Mahkeme heyeti Balyoz’un gerekçeli kararını yazarken…

17 Ekim 2012

GENEL

Not: Aşağıda aktarılanlar hayal ürünüdür ve gerçek hayattaki kişi ve olaylar ile benzerlikler tamamen tesadüf eseridir.

Balyoz davasının gerekçeli kararını hazırlayan mahkeme heyetinin toplantılarını gizlice kayda almayı başardık ve burada yayımlıyoruz.

***

Mahkeme başkanı: Arkadaşlar, biliyorsunuz şimdi en zor aşamaya geldik, verdiğimiz kararlara bir gerekçe bulmamız gerekiyor.

Üye 1: Başkanım, ama hani savcı arkadaşlar bu işi de halledecekti?

Başkan: Öyle olacaktı ama yapamayacaklarmış. Biliyorsunuz, onlar da bize gönderdiklerini emniyetteki arkadaşlardan alıyorlardı…

Üye 1: Eeee…

Başkan: Emniyetteki arkadaşlar Hakan Fidan olayından dolayı sürülmüşler, şimdi Anadolu’da bir yerde trafik polisliği yapıyorlar sanıyorum.

Üye 2: İş başa kaldı demek. Yani gerekçeyi tamamen bizim uydurmamız gerekecek.

Başkan: Ama arkadaşlar, siz merak etmeyin.  Ben bir ön çalışma yaptım. Şimdi, Zaman ve Taraf gazetelerini topladım, oradaki yazılardan nasıl gerekçe üretebiliriz diye düşündüm.

Üye 1: Harika fikir!

Başkan: Mesela, mesela… Zaman’da Etyen Mahçupyan diye bir köşe yazarı var, Balyoz konusunda bakın ne yazmış. Çetin Doğan’ın kızı ve damadının yurt dışındaki propagandasına inanmayın demiş. Bu sahtecilik iddiaları filan hiç doğru değil.

Üye 1: İşte tam da bize lazım olan gerekçe. Niye doğru değil yazıyor?

Başkan: Çünkü, diyor, Mahçupyan, askerlerin bu tip planları devamlı güncellediğini biliyoruz. Besbelli Balyoz planları da sonradan güncellenmiş.

Üye 2: Yani, 2003’te olmayan kurum isimleri, Microsoft 2007 fontları filan sonradan yaptıkları güncellemeyle bu belgelere girmiş, öyle mi?

Başkan: Aynen.

Üye 1: Tamam, o zaman. Biz de güncelleme oldu deriz, çıkarız işin içinden.  Keyfim yerine geldi valla. [Dışarı seslenerek] Çaycı, getir bize şöyle birer demli çay…

Çaycı: Saygıdeğer mahkeme heyeti, ağabeylerim, kusuruma bakmayın, çay ısmarlarsınız diye dışarıda bekliyordum, istemeden kulak misafiri oldum.

Başkan: Mühim değil, sen getir bize çayları.

Çaycı: Yani, şey diyecektim, sayın başkanım. Senin ne haddine diyeceksiniz ama…

Üye 2: Çıkar bakalım baklayı ağzından, ne söyleyeceksen söyle.

Çaycı: Yani bu güncelleme hikayesi benim pek aklıma yatmadı da…

Başkan: Yahu sen kim oluyorsun da bizim gerekçemize laf yetiştiriyorsun.

Üye 1: Başkanım, bırakın konuşsun. Bunun sonrası da var, Yargıtay vs.  Yanlışımız varsa şimdi çıksın ortaya daha iyi. Dinleyelim bir söyleyeceklerini.

Çaycı:  Şey yani, simdi bu CD’ler var ya…

Başkan: Evet…

Çaycı: Tek defada yazılmış ve sonradan ekleme-çıkarma yapılmamış, doğru değil mi?

Üye 1: He…

Çaycı: Üzerlerindeki tarih 2003, di mi?

Başkan: Ya, öyle.

Çaycı: İçindeki belgelerin de son kayıt tarihleri 2003 gibi görünüyor di mi?

Başkan: Öyle, öyle…

Çaycı: Bu belgeleri hazırlayanlar da 2003’de görevdeki subaylar gibi görünüyor, di mi?

Üye 2: Doğru, belgelerin üstverilerinde görünen isimler ve belgelerin altındaki isimler hep o dönem görevdeki subaylar.

Çaycı: Saygıdeğer ağabeylerim, elbette siz daha iyi bilirsiniz. Ama besbelli bu CD’leri 2009 ya da sonrasında üretenler bilgisayarlarının tarihlerini geriye çekmişler, belgelerin altına kendi adlarını yazacaklarına 2003’teki subayların adlarını bırakmışlar. Bu nasıl güncelleme yani?

Başkan: Hmmm. Peki.

Çaycı: Hani bir de güncelleme diyecekseniz, elinizde güncelleme örneği var mı, yani mesela bu hastanelerin isimleri, şu subayların rütbeleri bu belgede toptan yenilendi gibi…

Başkan: Valla, savcılar bize böyle bir bilgi yollamadılar.

Üye 1: Ben de böyle genel bir güncelleme örneği görmüş değilim.

Üye 2: Şimdi hatırladım. Üstelik savcı son mütalaasında bu belgelerin ve CD’lerin son kez 2003’te hazırlandığını, ekleme-çıkarma olmadığını tekrar vurguladı.  Savcı bile güncelleme var dememiş…

Üye 1: Tüh! Tam da işimiz bitmiş sanmıştım. Anlaşılan bu güncelleme savı bizim işimize pek yaramayacak.

Başkan: Peki. Moralinizi bozmayın arkadaşlar. Bakın önümde daha bir sürü Zaman ve Taraf gazetesi kupürü var.  Bir şey buluruz elbet.

 Üye 2: Ha bi gayret başkan, bul sen bize bir gerekçe.

Başkan: Bakın mesela, Alper Görmüş’ün bir yazısı.

 [Arka planda kıs kıs gülme sesleri…]

Başkan: Ya çaycı, sen hala burada mısın? Ne gülüyorsun öyle kıs kıs?

Çaycı: Kusuruma bakmayın saygıdeğer başkanım, kendimi tutamadım.  Alper Görmüş dediniz değil mi?

[Eliyle ağzını kapatır, gülme krizini bastırmaya çalışır.]

Üye 1: Sen boş ver onu başkanım, söyle ne yazmış Alper Görmüş?

Başkan: Diyor ki Görmüş, evet, bu zaman çelişkileri pek güncelleme ürününe benzemiyor.

Üye 2: Hah, biz de bu sonuca varmak zorunda kaldık, mecburen yani…

Başkan: Ama, diyor ki Görmüş, bir izah tarzı daha var…

Üye 1: Yaşa sen Alper Görmüş! Neymiş bu?

Başkan: Bu tutarsızlıkları ve çelişkileri sanıkların kendileri yapmış olabilir.

 [Sessizlik]

Başkan: Yani, diyor Görmüş, ola ki yakalandıkları takdirde bu tutarsızlıkları öne sürüp, belgelerin sahte olduğu savunmasını yapabilmek için…

 [Gene kıs kıs gülme sesleri.]Başkan

Başkan: Çaycı, döndün mü sen gene? Bırak küstahlık etmeyi. Suç duyurusunda bulunuruz ha…

Çaycı: Estağfurullah saygıdeğer başkanım, yüksek müsaadenize sığınarak bir şey söyleyebilir miyim?

Başkan: Bırak simdi oraya buraya sığınmayı da, söyle ne diyeceksen, sonra da çayları bırakıp git.

Çaycı: Yani darbeciler bu hataları kasten yapmışlar, yakalanırlarsa savunmalarında kullanmak için öyle mi?

Üye 2: Evet, Alper Görmüş öyle diyor. Model geliştirmiş.

Çaycı: Yani bu darbeciler süper zekiymiş, öyle mi? Bir de CD’lerin üzerine kendi yazılarını da makina ile taklit etmişler.

Üye 1: Besbelli. Böyle şeytanca bir hileyi kim düşünebilirdi?

Çaycı: Fakat bu süper zeki darbeciler kolayca yakalanabilsinler diye isimlerini, sicil numaralarını her şeylerini bu belgelerin üstünde bırakmışlar, kendilerini gizlemek için en ufak bir girişimde bulunmamışlar, öyle mi? Bir de CD’nin üzerine makina ile birebir kendi el yazılarını taklit etmişler…

Üye 1: Hmmm, evet, öyle görünüyor.

 [Çaycı gülerek odadan çıkar.]

Başkan: Arkadaşlar, çaycımız haklı galiba. Gerekçemiz mantık sınırlarını fazla zorlarsa sonra herkes bizle dalga geçer.

Üye 1: Buna kesinlikle müsaade etmemeliyiz.

Üye 2: Katılıyorum. Gerekçemiz en az şimdiye kadar verdiğimiz kararlar kadar inandırıcı olmalı, daha az değil.

Başkan: O halde başka savlar düşünmemiz lazım.

Üye 1:  Başkanım, su Zaman gazetesinde yazan bir Hollandalı var, neydi adı?

Başkan: Joost Lagendjik. Bak ben de tam onun yazısına getirecektim lafı.

Üye 2: Mutlaka bize yol gösterici bir yazı yazmıştır.  Ne diyor?

Üye 1: Valla, anladığım kadarıyla Balyoz CD’lerinin sahte olmasına pek kafanızı takmayın diyor.

Başkan: Peki… diyecektim ama… Allah allah. Nasıl olur yani? Davaya adını veren belge, tüm operasyonel planlar, suç içeren tüm belgeler bu CD’lerin içinde.

Üye 1: Bunlar sahteyse temyiz surecinde ortaya çıkar, savcılar ve yargıçlar hata yapmışsa cezalarını alırlar diyor.

Üye 2: Yok artık, biz ceza alacakmışız. Davayı savunmak için bizi feda etmeye hazır yani. Başkanım bir suç duyurusu yapalım hemen. Belli ki bizi tehdit ediyor.

Üye 1: Sen onu bırak da… Ben adamın mantığını hala anlamış değilim.  Balyoz CD’lerinin gerçek olduğunu savunamadığımız anda dava kendiliğinden düşer.  Yanılıyorum muyum, başkan?

Başkan: Haklısın. Biz bu sanıklara niye ceza verdik? Bir darbe planı hazırladıkları için.  Hangi darbe planını?  Balyoz CD’lerindeki belgelerde geçen Balyoz darbe planını. CD’ler dışında başka yerde Balyoz malyoz yok ki. Bu belgelerin gerçekliği üzerine şüphe varsa, verdiğimiz hükmün dayanağı da ortadan kalkar.

Başkan:  Ama bakin ne diyor Joost Lagendjik. Önemli olan, diyor, bu belgelerin gerçekliğinden bağımsız olarak bir darbe hazırlığının varlığı.  Çetin Dogan ve arkadaşları bir darbe hazırlığı içindeydi ve bu yüzden cezalandırılmaları gerekiyor.

Üye 1:  Güzel demiş.  Peki bunu nasıl gerekçelendireceğiz? Çetin Doğan’ın ve arkadaşlarının bir darbe hazırlığında olduğunu nasıl delillendireceğiz yani?

Başkan: Valla, bu konuda Lagendjik pek açık değil.  Ama Hilmi Özkök’ten bahsediyor.

Üye 2: Nasıl yani?

Başkan: Hani Hilmi Özkök, 1. Ordu seminerinde ‘amacın dışına çıkıldı’ demiş ya?  Bizim hükmün sonrasında da sağ olsun, ‘adil yargılama olmadı diyememem’ dedi hani, hatırladınız mı?

Üye 1: Yani, darbe girişimini Özkök’ün tanıklığına dayandıralım diyor, öyle mi?

 [Çay bardaklarını toplamak için çaycı odaya tekrar girmiştir.]

Çaycı: Hilmi Özkök, hmmmm.

Başkan: Sen geri mi geldin çaycı, ne mırıldanıyorsun bakalım?

Çaycı: Şey yani, gene istemeden kulak misafiri oldum da. Hilmi Özkök’ün adını duyunca aklıma bir şeyler geldi.

Üye 1: Neymiş o?

Çaycı:  Hani savunma ısrarla Hilmi Özkök’ün tanık olmasını istemişti, siz de reddetmiştiniz. Onu hatırladım.

Üye 2: Gene bilmece gibi konuşuyor bu adam.

Üye 1: Yok, anladım demek istediğini.  Diyor ki, mahkemede dinlemediğimiz ve savunmaya soru sorma fırsatı tanımadığınız bir kişinin tanıklığına dayanarak 300 küsür kişiyi suçlu bulmamız biraz garip kacabilir demek istiyor.

Başkan: Hmmm, doğru. Latince ne deniyordu? Hayal meyal hatırlıyorum… Galiba şöyle bir hukuk ilkesi öğrenmiştik fakültede: Bir suçlama karşısında kalan kişi, ona suçlamayı yapanla yüzleşme ve onu sorgulama hakkına sahiptir. Emin değilim yine de, kitabı açıp bir bakmak lazım. Neyse duruşmalar bitti, bir ara bakarım artık.

Üye 1: Yani birisi “sen şu adamı öldürdün” diye görgü tanıklığı yaparsa, sanık bu tanığı mahkemede sorgulayabilmelidir.

Başkan: Peki. Peki, biz bunu yapmadık. Savcıların darbeyi önlediğini iddia ettikleri Aytaç Yalman’ın da tanık olmasını kabul etmedik.

Üye 1: Etmedik tabii, başkanım. Bu konuda bize savcının tembihini hatırlıyorsun.

Üye 2: Yahu, bu Özkök zaten bir kaç kere Balyoz diye bir plandan haberim olmadı demedi mi?

Üye 1: Doğru, doğru. Özkök’ten de bize pek hayır yok galiba.

Çaycı:  Seminerle ilgili bir husus daha var tabi…

Başkan: Bak sen hala konuşuyorsun.

Çaycı: Valla son sözüm bu başkanım. Biliyorsunuz, savcılar seminere doğrudan suç atfetmediler.

Üye 1: Nasıl yani, ses kayıtları ortada.

Çaycı: Evet ama, TRT spikeri iddianameyi okurken bir ara dalıp kaçırdınız galiba… İddianameye göre seminerde islenen suç su: Balyoz darbe planını üstü kapalı bir şekilde müzakere etmek.

Başkan: Çaycı arkadaş sunu demeye getiriyor. Eğer CD’lerdeki Balyoz darbe planı sahteyse ve sonradan üretilmişse, seminerde olmayan bir plan müzakere edilmiş olamaz. Yani savcının seminerde bir suç islendiği iddiası da çöpe gidiyor.

Çaycı: Hah, ağzınıza sağlık, başkanım.  Neyse, benden artık eyvallah. Sizlere kolay gelsin.

Üye 2: Dosyada belgelerin sahte olduğuna dair tonla rapor var. Seminer konusunda ne Yalman’ın ne de Özkök’ün tanıklığını kabul ettik. Savcılar seminere doğrudan suç atfetmemiş. Özkök, Balyoz diye bir plandan haberim yok demiş. Zaten ceza verdiğimiz 300’e yakın kişinin seminerle alakası da yok. Dosyada gerekçelendirebilecek suç ne kaldı?

Üye 1: Bir de kararı yazarken aceleyle üç sanık kadını da babalık sıfatından men etmişiz, ona ayrıca bir gerekçe gerekecek.

Başkan: Arkadaşlar, rica ederim, moralinizi bozmayın.  Şimdiye kadar çok zor şartlar altında beraberce mücadele vermedik mi? Tüm olgu/bulgulara rağmen gereken kararların altına imza atmadık mı?

Üye 1: Evet, başkanım, aynen öyle yaptık.

Başkan: Peki. O halde azimle ayni yolda devam edeceğiz.

Üye 2: Nasıl yani?

Başkan: Biz mahkeme değil miyiz? Takdir hakkımız yok mu?

Üye 1: Elbette!

Başkan: Karşımızdaki sanık, ben bu belgeyi hiçbir zaman görmedim, ne üstünde parmak izim ne altında imzam var dediği zaman, ne yaptık?  Bize yurtdışında olduğunu gösteren belgeler verdiği zaman ne dedik? Belgelerin düzmece olduğu ortaya çıktıkça biz nasıl kararlar yazdık?

Üye 1 ve 2 bir ağızdan: Dedik ki, “her ne kadar sanıklar bu belgelerle ilgileri olmadığını belirtmiş ve bu yönde beyanatlarda bulunmuşsa da, dosyadaki deliller kül olarak ele alındığında sanıkların atılı suçu islediklerine dair kuvvetli şüphe ….”

Üye 1: Şimdi bir tek “kuvvetli şüphe” kısmını çıkaracağız, “işlemişlerdir” diyeceğiz.

Başkan: Evet aynen. Çağırın yazıcıyı. Yaz kızım:  “Her ne kadar…”

Abone ol

Subscribe to our RSS feed and social profiles to receive updates.

14 Yorum “Mahkeme heyeti Balyoz’un gerekçeli kararını yazarken…”

  1. ftimur Says:

    Mahkeme heyeti gerekçe uydurmak yerine “Bize verilen kutsi görevler ve emirler gereğince” diye başlayarak topu kendilerine bu kararları aldıranlara atmalı ve doğruyu söylemelidir.

    Cevapla

    • guguk_hukuğuna_son Says:

      bence hayal gücünüzü bu şekilde harcamayın. Çünkü sizde o hayal gücü yok. Onlarla başa çıkamazsınız, baksanıza adamlar Oskar ödülü kazanacak kadar detaylı senaryo yazmışlar, tamam arada saçmalıklar var ama o kadar filmlerde de olur. Sonra mahkeme heyeti niye gerekçe bulmak için kafa yorsun ki? Onların iplerini elinde tutup kumada edenler gerekçeli kararı da yazıp ellerine verirler. Kuklaların ilerisini düşünmek yaptıkları hareketleri izah etmek için gayret ettiği nerede görülmüş.

      Cevapla

  2. Faris Sarıkaya Says:

    Sayın Arkadaşlar: Yazınızı okudum, sizi anlıyorum, sizin durumunuzda ben de olsam bu tür fevri hareket ederdim. Bu yazınız sizin davanıza hizmet edecek bir yazı olarak görmedim. Bu tür yazılar daha çok kızgınlık ile yazılan bir tür yazı. Davadaki çalişkileri ortaya koymanız en tabi hakkınız. Fakat bu uslupla yazılan bir yazı sizin haklı davanıza hizmet etmeyeceği gibi sizlerin saygınlığına ve inanırlığınıza gölge düşürecek bir yazı. olduğu kanatindeyim. Eleştirileriniz olacaktır eleştirilerinize saygı duyarız.. Her hafta veya her gün bir çelişkiyi açık net, çarpıcı olarak ortaya koymanızı beklerim. Cumartesi günleri beşiktaş’ta yatığınız toplantılar medyada yer bulmadı, nedeni daha önceki cumartesi annnelerinin yaptıklarının arasında önemli fark yaratamadığınız düşüncesindeyim. NOT: Düşüncem hiç bir zaman sizleri tankit etmek değil, Bu hususu bilmenizi isterim. saygılarımla faris Sarıkaya

    Cevapla

  3. T.Ö.Ç.GÜVEN Says:

    Sahte belgeler üretip suçsuz insanlara iftira atanlar,bu iftiraları bile bile iddianameler hazırlayanlar,iftiralar üzerinden ceza verenler ve bu iftiraları birileri veya cemaatleri istiyor diye destekleyenlerin hepsinin ALLAH hem bu dünyada hemde ahirette belalarını versin,gün yüzü görmesinler,rahat uyumasınlar,sürekli azap çeksinler…

    Cevapla

  4. ihtimal Says:

    Bu komutanlarin kim oldugunu bilen goren ve duyan bir suru insan var ortalikta. Keske Erbakan hayatta olsa idi de onun agzindan duyabilseydik bunlari!!!!
    Ya Tansu Ciller! Bu kadar mi korkuyorlar, baslarina gelen bu talihsizlikleri anlatmaya. Cetin Dogan gibiler bu ulkenin basina birer talihsizlikti ve en sonnunda onlardan kurtulacagiz!!!!

    19 Ekim 2012 Zaman gazetstinden alinti…

    28 Şubat döneminin Refah Partisi milletvekili Hasan Hüseyin Ceylan: Askerler Erbakan’ı dövmeye kalktı, korumalar kurtardı.

    http://zaman.com.tr/politika/28-subat-doneminin-refah-partisi-milletvekili-hasan-huseyin-ceylan-askerler-erbakani-dovmeye-kalkti-korumalar-kurtardi/2004877.html

    Cevapla

  5. ihtimal Says:

    Hsan Huseyin ceylan dan baska inciler. Bakalim bu sozlerin muhatablari ne cevap verecekler, merakli bekliyoruz. Yoksa bazilari balyozdan, ergenekon ve daha nicelerinden icerde olmasinlar!!!!

    Cevapla

  6. Kemal Says:

    Bütün davayı harika bir şekilde anlatmışsınız.

    Cevapla

  7. trekking Says:

    Ben Çaycı ‘nın yerine olsam ilk önce şu iki soruyu sorardım Mahkeme Heyetine,

    - Bu 5.000 sayfalık belge dediğiniz A4 kağıt parçalarında ıslak imza varmı?

    - Bu Belge dediğiniz şeylerin 1. ordu ‘nun veya herhangi bir ordu yada karargahın bilgisayarlarında veya serverlarında hazırlandığının kanıtları var mı?

    Hiç güncelleme ye, bilerek yanlış yapıyorlardı demeye gerek kalmadan Normal bir ülkede daha başlangıçta bu dava düşerdi. Hatta Mahkeme açılmazdı bile. Pardon açılırdı ama, kim 5.000 sayfa sahte belge hazırlayıp bununla ne murat eder diye belgeyi hazırlayanların peşine düşerdi. İlk sanık da Bavulcu Mehmet Baransu olurdu. Bakalım o zaman, ” Kim olduğunu sormadım. Savcı da haber kaynağımı sormadı. Ordudan atılmış olduğunu söyledi. Belkide yalan söyledi.” zırvalarının altındaki gerçekleri öğrenirdik.

    Cevapla

  8. zipkin Says:

    Saniyorum bu blogcular burada o tercuman/boksin denen kisi ile kufurlesmeye basladigim icin beni sansurlediler. Olsun hak veriyorum tamam. Ama biz bu mucadeleye her yerde devam edecegiz sizler icinde milletimiz icinde. Bunu soylemek istedim umarim yayinlarsiniz.

    Cevapla

  9. demokrat Says:

    Blog sahipleri,yazan yazmayan,büyük küçük herkese mutlu ve huzurlu bayramlar…

    Cevapla

    • demokrat Says:

      Alper Görmüş;

      ” Balyoz davasında 18 yıl hüküm giyen Emekli Tümgeneral Ahmet Yavuz’un oğlu ve avukatıMehmet Selim Yavuz’la “Balyoz” dizisi sürerken birkaç kez telefonla konuştuk. O konuşmaların birinde, eğer isterse, dizinin bitiminde köşemi bir günlüğüne onun yazacağı bir yazıya ayırabileceğimi söyledim. Aşağıda okuyacağınız yazı, işte o yazı…

      ***

      Öncelikle Alper Görmüş’e yazılarını kendi köşesinde eleştirebilme imkânını bana tanıdığı için teşekkür ediyorum.

      Geçen hafta bir hanımefendiyle tanıştım. Babası 27 Mayıs’ta ömürboyu hapse mahkûm edilip 4,5 sene yatmış olan bir DP vekiliymiş. Bize yapılanın haksızlık olduğunu söyleyerek şunu ekledi: “Ben 50 senedir bunu çekiyorum, maalesef siz de hayatınızın sonuna kadar çekeceksiniz.” Bu şok edici beyan beni çok etkiledi. Henüz 34 yaşındayım ve hayatımın sonuna kadar bu haksızlığın beni kovalayacağı gerçeği yüzüme çarpıldı. Hem de benim ve babamın zerre günahımız olmamasına rağmen. İşte Türkiye’nin mağdur yaratma konusundaki becerisi.

      Benim babam suçsuz yere yatıyor. Bunu sadece davayı takip ettiğim, davadaki hukuksuzlukları bildiğim için söylemiyorum. Ben bu 364 tane adamla üç yıldır gece gündüz beraberim. Yüzlerce kez kendi aralarında konuşmalarına şahit oldum. Tüm objektifliğimle dinledim. Kulağımı kabartıp bir açık aradım. Hepsi üç yıldır aynı şeyi söylüyor: “Balyoz bir yalandır ve biz bunun kurbanları seçildik.” Çoğu birbirini tanımayan 364 kişiye üç yıl boyunca aynı yalanı isteseniz de söyletemezsiniz. Beceremezsiniz.

      Bugünkü askerler Türkiye’nin yeni zencileridir. Askerî vesayetin kaldırılması için (amaç doğru) aleyhlerine komplolar kurulmuş, sahte belgelerle tutuklanmış, düzmece davalarla kovuşturulmuş ve 18 yıl gibi cezalara mahkûm edilmişlerdir (yol kirli ve yanlış). Askerî vesayetin kaldırılması uğruna adaletin bu şekilde ayaklar altına alınması hepimizin ortak olduğu bir suçtur. Çünkü o düzmece davaların kararlarının tepesinde “Türk Milleti adına” yazar. Yani hepimiz verdik o kararları. Hiçbirimizin sorumluluktan kaçma gibi bir lüksü yok.

      Taraf yazarlarının adaletin bu şekilde ayaklar altına alınmasında büyük payları olduğunu söylemeye gerek yok. Şüphesiz yıllarını sol görüşe vermiş demokrat gazeteciler olarak nasıl olup da adaletsizlikle suçlanabildiklerini anlamayacaklardır. Aynen demokratlık konusunda hepsini cebinden çıkaracağını düşündüğüm babamın şimdi darbecilikle suçlanmasını anlamaması gibi. Neyse, dünyada haksızlık yapılan ne ilk insan biziz, ne de son insan olacağız. Bu da bizim tesellimiz oluversin.

      Şimdi Alper Görmüş’e gelelim:

      Evvela suç içeren belgelerin imzalanmamasının TSK’da teamül olduğu şeklindeki iddia pek tutarlı gözükmüyor. Eğer böyle bir teamül olsaydı 12 Eylül’ün planı olan Bayrak Harekât planında da imza olmazdı.

      Ayrıca A. Görmüş’ün kurguladığı “model”e göre belgelerin imzasız olması ve zaman çelişkileri içermesi askerlerin bilerek yaptığı bir gizlemeyse, o zaman neden plan semineri ses kaydına alınmış? Bu gizleme yapıldığı şeklindeki iddiayı çürütmez mi?

      Her tarafı şüphe dolu bu davada matematik bir kesinlikle ispatlanabilen ilk gerçek şu: Meşhur 11 no’lu CD (i) tek oturumda yazıldığına ve içine bir şey ilave edilmediğine (bunu TÜBİTAK raporu söylüyor): (ii) içinde 2009 senesinde kurulmuş bir şirketin ismi geçtiğine göre en erken 2009’da üretilmiş olabilir. Tüm “model”lerde akıl yürütme bu gerçekle başlamak zorunda! Görmüş de bunu yadsıyamaz. O halde 2009’da bu CD’yi kim üretti? Bu niye şimdiye kadar araştırılmadı? Gerçekten gerçekleri arayan gazetecilerin bu soruları sorması gerekmez mi?

      A. Görmüş’ün meşhur güncelleme teorisi ise hâlâ şu gibi soruları cevaplayamıyor: Bir belge güncellenmişse niye üstveri bilgilerinde bunu gösteren dijital izler yok? Bir belge güncellenmişse niye o belgedeki eski veriler oldukları gibi kalmış? 2009’da artık olmayan dernek, vakıf, öğrenci, vs. niye hâlâ güya güncellenen belgede? Niye asıl güncellenmesi gereken görevlendirme listeleri 2003’teki subayları gösteriyor? Niye artık lağvedilmiş olan 15. K.Ordu gibi birlikler listelerde duruyor? Niye belgenin son kaydedeni o tarihte görevli subay olarak gözüküyor? Sorular çoğaltılabilir. Her şeyin ötesinde bu soyut güncelleme teorisinin ispatı nerde? İspat olmadan mı insanlara 18 yıl ceza vereceğiz?

      11 no’lu CD’nin aynısı olan 1 no’lu CD’nin Gölcük’ten çıkmasına gelelim. Öncelikle orta boy bir ilçe büyüklüğünde olan Gölcük Donanması’nın herhangi bir binasının herhangi bir odasının herhangi bir çekmecesinden kötü niyetli kişilerce rahatlıkla bir CD çıkartılabileceği şeklindeki “model”in gayet olası olduğunu kabul etmeliyiz. Ayrıca üretilen yanlış imajın aksi olan hakikat, Gölcük’teki aramanın yapıldığı yerin son derece korunaksız olduğudur. Benim burada asıl kafama takılan husus ise dijitallerin içeriklerinin es geçilerek nerede bulunduğundan hareket edilmesi. Dikkat edilirse Scorsese’ye taş çıkaracak “model”lerle (son yazıdaki gerçekten akla ziyandır) açıklanmaya çabalanan aynı tarih, zaman çelişkilerinin yarattığı şüphe Gölcük dijitallerinde de fazlasıyla mevcut.

      TSK’nın komuta kademesinde 2003-2004 yıllarında AKP iktidarı üzerinden dönen bir çekişme olduğu bugün genelgeçer olarak kabul ediliyor. A. Görmüş’ün Balyoz’un dijital olmayan delilleri diye lanse etmeye çalıştığı şeyler ise bu çekişmeye işaret etmekten öteye gidemiyor. Görmüş bunların Ç. Doğan ile ilgili olanlarının Balyoz’un delili olduğu yanılgısına düşmüş durumda. Yazdıklarını tekrar okursa bunların komuta kademesinin kendi arasındaki şahsi münasebetlerden ibaret olduğunu ve 325 kişiye ceza verilen Balyoz davasının ispatı olamayacağını görecektir.

      Bunlar arasında Balyoz davası ile ilgili sayılabilecek tek şey Balbay’ın günlüğündeki MİT Müsteşarı Şenkal Atasagun’un (Balbay bunu reddetmektedir ve Atasagun da mahkemece dinlenmemiştir) “1. Ordu ihtilale hazır” şeklindeki beyanıdır. Fakat her ne hikmetse aynı MİT 02.04.2010 tarihli resmî yazısı ile Balyoz diye bir şeyden habersiz olduğunu mahkemeye bildirmiştir.

      Aytaç Yalman’ın bir darbe önleyip önlemediği veya hangi darbeyi önlediği konusu hepimiz için bir muammadır çünkü anlaşılamaz bir şekilde tanıklığına başvurulmadı. Ayrıca şimdi Balyoz’u önledi diye lanse edilen A. Yalman’ın 28.04.2011 tarihli Hürriyet gazetesine verdiği beyanda “Dava konusu ile ilgili bilgi ve belgeye sahip olmadığımı özellikle belirtmek isterim. Adaletin tecelli edeceğine olan inancımı belirtirken, suçsuz olduklarına inandığım arkadaşlarımın özgürlüklerine kavuşacağına bütün kalbimle inanıyorum” demesi de ilginçtir.

      Görmüş, son yazısında Ö. Örnek’in Balyoz’dan haksız yere hüküm giymiş olabileceğini söylemiştir. Bunu, çok detaylı günlüklerde Balyoz’a dair somut bir şey olmamasının Balyoz’u yanlışladığı gerçeği karşısında söylediğini değerlendiriyorum.

      Son olarak A. Görmüş’ün dijitallerdeki çelişkileri açıklayabilmek için çeşitli modeller öngörmesinden bahsedeceğim. Haklıdır. Söylediklerinin hepsi teoride mümkün olan varsayımlardır. Fakat işin bir de adalet boyutunu unutmamalıyız. Biz, 21. yy’da “böyle de olmuş olabilir” şeklinde varsayımlarla insanlara (evet bu askerler nefes alıp veren insanlar) 18 yıl ceza mı vereceğiz! Kimsenin (hele çorbada bolca tuzu olanların) ben bunu bilmem mahkeme bilir demeye hakkı yoktur. Yanlışa yanlış demek kendini demokrat sayanların boynunun borcudur.

      Dolayısıyla ben muhtemelen kendilerine adil ve demokrat diyen Taraf yazarlarından şunu beklerdim: Tabii ki ellerine gelen belgeyi haber yapacaklar. Buna bir itirazım yok. Ama bu belgenin sahte olduğuna dair savunmaları da aynı objektiflikle haber yapmalıydılar! “Ey Mahkeme; Niye A. Yalman’ı, H. Özkök’ü dinlemiyorsun; niye dijitallerdeki şüpheleri bilirkişi ile gidermiyorsun” diye de haber yapmalıydılar. Eğer bunları yapsalardı kendilerine söyleyecek tek bir sözümüz olamazdı ama onlar fanatizmi seçtiler ve maalesef suçsuz insanların yıllarca hapis yatmasına vesile oldular. Galiba ömürlerinin sonuna kadar onları kovalayacak şey de bu.

      Son olarak birilerinin çıkıp delikanlıca “siz Balyoz’dan değil askerî vesayet kalkacak diye yatıyorsunuz” demesini bekliyorum. Eğer öyleyse sorun yok. Babama 18 yıl verdiniz bana da bir 18 verebilirsiniz. Seve seve yatarız.

      Tekrar Alper Görmüş’e teşekkür ediyorum.”

      http://www.duzceyerelhaber.com/kose-yazi.asp?id=11361&alper_gormus-%91balyoz%92_avukati_davayi_ve_babasini_anlatiyor

      Cevapla

  10. Ismail Ozyurt Says:

    ben bu mahkemenin tum cumhuriyet kazanimlariyla dalga gecmek alay etmek ve itibarsizlastirmak icin duzmece bir tiyatro olduguna ismim kadar eminim, ulkenin serefiyle oynayan ve bilerek bu sucu isleyen vatan hainlerinin birgun gercek yargi onune cikarilacagina eminim.

    Cevapla

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.

Diğer 349 takipçiye katılın

%d blogcu bunu beğendi: