik idi. Ancak en son kendisine de dedigim gibi, eger boyle bir sey aklinda yok idiyse, benim diyebilecegim sozun elbette olmadigi idi. Sizin cevabiniza bu noktada aciklayici unsur tasidigi icin tesekkur etmekle beraber, bana soylemedigim seyleri soyleten ve bunun uzerinden verilmis cevap olmus, kusura bakmayin.

            Hadi bunlari gecelim, ben masumiyet karinesi hakkindaki dusuncelerimi de aciklamisim ve bunun benim duydugum tedirginlikle baglantisini da ortaya koymusum; bu konudaki cevap beni hala tatmin etmiyor acikcasi: Konunun masumiyet karinesi degil, davayla ilgili bir ozenin, kendi grubunun mensuplarina karsi koruyucu bir tavrin oldugu saibesini ozellikle de su anki gibi bir noktada tasidigi mesajdir beni rahatsiz eden. Bu da cok acik. Tartistigimiz seyler ayni noktalar degil. Bana cevap verilecekse soyledigim seyler uzerinden olmasini rica ederim.

            Cevapla

            • acracia Says:

              Anlam kaymasi olmus:

              “Ancak, bazen okuduklarinizdan istediginiz anlami cikariyor oldugunuz izlenimine kapiliyorum; bilhassa yapiyorsunuz demiyorum, ama oyle gorunuyor […]” derkenden kastim, bihassa yapiyorsunuz demiyorum ama istediginiz anlami cikariyorsunuz goruntusu ciziyorsunuz idi. Bilhassa yapiyorsunuz demiyorum ama bilhassa yapiyorsunuz gibi gorunuyor demek istemedim. Eger oyle bir anlam ciktiysa da ozur dilerim; bilmedigim bir sey uzerinden sizi itham etmek haddim degildir. Ama genel bir goruntu cizildigi icin simdi bunu dile getirmek istedim. Belki hizlica yazdiginiz icin olabilir; ancak bu konuda biraz hassasiyet gostermem normaldir diye dusuneceginize eminim.

              Netlestirmek isterim.

              Cevapla

            • fmerakli Says:

              Acracia,

              Merttalay’a yonelik asker savci kiyaslamasina iliskin ifadenizde askerlere uygulanan kistaslarin aynisinin savcilara da uygulanmasi gerektigi seklinde bir dusunceye sahip oldugunuz izlenimi uyandirdi. Boyle bir dusunceye sahip olmadiginizi soyluyorsaniz sorun yok, ama ifadenizde merttalay’in daha onceki yorumlarina gonderme yapan bolumu cikardigimizda soyle bir soru ortaya cikiyor:

              “Kaldi ki haklarinda henuz suc ispati bulunmayan generaller terfi ettirilmeyince,… o zaman ayni kistasin savcilara da uygulanmasi gerekirdi diyebilmeniz gerekmez mi?”

              Ben bu soru cumlesinden sanki ayni kistasin savcilara da uygulanmasi gerektigine inaniyor oldugunuz gibi bir anlam cikardim ve bunun uzerine yukaridaki yorumu yazdim. Acikcasi tartismaya da dahil olma amacim yoktu, sadece askerler uygulanan kistasin savcilara uygulanamayacagi, zira savcilarin sanik statusunde olmadiklarini belirtip aradan cekilecektim. Ben savci ile askerlere ayni kistasin uygulanamayacagini soylerken sizin yorumunuzda soylemis oldugunuz bir noktaya deginmistim, ama bunu sanki sizin kendi gorusunuzmus gibi yansitmisim, ozur dilerim. Ama bunu ozellikle degil, yukaridaki cumlenizden o anlami cikarmis oldugum icin yaptim, son cumlenizdeki ricanizi hatirda tutacagim…

              Cevapla

              • acracia Says:

                Aciklamaniz icin tesekkurler, ancak bu konuda (cimbizlama ve/veya belirli bir anlama vurgu yapilarak cimbizlanan seyin anlamini degistirip farkli duzlemlere cekmek gibi) daha genel bir tabloyu dusunuyorum aslinda. Firsat bulursam yazip aciklayacagim daha; su siralar buraya dalip ihmal etmis oldugum epey is birikti onlari bitirmeye calisiyorum. Yalniz dedigim gibi bu, sirf bu ornek uzerinden dile getirilmis bir tablo degildi–yoksa bu ornekte bir yanlis anlama olmus olabilir, ancak daha genel bir gozlem idi benim dile getirmeye calistigim.

                Cevapla

          • ccgursel Says:

            Accracia, Merttalay ve Fmerakli,

            1. TSK mensuplarinin terfisini engelleyen Askeri Personel Kanunu’nun 65. maddesine gore haklarinda dava acilmis olmasi degil tutuklanmis olmalari.

            2. Masumiyet karinesi anayasaya gore ceza yargilamasinda gecerli, yani savcilar icin sikayet olmasi yeterli degildir haklarinda hukum verilmis olmalidir cunku masumiyet karinesi var diye bir cumle kuramazsiniz. O zaman gorevden alma kurumu da islemez.

            3. Bildigim kadariyla Yargitay’a uye atanan savcilar hakkindaki sikayet dogrudan HSYK’ya yapiliyor ve atanan savcilar acisindan da daha once yapildi. Bu da HSYK bu sikayeti bile bile bu savcilari Yargitay’a atadi demek, takdir sizin. Kaldi ki savcilarin lehe delilleri dosyaya aktarmadiklari acik, kimse tersini soylemiyor.

            Cevapla

  4. drunkenknight Says:

    ”taa ilerilere gitmeli, can damarlari icinde dolasmaliyiz. cepheleri ogrenmeleri lazim arkadaslarimizin. hukuk sistemini didik didik etmeliler. sistemin puf noktalarini bilmeleri lazim. biz de calisip onlari istifade edecekleri mevkilere getirmeliyiz…”

    __Oynanan tiyatronun özü yukarıdaki cümledir…

    Cevapla

  5. fenerant Says:

    Bu konu ile ilgili bir belgeli bir haber:

    FETVAYA DAYALI YARGI KARARI VERENLERİN SONU!

    Evet, bundan 13 yıl önceki 4 Ağustos 1998 tarihli yazım aynen böyle idi. Sonrasını yukarıdaki yazımdan bir ay sonra, 4 Eylül 1998 günü yazmışım. Özetliyorum:
    “…Türk Milleti adına hüküm veren bir mahkemenin kararı, fetvalara dayanıyordu. Bu kararların altında Edirne İdare Mahkemesi’nin Ali Kazan, Abdurrahman Başer, Gülten Kaya Hatipoğlu, Mustafa Dinç ve Mesut Güngör isimli üyelerinin imzaları vardı.
    Trakya Üniversitesi, Edirne İdare Mahkemesi’nin fetvaya dayalı kararına bir üst mahkeme olan İstanbul Bölge İdare Mahkemesinde itiraz etti…
    Ve bu karar hukuka aykırı bulunarak kaldırıldı…”

    Sevgili okuyucularım, şimdi bu yazıyı niçin yazdığımı merak etmiş olabilirsiniz. Sabrınızı daha fazla taşırmadan artık açıklamalıyım.
    Yukandaki iki yazımda, söz konusu mahkemenin fetvaya dayalı kararında imzası olan hakimlerin ismi geçiyordu ya!…
    Bunlardan üçü, önceki gün HSYK tarafından Danıştay üyeliğine seçildi!
    AKP’nin yargıdaki şubesi olan HSYK’dan terfi aldılar, Danıştay üyeliğine seçildiler!
    Peki kim onlar? Yukarıda, hem de bundan 13 yıl önce yazdığım isimlerle karşılaştınn!
    Mesut Güngör, Mustafa Dinç ve Ali Kazan.
    Bu şahısların hiçbirini tanımam.
    Acaba o fetvacılarla şimdi Danıştay üyesi seçilenler arasında bir isim benzerliği olabilir mi? Hiç sanmıyorum ama, öyle bir durum varsa bana hemen bildirsinler, bu isim benzerliğini özür dileyerek düzelteyim.

    İşte size yukarıda örneğini verdim, somut belgelerle açıkladım.
    Diyanet fetvalarını gerekçeli mahkeme kararlarında kullananlar artık Danıştay üyesi oldu!
    Türkiye Cumhuriyeti’nin, yargımızın, hukukun gözü aydın olsun!
    Hayırlı uğurlu olsun!

    Kaynak: sözcü- Emin Çölaşan

    Cevapla

    • fmerakli Says:

      Fenerant,

      Tipik bir Colasan carpitmasi, Colasan’in karargahtan esintiler tasiyan boyle yazilarini 28 Subat surecinde cok okuduk.

      Tabii ki Colasan 1998 yilindaki yazisinda da bugunku yazisinda da olaylari carpitiyor. Her ne kadar o da 28 Subat surecindeki kudretli gunlerini gerilerde biraktiysa da, hala ona manyel serbest, nihayetinde Colasan’in agzindan cikani sorgusuz sualsiz kabul etmeye tesne bir okur kitlesi var.

      Oncelikle ortada bir fetva yok, mahkeme kararinda atif yapilan sey Diyanet Isleri Baskanligi Din Isleri Yuksek Kurlu’nun 30 Aralik 1980 tarih 77 sayili karari. Bir de mahkemenin bu kararini ne zaman verdigi de onemli. Karar, yillardir hicbir engelle karsilasmadan universitelerde egitim alabilen basortulu ogrencilere universite kapilarinin kapandigi donemde ve basortusu nedeni ile artik okula girmesine izin verilmeyen bir ogrenci icin acilan davada veriliyor. Ben universiteyi 1990’li yillarin ilk yarisinda okudum ve sinifimda basortulu ogrenciler vardi, 1990’larin sonunda universitede calismaya basladigimda ise Cevik Bir, Cetin Dogan ve arkadaslari tarafindan yurutulen 28 Subat sureci sonrasinda basortulu ogrencilerin universiteye girisleri engellenmisti. Bugun 28 Subat’in yildonumu, gazetelerde “bin yil surecek denen 28 Subat on bes yil bile surmedi’ mealinde yazilar okuyoruz. Ben oyle dusunmuyorum, 28 Subat’in yarattigi firtina dinmistir ama ruzgar devam ediyor. 28 Subat’in yarattigi en basat adaletsizlik olam basortulu ogrencilerin egitim hakkinin engellenmesi onundeki engeller kaldirilmadikca benim gozumde 28 Subat bitmis olmayacak.

      Sorun su ki, basortusu yasagi garip bir yasakti, zira herhangi bir mevzuat degisikligine gidilmeden, birisi “yasak kardesim” demis ve yasak olmustu. Normal sartlar altindda mahkemeler de askerlerin agzinin icine bakarak degil hukuka dayanarak karar verme durumunda idiler ki zaten belki de yuksek yargi uyelerine verilen irtica brifinglerinin arkasinda bu sorunla basa cikma cabasi var idi, cikar yol olarak da yasagi legalize etmek icin ictihat olusturma yoluna gidildi. Irtica brifinglerinin en gozle gorunur sonucu da budur kanimca.

      Her neyse soz konusu mahkeme kararinda Diyanet Isleri Baskanligi’nin bir “kararina” atif yapiliyor. Diyanet Isleri Baskanligi her ne kadar benim kisisel olarak yapisi ve isleyisi ile ilgili onaylamadigim noktalar olsa da en nihayetinde anayasal bir kurum ve bu kurumun verdigi kararlarin basortusu baglaminda inanc ozgurlugunu ilgilendiren bir kararda Genelkurmay’in bilgi notlarindan daha fazla itibar gormesi kadar dogal bir sey yok. Mahkeme kararinda soyle deniyor:

      “Diyanet İşleri Başkanlığı Din İşleri Yüksek Kurulu’nun 30 Aralık 1980 gün ve 77 sayılı kararından açıkça anlaşılacağı üzere, İslam inancına göre uyulması zorunlu olan başörtüsü kullanımının başka hiçbir amaçla özdeşleştirilmeksizin doğrudan doğruya kişinin inancının bir gereği ve sonucu olduğu gerçeği dikkate alınmaksızın değişik gerekçelerle yasaklanması, inanç özgürlüğünün özünü zedelediği gibi, söz konusu inancın ve uygulamanın hor görülmesi ve çağdışı olarak nitelendirilmesi, dini inanç ve kanaatlerinden ötürü kişinin kınanması anlamını taşır.”

      Iste Colasan’in fetva dedigi satirlar bunlar, fetvanin belgesi dedigi de bu karar. Yukaridaki ifadelere itiraz edenler cikacaktir, ama bu karsi cikis, mahkemenin kararinda inanc ozgurlugunu gozettigi gercegini degistirmiyor. Temel bir insan hakkinin kullanilmasina engel teskil eden yasaklarin inanc ozgurlugunu zedeledigi ifade ediliyor kararda. Basortusu nedeni ile artik okula alinmayan bir ogrencinin actigi davada Diyanet Isleri Baskanligi’nin inanc ozgurlugunun cagdas anlami/yorumu ile ortusen bir kararina atifta bulunulmasi Colasan’i rahatsiz etmis, mahkeme uyeleri Bati Calisma Grubu’ndan gorus alsalardi hic rahatsiz olmazdi Emin Bey ve surekasi. Bu kararin da irtica brifinglerine katilmis olmasi muhtemel uyeler tarafindan yuksek yargida bozuldugunu da ifade etmek lazim.

      Tipki Emin bey gibi ben de o kararin altinda imzasi olan hakimleri tanimiyorum, ama 28 Subat’in atesi daha haril haril yanarken, askere karsi ozgurluk alanini mudafaa eden bir karar vermis olmalarindan dolayi kutluyorum. Emin Colasan’dan kopyalarsak, yargimizin, hukukun gozu aydin olsun; hayirli ugurlu olsun! Ozgurluk alanlarini gayrimesru mudahaleler ile daraltmaya calisanlarin en kudretli gunlerinde boyle bir karar verme cesaretini gosterenlerin bugun yuksek yargi uyesi olmasi bana mutluluk ve yarinin bugunden guzel olacagina iliskin bir umut veryor..

      Cevapla

      • trekking Says:

        Evet, itiraz ediyorum fmeraklı. Zaten sizde yazmışsınız “Temel bir insan hakkinin kullanilmasina engel teskil eden yasaklarin inanc ozgurlugunu zedelediği”. Bunun üzerine Mahkemenin herhangi bir dayanak aramasına gerek var mı. Atıf ta bulunmasına gerek varmı.

        Ne yapıyor Mahkeme “İslam inancına göre uyulması zorunlu olan başörtüsü kullanımının”. Bu fetvadır. Bu fetva değilse fetva nedir. Siz sadece size hakaret edenlere karşı değil, her olayda söylenene değil söyleyene bakıyorsunuz. Emin Çölaşan yazdı. Ha geç, Oda tv yazdi. Odatv ise kaale alma.

        Hele son satırlarınızı okuduğumda adeta buz kestim. “Ozgurluk alanlarini gayrimesru mudahaleler ile daraltmaya calisanlarin en kudretli gunlerinde boyle bir karar verme cesaretini gosterenlerin bugun yuksek yargi uyesi olmasi bana mutluluk ve yarinin bugunden guzel olacagina iliskin bir umut veryor..”

        Balyozda 163 subayı tutuklayan mahkeme de kelle koltukta görev yapan yargı üyeleri midir size göre. Bundan da mutluluk ve yarının bugünden güzel olacağı umudu taşıyormusunuz? Aylardır bu blogu takip ettiğiniz halde!

        Mardin de 26 kişinin ırzına geçtiği 13 yaşındaki kız çocuğu için Mardin 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nin, 13 yaşında bir kız çocuğunun ırzına geçen -aralarında memurların, öğretmenlerin, esnafın, şehrin ileri gelenlerinin de bulunduğu- 26 tecavüzcü erkeğe, çocuğun bu kişilerle, eylemin ahlaki kötülüğünün bilincinde olarak kendi rızasıyla ilişkiye girdiği gerekçesiyle “iyi halden” alt sınırdan ceza kesmesi geldi. Bu tip haberleri daha çok görmeye başlayacağız fmreklı. Size mutluluklar.

        Cevapla

  6. Halil Ata AŞÇI Says:

    Cemaatin ve beslemesi çakma liberallarin ödü patlar !

    [Tufan Türenç 28.02.2011 Hurriyet]
    (…) HUKUK devleti konusunda Türkiye’nin ne hale getirildiğini vatandaşların anlaması için Silivri duruşmalarının televizyondan naklen yayınlanması gerekir.(…)

    Cevapla

    • fmerakli Says:

      Guzel bir fikir, Silivri’de durusmalara ara verildiginde de belgesel niteliginde Yassiada durusmalarinin goruntuleri yayinlansa ne guzel olur.

      Yassiada kismi latife tabii, ama ben de isterim durusmalari televizyondan izlemeyi…

      Cevapla

      • Halil Ata AŞÇI Says:

        İslesen ne olacak ? Davul-zurna çalmayacaklar ki !

        Cevapla

        • fmerakli Says:

          Davul zurna yoksa ben izlemem tabii, iyi oldu bilgilendirdiginiz, bari askeri bando olsaydi…

          Cevapla

          • Halil Ata AŞÇI Says:

            Askeri bando da yok. Başka kanala ! Sahte CD’leri üreten sahtekarlara yardım ve yataklık edenleri izlemeye devam et !

            Cevapla

            • fmerakli Says:

              Askeir bando da yoksa fena, komutanlar mars soyluyormus diye duydum ama bandosuz nasil olur bilmem! Bir de kirik plaktan cikar gibi ayni seyi seyleri tekrar edip duruyorsunuz, gulduruyorsunuz beni….

              Cevapla

              • Halil Ata AŞÇI Says:

                Anlayana kadar devam…
                Başka kanala ! Sahte CD’leri üreten sahtekarlara yardım ve yataklık edenleri izlemeye devam et !

                Cevapla

                • fmerakli Says:

                  Umarim copy paste yapiyorsunuzdur, eger her seferinde bastan yaziyorsaniz kotu, zira klavyenizde hep ayni tuslara basiyorsunuz, onlar digerlerinden daha once yipranacak boyle giderse…

                  Cevapla

                  • Halil Ata AŞÇI Says:

                    (…) Bir de kirik plaktan cikar gibi ayni seyi seyleri tekrar (…)
                    Sahte CD’leri yaratan sahtekarları koruma görevi üstlenenleri teşhire devam…

                    Cevapla

                  • Halil Ata AŞÇI Says:

                    (…) Bir de kirik plaktan cikar gibi ayni seyi seyleri tekrar (…)
                    Sahte CD’leri yaratan sahtekarları koruma görevi veren cemaati teşhire devam…

                    Cevapla

                    • fmerakli Says:

                      Kolay gelsin, cemaatin kapisindan sokmayacagi bir adami kullanarak bu teshiri yapiyor olmaniz yaraticiliginiz bir emaresi olsa gerek..

                    • Can Acar Says:

                      fmerakli,

                      Cemaat seni kapıdan içeri almadı mı? Ne yapıyor? Kapının önünde mi besliyor?

                      İlginçtir, ben de aksine cemaatin özellikle senin gibileri el üstünde tuttuğunu, desteklediğini duymuştum. Kendi söylemlerine çeşitlilik katan vitrin süsleri olarak.

                    • fmerakli Says:

                      Can Bey,

                      Hakaret ederek beni rencide edeceginiz dusunuyorsunuz sanirim, ama daha once yazdigim yorumda belirttigim gibi ne soylendigine degil kimin soyledigine bakiyorum ben boyle durumlarda… Benim cemaat beslemesi oldugum, ya da iceride mi kapinin onunde mi beslendigim gibi bir yorum baska birisinden gelse, ornegin Acracia boyle bir sey yazsa rencide olurdum, ama siz yazinca olmuyorum.

                      Ben ozgurluk alanlarinin genisletilmesini, devleti vatandasa karsi koruyan degil, cagdasanlayisa uygun sekilde vatandasi devlete karsi koruyan bir anayasal sistemin kurulmasini, siyasi alan uzerindeki asker golgesinin bertaraf edilmesini, vesayet sisteminin tarihin coplugune intikal etmesi gerekliligini savunuyorum. Bunlar ve bunlar ile iliskili unsurlar ilgili soylem ve eylemlerim eger cemaatin ya da baka gruplarin isine yariyora ya da ‘islerine geliyorsa’ bu benim disimda bir olay. Ben savundugum seyleri dogru olduklarina inandigim ve ulkede demokrasinin kurumsullasmasi icin gerekli gordugum icin savunuyorum, bu savunduklarimin kimin isine yaradigi, kimin dumenine cark soktugu gibi seyler nihai analizde benim icin tali unsurlar.

                      Inandigim bu ilke ve dogrular istikametinde yol alirken bulundugum konuma tabiri caizse tirnaklarimla kaziyarak geldim, su an bulundugum noktada da maddi manevi ne cemaatin ne de baska bir odagin destegine ihtiyacim yok.

                      Cemaatin kimi destekledigi, kimi vitrin susu olarak kullandigi konusunda belki Dogan ve Rodrik’ten aciklama istersiniz, zira kendilerini liberal olarak tanimlayan, liberal cevrelerle Balyoz davasina kadar son derece iyi iliskiler icerisinde olan onlardi. Belki cemaatin iceri alarak ya da kapinin onunden besledikleri isimler konusunda bilgi ve duyumlarini, eger var ise tabii, sizinle paylasmak isteyebilirler…

  7. Halil Ata AŞÇI Says:

    Cemaat, kapıdan içeri sokar mı ? sokmaz mı ?
    Bana göre, sana göre olmayan somut gerçeğe bakarım. Sahte CD’leri maskeleme konusunda cemaat ile yarışıyorsun !
    Kişiye göre değişen yorumlarda ne söylediğin beni ilgilendirmiyor !

    Cevapla

    • drunkenknight Says:

      güneşi ortadan ikiye de ayırsalar fmerakli,merttalay,ihtimal 11 nolu cd nin sahte olduğunu kabul etmeyecektir…ileri demokrasi kelebeklerinin bu sahtecilik olayını kabul edebilmeleri için yapılabilecek pek bişey yoktur…

      Cevapla

      • drunkenknight Says:

        Onlar her zaman başka yöne çekilmeye son derece müsait konularda konuşacak, iş gerçeklerle yüzleşmeye gelince üç maymunu oynamaya devam edeceklerdir…

        Cevapla

        • Halil Ata AŞÇI Says:

          “iş gerçeklerle yüzleşmeye gelince üç maymunu oynamaya devam edeceklerdir…”
          Oynamalar eğitim işi…

          Cevapla

          • Turkay Darcan Says:

            Genelde fmerakli gibi tipler , gerceklerle karsilasinca ( belge ve cd lerin sahte tutarsiz oluşu) 3 maymunu oynamak yerine şöyle cevap veriyorlar “belkide subaylar böyle bir durumu düşünüp bilerek tutarsız hazırladılar o belgeleri ve cdleri” .. kısaca çevir kazı yanmasın :))

            Cevapla

  8. drunkenknight Says:

    Uğruna Ne Yasalar…

    “Yüksek yargı bugüne kadar uyumaktan başka bir şey yapmadı” diyen Türkiye’nin ilk iktisatçı Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç, nasıl Anayasa Mahkemesi üyesi olmuş, anımsayalım. Uğur Mumcu, 11 Aralık 1990’da şunları yazmış:

    “Anayasa Mahkemesi üyeliği için Sayıştay Genel Kurulu’nca yapılan seçimde sonuç alınamayınca yasa değiştirildi. Önce Sayıştay Genel Kurulu’nun her boş yer için iki aday belirleme yetkisi ‘her boş yer için üçer aday seç­me’ olarak değiştirildi. Ayrıca komisyon değişiklikten önce üye tam sayısının üçte iki çoğunluğu ile toplanıp seçim yaparken bu toplantı için ‘salt çoğunluk’ yeterli görüldü. Böylece Sa­yış­tay üyeliği seçim yetkisi iktidar partisi tekeline verilmiş oldu.

    Bu yasa değişikliği yapıldıktan sonra dokuz üye komisyonca seçilmiş; bu üyelerin de katılımı ile yapılan genel kurul top­lan­tı­­sında yapılan oylama ile Haşim Kılıç Anayasa Mahkemesi üyeliğine aday gösterilmiş, Cumhurbaşkanı da (Turgut Özal) Kılıç’ın ‘evinde televizyon sey­redip seyretmediğini’ saptamak için ‘gizli bir soruşturma’ yap­tırdıktan sonra uğruna yasa değiştirilen bu Sayıştay üyesini Ana­yasa Mahkemesi üyeliğine seçmiştir.

    ‘Hayırlı uğurlu olsun’ diyemiyoruz. Çünkü böyle bir seçim ne hayırlıdır, ne de uğurlu.

    Neden mi? Sayıştay üyeliği seçiminde yasal kurallara da uyulmamıştır.”

    Uğruna yasa değiştirilmiş olan Haşim Kılıç hangi dönemde Anayasa Mahkemesi başkanı olmuştur? Başbakan olması için uğruna anayasa değişikliği yapılmış olan Recep Tayyip Erdoğan’ın dediğim dedik döneminde.

    Yasa kılıfına uydurulunca, haliyle yargı da uyumuş oluyor…

    Not: Cumhuriyet Gazetesi…28.02.2011

    Cevapla

  9. Solmaz Türk Says:

    Haşim Kılıç’ı Anayasa mahkemesine atanmasını sağlıyan kanun iptal edilmiş olmasına rağmen kanun geriye işlemez denilerek üyeliği kanunsuz bir şekilde devam ettirilmiştir.

    Cevapla

  10. drunkenknight Says:

    fmerakli ;

    ”…daha once yazdigim yorumda belirttigim gibi ne soylendigine degil kimin soyledigine bakiyorum ben boyle durumlarda…”

    __Ne kadar çarpık bir mantık…bu sebepledir ki geçmişinde darbeler barındıran TSK bu balyoz darbe planını da planlamıştır değil mi fmerakli ? delillerin savcılar tarafından adli emanete saklanması/sahte cd ve belge üretimleri/hakimlerin bu delillere ulaşım imkanı vermemeleri/yandaş basına yapılan sızdırmalar/HSYK nın bağımsızlığına ve tarafsızlığına vurgu yapılırken Adalet Bakanlığı listesinin tulum çıkartması/son durumda gözlenen şaibeli kararların altında imzası olanların Danıştay ve Yargıtay a atanması/vs…bu örnekler rahatlıkla çoğaltılabilir…ki siz bunları söyleyenleri değil…kimlerin bunları söylediğine baktığınızı söylüyorsunuz….ve hemen ardında da ekliyorsunuz ki :

    ”Ben ozgurluk alanlarinin genisletilmesini, devleti vatandasa karsi koruyan degil, cagdasanlayisa uygun sekilde vatandasi devlete karsi koruyan bir anayasal sistemin kurulmasini, siyasi alan uzerindeki asker golgesinin bertaraf edilmesini, vesayet sisteminin tarihin coplugune intikal etmesi gerekliligini savunuyorum. Bunlar ve bunlar ile iliskili unsurlar ilgili soylem ve eylemlerim eger cemaatin ya da baka gruplarin isine yariyora ya da ‘islerine geliyorsa’ bu benim disimda bir olay. Ben savundugum seyleri dogru olduklarina inandigim ve ulkede demokrasinin kurumsullasmasi icin gerekli gordugum icin savunuyorum, bu savunduklarimin kimin isine yaradigi, kimin dumenine cark soktugu gibi seyler nihai analizde benim icin tali unsurlar…”

    __söylemleriniz ve savunduklarınız farklı şeylerse…birileri sizi ya kullanıyordur yada siz tutarsız birisiniz…

    Cevapla

  11. fmerakli Says:

    ilk alintiladiginiz ve bu ne bicim mantik diye elestirdiginiz cumlenin balyoz davasi ile ilgili tartismalarla alakasi yok. eger o cumleyi can beye yazdigim onceki yorumda hangi baglamda yazmis olduguma baksaydiniz yukaridaki yorumu yazmaniz gerekmeyecekti. ben ne soylendigine degil kimin soyledigine birisi bana hakaret ettiginde bakiyorum, bunun balyoz davasi, delillerdeki tutarsuzliklar e dile getirdiginiz diger hususlarla ne alakasi var? can bey beni cemaat beslemesi olarak niteleyince ben de soylenene degil soyleyene bakarim, can bey gibi birisi soyluyorsa da rencide olmam, kem soz sahibine aittir der gecerim.
    balyoz davasi ile ilgili bu blogta ortaya konan tutarsizliklar icin soylenene degil soyleyene bakarim demem absurd olurdu, zira ortada bana yapilmis bir hakaret yok ki!

    Cevapla

    • Can Acar Says:

      fmerakli,

      Beni kafanda nasıl kategorize ettiğini gerçekten çok merak ediyorum. Yazdığın herşeye yakın zamana kadar mantıklı cevap veren, teknik konulardaki bilgimi ve sosyal konulardaki bilgi eksikliğimi paylaşan biri olduğumu düşünüyorum. Hangi noktada beni “kem göz” kategorisine soktun? Sana olan saygımı kaybedip birinci tekil şahıs olarak konuşmaya başladığımda mı, yoksa senin samimi olmadığına dair inancımı söylemeye başladığımda mı?

      ornegin Acracia boyle bir sey yazsa rencide olurdum, ama siz yazinca olmuyorum

      Yarın acracia sana samimiyetsiz derse veya hakaret olarak algıladığın bir şey söylerse onu da aynı kategoriye koyup bu sayede söylediklerinden rencide olmayacağına bahse girerim. Söylenenleri “kişiye göre” dinlemenin en büyük problemidir bu. İnandıklarına ters gelen söylemlere kulak tıkamana ve her zaman haklı olduğunu düşünmene yol açar.

      Soruyu başka türlü sorayım, sen beni ve acracia’yı ne kadar tanıyorsun? Sana karşı “iyi polis, kötü polis” oynamadığımızı nereden biliyorsun? Hatta aynı kişi bile olabiliriz. Bak, bay Bekir çift kişilikli cıktı. Ya ben acracia’nın bilinçaltıysam?

      Burada yazılanlardan sen kesin karakter tahlili yapabiliyorsun da, benim yaptığım tahlili neden beğenmiyorsun?

      Hiç aklından “Bu kadar adam düşünce biçimimde bir problem olduğunu söylüyor, inandıklarımı ve kendimi bir gözden geçireyim” diye bir düşünce geçti mi? Bana yapılan her eleştiride, kimden gelirse gelsin, kendi öz eleştirimi yapıyorum, gerekirse düşüncelerimi değiştiriyorum. Bu sayede burada çok şey öğrendim. Sen ise geldiğin ilk günkü argümanlarınla devam ediyorsun.

      Sana önce yazdığım bir cevabı biraz düzelterek buraya taşıyorum:


      Yazdıklarınla beni haklı çıkarttığın için tekrar teşekkürler. İşte yaptığın çarpıtma ve saptırmaya güzel bir örnek daha:

      Önce yazmadıklarınla suçlanmaktan şikayet ediyorsun:

      Bilmem farkinda misniz, beni yazdiklarimla degil, yazmadiklarimla degerlendirmek gibi bir aliskanlik olusturdunuz

      Ben söylenmeyen gerçeklerin yalancılıkla eşdeğer olduğunu söyleyince ise:

      Benim bu blogta yazdigim pek cok yorum gercegin bir kismini saklayan, konuyu saptiran, lafi dolandirana cevap niteligini tasir.

      Diyerek yine yazdıklarından örnek verip hem asıl soruya (işine gelmeyen gerçekleri neden sakladığına) cevap vermiyor, hem de Blog yazarlarına saldırıp konuyu değiştirmeye çalışıyorsun.

      Yazdığın diğer örnekler zaten Blogda defalarca tartışılmıştı, acracia ve ccgürsel zahmet edip sana ayrıca tekrar tekrar açıklamaya çalıştılar.

      It is difficult to get a man to understand something when his salary depends on his not understanding it.
      Upton Sinclair

      Hakkında vardığım sonucun doğru olduğunu bir kez daha kanıtladın.

      Buna hala cevap vermedin. Vermeyeceksin de, çünkü sen “söyleyene bakarsın”. Biliyorum sen çok mutlusun ama ben senin için üzülüyorum.

      Cevapla

      • Can Acar Says:

        Düzeltme: ilk paragrafta “birinci tekil şahıs” değil “ikinci tekil şahıs” olacaktı. Ayrıca, acracia, sizi örnek olarak kullandığım için özür dilerim. Bilinçaltınız olmak gibi bir iddiam da yok. Umarım anlayışla karşılarsınız.

        Bu arada, fmerakli yukarıda şöyle bir ifade kullanmış:

        Ben ozgurluk alanlarinin genisletilmesini, devleti vatandasa karsi koruyan degil, cagdasanlayisa uygun sekilde vatandasi devlete karsi koruyan bir anayasal sistemin kurulmasini, siyasi alan uzerindeki asker golgesinin bertaraf edilmesini, vesayet sisteminin tarihin coplugune intikal etmesi gerekliligini savunuyorum.

        Bunun altına ben de imzamı atarım. Ancak, fmerakli, bana açıklar mısınız bulunduğumuz yerden oraya, “cagdas anlayisa uygun sekilde vatandasi devlete karsi koruyan bir anayasal sisteme” nasıl gideceğiz? Yapılan tüm düzenlemeler hükümetin, ve dolayısıyla devletin gücünü ve kontrolünü daha fazla kuvvetlendirirken, bu devlet yasama, yürütme ve yargı arasındaki kontrol mekanizmalarını da eritip tek bir güç olarak vatandaşın karşısına dikilirken, muhalefet edenler ve hakkını arayanlar susturulup sindirilirken, kişisel yaşamın gizliliği kanunsuz telefon dinlemelerle ayaklar altına alınmışken, basın sürekli tek taraflı yayın yaparken dediğin sisteme nasıl gideceğiz?

        Bir yol göster, “hükümet demokrasi treninden inince biz trenle yola devam edeceğiz” de, ama bir de bunun nasıl olabileceğini söyle. Bir sonraki istasyon Haziranda. Tüm kurumları elinde tutan bir hükümet, sekiz yılda bu noktaya geldikten sonra, hukuksuzluğun moda olduğu bir dönemde, adil ve tarafsız bir seçime gidebilir mi? Ölüler mezardan kalkacak mı yine ileri demokrasi uğruna?

        Pardon, bu sorulara da cevap vermezsiniz çünkü ben yazdım. Acracia, size zahmet olmazsa, rica etsem benzer bir soruyu siz yöneltebilir misiniz fmerakli’ya?

        Cevapla

        • trekking Says:

          Can bey, ben de fmeraklının o ifadelerinin altına imzamı atarım. Ancak zamandan ve zeminden bağımsız düşünemem. Yazdıklarınıza aynen katılıyorum.

          Ama o ifadenin devamında yazdığı ilginç “Bunlar ve bunlar ile iliskili unsurlar ilgili soylem ve eylemlerim eger cemaatin ya da baka gruplarin isine yariyora ya da ‘islerine geliyorsa’ bu benim disimda bir olay.”

          Cevapla

        • fmerakli Says:

          Can Bey

          Cagdas anlayisa uygun anayasal sisteme orgutlu hareket ederek gidecegiz, ben en azindan bunun en iyi secenek oldugunu dusunuyorum. Cagdas bir anayasa icin AKP’nin direnc noktalarini meclisteki muhalefete birakma luksumuz yok, ki zaten oradakilern ekserisi statuko bekciligini gorev edinmisler.

          Ornegin kadinlara yonelik pozitif ayrimcilik sivil toplum orgutlerinin uzun ugraslari sonrasinda son referandumdaki degisiklik teklifine dahil edildi. Ayrica yapilan duzenlemelerin yasama, yurutme, yargi arasindaki kontril mekanizmalarini erittigini dusunmuyorum. Ornegin HSYK seciminde yapilan basat degisiklik HSYK’nin uyelik yapisini, yuksek yarginin sen beni sec, ben seni seceyim seklindeki kapali devreyi devreden cikartip, onemli sayida uyeyinin (15 idi galiba) adli ve idari yargi mensuplarinin oylari ile secilmesi yonundeki degisikliktir. Bu degisikligin AKP yargisi kurma sonucunu doguracagina ya da dogurmus olduguna ben inanmiyorum. Zira yeni HSYK goreve basladiktan sonra Icisleri Bakanligi Dink davasindaki ihmali nedeni ile mahkum oldu ve hatirlarsiniz ben o karardan sonra Icisleri Bakani’nin istifa etmesi, etmezse gorevden alinmasi gerektigini soyledim. Bu nasil bir AKP yargisi ki kendi bakanligini hem de ulkenin gundemindeki en onemli davalardan birinde mahkum ediyor. Secime 100 gun kalmis, muhalefet partilerinden tis cikmadi bu karar uzerine.

          Ben bu hukumetin destekcisi degilim, bu hukumetin yaptigi ve sizin de yukarida altina imzami atarim dediginiz goruslerim dogrultusunda kendimce olumlu oldugunu dusundugum icraatlerini destekliyorum. Aksi yondeki icraatleri icin de “simdi ayni trendeyiz, susalim” gibi bir yaklasimim yok. Ornegin askeri harcamalarin denetimine iliskin Sayistay’in sorumluluguna iliskin son duzenleme “askeri vesayet sisteminin cope atilmasi” noktasinda bir utanc vesikasidir. Birlikte hareket ettigim sivil toplum orgutleri ile bu duzenlemenin cagdas hesapverebilirlik anlayisina uygun olarak yeniden gizden gecirilmesine iliskin ugras veriyoruz ki bu surecte birlikte hareket ettigimiz arkadaslarimdan biri ki kendisi de Turkiye’de ozel bir universitede akademisyendir, hatta Pinar Hanim’la da tanisirlar, bana bir kac gun once AKP icinden aldigi haberlere gore yeni anayasa taslaginda bu sorunun cozulecegine iliskin isaretler oldugunu ifade etti. Ama bu yeterli mi degil, biz devlet guvenligi ile iliskisi olmayan askeri harcamalarin seffaf bir denetime acilmasi icin caba gostermeye devam edecegiz.

          Ayrica ben muhalefetin susturuldugu argumanina da ihtiyatla yaklasiyorum. Bugun Yilmaz Ozdil gazetede yaziyor mu, yaziyor. Bugun Cumhuriyet, Sozcu vs gibi gazeteler cikiyor mu, cikiyor. Mustafa Balbay Ergenekon davasinda sanik olmadan once kosesinden yaptigi AKP muhalefetinin sertligi Yilmaz Ozdil’in muhalifeti ile kiyaslanamazdi bile. AMa Yilmaz hala kosesinde yaziyor, Balbay Ergenekon sanigi. Balbay’a isnat edilen suc, meslegi ya da meslegini icra ederken hukumete muhalefet etmesi ile ilgili degil bir darbe girisimi planlayan bir orgutun uyesi olmakla suclaniyor ve kendisini sanik konumuna dusuren sey de gazetede yazdigi yazilar degil Bugun Balbay gunlukleri olarak anilan notlar. Balbay’in tutuksuz yargilanmasi gerektigi konusunda bir suphe yok, ancak Balbay’a ya da sanik diger basin mensuplarina gazetlerde yazdiklari haberler, yazilar nedeni ile dava acilmis gibi bir algi yaratilmaya calisiliyor, ben surece o algiyi yaratmaya calisanlar ya da o algiya inananlardan daha farkli bakiyorum.

          Adil ve tarafsiz secime gidebilir miyiz diye sormussunuz. Turkiye’de bunu saglamakla yukumlu kurum Yuksek Secim Kurulu. Mesela o kurul, AKP daha gec bir tarihi savunmasina ragmen referandum tarihine karar verirken ilgili yasayi AKP’den farkli yorumlamis ve 12 Eylul tarihini belirlemisti.

          Sozun ozu, ileri demokrasi ugruna ben kendi inandigim ve dogru bildigim yolda yurumeye devam edecegim…

          Cevapla

          • Can Acar Says:

            fmerakli,

            Geçen gün birisi buraya siyah kuğularla ilgili bir yazı göndermişti. Onu bulup okumanı öneririm. Yukarıdaki yorum dahil pek çok argümanında destekleyen tek bir örneğin söylediklerini ispatladığını iddia kabul ediyor, karşı örnekleri ise görmezden geliyorsun. Bu nedenle, başından beri argümanlarının bilimsellikten uzak olduğunu söylüyorum. Bu nedenle tüm argümanların propaganda kokuyor.

            Konuyu çok da fazla dağıtmak istemiyorum, ancak için yukarıdaki yorumunuzdan örnekler vereceğim.

            Gerçeğin tek tarafını söylemenin yeterli olmadığına birkaç örnek:

            Ornegin kadinlara yonelik pozitif ayrimcilik sivil toplum orgutlerinin uzun ugraslari sonrasinda son referandumdaki degisiklik teklifine dahil edildi.

            Pozitif ayrımcılık gerçekten çok önemli. Ben de anayasada bu maddenin altına imzamı severek atardım, ancak referandumda 26 soru sorup tek cevap istedi. Bunun demokratik olup olmadığını bir kenara bırakalım. Pozitif ayrımcılık anayasaya girdi, ondan sonra HSYK ve yüksek yargı kadrolarını değiştiren sayılarını arttıran kanunlar çıktı. Bu kanunlarda pozitif ayrımcılık var mı? HSYK bu kadrolara yeni atama yaptı Yargıtay’da kadın yargıç oranı 2007’de 35 iken 2011’de bu oran yüzde 3’e, Danıştay’da ise yüzde 2’ye kadar düştü. Süper pozitif bir ayrımcılık olmuş ne dersin?

            Pek çok yerde ispat için tek bir destekleyen örneğin yeterli olduğunu düşünüyorsun:

            … Zira yeni HSYK goreve basladiktan sonra Icisleri Bakanligi Dink davasindaki ihmali nedeni ile mahkum oldu ve hatirlarsiniz ben o karardan sonra Icisleri Bakani’nin istifa etmesi, etmezse gorevden alinmasi gerektigini soyledim. Bu nasil bir AKP yargisi ki kendi bakanligini hem de ulkenin gundemindeki en onemli davalardan birinde mahkum ediyor.

            Yeni HSYK’nın ayağının tozuyla Balyoz yargıcını değiştirmesini bir kenara bıraksak bile, adalet bakanlığının bu konudaki çelişkisi çok çarpıcı. Ergenekon yargıç ve savcıların normal atama süresinde değişmesini engellemek için anayasal bir kurumun çalışmasını bloke eden, dava devam ederken yargıç ve savcı değişmez diyen adalet bakanı ve müsteşarı, Balyoz yargıcının dava ortasında değişmesini alkışladı.

            Daha çarpıcı bir örnek HSYK’nın yargıtay seçimleri. 5000 den fazla hakim ve savcı arasından hızla Danıştay ve Yargıtaya 200 kadar atama yaptı. Değil tüm adayların sadece seçilen adayların özgeçmişlerini okumaya ve tek tek değerlendirmeye kalksanız bu kadar sürede yapamazsınız. Seçilen listenin Adalet Bakanlığı listesi olduğu söyleniyor. Bu mu bağımsız yargı? Yok HSYK adalet bakanlığını mahküm etmiş. Merak etmeyin, dava bir gün görülse bile adalet bakanı yeni atadığı yargıtayda aklanır.

            Bu örnekler çoğaltılabilir. Askeri harcamalardan bahsediyorsun, bir de ihale kanununa bakalım istersen. AB kriterlerine göre şeffaf hale getirilen ihale kanunu, AKP iktidarı boyunca ise onlarca değişiklikle eskisinden daha da kapalı ve istismara açık bir noktada. Buradan yapılabilecek sahtekarlıklar ve şaibeli özelleştirmeler yanında askerlerin harcamaları cep harçlığı kalır.

            Muhalefetin susturulmadığına örnek olarak verebildiğin tek şey Cumhuriyet ve Sözcü gazeteleri ve birtakım yazarların hala yazıyor olması mı? Sana fena halde gülüyorum. Halkın parasıyla satın alınıp yandaş olarak pozisyonlanan TV ve gazeteleri saymıyorum bile. Tarafsız olması gereken devlet televizyonu TRT’yi son zamanlarda seyrettin mi?

            Basının susturulduğuna inanman için her kalemin susması mı gerekiyor? Yazdıklarını beğenirsin veya beğenmezsin orası ayrı, Soner Yalçın’a savcının sorduğu sorular yazdığı yazılarla mı ilgili yoksa terör örgütü üyeliği ile mi?

            Mesela o kurul, AKP daha gec bir tarihi savunmasina ragmen referandum tarihine karar verirken ilgili yasayi AKP’den farkli yorumlamis ve 12 Eylul tarihini belirlemisti.

            YSK hala referandum sandık sonuçlarını açıklamadı (daha önce seçimlerde açıklamıştı). Yurt dışında yaşayanların yaşadıkları ülkelerde oy kullanmalarına dair hükümler 1995’ten beri anayasada, 2008’den beri kanunlarda olmasına rağmen 2011’de yine sadece gümrüklerde oy kullanılabilecek. Tarafsız mı değil mi bilmiyorum, ancak AKP’yi kızdıracak birşey yapmadığı kesin.

            Eğer bu konularda konuşacaksan bütün bu olanları değerlendirmen gerek. Eğer bunu yapmıyor, sadece kendi inancına/hedefine/amacına uygun olan örnekleri seçiyorsan bunu sadece cahillikle ya da yalancılıkla açıklayabiliriz.

            Bir akademisyen olarak bilimsel düşünce becerini sorguluyorum. Bu, bence, onur tartmaktan veya birinin beslemesi olmaktan çok daha ağır bir itham.

            Cevapla

            • fmerakli Says:

              Can bey,

              Beni bir argumani dogrulayan ornekleri one cikarmak ama karsi ornekleri gormezden gelmekle itham ediyorsunuz, ama kendinizin de tam bu sekilde davrandiginizin ayirdina varamiyorsunuz. Ornegin ben Icisleri Bakanligi ile ilgili Dink davasinda mahkumiyet kararini dile getirdigimde ya da HSYK’nin AKP’nin dusundugunun aksine bir referandum tarihi aciklamasini ya da daha yeni bir gelisme olarak AKP’nin yurtdisinda yasayan secmenlerin oy kullanmasina yonelik talebini reddetmesini goz onunde bulundurmadan mahkemeler, HYSK ya da YSK AKP’nin kontrolunde gibi bir goruntu ciziyorsunuz. Bu karsi argumanlar, sizin icin sanki hep tali unsurlar gibi gorunuyor…

              Balyoz davasina bakacak hakimin hakkindaki rusvet iddialari nedeni ile aciga alindigini da gozden kaciriyorsunuz. HSYK’nin bu kararinin oybirligi ile alindigini, ornegin eski HSYK doneminde Ergenekon savcilarini degistirmek icin caba gosteren ve yeni HSYK’da da yer alan Ali Suat Ertosun’un da Balyoz davasina bakacak hakimin gorevden alinmasi kararina HSYK uyesi olarak onay verdigini dikkate almiyorsunuz. Eger o karar sizin ima ettiginiz sekilde Balyoz davasina bakacak heyeti sekillendirme niyeti ile alinmis olsa hem Ali Riza Ertosun bu karara onay vermezdi hem de basin toplantilari ile hukumeti topa tutardi, ama bunlar yasanmadi. Yanlis anlasilmasin ben gorevden alinan hakim kendisine isnat edilen sucu islemistir demiyorum, sadece hakkindaki iddialar HSYK’nin AKP’ye muhalif oldugu bilinenler dahil tum uyeleri tarafindan ciddiye alinmis ki gorev degisikligi uygun gorulmus diyorum. Ki yuksek yargida rusvet sorusturmasinin bugun geldigi noktada ilk kez bir yargitay daire baskani’nin rusvet suclamasi nedeni ile hakkinda acilan davada Yuce Divan’da yargilanacak olmasi da hatirdan cikarilmamali.

              Pozitif ayrimcilik baglaminda yuksek yargiya yeni atanan uyeler arasinda kadin sayisinin azligina dikkat cekmissiniz, haklisiniz. TUIK istatistiklerine gore yargida kadin hakim ve savci sayisi %20 civarinda ve atamalarda olusan oran bunun hayli altinda kaliyor. Bu husus benim acimdan internet blogunda elestirmekle gecistirilemeyecek kadar onemli bir husus. Bu konuyla ilgili Turkiye’deki arkadaslarimla da irtibattayim ve HSYK’nin yuksek yargiya uye secerken kadinlara yonelik negatif ayrimcilik uyguladigi gibi bir resim ortaya koyan bu tablonun kamuoyunda yuksek sesle elestirilmesi icin bir calismalari var ise nasil destek olabilecegimi sordum, yok ise de boyle bir calismanin yurutulmesi gerekliligini ifade ettim. Yeri gelirse, bu konudaki gelismeleri de burada memnuniyetle paylasirim.

              Ihale kanunu ile ilgili olarak da ben bugune degin hayli mesai harcadim, gelinen noktadan mutlu degilim ama en azindan gucum yettigince bir seyler yapmaya calistim. En son AKP’nin torba yasa cercevsinde Kamu Ihale Kanunu’nda yapilan bir degisiklik ile TOKI ihalelerinin Kamu Ihale Kanunu’nda istisna haline getirilmesini engellemek uzere yapilan calismalara destek verdim, maalesef basarisiz olduk ve simdi de hem bu degisikligi protesto etmenin hem de TOKI ihalelerini yakindan takip edecek ve saibe uyandiran ihalelerin kamuoyu ile paylasilmasini saglayacak bir ekibin kurulmasi icin calismalar devam ediyor. Tabii ben yurtdisinda oldugum icin ihale izleme surecine dahil olmam mumkun degil, ama elimden geldigince birseyler yapmaya calisiyorum. Bu blogta balyoz davasi ile ilgili konular tartisildigi icin ve benim bu dava hakkinda yazdiklarim ile bir yargiya vardiginiz icin bana AKP destekcisi, cemaat beslemesi gibi yaftalar takmak kolayiniza gidiyor. Keske bu blogtakiler de dahil AKP’ye muhalif insanlarimizin cogunlugu AKP’ye kizmak ve bu nedenle CHP ve MHP gibi daha demokratik bir Turkiye perspektifi sunmakta sikintisi olan partilere oy vereceklerine ve AKP’ye muhalefeti dort sene kizip soylenip sonunda da oy vermemek ile sinirlayacaklarina sivil alanda daha aktif bir muhalefet icin orgutleyebilsek de iktidar partisi olarak olmasa bile en azindan meclis catisi altinda daha ozgurlukcu ve demokrat bir muhalefet yapacak insanlari meclise tasiyabilsek. Burada Acracia’nin kulaklarini cinlatayim ve ileri demokrasi talebinin antimilitarizmden ibaret olmadigini gostermek icin AKP’nin secim barajini degistirmemekte gosterdigi kararligi soyle yuksek bir sesle kinayayim. Bu sorunun asilmasi halinde yukarida sozunu ettigim daha guclu ve ayaklari zincirlerle gecmise baglanmis degil cagin gereklerini ozumsemis ve bunlari AKP’ye dayatan bir muhalefetin iktidarin karsisina dikilmesinin son derece onemli oldugunu dusunuyorum ve bunun bu secimlerde olmasa da bir gun gercekleseceginden kuskum yok. Dedigim gibi, AKP’ye muhalefet etmek CHP ve MHP’ye birakilamayacak kadar ciddi bir mesele.

              En son basin ozgurlugu ile ilgili de iki kelam edeyim. Can bey, yine beni itham ettiginiz seyi yapiyorsunuz. Bugun basin ozgurlugunun onundeki engellerin ana eksenini benim gozumde yurutme degil yargi olusturuyor. Ergenekon davasini hakkinda haber yapan ya da kose yazisi yazan gazetecilere acilan dava sayisinin 2000’i gecmis olmasini ne yapacagiz? Ornegin Samil Tayyar herkesin erisimine acik dava klasorlerinde yer alan ve mahkeme karari ile yapilmis bir telefon gorusme kaydindan kose yazisinda bahsettigi icin sorusturmanin gizliligini ihlalden 1 yil 3 ay cezaya carptirildi, ceza ertelendi ama adli kontrol devam ediyor, ayni sucu bir kez daha islerse, yani dava klasorlerinde yer alan (yani bir gizliligi olmayan) ve savcinin hosuna gitmeyen bir bilgiyi kosesine tasirsa hapse gorme ihtimali var. Basin ozgurlugunden bahsederken bunlari da goz onune aldiginizi ben bugune kadar gormedim. Ergenekon/Balyoz davalari ile ilgili olarak haklarinda en cok dava acilan gazetelerin Star, Zaman ve Taraf oldugunu da gozden kacirmamak gerekiyor. AKP yargisi mi aciyor bu davalari, AKP yargisi mi dava dosyasinda yer alan ve herkesin erisimine acik bir bilgiyi yazan “yandas” gazetecilere mahkumiyet yargisi veriyor. Nitekim olay cok boyutlu, grift bir mesele.

              Sonuc olarak sig bir analiz sonrasi beni yalanci ve cahil olmakla itham etmeniz, onurumu teraziye koymaniza ve cemaat beslemesi seklindeki ithaminiza eklenen yeni halkalar olmus. Alistim, olsun varsin. Siarimda bir degisiklik yok soylenene degil, soyleyene bakiyorum. Bir de benim bilimsel dusunce beceremi sorguladiginizi iddia etmissiniz ki, guldurdunuz beni. Sosyal bilimler alaninda derin bir formasyonu olmadigini dusundugum bir bilisimcinin, hem de kendince uygun buldugu zamanlarda hakaretamiz ifadeler kullanmaktan cekinmeyen birisinin ne benim bilimsel dusunce becerimi sorgulamasini ne de o sorgulamada vardigi sonucu kaale alirim. Bugune degin bilimsel yeterliligim ya da bilimsel dusunce becerim cok daha profesyonel ve “credible” surecler/kisiler/kurumlar tarafindan test edildi, hepsinden de alnimin akiyla ciktim. Kendi alaninda dunyada saygin universilerde burslu yukseklisans ve doktora egitimlerinden tutun, uluslararasi akademik dergilerde basilan makalelerimden, akademik yayinevlerinin son derece siki editoryal denetimlerinden gecerek yayinlanan calismalarima kadar bir dizi seyden bahsediyorum… Velhasil, sizin benim “bilimsel dusunce becerim” hakkinda ne dusundugunuz, bunu sorgulamaya kalkismaniz, kendinizce bu sorgulamadan bir sonuc cikarmaniz benim uzerinde durup dusunecegim bir mesele degil. Neden diye sorarsaniz; onurunu teraziye koydugunuz, yalanci, cahil, cemaat beslemesi oldugunu ifade ettiginiz birinin bilimsel dusunce becerisini sorgularken kullaniginiz kriterlerin de hangi bilincalti ile secilmis/uygulanmis oldugunu kestirmek zor olmadigi icin…

              Cevapla

              • Can Acar Says:

                fmerakli,

                Konunun özünü saptırmakta üzerine yok.

                Verdiğim örnekler tabii ki tek taraflı, çünkü senin tek taraflı örneklerine karşı örnek olsun diye yazıldı.

                O kadar laf salatası içerisinde başından beri neden tek taraflı argümanlara başvurduğunu hala söylemedin.

                Temel sorulardan itinayla uzak durdun. Hala da duruyorsun. Anladık, askerlere önyargıyla yaklaşıyorsun. Ancak bu tartışmaya konu olan argümanların asker karşıtı tüm gurupları kayıtsız şartsız savunma ve kollamaya yönelik. Bunu neden yapıyorsun?

                Yazdığın akademik başarı ispatları Bekir L. Yıldırım’ın “IQ mu ölçtüler, ben Mensa üyesiyim” söyleminden öteye gitmiyor. Olsa olsa cahil olmadığını ispatladın. Geriye kalan olasılık da bir o kadar kötü: Demek ki gerçeği bilerek eğip büküyorsun. Demek ki yanıltma amacıyla yazıyorsun. Demek ki yalan söylüyorsun.

                Belki de senin çalıştığın akademik alanda deneyler o kadar uzun sürüyor ki tek bir tutarlı örnek “aha! işte ispatladım” demeye yetiyor. Bilmiyorum. Seni örnek alıp bunu tüm sosyal bilimcilere genellemek istemem.

                Benim “bilişimci” dünyamda ise eğer birtakım temel bilimsel düşünce kurallarına uymazsan yanıldığını çok çabuk farkedersin. “Hay Allah, düşündüğüm gibi olmadı, nerede hata yaptım acaba” demek için 15-20 yıl beklemen gerekmez. Bu nedenle de doğru düzgün düşünemeyenleri farketmek çok kolay olur. Sen doğru düzgün düşünemiyorsun. Ya yalan söylüyorsun, ya da fena halde kandırılmışsın. Her durumda yazdıklarınla okuyucularını aptal yerine koyuyorsun.

                Cevapla

                • fmerakli Says:

                  Can Bey

                  Gozden kacirdiginiz nokta, benim o tek tarafli dediginiz orneklerin de sizin ya da diger yorumcularin orneklerine istinaden gundeme getirilmis olmasi idi. Mesela siz ya da bir baskasi Balyoz davasina bakcak hakim son anda degistirildi dediginde, AKP yargiyi kontrol ediyor dediginde ben o orneleri veriyorum, aksi ornekler olarak. AMa siz olaya 0 ve 1 olarak bakmaya devam ettiginiz icin ve benim soylediklerimi neye istinaden soylenmis olduguna yonelik baglam icerisinde degerlendirmediginiz icin bu iliskileri yakalayamiyorsunuz, ne yapalim sizi de boyle kabul edecegiz.

                  Ben bu aksi ornekleri bir seyi “aha ispatladim” demek icin vermiyorum, aksine bir seyi ispatladigini zannedenlere “dur bir bakalim, olayin bu tarafi da var” demek icin veriyorum.

                  Bir de surekli “yalan soyluyorsun, yalan” diye tiradlar atmaya basladiniz, aklima eski Turk filmleri geliyor, okudukca guluyorum. Hele de bana yalanci diyen kisinin Odatv’den aktardigi yalan haberleri bloga tasimis oldugunu hatirlayinca daha da guluyorum. (Hasip Kaplan’in kanun teklifi ile ilgili haberin yalan oldugunu meclis tutanaklari ve kanun teklifinin tam metni ile ortaya koymustum hatirlarsaniz)

                  Sahi acaba siz de odatv’nin yalan haberini bloga tasirken, bir baskasinin yalanini yayarak yalana ortak mi olmustunuz, birilerini fena halde kandirmaya mi calismistiniz yoksa okuyanlari aptal yerine mi koymaya calismistiniz acaba? Belki de hicbiri degildir, odatv’de haberi okumus ve fena halde kandirilmis da olabilirsiniz tabii…

                  Cevapla

                  • Can Acar Says:

                    Hangi yalan haberi taşımışım buraya?

                    Cevapla

                  • Can Acar Says:

                    Yine yarı doğru. Alışkanlık herhalde:

                    … meclis tutanaklari ve kanun teklifinin tam metni ile ortaya koymustum hatirlarsaniz)

                    İlgili yorumları okursan, tutanakları ve CNN Türk haberini Bülent Bey’in gönderdiğini göreceksin. Sen sadece kanun teklifinin metnini gönderdin sonlara doğru. Araştırma yapabiliyor olman güzel, bir de referans vermeyi öğrenirsen olacak.

                    Merak edenler için konunun başlangıcı burada:

                    https://cdogangercekler.wordpress.com/2011/02/11/balyozcular-hazine-mustesarligi%E2%80%99ndaki-atamalari-da-ongormus/#comment-3018

                    Odatv haberi CNN Türk’ten almış gibi gözüküyor. Meclis tutanaklarına bakarsan da teklif darbelerin dayanağı olduğu söylenen bir iç hizmet kanunu maddesini değiştirmeyi öneriyor, ve meclisteki tartışma da 12 Eylül ile hesaplaşma üzerine kuruluyor. CNN Türk ve veya Odatv de bu tartışmayı yanlış bir şekilde haberleştirmiş olmalı.

                    Bu nedenle soruyorum “hangi yalan haber” diye. Odatv yalan haberi mi? Yoksa CNN Türk yalan haberi mi? Hangi medyaya vurmak istiyorsan onun haberi anlaşılan. Ben o zaman verdiğim cevapta bu düzeltmeyi yaptığın için teşekkür etmişim.

                    Benzer şekilde senin de buraya kopyaladığın, daha sonra yalan olduğu ortaya çıkan en az bir yazı var. İstersen bağlantı da veririm. Dikkatini çekerim hiç kimse “fmerakli da yalan haber göndermişti” diye kampanya yürütmedi.

                    Benim şimdi yürüttüğüm kampanya olaylara tek taraflı yaklaşıp gerçeğin bir kısmını ihmal ederek yalan söylemenle ilgili. Bu iddia ettiğin gibi sadece “şeytanın avukatını” oynamak değil. Geri dönüp yorumlarını okursan, ilgili ilgisiz her konuda fırsat buldukça belirli grupları savunup, karşı olduklarına da laf geçiriyorsun. Cevap veremediğin soruları ise tamamen gözardı ediyorsun.

                    Kolay gelsin.

                    Cevapla

                    • fmerakli Says:

                      Can Bey,

                      Siz benim yazdigim bir seye yari dogru diyorsaniz, o kesin dogrudur.. :o)

                      Odatv’nin yalan haberini bloga tasirken, daha onceden ifade ettigim gibi bir yalani yaymak ya da insanlari aptal yerine koymaya calismaktan ziyade haberi okuyup sizin deyiminizle fena halde kandirilmis oldugunuzu dusunmustum. Ama yukaridaki yorumunuz icin ayni seyi soyleyemeyecegim, zira dogru olmayan seyler yazmissiniz yine.

                      Oncelikle tutanaklari ve CNNTurk haberini Bulent Bey’in gonderdigini soylemissiniz ve “hangi yalan haber, odatv’nin yalan haberi mi, cnnturk’un yalan haberi mi” diye sormussunuz. Cevap acik, yalan haber ‘sizin’ bloga tasiginiz haber Can Bey. Bir kere isin CNNTurk kismi bizim tartismamiz ile ilgili degil. Zira siz haberi Odatv’den aktardiniz, haberin CNNTurk’te de yayinlangini Bulent Bey sonradan ifade etti, ama bu tartismanin ozunu yani sizin Odatv’den bir yalan haber aktarmis oldugunuz gercegini degistirmiyor, zira siz odatv’nin linkini vermistiniz. Haberin bir baska mecrada yayinlanmis olmasi yalan haberin odatv’den baska bir yerde de yayinlanmis oldugunu gosterir ve sadece bunu gosterir, haberin yalan olmadigini degil.

                      Tutanaklar ile ilgili soyledikleriniz de dogru degil, sizin yorumunuzun hemen altinda, daha Bulent Bey tartismaya dahil olmadan once 11 Subat 2001 tarih saat 13.25’te benim yazdigim cevap var ve soyle demisim:

                      “Usenmeyip meclis’in web sitesinden arastirdim, genel kurul’a sevkedilmis ya da komisyon asamasinda Odatv’nin haberinde bahsedilen sekilde reddedilmis bir kanun teklifi yok.”

                      Bunun ardindan da meclis tutanaklarindan haberde bahsedilen gunun dokumunu vermisim. Benden yaklasik bir saat sonra 14.45’te yorum yazan Bulent bey tutanaklarda buldugu ama haberle ilgisi olmayan, faili mechuller ile ilgili bir linki paylasmis. 15.23’te yazdigi yorumda ise haberin CNNTurk’te de yayinlandigini soylemis.

                      Bulent Bey’in gonderdigi linkte kanun teklifi ile ilgili gorusmeler degil, Hasip Kaplan’in bir konusmasinda bunu dile getirmesi ile ilgili bir kisim vardi. Ben oradan hareketle meclis veritabanindan kanun teklifinin tam metnini buldum, linkini verdim ve haberin yalan oldugunu ortaya koydum, zira kanun teklifinin haberde iddia edildigi 12 Eylul’culerin yargilanmasi ile uzaktan yakindan alakasi yoktu.

                      Siz de bunun uzerine ikinci cogul sahis kullanarak hitap ettiginiz bir cevap yazmis ve duzeltme icin tesekkur etmistiniz ki bu da zaten haberin yalan oldugu konusunda mutabik oldugumuz anlamina geliyordu.

                      Hal boyle iken hem o tartismanin linkini verip, hem de o tartismadaki sureci yanlis aksettirmenizi nasil aciklamak lazim bilmiyorum…

                      Bu arada bana karsi yalan soyluyor olduguma odaklanan bir kampanya yurutmus oldugunuzu ifade etmissiniz, kolayliklar diliyorum. Bunu yaparken yalan haberlere itibar etmemenizi salik veririm. Ben sizin odatv’nin yalan haberini bloga tasimanizi sizin yalanci oldugunuz hakkinda bir ‘kampanya’ yurutmek icin degil, bana yalanci diyen birinin yalan haberleri bloga tasimak gibi bir kamburu oldugunu hatirlatmak icin ifade ettim.

                      Kampanyanizda ustun basarilar dilerim.

              • Bulent Murtezaoglu Says:

                Buna su noktadan bulasayim:

                Sosyal bilimler alaninda derin bir formasyonu olmadigini dusundugum bir bilisimcinin, hem de kendince uygun buldugu zamanlarda hakaretamiz ifadeler kullanmaktan cekinmeyen birisinin ne benim bilimsel dusunce becerimi sorgulamasini ne de o sorgulamada vardigi sonucu kaale alirim.

                Onun yerine nicin bu insan bana bunu diyor, acaba bir dayanagi var mi filan deseniz belki bir yere varmak mumkun olur. Bunu niye diyorum? Cunku beni de biraz hayrete dusuren isler yapiyorsunuz. (Bu genel bir hal, baska sosyal bilimciler de yapiyorlar.) Bakin ne sekilde bunun arkasini doldurmussunuz:

                Bugune degin bilimsel yeterliligim ya da bilimsel dusunce becerim cok daha profesyonel ve “credible” surecler/kisiler/kurumlar tarafindan test edildi, hepsinden de alnimin akiyla ciktim.

                Allah devamini getirsin. Cok guzel, ama bakin yine otoriteye atifla konusmussunuz. Halbuki burada gorulen, teyid edilebilir seylerden varilan sonuclar var. Ozellikle sizinle ugrasmak gibi bir gayem olmadigi icin hepsini orneklendirmiyorum ama yeri gelince nicin propagandist gibi gozuktugunuzu izah etmeye calismistim.

                Kendi alaninda dunyada saygin universilerde burslu yukseklisans ve doktora egitimlerinden tutun, uluslararasi akademik dergilerde basilan makalelerimden, akademik yayinevlerinin son derece siki editoryal denetimlerinden gecerek yayinlanan calismalarima kadar bir dizi seyden bahsediyorum…

                Burada da sertifikasyondan bahsediyorsunuz. Yine otorite, hatta bu sefer bir — belli ozellikleri olan — kalabaligin davranisi/karari soz konusu. Tepki ceken davranislariniz ise bunlardan bagimsiz seyler aslinda. Para ustunu fazla veren adama bu soylenince ‘ben muhasebe profesoruyum’ demesi, yahut yolunu kaybeden adamin ‘ben topoloji alaninda hakemli yayin yaptim’ demesi gibi. Bizatihi bu tavir dogru degil, ‘bilimsel’ de degil. Bu sizi kiymetsiz yapmaz, ama ben suyum ben buyum, yahut filanca kurum bana su vesikayi verdi seklinde muhtabiniza yaklasmak bir iktidar iliskisi kurmaya calismak olarak da gorulebilir (sinifta ogrencilerle bazen olan bu olabilir mesela, doktor/hasta isi de boyle, fakat burasi sinif veya muayenehane degil).

                Burayi belki okuyan, sizden yasca buyuk ve tecrubesi daha fazla olan sosyal bilimci ve akademik gorevlerdeki insanlara iki laf edeyim. Ben 0/1’ci takimdan birisi olarak kendi bilgim hakkinda buyuk iddialarda bulunanmam ama iyi kotu ‘sizin’ guruhun polikaya bulasmis tarafinin marifetlerine biraz da kutuphane zahmeti ‘net vasitasiyla azaldigi icin daha yakindan bakiyorum bir iki senedir. Gordugum manzara hic hos degil. Kivir kivir kivirtan, ahlaki acidan son derece supheli davranislari olan, vakia kabilinden seylerle ilgili bilgi nakli de olsa hemen hemen her dedikleri (ustelik ‘dunyanin her yeri’ filan havalarinda ‘uzman bilici’ olarak dedikleri) teyide muhtac bir pazarlamaci kalabaligi goruyorum. Tanidigim teknik adamlara “sakin bu insanlara inanmayin, bize mal satmaya calisan ‘satis muhedisi’ denen insanlar gibi davraniyorlar” da diyorum. Bu okullarin o bolumlerinde bu genclere ne ogretiyorsaniz pek iyi netice vermiyor yani. Mukebbir, bazen yalanci, normal vatandasa ustten bakan, iktidar meraklisi bir suru insani ‘isin ehli akademik unvanli isnan’ diye ortaya saliyorsunuz ve basimiza musallat ediyorsunuz. Ortada bir mesele var, bunu biz — normal vatandaslar — cozemeyiz. Cozulmesi ise gerekli cunku bu insanlar bir de ‘bilim’ ve ‘ben bilim insaniyim’ filan diyerek — hic de bu hallerle alakasi olmayan — bilimi itibarsizlastiriyorlar. Haberiniz olsun.

                Hinzirlik da yapayim bari. Ille de otorite istiyorsaniz aha bir de Nobelli (ooo, egilin bakalim) muteber (itibari iktidara donusturun kafanizda) ama ‘ben bilmem’ demeyi bilen (onu ‘su kadar yayin yaptim’ demeyi ogrettiklerize de ogretin) birinden de link vereyim: http://www.youtube.com/watch?v=IaO69CF5mbY

                Simdi Fmerakli bey uzulsun/kizsin, yahut Can beye yardim olsun diye demedim bunlari. Birbirlerini yememelerini tercih ederdim. Rahatsizlik veren bir umumi hale ornek olsun, hazir uniforma giyenlerin o sebeple ‘vatansever’, cubbe giyenlerin o sebeple ‘adil’ olmadiklarini konusuyoruz, akademik kagitlari ve itibari olanlarin da otomatik olarak ‘bilimsel’ davranmadiklarini soylemis olayim dedim. Makul mu?

                Cevapla

                • fmerakli Says:

                  Bulent bey,

                  Bir kac noktanin altini cizeyim, hak verdigim ve vermedigim ifadeleriniz var.

                  Hak vermedigim ifadelerinizden biri Can bey’in benim bilimsel yeterliligimi sorgulamasina iliskin ifadelerinizin birinci kismi. SOn bir kac gundur bana yazdigi hemen her yorumda en az bri tane, fazlasi vardir eksigi yoktur, hakaretamiz ifade kullanan birisinin yaptigi sorgulamayi dikkate almam ya da o sorgulamaya kalkismasinin arkaplani uzerine kafa yormam. Bu ona hakettiginden fazla deger ve onem atfetmek olur. Yapanlar olabilir, belki siz de ayni durumda kalsaniz yapardiniz; saygi duyuyorum. Ama ben bunu yapmam, aman illa bu kararima saygi duyun noktasinda da degilim, sadece kendimi ifade ediyorum.

                  Sozlerinizin devaminda muhasebe profesoru ornegi ve diger birkac ornek vermissiniz, orneklerin bizim Can bey ile tartismamizi dogru yansittigini dusunmuyorum, ama mesajinizi aldim. O ifadeleri ben suyum ya da buyum demek icin degil, Can bey’in kendi ifadesi ile benim bilimsel dusunce yetenegimi sorgulamaya kalkismasi ve kendince bir sonuca varmasi uzerine yazdim, bunu yaparken bir iktidar iliskisi kurmak gibi bir niyetim de yoktu. Ama oyle anlasilmis olabilir, buna da diyecek bir seyim olmaz.

                  Sosyal bilimcilere yonelik elestirilerinizde haklilik payi olan bolumler var, ama ben yine de sterotiplestirmenin sakincali oldugunu dusunuyorum. Birisi de cikip yasini almis bilisim hocalarina virus, trojan,spamware, malware yazip insani bilgisayardan, internetten sogutan adamlari isinin ehli bilisimci diye ortaya saliyorsunuz dese yine yanlis olur.

                  Verdiginiz link icin de tesekkurler, daha once seyretmistim, ama fazlasi goz cikarmaz… Bu arada yorumunuza uzulmus ya da kizmis degilim, zaten Can bey hakaret etmek yerine sizinkine benzer bir uslup ve derinlik tutturabilse idik bir bilisimci ile sosyal bilimcinin aksi goruste olsalar bile bir ortak paydada bulusabilecegini belki yasayarak gorecektik; kismet degilmis…

                  Bir de bu blogta sizin deyiminizle akademik kagitlari ve itibari olanlar, ki bence buna Dogan ve Rodrik de dahil, bu blogta akademik bir calisma/analiz vs yapmiyorlar. Bir dava ile ilgili gelismeleri kendi perspektiflerinden degerlendiryorlar, bilisimci de bunu yapiyor, asker de bunu yapiyor, akademisyen de bunu yapiyor. Ben en azindan kendi adima konusayim, boyle derin bilimsel analizler yaparak falan yazmiyorum buraya, zaten bu blog boyle bir sey icin uygun bir mecra da degil. Iki uc paragrafa sikistirarak tartismanin gundemi ne ise insan aklindakilerini soyluyor, bu nedenle burada yazilanlar uzerinden insanlarin bilimsel davranip davranmadiklarini sorgulamak ne derece saglikli bir sonuc verir cok emin degilim, ama tabii insanlar bu tur bir sorgulama icerisine de girebilirler, onda da itiraz edilecek bir sey yok, yeter ki bu sorgulama hakaretlere kenar susu yapma amaci ile yapilmamis olsun…

                  Cevapla

                  • Bulent Murtezaoglu Says:

                    SOn bir kac gundur bana yazdigi hemen her yorumda en az bri tane, fazlasi vardir eksigi yoktur, hakaretamiz ifade kullanan birisinin yaptigi sorgulamayi dikkate almam ya da o sorgulamaya kalkismasinin arkaplani uzerine kafa yormam.

                    Bunu anliyorum fakat yol o yol olmak zorunda degil. Yani Can bey o yolu tuttu ise sizin de o yola cikip yeterlilik ispati yapmaniz gerekmiyordu. (Burada bir alakasiz IQ lafi acilmis, kiminki fazla kiminki eksik, kiminki nerede sertifiye edilmise dondu mesela, onun gibi. Lafi ilk acanin onu niye dedigi ortaya cikti, ona uyup seninki eksik diyenler memnun kaldilar mi?)

                    Sosyal bilimcilere yonelik elestirilerinizde haklilik payi olan bolumler var, ama ben yine de sterotiplestirmenin sakincali oldugunu dusunuyorum.

                    Bu dogru, haklisiniz.

                    Birisi de cikip yasini almis bilisim hocalarina virus, trojan,spamware, malware yazip insani bilgisayardan, internetten sogutan adamlari isinin ehli bilisimci diye ortaya saliyorsunuz dese yine yanlis olur.

                    Olmaz bence. Buranin konusu degil ama meslek sahipleri veya bilgi sahipleri olarak bir toplumun icindeyiz ama ayagimizi ona gore denk almiyoruz. Baska taraftan tutayim: ’91’de CNN ekranlarinda savasin o savasi mumkun klilanlar nezdinde bilgisayar oyununa dondugunu gorunce benim dakika/saniye ile olculen zaman zarfinda rengim atmisti mesela. Yalniz da degildim, biliyorum bunu (gizli arastirma yapan insanlar ne dusunur bilmiyorum, ama acik da olsa o alanda olanlarin kimisinin ayni seyi dusunduklerini biliyorum). Ne yaptik? Hic (bu yuzden alandan ayrilan insanlar biliyorum ben aslinda, o ayri). O acidan bakalim — akademisyen veya degil insanlar olarak. Bunu hayatini kazanmaya calisan, belki her insan gibi basari isteyen belli konulara yatkin insanlari egitmeye talip olanlarin veya kendilerini o pozisyonlada bulanlarin dusunmeleri lazim bence, herkes gibi. Sizi kastetmeyerek soyluyorum: Atif/yayin saydirmak filan iyi, belki objektif bir metrik yerine de gecer ama ‘buyuk’ler kucuklere (ki ben de kucugum daha 50 olmadim) ne yapiyorlar bunu ne derece dusunuyorlar bilemiyorum.

                    Manzara (memleket, kultur/medeniyet, insanlik nasil kurarsaniz kurun daireyi ‘yeterince’ genis olduktan sonra) kimsenin cok da memnun olup ‘ne guzel yaptik’ diyebilecegi bir manzara degil. Kastim o. Soyle diyeyim daha yakin ornek olsun: aramizda belki 10-20 sene olan bir ‘netci ahbap ben buradayim diye basima bir sey geleceginden endiselenince ona tatmin edici bir ‘bir sey olmaz’ diyememek sahsi emniyetimden endiselendigim icin degil, nistepeten ‘buyuk’ ve ‘tecrubeli’ olarak halin onun dusundugunden daha iyi oldugunu anlatamadigim icin uzdu beni. (Yalan soyleyecek halim yok tabii.) O acidan bakiyorum. Yahut o acidan bakmaya calismanin daha hayirli olacagini dusunuyorum.

                    Cevapla

                  • Can Acar Says:

                    Hak vermedigim ifadelerinizden biri Can bey’in benim bilimsel yeterliligimi sorgulamasina iliskin ifadelerinizin birinci kismi. SOn bir kac gundur bana yazdigi hemen her yorumda en az bri tane, fazlasi vardir eksigi yoktur, hakaretamiz ifade kullanan birisinin yaptigi sorgulamayi dikkate almam ya da o sorgulamaya kalkismasinin arkaplani uzerine kafa yormam.

                    Bilimsel düşünce yapınla ilgili sıkıntılarımı aylardır dile getiriyorum. Şimdiye kadar kendini hiç sorgulamadın, davranışlarında bir değişiklik olmadı. Son birkaç gündür, senin de askerlere karşı yaptığın gibi, inançlarımla hareket ediyorum. Bahsettiğin hakaretler de bu döneme ait. “hakaret etmese o zaman değerlendirirdim” diyerek, kendini kandırıyorsun.

                    Birisi de cikip yasini almis bilisim hocalarina virus, trojan,spamware, malware yazip insani bilgisayardan, internetten sogutan adamlari isinin ehli bilisimci diye ortaya saliyorsunuz dese yine yanlis olur.

                    Kimse okulda virüs, trojan, spyware yazmayı öğrenmiyor. Bunları yazanlar da “neden yazdın” diye soranlara “ben MIT doktoralı adamım, istediğimi yaparım” diye karşılık vermiyor. Bilim insanı taraflarını bahane olarak kullanmıyorlar. Böyle olsa, hocalarına kızma hakkımız da olurdu. Tam olarak bu konularda araştırma yapan, ve buldukları bazı zafiyetleri yayınlayan araştırmacılar var. Bu insanlar da kimi zaman yaptıkları işle tepki çekiyorlar. Ancak, yaptıkları akademik çalışmaları bilimsel temellerden uzaklaşmadığı sürece, bu kişileri hocalarına şikayet edenler de cevaplarını alıyorlar:

                    http://www.cl.cam.ac.uk/~rja14/Papers/ukca.pdf

                    Bahsettiğin kötü niyetli yazılımlar tamamen bu yazılımların ekonomik bir değeri olduğu için yazılıyor. İlgilenenler için normal bir programcının, o milleti internetten soğutan reklam yazılımlarının yazarı haline geldiğini gösteren bir yazı:

                    http://philosecurity.org/2009/01/12/interview-with-an-adware-author

                    Ekonomik bir motivasyon olduğunda etik değerleri askıya alacak kafası çalışan kişiler bulmak kolay. Yukarıdaki örnekte olduğu gibi, masum başlayıp, etik dayanağını ağır ağır kaybetmek de mümkün.

                    Cevapla

                    • fmerakli Says:

                      Can Bey,

                      Aylardan beri yapmakta oldugunuz sey, benim kanaatime gore, bu blogta ortaya koydugum argumanlari sorgulamakti, ki bu cok dogal. Ben de sizinkiler ve Dogan ve Rodrik’inkiler de dahil bu blogta ortaya konan argumanlari sorguluyorum – tartisma dedigimiz sey bu zaten, bunun da karsi tarafin bilimsel dusunme yetenegini sorgulamakla alakasi yok. Ben ornegin Dogan ve Rodrik’in argumanlarini elestirdigimde ya da karsi argumanlar ortaya koydugumda onlarin bilimse dusunce yetenegine dil uzatmis mi oluyorum, boyle sacma sey olur mu? Sizin benim bilimsel dusunce yetenegimi sorgulamaniz, bunu dile getirmeniz, bana hakaret etmeye basladiginiz doneme denk duser. Bu arada “bahsettigin hakaretler de o doneme ait” diyerek hakaret ettiginizi kabul etmissiniz sanirim, bir surc-u lisan soz konusu degil sanirim, zira eger oyle olsa idi “bahsettikleriniz hakaret degil” gibi bir sey soylemeniz gerekirdi. Buradan da, bu blogta hakaret iceren yorumlarin silinmesine yonelik bir standart olmadigi gibi bir sonuc da cikabilir. Belki de hakaret iceren yorumlar degerlendirilirken, kimin hakarete ugradigi da goz onune aliniyor ve bazi yorumcularin hakaret ugramasi bir sorun olarak gorunmuyor.

                      Virus vs. ile ugrasan bilisimciler ile ilgili aciklamaniz icin de tesekkurler. Benim Bulent Bey’in sosyal bilimcileri hedef alan ifadelerine yonelik olarak yazdigim ve stereotiplestirmenin sakincilarinin altini cizdigim yorumda verdigim bir ornekti o. Bilisim konusunda ders veren hocalara, virus vs ugreten yazilimcilara bakip “siz ne bicim adam yetistiriyorsunuz” demenin de benzer bir stereotiplestime oldugunu ve bu nedenle yanlis olacagini soylemek istemistim, zira bu islerle hic ilgisi olmayan duzgun bilisimciler de ayni tezgahtan cikiyor.

                      Ben isin teknik kismina hakim degilim, ama kimse okulda virus vs. yazmayi ogrenmiyor demissiniz. Benim ODTU Bilgisayar’da okuyan yegenim okulda ogrendigi yazilim dillerini kullanarak kendi capinda virus programlari falan yazmaya calisirdi, bilmiyorum virus vs. yazanlar okullarda ogretilen yazilim dillerini mi yoksa baska dilleri mi kullaniyorlar, ama zaten bu benim verdigim ornek baglaminda tali bir unsurdu… Yine de aciklamaniz ve bir suredir ilk defa hakaret icermeyen bir cevap yazdiginiz icin tesekkurler.

                    • Bulent Murtezaoglu Says:

                      Bilisim konusunda ders veren hocalara, virus vs ugreten yazilimcilara bakip “siz ne bicim adam yetistiriyorsunuz” demenin de benzer bir stereotiplestime oldugunu ve bu nedenle yanlis olacagini soylemek istemistim, zira bu islerle hic ilgisi olmayan duzgun bilisimciler de ayni tezgahtan cikiyor.

                      Hah pek beklediginiz gibi calismadi (en azindan bende) cunku hakikaten ben de bizim taraf diyebilecegim tarafta da oyle kusurlar oldugunu dusunuyorum. Belki karakteri degisik, ama manasiz olmayan bir zaviyeden derin bir kusur olarak gorulebilir.

                      Benim ODTU Bilgisayar’da okuyan yegenim okulda ogrendigi yazilim dillerini kullanarak kendi capinda virus programlari falan yazmaya calisirdi, bilmiyorum virus vs. yazanlar okullarda ogretilen yazilim dillerini mi yoksa baska dilleri mi kullaniyorlar, ama zaten bu benim verdigim ornek baglaminda tali bir unsurdu…

                      Tali de olsa cok onemsiz degil. O ogrencilerin bunlarin nasil calistiklarini ogrenmeleri zaten lazim. Yani aman su metodu veya teorik araclari ogrenmesinler de virus yazamasinlar diye bir yaklasim dogru olmaz. Ogrenciden ogrenmesi gereken bilgiyi saklamak demek o. Su yapilabilir belki, virus yazmayi cok kolay hale getiren bir takim araclari ozellikle yaymamak ve ogretmemek yoluna gidilebilir. Icinde virus vs. yazma/inceleme gibi alt konular olan guvenlik yaklasimlari ogrenilirken piyasada kullanimda olmayan (simulator, egitim sistemi, eski sistem vs.) araclarla pratik yapilir. Dun ogrendigi konuyu ertesi gun herkesin kullandigi araclari bozacak sekilde muzirliga yaratacak turden ogrencilerin isi biraz zorlastirilir boylece.

                      Burada mesele bilgi aktarirken bir sekilde sorumluluk/bilinc aktaramamakta. Fiziksel tarafi zor ve pahali olan konularda durum o kadar fena degil. Nukleer bomba nasil calisir diye ogrenen ogrenci elinin altinda onu uretecek imkanlar olmadigi icin ‘tehlikeli’ olmuyor. Bilgisayar isi oyle degil.

                      ODTU’lu yegeninizin bunlari kurcalamasi kendi gelisimi acisindan yanlis bir sey degil. Ne bileyim, elektronige merakli genclerin evdeki cihazlarla oynayip bozmalari gibi biraz. Tedirginlik yaratmasinin sebebi ‘bozma’ isinin birbirine bagli makinelerde o ev, o bilgisayar filanla kisitli kalmayabilmesi herhalde. Ustelik bunlara kanunlar da karisiyorlar ve merakli genc kazayla (yahut tam anlamadan) bir seyler yapip ‘merakli’dan ‘sabikali’ya gecis yapabiliyor. Icerik kopyalama olamasin diye sahibini dusman gibi gormek uzre tasarlanmis sistemleri kurcalayip kirmak da biraz oyle. (‘Illegal bilgi’ hatta illegal sayi gibi kavramlar var, ister komik diyelim ister korkunc.)

                  • Can Acar Says:

                    fmerakli,

                    Bülent Bey’e şöyle yazmışşın:

                    Hak vermedigim ifadelerinizden biri Can bey’in benim bilimsel yeterliligimi sorgulamasina iliskin ifadelerinizin birinci kismi. SOn bir kac gundur bana yazdigi hemen her yorumda en az bri tane, fazlasi vardir eksigi yoktur, hakaretamiz ifade kullanan birisinin yaptigi sorgulamayi dikkate almam ya da o sorgulamaya kalkismasinin arkaplani uzerine kafa yormam.

                    Bilimsel düşünce yapınla ilgili sıkıntılarımı aylardır dile getiriyorum. Şimdiye kadar kendini sorguladığına dair herhangi bir belirti yok. Son birkaç gündür, senin de askerlere karşı yaptığın gibi, inançlarımla hareket ediyorum. Bahsettiğin hakaretler de bu döneme ait. Bu nedenle “hakaret etmese o zaman değerlendirirdim” diyerek, kendini kandırıyorsun.

                    Birisi de cikip yasini almis bilisim hocalarina virus, trojan,spamware, malware yazip insani bilgisayardan, internetten sogutan adamlari isinin ehli bilisimci diye ortaya saliyorsunuz dese yine yanlis olur.

                    Kimse okulda virüs, trojan, spyware yazmayı öğrenmiyor. Bunları yazanlar da “neden yazdın” diye soranlara “ben MIT doktoralı adamım, istediğimi yaparım” diye karşılık vermiyor. Bilim insanı ünvanlarını bahane olarak kullanmıyorlar. Böyle olsa, hocalarına kızma hakkımız da olurdu. Tam olarak bu konularda araştırma yapan, ve buldukları bazı zafiyetleri yayınlayan araştırmacılar da var. Bu insanlar kimi zaman yaptıkları işle tepki çekiyorlar. Ancak, yaptıkları akademik çalışmalar bilimsel temellerden uzaklaşmadığı sürece, bu kişileri hocalarına şikayet edenler de cevaplarını alıyorlar:

                    http://www.cl.cam.ac.uk/~rja14/Papers/ukca.pdf

                    Bahsettiğin kötü niyetli yazılımlar tamamen bu yazılımların ekonomik bir değeri olduğu için yazılıyor. İlgilenenler için normal bir programcının, o milleti internetten soğutan reklam yazılımlarının yazarı haline geldiğini gösteren bir yazı:

                    http://philosecurity.org/2009/01/12/interview-with-an-adware-author

                    Ekonomik bir motivasyon olduğunda etik değerleri askıya alacak kafası çalışan kişiler bulmak kolay. Yukarıdaki örnekte olduğu gibi, masum başlayıp, etik dayanağını ağır ağır kaybetmek de mümkün.

                    Cevapla

                  • Can Acar Says:

                    [Sistem önceki yorumlarımı yutmuş, bağlantılardan dolayı olsa gerek. Bölerek tekrar gönderiyorum …]

                    fmerakli,

                    Bülent Bey’e şöyle yazmışşın:

                    Hak vermedigim ifadelerinizden biri Can bey’in benim bilimsel yeterliligimi sorgulamasina iliskin ifadelerinizin birinci kismi. SOn bir kac gundur bana yazdigi hemen her yorumda en az bri tane, fazlasi vardir eksigi yoktur, hakaretamiz ifade kullanan birisinin yaptigi sorgulamayi dikkate almam ya da o sorgulamaya kalkismasinin arkaplani uzerine kafa yormam.

                    Bilimsel düşünce yapınla ilgili sıkıntılarımı aylardır dile getiriyorum. Şimdiye kadar kendini sorguladığına dair herhangi bir belirti yok. Son birkaç gündür, senin de askerlere karşı yaptığın gibi, inançlarımla hareket ediyorum. Bahsettiğin hakaretler de bu döneme ait. Bu nedenle “hakaret etmese o zaman değerlendirirdim” diyerek, kendini kandırıyorsun.

                    Cevapla

                  • Can Acar Says:

                    [Sistem önceki yorumlarımı yutmuş, bağlantılardan dolayı olsa gerek. Bağlantılardaki noktaları kaldırdım …]

                    Bu da akademik virüslerle ilgili bölüm:

                    Birisi de cikip yasini almis bilisim hocalarina virus, trojan,spamware, malware yazip insani bilgisayardan, internetten sogutan adamlari isinin ehli bilisimci diye ortaya saliyorsunuz dese yine yanlis olur.

                    Kimse okulda virüs, trojan, spyware yazmayı öğrenmiyor. Bunları yazanlar da “neden yazdın” diye soranlara “ben MIT doktoralı adamım, istediğimi yaparım” diye karşılık vermiyor. Bilim insanı taraflarını bahane olarak kullanmıyorlar. Böyle olsa, hocalarına kızma hakkımız da olurdu. Tam olarak bu konularda araştırma yapan, ve buldukları bazı zafiyetleri yayınlayan araştırmacılar tabii ki var. Bu insanlar da kimi zaman yaptıkları işle tepki çekiyorlar. Ancak, yaptıkları akademik çalışmaları bilimsel temellere bağlı olduğu sürece, bu kişileri hocalarına şikayet edenler de cevaplarını alıyorlar:

                    www cl cam ac uk/~rja14/Papers/ukca.pdf

                    Bahsettiğin kötü niyetli yazılımlar tamamen bu yazılımların ekonomik bir değeri olduğu için yazılıyor. İlgilenenler için normal bir programcının, o milleti internetten soğutan reklam yazılımlarının yazarı haline geldiğini gösteren bir yazı:

                    philosecurity org/2009/01/12/interview-with-an-adware-author

                    Ekonomik bir motivasyon olduğunda etik değerleri askıya alacak kafası çalışan kişiler bulmak kolay. Yukarıdaki örnekte olduğu gibi, masum başlayıp, etik dayanağını ağır ağır kaybetmek de mümkün.

                    Cevapla

                    • Bulent Murtezaoglu Says:

                      Kimse okulda virüs, trojan, spyware yazmayı öğrenmiyor.

                      Simdi ogretiliyor olabilir. Fena fikir de degil, sistem/OS filan dersinde odev olabilir bu mesela. Bence mesele orada degil zaten. Surada:

                      Bunları yazanlar da “neden yazdın” diye soranlara “ben MIT doktoralı adamım, istediğimi yaparım” diye karşılık vermiyor.

                      Evet. O tavir ya yok ya daha az o cevrede. Zaten anlatilan konular hakikaten oyle oldugu saglam ispatlarla gosterilebilen, en azindan [model olmayan] bir soyutlama kesitinin dibine/baslangicina kadar saglam mantik orgusuyle goturulebilinen konular. Bizim sektor icin kusur diye soylenebilinecek seyler o tur seyler degiller belki. Yaptiklarimiza arac gibi bakiyoruz ve bununla kim ne yapar diye de cok kafa yormuyoruz[1]. Sonra da gelip sosyal bilimcilere, poltikacilara filan ‘siz de adam degilsiniz, nedir bu haller tavirlar, bu olanlar, bu haller, bu anlatilanlar ne kepazelik boyle’ filan diyoruz (ben diyorum bazen, sizi katmayayim). Halbuki onlarin ugrastiklari bizim yaptigimiz gibi isler degil, bizimkiler dahil (yazilim patenti olsun, net trafigine elleyen sansur, akla ziyan fikri mulkiyet koruma kanunlari vs. dusunun, bize deyince bagiriyoruz iste) her seye dokunan belki hepsini bir acidan kesen fikirleri mincikliyorlar onlar. Zor is. Bilmiyoruz filan da diyen yok pek, halbuki bizim tarafta ‘bilmek’ denen seyin yanina yaklasmis dahi degiller gorebildigim kadariyla.

                      Aklima savas ve robota veya yari-robota insan oldurtme isi, Fmerkali bey virus deyince geldi. Saldim cayira mevla kayira yapilan ve bizim sorumlulugumuz olarak gorulebilinecek bir sey varsa orada. Az korkunc da degil. (TSK mensuplari gucenmesinler, ’emperyal’ ve ‘dunyaya yeni nizam veren’ ordulardan bahsediyorum burada. Biz tarihin bu safhasinda [henuz?] o miktar zarar verecek bir guc degiliz.)

                      [1] Ben seneler evvel yoldan gecerken (Turkiye’de) bir e-devlet konsefansi mi paneli mi ne gormustum. Girip bir de ‘yahu bizi bu e-devletten kim koruyacak? bunlar da fisleme degil mi?’ mealli bir soru sormustum. Tam ceketli kravatli bilisim muteahhitlerine sorulacak soru tabii. Bir suru devlet agzi ‘devlet yapmaz’ ve ‘o fisleme degil, hic olur mu fisleme’ mealli cevap almistim. Iki sene sonra [galiba] Cumhurbaskani’nin ve bir iki gazetecinin banka hesaplari ve belki diger fisleme olmayan fis bilgileri sizdi diye haberler cikmisti. Ben o gun de biliyordum boyle potansiyellerin ortaya cikartildigini tabii. Hicbir sey yapmadim (ne yapabilirim diye kafa da yormadim), kakara kikiri mevzuu oldu oraya beraber gittigimiz arkadasla aramda. Bunu gunah cikartmak icin yazmiyorum, genelde tavir (belki tavrimiz) bu demek istiyorum. Okullarda da belki bir iki tane muhendislik etigi vs. sus ders disinda bunlara kafa yorulmuyor. Yahut boyleydi diyeyim, belki degismistir. Disarida da oyleydi, burada da galiba oyle.

          • acracia Says:

            Ben buradaki tartismalari simdi yeni gordum. Cevap vermek istedigim cok sey var; adimin/rumuzumun zikredildigini de simdi fark ediyorum; ancak yanit vermek istedigim kisimlar bunlar degildi. Sadece bazi seylere serh koymak isterim, vaktim olmadigi icin, beni mazur gorun lutfen, istedigim kadar iyi ifade edilmis olamayacak:

            Fmerakli, sizin AKP ile ilgili olumsuz buldugunuz tek sey cika cika Sayistayla ilgili ornek ise, Ahmet Altan’in argumanindan cok da farkli olmuyor soyledikleriniz. Yani AKP yeterince istendigi kadar askere dokunmuyorsa sorun oluyor, demokrasi sorunu olarak algilanabiliyor, ama aksi takdirde baska ornek vermiyorsunuz? Ben bunu cok sorunlu buluyorum. Eger baska, mesela polislerle ilgili, yargiyla ilgili sorunlu uygulamalarla ilgili ornekler verebilirseniz, AKP’yi gerekirse elestiririm cok da desteklemem dedikten sonra ortaya surdugunuz “ileri demokrasi” konusunda argumaninizin daha inandirici olacagini dusunuyorum.

            Ornegin: bilginiz var ise, su anda polis butcesinin ne kadar oldugunu soyler misiniz? Neden polis tanklari alindigini aciklayabilir misiniz? (Bakin bunu soylerken bile rahatsizim, cunku polislerin de homojen bir kurumun mensubu olmadiklarini, bu hukumet tarafindan askerin onune polisin surulmesi goruntusunun beni rahatsiz etmesine ragmen bu kurumun icinde calisan kisilerin bazilarina bu tur elestiriler yoneltirken haksizlik etmek istemedigimi ekleyeyim. Ancak goruntu hos degildir.) Bu kadar cok mobese kamerasi olmasi, bu kadar cok dinleme vakasi (hadi ona da Ergenekon diyeceksiniz, ama her ne hikmetse bunlarin Basbakan ya AKP icinden birileri konusurken degil, bazi basina muhalif gorulen–illa oyle olmak zorunda degil–seslerin kayitlarinin duserek skandal yaratilmasi, digerleri ile ilgili herseyin ortbas edilmesinin yarattigi soru isaretleri), bu kadar ogrenci tartaklama,
            vs olmasi beni rahatsiz ediyor.

            Ileri demokrasi icin, sizin tek gordugunuz sey Sayistay ile ilgili ornek degildir umarim demekten baska bir sey yok. Ancak Ahmet Altan’in hukumeti bu acilardan cok kisitli bir sekilde elestirdigi birkac ornekten biridir bu. Ben de O ve O’nun gibi dusunenlerinin ordu takintilari oldugu izlenimindeyim acikcasi, zira ben de aslinda AKP’nin kendi ihalelerini, hangi ihale nereye gidiyor vs onlari da bilmek istiyorum diger seylerin yanisira. Boyle orduya kilitlenmis ve safi antimilitarizasyona indirgenmis bir demokrasi ve seffaflik anlayisi da bende hic guven uyandirmadigi gibi, Can Acar ve digerlerinin de isaret etmis olduklari celiskiler dururken, surekli temcit pilavi gibi sadece ordu uzerinden ornekler verilmesini de oldukca sorunlu hatta saibeli buluyorum. Bunun sebebi de acik: bu kadar baska yiginla sorun varken, adalet sistemi (ki isterseniz bir bakin, Can Acar’in da dedigi gibi kac kadin hakim var ortada), polis teskilatinin korkunc yetkilerle donatilmasi gibi, hala boyle ileri demokrasi soylemleri ne inandirici geliyor, ne de, beni mazur gorun ama bazen cizdiginiz goruntu itibariyle, yazdiklariniz uzerinden soyluyorum (ki daha o mesaji yazamadim size, zira vakit olmadi butun konusmalari toparlamaya), iyi niyetli yorumlar gibi gorunuyor. Bunu ozellikle bazi konularda cimbizlama yapip sirf o konu uzerinde yorumlama yaparak, gerisini yokmus gibi yapabildiginiz hissine kapildigimda rahatsiz olarak soyluyorum.

            Bakin daha once OdaTV guruhu buraya geldigi icin Merttalay’a Allah’tan ulkede ozgur basin var da koselerine geri cekildiler demissiniz. Herhalde latife idi. Bircok ciddi kose yazari sindirildigini, susturuldugunu, bazi konulari konusamadigini dolayli veya dolaysiz dile getirmeye calisiyor. Bunlarin orneklerini simdiye kadar cok verdim. Hatta simdi buyrun o “ozgur” basinla ilgili haber, Bianet’ten:

            http://bianet.org/english/minorities/127419-turkey-failed-in-hrw-world-report-2011

            http://bianet.org/english/freedom-of-expression/126380-legislative-straitjacket-stifles-media-freedom

            Sinir tanimayan gazeteciler raporuna gore Turkiye son 8 yilda 39 sira gerilemis. Su anda 139. sirada. Bu mu ileri demokrasi? Lutfen buna karsilik olarak ama ben AKP’yi desteklemiyorum demeyin. Zira desteklemiyorum deseniz de bunlari elestirdiginizi ben pek goremiyorum. Gundeme tasidiginiz ileri demokrasi maddelerinde de bunlara deginmiyorsunuz.

            Dolayisiyla, yukarida da muhalif seslerin susturulmasina ihtiyatla yaklasiyorum demissiniz. Yani buna katilmiyorsunuz? Yani Yilmaz Ozdil yazabiliyor diye karsi bir kac ornek bulabildiginiz icin sizce bunda bir sorun yok. Iste bu tarz yorumlar sizin soylediklerinize en azindan benim (kendi adima konusayim) tepki vermeme yol acan.

            Butun yelpazeye degil, karsit bir iki ornek vererek o yelpazenin mevcudiyetinin olmadigina dair seyler yazdiginiz icin. Konulari bazen cimbizlayarak yorumlamanizla ilgili sikintilarimi dile getirdim zaten. O ayri bir konu. Ancak su baglamda, lutfen ileri demokrasi taniminizi yapiniz. Zira sizin anladiginiz antimilitarizasyon ise ben o baglam icinde yokum.

            Ayrica, evet, AKP ve pozitif ayrimciliktan bahsediyoruz. Kadinlar, yani cinsiyet ile ilgili ornekler ki onlarin da uygulamada ne kadar sikintili oldugunu Can Acar da dedigim gibi isaret etti; hadi o zaman, bir de escinsel haklarina girelim, en son Aile kavrami uzerine verilmis konferanstan, orada escinselligin bir hastalik oldugundan ve ensest gibi tedavi edilmesi gerektiginden dem vuran “bulgulardan” ve hatta aile uzerine yapilmis bu yuzlerce kisinin katildigi konferansta bir tane bile kadina yonelik aile ici siddet panelinin goze carpmamasindan da soz edelim. Istanbul’da sokakta yuruyen travestilerin kabahatler kanunundan surekli para cezasi yemelerini, bazi travestilerin bazi polislerin kendilerine “yakinda sokakta yuruyemeyeceksiniz” dediklerini aktarmalarindan da soz edelim. Ya da escinsel sitelerinin surekli sansurlenerek kapatilmasindan.

            Bunlari da konusmak lazim o ileri demokrasi icinde. Esitlik, demokrasi, cogulculuk, adalet herkese lazim.

            Son olarak:

            muhalefet demek illa ortaya cikip muhalefet yapacagim demek degildir ki? Muhalif durus demek, tek tipliligi bozan, cogulculugu ortaya koyan bir goruntudur. Su anki yelpazeye bakip ileri demokraside tek kilitlenilen hedef ordu olursa, muhalif duruslarla ilgili bir sorun yokmus gibi gorunur tabii. Ama bu da son derece basite indirgemeci bir gorustur kanimca.

            Ben baktigimda, Turkiye’de muhalif dediginiz, tek tipliligi bozan cogulculugun ne basinda, ne cinsel/cinsiyet alaninda, ne de sozu gecen diger alanlarda cok gozetildigini goremiyorum. Asil muhalefet yapiyorum diyerek ortaya cikanlarin da bir sekilde ses kayitlarinin ortalarda dolastigini, onlarla ilgili haberlerin gundemde birakildigini gerisinin sessizlige burundugunu goruyorum. Bu yuzden de oyle zannediyorum ki, ben yine kendi adima konusabilirim, size verdigim tepkiler bunu elestirir tarzda oluyor. Bazen yazdiklariniz, Ahmet Altan surekasini andiriyor, ornegin bu sayistay meselesi gibi ve ben de buna tepki vermeden duramiyorum. Ozellikle muhalefetin susturulmasi ile ilgili son soyledikleriniz beni gercekten sasirtti.

            Cevapla

            • acracia Says:

              duzeltme:

              “Zira sizin anladiginiz antimilitarizasyon ise ben o baglam icinde yokum”

              soyle olacakti:

              “Zira sizin anladiginiz sadece antimilitarizasyon ise ben o baglam icinde yokum”

              Cevapla

            • fmerakli Says:

              Acracia,

              Yukarida CAn Bey’e verdigim cevabi okuduktan sonra hala benim asker meselesi haric AKP’yi elestirmedigim gibi bir sonucu cikarmaniz olasiligini goz onunde bulundurarak bir kac noktayi daha ekleyeyeyim. Ben AKP’nin 2003-2007 arasinda AB uyelik surecinde gostermis oldugu dinamik tavri yitirmis olmasini da siddetle elestiriyorum. Yine PKK’nin ateskes ilan ettigi ve dun sona erdigi anlasilan surecte guven yaratici adimlar atmamis olmasini siddetle elestiyorum, hatta Cemil Cicek’in yaptigi aciklamanin Kurt meselesini cozumune degil cozumsuzlugune katkida bulunacagini dusunuyorum. Protesto gosterilerinde orantisiz guc kullanan emniyet mensuplari nedeni ile hem Icisleri Bakanligi’ni hem de hukumeti elestiriyorum.

              Polis tanklari meselesine gelince. Ben polislere tank alindigi meselesinden haberdar degilim, rice etsem buna iliskin bir haberin linkini yollayabilir misiniz? Sanirim elestiride bulundugunuz hususlar emniyet’in agir silah alimina iliskin duzenleme ile ilgili. Bilmiyorum ilginizi ceker mi bunun bir 28 Subat’a cevap niteliginde olduguna iliskin gorusler var, zira 28 Subat sonrasi askerin talebi ve donemin bakani Sezgin onayi ile emniyet genel mudurlugu envanterinde yer alan agir silahlar TSK’ya devredilmisti. Bu donemin Deniz Kuvvetleri’ndeki Kostebek skandali nedeni ile (onbasi Sarmusak olayi) ordu ve emniyet arasinda derin bir kriz yasandigi da bilinmeyen bir sey degil. Ornegin 28 Subat surecinde, bugun amiral gemisinin kaptan koskunde oturan Enis Berberoglu ismini aciklamadigi bir emniyet gorevlisinin “167 bin kisilik polis teskilati ve 7 bin kisilik ozel timin askeri darbe karsisindaki en onemli guc” oldugu seklindeki aciklamasini haber yapmisti ve hayli kiyamet kopmustu. Devredilen silahlarin listesi asagida var ve bu devir isleminin arkasinda da olasi bir darbede emniyet icinden gelmesi muhtemel direnisi gucsuz kilma arayisi oldugu hala konusulur. Devredilen agir silahlar icinde tank yok, ama emniyet’in tank alma plani var mi bilmiyorum, ic duymadim. Ama ozel timin guneydoguda sinir koruma gorevlerinde daha aktif rol almasi yonunde calismalar yapildigi bir suredir konusuluyor, eger tank alimlari soz konusu ise bunlarin ne amacla alindigi ve nerelerde kullanilacagi da goz onunde bulundurulmali. Bir de dediginiz gibi bu tartismalar cercevesinde askerin onune emniyetin surulmesi dogru degil, benim yukarida yazdiklarimi da bu cercevede okursaniz sevinirim, en azindan o satirlari yazarken niyetimin iyi mi kotu mu olduguna karar verirken goz onunde bulundurmus olursunuz.

              ——————-
              Ağır silahlar
              * 60 havan (28 ilde, 326 adet) * RPG-7 roket (35 ilde 377 adet) * 40 Launçher (43 ilde, 1.634 adet) * MG 3 Makineli tüfek (38 ilde, 438 adet) * 12.7 Makineli tüfek (39 ilde, 239 adet) * M-60 Makineli Tüfek(19 ilde, 50 adet) * FN-240 Makineli Tüfek (25 ilde, 75 adet) * 40 MM Laun MK/19 (38 ilde, 114 adet)
              Mühimmat
              * RPG-7 mühimmatı (5.700 adet) * Uçaksavar mühimmatı (12.7 mm, 140 bin adet) * MG-3 mühimmatı (MG-3 mm, 440 bin adet) * Laun MK/19 Bombaatar (40 mm, 2 bin 300 adet) * Havan mühimmatı (60 mm, yok) * M-203 bombaatar (40 mm, 7 bin 300 adet)
              —————

              Bir de sinir tanimayan gazetecilerin raporundaki gerilemeden bahsetmissiniz, haklisiniz, ben de zaten “basin gulluk gulistanlik” demiyorum ki. Ama basin ozgurlugu sorununu Ergenekon’da bazi gazetecilerin sanik olmasina indirgeyen yaklasimlar var ve sanki basin ozgurlugu sorununun ozunu bunlar olusturuyormus gibi bir algi olusturuluyor, ben buna itiraz ediyorum. Yanlis anlamayin sizin bu yonde bir cabaniz var demiyorum ama boyle bir genel atmosfer olduguna dikkat cekiyorum. Yine Human Rights Watch’in raporu ile ilgili bianet haberinin linkini vermissiniz. Bilmiyorum raporu okudunuz mu, ama okuyanlar gormustur ki o raporda Balbay’in ya da Ozkan adi bile gecmez. Ama Kurtce yayinlanan Awadiye Zelat gazetesi editoru Vedat Kursun’un 166 yil cezaya carptirilmasi elestirilir bu raporda. Basin ozgurlugu derken Balbay, Ozkan diyenler bu tur olumsuzluklari da dile getirseler amenna, ben de o zaman diyecegim ki basin ozgurlugunden sikayet edenler bunu gercekten iyi niyetle yapiyorlar.

              Turkiye’de escinsellere yonelik baski konusunda da haklisiniz, yapilmasi gereken cok sey var; elestirilmesi gereken cok fazla surec ve kurum var. Buna AKP de dahil. Ben kisisel olarak escinsellere yonelik her tutlu ayrimciliga karsiyim, eger o meslekte calismak istiyor ise bir escinselin ordu mensubu ya da emniyet mensubu olmasinin, ogretmen olmasinin onundeki yasal ya da camdan engeller kaldirilmali. Istanbul’da universitede calisan bir arkadasim escinsel bir ogrencisinin rapo almak icin gittigi askeri hastanede maruz kaldigi asagilamadan bahsetmisti, insanligimdan utandim dinlerken. Yanlis anlasilmasin, askei olmayan bir hastaneye gitse idi benzer bir durum orada da yasanirdi, bir zihniyet tespiti yapiyorum sadece.

              Nihayetinde anlasmazliklarimiz olacaktir, ama umarim ileri demokrasi talebini antimlitarizme kilitlemis bir noktada durmadigimi Can Bey’e yukarida ve simdi size yazdigim bu yorumda bir nebze ifade edebilmisimdir.

              Cevapla

          • acracia Says:

            Can Dundar’in bir yazisini ekliyorum simdi, konuyla dogrudan ilintili. Ve ben yanlislikla Turkiye 139. sirada demisim ama 138. imis basin ozgurlugu sirasi, duzeltirim.

            “Korku dağları bekliyor

            21:45 | 18 Şubat 2011

            Öykü Bolu’dan: Dağların eşkıya kaynadığı Bolu’ya bir zabitle üç beş asker yollamış devlet…
            Eşkıya gülmüş:
            “Bizi bu tıfıllarla mı korkutacaklar? Üç buçuk asker, koca Bolu dağlarını nasıl bekleyecek?”
            Zabit cevaplamış:
            “Ben beklemeyeceğim o dağları… Ama öyle bir korku salacağım ki, dağları o korku bekleyecek.”
            “Korku dağları bekliyor” sözünün, o devirden kaldığı söylenir.
            * * *

            Başbakan dün “Yazarlar eskiden emirle, siparişle yazı yazardı” diye bir suçlama atıyor ortaya… Ardından ekliyor:
            “Şimdi serbestçe yazıyorlar. 8 yıldır sesini kıstığımız tek bir yayın organı yok.”
            Peki, medya patronlarına “Köşe yazarına hâkim olacaksın. Yine de yazarlarsa ‘Bizim dükkânda sana yer yok’ diyeceksin” diye ses kısma tavsiye eden kimdi?
            Sadece son birkaç yılda büyük gazetelerin köşelerindeki, genel yayın katındaki değişime bakmak ve kovulanların anılarını okumak bile Başbakan’ı yalanlamaya yeter.
            50 gazeteci içerde… 100’ü sırada… 2 bini mahkemede… Sınır Tanımayan Gazeteciler örgütüne göre son 8 yılda basın özgürlüğü açısından 39 sıra gerileyerek 138. sıraya düşmüş Türkiye…
            Bu rakamlar asıl korku iklimini yansıtmayabilir.
            Korkunun nasıl dağları beklediğine dair, son birkaç haftada görüştüklerimden derlediğim birkaç sahneyi aktarmak istiyorum.
            * * *
            Türkiye’nin en ünlü gazetecilerinden biriyle sohbetteyiz:
            “Artık dayanamıyorum” diye yakınıyor. “Yıldım gelen telefonlardan… En ufak eleştiriye tahammülleri kalmadı. Bırakmak üzereyim.”
            TÜSİAD üyesi işadamları aralarında konuşuyorlar.
            Son toplantıda Erdoğan’ın önünde kimin ne kadar eğildiğini hesaplıyorlar. “En çok eğilme” ödülü, hesapları incelenmekte olan bir işadamına gidiyor. “Başbakan, kendisi hakkında söyledikleri sözü hiç unutmadı. Hiçbir hasmını yaralı bırakmaz” diyorlar.
            CHP Genel Merkezi…
            Parti kurmayları seçim için beste yapıp seslendirecek bir sanatçı arıyor. Kimi arasalar teşekkür edip kapatıyor. Çoğu, aranmış olmaktan bile tedirgin… İsminin duyurulmamasını istiyor.
            Türkiye’nin sanayi devlerinden biri… Evvelce Başbakan’ı takdir ettiğini bildiğim, çok tanınmış bir isim… Kısık bir sesle “Bize de ağır baskı var” diyor: “Bir taraftan ekonomi iyiye gidiyor, kazanıyoruz, ama herkes baskıdan dertli… Hepimizde gelecek kaygısı var.”
            Devlette yıllarca üst düzeyde görev yapmış bir güvenlik yetkilisi… Odama girince telefonunu kapatıyor; paltosuna sarıp dolaba kaldırıyor.
            “Telefonun aküsünü çıkarırsanız dinleyemiyorlarmış” diyorum.
            “Akünün çıkması yetmez. Saati çalıştıran bir pil var. O da sökülmedikçe dinlenebiliyor” diyor; kendisinin dinlenemeyen eski model telefonunu tavsiye ediyor.
            Elektronik posta kutum, “Bunları yazın, ama ne olur ismimizi yazmayın, beni yakarlar” diyen şikâyet mesajlarıyla dolu…
            * * *
            Bunlar, sadece son birkaç haftada gözlediklerim…
            Başbakan, “Türkiye’de korku hâkimmiş gibi konuşuyorlar” deyince aklıma gelen örnekler…
            Evet, korku dağları bekliyor.
            Ama tarihten öğrendiğimiz bir şey var:
            Sonunda dağlar, korkuyu yeniyor.”

            Cevapla

      • fmerakli Says:

        Can bey,

        1. Sizi kem goz kategorisine sokmadim, kem “soz” sahibine aittir deyisini kullanmistim. Bunu da sizin iddia ettiginiz gibi bana ikinci tekil sahisla hitap etmeye basladiginizda ya da benim samimi olmadigima dair inancinizi dile getirdiginizde degil, benim onurumu teraziye koyma curetini gosterdiginizde ya da beni cemaat beslemesi olmakla itham ettiginizde yaptim. Siz anlasilan bunlarin aslinda hakaret olmadigini, ama benim bunlari hakaret olarak algiladigimi dusunuyorsunuz, olabilir. Oyle oldugunuza inandigim icin degil belki empati yaparsiniz diye soyluyorum, eger birisi size postal yalayicisi dese ya da onursuzca darbe saksakciligi yapiyorsunuz dese muhtemelen siz de kem soz sahhibine aittir dersiniz, herhalde “adam benim hakkimda karakter tahlili yapmis” diye dusunmezsiniz.

        Acracia’yi ve sizi kisisel olarak tanimiyorum. Eger iyi polis kotu polisi oynuyorsaniz da, kolayliklar dilerim. Cok da umurumda olmaz. Ama sizin hakaretlerinizden rencide olmadigimi ifade etmem sizi neden bu kadar mesgul ediyor anlamis degilim, baska yorumcularin bilincalti olabileceginize iliskin ifadeler kurma noktasina savrulmus olmaniz zaten basli baslina enterasan bir durum.

        Sormussunuz soyleyeyim, “bu adam hakli, fikrimi degistireyim, gozden gecireyim” seklinde dusundum. Bana hakaret etme noktasina gelmeden once dijital veriler ile ilgili yazdiginiz kimi yorumlar kafamda taslarin yerli yerine oturmasina yardimci oldu, hatta dilerseniz simdi kesin hatirlamadigim bir nokta ile ilgili sizin bir bilisimci olarak ne dusundugunuzu merak ettigimi bile ifade ettigim oldu… Ayrica ben geldigim gunden bu yana ayni argumanlari da iddia ettiginiz gibi surdurmuyorum. Buraya ilk geldigimde dosyadaki tutarsizliklarin dava surecinde ayiklanacagini, bunun adli bir mesele oldugunu dusunuyordum. Ama burada Dogan ve Rodrik’in blog yazilari ve onlar etrafinda sekillenen tartismalar ile bugun eger ortaya konan bu tutarsizliklar yargi surecinde iddia makami tarafindan aydinliga cikarilmaz, cevaplanmaz ise, bunlar goz ardi edilir ise saniklarin adil yargilama hakkinin ihlal edilmis olacagini soyluyorum. Yani benim geldigim gunden bu yana ayni argumani svundugum, goruslerimde hic degisiklik omadigi yonundeki ifadeniz gerceklerle ortusmuyor. Amma velakin, burada ortaya konan tutarsizliklarin saniklarin beraati icin yeterli olacagi konusunda soru isaretlerim var, zira buraya yazmaya basladigimdan beri degismemis olan goruslerimden biri plan seminerinde yapilan konusmalarin daha once gundeme getirdigim nedenlerden dolayi jenerik bir senaryo olarak gorulemeyecegi ve konusmalarin belli bolumlerinin anayasal suc teskil ettigi yonundeki inancimdir.

        Daha once yazdiginiz cevabi da buraya tasimissiniz, tesekkur ederim. Ben pna cevap yazmadim, cunku o yorumu eklediginizi farketmemisim, daha simdi okudum. Acracia ile o tartismaya konu olan ifadesinin yanlis anlasilmaya musait oldugu konusunda yazistik, acrazia ile yazismalari okursaniz onun da beni yanlis anladigi noktalar oldugunu ve ben o noktalara dikkat cekince acracia’nin da ya yorumunu benim aciklamam isiginda revize ettigini ya da yanlis anlamadan dolayi ozur diledigini gorursunuz. Bunlar diyalog surecinde olan seylerdir, insanlar bazen kendini iyi ifade edemez, bazen de iyi ifade edilse bile karsi taraf yanlis anlar. Eger hakaret etmeden bunlari cozebiliyorsan ne ala, ama tabii boyle bir sureci sizinle surdurmenin bir anlamai olmadigini da yasayarak gorduk. Ama haklisiniz, bana hakaret ettiginiz surece ne soylediginize degil, sizin klavyenizden cikmis olduguna bakacagim.

        Cevapla

        • drunkenknight Says:

          ”Ama burada Dogan ve Rodrik’in blog yazilari ve onlar etrafinda sekillenen tartismalar ile bugun eger ortaya konan bu tutarsizliklar yargi surecinde iddia makami tarafindan aydinliga cikarilmaz, cevaplanmaz ise, bunlar goz ardi edilir ise saniklarin adil yargilama hakkinin ihlal edilmis olacagini soyluyorum…”

          __Adil yargılanma hakkı mı ?…savcılar tarafından bu tutarsızlıklar ne açıklanabilmiş,ne aydınlığa çıkarılabilmiş ne de cevaplanabilmiş sadece ve sadece adli emanete gömülmüştür !!!…Bu davada asıl yargılanması gerekenler tüm uygulamarıyla hukuku ayaklar altına alan savcılar ve perdenin arkasında onların iplerini tutanlardır…

          Cevapla

          • drunkenknight Says:

            11 nolu cd nin sahte/üretilmiş olduğunu gizleyebilmek için bütün sanıkların lehine olan delilleri adli emanete gömerek sadece 11 nolu cd nin içindeki tutarlı belgeleri iddianamede kullanarak bu sahtekarlığa ortak olmuşlardır…

            Cevapla

            • drunkenknight Says:

              sahte bir cd ye dayanarak iddianame hazırlamışlar ve 163 kişiyi özgürlüklerinden alıkoyarak tutuklamışlar,TSK’nın halk önünde itibarını zedelemişler,soruşturmanın gizliliği ilkesini göz ardı ederek bilgi/belgelerin basına sızmasına göz yummuşlar, kamuoyunu bu şekilde yanıltarak refeandum sonucuna bile tesir etmişlerdir…Siyasi otoritenin Yüksek Yargıyı ele geçirmesi ve baştan dizayn edebilmesi harekatının piyonları olmuşlardır…

              __Sahte Cd ye dayanarak hazırlanmış olan bir iddianame ve adil yargılanma hakkı…ne desem bilemedim şimdi…

              Cevapla

              • ihtimal Says:

                Beyefendiler, hala neyi gormuyorusunuz… Golcukten cikan dokumanlar ve oda calisan iki astsubay (ki elemanlar golcuk torbalarinin hikayersini anlatiyor telefon gorusmesinde) arasinda konusmalar bize aleni olarak o beglelerin ordunun “mali” oldugunu ortaya koyuyor. Onun icin ortaya cikan tutarsizliklari savcilar degil Binbasi kemal ve cetin dogan aciklayacaklar! Bunda tartisilacak ne var anlamiyorum…

                Cevapla

                • drunkenknight Says:

                  İhtimal;

                  şayet iddianamede yer alan delillere dair tutarsızlıklar ve çelişkiler varsa ki bu davalara dair yüzlercesi var bunları iddianameyi yazmadan önce savcıların araştırması gerekir -iddianamenin sağlığı açısından- ve ulaştıkları sonuçlar neticesinde sakat olan delilleri/sanıkların lehine olan delilleri de bir arada bulundurmaları gerekir…peki özel yetkili savcılarımız ne yapmışlardır?…bu çelişkileri ifade eden belgeleri adli emanete tam anlamıyla gömmüşlerdir…ve bu sahteciliklere alet olmuşlardır…ve sen hala bunu Çetin DOĞAN ve Kemal Binbaşının açıklayacağını iddia edebiliyorsun…kaldır kafanı biraz Zaman,Taraf,Sabah,Star dan da özgür iradenle düşünmeyi ve sorgulamayı öğren…Zira bir şekilde sende bu sahteciliklere yardım ve yataklık ediyorsun…

                  Cevapla

  12. drunkenknight Says:

    ”ilk alintiladiginiz ve bu ne bicim mantik diye elestirdiginiz cumlenin balyoz davasi ile ilgili tartismalarla alakasi yok…”

    _ama sizin olaylara ve durumlara bakış açınızla -düşünce sistematiğiniz bir parçası olarak- alakası var…o yüzden hemen alt kısma yine sizin sözlerinizi alıntılayarak,savunduğunuz şeylerle ifadeleriniz arasındaki çelişkiyi gösterdim…Şayet yukarıdaki ifadelerinizde samimi iseniz uygulanmakta olan hukuksuzluklar tiyatrosuna (yukarıda da belirtmiş olduğum) DUR !!! demeniz gerekir…benim aydın olan kişilerden beklediğim budur…Hukuksuzluğun her türlüsüne karşı çıkmak…ama siz söylemlerinizle karşı çıkmak bir yana yaşamakta olduğumuz bu çelişkileri savunur bir pozisyonda kendinizi konumluyorsunuz ve demokrasi/hukuk gibi laflarınız yüzünüze taktığınız maskeden başka birşey ifade etmiyor sizin yazılarınızı takip eden benim gibi biri için…gerçekleri eğip bükebilir/çarpıtabilir/amaçlarınız doğrultusunda kullanabilirsiniz ama asla değiştiredmezsiniz sayın fmerakli….!

    Cevapla

    • fmerakli Says:

      Drunkenknight

      Yukaridaki bana hitaben yazdiginiz iki yoruma burada birlikte cevap verecegim.

      Can beye soyledigim hakarete ugradigimda soylenene degil soylenene bakarim seklindeki ifademin hala Balyoz davasi ile ilgili tartismalara tasiyorsunuz ki ben bir onceki yorumda bunun ne kadar absurd bir sey oldugunu ifade etmistim, zira sizin dedigini gibi olabilmesi icin benim bu blogta ortaya konan tutarsizliklari kendime yapilmis bir hakaret addetmem gerekiyor. Siz israrla hakaret ile ilgili o ifadeyi ve yorumun devaminda tamamen alakasiz cumleleri alt alta yapistirip celiski gosterdiginiz falan zannediyorsunuz. Kolayliklar diliyorum, eger bu blogta ortaya konan tutarsizliklari neden kendime yapilmis hakaret olarak gordugumu “mantikli” bir sekilde aciklayabilirseniz, sozlerimde celiski oldugunu kabul edecegim. Ama sizden ricam en azindan bunu yaparken mantik sinirlari icinde hareket etmeniz.

      Adil yargilanma hakki ile ilgili de bir noktayi ifade edeyim. Balyoz davasinda su anda sadece iddianame okundu, verilen tutuklama kararinin da ben kendi adima Balyoz davasi ile ilgili bir sorun degil ulkedeki yargi sistemindeki bir sorun ile iliskili goruyorum. Maalesef Turkiye’de cok kolay tutuklama karari verilebiliyor. Tutuklama karari verilmesini ve itirazlarin reddedilmesini bu anlamda Turkiye’deki yarginin buyuk resmi icerisinde ben tek basina adil yargilama hakkinin ihlali olarak degerlendirilmesinin biraz zorlama olacagini dusunuyorum.

      Bahsettiginiz adil emanete konulan belgeler ile iliskili hususlar dahil bu blogta ortaya konan tutarsizliklarin degerlendirilmesi esasen Mart ayinda saniklarin savunmasina gecilmesi ile baslayacak. Ben o sureci bekliyorum, eger yukaridaki hususlar dava asamasinda acikliga kavusturulmaz ve saniklar tum bunlar gozardi edilerek mahkum edilirler ise adil yargilanma hakkinin ihlalinden soz etmek mumkun olacak. Ben en azindan kendi adima henuz o noktada degilim, ama boyle bir ihtimalin varligini da dikkate aliyorum, zira Turkiye AIHM’de adil yargilama hakkini en sik ihlal eden ulkeler arasinda acik ara birinci sirada!

      Cevapla

      • drunkenknight Says:

        sanırım siz cavabını verdiğinizi sandığınız yorumu dikkatli okumadınız sayın fmerakli ?

        Cevapla

        • fmerakli Says:

          Oyle diyelim oyle olsun, boylece bir hakaret icin soylenmis bir ifadeyi balyoz ile soylediklerime transfer etme yonundeki cabaniz da bir son bulsun. Ne siz, ne ben ne de okuyanlarin boyle sacma sapan bir sey icin daha fazla zamanini almayalim, ben kendimi ifade edebilecegim en acik sekilde ettim, fazlasi elimden gelmiyor.

          Cevapla

      • drunkenknight Says:

        Fmerakli;

        Türkiyedeki hukuk sisteminin açıklarının çok iyi analiz edildiği ve ‘Sözde Balyoz Darbe Planı’ iddialarının bu açıklıklar üzerine inşa edildiğini düşünüyorum…

        Cevapla

        • drunkenknight Says:

          Balyoz davasının 163 sanığı hakkındaki tahliye talebinin rededdilmemesine şerh koyan hakim Şeref Akçay ve diğer iki hakimin ifadelerini okursanısız ne demek istediğimi anlarsınız…

          Cevapla

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: